Vatanın sadık evlatlarından,yine vatanın muhafazakâr ve
düşünen ve sorumluluk taşıyan,yada bu hisse sahib vatan muhafızları ve
bekçileri olan idarecilerine...
İslâmın emniyet,sadakat,dürüstlük,fazilet
gibi dünyevi ve uhrevi açıdan koymuş olduğu TESETTÜR gibi ilahi bir emri,kokmuş
ve kokuşmuş heveslerine sığdıramayıp FUHŞİYATI teşvik ve neşreden sefih
tabiatlı birkaç müstehcen-perest insanın zevkinin ve hayvani duygularının
tatmini için,koca bir müslüman-Türk milletinin ruhlarına nüfuz eden ahlakını
pest-payeleyip çiğneyen,bir avuç nefis-perest ve sorumsuz insanları nazarı
itibara alıp da;%-99-u müslüman olan bir milletin Din-Ahlak-Namus ve Haysiyet
gibi yüce duygularını nazarı itibara almamak,acaba ne ile tevil edilebilir?
Milletin
ahlakını bozmak için değil fertler,cemiyetler çalışmaktadır.
Tamiri için
ise;değil devlet ve cemiyetler,ancak cüz-i olarak fertler çalışmaktadır.
Televizyon
kanalları evlere,kanalizasyon gibi akmakta,diğer neşriyatlar da bunu sorumsuzca
bunu takviye etmektedir.
Bizi tehdit eden
bu durum,batıyı yıkmıştır. Aynı akibete düşmeyelim. Gençliğimize,kadınımıza,geleceğimize
ve değerlerimize sahib olalım.
Tarihi açıdan
aleme baktığımız da;bir çok devlet ve milletler kadını ticaret malı,kendi
nefislerini tatmin edici bir eşya ve kıymetsiz ve değersiz olduklarını ifade
edip,onların ruhlarının hayvan ruhu olduğunu söylemekte tereddüt
göstermemişlerdir.
Halbuki
İslâmiyet geldikten sonra kadının en yüksek makama,ulvi bir ruh ve şefkate
sahib olup,-şefkat Kahramanı- olarak ihraz ettiğini görmekteyiz.
Kadının örtüsünü
kadına bir mahfaza yani çeşitli çirkeflere düşmek ve alet olmaktan koruyan bir
sed yapmıştır. Böyle bir seti kırmak ve yıkmak,kadını ve kadının öz benliğini
yıkmak demektir.
Şu durumda kadın
bir bozuk para gibi harcanmak istenmekte ve her geçen günde bu çirkef girdabına
sevk edilmektedir.
KADININ BU
FERYADINA KULAK VERİLMELİDİR....
Aman
Allahım!...Bu ne haldir ki;körpe dimağlar törpülenmekte,cehennem istekle
parsellenmekte...Yeni yetişen nesil buna sevk edilmekte...madde manaya galebe
ettirilmekte...
Edebin timsali
kadın
Manan gitti
kaldı adın
Yapılırken senin
yadın
Şimdiyse kaldı
FERYADIN...
İSLÂMDA KADIN
Âyette:”Kendileriyle
huzura kavuşacağınız eşler yarattık.”[1]
Cenâb-ı Hak tabiatta bulunan her şeyi çift olarak yarattığı
gibi,(yer-gök,iyi-kötü gibi) insanları da kadın ve erkek olarak çift
yaratmıştır.-Kalbe mukabil bir kalb olan bu çift- çiftlerin en azizidir.
Kadın psikolog Cecile Sauvage şöyle der:”Bir
kadın,bir erkeğe bağlanmadıktan sonra,kişiliğini kazanamaz.. erkeksiz
kadın,oraya buraya saçılmış bir çiçek demetine benzer.”[2]
G.Gardony:”Çiçek
koku vermek,ateş ısıtmak,kadın da mesut etmek için yaratılmıştır.”der.
Kadına ilk
nazarların çevrilişi Hz. Âdem’in cennetten çıkarılması ve Kâbil’in Hâbil’i
öldürmesiyle başlar. İlk imtihanın gelişmesi şu şekilde olur:
“Kâbil (Kayn) ve
kız kardeşinin (Klima) cennette, Hâbil ve kız kardeşinin dünyada
doğub,evlenmede bir öncekiyle bir sonrası olması gerekirken (Âdem’in şeriatına
göre caizdir.) Kâbil kendi kardeşinin çok güzel olmasından istememesi üzerine
Hz. Âdem ona:”Ey oğlum,kurban takdim et,kardeşinde kurban takdim etsin. Allah
hanginizin kurbanını kabul ederse kız onunla evlenir,dedi. Kayn (Kâbil) ekin
biçmekle,Hâbil’de hayvan beslemekle geçiniyordu. Kâbil buğdayı,Hâbil’de
koyunlarının en iyisinden birini kurban etti. Allah beyaz bir ateş gönderdi. Bu
ateş Hâbil’in kurbanını yaktı. Kayn’ınkini olduğu gibi bıraktı. Böylece
Kâbil’in kız kardeşiyle Hâbil’in evlenmesine hükmedilmiş oldu.
Neticede bunu
çekemeyip şeytana aldanan Kâbil,kardeşi Hâbil’i hayvanlarını otlatmakta iken
öldürdü.”[3]
Hz. Havva
cennetteki doğumunda doğum sancısı çekmemiş,dünyadakinde çekmiştir.
Allah bir şeye
emrederse o şey hasen ve güzel olur. nehyeder ve yasaklarsa o şey kabih ve
çirkin olur. İnsanlığın ilk dönemindeki Hz. Âdem’in çocuklarının evliliği de bu
kabildendir.
Neslin çoğalması
için bu bir zaruret olduğundan Allah buna müsaade etmiştir. Fıkhen
de:”Zaruretler haramı helal ederler.”
Kadın ve erkek
fıtratları icabı farklı olarak yaratılmışlardır. Bu durum küçük yaşta
seçtikleri oyuncaklarda da görülür. Biri bebek seçerken,diğeri silah ve benzeri
şeyleri seçer. Birinin binası evlat ve sevgi ve şefkati üzerine
kurulurken,diğerinin kaba ve kabaca şeyler üzerine...
Konuşma konuları
da farklılık arz eder.
Biri bir şeyler
icad etmeye çalışırken,öbürü taklide çalışır. mesela mimar Sinan şaheser bir
bina yaparken,kadın bunu beze nakşeder.
Erkek
zorbalıklarla elde edilirken,kadın bir iki şatafatlı söze bakar. Kadın
şefkatinden ne küçük şeye karşı müteessir olurken,erkek tınmaz bile...
Volter
diyor:”Bizim papazlarımız İstanbulun fethini bir türlü hazmedemedikleri için
İstanbulun fethine karşı çıkamamışlardır. Fakat bu münasebetle İslam’da kadın
konusunu istismar etmek suretiyle müslümanlığı ve Müslüman-Türkleri çirkin
göstermişlerdir.”
Acaba bizdekiler
kimden yanadırlar?
Medeniyet
kadınları yuvalarından çıkarmış ve uçurmuştur. Oysa kadının yeri onun yuvası ve
evidir.
Çünkü insanın
ilk muallimi,terbiye edip yetiştiricisi onun annesidir. Buda yuvada mümkündür.
Evden kopuk,iç
hizmetin yapılmadığı bir ailede evlat terbiye ve eğitimden ve anne şefkatinden
mahrum olarak yetişecektir.
Her şey anaya
gebe... iyi-kötü,Hz. İbrahim’de,Nemrut’da...
