“Müzik seslerin
mimarisidir.”(Madame de Steal)
“Andolsun,Davuda
tarafımızdan bir üstünlük verdik.’Ey dağlar ve kuşlar, onunla beraber tesbih
edin.’ dedik.”[1]
“Doğrusu
biz akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları,toplu halde kuşları onun
emri altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.”[2]
Musiki;kainatta
olan her şeyin bir terennümüdür. Bu terennüm
belli bir ritim ve düzen içerisinde olursa,ruha ve kalbe rahat ve
ferahlık verir,aksi takdirde ruhun ve kalbin boğulması ve feryadıdır.
Mevlâna’nın”Dinle
Ney’den kim şikayet etmede / Ayrılıktan şikayet etmede.”Kainatta bir ney gibi
Vuslat neylerini çalmada ve söylemede...
“Tabiat
bana ilham veriyor. Bazı şarkılar benim için bulutlar gibidir,bazıları ise
sular gibi...” Ve;”Biz kainatı hissetmek için müzik dinleriz der Kitaro.
Bir
ressam gibi ses renkleri cümbüşünden musiki yapan Kitaro:”Dünyadaki savaşlar
uzaydan gelmiyor.İnsanlar meydana getiriyorlar. İşte ben,içlerinde savaşlar
yaşayan insanlara bu iç savaşı dindirecek müziği yapmak istiyorum. Her şeyden
önce gerçek müzik insanların içinde. Bir bestekarın yaptığı,insanın içindeki bu
esrarlı ritmi keşfetmek. Ben de öyle yapıyorum. Tabiat,din,ilim,bir yerde kesişiyorlar.
İşte ben,o kesişme noktasında yaşıyorum. Bestelerimi orada yapıyorum.”der.
Bu
konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle bir ölçü getirir:”Şeriatça bazı savtlar
(sesler) Helal-bazıları da haram kılınmıştır. Evet,ulvi hüzünleri,Rabbani
aşkları îras eden sesler,helaldır. Yetimane hüzünleri,nefsani şehevatı tahrik
eden sesler,haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise,senin ruhuna,vicdanına
yaptığı tesire göre hüküm alır.”[3]
C.Meriç:”Şiir
duyguların kelimelerle ifadesi,musiki seslerle...”der.[4]
Yusuf
İslâm’a,niçin müziği terk ettiği sorulduğunda şöyle cevap verir:”İnsan bir
sahilden diğerine ulaşınca,artık kayığı sırtında taşır mı?”der.
“Evin
büyüğü def çalmaya heves ederse,ev halkının huyu da raksetmiş olur.”denilir.
Bursalı
İsmail Hakkı;Kitabun Necat adlı kitabında musikiyi iki kısımda işler:Biri
bedene hitab eden musiki,diğeri,ruha hitab eden ve ikincisini tavsiye eder.
N.Uzel
ezgi ile ilgili olarak yabana atılmayacak bir hakikatı da şöyle ifade
eder:”Ezgi nedir? Ben biliyorum..bilen var mı bilmem. Akıllı sözleri,şeytani
nağmelerle yutturmak gibi geliyor bana..yani sözler helal,nağmeler haram..her
ne ise..musiki ile barışalım derken bu işlerle uğraşanları darıltmayalım...”[5]
Mevlâna.”Ney
gibi hem zehir,hem panzehir;hem elemsiz,hem müştak bir şeyi kim görmüştür?
“der. Şerhini yapan Tahir-ul Mevlevi ise şöyle izah eder:”Ney,dinleyenin
kabiliyetine göre hem zehir,hem panzehir tesirini gösterir. Hevâ ve heves
erbabından olanlara,şüphesiz zehir gibidir. Çünkü kendisindeki şehvaniyet ve
hayvaniyeti arttırır. Fakat görülüp işitilen her güzellikten Allah’ı hatırlayan
için de,şüphesiz,panzehir gibidir. Çünkü kalbteki gaflet zehirini giderir. Keza
(ney),iyi bir arkadaştır ve dinlenilmeye müştaktır. Zira (ney) in mahiyeti
torba içinde asılı,yahut bir köşeye dayalı durmakla değil;üflenip dinlenmekle
meydana çıkar. Ricalullah hazeratı da ney gibidirler. Şekaveti ebediyye
erbabına karşı,zehir-zenberek olurlar. Saadet-i ezeliyye ashabına ise şifa
tesiri gösterirler.
