İyilik her zaman iyilik,kötülük de devamlı kötülük getirir çocuklar. Hani
atalarımız der ya!”İyilik yap denize at,balık bilmezse
Hâlık bilir.” Yani Allah o iyiliği bilir ve boşa
çıkarmaz.
İyilik
yapmalı,iyilik bulmalı,kim kazanmış kötülükten...
Bakın size başımdan geçen ibretli bir olayı anlatayım:
Bu
olayın olduğu devir,araba gibi vasıtaların olmadığı
altmış-yetmiş sene önceki dönem. Atlarla,katırlarla
gidilip gelindiği zamanlar...
Bakkaliye
işleriyle uğraşırdım O zamanlar şimdiki gibi elektrik olmadığından gaz
lambalarıyla aydınlatılırdı. Bundan dolayı gaz çok kıymetli,ekmek
kadar önemliydi.
Ben
de Gazi Anteb’e gidip gaz almak için Adıyaman’dan
yola çıktım. Nihayet uzun yolculuktan ve yorgunluktan sonra vardım. Her zamanki
uğradığım hana geldim. Yanımda da epeyce yüklü bir para vardı. Ertesi günü
onlarla gaz alıp,hayvanlara yükleyerek gidecektim.
Yaz
mevsimi olup,havalar sıcak olduğundan otelin
terasında,serin ve açık havada yatmaya koyuldum. Zaten hanların bir tarafı
hayvanlar için,bir tarafı da insanların kalması için
ayrılmıştı. Şimdiki gibi elbet değildi.
Paralarımı
da emniyetli olsun diye başımın altına koydum. Bir iki saat kadar sonra yatağımda,yastığımın altlarına doğru bir şeylerin kıpırdanıp
arandığını elin gezinmekte olduğunu hissettim. Hafifçe gözümü açtığımda bir
elin yavaşça üzerimi aradığını gördüm. Ani bir hareketle adamın elini kıskıvrak
yakaladım. Adam kaçamamıştı. Genç,babayiğit ve
delikanlı birisi idi.
Kendisine
niçin bu işi yaptığını,oysa vücudu yerinde
olup,bileğinin emeğiyle kazanabileceğini kendisine anlattım.
Ancak
kendisinin işsiz güçsüz biri olduğunu,ciddi ve acil
ihtiyacının olduğundan böyle çirkin bir iş yaptığını ve yanlışlığını
söyleyip,samimiyetlik gösterince;kendisini karakola götürmeyeceğimi,ancak bir
daha da böyle bir şeye kalkışmayacağına dair söz aldım. Bir miktarda para
vererek gönderdim. o gece böyle geçmişti.
Ertesi
günü gazları alıp,memlekete götürmüş,satarak çok da
kâr etmiştim. O halde işi büyültmeliydim.
Kısa
bir zaman içerisinde bir tüccar dükkânı açmış,iyi de
kazanıyordum. Tüccar bir arkadaşın vasıtasıyla malları Haleb’den
getirttiriyorduk. Paralarını zamanında göndermiş olmam,Haleb’deki tüccarın itimadını kazandırmıştı bana...
Bir
sene dükkanda pek de mal kalmamıştı. O tüccar
arkadaşla beraber Halebe gitmeye karar verdik. Ne
kadar paramız varsa yanımıza almış olup onu verecek,bir
kısmının parasını da daha sonraki zamanlarda ödeyecektik.
Arkadaşla
beraber Haleb yolundayız. Konuşa konuşa,konaklaya
konaklaya gidiyoruz. Halebe iki-üç saat kala bir
mesafede birden etrafımızı atlılar çevirdi. Hallerinden anladığımıza göre
bunlar eşkıya idiler. Neyimiz varsa alacaklardı. Bunu biliyorduk. Bari bize
dokunmasalardı?
Eşkiyalar üzerimizi arayıp,neyimiz
varsa hepsini almaya başladılar. Ancak ileride eşkıya başı olduğunu tahmin
ettiğimiz kişi bir yandan adamlarına emirler verirken,diğer
yandan da yüzüme garib garib
bakıyordu.
İşte
ne olduysa o andan itibaren oldu. Henüz üzerimizde kilerini almaları bitmiş idi
ki;-Çekilin bakalım!-diyerek yanıma doğru gelmeye başladı. Yüzüme bakıp
gülerek;-Sen beni tanıdın mı?-dedi.
Ben
ise;Tanıyamadığımı-söyledim. O bir eşkıya,ben
ise bir tüccar idim. Nereden tanıyacaktım? Bir eşkıya ile ne ilişkim olabilir
di? Ben Adıyaman’dan geliyor,o ise Haleb’de!
Haleb nere,Adıyaman nere?
-Düşün
bakalım,dedi. Gazi Anteb’de
başından bir olay geçmedi mi? Hatırlamıyor musun?
Bir
münasebet kuramadığımdan,yine de hatırlı-yamamıştım.
-Hani,dedi,otel de senden para çalıp ta ,senin yakalayarak
affedip,bir de üste para verdiğin kimse var ya,işte ben oyum,dedi.
-Şaşırmıştım. Fakat bir yandan da kurtulacağımız için
sevinmiştim. Evet,hatırlamıştım. Dikkatlice baktığımda
gördüm ki;bu o idi. Bana sarıldı. Yaptığım iyiliği
tekrar be tekrar dile getirmeye başladı. Hayatında unutamayacağı bir iyilik
olduğunu söylemişti. Bizden aldıklarını iade ettikleri gibi,bizlere
ikramda bulundular. Hatta bana para vermeyi bile teklif etti. Ancak ben kabul
etmemiştim ve de edemezdim. Nereye,ne için gittiğimizi
sorduğunda;
Halebe ticarete gittiğimizi
söylediğimizde;
-Sizi oraya kadar biz götüreceğiz. Çünkü ilerde de diğer yol
kesicilerle karşılaşabilirsiniz. Döneceğiniz zamanı da söyleyin,sizi
almaya geleceğiz.
-Biz
Halebdeki işimizi bitirmiş,döneceğimizi
belirttiğimiz günde sınıra vardığımızda,gerçekten de bizleri beklemekte idiler.
Tekrar hududa kadar onların koruması altında gelmiştik.
Yapmış
olduğumuz iyiliğin daha dünyada iken karşılığını görmüş,belki
de o iyiliğimiz öldürülmemize bile karşı bir siper olmuştu.
Bir
de dünya da yapıp ta ahirette beklediğimiz ve
karşılığını göreceğimiz iyilikler,kim bilir ne kadar
bizleri ferahlatır ve bizlere yardımcı olur?
Biz iyilik yapmış ve iyilik de görmüştük. O
halde iyilik yapmalı,iyilik görmeli. En azından iyilik
beklemeye hakkımız olmalı.
Değil
mi ?
6-12-1992
MEHMET ÖZÇELİK