Her şey ondan
doğar;cennet de,cehennem de...İkisini de o doldurur.
“Toprak,tohuma
ana;kaynak çağlayana;Havva insanoğluna;Meryem bir ruha;Amine bütün bir
hakikata,varlığın sırrına,sırların özüne...”[4]
Öz’de onda,kışır
da...
Kadın her
yönüyle annelik üzerine yaratılmıştır. Peyami Safa’nın deyimiyle:”Kadının
ebediyeti,zekâsında değil,rahmindedir.”[5]
Analığı
tatmayan,ana olmayan kadın dengeli ve normal değildir.
Kadını bir zevk
aleti olarak gören şimdiki medeniyet,onu yuvasından uçurmak ve elinden en bariz
vasfı olan anneliğini almakla zulmün katmerlisini ona reva görmüştür.
O şefkat
kahramanı kadın;bu zulme layık mıdır? Rızasıyla girmişse,belki evet. Ancak yine
de insanlık hesabıyla acır,kurtulması için fiili ve kavli duamızı yaparız.
Sattığı
kasedleri milyonları bulan,sevdiklerinin sahte tebessüm ve alkışlarıyla bir
çoklarını hayran bırakan batılı müzik sanatçısı bir kadın,sahib olduğu bu kadar
şeylere rağmen,sahi olmadığı annelikten dolayı intihar etmeden önce yazdığı
mektubta şöyle diyordu:”Anne olup çocuğum olsaydı,intiharı düşünmezdim.”
Fakru zaruret
içerisinde olan bir çok anneler bu sanatçının sahib olduğuna sahib değiller.
ancak ondan daha önemlisi anneliğe sahibtirler.
M.C.Beyhen şöyle
der:”Kadınları rızık peşinde evlerinden çıkarmak suretiyle zaman onların başına
bela olmuştur. Bundan sonra kadınları hüzün ve nedamet kapladı. Buna en büyük
delil yakın zamanda Amerika’daki gallob enstitüsünün yaptığı ankettir. enstitü,A.B.D.’de
her ortamda çalışan kadınların çalışmaktan gayelerinin ne olduğuna dair de
genel bir anket yapmıştır:”Şu zamanda kadınlar mutlak surette yorulmuşlardır.
Amerika kadınlarının %-65’i evlerine dönmeyi tercih etmektedirler.Önceden
kadın,evinden çıkmak gayesini elde ettiğini sanıyordu.Bu gün ise yoldaki
sürçmeler,ayağının derisini yüzdü. çalışma gücünü bitirdi. Kadın yuvasına
çocuklarını bağrına basmak için tekrar dönmek istiyor.”[6]
Şu medeniyet o
aziz varlığı pespaye gayelerine bir köprü yapmış,bir-iki kişinin köleliğinden
kurtarmış,binlerce kişinin kölesi haline getirmiş. onu –medeni köle- yapmıştır.
Veyl olsun...
“Yeni maddi
felsefede kadının iffeti,büyük bir
köleliğe maruz kalmıştır. Güzelliği ve namusu servet ve kazanca hizmet için kullanılmıştır.
Binlerce randevu
evleri,dans salonları,çıplaklık kampları,müstehcen dergiler,seviyesiz
filimler,kadının şeref ve ırzıyla yapılan ucuz ticarete apaçık bir delildir.
Garplı
erkek,kadını,hissetmediği yönden köle haline getirdi. Çünkü kadını,arzularını
tatmin edecek,meyillerine ve iştiyaklarına cevab verecek her yerde kullandı.”[7]
Öyle bir vahşet
ki,dehşetlere denk...Cehalet asrına Rahmet! okutturacak derecede...
CEHALET ASRINDA
KADIN :
-Kocası ölen
kadının üzerine kim cübbesini,giysisini atarsa kadın onun olurdu. İtiraza da
hakkı olmazdı.
-Asil çocuğa
sahib olmak için başkasıyla yatmasına müsaade edilirdi.
-Kadın çocuk
doğurunca aileye girmiş sayılıp,doğum yapmadan da ölürse kocasına baş sağlığı
dilenilmezdi.
-Kadın on kadar
erkekle yatar,doğan çocuğu onlardan istediği birine verir,oda reddedemezdi.
-Fahişelik yapan
kadının kapısına bayrak asılır,doğurduğu çocuk hangisine benzerse
–reddetmeksizin- ona verilirdi.[8]
ROMA
HUKUKUNA GÖRE KADIN :
Avrupa da iki
türlü evlilik vardır:1)Koca dilediği takdirde kadını satabilir,istediği cezayı
verir,hatta ölüm cezasıyla cezalandırabilirdi. Kadının bütün kazandıkları
kocasının olurdu.
2)Karı babasının
hakimiyeti altında idi. Bu defa baba onu kocasından alabilirdi ve mutlak bir
hakkaniyete sahibti.”[9]
Kadın istediği
kadar koca değiştirebilirdi.
Bu hususta
Romalı filozof Seneka (M.S.Ö.73):”Zamanımız Roma’sında boşanma hadisesi artık
ayıp sayılmamaktadır. Kadınlar bir ömür boyu,yaşlarının sayısından daha fazla
erkekle evlenebiliyorlar.”
Batının her şeyi
gibi,aile müessesesi de bozuktu.
İslâmdan önceki
babayı:”Kızının namusunu yabancılara çiğnetme,kızını öldürmezsen namusu
çiğnenecek.”diye aldatan şeytan;şimdi de namusunu
satmaya,ekonomik,fakirlik,geçim zorluğu altında söylediği yaftalar ve
safsatalarla yoldan çıkarmaktadır.
Ancak ikisi
arasında şu fark var ki;Birincisinde kadın dünyasını kaybederken,diğerinde de
ebedi ahiret hayatını kaybettiği gibi,gençliğinde gördüğü iltifatları
ihtiyarlığında görmemekle dünyada da sille-i tedibi yemektedir. Çift taraflı zillet...
İSLAMDA KADIN
:
Getirdiği
saadetle buna saykal vuran İslam;kızların diri diri gömülmelerini ortadan
kaldırmış,[10] ve hadiste:”Kimin bir
kız çocuğu olursa,onu diri diri gömmezse,onu hakir görmezse ve erkek çocuğunu
ondan daha fazla kayırmazsa,Allah o kişiyi cennetine koyar.”[11]
“Kim iki kız
evladına,büyüyüp yetişinceye kadar,bakar beslerse,o ve ben hesap gününde (iki
parmağını işaret ederek) böyle beraber geliriz.”[12]
“İlim öğrenmek
her kadın ve erkeğe farzdır.”(Beyhaki)
Kadınlara adetli
günlerinde ve doğumdan sonra kırk gün namaz ve oruçtan muaf tutulmuş,namazı
kaza etmezken,farz olan orucu istedikleri günde kaza edebilmeleri,Cuma
namazının farz olmayışı onların gözetilmiş olduklarını göstermektedir.
Kur’an-da erkek
adıyla anılan bir sure bulunmazken,kadın demek olan büyük bir sure olan –Nisa-
suresi –kadın-anlamına olup,anların adıyla anılmaktadır.