“Ney,kanlı
bir yoldan bahseder,mecnuna aşkları hikaye eyler.”[6]
Ahmet
Hamdi Tanpınar da:”Ney,in biricik sırrı hasrettir.”der.
Müzik
konusunda Congreve:”Müziğin,vahşi hayvanları yatıştıracak,kayaları yumuşatacak
ve yüz yıllık çınarları eğecek bir çekiciliği vardır.”der.
Vicher
ise:”Hiçbir şekil ve hiçbir kelime kalbin derinliklerini ve özelliklerini müzik
kadar anlatamaz.”der.
Conficius
ise:”Bir memleketin ahlak bakımından nasıl idare edildiğini anlamak
isterseniz,o ülkenin müziğini inceleyiniz.”der.[7]
Kırk
küsur yıllık Türk-Din musikisi öğretim üyesi olan İlahiyatçı Doç. A.
Altınkuşlar ise bu konuda özetle şöyle der:”Garb müziği hristiyan müziğidir.
Bütün batı milletlerinin bunda bir iştiraki vardır. Hepsi bu müziği kendisinin
olarak kabul eder.
Türk
musikisi Cumhuriyetin ilk yıllarında yasak edilmiş (1928) veya yasak süsü
verilmiştir. Türk musikisi:”O kadar müessir bir musikidir ki,batı müziğinin
kaslara kadar tesir etmesinin yanında,onun tesiri insanın iliklerine kadar
işler. akıl hastalarının tedavi edilmesinde kullanıldığı bu gün herkes
tarafından bilinmektedir. Hatta musiki ile meşgul olan Türkler öyle reçeteler
icat etmişler ki:”Filan makam,filan günün filan saatlerinde icra edilirse,filan
hastalıklara iyi gelir.”diyecek kadar ileri götürmüşlerdir bu işi. Bazı
vakfiyelerin kitabelerinde akıl hastalığıyla malul hastaların tedavisi için şu
zamanda şu makam çalınsın diye yazdığı vakidir. Tire vakfiyesinde de böyle bir
yazı mevcuttur.”[8]
Bunu
teyiden ve kendimizin de bulunduğumuz ve şahit olduğumuz;1983 yılında Kayseri
İlâhiyat’da talebe iken İbni Sina sempozyumu ilk defa o yıl düzenlendiğinde
bizde gitmiştik.
Kılıçarslan’ın
kızı Melike Gevher Nesibe’nin vasiyeti üzerine yapılan hastahane de ruh
hastalarının kalacakları tek kişilik,sağlı sollu koridorun etrafında odalar
yapılmış,üstten az bir ışık alıyor. Loş bir hava. Bir kümbeti hatırlatıyordu.
Tam oraya girince solda genişçe bir boşlukta ise;müzik aletlerinin
konulacağı yer mevcuttu. Yıl ise
602,miladi 1205 idi.[9]
“Müzikle
tedavinin efsanevi kaynağı Ahd-i Atik’de Davud Peygamberin Hastakras Saul’ün
psişik deprasyonların tedavi için mezamir okuması ve mizmar çalmasına kadar
uzanır. Anadoluda Frigler,Dionysos Kültü törenlerinde oynanan Koriband
danslarında (oyunlarında) görülen esrime’leri flüt çalarak tedavi ederlerdi. En
eski Türk-İslam hastahanelerinden olan Selçuklu Atabek’i Nureddin Zengi’nin
1154’de Şam’da inşa ettirdiği Nureddin hastahanesinde akıl hastaları müzikle
tedavi edilirdi. Görülüyor ki müzikle tedavinin kökeni (aslı) çok eskilere
uzanır.” Ve;
“İstanbul’da fatih,Edirne’de
Beyazıd bimaristanlarında müzikle psikoterapi uygulanıyordu. Hastaların müziğin
ahengi karşısında dinledikleri,ızdıraplarını unutarak musiki nağmeleri
sayesinde tedavi edildikleri görülmüştür.”[10]
Musikiyle
hastaların tedavi edildiği yerlerden biri olan Manisa’daki Bimaristan (1522)
XIX. yüz yıla kadar akıl hastaları tedavi edilmiştir. Kanuni’nin annesi,Yavuz
Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan Tarafından yaptırılmıştır.[11]
“Türkler müzikle
tedavinin esasını araplar ve acemlerden almışlardı. Hoca Nasır Musa,Abdulmümin
Safi,Saiddin,Barid,Keyhüsrev gibi arab ve acem bilginlerinin ve bilhassa Farabi
(870-950) gibi büyük Türk bilgininin kitapları musiki için rehberlerimiz
olmuştu. Ve o suretle kabul olmuştu ki,Tabib şuuri;”Madem ki tabib bu mertebeye
alim ve usul nakarata arif olmaya,tababette kamil ve sanatta mahir olmayıp
teşhisi emraza kadir olamaz.”yani”Müzikten anlamayan bir hekim tıpta bilgin ve
mesleğinde yetenekli olmayıp hastalığı teşhise kadir olamaz.”demekteydi.[12]
Nitekim
musikiyle tedavi Medinede’de uygulanmış,faydalı sonuçlar alınmıştır.Teğanninin
caiz olup,[13] anlaşılan odur ki;her
bir makamın birkaç hastalığa,tedavi olabilecek özellikte olduğu
bildirilmektedir.[14]
Makamların
etkileri ise şöyle sıralanmıştır:
-Rast;Felce.
