“Cenab-ı
Hakkın şu ğayrı mütenahi fezada çok alemleri vardır.”[1]
İnsanı yokluktan alıp ahirete
götüren Allah,bu insanı bir çok menzillere uğratarak tabiri caizse,her bir
yerde oraya münasip pişme usulleri ile pişirdikten işledikten sonra ebedi
cennet ve cehennem hayatına götürmektedir. Mevlana’nın deyimi ile:
“Hamdım,Pişdim,Yandım”
İşlenmemiş
bir taş ancak ustasının eline girmekle bir kıymet alır. ancak o taşında taş
olması gerek...
Hadis-de”İnsanlar
madenler gibidir.” İnsan bu seyrinde işlenmek için yola çıkarılmıştır.
Kabiliyetine göre nasıl bir maden olacaktır?
İnsanda
Cenab-ı Hakkın terbiyesi altında terbiyelenmekte,bir kıymet almaktadır. Allah
gönderdiği peygamber ve kitabı ile verdiği
akıl,kalb,ruh,vicdan,his,şuur,idrak,şefkat gibi duyguları ile o insanı gerçek
insanlığa namzed kılmaktadır. Çünkü alem ve alemlerden maksad insandır.
Mesela
bir ekmeğin elde edilebilmesi için bir çok aşılması gereken zorluklar ve
engeller vardır. Bunlar ise;O buğday tanesinin toprağın karanlıklarından,onun
mengenesi altında ezilerek,yağmur,dolu,kar ve güneşin altında pişmesi
ile,değirmenin altında inim inim inleyip,posası atılarak,fırıncının yumrukları
altında belli bir kıvama girecek ve en müthişi olan ateşin içinde evrile
çevrile pişirilecek ki ekmek olup yenilebilir bir hale gelsin.
Mesele
bu kadarla da bitmemektedir. O ekmek insanın diş değirmenin de
öğütülecek,oradan midenin yakıcı asid salgılaması ile hazmedilip ayrıştırılacak
ve oradan da vücudun münasib olan her hangi bir yerine oturarak orada iş
görecek,bir hücre olacak,geriye kalan posaları da tekrar dışa ve dışarıya dışkı
olarak atılacaktır. layık olduğu yere gidecektir. Çünkü,alınması gereken
alınmıştır.
İşte
alemde böyledir. İnsanda bu dünyaya gelene kadar tavırdan tavıra,halden hale
dönüşerek gelmiş ve de gitmektedir. Milyonlarca sperm içinde sadece sağlıklı
olarak kendisi seçilmiştir. Diğer milyonlarcası,milyarlarcası atılmıştır.
Kazanamamışlardır. İnsanlığa aday değillerdir. Kazanan aday kendisidir. İlahi
lutfun desteği ve tercihidir.
Amaç
ise kamil manada gerçek insan elde etmektir. Özü alıp posasını kazurat ve
pislik olarak cehennemine boşaltmaktır.
Gelelim
alemdeki seyahatimize;İnsanı yokluktan,hiçlikten,atom ve zerrede iken Allah’ın
kudreti ile varlık alemine çıkmıştır. Çünkü Allah için yok diye bir şey yoktur.
Her eşya onun ilim ve kudretinin sınırları içerisindedir. O’nun varlığının
sınırı yok ki varlıklar onun dışına çıkıp kaçabilsinler. Yokluk ile varlık
sanki iki alem gibidirler. Birinden alıp ötekine koymak gibidir.
Mesela;yokluk
karanlık ise,varlık aydınlığın ifadesidir. Hatta diyebiliriz ki;küfür ve
imansızlık en büyük bir yokluktur. Zira onun için varlık,var olma bir
anlamsızlıktan ibarettir. Nitekim ay ve yıldızlar güneş ile olan bağlantılarını
kestikleri zaman,bizim için karanlıkta kaldıklarından ve varlıkları
bilinmediğinden,görülmediğinden,bize meçhul ve gizli kalıp,yok olmuş
olacaklardı. Karanlık olan küfürde,Allah’dan bağlılığın kesilmesi ve karanlığa
gömülmesidir.
Var
olan Allah insanı var ederken onu taş ve toprak yapmadı. İnsan onun özelliğini
taşıdı ve o mertebeyi aştı. Bitkiler ve hayvanlar alemini geçerek,aldığı yüce
duygular ile insanlığa namzed oldu. Oysa insan, insan değil de her şey
olabilirdi,bir şeyde olmayabilirdi. İşte Allah insanı bütün bu aşamalardan
aşırıp onu bir şey olan insan olarak yaratmayı irade etti.