İslâmiyet:”Kadının
insan olduğunu kabul etmiştir. Ona istiklal ve şahsiyet vermiştir. Onu
dine,ibadete ve cennete girmeğe ehil saymıştır. Alış verişlerde ona erkek gibi
söz hakkı vermiş,iyiliği emir ve kötülüğü yasak etme gibi toplumun ortaklaşa
yapacağı işlerde davette bulunma vazifesi yüklemiştir. Yine öğretmekle vazifeli
saymıştır. Kadınlığına uygun gelen işlerde çalışmasına müsaade etmiştir,mirasta
hak tanımış,evlenmede fikrinin alınmasını şart koşmuştur. mal ve akitlerdeki
velayette de kadının erkeğe denkliğini beyan etmiştir.”[13]
Evlenecek
kişiler başlı başına ehil olup,kişilikte eşittirler. Akitte kadınında sözü
alınır,istemediğinde zorlanamaz.[14]
Ancak velisi bu
mesele de araştırma ve soruşturma hususunda daha fazla bilgiye sahib
olabileceğinden onun görüşü ağırlık kazanabilir,sıhhatli olmak şartıyla...
-Miras hususunda
da kadına bir erkeğe iki vermekle;kardeşlerinin,babamızın malını niye yabancılara
verdin-diyerek sahib çıkmama durumlarını da ortadan kaldırmış,kız kocasının
aldığı iki hisseyle de yine eşit olarak üçe tamamlamış olmaktadır.
“İslâmiyet bir
kadın hakkına hükmetmiştir ki ondan,kadın İslamiyetten evvel ve sonra (hatta bu
asra kadar) mahrum bırakılmıştır. Bu hak müstakil mülkiyet hakkıdır. İslam
şeriatına göre kadının parası,ğayrı menkulü veya diğer eşyası üzerindeki
hakkın,tam olduğu kabul edilir. Bu hak evliliğiyle,dul ve bekarlığıyla
değişmez.
Kadının malını
satması,satın alması,bütün mülkünü veya bir kısmını kiraya vermesi veya ipotek
gibi hususlarda tam hak sahibidir. Kadının dişiliğinden dolayı küçük ve ikinci
sınıf görüldüğüne dair şeriatın hiçbir yerinde bir işaret yoktur. Şurası keza
mühimdir ki,kadın bu haklara evlilik öncesi sahib olduğu gibi,bu haklar
evlendikten sonra kazandıkları için de geçerlidir.
Mesela
zannedildiği gibi 1938’de Fransız kanunları,kadınların kontrat
yapabileceklerine müsait oluşlarını tanımak için tam islah edilmedi. Hala bir
evli kadının,kendi özel mal varlığından,bir yere vermeden veya dağıtmadan
önce,kocasının müsaadesini temin edip etmediği sorulur.”[15]
Kadın
mürüvvetini korumalı,fesadı uyandırmamalıdır. Hadiste:”Kadın
namahremdir.(Dışarı)çıktığı zaman,şeytan onu takib eder.”(Tirmizi)
Bu durum
çerçevesinde kadınında yapması gereken işler vardır. Ebe ve hemşirelik gibi.
İslâmda ilk hemşire Rüfeyda olup,Medine’lidir. Harbte yaralananları karşılıksız
tedavi ederdi.
İslâmiyet;din
sadece erkeklere değil, kadınlara da şamildir. Aynı sorumluluk altına onlarda girmektedir.
Mesela,Efendimizin
de buyurduğu,en değerli üç kadın olan Fir’av-nın karısı Hz. Âsiye,Hz.İsa’nın
annesi Hz. Meryem ve kendi hanımı olan Hz. Hatice’ye,değil başı boş milyonlarca
serseri,acaba binlerce salih insan dahi onlara yetişebilirler mi?
Veli olan
Rabiat-ül Adeviyye’ye şu zamanın binlerce insanı ona ulaşabilir mi? İşte kimmiş
üstün? Neredeymiş üstünlük? Görülsün ve bilinsin...
Kadın ve kadın
ile alakalı olan ayet ve hükümler,erkekler ile ilgili olan,doğrudan erkekleri
ilgilendiren ayetlerden daha fazlacadır.[16]
Kur’an-daki
hitab[17]
hem erkeğe,hem de kadınadır. Zaten;”Ya eyyühellezine amenu”-“Ey iman
edenler”derken,mana ve gramer yönünden her ikisi de dahildir. Bu ifade tarzı
İslâmiyetten önce ve şimdi de Araplar arasında aynı şekilde kullanılmaktadır.[18]
-Eşitliği iddia
edenler şunu da bilmelidirler ki;kendi kulakları merkeblerinkinden kısadır.
Buda bir eşitsizliktir. Kendileri merkeblerine değil,merkebleri ve bir çok
varlıklar kendilerine hizmet etmektedirler. Oysa buda eşitsizliğe aykırıdır.
Acaba ne buyururlar?
Efendimizin:”Cennet
annelerin ayakları altındadır.”ifadesiyle,cennet babaların değil,annelerin
rızasına ve ayakları altına serilmiştir.
Ve
Efendimiz:”iyilik yapmayı,ancak kime yapması gerektiğini söyleyen bir
sahabiye,üç kere tekrar ile –annene- derken,dördüncüsün de,-babana-demiştir.
Bununla da anne denilen,aziz varlık olan kadının layık olduğu ve olacağı
mevkiyi a’layı da belirtmiş olmaktadır. Beşeriyet şimdiye kadar bu makamı
vermemiş ve veremeyecektir de. Düşüncesi ve uygulamasıyla...
“Kur’an-ın
muhtelif bir çok surelerinde erkek ve
kadın zikredilmekle beraber,şu surelerde kadınları ilgilendiren hususlara
ağırlık verilmektedir.Bunlar:Nisa,Yusuf,Nur,Ahzab,Mümtahine,Talak,Tahrim
sureleri.”[19]
AİLE HAYATI
Dünya hayatı
başlangıç da aile hayatı ile başlarken,netice ve son olan cennet hayatı da aile
üzerine kurulur.
Aile kutsal bir
yuvadır. İnsanlığın,toplumun bir çekirdeğini oluşturur. Öyle bir çekirdek
ki,hem cennete,hem de cehenneme hamiledir.
Dinin
perspektifiyle,peygamberlerin tarif ettiği nurla –her şeye olduğu gibi- aileye
de o şekilde bakmayanlar ya ifrat yada tefrit etmişlerdir. yani bir yandan
kadına layık olduğu yeri vermezken,diğer yandan da aşırı hareketiyle o nazik ve
zarif vücuda taşıyamayacağı yükü
yüklemekle zulmetmiştir.
Didin gösterdiği
kıstas ve mihenk ise;Vasattır. Onu layık olduğu mevkiye oturtturup,gerçek
kıymet ve değerine sarmıştır.
-Aile hukukunun
önemi hususunda:”Kur’an-ı Kerim-in tam 23 yerinde,nikahtan,aile hukukundan söz
edilir. 80’e yakın yerinde,zevc ezvac gibi tabirler,evlenme ile ilgili hükümler
anılır. 10 yerinde boşanma hükümleri anlatılır.”[20]
-Ailelerin
kurulmasındaki amaç;ailede bulunan bütün fertlerin ve temel olarak karı ile
kocanın birbirlerinde SÜKÛN [21]
bulmaları için vardır.
Dalgalarıyla yorucu
bir hayattan sükun,rahat ve huzura erdirici bir hayata geçmeyi sağlar.
Ailede fertler
birbirleriyle yardımlaşırlar.
Kişinin
imanlı,hürmet ve merhametle techiz olmuş aile hayatı,cennet hayatıdır. Aksi
takdirde;cehennemi andıracak bir hayata dönecektir.