-Irak;Ateşli
yaratılışta olanlara (Atiklere)
-İsfehan;Zihin
açıklığı,zekayı geliştirme,düşünce ve gönül bağlarının yenilenmesi arzu olunan
hastalara.
-Rehavi;Baş
ağrısı ve hafakanı olanlara uygundu.
Tabib şuuri bunu
şiirle ifade edip,tercümesinde:1)Sevgili gam derdinden yanıp yakılsa buna
şaşılmaz. (Çünkü) gül bahçesinde bülbül her an rast makamında inler.
2)Sözünün etkisi
gönül ehlini hoşça zevklendirir. Çalgıcı ki bade meclisinde Irak makamında
fasıl geçer.
3)Yiyip içip
eğlenenlerin neşesini yükseltir ve gönle ulaştırır. Mecliste çalgıcının nağmesi
her zaman Zirefkend makamındadır.
4)Ey
çalgıcı,Rehavi makamında söyle ki kayıtlar ve kederden kurtuluş versin.
5)O
nazlı,cilveli sevgili gönlü yanık aşığa neşe verir. Gönülde buluşma ve kavuşma
dairsinin (yerinin) arzusuyla Hicaz makamına koyulur.”Ayriyeten:
“Irak makamı ve
benzeri;rengi esmer ve yaratılışı sıcak ve hareketli olanlara...
-Rast ve
benzerleri;soğuk mizaçlı ve sarışın olanlara...
-Kucek
makamı;soğuk yaratılışlı ve beyazlara uygun sayılırdı.”
Milletler
açısından da yaptığı tesirler ise:
-Türklere:Uşşak
ve benzerleri.
-Araplara:Hüseyni
ve benzerleri.
-Acemlere: Irak
ve benzerleri.
-Rumlara ve
Frenklere:Buselik.”[15]
Ve yine
şuuri:”Tadil-i Emzice”adlı kitabında:
-Rast ve rehavi
makamları seher zamanlarında etkilidir.
-Hüseyni makamı,sabahleyin.
-Irak
makamı;kuşluk vaktinde.
-Nihavende
makamı;iki ezan arası etkilidir,der.
Şair Tabibler
kitabında da:
-Rast
makamı;Felç illetine.
-Neva
makamı;Kadın hastalıklarına.
-Zengüle
makamı;Kalb hastalıklarına devadır,der.
Yine Rast ve Uşşak
makamları;akıl ve kalbde deva ve tesir eder.
İngiliz Walter
Odington ise:”O hala birinci sırada gelen bir musiki ustasıdır.”der.
Avrupa Major
gamdaİ5=4,minörgamda 6=5 fasıla münasebetini İbni Sina ve Farabi’den
öğrenmiştir.”[16]
Altınkuşlar:”Türk
musikisi Tevhide dayalı bir musikidir. O tek sesli bir musikidir. Allah insanda
musiki aleti yerine kaim olan hançeresini yaratırken tek sesli söylemeye müsait
olarak yaratmıştır.
...Şiir ve
musiki alt başı giden iki güzel sanatımızdı. Önce şiir,sonra da buna bağlı
olarak musikimiz bozuldu. Bozuldu derken bunlar kendi kendine bozulmadı. Şair
ve bestekarlar bozdu. Şiir ve musiki Osmanlıda hep yükseliş göstermişti.