Evvela;İnsan
olarak yaratılacak bu varlığa temel oluşturacak olan bir öz gerekti. o öz de
ruh olarak tecelli etti.
RUHLAR
ALEMİ : Mahiyeti ve her şeyi ile Allah’ın ilminde olan varlıklar,Allah’ın emri
ve var etmesi ile var olurlar. Bedenden ayrı olan ruh,Allah’ın emir
dairesindendir. Ayetin ifadesi ile:”Sana ruhtan sorarlar:Deki,ruh rabbimin
emrindendir. Ve size bilgiden ancak,çok azı verilmiştir.”[2]
Ruh
ve onun ışığı olan hayat ve hayatın ışığı olan şuur ile her şeyin hatta
Allah’ın isimlerinin üzerindeki perdeler açılarak,varlıklar ve Allah’ın isim ve
sıfatları keşfedilmiş ve bilinmiş olmaktadır.
Ruh
esas olduğunda,madde onun olgunlaşmasına sebeb olmaktadır. O halde münasebeti
az da olsa bu latif duygu olan ruha bir cesed,maddi bir kılıf gerekti. Artık
ilk imtihan ruhlar aleminde başlamış,Allah ruhları kendi varlığına şahidler
kılmış,ruhlarda bu şahitlikte bulunmuştur.
Bu
ilk aşamadır,belki de sonu belirleyen bir sonun ilki.
Ruhlar aleminin varlığı o kadar
açıktır ve nettir, aramızdaki mesafe o kadar incedir ki;bir veli onlarla
irtibat kurup sohbet edebilir.Ahirete gitmek için bekleyen ruhlarla görüştüğü
gibi,mümkün olsa ve çıkıla bilse,dünyaya gelmek için bekleyen ruhlarla da
görüşülebilir.
Müstakim
olan ruh,girdiği vücudun ölmesi ile ölmez,çıplak kalmaz,kendi sabit kılıfında
muhafaza edilir. Cesed gibi bozulmayan bir birliği vardır,dağılmaz.
Ruh
aynı zamanda Allah’ın _Ol –emri ile,emir dairesinden çıkmış bir kanundur. Ancak
mücerred olarak kanun bir şeye sahib değildir.Bir şey yapamaz. Lakin yaptıracak
bir güce,kanun koyucuya ihtiyaç vardır. Kanunlar arasında da farklılık vardır.
Bir gün ceza verecek kanun ile,idam ettirecek kanun aynı boyutlarda olmayıp
farklılık arzederler.
Yetki
sahibi olan ruh kanun ise,cesed de onun icrasında bir memurdur.
O
ruhtur ki;Hz. Ali;ruhlar alemini bugünkü gibi hatırladığını söylerken,bir diğer
alimde;çevremde olanların kimler olduğunu söyleyebilirim,demektedir.
Tabiattaki
yer çekimi,suyun kaldırma gücü gibi kanunlar da bir derece ruha benzer.yani
onlara da insana giydirildiği gibi bir cesed giydirilseydi,o zaman o kanun o
cesedin ruhu olurdu.
Ancak
insanın ki hayatlı ve şuurlu bir kanundur. Allah’ın iradesi ile de ulvi
kılınmıştır.
-ANNE
KARNI (RAHMİ MÂDER) : İnsan için ikinci aşama ise anne karnıdır. Başlı başına
bir alemdir. Allah ruha münasib bir cesedi burada dokur ve ruha giydirir. Artık
insan burada tavırdan tavıra döndürülmekte,kendisi için takdir edilen cesed ve
sureti insan olarak yaratılıb dünyaya gönderilmeye hazırlanır.
Kur’an
ve fennin de ifade ettiği gibi;Üç karanlık devreyi aşmakla karşı karşıyadır.
Bunlar ise evvela;sık ağaçlıklarla kaplı bir ormanı hatırlatır.
İkincisi;Sularla kaplı,sulu bir araziyi oluşturmaktadır. Üçüncüsü;Zifiri
karanlık bir tüneldir.
Böylece
insan bu gibi hallerde yoğrula yoğrula,en önemlisi Allah tarafından dünyaya
gönderilmesine dair son karar çıktıktan sonra şu maddi aleme,dünyaya
gönderilir. Çünkü karar çıkmadan bir sebeble anne karnında ölebilir veya
kürtaja maruz kalabilirdi.
Anne
karnı insan için,ruh ile bedenin tanıştığı bir mekandır. Biri ulvi,diğeri ise
süfli yani aşağı... Biri medeni,diğeri denîyi temsil eden iki zıd. Biri madde
ile yoğrulmuş,diğeri özden ibaret hakikat ve mana. Artık ezeli iki
rakib.Birbirleri ile sonu belirleyen,en şiddetli engellere ilk adım atma
merhalesine yani aşamasına gelinmiştir.