Kadın yaratılışı
icabı zarif ve naziktir. Erkek ise Müfessir Razi’nin dediği gibi:”Yaratılışı
icabı,ailenin diğer bireylerine göre güç,kuvvet,azim,dayanıklılık,riyaset ve
geçimin temini gibi konularda daha ehildir. Bu ehliyet,biyolojik yönden
erkeğe,vehbi olarak verilmiş bir özelliktir.”[22]
Buradaki
farklılık vazifenin farklılığından olup,bu da taksimi gerektirmektedir.
Hakiki üstünlük
de erkeklik ile değildir. Çünkü erkeğe yüklenilen bu yük üstünlüğün
değil,yükümlülüğün ve sorumluluğun ifadesidir. Fazilet değil,yüktür.
Babanın aile
reisi oluşu”Fransa kanununda da,743 sayılı Türk medeni kanununun 152.
maddesinde de aynıdır.”[23]
AİLEYİ
YIKANLAR
Aile küçük bir
devlet,devlet de büyük bir aile olduğundan,küçük ailede meydana gelecek bir
çatlaklık,büyük aile olan devleti de menfi yönden etkileyecektir.
Mesela
tanımadığımız bir memlekete veya devlete gittiğimizde şahit olduğumuz bir-iki
aile,o millet hakkında hüküm vermemizde en adil şahit ve delil olacaktır.
Ailede çatlak
var,yoksa çatlaklar mı var?
Evvela çatlaklıklar
meydana getirip,şimdi de o mukaddes yuvayı yıkanlar ve yıkmaya çalışanlar
maneviyattan yoksun ve körü körüne hempaları olan batıyı takib edenlerdir.
Aslında bu
insanlar kadını tanımamaktadırlar. Veya bazı inkilab sevdalılarıdırlar ki,kadın
ve aileyi inkilabları uğruna feda etmektedirler.
Yani inkilab ve
onu düzenlemeyi kadına göre değil de,kadını o inkilaba göre düzenlemekte ve
feda etmektedir. Artık bundan sonra onu yont yont,düzelt. Belki Nasreddin
Hocanın,tüyleri yolunmuş kuşuna benzer...
Kanunlar
insanlar içindir,insanlar kanunlar için değildir.
1943 yılında
yapılan maarif şurasında okumuş!büyük ilim adamı! sıfatıyla konuşmacı prof.
Sadrettin Celal Antel ailenin inkilablar önünde ne gibi engel olduğunu şöyle
keşfeder:”Aile bir zehirdir. İnkilaba muhalefet ruhu aileden geliyor.”Bu prof.
kendince haklıdır. Çünkü;maneviyatın önünde –kale gibi- ilk ve son engeli aile
teşkil etmektedir. Tabiri caizse; milletlerin ve fertlerin –müsbet veya menfi
yönde- değişmelerinde ailelerin onayı gerekmektedir. Bu onay
alınamıyorsa,çeşitli vesilelerle yıpratılma yoluna gidilmekte,evlatlarla
aileler karşı karşıya getirilmekte,bunu da inkilablara aykırılıkla desteklemek
suretiyle dejenere edilmeye ve yıkılmaya gidilmektedir. Sayın prof-umuzun da
yaptığı budur.
1710’da
İngilizlerce görevlendirilen casus Hempher’in aileyle ilgili planından biri
olarak:”İslâmi nikah,aile yapılarını güçlü tutmakta ve müslümanların hızla
çoğalmalarını sağlamaktadır.
Çok
önemlidir;buna mutlaka mani olmalıyız. Kanuni yasaklarla birden fazla evliliğe
müsaade olunmamalı ve doğum kontrolü uygulanmalıdır.
Evlenmeleri her
vesile ile zorlaştırınız ve geciktiriniz.
Nikâhsız
beraberlikleri teşvik ediniz.
Müslüman
kadınların örtüleri açılmadıkça onlara fesadın bulaşması mümkün değildir.
Kadınların güzelliklerini
göstermeye meylini tahrik ederek örtülerini kaldırmalısınız. Müslümanlığı yok
etmek için bu yol çok tesirlidir.
Bu iş için gayri
müslim kadınları alet etmelisiniz.
Ayrıca”İslâmın
kadına değer vermediğini”telkin ederek onları ailelerinden ve yuvalarından
soğutmalısınız.
Huzursuzluk
çıkararak boşanmaları arttırmalısınız.
Aile çatısını
çökertmeden İslâmı mağlub etmemiz çok zordur.”[24]
Aşırı harcama ve
israf da aileyi sarsar,neticede yıkar. Gayrı meşru yola ve rüşvete sevk eder.
İsraf sefahete,sefahet
sefalete götürür.
Nitekim Yavuz
Sultan Selim debdebeli giyinen oğlu Şehzade Süleymana şöyle der:”Sen böyle
giyinirsen,anan ne giyinsin Süleyman? Anana takacak zinet bırakmamışsın...”
TESETTÜR
Kur’an-ı
Kerim-in kesin emirlerinden olan Tesettür[25];Din
ve fıkıh yönünden;”Kadınların ve erkeklerin başkasına,namahremlere vücutlarının
haram kısmını göstermemeleri...[26]
Kadın avrettir.
Böylece de;hem kendini örter,hem de başkalarının kendilerine bakmamaları için
onların da gözlerini örter. Harama,günaha ve fitneye düşmelerine o avretlik ve
tesettür bir set teşkil etmiş olur.
Kur’an-ı Kerim
tesettür emriyle;şefkat kahramanı ve değerli bir hayat arkadaşı olan kadınları
aşağılıktan ve aşağılanmaktan,zilletten,yabani ve yabancıların göz hapsine
almakla manevi esirlikten ve sefalete düşmekten kurtarıyor.
Tesettür;aile
fertleri arasındaki karşılıklı emniyeti,samimi hürmeti ve muhabbeti de tesis
etmektedir. Tesettürsüzlük ise bunları ortadan kaldırmaktadır.
Tesettürsüzlük;kadının
en güzel vasfı olan SADAKAT’ı da ortadan kaldırıyor.
Tesettürsüzlük;Neslin
çoğalmasına değil,azalmasına sebebtir. Çünkü kişi ailesinin açık-saçık olmasını
istemediğinden bekar kalacak,geç evlenecek veya ğayrı meşru yola gidecek...
Muhitin de insan
ahlakı üzerinde tesiri vardır. Avrupanın insanı da,memleketi gibi soğuk
olduğundan Tesettürsüzlüğün bizdeki kadar fazla kötülükleri tahrike sebeb
olmaz. Bu yönüyle de memleketimiz Avrupaya kıyas edilemez.
“Kadınların
ahiret saadeti gibi,dünya saadetleri de ve fıtratlarındaki ulvi seciyeleri
de...bozulmaktan kurtulmanın yegane çaresi,İslam dairesindeki dini terbiyeden
başka yoktur.”[27]
Duygular
bakımından tamamen sönmemiş ve bozulmamış her kadın başkaların pis
bakışlarından elbette sıkılır ve rahatsız olur. Tesettür ise;kötü bakışların
yaralayıcı oklarından kalkan gibi her iki tarafı da korur.
Diğer bir
açıdan,Bediüzzaman hazretlerine göre tesettürün bir hikmeti ise:”Cenâb-ı Hak
sanatını güzel göstermek istiyor ve çirkin şeyleri perdeliyor,diğer varlıklara
karşı güzel göstermek ve insanın diğer nevilerdeki tasarruf ve münasebet ve
kumandanlığına da işaret etmektedir.”