İbni Haldun
der:”Musiki milletlerin yükseliş ve çöküşleriyle alakadardır. Milletler
yükseldikçe,musikilerde yükselir. Milletler çöktükçe musikilerde çöker.
Osmanlının son zamanlarında batının
tesiriyle diğer kurumlarının yanında güzel sanatları da çöküntüye
uğradı. Bin senelik mazisi olan musikimiz en yüksek seviyesine de Osmanlı
zamanında ulaşmıştı.
...İslâm
alimleri musikiyi şüpheli bir saha olarak görmüşlerdir. Müziğin bu günkü halini
görünce alimlerimizin endişelerini daha iyi anlıyoruz.
Batı müziği size
kötü alışkanlıklar kazandırır,sizi hasta eder. Oysa Türk musikisi size şifa
verir,farkında olmadan sizi tedavi eder.”[17]
Bu konuda İmam-ı
Gazâli’nin görüşleri ise:”Yahya bin Muaz der:”Üç şey kaybettik. Bunların
yokluğu bize zarardan başka bir şey getirmez. Birincisi,haramdan korumak
suretiyle güzel yüz. İkincisi,Diyaneti korumakla güzel söz ve güzel es. Üçüncüsü
de vefakarlıkla samimi arkadaşlıktır.”der.
Ebul
Abbas:”Hızır’ı gördüm ve –Hocalarımızın üzerinde ihtilaf ettiği bu sema’
hakkında sizin görüşünüz nedir?diye kendisinden sordum.
-Hızır
Aleyhisselam:O,öyle kaygan bir taştır ki,onun üzerine ancak alimler ayak
tutturabilir,dedi,der.
Mümşad ed-Dinuri
der:Resuli Ekremi rüyada gördüm ve kendisine:-Sema’ı (musikiyi) inkar eder
misiniz?diye sordum. Resul-i Ekrem:_Hayır,hiçbir şeyi reddetmem,yalnız onlara
söyle,Kur’an ile başlasın ve Kur’an ile bitirsinler,buyurdu”der.
Göz için güzel
şeylerden zevk almak,burun için güzel kokulardan zevk almak,dil için güzel
şeylerden tat almak ve diğer duygularda da olduğu gibi;kulak için de meşru ve
helal,kuş sesi,su sesi,bülbül sesi gibi seslerden zevk alması meşrudur.
Âyette:”Yaratılışta
dilediğini artırır.”[18]
Buradaki –ziyade eder- in,güzel ses olduğu söylenir.
Hadiste:”Allah-u
taâla gönderdiği her peygamberi güzel sesli göndermiştir.”(Tirmizi)
Âyette:”Seslerin
en çirkini merkeb sesidir.”[19]buyurulur.
Merkebin;ya acıktığından yada şehvetten dolayı anırdığı söylenir.Ebu Süleyman
ed-Darani der:”Musiki,kalbde olmayan bir şeyi kalbe koyamaz. Ancak kalbde olanı
harekete geçirir.
...Beşikteki
çocukta bile güzel sözün tesiri görülen bir gerçektir. Ağlamakta olan çocuğun
kulağına giden güzel ses,kendisini susturur ve o sese doğru meyleder. Develer
bile katı tabiatları ile,sürücülerinin nağmelerine bayılırda ağır
yük,kendilerine hafif ve uzak mesafede yakın gelir.
...Kuşlar
bile,güzel sesini dinlemek için Davud (AS)un başı üstünde saf bağlarlardı.
...Musikinin
zevki de önce sesin kulağa gelmesi ve sonrada kalbin ondan zevk alması iledir.
İmam-ı Gazâli
beş sebeble musikinin haram olduğunu söyler:
1)Dinletendeki
arıza.
2)Dinletme
aletindeki arıza.
3)Ses ayarındaki
arıza.
4)Dinleyicinin
kendisinde veya devamındaki arıza.
5)Ve dinleyici
şahsın avamdan olma arızasıdır.
Yasaklayanlar
delil olarak bazı ayet ve hadislerle beraber Cabir’den rivayet edilen bir
hadisi nakleder:”İlk ağlayan ve ilk teğanni eden şeytandır.”
Fudayl bin Iyaz’da:”Teğanni
zinanın efsunudur..”der. Diğer
biri:”Kötülüğün elçilerinden biridir.”der.