DÜNYA
ALEMİ : Gözle görülen,elle tutulabilen her şeyin bulunduğu alem. Yapısı
maddi,kışır,kabuk,kılıf,lafız ve mahfazadan ibaret,başlı başına bir kıymet ve
manası olmayan varlık. Hedef değil,araç. Manaya yardım eden bir lafızdır.
Cevizin içini koruyan bir kabuk gibi. Ahirete çıkmaya yarayan bir basamak.
Manaya ve hakikata bir kılıf. Ruh için mahfaza ve yücelmesine bir vesile. Allah
hakikatına ulaştıran bir yol. Manaya hizmetkar yani madde mana ile ayakta durup,madde
olmasa da var idi. Bunlarla beraber,madde mananın önünde aşılması gereken ayrı
bir engeldir. Bunun aşılması ile yani dünya kabuğunun kırılması ile ahirete
ulaşılabilir ve elde edilir.
Dünya
öyle bir maddedir ki,mana ve hakikat olan ahirete meyve yetiştirir. Oda nasıl
meyveler! Peygamberler,veliler,yıldız gibi sahabeler hep buradan yetişir.
Duygular burada yeşerir,açılır ve ahirete namzed ve layık olarak seçilir.
Bununla
beraber küçük ancak sürekli akan bir çeşme gibi ahireti dolduracak mahsuller hep
buradan gider. O kadar ve öyle mahsuller ki,cennet ve cehennemi
doldurur,doyurur ve memnun olur müşterileri ile...
-MİSAL ALEMİ : Dünya ile ahiret arasında
kurulmuş,dünyadakilerin ahirettekileri görmelerini engelleyip,ahirettekilerin
ise dünyadakileri görmelerini engellemiyen ince,tenteneli bir perde gibidir.
Nitekim tül perde ile dışarıdan içeriye bakıldığında görülmez,içeriden dışarısı
görülür. Böylece biz de o ahiret alemine göre dışarıda yer almaktayız.
Misal
alemi her şeyin gerçek hali ile görüldüğü bir alemdir. Dünya alemindeki bir
çekirdeğin ağaç olarak açılıp görüldüğü bir alemdir. Gerçekte,çekirdeğin içinde
ağacın dalları,yaprakları ve meyveleri ile mevcuttur. Ancak bu,toprağa
ekilip,açılıp belli bir zaman ve süreye ihtiyaç vardır ki gerçek hali açılsın
ve görülsün.
Misal
aleminde ise eşyanın;bir zaman ve süreye ihtiyaç duyulmadan gerçek hali ile
görüldüğü alemdir.
Misal
alemi bir ayna gibidir ki;aynada görülen kişi gerçek kişinin ne aynısıdır,ne de
ğayrısıdır. yani ne bizzat kendisidir,çünkü görüntüsüdür. ne de başkasın ait
bir görüntüdür. O insanın görüntüsü olup,başkası da değildir.
Misal
alemi gerçeklerin yansıdığı bir alemdir. Mesela;İnsanın gerçek hali ile,Cenâb-ı
Hakkın yanındaki kıymet ve itibarı ve gerçek çehrenin görüldüğü alemdir.
Nitekim
İstanbul / Üsküdardaki Aziz Mahmud Hudâ-î’nin durumu buna güzel bir örnektir.
Zira o gündüz vakti,elinde mumla çarşıda dolaştığını gören dostları,böyle
gündüz vakti mumla ne aradığını sorduklarında cevaben:-Adam arıyorum-der. Çünkü
o insanların alemi misaldeki gerçek halini görmektedir ki,o da tam bir dehşet
verici hal.
M. Akif: Kimi yamyam,kimi hindu,kimi bilmem ne bela.
Hani tauna da züldür bu rezil istila...
İşte
o vahşi insanların misal aleminde görülen suretleri,insan eti yiyen yamyam ve
hindu gibidir.
Yine
deli denilen fakat veli olan Behlül Dânâ’nın çarşıda insanların üzerine
bevletmesi ile Harun Reşide şikayet edilir. Harun ise sebebini sorduğunda
Behlül şöyle der:
Ben
insanların üzerine bevletmedim. İstersen bak,der. Ve cübbesini Harun Reşid’in
gözü önüne getirince,Harun dehşette kalır. Zira demin karşısında duran
insanlar,şimdi kendisine maymun,tilki,hınzır şeklinde görülmektedir.