Gerçek hürriyet
ve şahsiyet;tesettür de ve tesettür iledir.
“Tesettür
etmeyip de bütün güzellik ve süs püsleriyle kendini yabancı gözlere vaz’ ve
teşhir eden bir kadın tabiidir ki;istiklal ve hürriyetini ve vakar ve izzetini
muhafaza edemez.”[28]
-Yürüyüşleri
hususunda ise;”Yani baştan ayağa örtündükten başka yürürken de edeb-ü vakar ile
yürüsünler,örtüp gizledikleri sun’i veya hılki ziynetler bilinsin diye bacak
oynatıp ayak çalmasınlar,çapkın yürüyüşle nazarı dikkati celb etmesinler,çünkü
erkekleri tahrik eder,şüphe uyandırır.”[29]
Âyette:”Gizledikleri
ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar.”[30]
-Kendilerini
başkalarına teşhir edip gösterenler,cahiliye adetinden olan Halhal ve de
ökçelerini yere vurmak suretiyle yapılan çalımlı yürüme Kur’an-ca
yasaklanmıştır.
Çünkü bu bir
fitneye vesiledir. Peygamber diliyle de:”Fitne uyumaktadır,uyandırana Allah
lanet etsin.”tehdidine mâsadak olur.
Şairin
ifadesiyle:”Yapraklar arasından rüzgar geçince,işrik ağacının hışırtısı gibi,o
(sevgili) yürüyüp geçtiği zaman,ziynetinin baştan çıkartan sesini işitirsin.”[31]
-Cahiliye
dönemindeki örtünme şekli;”Müfessirlerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç
baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına
bırakırlar,yakaları önlerinden açılır,gerdanları ve gerdanlıkları münkeşif
olurdu(açılırdı),ziynetleri görünürdü.”[32]
Şu anda
bizlerdekinin yani örtmek ile örtmemek arasında bocalayanların durumu da,bundan
farklı değildir.
Medeniyet,çağdaşlık,moda
yutturmacalarıyla açılmaya yapılan teşvik,tıpkı sanat adına ilk çağ Yunan resim
ve heykellerindeki çıplak resimlerle,fuhşa yapılan davetiye gibidir.
Daha önce
Bizansı yıkan fuhuş,bu günde batıyı sarsarken,bizi de kıskaca almaya
çalışmaktadır.
Nitekim:”1710’da
bir İngiliz ajanı İslâmı yok etmek için Tesettürün mutlaka kaldırılmasını
istiyordu.”[33]
Lozan’ın gizli
maddelerinden:1)İslâmiyet,şeriat,dini esaslara sırt çevirerek kaldırılması.
2)Hilafetin
kaldırılarak,halifenin sürülmesi.
3)Medrese,zaviye,dini
takviye edici bütün müesseselerin kaldırılması ve şer’i mahkemelerin
kapatılması.
4)TESETTÜRÜN
kaldırılarak yasaklanması.
5)İslâm alemiyle
ve Türklerle irtibatın ve bağların koparılması.
Evet. Bütün
bunlar yapıldı ve yapılmaya da devam edilmektedir.
Bütün bunca
açıklık ve tesettür düşmanlığı neden ileri gelmektedir? Nedir bunun bunca
sebebi?
Mesele bunun
temelinde ve kök yapısındadır.
Bunda emre
itaatsizlik,emir dinlememezlik,bütün bütün,mutlak olarak hür olma düşüncesi
vardır. Belki bunun altında;nefsin zebunu ve kölesi olmak yatar.
Zahiri zevk ve
serbestlikle beraber,ebedi bir elem ve hapis söz konusudur.
Açıklık-saçıklık,olmaya
ki bir hastalığın neticesi ola? Ruh hastalığı mı? Kalb,akıl hastalığı mı? İnanç
ve iman hastalığı mı?Öldürmeyip çektiren müzmin,sahibine kabre kadar çektiren
illet...
-Kadın niçin
tezyin ediliyor? Teşhir için mi? Niçin teşhir? Kocası için mi,başkası için
mi???
Ahmed Yesevi
hazretlerinin dediği gibi:”Kitabına eğilmiş çocuk,aşını pişiren kadın,tarlasını
süren çiftçi,tezgahtaki sanatkar,fenalık düşünmeye vakit bulamaz.”
“18. asrın
sonları ile 20. asrın başlarında fahişe sınıfını ticari bir işletme olarak
düşünme eğiliminde olan Fransa,İngiltere,İtalya gibi sömürgeci güçler 20. asrın
başlarında bu sınıfı tam müesseseleşmiş ekonomik bir altyapı haline getirmeyi
başardılar.”[34]
Bu fuhuşların
altında fakirlik ilk temel sebeb değildir. Belki israf;lüks ve sefahet ve
fuhşu,sefahet de sefalet ve rezilliği netice vermektedir.
Bunca
menfiliklere rağmen İslam alimlerinin müjdeli haberleri ve bunu hisseden
batılıların itirafı ki,onlardan biri olan Fransa kültür bakanlığı yapan-Andre
Malraux’un dediği gibi:”21. asır ya Spritüalist (maneviyatçı) bir asır olacak
veya hiç var olmayacaktır.”
KADIN HÜRRİYETİ
VE TESETTÜR
Amerikalı kadın
yazar Elisyan Stanböri’nin,Mısır’da bir ay kaldıktan sonra Kahire’de yayınlanan
El-Cumhuriye gazetesindeki yazısında:”Arap toplumu kamil ve salim bir
toplumdur. Bu toplumun gençlerini makul ölçüler içerisinde geleneklerine bağlı
tutması lazımdır. Çünkü bu toplum Avrupa ve Amerika toplumuna benzememektedir.
Zira müslümanlar da atalardan devralınan bir takım gelenekler kadının hayatını
sınırlamakta,anne babaya karşı saygı icab ettirmektedir. Bundan daha önemlisi
de Avrupa ve Amerika’da aile ve toplum hayatını tehdit eden kadın erkek
ilişkilerini yasaklamaktadır.
Arap toplumunun
bilhassa genç kızlar için vazettiği kayıd ve nizamlar son derece faydalıdır.
Bunun için ben size ahlak ve geleneklerinize sımsıkı sarılmanızı öğütlerim.
Kadınlarla erkeklerin karışmasına mani olun. Bilhassa genç kızlarınızı tarihten
devraldığınız terbiye kuralları ile yetiştirin. Bu,Avrupa ve Amerika’da olduğu
gibi kadınların her yere serbestçe girip çıkmasından daha hayırlıdır. Hem sizin
için,hem insanlık için daha hayırlıdır.