Emevi
hükümdarlarından Abdulmelikin oğlu Yezid bin Velid’e Teğanniden sakınınız,zira
o hayayı azaltır,şehveti çoğaltır,mürüvveti yıkar ve içki yerine geçer. Sarhoşun
yaptığı kötülükleri yaptırır. Şayet mutlaka tağanni isteğini duyuyorsanız
kadınları uzaklaştırınız;zira teğanni,zinayı teşvik eder.”der.
Bu
ifadeleri;sanki bu zamanımızdaki hayranlarını görerek,çılgınlık ve zıvanadan
çıkmalarına karşı söylenmiş gibidir.
Hadiste:ӆmmetimden
bir grup insan,içki içecek fakat içtikleri içkiye başka ad takacaklardır.
Başlarının üstünden def-dümbelek çalınacak ve (yanlarında) şarkıcı kadınlar
bulunacaktır. Bundan dolayı Allah bunları yerin dibine geçirecek ve onların
bire kısmını da (karakter olarak) maymunlaşmış ve domuzlaşmış hale sokacaktır.”[20]
Hadislerde
de:”Kim ki şarkıcı bir kadın dinlerse,kıyamet gününde kulağına erimiş kurşun
dökülür.”
“Şarkıcı
kadınların satılmasına karşı alınan bedel,zehir ve katrandır. Onların şarkılarını
dinlemek haram,kendilerine bakmak ise haramdır. Şarkıcılıktan elde edilen
para,köpekten temin edilen kazanç gibidir. Köpeğin satılmasına bedel olarak
alınan para ise haramdır. Haramla beslenen bir kimse için en uygun yerde
cehennemdir.”[21]
“Zil,şeytanın düdüğüdür.
Zil ve köpek bulunan yere melekler girmezler.”[22]
“Helal nikah ile
haram nikah arasındaki fark,(helal bir) ses ve def bulunmasıdır.”[23]
Çalgı aletleri
hakkında imam-ı Şafii:”Halkın Kur’an-la meşgul olmasını önlemek için bunu
zındıklar icad etmişlerdir.”der.[24]
Serahsi
fetvasında:”Bir kimsenin yalnız ve tek başına olduğu hallerde dahi,ulvi bir
gayeye matuf olmayan;tam tersine eğlenceye yönelik olarak söylediği şarkı ve
türkülerde haramdır.”der.[25]
Şibli:”Sema’ın
zahiri fitne,batını ise ibrettir. İşaretten anlayan kimseye ibare dinlemek
helaldır. İşaretten anlamasa fitneyi uyandırabilir ve felaketlerle
karşılaşır”der.
Bir cümle normal
ve düz okunurken ya hiç,yada az bir tesir yapar iken;musiki olarak okunduğunda
–musikinin özelliği itibarıyla- herkeste bir tesir icra edecektir. İyi ise
iyi,kötü ise kötü tesiri olacaktır.
Mehter marşında
okunan cümleler,normalde pek tesir etmezken,marş olarak okunduğunda farklı bir
duygu galeyana gelecektir.Bu her şeyde de görülür.
Kur’an-ı
Kerim-de düz okunması ile,dünyaca meşhur Abdulsamed tarafından okunduğundaki
tesir elbette daha farklı olacaktır. Sesi uygun olmayan bir kimsenin okuması
halinde de tesir nisbeti azalacaktır.
İ. Gazâli
özetle:”-Dünya şehvetleri galib olanlar ve gençlerin çoğu için haramdır. Çünkü
sema’ ancak onların gönüllerini istila eden şehvetlerini galeyana getirir.
Sema’ı mahluk
suretine tenzil etmeyerek,oyun ve eğlence yolu ile adet haline getirerek
zamanlarının çoğunu sema’ ile geçirenler için de mekruhtur.
Yalnız güzel
sesten zevk almak için dinleyenlere de mübahtır.
Allah sevgisi
kendisine galebe çalıp iyi vasıflarını harekete geçirenler için de sema’
müstehabdır.”der.
Dindeki
ciddiyet,Resul-i Ekremin ciddiyetinden fazla olamaz.”[26]
Evet:”Hisleri ve
düşünceleri ses,hareket ve aletle anlatma sanatı olan musiki;puta tapan eski
yunanlıların büyük putları olan Zeus’un kızları sayılan Mausa (Muz) denilen
dokuz heykelin adından türediği”ifade edilir.
