Azimet;kesin
karar ve niyet.
Fıkıh
terimi olarak;Kulların özürleri göz önüne alınmaksızın üzerlerine önceden farz
kılınan fiil”[1]lere verilen addır.
Yani
asıl ve genel olan bir hüküm olup umumu ilgilendiren,her mükellefin uymak
zorunda kaldığı esastır.[2]
Zira
Allah-ın hükmü asıldır.
Âyette:”
Rabbinin sözü,doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini
değiştirecek kimse yoktur. O işitendir,bilendir.”[3]
Azimet
ve ruhsat konusunda İmam-ı Şa’rani:”Dine muhatab olan insanlar bedenen ve
îmânen ya güçlü veya zayıftırlar. Din,güçlü olanlara azimet,zayıf olanlara ise
ruhsatla hükmeder. Mesela,ezanın abdestli okunmasıyla ilgili rivayet,azimeti,abdestsiz
okunabileceği şeklindeki rivayet ise ruhsatı bildirir.”
“Allah’u
Taala azimetlerini yapanı sevdiği gibi,ruhsatlarını işleyeni de sever.”[4]
Takva
ve üstünlük azimettedir.
Nitekim
hak ve hakikatı söylemek her zaman için geçerli olan bir azimettir. Ancak
tehlike gibi bir duruma maruz kalınması halinde susmak ise;ruhsattır.[5]
Hadiste
belirtildiği üzere müşrikler tarafından ölümle tehdit edilen iki kişiden
birisinin dıştan kabul edip affedilmesine karşı,öbürünün ise reddetmesi üzerine
öldürülmesinden dolayı Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:” O,şehitlerin en üstünü
ve cennet de benim arkadaşımdır.”[6]
Bu
mazhariyete azimeti tercih neticesinde ulaşmıştır.
Azimet
takvadır,Ruhsat ise fetvadır.
Fetva;devamlı
takvayı törpülemektedir.
Fetva;”Hz.
Ömer-in Medine-de yedi hukukçuyu bir araya getirerek kurmuş olduğu heyet Medine
kadısı dahil herkesin serbestçe başvurarak hukuki problemlerini hallettikleri
bir merci idi.”[7]
Bir
şeyi en iyi yapmayı değil de,çıkış ve yapmama,bazen bu yapamama gibi bir
eksiklikten dolayı çıkış kapısı aramadır.
Netice
de fetva;eksiklerin ve eksikliklerin başlangıcıdır.
İstenilen
dışında bir tali yol,bazen bir çıkış,bazen de bir kaçış yolu açmak ve açmaya
çalışmaktır.
Gedikler
gediklere sebeb olur ve onları büyütür. Böylece fetvalar ve ruhsatlarla
uğraşmaktan takvalara vakit kalmaz. Yanlışları düzeltmekten,doğrular doğru
olarak yaşanmaz.
Takva
da ise;”Menhiyat ve günahlardan içtinab etmek;ve amel-i salih,emir dairesinde
hareket ve hayrat kazanmaktır.”[8]
Böylece
takvada;istenilen bir günaha keffâret ve tevbe gibi bir çıkış yolu aramak
değil,o günahı işlememek esas alınır.
Müsamaha
ve ruhsatlarla değil de azimetle hareket etmek gerektiğini söyleyen Bediüzzaman
Hazretleri şöyle der:” Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umuru
diniye de müsamaha veya teşebbühle medenilere yanaşmayın. Çünki,aramızdaki dere
pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı te’min edemezsiniz. Ya siz de onlara
iltihak edersiniz,veya dalalete düşer boğulursunuz.”[9]
Zira
nefis avukat gibi kendini savunur,nefsine fetva çıkarır.