Amerikanın son
derece büyük bir toplum olması,birbirine yabancı kadın ve erkeklerin hiçbir
evlilik bağı olmadan münasebet kurmalarına sebeb olmuştur. Bu başıboşluk,bir
yandan hapishanelerin ve akıl hastanelerinin dolmasına,bir yandan da yirmi
yaşın altındaki kızların barlarda,pavyonlarda,randevu evlerinde erkeklere
satılmalarına yol açmıştır. İşte bu bizim gençlere verdiğimiz hürriyetten
doğmaktadır. Avrupa ve Amerika toplumlarında kadınlarla erkeklerin iç içe yaşaması,kadınlara
verilen aşırı hürriyet aile düzeninin tehdit ettiği gibi ahlak ve fazileti de
sarsmaktadır. Çünkü daha yirmisine basmamış bir genç kız hürriyet,medeniyet ve
her şeyin serbestliği adına içki içiyor;uyuşturucu maddeler kullanıyor,hatta
annesinin bilgisi altında istediği erkekle flört ediyor. Öyle ki birkaç dakika
evleniyor,birkaç sat sonra da ayrılıyor.”[35]
Dün müşrik
Peygamber Efendimize:”Emin” derken,bu günde batılı O’nun getirmiş olduğu
hükümlere;”Emin” ve “Amin” demekte ve isabetliliğinde boyun bükmektedir
Cumhuriyet
dönemi tezadlar dönemidir. Bir nümune olarak bunu yazar Yakub Kadri’de
görebiliriz. Hayatının ilk zikzaksız dönemlerinde Tesettür hakkında yazmış
olduğu ilginç ve nefis yazısında şöyle der:”Bu çirkin asrın ve bu çirkin
muhitin yegane süsü,yegane güzelliği sizin çarşafınız,sizin peçenizdir. Yalnız
bunlardır ki,gözlere hala bakmak tahammülünü,bakmak arzusunu veriyor. Niçin
ondan müşteki gibisiniz? O mazrufa bu zarftan daha muvafık ne olabilir? Sizi
böyle gördükçe,bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve
çarşafsız,peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum.
Siz,bizim
aşkımızın,hürmetimizin,siz bizim kıskançlığımızın muti mahbubeleri değil
misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dilfirid mahbesi sizin etrafınıza,sizin
yüzünüz üstüne biz ördük;bizim ihtimamımız,bizim muhabbetimiz ördü. Sizi
güneşten,havadan,sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. Yazık değil mi ki
o saçlara güneş vursun,o yüzü havalar,tozlar hırpalasın? Yazık değil mi
ki,-maazallah- o gözlerin harimine kolayca,laubali bir yabancı gözün kıvılcımı
sıçrasın? Düşündük ki,belki bilmeyerek,belki farkına varmayarak birine
gülüverirsiniz. Nazarlarınız belki,bilâ-ihtiyar,birinin üstünde fazlaca
tevakkuf ediverir. Onun için yüzünüzü örttük. Zira,tebessümlerinizin,bakışlarınızın
kıymetini biz anlıyor,biz biliyorduk. Gönlümüz onların,öyle lüzumsuz yere heder
olmasına acıdı da bir ipek mahfaza içinde muhafazalarına lüzum gördük. Çünkü
siz,hılkaten müsrifsiniz,hazinelerinizin pahasını bilmezsiniz;her şeyde dahil
olan hilkat,bütün cömertlik kabiliyetini size verdi,sizin kalbinize döktü,fakat
öyle bir ifrat ile ki,nihayet böyle bir tedbire ihtiyaç hissetti.
...Sizin
açıldığınız ve sizin kıskançlık mahbesini yıktığınız yerlerde derhal evler
yıkıldı,mabetler harab oldu,şehirler çöktü. Çünkü sizin mahbesleriniz o
yerlerin surları idi,kaleleri idi.
...............
Söze başlarken size demiştim ki,bu çirkin
asrın,bu çirkin muhitin yegane süsü,yegane güzelliği sizin çarşafınız,sizin
peçenizdir. Memnun ve müsterih yaşamak için bu kanaat size yetmez mi? Halbuki
benim ruhumu sadece bu kanaat dolduruyor:Peçeniz ve çarşafınız... Bunlardır
ki,bana muhabbeti öğretiyor,hayata muhabbeti,aşka muhabbeti, memlekete
muhabbeti...Zira sizin bu örtüleriniz,bu süsleriniz değil midir ki,minarelerin
ve o âl râyetten sonra bu serseri ruha bir râz-âşina melce ve bir emin mersa
saaadeti veriyor.
Peçenizin
kudsiyetini şuradan anlayınız ki,bir yabancı elin ona uzanması ihtimali
bile,gayz nedir,kin nedir hiç bilmeyen bu tembel ve yorgun ruhta beldeler
yıkacak,burç ve barutlar devirtecek bir ateş alevliyor.
Gördünüz mü?
Peçenizden bahsederken haşin adımlarla yüksek surlar etrafında dolaşan bir eski
kahraman gibi söz söylemeye başladım. Belki bunların hiç birini
yapmayacağım,fakat emin olunuz ki,şu dakikada çok samimiyim. Size,sizin
örtülerinize ve süslerinize doğru teveccüh edince,kendimi her şeye kadir farz
ediyorum. Tarih,menakıbı beşeriyeyi dolduran en büyük kahramanlılar bana bir
çocuk oyuncağı gibi geliyor.
Sakın onları çıkarmayınız,sakın
onları atmayınız. Bu çirkin asrın,bu çirkin muhitin ortasında asalet ve
zerafete yegane dal olarak bunlar,sade bunlar kaldı. İnsanlar senelerden
beri,insanlığı terzil için ve cemiyetlere manzaraların en fenasını vermek için
sevimsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler. Bu güruha peyrev (yem) olmak size
yakışır mı? Ben sizi zamanların ve insanların fevkinde,onların haricinde
biliyorum. Siz mestur ruhlardan değil misiniz? Dünya yüzünde tek başına kalan
ulvi bir dinin ilahı sizi bu sıfatla sair mahlukat arasında mümtaz kılmamış
mıydı? Siz onun halk ettiği cennet-asa alemin meleklerisiniz. O “Kitabında”
sizin isminizi zikretti. O vakitten beri siz mukaddesat meyanına girdiniz;artık
ne hale,ne maziye,ne de atiye mensubsunuz.
Yalnız unutmayınız ki,sizi bu mevkiye bizim aşkımız,bizim
hürmetimiz,bizim kıskancımız is’ad etti(yükseltti).”[36]
Tesettüre
yapılan bu hücumda;Avrupa medeniyeti ve felsefesiyle,İngiliz ifsadatı
yatmaktadır.[37]
KADINLA ERKEĞİN BAŞBAŞA
KALMALARI :
Efendimiz:Kadınla
erkeğin baş başa kalması halinde üçüncüsünün şeytan olacağını belirtirken;[38]
Rabbimiz de;Kendisinin de ismet,masumluk ve günahsızlık sıfatı olan Yusuf
Peygamberin köle olarak satılmış iken,Züleyha’nın odasında
bulunduğunda:”Gerçekten kadın ona meyletmiş,oda kadına meyletmişti. eğer Yusuf
(AS) Rabb’ının (ilâhi bürhanını) görmeseydi olacak olan olurdu.”[39]
buyurmaktadır.
Hadiste:”Kadın
olmasaydı erkek kesinlikle cennete girerdi.”ve bir diğerinde:”Kadınlar
olmasaydı Allah taâlaya gerçek manada ibadet olunurdu.”[40]
Buda kadınların
günaha daha fazla meyyal oluşlarından kaynaklanmaktadır.
Bir rivayette
babasını görüp,onun sakındırmış olduğu da nakledilir.
Yine
Peygamberimiz A’ma olan Ümmü Mektum geldiğinde,Ümmü Seleme’nin perde arkasına
geçmesini söyler,o da:”onun a’ma olup,kendilerini görmediğini söylediğinde;
Efendimiz:”O sizi görmüyorsa,sizde mi onu görmüyorsunuz?”[41]
diyerek; ”İnsanları kötülüğe sevk eden nefsin”[42],kadın-erkek
her ikisinde de olduğunu belirtmiştir.
Hadiste:”Sakın
bir erkek,yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın.”[43]buyurulmaktadır.