Müzik,milletlerin
inanç sistemine,örf ve adetlerine paralel olarak icra edilmiş bir seslendirme
sanatıdır.”
Avrupa ve
Amerika ülkelerinde ise bugün müzik tam bir çılgınlıktır.
Hristiyanlığın
kutsal kitabı olan İncil’in yasak ettiği müziği sonradan papazlar,hristiyan
dinine soktular. Bir çok hurafeler karıştırdıkları,bu bozuk dinleri,ruhları
besleyemediği için,müziğin nefislere hoş gelmesi:”Müziğin nefsin gıdası olması”
meselesi,ruhani tesir sayıldı ve “Müzik ruhun gıdasıdır.”denilmeye kalkışıldı.”[27]
Peygamberimizin
(SAM) Davud’u (AS) övmesinden sonra:”Zaman olurdu ki,bir mecliste Davud’un
sesinin tesirinden 400 kişinin cenazesi kaldırılırdı. (Yani bayılıp ölü gibi
hareketsiz kalırlardı)”Diğer vakitlerde de bu tür olaylar olurdu.”
Peygamberimiz
Ebu Musa el-Eş’ari için:”Andolsun ki ebu Musa’ya Davud hanedanının musikisi
gibi bir musiki verilmiştir.”buyurur.[28]
İbni Abbas
ayette geçen:”İnsanlardan kimide vardır Allah yolundan bilmeyerek saptırmak ve
o yolu eğlence yerine tutmak için batıl ve boş lafa müşteri çıkar.”[29]
Batıl ve Boş laftan maksad musiki ve benzeri olduğunu söyler.
Günümüz
terbiyecilerinin de belirttiği üzere,musikinin çocuğun şahsiyetinin gelişmesi
üzerinde müessir olduğunu söylerler.[30]
musikiye mutlak
olarak ne helal denilebilir,ne de haram. Alacağı duruma göre hüküm alır. Bunun
meşru dairede olmasını belirten Bediüzzaman şu ölçüyü koyar:”Evet,beşer hakikata
muhtaç olduğu gibi,bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli
hevesât,beşte birisi olmalı.”der.[31]
Peygamberimiz
peygamberlikten önce cahiliye dönemindeki eğlenceli düğünlere iki kere arzu ettiği halde dinleyip
seyredemeden uyuya kaldığını ve peygamberliğe kadar da böyle bir şeyi arzu
etmediğini söyler.[32]Kur’an-da
geçen bir çok ayette oyun ve eğlencenin (20 kadar ayetin) hoş olmadığından
bahsedilir.
İmam-ı
Şâfii:”Eğlence dindar ve mürüvvet sahibi kimselerin işi olmamalı.”der.
M.İbnul Münkedir
anlatıyor:”Bana ulaştığına göre,Allah taâla hazretleri kıyamet günü şöyle
seslenecektir:”Kulaklarını eğlence ve şeytan çalgısından uzak tutanlar
neredeler? Onları misk bahçelerine dahil edin.”
Sonra melaikeye
seslenecek:”Onlara benim takdirlerimi duyurun ve haber verin ki,kendilerine
artık ne korku var,nede üzüntü.”[33]
Kadın
sesi,erkekler için haramdır. Kendi aralarında caizdir. Erkek-kadın karışmamak
şartıyla.[34]
Erkeklerde
belirttiğimiz ölçüler içerisinde harama düşmemek,vesilelikten
kaçınarak,hayvani,nefsâni,şehevâni duyguları tahrik etmeyip,düşündüren,ulvi
duyguları yücelten,helal olarak nefse küçük bir zevk ücreti çıkaran musiki
helaldır.
Zalimi ve kadını
övücü mahiyette de olmamalıdır.[35]
İbni Hacer ve
Kurtubi gibi alimler ise;tambur ve kemençe gibi fasık,ayyaş ve sefihlerin
kullandığı çalgı aletlerini kullanmanın ve dinlemenin icma ile haram olduğu
görüşünü ileri sürüyorlar.[36]
Hadiste:”Allah
taâla ümmetime içkiyi,kumarı ve darıdan yapılan içki ile davul ve tamburu
yasaklamıştır.”
“İçki içip davul
ve çalgı aletlerini kullanmak yüzünden ümmetimin bir kısmı mesholunacaktır.”
Âyette:”Biz
onu,Kur’an olarak,insanlara dura dura okuyasın diye (ayet ayet,sure sure)
ayırdık;ve yine onu peyderpey indirdik.”[37]
“Ve Kur’an-ı
tane tane oku.”[38]
İhtiyaç ve ölçü
mü’minin şiarı olmalıdır.
Kâinat başlı
başına bir ilahi musikidir. Her bir varlık o koroda yerini almaktadır. İnce
seslilikten kalın sesliliğe varıncaya kadar her ses vardır. Mesela bunlar;
-Kuş sesi,su
sesi,bülbül,gök gürültüsü,karga sesi,merkeb,arslan,horoz,dalga,rüzgar vs..
Hepsi ilahi bir musiki halkasını oluşturmaktadır.
Teğanni
konusunda Bediüzzaman eserlerinde:”Cenâb-ı Hak Hz. Davud’un (AS) tesbihatına
öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir eda vermiştir ki,dağları vecde
getirip birer fonoğraf misullü ve birer insan gibi,bir serzakirin etrafında
ufki halka tutub,bir daire olarak tesbihat ediyorlardı.
Mağaralı bir
dağ,her insanla ve insanın diliyle papağan gibi konuşabilir. Çünkü,aksi sadâ
vasıtasıyla –dağın önünde sen “Elhamdulillah” de;dağ da aynen senin gibi
“Elhamdulillah” diyecek. Madem bu kabiliyeti,Cenâb-ı Hak,dağlara ihsan
etmiştir;elbette o kabiliyet,inkişaf ettirilir ve o çekirdek sünbüllenir.”[39]
“Manasız bir
eğlence hükmünde olan fonoğraf işlettirmek,güvercinlerle oynamak,mektub
postacılığı yapmak,papağanları konuşturmaya bedel en hoş,en yüksek,en ulvi bir
eğlence-i masumaneye çalış ki,dağlar sana Davud-vari birer muazzam fonoğraf
olabilsin ve hava-i nesiminin dokunmasıyla eşcar ve nebatattan birer tel-i
musiki gibi nağamat-ı zikriye kulağına gelsin ve dağ,binler dilleriyle tesbihat
yapan bir acaibul mahlukat mahiyetini göstersin ve ekser kuşlar,Hüdhüdü
Süleymani gibi birer munis arkadaş veya muti birer hizmetkar suretini giysin.
hem seni eğlendirsin,hem müsteid olduğun kemalata da seni şevk ile sevk
etsin,öteki lehviyat gibi,insaniyetin iktiza ettiği makamdan seni düşürtmesin.”[40]
Gece meydana
gelen zelzelenin,maddi ve manevi yönden vermiş olduğu elemin sebebini
Bediüzzaman şöyle izah eder:”Ramazanı şerifin teravih vaktinde,kemali neşe ve sürur
ile,sarhoşçasına,gayet heveskârane şarkıları ve bazen,kızların sesleriyle,radyo
ağzıyla bu mübarek merkezi İslâmiyetin her köşesinde cazibedarâne
işittirilmesi,bu korku azabını netice verdi.”[41]
“Medeniyeti
hazıra,hikmeti Kur’an-ın ilmi ve ameli i’cazına karşı mağlub oluyor;öylede
medeniyetin edebiyat ve belağatı da Kur’an-ın edeb ve belağatına karşı
nisbeti,öksüz bir yetimin muzlim bir hüzün ile ümitsiz ağlayışı;hem süfli bir
vaziyette sarhoş bir ayyaşın velvele-i gınasının (şarkı demektir.) nisbeti ile
ulvi bir aşığın muvakkat bir iftiraktan müştakane,ümitkarâne bir hüzün ile
ğınası (şarkısı);hem,zafer veya harbe ve ulvi fedakarlıklara sevk etmek için
teşvikkarâne kasaid-i vataniyeye nisbeti gibidir. Çünki,edeb ve belağat tesir-i
üslub itibariyle ya hüzün verir,neşe verir. Hüzün ise,iki kısımdır: Ya Fakdul
Ahbabdan gelir,yani ahbabsızlıktan,sahipsizlikten gelen karanlıklı bir hüzündür
ki,dalalet-alûd,tabiat-perest,gafletpişe olan,medeniyetin edebiyatının verdiği
hüzündür. İkinci hüzün,Firakul Ahbabdan gelir. Yani ahbab var;firakında
müştakane bir hüzün verir. İşte şu hüzün,hidayetedâ,nurefşân,Kur’an-ın verdiği
bir hüzündür. Amma neşe ise,oda iki kısımdır:Birisi,nefsi hevesatına teşvik
eder. Oda tiyatrocu,sinemacı,romancı
medeniyetin şe’nidir. İkinci neşe,nefsi
susturup,ruhu,kalbi,aklı,sırrı,maâliyata,vatanı aslilerine,makarrı
ebedilerine,ahbab-ı uhrevilerine yetişmek için latif ve edebli masumane bir
teşviktir ki;oda cennet ve saadet-i ebediyeye ve rü’yeti Cemalullaha beşeri
sevk eden ve şevke getiren Kur’an-ı mu’cizül beyanın verdiği neşedir.”[42]
İnsandaki kötü
duyguları harekete getirip şarkı söyleyen haylaz bir gencin şefkat tokadı
yemesine sebeb olacağını Bediüzzaman şöyle bir olayla anlatır:”Hamza namında 16
yaşında sesi güzel olmasından şarkı söylüyor,başkalarının da iştahalarını
açıyor,haylazlık ediyordu. O’na dedim:Böyle yapma,tokat yiyeceksin.