Sanki
mübarek hayvanat parçası. Harun yine de ricada bulunarak,yapmamasını söyler. İşte
dünyadaki durumu insan iken,alemi misaldeki açılmış gerçek hali,vasfına göre
bir hayvan şeklini almaktadır.
Alemi
misal;bir sinema perdesi gibidir. Film odası ise,dünya gibidir. projöktörün
önüne gelen film,görüntüsüyle perde de görülür. Bir de projöktörün daha önüne
gelmeyen filimler vardır ki,oda olacak olan gelecekteki takdir ve kadere aid
yönüdür. Oda Allah’ın ilmiyle bağlantılıdır. Ancak Cenab-ı Hak bazen o gelecek
filimleri veli kullarına da bildirir.Böylece onlarda daha olmadan o şey
hakkında bilgi sahibi olurlar.
Alemi
misal;rüyada görülen alem...
Alemi
misal;dünyada olan olayların,ahirettekilere seyrettirilmek üzere filimlerin
çekildiği bir stüdyo...
-KABİR
ALEMİ : Ahiret yolculuğunun ilk durağı. İlk istasyon. Bekleme salonu. Ahirete
açılan ilk kapı. Maddi alemden sıyrılıp,manevi aleme geçiş,görünmeyen alemin
başlangıcı. Fani,geçici hayattan,ebedi aleme ve hayata geçmek için bir köprü ve
bir dinlenme salonu. İmtihanın bitip,ilk sorgulamanın yapıldığı yer. Ya bir
cennet bahçesi veya bir cehennem çukuru. Dünyanın bitimine kadar verilen
nimetlerin muhasebesinin yapıldığı yer. mahkemeden önceki nezarethane. ve
ileride verileceklerin belirlendiği yer. Dünyada iken akıl gibi duyguların
önündeki perdelerin kalkıp,her şeyin iç yüzünün bilindiği ve görüldüğü yerdir.
Kimi için ağzını açmış,her şeyi yutan korkunç bir ağız iken, kimi için de;anne
şefkati gibi bağrına basmak için bekleyen merhametli,sıcak bir kucak. Birini
bağrına basarken,diğerini bağrından atmakta,uzaklaştırmaktadır.
-BERZAH
ALEMİ : Kabir alemi olup,uyku,rüya,mana,misal alemi olarak da isimlendirilir.
Mahşerde
büyük hesap yapılmadan önce burada küçük çapta bir soruşturma yapılır. O haşir
ki,insanın önünde belki de aşılması gereken en zor ve en son merhale
diyebiliriz. Zira mahşer,kararların verileceği ve okunacağı yerdir. Öyle bir
mahkeme salonu ki;insan,cin,şeytan,hayvan ve var olan bütün varlıkların gerek
hesap,gerek şahitlik için toplandıkları mahşer mi mahşer bir yer...
Hakimler
hakimi olan Allah’ın adaletiyle her şeyi neticeye bağladığı,zalim ile mazlumu
birbirinden ayırdığı yer. Gidilecek yerin nere,nasıl ve ne şekilde olacağının
belirlendiği makam.
-AHİRET
ALEMİ : Cennet ve cehennem. Gerçek son,en son alem. Son karargah. Kendisinden
başka yerin olmadığı bir yer. Bitiş. Müsabakanın sonu. Asıl hayata geçiş.
Sonsuzluk zincirinin ilk halkası. İyilik ve kötülüklerin içerisine boşaldığı
iki havuz ve iki mahzen. Adem’den beri süregelen,birinden nurun,diğerinden
kirin aktığı iki oluk...
İşte
insan böyle uzun bir yolculuğa çıkan,yani;Ruhlar aleminden anne karnına,oradan
çocukluk,gençlik ve ihtiyarlığa,kabre,haşre,sırattan geçerek cennet veya
cehenneme giden müstesna bir varlıktır.
Çünkü
çarşıda başı boş,avare bir şekilde gezene hesab yok. Şu anda sorulmamaktadır.
Zira yaptığı iş,yapmadığıdır,gayet basit ve adicedir. Fakat
ilk-orta-lise-üniversite ve profesörlüğe kadar çıkan insan için her kademe ve
makamda hesap ve imtihan çok,çünkü derece yüksek...
İşte
netice olarak:Hedef olan cennete varmak,yaratanı razı etmek,gerçek bir insan olmak
alemlerdeki bu badire ve uçurumları geçmek iledir. Mesele geçmekte... Geçememek
ise,gayet hazin bir tablo görünümünü yansıtmaktadır...
“
Sen kendini küçük bir cisim zannedersin. Lakin alemi ekber (Kainat) sende
toplanmıştır.”
10-4-1991
MEHMET ÖZÇELİK