ÇOCUK
ÜZERİNE
Âyetin
ifadesiyle:”Çocuklar dünya hayatının süsüdürler.”[1]
Çocuktaki fiziki gelişmeyle beraber şahsiyet de beraberinde
gelişir. Öyle ki bu daha çocuk 6 aylıkken kendisini gösterir.
-Anneden
kopma,çocuk da bir çok kopukluklara neden olup,kendisini boşlukta hissetme
durumları meydana getirir.
Öyle ki bunun
kendisi için bir eksiklik olduğu bunalımında olan çocuk,aynı durumun verdiği
eksiklikle kendisini şuurlu-şuursuz suçun içinde bulur veya bazılarında kasıtlı
olarak,onlardan istifade düşüncesiyle kolayca suça itilirler.
Kendisine bir
mesned,bir dayanak bulmayı,çocukluk psikolojisiyle kucaklanmayı istemekte ve
beklemektedir. Emin eller tarafından tutulup kollanmayan bu çocuklar,neticede
emin bildiği hain ellerde kendisini bulmaktadır.
Zamanla bu
olayların kangrenleşmesi sonucu,topluma tedavisi güç yaralar açmaktadır.
-Çocuklar birer
çiçektirler. Soldurulmamaları ve dondurulmamaları gerekmektedir.
Çiçeklere
gösterilecek ihmal ne gibi bir çöküntüyü netice veriyorsa;aynısı çocuklar için
de geçerlidir.
-Çocuk sevgi
suyuyla,ilgi sıcaklığı güneşiyle gelişir ve büyür.
Bu eksiklik ise
umumi bir eksiklik ve de kayıptır.
Büyük bir insan
bile ilgi beklerken hatta ararken,çocuğun hakkı değil midir ilgi?
İnsanda
sevgi,çocukta da onu alma duygusu vardır. Bunlar birbirini tamamlamakla
tamlanırlar. Aksi durumda eksiktirler.
Sevgi bir irtibat duygusudur. Sevgi koparsa
irtibat da kopar. Bu irtibat devam ettirilmelidir.
Yaradılışla
beraber İslâmın verdiği bu güzel duyguyu,menfi kimseler,-şeytan dahi gösterse-
başarılı olup,kendisine çekmektedir.
Çocuk
problemlerini ve keşmekeşliklerini onunla çözer,sevgiyle atar,bertaraf eder.
Yoksa kendi bertaraf olur.
İnsanlık
kâinatın bir çekirdeği olduğu gibi,çocukta dünya ağacının bir meyvesi olan
insanı oluşturur.
Meyveler
kurtlanmasın! O halde çekirdeklere iyi bakılsın,iyi olsun. Çekirdekler
paralanıp parçalanmasın.
Çekirdek çocuk
çekirdek aileyi;çekirdek aile,çekirdek toplumu ve o da çekirdek olan bir dünya
ile gerçek insanlığı vermiş olur.
-Bir insan bir
yere gittiğinde ne derece ve ne yere kadar uyum sağlamaktadır?
İşte çocuk
da,yeni gelmiş olduğu dünyaya karşı,size karşı bir uyumsuzluk içinde ise,bu
devam edecek anlamına değildir.
-Acaba biz de ne
kadar uyum göstermiştik ve gösterebilmiştik?
Uyumsuzluklar
uyumsuzluklarla düzeltilmeye çalışılırsa,katmerli bir uyumsuzluğu netice vermiş
olur.
O halde
kir,kirle temizlenmemelidir. Yoksa kirin kirliliğini arttırmış oluruz.
-Büyüdüklerinde
her hangi bir yönlerinden arızalı olarak yetişmiş olan çocuklar;küçük yaştaki
bu eksikliklerin ve ilgisizliklerin bir eseri olarak kendisini gösterecektir.
Bu konuda onlar
sürekli cezalandırılma yöntemleriyle düzeltilmeye çalışılmamalıdır.
Zira ceza
sevgiden sonra gelir. Ceza;son ve çaresizliğin bir çaresidir.
“Ayinesi iştir
kişinin,lafa bakılmaz. Görünür şahsı sureti eserinde.” En güzel usül,nümûne-i
imtisal oluşturmaktır. Ona ayine olmaktır.
-Çocuk
konusunda,devletin başlı başına bir izleyeceği ve bir politikası olmalıdır.
Tâki istikbalinden de emin olunabilsin.
-Çocuk zariftir.
Çabuk etkilenir. Fakülte seviyesinde,bakanlık derecesinde onlarla alakalı
tedbirler düşünülmeli,şimdiden yöntemleri belirlenmelidir.
-Dünyada en
fazla etkilenen ve heder olanlardan biri de;işte bu çocuklardır.
-Dünya
hakimiyeti için bir yandan çocukların doğması engellenmekte,bir yandan toplu
ölümlere terk edilmekte,bir yandan Kolombiya da olduğu gibi bazılarının
sağlıkları uğruna gözleri feda edilmekte,çalınmaktadır.
Her sene dünyada
harb gibi,hastalık gibi çeşitli sebeblerle milyonlarca çocuk ölmektedir.
“Nüfus
planlaması”oyun ve hileleriyle,gizli raporlarla,milyonlar harcanarak,İslam
aleminin artışı engellenirken,ebter olan batı nüfuslarının artışı için her yola
baş vurmakta,teşvike çalışmaktadırlar.
ABD’nin 1976’dan
beri başlatıp,sadece 1996 yılında bunun için harcadığı para 5.400.000 dolar
yani (324 milyar) dır.[2]
Aynı oyun 1994
yılında Mısır da da oynanarak,böylece müslümanların,İslâm aleminin nüfusu
kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu konuda batı ısrarla kürtajı da
teşvik etmektedir.[3]
Çocuklar
doğmasınlar! Bu,çocuklar ölsünler,demektir. Onlar ölsünler mi? Peki,doğmasınlar
ile olan farkı nedir?
-Avrupa’da
çocuk,aile ve kadın gibi bir meta olup,çocuklar başı boş olmalarının
yanında,mal gibi satılmaktadırlar.
-Çin’deki bir
çocuk sahibi olma mecburiyeti,neticede bunun 2020 yılında erkeklerin evlenecek
kadın bulmakta zorluk çekecekleri istatistikler neticesinde ortaya
konulmaktadır.
-Dünya özellikle
dinimiz çocuğun doğumunu,sağlıklı büyütülmesini teşvik ederken,maalesef bizde
ısrarla kısırlaştırılmaya gidilmektedir. Tedbirlerde kısırca tedbirlerden öteye
de gidememektedir. Teşvik bir yana adeta cezalandırılmaktadır.
-D.
Gürlek;Osmanlıda çocuğun 5 yaşında mektebe verilip ve bunun 12 yaşına kadar
devam ettiğini ifade eder.[4]
-Çocukların
başarısızlılıklarını etkileyen faktörlerden birisi de,onların
yaramazlıklarıdır.
Bu da onun
devamlı kendisini gösterme ve isbat etme duygusundan kaynaklanır.
Ancak neticede
buda müsbet yaklaşımlarla telafi edilebilir.
-Çocukların
fiziki ve ruhi gelişmelerinde bir proğram takib edilmelidir.
Rast gele,işi
oluruna bırakarak,adeta –saldım çayıra,mevlam kayıra- şeklinde gösterilecek bir
davranış ve uygulama,çocukta da sürekli bir dengesizliğe yol açacaktır.
Fiziki ve ruhi
gelişmelerinde her durumu mümkün mertebe de itibara alınmalıdır.
-İhmalin
faturası da,topluma büyük bir ödeme zorluğu getirmiştir. Nitekim Unesko
tarafından 1994’de,dünyadaki çocukların durumu ile ilgili raporda:
“Bugün dünyada
30 milyonu aşkın çocuk sokaklarda yaşamaktadır;7 milyon çocuk mülteci
statüsünde bulunmakta,en az 50 milyon çocuk güvenliksiz ortamlarda
çalışmakta,100 milyonu aşkını ilk öğretimden yoksun ve 150 milyon civarında
çocuk da beslenme yetersizliğiyle baş başa bulunmaktadır.”der.
-Yiyecek
konusunda çocuğa ısrarla yemek yedirme yoluna gidilmemelidir. Çocuktaki
inad,onun inadını daha da arttırıp,fayda yerine zarar verecektir.
Her yiyen
sağlıklı,yemiyen sağlıksız anlamına gelmemelidir.
Kısaca;ölçülü ve
dengeli olunmalıdır.
Çocuklardaki
oluşan deprasyonun çeşitli sebebleri göze çarpmaktadır. Bunlar;
-Gündüz
seyrettiği veya kendisine anlatılan masalların zihninde yer etmesiyle,gece
sakin bir zeminde depreşmesidir.
-Çocuğu susturmaya
veya dediğini yaptırmaya çalışırken öcülerle korkutarak,onda sevgiden önce
nefret ve korkunun gelişmesine sebeb olunmaktadır.
Bu durum onun
korkuyla büyümesine,saldırgan bir tutum ve ruh haletine sahib olmasını netice
verecektir.
Bu menfi duygu depreştikçe,menfilikler
de kendiliğinden depreşecektir.
-Çocuklar
sevgiyle büyütülmelidir. Bir tanıdığımız vardı. Bu kişi üç-dört yaşlarındaki
çocuğuna,cenneti tüm güzellikleriyle anlatır. Bunu hayran hayran dinleyen çocuk
dayanamayıp;-arabası da olan babasına dönerek-
-Baba,haydi o
zaman bizde cennete gidelim.
Daha sonra baba
çocuğuna oraya ne zaman ve nasıl gidileceğini anlatarak teskin eder.
Bu olayı
duymuştuk. İki sene kadar sonra çocuk,babasıyla yanımıza geldiğinde çocuğa;
-Haydi,beraber
cennete gidelim,dediğimizde o çocuk
bize;
-Şimdi
gidilmeyeceğini,ikna olmuş bir şekilde anlatmaya başladı.
-Evet,çocuk
kaçırılmamalı. Belki o güzelliklere doğru teşvik edilmelidir.
-Ruhta meydana
gelen bu korku duygusu,çocuktaki bir dengesizliğin neticesi ve ilerideki bir
olumsuzluğun belirti ve habercisidir.
Bediüzzamanın
ifadesiyle:”Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.”
-“Batıl şeyleri
iyice tasvir,safi zihinleri idlaldir.”bozmaktır.
-Şiddet ve
şiddetli rüyalar ise;güzel görmemenin veya göstermemenin,kötü şeyleri tasvir
etmenin,güzel düşünmemenin ve düşündürmemenin ve neticede hayattan lezzet
yerine elem almayı netice vermektedir.
Çocuğa devamlı
müsbet,yapıcı ve güzel şeylerin tasviri yapılmalıdır.
-Cennet,cehennemi
şeyleri kabul etmez,reddeder.
-Bir gün
Peygamber Efendimize sorulmuştu:”Ya Rasulallah! Kim cennete girecek?
-Allah rasulü
ise:”Peygamber cennetliktir. Şehid cennetliktir. Çocukken ölen cennetliktir.
Diri diri gömülen çocuk cennetliktir.”(Ebu Davud)
-Çocuklar korku
ve şiddet filimlerinden de sakındırılmalıdırlar. Bununla yetinmeyip o çocuk tv.
ile değil,anne-baba terbiyesiyle yetiştirilmelidir.
Çocuk kimin
terbiyesiyle yetiştirilirse,onun malı olur. Başkası –anne ve babası bile
olsa-hak dava edemezler.-
-Çocuğun
yetiştirilmesinde en büyük faktörlerden biri de;arkadaş seçimidir. Atasözünde
ne güzel belirtilmiş:”Bana arkadaşını söyle,sana kim olduğunu söyliyeyim.”
Çocuğun iyi bir
arkadaş seçimi,kişiliğinin oluşmasında da büyük tesir icra eder.
Buda onun
ailesine ve topluma uyum sağlamasını sağlar.
-Çocuk eğitimle
gelişir. Verilecek iyi bir eğitim,iyi bir çocuk,iyi bir çocuk da iyi bir nesil
ve gelecek demektir.
Eğitim çocuğa
sevdirerek verilmeli ikna edilip,tatmin edilmelidir.
Çocuğa faydalı
ve lüzumlu şeyler öğretilerek hafızasının gelişmesine yardımcı olunmalıdır.
Aksi takdirde bilgisiz bir bilgi hamalı olmuş olur.
“Çalışmayan
demir paslanır.” Zeka ve hafızanın gelişmesi,çalışmasıyla ilgilidir.
Çocuk konusunda İbni
Cerir:”Çocuk,ebeveyni yanında emanettir. Onun tertemiz kalbi nakış ve suretten
başı berrak ve soyut bir cevherdir. Bu mübarek kalb,kendisine öğretilecek her
şeye kabiliyetlidir. Neye meylettirilirse ona meyleder. Kendisine hayırlı ve
güzel şeyler öğretilirse hayır üzerine büyür. Dünya ve ahiret mutluluğuna
kavuşur. Anne ve babası sevabına ortak olurlar. Eğer şerre atılır,bu doğrultuda
yetiştirilirse şaki olup dünyada da,ahirette de helak olur. Günah da onun
terbiyesiyle mükellef olanındır. Çünki onun velisi sorumludur.”[5]
-Çocuğun
yetiştirilmesi ona anlatılacak güzel hikayelerle olduğu gibi,zihninin
gelişmesinde yardımcı olacak eğitici ve düşündürücü oyuncaklarla da takviye
edilebilir. Yani çocuk eğitilerek öğretilmelidir. Meseleleri kavrıyamıyan
çocuk,böylece oyun ile bilgilendirilmiş ve kabul ettirilmiş olacaktır.
-Çocuğun maddi
ve manevi gelişimi anne karnından itibaren başlar. Mesela;
Hadisde:”O nutfe
o rahimde yerleşti mi Allah,o nutfe ile Hz. Âdem arasındaki bütün soyunu o
nutfenin başında hazır eder (de,o bunlardan birisinin şeklini alır.)”[6]
-Çocuğun
gelişmesinde özellikle 0-6- yaş arasında verilenler veya çocuğun aldıklarının
büyük ve silinmez etkileri vardır.
Nitekim
kendimizden pay biçebiliriz. Öyle ki zihnimizde iz bırakmış olan bir
olayı,hayatımız boyunca kolay kolay unutmaz ve unutamayız.
O dönemde
öğrenilenler,hafıza arşivlerinin taze olması,mermere kazınmış gibi sağlamlılık
gösterir.
-Onlara kıymet
verilmeli,sevginin yanında saygıda kusur etmemelidir.
Hadisde:”Çocuğunuza,Muhammed
adını koyduğunuzda,ona değer veriniz ve oturduğunuz mecliste ona yer açın.”[7]
Çocuğun
yetişmesinde anne-baba kadar,belki daha fazla diyebileceğimiz bir faktörde
okuldur.
Böyle bir yükü
yüklenmeden önce çocuk o eğitime hazırlandırılmalıdır..Fiziken hazır haldeki
durumu göz önünde bulundurulduğu gibi,ruhen o münasib ve müsaid hale
getirilmelidir.
-Çocuğun fiziki
olarak yetişmesinin de,ruhi olgunluğuna etkisi vardır. Aynı zamanda bir sünnet
olan “Kaylûle” [8] yani;kuşluk ve öğle
uykusunun,herkesin olduğu gibi hasseten çocukların dinlenmesine ve
dikkatlerinin dağılmamasına ve zayıflamamasına sebeb olmakta,dinçlik
sağlamaktadır.
Açlığa karşı
ağızdaki salgılama gibi öğle vakti,öğleden sonra vücutta uykuya karşı öyle bir
salgı salgıladığı bugün tıbben de tesbit edilmiş durumdadır.
-Bugün
çocukların dengesizleşmesinde ve bozulmasında menfi görev yapan medyanın büyük
rolü vardır.
Görüntülü ve
resimli medya bu saf ve temiz kalbleri,tâ ruhun derinliklerine kadar
hançerlemektedir.
Bugün
medya;kadını yuvası olan evinden alıp kopardığı gibi,çocukları da o cennet
yuvasından uçurmuş ve kaçırmıştır. Problemli çocukların meydana gelmesine zemin
hazırlamıştır.
-Çocuğu
sarmalayarak boğan o kadar sebebler teşekkül etmiştir ki;bunun
izalesi,mesuliyetini hisseden ve hissedecek olan büyük bir himmet ve gayret
sahibi toplum ile mümkün olacaktır.
Ancak bahane
hazırdır;kendi problemlerini çözemediklerini,maişet derdinin boylarını aştığını
ve onlarla uğraştığını söyleyen bir toplumda,iş fertlere kalmış olmakta,gönüllü
erlerin ve fedailerin geç de olsa hizmetleriyle yerine getirilebilir.
-Habersiz olan
büyüyen çocuğun durumunu,onun sorumluğunu üstlenen kimse daha fazla
görmektedir. Daha fazla da dikkat etmesi gerekmektedir.
Zira;her şeyinde
kendisini anne ve basının kucağına atmaktadır. Problem büyüdüğünde toplumun ve
neticede devletin kucağına atmaktadır.
-İlk yapılacak
iş;çocukta manevi bir kontrol mekanizmasını oluşturmaktır. Muhasebesini yapacak
ve yapabilecek bir duygunun yerleştirilmesine çalışmak lazımdır.
Bununda
temelini;iman ve inanç duygusunu harekete getirip,ibadet şuurunun onda
yerleşmesini sağlamaktır. Zira bunlar kötülüklere karşı bir dizgin,bir fren
görevini görecektir
Belki haklı
olarak,siz bir gölge gibi onun arkasında olamazsınız. Fakat Cenâb-ı Hakkın onu
her yerde ve her zaman gördüğü inancı,omuzunda iyilik ve kötülüklerini yazan
–Kirâmen Katibin- melekleri tarafından her şeyinin yazılıb,hesaba
çekilerek,mükafat ve cezaya çarptırılmak üzere ahiret diye bir alemin varlığı
inanç ve şuurunu yerleştirdiğinizde,bu onun için de,sizin için de bir teminat
olacaktır.
“Her şeyi
maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyat da
kördür,görmez.” Her şey madde ölçülü ve madde orantılı değildir.
-Zamanında
ibadete alıştırılmayan ve namaza başlamayan bir çocuğun büyüdüğünde bir gayr-ı
müslimin,müslüman olması kadar zorlaşacağını söyleyen Bediüzzaman;[9]onların
namaza alıştırılmaları gerektiğini belirtir.
Çocuk;terbiye ve
tedris süzgecinden geçirilmelidir.[10]
-Anlatılmaktadır;İdam
edilmek üzere olan şahsa son istek ve arzusu sorulur. Oda annesini ister ve
annesine hitaben,dilini öpmek isteğinde olduğunu belirtir.
Ağlayan ve
üzüntülü olan anne,hiç olmazsa son anda çocuğunu memnun etme düşüncesiyle
dilini uzatır.
Öpmek üzere olan
çocuk,birden annesinin dilini ısırarak koparır ve tükürür.
Annenin feryadı
bir netice vermez. Artık anne dilsiz kalmıştır.
İdamlık
çocuğa,neden bunu annesine yaptığının nedeni sorulduğunda cevaben şöyle der;
-Ben
küçükken,komşudan yumurta çalsam,annem beni engellemez,tersine;-aferin benim
oğluma,der. Beni engelleme yerine teşvik ederdi. Her yaptığım yanlışlık da
böyle davranırdı. İşte bu idamlığa ben onun dilinin cezası olarak gelmiş ve
çıkmış olmaktayım.
Bana
çektirdiğinin karşılığını,dilinin acısıyla bu dünyada çeksin,der.
-Yine
anlatıldığı üzere;Evladı tarafından dayak yeyip,süründürülen baba bu duruma
güler. Sinirlenip de evlat vurdukça,baba yine gülmeye devam eder. Hiddeti
artıp,bir yandan da vuran evlad sebebini sorduğunda,cevaben baba;
-Evladım! Ben de
babama aynen senin bana yaptığın gibi yapmış,bu ağacın altına kadar sürüyüp
atmıştım,der. Ve vurması halinde de hakkını kendisine helal edeceğini de
söyler. Ve bu durum evladı düşündürür.
-Ben de böyle
bir duruma şahit olan birisini dinlemiş ve o kimsenin hala kendi mahallelerinde
yaşamakta olduğunu da söylemişti ki;nitekim herkes buna benzer olaylara
hayatında değişik şekillerde vakıf olmuştur. İbret alına...
-Elbette evladın
da anne babaya karşı yapması gereken sorumluluklar vardır.
-Fahreddin-i
Râzi-ye göre;İsra 23.24. ayetin açıklamasında,evladın anne babaya karşı
mükellefiyeti beş şekilde tasnif edilir:
1)Onlara –öf-
bile dememek.
2)Azarlamamak.
3)Hoş söz
söylemek.
4)Onlara acımak.
5)Onlara dua
etmek.[11]
Ana babanın
çocuklar üzerinde bir çok hakları olup,peygamber lisanıyla;onların ihtiyacını
karşılamanın Allah yolunda savaşmayla eş anlamda zikredilmiştir.[12]
Bediüzzamanın
ifadesiyle:”Anne babasını rencide eden insan,insan bozması bir canavardır.”
-Dininden dönme
ve dine aykırı gibi bir durum olmadıkça evlad anne-babasına itaatte kusur
etmemelidir. Nitekim:
-“Sa’d bin Ebi
Vakkas’ın müslüman olmasından hoşlanmayan annesi,oğlunun kendisine olan
sevgisini de düşünerek;
-Dininden
dönmedikçe yemek yemiyeceğini söyleyib,üç gün böyle devam etmesine karşı Hz.
Sa’d şöyle demiştir:
“Vallahi ana!