Birden,ikinci gün bir eli yerinden çıktı,iki hafta azabını çekti.”[43]
MEHMET ÖZÇELİK
[1] Sebe’.10.
[2] Sad.18-19.
[3] İşarat-ül İ’caz. B. Said Nursi. Sh.78,Bak. Kastamonu Lahikası. B. Said Nursi.Sh.176.
[4] Nur Sohbetleri. N.Şahiner.Sh.48.
[5] Zaman Gazt. 5-2-1994.
[6] Mesnevi Şerhi.Mütr.T.Mevlevi. 1 / 65.
[7] Güzel Sözler Antolojisi.B.eren.Sh.116.
[8] Zaman Gazt.1-5-1994,16-11-1994.
[9] Ayriyeten bakınız. Kayseri Şehri. H. Edhem. Sh.57-59.
[10] Türk Tababeti Tarihi.Dr.O.Şevki.Sh.136-137,Bak.Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Neşr.Z.Danışman. 13 / 463.
[11] Osmanlı Medeniyeti Tarihi. Editör.E.İhsanoğlu. 1 / 262,bak Türk Tababeti Tarihi.age.136-137.
[12] Türk Tababeti Tarihi.age.sh.137-138,Bak.Divan Edebiyatı.A.Sırrı Levend.Sh.243.
[13] Tasavvuf.Mahir İz.sh.182.
[14] Bak.Zaman gazt.2-10-1993,Yeni Asya gazt.8-1-1994.
[15] Türk tababeti Tarihi.age.sh.140-142.
[16] Müslüman İlim Öncüleri Ansiklopedisi. Ş. Döğen.Sh.186.
[17] Age. 1 / 5-94.
[18] Fatır.1.
[19] Lokman.19.
[20] İbni Mace. 2 / 1333,Bak.Ahmed bin Hanbel.Müsned. 5 / 329.
[21] Feyzul Kadir. 3 / 339.
[22] Müslim. 3 / 1672.
[23] Müsned. 4 / 259,Nee-i. 6 / 127.
[24] İslamda resim Heykel ve Musiki.Sh.97.
[25] Age.Sh.95.
[26] İhya-u ulumiddin. 2 / 677-751.
[27] Yeni Rehber ansiklopedisi. 15 / 95-96.
[28] Bak Büyük Günahlar C.Yıldırım. 1 / 285-295.
[29] Lokman.6.
[30] Bak Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Prof.İ.Canan. 8 / 66-67.
[31] Nur Aleminin Bir Anahtarı.Sh.18.
[32] Kütüb-ü Sitte Muhtasarı.age. 11 / 219-223.
[33] Age. 12 / 321-332.
[34] Fetvalar.Ahmet Şahin.Sh.197-198.
[35] Fetvalar.H.Günenç.Sh. 1 / 235.
[36] Age. III / 183.
[37] İsra.106.
[38] Müzzemmil.4.
[39] Sözler.Sh.235.
[40] Age. Sh.236-237.
[41] Age.Sh.158.
[42] Age.Sh.374-375.
[43] Şualar. B. Said Nursi.Sh.280.