“
Laubaliler azimetlerle ikaz edilir.”[10]Bediüzzaman
sebebini ise şöyle izah eder:” İslâmiyetin müsellematını tamamen imtisal ettiği
cihetle bihakkın daire-i dahiline girmiş zatta;meylü-t tevsi’,meylüt
tekemmüldür. Lakaydlık ile hariç de sayılan zatta,meylü-t tevsi (Genişletme
meyli ve isteği) meylüt tahribdir. Fırtına ve zelzele zamanında;değil içtihad
kapısını açmak,belki pencerelerini de kapatmak maslahattır. Laubaliler
ruhsatlarla okşanılmaz;azimetlerle,şiddetle ikaz edilir.”[11]
R U H S A T
Ruhsat;Kolaylık,müsaade
anlamınadır.
Usul-ü
fıkıhta;kulların özürlerine binaen kendilerine kolaylık olmak üzere,ikinci
derecede meşru kılınan şey.”[12]
Yapılması
caiz yani müsaade edilip,zorluğu kaldırmayı amaçlar.
Ruhsat
hususidir. Fertlere bakıp,umumu bağlamaz.
Bunun
bir çok sebebleri olup,mesela,zaruret,meşakkat,güçlük,özürlü olmak,tehlike gibi
durumlar bunlardandır.
Âyet-de:”
kim iman ettikten sonra Allah-ı inkar ederse –Kalbi iman ile dolu olduğu halde
(inkara)zorlanan başka- fakat kim kalbini kafirliğe açarsa,Allah-ın gazabı
bunlaradır.;onlar için büyük bir azap vardır.”[13]
“Rivayet
olunduğuna göre Kureyş kafirleri,Ammar ile babası Yâsir ve anası
Sümeyye-yi,zorla dinlerinden döndürmeye kalkıştılar. Onlar bunu kabul
etmeyince,Sümeyye-nin iki ayağını iki deveye bağlayıp ters istikamette
çektirerek parçaladılar. Yâsir-ide şehit ettiler. İslam da ilk şehitler
bunlardır. Ammar ise,onların işkencelerine dayanamıyarak,diliyle onların
istedikleri şekilde inkar etti. Durum Rasulullah-a (S.A.M) bildirilince “ Ammar
başından ayağına kadar imanla doludur. İman onun etine,kanına karışmıştır.”
buyurduktan sonra Ammar’a:”Seni yine zorlarlarsa,istediklerini söyle.”dedi. Bu
durum,zorlama karşısında sadece dille inkar etmenin caiz olduğuna bir
delildir.”[14]
Yâsir
ve Sümeyye-nin durumu azimet,Ammar-ın durumu ise bir ruhsattır.
Mezheblerin
ortaya çıkmasının bir hikmeti de;ruhsatın neticesidir.[15]
“
Evet,hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için,zaruret derecesinde olmak şartıyla
bazı umur-u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı şer’iyye
var;fakat,yalnız bir ihtiyaca binaen helâkete sebebiyet vermeyen bir zarara
göre tercih edilmez,ruhsat yoktur. Halbuki bu asır,o damarı insaniyi o derece
şırınga etmiş ki;küçük bir ihtiyaç ve adi bir zarar-ı dünyevi yüzünden elmas
gibi umur-u diniyeyi terkeder.”[16]
Böylece
anlaşılmaktadır ki;asıl mesele terketme,yapmama veya yapamama gibi bir
tehlikeye karşı en asğari şartta,kişinin o ameli yapmasını sağlamaktır.
Ruhsat;hiç
olmamaya karşı,asğari düzeydir.
Nitekim
aç ve ihtiyaç sahibi bir kimse “zaruret bahanesiyle,dilenciliğe ve hırsızlığa
ve anarşiliğe yol açmasına meydan”[17]ve
ruhsat verilemez.
Ramazanda
yolcu olan birisinin orucu bozması bir ruhsat,tutması ise bir azimettir.
Ancak
savaş durumu böyle değildir. Nitekim “Hz. Peygamber (S. A. M) düşmanlarına
yaklaştıkları vakit sahabeye” Doğrusu düşmanınıza yaklaştınız. Orucu yemek size
daha çok güç katar.”buyurdu.
Bu
bir ruhsattı.