KADINLARIN GÖRÜNMELERİNDE MÜSAADE EDİLENLER (MAHREMLER ):
Kur’an-ı
Kerim-de,kadınların görünmelerinde müsaade edilenler şöyle sıralanmaktadır:[44]
1)Kocaları. 2) Babaları.
3)Kayınbabalar. 4) Oğulları. 5)Üveyoğulları. 6)Kardeşleri.
7 Biraderlerinin oğulları. 8)Kız
kardeşlerinin oğulları. 9)Müslüman kadınlar. 10) Cariyeler. 11)Erkekliği olmayanlar. 12)Küçük çocuklar.[45]
Ancak
bunlar,işin ruhsat ve cevaz yönü olup,takva yönü değildir. Yani,işin en uygun
ve güzel olan yönü,tesettüre devamlı riayet edilmiş olmasıdır. Buradaki
müsaade,zorluklar durumunda meydana gelebilecek ruhsatlardır.
NİKÂHA TEŞVİK
Gerek nefsin
korunması,gerek dinin tamamlanması,gerek neslin çoğalması gibi açılardan,Kur’an
ve hadiste nikaha çokça teşvik yapılmıştır.[46]
Adaletiyle
meşhur,Hz. Ömer’in torunlarından Emevi hükümdarı Ömer bin Abdulaziz’in şöyle
örnek bir uygulamasına şahit oluruz:
Her gün halkın
arasına gönderdiği adamı,halka şöyle nida da bulunur: “Miskin var mı? Borçlu
var mı? Evlenmek isteyen var mı? Yetim var mı? Varsa gelsinler de ihtiyaçlarını
karşılayayım.”[47]
Evlilikte;erkek
için isabetli seçim esas olduğu gibi,kız içinde geçerlidir. Çünki,aile sadece
erkeğin değil,kadınındır da...
Dikkat! Yıldırım
nikahı yıldırabilir!
Evlilikte,evlenecek
eşlerin birbirlerine denk (Kefâet) olması gerekir. Ancak bu denkliğin en
önemlisi:Din’de,Ahlak’da ve Terbiyede olan denkliktir.[48]
Evlenmede
esas,neslin çoğalması ve devamıdır. Bu mukaddes müessesenin de,sağlam temeller
üzere kurulması esastır. Aksi takdir de:”Hayvan,her şeyde ancak sevki fıtrisine
uyar. Halbuki insan,bilhassa cinsiyet konusunda düşüncesiyle sevki fıtrisini
idare eder,ona hakim olur. Ve ancak böyle hareket etmekle insan sıfatına,o
büyük ideale varabilir.
Hayvanlar çiftleşir,yalnız
insan evlenir.
Hayvan dünyası için evlenmek diye bir şey
yoktur. Hayvanlar,sırf sevki
fıtrilerinin zoruyla fizyolojik ihtiyacı rast gele sokağın veya ormanın her
hangi bir köşesinde, tanışmadan,anlaşmadan giderirler.
Fizyolojik
tatmin,aşkın zevk tarafı,ancak bir vasıtadır. Ve eğer bu olmazsa,mesela geçici
bir şekilde birleşmek imkansızlığı varsa,ihtiyarlık gelmişse,başka bir çok
unsurlar kalblerin birleşerek kalmasını ve böylece yuvanın muvazenesini
kuvvetle sağlar. çünkü bu muvazene,çocukların gelişmesi ve yetişmesi için
elzemdir.
Söylediğimiz
gibi,cinsi uzuvların hedefi mukaddestir. Birleşme fiili de yüzlerce seneden eri
insan nevinin devamını temin eden son derece faydalı bir fiildir.”[49]
-Evliliğin bir çok
hikmet yönlerinden biri de;malın ve zenginliğin belli ellerde birikimini ve
sürekliliğini engellemesidir. Bununla nesiller korunur. Aileler teessüs eder.
Soylu milletler ve kişiler oluşur. Aynı zamanda bütün dinlerin de üzerinde
durup,teşvik ettiği bir meseledir.
“Beşeriyet
aleminin bir ahenk ve intizam dairesinde devamı nikaha bağlıdır.
Neslin
artması,kadınların nafaka ve barınma,nefislerini helak olmaktan koruma,aileler
arasında yakınlık,yardımlaşma,umumi ahlakı temin,evladı terbiye,insanlara
faydalı olma,insanlarla iyi geçinme,vatana bağlılık gibi hususlar hep nikahın
devamıyla mümkündür.”[50]
Böyle bir aile
binası kurulurken de,onun harcı durumunda olan düğünlerin,İslâmi adet ve
usullerle yapılması sıhhatli ve sürekli bir ailenin şartıdır.
Kadın,kendisinin
zineti olan edeb ve hayayı korumalıdır. Bunu kaybeden kadın,her şeyini
kaybetmiş demektir. “Edebden mahrum olan Allah’ın lutfundan da mahrum olur.”
Haya damarı çatlayanın,hayatı da yıkılır.
Araplar şunlarla
evlenmeyi tavsiye etmez:
“1)Ennane :
İnleyen kadın.
2) Mennane : Yaptığını kocasının başına kakan.
3) Hennane : Eski kocasında ve onun
çocuklarında gözü olan.
4 Hadaka : her gördüğünü canı çeken.
5) Bereka : Devamlı süslenen ve sofrada
dövüşüp,tek başına yemek yiye.
6) Şeddaka : geveze kadın.[51]
Hadiste:ӂocuk
olur korkusuyla evlenmeyi terk eden bizden değildir.”(İbni Mace)
“Nikah benim
sünnetimdir,kim sünnetimden yüz çevirirse,benden değildir.”buyurulmaktadır.
TEADDÜD-Ü ZEVCAT
İslâmiyette
birden fazla kadınla evlilik,esas değildir. Yani islâmiyet bir evliliği birden
dörde çıkarmış değildir,belki yaygın olan çok evliliği (8,10 gibi) dörde
indirmiştir. Bunu da gayet ağır şartlarla kayıdlamıştır. Her
konuda;yedirmek,giydirmek,memnun etmek konularında –Adaletle muamelede
bulunmak,hepsine aynı ölçü içerisinde davranmak şartıyla dörde kadar müsaade
etmiştir. Buda bir müsaadeden ibaret olup,emir değildir.
Âyette:” Eğer
(kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten
korkarsanız beğendiğiniz (veya size helal olan) kadınlardan ikişer,üçer,dörder
alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın;yahut da sahib olduğunuz
(cariyeler) ile yetinin. Bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.”[52]
İslâmiyet vermiş
olduğu bu müsaadesiyle de,zinanın yollarını kapamış olmaktadır.
“Üzerine düşüp
uğraşsanız da kadınlar arasında –Adil- davranmaya güç yetiremezsiniz;bari
birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı
düzeltir,günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”[53]
Şimdiki dört
evliliğe karşı çıkan medeniyet ise,bir çok fahişehanelerin açılmasına göz
yumarken,erkeğinde dörde bedel kırk kadınla gayrı meşru hayat geçirmelerine yol
açmış olmaktadır.
Oysa İslâmiyet
hakiki hükmüyle zinayı engelleyip,sefahete giden kapıları da kapamış
olmaktadır.
Çok evlilik
hristiyanlık ve yahudilikte de vardır. İslamiyet ise denge olan orta yolu
tutmuştur.