İyi bil ki,senin yüz canın olsa da onlar birer birer çıksa ben yine o
peygamberin dinini bırakmam.
Bunun üzerine
Ankebut suresinin 8. ayeti indi.Bunda:”Ana-babaya iyilik tavsiye edilmekle
beraber,şayet onlar,çocuklarını Allah’a şerik koşturmaya kalkışır ve
uğraşırlarsa,bu yolda kendilerine asla itaat edilmemesi
gerektiğine....açıklandı.”
Sa’d ibni ebi
Vakkas’ın kardeşi Amir’in de müslüman olması,annesini artık çileden çıkarmış ve
şöyle söyletmişti:”Hz. Sa’d annesi ile kardeşinin başına halkın toplandığını
görüb sebebini sorduğunda;”Şu anan,kardeşin Âmir’in yakasına yapıştı. Tuttuğu
dini bırakmadıkça,hurma ağacının altında gölgelenmemeye,yeyip içmemeye and
içti.”dediler. Hz. Sa’d annesinin yanına vararak;”Vallahi,ey ana! Cehennem
ateşi durağın oluncaya kadar sakın gölgeleneyim,yeyip içeyim deme!”dedi.[13]
Hadis-de:”Her
çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra babası onu;yahudi,nasrani ve müşrik
yapar.”[14]
İbni
Abbas’dan;Kafirlerin çocuklarının cennetlik olduğu da[15]
rivayet edilir.
-Çocukların
eğitimlerinde hadisler[16]
ölçü alınmalı,yahudilik ve hristiyanlıkta olmayıp,İslâmiyette olan farklı bir
özelliği ki;rivayetleri Rasulullaha dayandırmalı,[17]sohbetlerde
hadis ve sünnet kelimeleri geçmeli,[18]sahabeyi
övüp,onlardan ve hayatlarından[19]
bahisler açmalı,Peygamberlerin hayatlarını anlatmalı,büyük zatların hayatları
anlatılıp ibret almaları sağlanmalı,onların çocukları nazara verilerek,onlar
gibi büyüklüğe adım atmaları sağlanmalıdır.
Aksi takdirde
çocukların nazarlarını başka alanlara çevirip,onlarla meşgul olmalarına sebeb
olmak tıpkı Hz. Ömer zamanındaki kadının aç olan çocuklarını susturmak için taş
kaynatmasına benzeyecektir. Ve insanların durumlarını araştıran Hz. Ömer onları
bu durumdan kurtardığı gibi bize de bir Hz. Ömer gerekecektir ki,bu insanları
ve çocukları böyle eğlence ve aldatmacalardan kurtarsın. Tükenen nesiller
yerine,tükenmeyen nesiller yer almış olsun...
3-6-1996
MEHMET ÖZÇELİK
[1] Kehf.46.
[2] Bak.Zaman gaz.8-1-1996.
[3] Bak. Zafer dergisi.Ağustos.1992.sh.23,agd.Eylül.1998.sh.14.
[4] Zaman gaz.10-9-1994.
[5] Aile Eğitimi. 1 / 156.
[6] Müsned.3 / 297,Tefsir-i Kebir. F. Razi. Terc. heyet. 22 / 549.
[7] Kenzul Ummal,T.Kebir.age. 23 / 221.
[8] Lem’alar.B Said Nursi.256.
[9] Emirdağ Lahikası. II / 66.
[10] Teğabün.14-15,Bakara.187,25,Tahrim.6, Emirdağ Lahikası.age. II / 41,(Birincisi),64,102,212,252,66(Rabian), Kastamonu Lahikası. B. Said Nursi.252, Mektubat. Agy.17.mektub, Şualar. B.Said Nursi.333,Lem’alar.age.277.
[11] Kur’an-ı Kerim-de adab-ı muaşeret. Doç. Z. Duman.141.
[12] Bak. Büyük sevablar. C. Yıldırım. 288,293,Bak.Kütüb-ü sitte.age. 2 / 485.
[13] İslam Tarihi. Mekke Devri. M. Asım Köksal. 1 / 181.
[14] Tirmizi. 4 / 447.
[15] Muhtasar Tefsir-i İbni Kesir. (Arapça) 3 / 606.
[16] Ma’ruf ve Münker. S. C. el-Amra. Terc.M. İslamoğlu.278,Kütüb-ü sitte.age. 1 / 495-496.
[17] Kütüb-ü Sitte.age. 1 / 499-500.
[18] Age. 1 / 491.
[19] Age. 1 / 518,522.