Sonra
bir başka yere konakladılar “Doğrusu siz düşmanınıza hücum etmek üzeresiniz.
Orucu yemek size daha çok güç katar. Orucunuzu yeyin.”buyurdu.
Bu
ise bir azimettir.
Sahabi:”Bu
emir üzerine orucu bozduk.”diyor.[18]
Zira
âyette:” Düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın.”[19]
buyurulmuştur.
Oruçtaki
hasta ve yolcu olan insana daha sonra tutmak üzere gösterilen ruhsat ve müsaade
dinin kolaylığından ve kolaylaştırıcılığından kaynaklanmaktadır.[20]
Gerek
oruçta,gerekse de namazların kasredilmesindeki
hikmet,bunlarda meşakkat bulunmasından,illeti ise seferiliktendir.[21]
İbn-i
Mes’ud-dan rivayette:” Cariyeye cezanın yarısı uygulanır,ama ona ruhsatın
yarısı verilmez.”denilmiştir.[22]
Yas
tutma konusunda:” Koca için yas tutmak bir azimet (Yapılması gereken
vazife,vacib),başkaları için yas tutmak ise bir ruhsattır.(izindir)”[23]
Dar-ı
harpte bazı şeylere müsaade edilmiş iken,-genel olarak faiz gibi-bundan
hareketle orada hırsızlık yapmak veya kendi memleketinde de onları uygulamaya
kalkışmak,o işleri meşru kılmaz.[24]
İzzettin
bin Abdisselam,maslahatları vacib,mendub ve mübah diye üçe ayırır.
Vacibi
de kendi arasında derecelere ayırdıktan sonra;”Bir vacib-de maslahat kuvvetli
olursa,vaciblik derecesi de yüksek ve kuvvetli olur. Mesela;şari’ oruç
keffâretinde köle âzad etmeyi başa almıştır;çünki bundaki menfaat daha
büyüktür. İki ay ard arda oruç tutmayı ikinci dereceye koymuştur;çünkü bu ceza
olma bakımından daha ağır ve daha faydalıdır. Bunlara gücü yetmeyen kimse için
altmış fakiri doyurma keffâretini üçüncü dereceye almıştır;çünkü bu,ramazanda
tutulması gereken bir günlük oruç için yapılacak tevbenin en güzel şekli olup
asıl olarak oruca itibar edilmiş demektir.” ve
“Maslahat
derecesi göz önüne alınarak,bir vacibin başka bir vacib üzerine takdim
edilişine dair şu misalleri”zikreder.
“
Boğulmakta olan insanları kurtarmanın namazlara tercih edildiği sabittir;çünkü
boğulmakta olan masum insanları kurtarmak,Allah katında daha faziletlidir.
Burada önce boğulan kimseyi kurtarmak,sonra da namazı kaza etmek gibi iki
maslahatı birlikte korumakda mümkündür. Namazı vaktinde kılamamış olmanın,bir
müslümanı ölümden kurtarmaya denk olmadığı malumdur.”[25]ve
hakeza.
İkincisi:”
Şâri’ tarafından kulların ıslahı için mendub kılınan maslahatlar.”[26]
Üçüncüsü
ise:” Mübah olan bir şey,ya bir maslahatı celbetmekte,yahutta bir mefsedeti
defetmektedir.”ve
“Mübah
olan şeylerin dayandığı maslahatlar,dünyevi hususlardır ve bir kısmı diğer bir
kısımdan daha büyük ve daha faydalı olabilir. Bunlar için bir ecir yoktur;fakat
bir kimse,yarım hurma yiyerek nefsine dünyevi bir maslahat sağlamak suretiyle
iyilik etmiş olabilir.”
“Vacib
veya mendub olan hususlardaki maslahatlar şahsi değildir.” fakire taalluk eden
zekat ve sadaka gibi...
Maslahat
mu’teber olmalıdır.
Mesela;”
kendi ihtiyacını gidermek için başkasının malını yiyen kimsenin ileri sürdüğü
maslahat mu’teber değildir;çünki başkasına verdiği zarar,kendisine sağladığı
menfaattan daha şiddetlidir.”[27]
“
O,din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.”[28]
“
Allah,sizin için kolaylık ister,zorluk istemez.”[29]
Z A R Ù R E T
“
Zaruret,yasak bir şeyi yapmadığı takdirde helaki veya helake yaklaşmayı gerekli
kılan şeydir.”[30]
Burada
esas olan zaruretin zaruri,ciddi ve ölümü netice verecek durumda bir
mecburiyetin olması gerekir.
Mesela;”
Bir tabib,doktorluk noktasında bir nâ-mahremin en nâ-mahrem uzvuna bakar ve
zaruret olduğu vakit ona gösterilir. Hilaf-ı edeb denilmez. Belki,edeb-i
tıb,öyle iktiza eder,denilir. Fakat o tabib,recûliyet unvaniyle yahut vâiz
ismiyle yahut hoca sıfatıyla o nâ-mahremlere bakamaz. Ona gösterilmesini edeb
fetva veremez. Ve o cihette ona göstermek,hayasızlıktır.”[31]
Mecelle
Madde 21-de:” Zaruretler memnu’ olan şeyleri mübah kılar.”[32]
Elbette
buda madde 1254-de de belirtildiği gibi; ‘Mübah ile herkes intifa’ edebilir.
fakat saire zarar vermemekle meşruttur (şartlıdır.)”[33]
Madde
22-de:” Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur.”[34]
Böylece
é Zaruret,teklifin kalkmasını gerektirmektedir.”[35]
“Zaruret,eğer
haram yoluyla olmamış ise,haramı helâl etmiye sebebiyet verir. Yoksa,su-i
ihtiyarıyla,ğayr-i meşru sebeblerle zaruret olmuş ise,haramı helal
edemez,ruhsatlı ahkamlara medar olamaz,özür teşkil edemez. Mesela;bir adam su-i
ihtiyariyle,haram bir tarzda kendini sarhoş etse;tasarrufatı,ulema-i şeriatça
aleyhinde caridir,mazur sayılmaz. Tatlik etse (boşasa),talakı vaki’ olur. Bir
cinayet etse,ceza görür. Fakat su-i ihtiyariyle olmazsa,talak vaki’ olmaz,ceza
da görmez. Hem mesela,bir içki mübtelası,zaruret derecesinde mübtela olsa
da,diyemez ki:”zarurettir,bana helaldir.”
İşte
şu zamanda zaruret derecesine geçen ve insanları mübtela eden bir beliyye-i
amme suretine giren çok umurlar vardır ki;su-i ihtiyardan,gayr-ı meşru
meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd ettiklerinden;ruhsatlı ahkamlara
medar olup,haramı helal etmeye medar olamazlar. Halbuki;şu zamanın ehli
içtihadı,o zaruratı,ahkam-ı şer’iyyeye medar yaptıklarından,içtihatları
arziyedir,hevesidir,felsefidir,semavi olamaz,şer’i değil. Halbuki;semavat ve
arzın hâlıkının ahkam-ı ilahiyyesinde tasarruf ve ibâdının ibâdatına müdahale
ve o hâlıkın izni manevisi olmazsa;o tasarruf,o müdahale merduttur.”[36]
Âyette:”Kim,gönülden
günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (Haram etlerden
yiyebilir.) Çünki Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”[37]
Burada
darda kalma şartı esas olub,kişi muztar durumda olmalıdır.
Muztarlık
şartını ayet:”Kimseye saldırmamak ve haddi geçmemek.” şartına bağlamaktadır.”[38]
Yani
kişi hayatını kurtaracak ve doymayacak kadar yiyebilir.[39]
Nitekim
Ahmed bin Hanbel ve Şafii-de zaruret halinde maslahatı da göz önünde
bulunduraraktan hüküm de vermişlerdir.[40]
İnsanların
bazı şeyleri kendilerine mübah saymaya çalışmaları,haram olan o şeye-içki gibi-
başka ad takmalarındandır ki; Hadis-de:” Ümmetimden bir takım türediler,şarabı
içerlerde ona şarabtan başka bir ad takarlar.”buyurulduğu gibi..[41]
Bir
şeydeki Helal ve Haramiyet o şeyin kendisinden ziyade emir ve nehye bakar.
Emirle ibâhe,nehiyle harâmiyet tahakkuk eder.[42]
Zaruret de ara devrede haramı helal eder. Helal haram olurken,haramda helal
olmaktadır.
Bazı
maslahatlardan dolayı yalana verilen ruhsat gibi ki,bu konuda Bediüzzaman
Hazretleri:” Evet,kat’i ve zaruri bir maslahat için bir mesağ-ı şer’i vardır.
Fakat hakikate bakılırsa,maslahat dedikleri şey batıl bir özürdür. Zira usul-ü
şeriatta takarrur ettiği vechile,mazbut ve miktarı muayyen olmıyan bir şey
hükümlere illet ve medar olamaz;çünkü miktarı bir had altına alınmadığından
su-i istimale uğrar. maahaza bir şeyin zararı menfaatına galebe ederse,o şey
mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat,o şeyi terketmekte olur.Evet,alemde
görünen bu kadar inkilablar ve karışıklıklar,zararın özür telakki edilen
maslahata galebe etmesine bir şahittir. Fakat kinaye veya ta’riz suretiyle yani
gayr-i sarih bir kelime ile söylenilen yalan,kizbden sayılmaz.”[43]
Her
doğruyu söylemenin doğru olmadığına delil,Hadisde de belirtildiği üzere Hz.
İbrahim-in üç yerde söylediği yalan:
1)Ben
hastayım.[44]diyerek diğerleriyle
beraber kıra çıkmaması,geri kalması.
2)Putları
kimin kırdığını kendisine sorduklarında putların içerisindeki büyük putu
göstererek;”Hayır,bu işi onların şu büyüğü yaptı.”demesi..
3)Sâre
için Mısır kralına:”Bu kız kardeşimdir.”deyişi.”[45]
İslâmiyet
de hüküm değişmez. Değişen şahıslar ve onların halleridir. Seferde namazın
kasredilmesi,zararlı olmasına rağmen ölmeyecek kadar domuz eti yenmesidir
müreccih,muztar olan şahsa bırakılmış bir tercih hakkıdır.[46]
“Şimdi,malda
ve rızıkta hileler ile,su-i istimal ile,rüşvetle çok haram karıştığı”[47]için
kaçınılması gerekir.
Bazı
insanların Hutbenin Türkçe okunması zaruretine karşı Bediüzzaman şu izahı
getirmektedir:”Cum’ada hutbe-i arabiye,zaruriyat-ı ihtar,müsellematı
tezkir,maal kifâye olur onun tarzı tezkiri.”[48]
Yani her kes anlar ki:”Herkese ve bana ma’lum olan imanın rükünlerini ve
İslâmiyetin umdelerini hatib ve hafız ihtar ediyor ve ders
veriyor,okuyor.”der;kalbinde onlara karşı bir iştiyak hasıl olur. Acaba
kainatta hangi tabirat var ki,arş-ı azamdan gelen Kur’an-ı Hakimin İ’cazkarane
,müfehhimane ihtarlarına,tezkirlerine,teşviklerine mukabil gelebilsin!”[49]
Namaz
ve ezan için de durum böyledir. Yani kişi zaruret deyip,namazını Türkçe veya
başka dille okuyamaz. Çünki:”Namazda insanların kelamından hiçbir şey uygun
olmaz. Çünki namaz ancak tesbih,tekbir ve Kur’an okumadan ibarettir.”[50]
O
ulvi ve mukaddes manaların yerini beşerin kelamı tutamaz ve ifade edemez.
Ve
“ Kendine müslüman diyen bir adam,dünyanın bir menfaatı için,bir günde elli
kelime Frengi lugatından taallüm ettiği halde;elli sene de ve her günde elli
defa tekrar ettiği Sübhanallah,Elhamdülillah ve Lâilâhe İllallah ve Allah-u
Ekber gibi mukaddes kelimeleri öğrenmezse,elli defa hayvandan daha aşağı düşmez
mi? Böyle hayvanlar için,bu kelimâtı mukaddese tercüme ve tahrif edilmez ve
tehcir edilmezler! Onları tehcir ve tağyir etmek,bütün mezar taşlarını
hakketmektir;bu tahkire karşı titreyen mezaristandaki ehl-i kuburu aleyhlerine
döndürmektir.”[51]
Ve
ayrıca:” Şafii mezhebi ile Hanefi mezhebinden bir kavle göre;zaruret olmadığı
halde birkaç yerde Cuma namazı kılınırsa ilk Cuma namazı sahih,diğerleri ise
sahih değildir.”denilmiştir.[52]
Zuhr-u
ahir konusunda;gerek Peygamberimizin döneminde,gerekse ilk dönemlerde bu namaz
bulunmayıp,gelişmeler ve bir çok farklı yerlerde Cuma namazının kılınma
zaruretinden,birisinin sahih olup,diğerlerininkinin batıl olma tehlikesine
karşı ihtiyaten kılınmış olmaktadır. Ancak İmam Muhammed-e göre farklı yerlerde
kılınması caiz görülmüştür. Fetva da bu merkezdedir.
Ferdi
anlamda;Zuhr-u ahir nafile nevinden düşünülür ve değerlendirilirken,diğer
taraftanda;yerine geçip kılınabilecek olan kaza namazlarının kılınabilmesi de
uygulanacak güzel uygulamalardandır.
Ayriyeten;cepheden
kaçmak büyük günahlardan sayıldığı halde;zaruret durumu bunu mübah kılmaktadır.[53]
Şa’rani-nin
ifadesiyle:Peygamberimiz Kur’an-ın icmallerini,müçtehidlerde sünnetin
icmallerini tafsil etmişlerdir. Aksi takdirde mücmel olarak kalacaklardı.”der.[54]
Özetle;azimet
esas olup,takva ve rızayı ilahiye muvafık harekettir.
Ruhsat
ise;özürlü amel olup,geriden takib eden,eksik iştir.
Zaruret
ise;tercih edici birisinin ilk ikisinden birisini seçme durumunda olan şahsın
durumudur ki;daha tehlikeli durumdan kurtulmak amacıyla serbest bırakılma
durumudur.
“Allah
kolaylık diler,zorluk dilemez.” Meâlen hadiste ki mana da konuyu özetlemektedir:”Ümmetimden
yanılma,unutma ve zor altında yapmanın hükmü kaldırılmıştır.[55]
Cebri,zoraki
yaptırılan şeyler ve unutma neticesinde hasıl olan işler,iğlak,zorlama
neticesindeki boşamalarda geçerli değildir.
28-12-1998 MEHMET
ÖZÇELİK
[1] İslam Hukuku Metodolojisi. Fıkıh Usulü. Prof. M. Ebu Zehra. Çevr. Doç. A. Şener.Sh.354.
[2] Age.49,Bkn. Azimet ve Ruhsat için. İlmihal. İSAM. 1 / 178.
[3] En’am.115.
[4] İçtihat nedir.M.Kırkıncı.sh.47.
[5] Bkn.Al-i İmran.28.
[6] İslam Hukuku Metd.age.50.
[7] Osmanlı Devleti Tarihi.(Heyet) 2 / 411.
[8] Kastamonu Lahikası. B. S. Nursi. 136.
[9] Mesnevi-i Nuriye. B. S. Nursi.115.
10- Mektubat.agy.478.
[11] Mektubat.age.450, Hakikat Çekirdekleri.103.
[12] İslam Hukuku Metd. 363.
[13] Nahl.106.
[14] Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali. (TDVY) Mütr. Sh.278, İslam Huk. Metd.age.50, Bkn. Günümüz Meselelerine Fetvalar. H. Günenç. II / 9-10.
[15] Bkn. Sözler. B. S. Nursi.454-455.
[16] Kastamonu Lahk. age. 97.
[17] Age.130, Zaruret ve Ruhsat için Bkn. Barla Lahikası. B. S. Nursi.290-291, Mektubat. agy. Hakikat Çekirdekleri.103,111
[18] Bkn. Zad-ul Mead. İbn-i Kayyım el-Cevziyye. 2 / 70-71.
[19] Enfal.60.
[20] Bkn. Safvetü-t Tefasir. M. Ali Sabuni. Mütr. S. Gümüş, Dr. N. Yılmaz. 1 / 225.
[21] Sözler.age.451.
[22] Bkn. Zad-ul Mead. age. 6 / 236-237.
[23] Age. 6 / 275.
[24] Bkn. Günümüz Meselelerine Fetvalar. age. I / 240.
[25] İslam Huk. Metd.age.320.
[26] Age. 320.
[27] İslam Huk. Metd. age. 321.
[28] Hacc.78.
[29] Bakara.185.
[30] Günümüz Mesl. Fetv. age.3 / 156, Bkn. İslam İlmihali. M. Dikmen.590-591.
[31] Lem’alar. B. S. Nursi. 49.
[32] Age. Ali Himmet berki. 21,Bkn. Risale-i Nur-un Kutsi Kaynakları. A. Badıllı.344-345, Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu. Ö. N. Bilmen, 1 / 261-262, İslam Fıkhı Ansk.Prof.V. Zuhayli. 4 / 326-341.
[33] Age.256.
[34] Age.21.
[35] İslam Huk. Metd.age.231,509, Bkn. İslam Hukuku. Doç. H. Karaman. 40.
[36] Sözler. age. 451-452, bkn. Devlet Felsefesi. S. Mürsel. 497-498, R. Nur-dan Fıkhi Tesbitler. A. Ersöz. 28, İslam Hukuku. Doç. H. Karaman.age. 2 / 111.
[37] Maide.3, En’am.119,145, Nahl.115, Bakara.173.
[38] Ta-ha.82, Bkn. Kua’an-ı Kerim-in Ahkam Tefsiri. Mütr. M. Taşkesenlioğlu. 126.
[39] Age.131-132.
[40] Bkn. İslam Hukukunda İçtihat. H. Karaman.154, İslam Hukuk Tarihi. H. Karaman.91.
[41] Sahih-i Buhari Muhtasarı. Tecrid-i Sarih terc. Mütr. ve Şarihi. DİB. yay. 12 / 45-46.
[42] Ba.En’am.118-119,121.
[43] İşarat-ül İ’caz. B. S. Nursi.91.
[44] Saffat.89.
[45] Tefsir-i Kebir. F. Razi. Mütr. 16 / 167,Bkn. Sözler. age.651-652.
[46] Osmanlıca Lem’alar. B. S. Nursi. 171-172.
[47] Emirdağ Lahikası. B. S. Nursi. I / 26.
[48] Sözler. age. 683, Bkn. Mesnevi-i Nuriye. age. 83.
[49] Age.452.
[50] Müsned. V / 447-448,Nesa-i.Sehv.20, Bkn. Müslim. Mesacid. 35, Ebu Davud. Salat.174, İlmihal. İSAM. I / 264.
[51] Mektubat.age. 406.
[52] Günümüz Mesl. Fetvalar.age. 3 / 55.
[53] Bkn. Kur’an-ı Kerimin ahkam Tefsiri. age. 40-41.
[54] Bak.İçtihad nedir.M.kırkıncı.sh.8.
[55] İslam Hukuku.age. 2 / 111, Bkn. İslam Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk. A. Udeh. terc. A. Nuri. 4 / 253.