Bunu görülen
uygulamalarından biri de Almanya’da şöyle olmuştur:
“2. Dünya
savaşından sonra batı Almanya,kendi dinleri tarafından yasaklandığı
halde,İslamın mübah kıldığı çok evliliği toplumun selameti bakımından
benimseyerek teşvik etmiştir. Alman kadınını sokak fuhşundan ve bunun sonucu
olarak ortaya çıkacak ğayrı meşru çocuklar ve diğer fenalıklardan kurtarmanın
yolunu çok evlilikte görmüşlerdir. Alman üniversitelerinin çoğu hocaları
Almanya da kadın mesellerinin halledilmesi için çok evlilikten başka çare
olmadığını ifade etmişlerdir. Hatta bir kadın prof:”Benim on kadınla birlikte
bir iffetli erkeğin himayesinde yaşamam,haysiyetsiz bir erkeğin tek karısı
olmamdan veya hiç evlenmeden tek başıma yaşamamdan daha iyidir. Bu yalnız benim
değil,bütün Alman kadınların görüşüdür.”demiştir.
Alman
gençleri,1948 yılında,memleket meselelerinin halli için Münih’de düzenledikleri
bir kongrede 2. Dünya savaşından sonra azalan erkek sayısı nedeniyle ortaya
çıkan dengesizliğin doğurduğu kötülüklerin önlenmesi içi çok evliliğin
uygulanması yolunda bir karar alarak bunu hükümetlerine tavsiye etmişlerdir.”[54]
“Bir tek kadınla
evlilik batıda sözde kalmıştır. Gerçekte ise sorumsuz bir şekilde çok kadınla
evlenme usulü alıp yürümüştür. Erkek,metresinden bıkınca ne yapıyor? Onu
başından savıyor. O da yavaş yavaş kaldırım yosması,sokak kadını haline
geliyor.”(Dr.A.Besant)
“...Bir tek kadınla
evlenmenin Hz. İsa tarafından savunulduğu hususu doğru değildir. mesele
içtima-i,ahlaki ve dini bakımdan ele alındığı takdirde,birden fazla kadınla
evlenmenin,medeniyetin en yüksek değer ölçülerine aykırı olmadığı isbat
edilebilir. Bu dava,batıda kimsesiz ve bahtsız kadınların meselesinin halli
için bir devadır,bir ilaçtır. Tersini iddia etmek fuhşun,metres hayatının ve
evde kalmış kızların davalarının devam etmesi ve çoğalması demektir.”[55]
Hadiste:”Bir
kimsenin iki karısı olursa ikisi arasında –adalet –yapmazsa,kıyamet gününde
vücudunun bir tarafı çarpık olarak haşrolur.”[56]
Her şeyi madde
ile ve hayvani duygularının tatmini açısından değerlendiren bazı insanlar,erkek
dörde kadar evlenirken,kadın niye birkaç erkekle evlenmesin? Veya erkeğe
cennette bir çok huri ve zevce verilirken,kadına neden verilmesin? demekte ve
kadınları savunduklarını iddia etmektedirler.
Evvela o
insanlar bununla o zarif yapılı kadınlara taşıyamayacakları hem annelik,hem de
babalık yükünü yüklemektedirler.
Bizde;bunu iddia
eden erkeklerin de,kadınlar gibi hamile kalıp,çocuk doğurmalarını istememiz
elbette yersiz olmayacaktır.
-Eğer kadın bir
çok erkekle evlenirse,çocuk kime ait olacaktır? Hangisi şefkat
edecek,barındıracak,koruyacak,yardım elini uzatıp,evladım diyecektir?
Erkek bir çok
kadını idare ve yönlendirme gücüne sahib olup,kadın bu güce sahib değildir.
Kadın fıtratı
gereği zarif,nazik ve incedir. Erkek gibi kaba değildir. Onun zorlanması,
kırılması demektir.
Bir yönüyle de
kadın alıcı olup,verici değildir.
Ayette:”Onlar
için cennette tertemiz eşler vardır.”[57]
Bu ifade sadece erkek için değil,kadın için de geçerlidir. Yani:”Onlar için o
cennetler de tertemiz,pampak çiftler,eşler yani erkek için zevceler,kadınlar
için zevcler vardır.”[58]
Yani bu iddia da
bulunan kişi,eğer az bir namus sahibi ise;babasının meşru olarak annesinden
başka bir kadınla evlenmiş olmasına normal bakarken,annesinin başka erkeklerle
de düşüp-kalkmasına normal bakmayacaktır. Hatta bazılarının bunu namus meselesi
yapıp,öldürmeye kadar gitmeleri de durumun çirkinliğini gösterir.
Domuz tabiatlı
kıskanma duygusunu yitiren insanlar bahsimizden hariçtir.
Kadına özgürlük!
Eşitlik,diyenlerin kadını ne hale getirdiklerinin işte örnekleri:
“1988
istatistiklerine göre (Emniyet raporu) Türkiye’de 500 bin kadın kendini satarak
geçindiriyor.”[59]
Her halde
medeniler? Bunu öz gördüklerinden olsa gerek ki,tesettürlüleri ve evdekileri de
yoldan çıkarmak için her türlü kanuni ve manevi baskı,çeşitli yayınlarıyla
ifsad çabasındadırlar.
Birden fazla
evliliğe karşı çıkan bu gayrı medeniler,binlerce evliliğe acaba neden göz
yummaktadırlar?
“Teaddüd-ü
zevcata (çok evliliğe) mani olunabilir ama taaddüd-ü firaşa (çok kadınla
yatmaya) mani olunamaz.”
Gayrı meşru çok
kadınla yatan nadanlar,-varsa utanma-utansın.
Meşru olarak
ailedeki nefsani,hayvani istek;gayrı meşru aile dışında hayvanca istektir.
Kadın fıtratı
gereği,hissidir. Şefkati gereği zaiftir. Bu zaafından dolayı bazı su-i
istimaller yağılmaktadır.
Bunlardan dolayı
bazı devlet görevlerinin yükümlülüğü erkekler için bir vazife ve görevdir.
Mesela boşanma
hakkı erkeğe ait olmakla beraber kadında mahkemeye baş vurup,hakimin
velayetinde boşanabilir.
İslâmiyet her
konuda kadını korumakla kalmamış,onun önündeki tuzakları da kaldırmıştır.
Ne mutlu kadın
erkek eşitliği isteyenlere! Kadına tango erkek elbisesi,erkeğe fistan.. Bundan
böyle bizde artık,hep beraber cicili-bicili fistan ve etek giyeceğiz! Nasıl?
PEYGAMBERİMİZİN İFFETİ
O zat (ASM) bir
iffet abidesidir. Yaşar ve emreder. Bütün güzel ahlak onda cem olmuştur.
Peygamberimizin
çok evliliği olan husus:”İlgili âyetin gelmesinden önce olup ve bu hüküm
hayatının son senelerine rastlar.”[60]
Bununla beraber
o:”Rasulullah bizzat,mü’minler üzerinde bir rüçhaniyete sahibtir;ve bunun bir
neticesi olarak onun zevceleri,(Mü’minlerin) analarıdır. Rasulullah’a ne bir
eza ve sıkıntı vermeniz size (yakışır) ve ne de ondan sonra onun zevceleriyle
evlenmeniz.”[61]
Peygamber
Efendimiz 25 yaşında iken 40 yaşında dul olan Hz. Haticeyle 23 sene beraber
yaşamış,onunla peygamberliğin 8 yılına kadar beraber kalmıştır.
Ve 50 yaşından
sonra evlenip,Hz.Âişe’nin dışındaki hanımları da dul ve yaşlıdırlar.Çok
evlenmesinin hikmetleri de şöyle özetlenir: