C İ H A D
Kur’an-ı
Kerim’de Allah yolunda savaşmak emredilmiş,[1] saldırganlara karşı [2] savunma durumu olarak [3] cihad farz
kılınmıştır.[4]
Haram
ayları olan Zilkade,Zilhicce,Muharrem,Receb aylarının dışında,[5] toplu olarak,[6] zulmetmeksizin [7] savaşa teşvik
edilmiştir.[8]
Savaş
esnasında nöbet tutma,ibadetle nitelendirilmiş,[9] Birlik-Beraberlik [10] ve samimiyet
içerisinde,[11]
düşmana karşı kuvvet hazırlanması gerektiği [12] bildirilmiştir.
Mal,[13] hem mal ve hem
canlarıyla savaşanların üstünlüğü [14] bildirilmiş,Allah
tarafından mükâfatlandırılacakları müjdesi verilmiştir.[15] Ve bu kişilerinde
kendileri için savaşmış olduklarına işaret edilmiştir.[16]
Bu konuda
gevşeklik gösterilmemesi,[17] uyanık olunması,[18] Mü’minlerin
birbirleriyle çatışmaması,[19] zulme karşı
koymak,ehli kitabın yanlışı terketmesi,savaşılma veya cizye vermeye mecbur
bırakılma [20]
gibi bir çok hikmete binaen cihad emredilmiştir.
-Kuranda
Kâfir ve münafıklara uymayın,diğerinde onlarla cihad edip,sert davranın [21]ifadeleri yer alır.
Zıd gibi görünen bu mâna konusunda Bediüzzamanın talebelerinden Feyzi abi Al-i
İmrandaki Rasihler,[22]her asırda bu farklı
âyetleri Tevcih edip,tevcihatta bulunurlar,der.
Buradaki
amaç;ne insanları köle yapmak,nede dini teklif ile hürriyetlerini selb etmek
değildir.
Zira gerçek
hürriyet;Dinin boyunduruğundan çıkmak değil,dinin emir ve
yasaklarının,teklifinin altına girmek iledir. Aksi takdirde;bir kadını,bir
kocanın baskısından kurtarmak amacıyla,bir çok kocalara esir etmek gibi olur.
Allahın
boyunduruğunda bulunan hürdür.O’nun boyunduruğundan çıkan züldür.
Vahşi bin
Harb Hz. Hamzayı öldürünce hür olacaktı. Ancak sonuçta hürriyetini
dine;amcasını öldürdüğü Hz. Muhammedin dinine teslimiyette buldu. Gerçek
hürriyetine kavuştu.
Dinin ve
Allahın boyunduruğundan çıkanlar,insanlar ve onların fikirleri sayısınca
boyunduruk altına girmiş olurlar.
“Din
hayatın hayatı,hem nuru hem esası. İhya-yı dinle olur,şu milletin ihyası.”
Cihadda
Allahın boyunduruğuna teslim etme ve teslim olma vardır.
Tarih buna
en büyük ve en güzel şahiddir.
İki yüzün
üzerinde Cihad ve ona teşvik eden Hadis mevcuttur. [23]
Bunların
bir kısmı:-964 - Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Gerçek
mücâhid, nefsiyle cihad edendir."
Fedâiıu'l-Cihad 2, (1621).
-974 - Ebu
Ümâme (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
şöyle buyurdular:"Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır." Ebu Dâvud, Cihad 6, (2486).
-977 - Ebu
Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Rasûlullah buyurdu ki: "Kâfır ile onu
öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında,
Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza,
bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler." Müslim, İmâret 130, 131, (1891); Ebu Dâvud,
Cihad 11, (2495); Nesâî, Cihâd 8, (6,12-14); İbnu Mâce, Cihâd 9.
-979 - Hz.
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki: "Allah
iki kişi hakkında güler: Bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu halde ikisi de
cennete gider. Bunlardan diğeri, Allah yolunda cihad eder ve şehid olur. Allah
katile mağfiretini ulaştırır, o da Müslüman olur, sonra Allah yolunda cihâda
katılır ve şehid olur (Böylece her ikisi de Cennette buluşurlar)." Buharî, Cihâd 28; Müslim, İmâret 128,129,
(1890); Muvatta, Cihâd 28, (2, 460); Nesâi, Cihâd 37, (2, 38); İbnu Mâce,
Mukaddime 13, (191).
-1001 - Ebu
Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki:"Emîriniz, fâzıl veya fâcir her nasıl olursa olsun, (onun
emri altında) cihad etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fâzıl veya fâcir ve
hatta kebâir işlemiş bile olsa her Müslümanın, arkasında kılması bütün
Müslümanlara farzdır." Ebu Dâvud,
Cihâd 35, (2533).
-1002 - Hz.
Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki: "Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve
dillerinizle cihad edin." Ebu
Dâvud, Cihâd 18, 2504); Nesâî,Cihâd 1, (6, 7).
-1012 -
Ka'b İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) gazveye çıkmaya karar verdiği zaman, şaşırtarak başka bir zan
uyandırır ve: "Harb bir hiledir" derdi." Ebu Dâvud Cihad 101, (2637); Buharî, Cihad
157; Müslim, Cihâd 18, (1740).
-1013 -
Muâz İbnu Cebel (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:Gazve iki çeşittir: Birincisi kişinin Allah'ın rızasını
aramak için yaptığı gazvedir. Bu maksadla gazve yapan imama da itaat eder, en
kıymetli şeyini harcar, ortağına kolaylık gösterir, fesaddan kaçınır. Bunun
uykusu da uyanıklığı da tamamen kendisi için ücret olur. Bir de övünmek,
riyâkârlıkta bulunmak ve kendini satmak için savaşan, imama isyan eden, arzda
fesad çıkaran kimse vardır. Böyle gazveden asgarî ücreti bile elde
edemez." Ebu Dâvud, Cihad 25,
(2515); Nesâî, Cihad 46, (6, 49); Muvatta Cihad 18 (2, 466).
-1016 - Ebu
Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu
vesselâm)'e, şecaat olsun diye veya hamiyyet (kavmi, ailesi,dostu) için veya
gösteriş için mukâtele eden kimseler hakkında sorularak bunlardan hangisi
"Allah yolunda"dır? dendi. Resûlullah: "Kim, Allah'ın kelamı
yücelsin diye mukâtele ederse, o Allah yolundadır" diye cevap verdi." Buharî, Cihad 15, Hums 10, İlm 35, Tevhid 28;
Müslim, İmâret 149,(1904); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 16, (1646); Ebu Dâvud,
Cihâd 26, (2517); Nesâî, Cihâd 21; İbnu Mace, Cihâd 13, (2783).
-4195 -
Büreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
onaltı gazve yapmıştır." Buhari,
Megazi 89, 1, 77; Müslim, Hacc 218, (1254), Cihad 147, (1814); Tirmizi, Cihad
6, (1676).
-4196 -
Müslim'in rivayetinde: "(Büreyde radıyallahu anh) Resülullah'la birlikte
onaltı gazveye katıldığını söyler."
Müslim, Cihad 146, 147, (1814).
-4197 -
Yine Müslim'in bir rivayetinde: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ondokuz gazve yaptı, bunlardan sekizinde
savaştı" denmektedir. Müslim, Cihad
146, (1819); Buhari, Megazi 87.
-4200 -
İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor:"Bana Ömer İbnu'l-Hattab
radıyallahu
-4209 -
İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
Beni'n-Nadir hurmalığını kesti ve yaktı. Bu hurmalığa el-Büreyre deniyordu.
Büreyre hakkında Hassan İbnu Sabit radıyallahu anh şöyle
demişti:"Büreyre'de tutuşan yangın, Beni Lüey reislerine ehemmiyetsiz
geldi." Ebu Süfyan İbnu'l-Haris
İbni Abdilmuttalib ona şöyle cevap verdi: "Allah bu yapılanı (yangını)
devam ettirsin. -Büreyre'nin etrafını da cehennem yaksın. Yangından hengimizin
uzakta olduğunu bileceksin.- Mekke, Medine'den hangisinin zarardide olduğunu
göreceksin." Müslim'in
rivayetinde şu ziyade var: "Şu ayet bu hadise hakkında naziyl olmuştur:
"İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları
kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan
çıkanları böylece rezilliğe uğratır" (Haşr 5). Buhari, Megazi 14, Hars 6, Cihad 154, Tefsir,
Haşr; Müslim, Cihad 29, (1746); Tirmizi, Tefsir, Haşr (3298); Ebu Davud, Cihad
91, (2615).
-4245 - Ebu
zabyan anlatıyor: "Üsame İbnu zeyd radıyallahu anh'ı dinledim, diyordu
ki:"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi huruka'ya gönderdi. Sabah
baskını yapıp hezimete uğrattık. Ben ve Ensardan biri, Hurukalı bir adama
rastladık. Adama galebe çalmıştık. Lailahe illallah dedi. Adam bunu söyler
söylemez Ensari savaşmayı bıraktı, ben devam ettim ve mızrağımı saplayıp
öldürdüm. Medine'ye geldiğimiz zaman benim yaptığım, Resûlullah'ın kulağına ulaşmış.
(Beni çağırttı ve:) "Ey Usâme! Sen, lailahe illallah dedikten sonra adam
mı öldürdün?" diye sordu. Ben: "O bunu, canını kurtarmak için
söyledi" dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Sen onu Lailahe
illallah dedikten sonra öldürdün mü?" dedi. Bu cümleyi o kadar çok peşpeşe
tekrar etti ki, keşke bugünden daha önce müslüman olmasaydım (müslüman olarak
böyle bir cinayeti işlememiş olurdum) diye temenni ettim." Buhari, Diyat 2; Müslim İman 158, (96). Ebu
Davud, Cihad 104, (2643). Müslim'in
Cündeb'ten kaydettiği bir diğer rivayet şöyle: "Sen Lailahe illallah
diyeni öldürdün mü? Kıyamet günü Lailahe illallah gelince ona nasıl hesap
vereceksin?" Bunu ona çok tekrarladı."
-4492 -
İmran İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: ""Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ümmetimden bir grup (taife), hak
üzerine savaşmaya devam edeceklerdir. Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı
muzafferdirler. Öyle ki, bunların sonuncuları Mesih-Deccal'le de
savaşırlar." Ebu Davud, Cihad 4,
(2484).
-4984 -
İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
buyurdular ki:"Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş
dahi: "Ey müslüman! işte yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!"
diyecek." Buhari, Cihad 94, Menakıb
25; Müslim, Fiten 79, (2921); Tirmizi, Fiten 56, (2237).
Risale-i Nurlarda Bediüzzaman Cihad ve Anarşi konularında
şu tesbitleri yapmaktadır:”Cihad ve hem gazâya, bagy ismi takılmış. Esaret-i
hayvanî, istibdad-ı şeytanî; hürriyet nam verilmiş. Zıdlarda emsal olmuş,
suretlerde tebadül, isimlerde tekabül, makamlarda becayiş-i mekânî.
Eski zamandan beri istiklal-i İslâm'ın bekası, hem
Kelimetullah'ın i'lâsı için, farz-ı kifaye-i cihadı; o lâzime-i diyanet
Deruhde ile, kendini
yekvücud-u vahdanî, İslâm'ın âlemine fedaya vazifedar, hilafete bayrakdar
görmüş olan bu devlet, Şu millet-i İslâm'ın felâket-i mazisi, getirecek de
elbet İslâm'ın âlemine saadet ve hürriyet.”[24]
“Bediüzzaman'ın bu hali de, bütün İslâm mücahidlerine ve
umum Müslümanlara bir örnektir. Yani, cihad ile ubudiyet ve takvayı beraber
yapıyor; birini yapıp, diğerini ihmal etmiyor. Cebbar ve zalim din
düşmanlarının plânıyla hapishanelere sevk edilip, tecrid-i mutlakta ve gayet
soğuk bir odada bırakılması ve şiddetli soğukların ve hastalıkların ızdırabları
ve titremeleri ve ihtiyarlığın tâkatsızlıkları içinde bulunması dahi, te'lifata
noksanlık vermemiştir.”[25]
Gerçek cihadı deruhte etmiştir.
“Fakat o elîm acılar, Bediüzzaman'ı asla ye'se
düşürmemiş, bilakis öyle küllî ve umumî bir dinî cihada ve dua ve ubudiyete
sevk etmiştir ki: "Kurtuluşun çare-i yegânesi, Kur'ana sarılmaktır."
demiş ve sarılmış.”[26]
“Tarihte eşine rastlanmayan bir istibdad-ı mutlak ve
eşedd-i zulüm altında ve dehşetli bir esaret içinde bırakılan ve kendini ve
eserlerini imha etmeye çalışan din düşmanlarına mukabil, bir şahs-ı manevî olan
Bediüzzaman Said Nursî, Resul-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) Efendimizin
sünnetine tam ittiba' ederek yaptığı dinî cihad-ı ekberinde, beşer tarihinde
misli görülmemiş bir tarzda muvaffak ve muzaffer olmuştur.”[27]
“Evet Bediüzzaman Said Nursî'ye, yalnız âlem-i İslâm
değil, Hristiyan dünyası da medyun ve minnettardır ki; dinsizliğe karşı umumî
cihadında mazhar olduğu muvaffakıyet ve galibiyetten dolayı Roma'daki Papa
dahi, kendisine resmen tebrik ve teşekkürname yazmıştır.”[28]
Düşmanı içten ve kalbinden fethederek öldürmekle
cehenneme göndermemiş,İslâma teveccühünü sağlayarak yönünü cennete çevirmiştir.
Cihaddan amaç düşmanın şerrini ve hücumunu defetmektir.
“Cihadda hayr-ı kesîr
var ki, İslâm küffarın istilasından kurtulur.”[29]
“İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan
ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif
ve ba's-i enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka
açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve
kömür hükmünde olan istidadlar, beraber kalacaktı. A'lâ-yı illiyyîndeki Ebu
Bekr-i Sıddık'ın ruhu, esfel-i safilîndeki Ebu Cehl'in ruhuyla bir seviyede
kalacaktı.”[30]
“Tevrat'ın diğer bir
âyeti daha:« ![]()
İşte şu âyet gösteriyor
ki: "Sahib-üs seyf ve cihada memur bir peygamber gelecektir." Kadîb-i
Hadîd, kılınç demektir. Hem ümmeti de onun gibi sahib-üs seyf, yani cihada
memur olacağını, Sure-i Feth'in âhirinde

âyeti, İncil'in şu âyeti
gibi, başka âyetlerine işaret edip, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm sahib-üs
seyf ve cihada memur olduğunu İncil ile beraber ilân ediyor.”[31]
“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş:

buyurmuştur. Hem İncil'de,
Esma-i Nebevîden "Sahib-ül Kadîbi ve-l Herave" yani "seyf ve asâ
sahibi." Evet sahib-üs seyf enbiyalar içinde en büyüğü; ümmetiyle cihada
memur, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.” [32]
Cihadı manevi cihad olarak
değerlendiren Bediüzaaman[33],bu
zamanda asayiş ve emniyeti muhafaza etmek gerektiğini söyleyip,talebelerine
müsbet hareket dersini vermekte,güç ve kuvvetin dahilde sarfedilemiyeceğini
bildirmektedir.
“Herkes; kendi âleminde bir kumandan
olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir ve ahlâk-ı Ahmediye
ile tahalluk ve sünnet-i nebeviyyeyi ihya ile muvazzaftır.”[34]
“Amma maddî cihadın muktezası ise; o vazife şimdilik bizde değildir. Evet
ehline göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek için topuz lâzımdır.
Fakat iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nura kâfi gelir. Topuzu
tutacak elimiz yok!..”[35]
“Zulüm, başına adalet
külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy ismi takılmış,
esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.”[36]
Savaşın İslâm alemine fayda
değil zarar getireceğini ifade eden Bediüzzaman: “Biz, ferec ve ferah ve sürur
ve fütuhat isteriz. Fakat kâfirlerin kılıncı ile değil. Kâfirlerin kılınçları
başlarını yesin; kılınçlarından gelen faide bize lâzım değil. Zâten o
mütemerrid ecnebilerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve
zındıkları yetiştirdiler. Hem harb belası ise hizmet-i Kur'aniyemize mühim bir
zarardır. Bizim en fedakâr ve en kıymetdar kardeşlerimizin ekserisi kırkbeşten
aşağı olduğundan, harb vasıtasıyla vazife-i kudsiye-i Kur'aniyeyi bırakıp
askere gitmeye mecbur olacaktılar.”[37]
Bununla beraber bir çok
masumun yanacağı veya bir tarafa meyille zulme ortak olunabileceğini ifade
etmiştir.[38]
Osmanlıyı cihadında
muvaffak kılan sır;topraklarını genişletmek değil,Allah’ın yüce adını yaymak
olmuştur.“Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu
müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve
etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galib
edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye
vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub
etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla,
hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.”[39]
“Evet evvelâ: Başta
cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üçyüz elli (1350)
tarihine parmak basar ve mana-yı işarî ile der: Gerçi o tarihte, dini dünyadan
tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla
cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükûmetlerde bir kanun-u esasî, bir
düstur-u siyasî oluyor ve hükûmet lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukabil manevî
bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıncıyla olacak. Çünki dindeki rüşd-ü irşad
ve hak ve hakikatı gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip
tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur'an'dan çıkacak diye haber verip, bir
lem'a-i i'caz gösterir.”[40]
“Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde,
diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları
olduğu gibi.. “[41]
“«
nin
ye
tercihan zikrinden anlaşılıyor ki; sefk, zulmen yapılan katldir. Bu ise fesada
daha münasibdir. Çünki katlin ifade ettiği mana, katlin mubah kısmına da
şamildir. Cihadda veya bir cemaatı kurtarmak için yapılan katiller gibi ki; bu
katl, fesada münasib olmaz.”[42]
“İnsanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair
takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.”[43]
“Kâfir ve münafıkların
Cehennem'de yanmalarını ve azab ve cihad gibi hâdiseleri kendi şefkatine
sığıştırmamak ve tevile sapmak; Kur'anın ve edyan-ı semaviyenin bir kısm-ı
azîmini inkâr ve tekzib olduğu gibi, bir zulm-ü azîm ve gayet derecede bir
merhametsizliktir. Çünki masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkârane
şefkat etmek, o bîçare hayvanlara şedid bir gadir ve vahşi bir vicdansızlıktır.
Ve binler müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın
sû'-i akibetine ve müdhiş günahlara sevkeden adamlara şefkatkârane tarafdar
olmak ve merhametkârane cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum
ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şeni' bir gadirdir.”[44]
“Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünki
düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir.
Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlas sırrı
ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi
milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle
dâhilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil
ve hariçteki cihad-ı maneviyedeki fark, pek azîmdir.”[45]
“Hem dâhildeki cihad-ı manevî; manevî tahribata karşı
çalışmaktır ki; maddî değil, manevî hizmetler lâzımdır.” [46]
“cihad-ı haricîyi, şeriat-ı garrânın berâhin-i katıasının
elmas kılınçlarına havale edeceğiz; zira, medenîlere galebe çalmak, ikna iledir;
söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz,
husumete vaktimiz yoktur!...”[47]
“Eskidenberi İ'lâ-yı Kelimetullah ve beka-yı
istiklâliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile, kendini yekvücut
olan Âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu
devlet-i İslâmiyenin felâketi, Âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi
edilecektir.”[48]
Anarşi
“Alâmet-i kıyametten olan Ye'cüc ve Me'cüce ve Sedde
dair, bir risalede bir derece tafsilen yazdığımdan ona havale edip şurada
yalnız şunu deriz ki: Eskiden Mançur, Moğol ünvanıyla içtimaat-ı beşeriyeyi zîr
ü zeber eden taifeler ve Sedd-i Çinî'nin yapılmasına sebebiyet verenler,
kıyamete yakın yine anarşistlik gibi bir fikirle medeniyet-i beşeriyeyi zîr ü
zeber edecekleri, rivayetlerde vardır.”[49]
“O dehşetli beladan birisi: Hristiyan Dinini mağlub eden
ve anarşiliği yetiştiren, şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı bu vatanı
manevî istilâsına karşı Risale-i Nur bir sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i
Kur'anî vazifesini görebilir.”[50]
“Evet komünist perdesi altında anarşistliğin, emniyet-i
umumiyeyi bozmağa dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve şakirdleri iman-ı
tahkikî kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müdhiş ifsadı durduruyor ve
kırıyor.”[51]
“Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acib
zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zarurîdir: Hürmet,
merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir.”[52]
“Hem beklerdim ki;
"vatanımızda anarşiliğe inkılab eden komünist tehlikesine karşı Nurların
hizmeti ne derecededir ve bu mübarek vatan bu dehşetli seyelandan nasıl
muhafaza edilecek?" gibi dağ misillü mes'elelerin sorulmasının lüzumu
varken, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan ve hiç bir medar-ı mes'uliyet
olmayan cüz'î ve şahsî ve garazkârların iftiralarıyla habbe, kubbeler yapılmış
...”[53]
“kırk seneden beri İslâmiyet
ve iman aleyhinde çalışan gizli bir zındıka komitesi ve bu vatanda anarşiliği
yetiştiren bir nevi bolşevizm namına bilerek veya bilmeyerek bizimle bir
mücadeledir ki, üç mahkeme cem'iyetçilik cihetinde bütün Nurcuların ve Nur
risalelerinin beraetlerine karar vermişler.” [54]
“din terbiyesi olmasa,
Müslümanlarda istibdad-ı mutlak ve rüşvet-i mutlakadan başka çare olamaz. Çünki
nasıl bir Müslüman, şimdiye kadar hakikî Yahudi ve Nasrani olmaz belki dinsiz
olur, bütün bütün bozulur. Öyle de bir Müslüman, Bolşevik olamaz. Belki
anarşist olur, daha istibdad-ı mutlaktan başka idare edilmez.” [55]
“şimaldeki dehşetli anarşistlik
tohumu saçan ve nesil ve milliyeti mahveden ve herkesin çocuklarını kendine
alıp karabet ve milliyeti izale eden ve medeniyet-i beşeriyeyi ve hayat-ı
içtimaiyeyi bütün bütün bozmağa yol açan kızıl tehlikeyi kabul etmekle ancak
Nur şakirdlerine medar-ı mes'uliyet cem'iyet namını verebilir.”[56]
“Kur'anın lisan-ı semavîsinde Ye'cüc ve Me'cüc namı
verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin'den bir kısım
başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa'yı herc ü merc
ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı zîr ü zeber edeceklerine işaret
ve kinayedir. Hattâ şimdi de komünistlik içindeki anarşistin ehemmiyetli efradı
onlardandır. Evet, ihtilâl-i Fransavîde hürriyetperverlik tohumuyla ve
aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sosyalistlik ise bir kısım
mukaddesatı tahrib ettiğinden, aşıladığı fikir bilâhere bolşevikliğe inkılab
etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kalbiye ve insaniyeyi
bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiç bir kayıd ve hürmet tanımayan
anarşistlik mahsulünü verecek. Çünki kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa;
akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne
geçirir, daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise;
hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyette geri kalan çapulcu
kabileler olacak. Ve o şeraite muvafık insanlar ise, Çin-i Maçin'de kırk günlük
bir mesafede yapılan ve acaib-i seb'a-i âlemden birisi bulunan Sedd-i Çinî'nin
binasına sebebiyet veren Mançur ve Moğol ve bir kısım Kırgız kabileleridir ki,
Kur'an'ın mücmel haberini tefsir eden Zât-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm)
mu'cizane ve muhakkikane haber vermiş.”[57]
“Sedd-i Zülkarneyn'in
tahribiyle, Ye'cüc ve Me'cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı
Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur'anînin tezelzülüyle de Ye'cüc ve
Me'cüc'den daha müdhiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve
zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.”[58]
Hadiste:”7193 - Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm
buyurdular ki:"Ye'cüc ve Me'cüc (seddi) her gün kazarak nihayet güneşin
ışığını görmeye yakın, başlarındaki kişi onlara: "Haydi dönün, kazımıza
yarın devam ederiz!" der. Allah Teâla hazretleri, sabah oluncaya kadar
seddi eski güçlü haline iade eder. Bu hal onların müddetleri doluncaya kadar
devam edecek. Vakit dolup da Allah onları insanların üzerine göndermek istediği
zaman, aynı şekilde yine kazacaklar, güneşin ışığını görecekleri gedik
açılacağı zaman, başlarındaki "haydi dönün inşaallah yarın kazmaya devam
ederiz" diyecek. Onlar da "inşaallah!" diyecekler; ertesi günü
gelecekIer. Bu sefer seddi bıraktıkları gibi bulacaklar. Yine kazacaklar, bu
sefer insanların üzerine çıkacaklar ve (uğradıkları) suyu içip tüketecekler. İnsanlar,
onlara karşı kalelerine çekilecekler. Bu sefer onlar da oklarını göğe
atacaklar. Okları, üzeri kanlı olarak geri dönecek. Bunun üzerine Yecüc ve
Mecüc: "Biz yeryüzündeki insanları kahrettik ve göktekilere de galebe
çaldık" diyecekler. Sonra Allah, onların enselerine musallat olacak deve
kurtlarını gönderecek, bunlarla onları öldürecek." Resülullah aleyhissalatu vesselam devamla
dedi ki: "Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, yerdeki
hayvanlar onların etlerini yemek suretiyle
muhakkak ki iyice semirecek ve memeleri sütle dolacaktır."
“Değil Müslümanlarla, belki dindar Hristiyanlarla dahi
dost olup adaveti bırakmağa çalışıyorum. Harb-i Umumî ve komünizm altındaki
anarşistlik tehlike ve tahribatlarının lisan-ı haliyle "Dünya fânidir,
firaklarla doludur. Ey insanlar adaveti bırakınız, Kur'an dersini dinleyip
birleşiniz; yoksa sizi mahvedeceğiz" diye beyanıyla bu zamanın şartları ve
îcabları karşısında tarz-ı hizmeti yine Kur'anın nuruyla göstererek hakîmane
irşadın ve tevfik-i İlahiyeye muvafık hareketle isabetli hizmetin îfası gibi
noktalardan Risale-i Nur'un lüzum ve ehemmiyetini tebarüz ettiriyor.”[59]
“Biz, bütün kuvvetimizle anarşiliğe bir sedd-i Zülkarneyn
gibi bir sedd-i Kur'anî tesisine çalışıyoruz. Bize ilişenler, anarşilik ve
belki komünistliğe zemin ihzar ediyorlar.”[60]
“Birinci
tehlike: Bu memlekette, hariçten kuvvetli bir
surette girmeğe çalışan anarşiliğe karşı sed çekmek.”[61]
“doğrudan doğruya
hakaik-i Kur'aniye ve imaniyeyi tervice çalışmazsanız, size kat'iyyen haber veriyorum
ve kat'î hüccetlerle isbat ederim ki; âlem-i İslâmın muhabbet ve uhuvveti
yerine, dehşetli bir nefret ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk
milletine bir adavet ve şimdi âlem-i İslâmı mahva çalışan küfr-ü mutlak
altındaki anarşiliğe mağlub olup, âlem-i İslâmın kal'ası ve şanlı ordusu olan
bu Türk milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimalîden çıkan dehşetli
ejderhanın istila etmesine sebebiyet verecek.”[62]
“komünistlik, masonluk,
zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor.”[63]
“Şimdi bu zamanda en
büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyyunluğa karşı
yalnız ve yalnız tek bir çare var: O da Kur'anın hakikatlarına sarılmaktır.
Yoksa koca Çin'i, az bir zamanda komünistliğe çeviren musibet-i beşeriye; siyasî,
maddî kuvvetler ile susmaz. Yalnız onu susturan hakikat-ı Kur'aniyedir.”[64]
“Eskiden Hristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâma
tarafdar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için; hem
Amerika, hem Avrupa devletleri Kur'ana ve ittihad-ı İslâma tarafdar olmağa
mecburdurlar.”[65]
“Anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini
canavar hayvanların seciyesine çevirir. Âhirzamanda gelecek Ye'cüc ve Me'cücün
komitesi, anarşistler olduğuna Kur'an işaret ediyor.”[66]
“Üstadımız diyor:
"Madem iman hizmetinde ihlas-ı etemle, anarşiliği durdurmakla, asayişi
muhafaza etmekle sabır ve tahammül gerektir. Ben de bunun için rahatımı,
haysiyetimi feda ediyorum. Onları da helâl ediyorum."[67]
"Eğer Demokrat Parti düşse, ya Halk Partisi veya
Millet Partisi iktidara gelecek. Halbuki Halk Partisi, İttihadçıların bozuk
kısmının cinayetleri ve hem cumhuriyetin birinci reisinin Sevr Muahedesiyle ve
çok siyasî desiselerin icbarıyla, onbeş senede yaptığı icraatının kısm-ı a'zamı
tamamıyla eski partiye yüklendiği için, bu asil Türk milleti ihtiyarıyla o
partiyi kat'iyyen iktidara getirmeyecek. Çünki Halk Partisi iktidara gelecek
olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır.
Halbuki bir Müslüman kat'iyyen komünist olamaz, anarşist olur. Bir Müslüman
hiçbir zaman ecnebilerle mukayese edilemez. İşte bunun için hayat-ı içtimaiye
ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi
için, Demokrat Parti'yi, Kur'an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya
çalışıyorum" dedi.”[68]
“âleme ve nev'-i beşere
rahmet olmasına bir nükte, bir işarettir ki; o manevî cehennemden dünyada da
onları bir derece kurtarmış. Halbuki şimdi fen ve felsefenin dalalet kısmı;
yani Kur'anla barışmayan, yoldan çıkmış, Kur'ana muhalefet eden kısmı, küfr-ü
mutlakı komünistler tarzında neşre başladılar. Komünistlik perdesinde
anarşistliği netice verecek bir surette münafıklar, zındıklar vasıtasıyla ve
bazı müfrit dinsiz siyasetçiler vasıtasıyla neşir ile aşılanmağa başlandığı
için; şimdiki hayat, dinsiz olarak kabil değildir, yaşamaz. "Dinsiz bir
millet yaşamaz" hükmü bu
noktaya işarettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-ı halde yaşanmaz. Onun
için Kur'an-ı Hakîm, bu asırda bir mu'cize-i maneviyesi olarak Risale-i Nur şakirdlerine
bu dersi vermiş ki; küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş.
Evet Çin'i, hem yarı Avrupa'yı ve Balkan'ları istilâ eden bu cereyana karşı
bizi muhafaza eden Kur'an-ı Hakîm'in bu dersidir ki; o hücuma karşı sed çekmiş,
bu suretle o tehlikeye karşı çare bulmuştur.”[69]
“Bu memlekette, bu asırda, bu milleti
anarşilikten, tereddi ve tedenni-i mutlaktan kurtaracak yegâne çâre,
Risalet-ün-Nurun esasatıdır.”[70]
“Bizim îman derslerimiz anarşiye
karşıdır, bozgunculuğa karşıdır, farmasonlara ve komünistlere karşıdır.”[71]
“Hakikî bir Müslüman, samimî bir mü'min hiçbir zaman
anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey fitne ve
anarşidir. Çünkü, anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet
eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhir zamanda
"Ye'cüc" ve "Me'cüc" komitesi olduğuna Kur'ân-ı Hakîm
işaret buyurmaktadır.”[72]
“Bir mekteb-i irfan olan
Risale-i Nur'un müellifi ve şâkirdleri âsayişin, nizam ve intizamın fahrî ve
mânevî bekçileridir. Mânevî sahada, kalblerde ve dimağlarda anarşinin,
bozgunculuğun kalkmasına çalışmaktadırlar.”[73]
“Hayattaki düsturu, cidal kıtal yerine, düstur-u
teavündür. O düsturun şe'nidir ittihad ve tesanüd; hayatlanır cemaat.”[74]
“@«Z[¬4 : Kuvve-i şeheviye ile Arz'da fesad hasıl olur, kuvve-i
gazabiyenin tecavüzüyle katl ü kıtale mahal olur. Halbuki Arz, takva üzerine
tesis edilmiş bir mescid hükmündedir.”[75]
“Evet ey insan! Sende iki
cihet var: Birisi, icad ve vücud ve hayır ve müsbet ve fiil cihetidir. Diğeri;
tahrib, adem, şer, nefy, infial cihetidir. Birinci cihet itibariyle; arıdan,
serçeden aşağı.. sinekten, örümcekten daha zaîfsin. İkinci cihet itibariyle;
dağ, yer, göklerden geçersin. Onların çekindiği ve izhar-ı acz ettikleri bir
yükü kaldırırsın. Onlardan daha geniş, daha büyük bir daire alırsın. Çünki sen
iyilik ve icad ettiğin vakit, yalnız vüs'atin nisbetinde, elin ulaşacak
derecede, kuvvetin yetişecek mertebede iyilik ve icad edebilirsin. Eğer fenalık
ve tahrib etsen, o vakit fenalığın tecavüz ve tahribin intişar eder.”[76]
“Beşeriyeti dehşetli
sadmelere uğratan, tehdid eden anarşiliğin ifsad ve tahribin yegâne çaresi
ancak ve ancak İlahî, semavî bir dinin ezelî ve ebedî hakikatlarıdır, hakikat-ı
İslâmiyettir. Risale-i Nur, hakikat-ı İslâmiye ve Kur'aniyeyi müsbet ve
müdellel bir şekilde insanlığın nazar-ı tahkikine arz ve ifade etmektedir.”[77]
“Mesleğimiz, müsbet
hareket etmektir. Değil mübareze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz
müsaade etmiyor.”[78]
Hayatı boyunca en küçük
bir harekete bile tahammül edemeyen Bediüzzaman,hizmetin hatırına en büyük
tehdide ve hücuma aldırış etmemiş,bir bekçi ve jandarmanın dahi
çıkmayacaksın,sözüne aynen uymuş,menfi hareketten kaçınmıştır.
“Ben eskiden beri tahakküme
ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, bir çok
hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ: Rusya'da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı
Harb-i Örfî'de i'dam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para
ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun
eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî
hareket etmemek ve vazife-i İlahiyeye karışmamak hakikatı için; bana karşı
yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim. Cercis (A.S.) gibi ve
Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi sabır ve rıza ile
karşıladım.”[79]
“Zaman, zemin, Risale-i
Nur'un müsbet mesleği, ehl-i bid'a ile değil fiilen, belki fikren ve zihnen
dahi meşgul olmağa müsaade etmez. İhtiyat her vakit lâzım.”[80]
“Şimdiye kadar gizli
münafıklar, Risale-i Nur'a kanunla, adliye ile ve asayiş ve idare noktasından
hükûmetin bazı erkânını iğfal edip tecavüz ediyorlardı. Biz müsbet hareket
ettiğimiz için, mecburiyet olduğu zaman tedafüî vaziyetinde idik. Şimdi plânları
akîm kaldı. Bilakis tecavüzleri Risale-i Nur'un dairesini genişlettirdi.”[81]
“Risale-i Nur'un bu vatan ve
millete temin ettiği asayiş ve emniyettir ki; İslâm memleketlerinde, hususan
Fas'ta, Mısır ve Suriye ve İran gibi yerlerde vuku' bulan dâhilî karışıklıkların
bu vatanda görülmemesidir. İşte nasılki bu vatan ve millette Risale-i Nur
-emniyet ve asayişin ihlâline sair memleketlerden daha ziyade esbab bulunmasına
rağmen- asayişi temin etmesi gösteriyor ki; o Doğu Üniversitesi'nin tesisi,
beşeri müsalemet-i umumiyeye mazhar kılacaktır. Çünki şimdi tahribat manevî
olduğu için ona mukabil tamirci manevî bir atom bombası lâzımdır. İşte bu
zamanda tahribatın manevî olduğuna ve ona karşı mukabelenin de ancak tamirci
manevî atom bombasıyla mümkün olabileceğine kat'î bir delil olarak
üniversitenin mebde' ve çekirdeği olan Risale-i Nur'un bu otuz sene içerisinde
Avrupa'dan gelen dehşetli dalalet ve felsefe ve dinsizlik hücumlarına bir sed
teşkil etmesidir. O manevî tahribata karşı Risale-i Nur tamirci ve manevî bir
atom bombası olmuş.”[82]
“Bizim vazifemiz müsbet
hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlahîye göre sırf hizmet-i
imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi
muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı
sabırla, şükürle mükellefiz.”[83]
“Biz dünyaya bakmıyoruz.
Baktığımız vakitte onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. Asayişi muhafazaya
müsbet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatlar itibariyle, bize
zulüm de etseler hoş görmeliyiz.”[84]
“Kardeşlerim! Hastalığım pek
şiddetli, belki pek yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan -bazan
men'olduğum gibi- men' edileceğim. Onun için benim Nur âhiret kardeşlerim,
ehven-üş şerr deyip bazı bîçare yanlışçıların hatalarına hücum etmesinler. Daima
müsbet hareket etsinler. Menfî hareket vazifemiz değil. Çünki dâhilde hareket
menfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur'a zarar vermiyor, az
müsaadekârdır; ehven-üş şerr olarak bakınız. Daha a'zam-üş şerden kurtulmak
için; onlara zararınız dokunmasın, onlara faideniz dokunsun.”[85]
“Vatan ve millet düşmanları,
gizli dinsizler, bahanelerle hücuma geçip aleyhte tahriklerde bulunduklarını;
"Fakat biz müsbet hareket etmeye mecburuz. Elimizde Nur var, siyaset
topuzu yok. Yüz elimiz de olsa, ancak Nura kâfi gelir" diyerek Nur'un din
düşmanlarını mağlûp edeceğinden müsbet hareket etmenin atom bombası gibi tesiri
bulunduğundan, Risale-i Nur'un siyasetle hiçbir alâkası bulunmadığını;
mesleğimizin en büyük esasının ihlâs olduğunu, rıza-i İlâhîden başka hiçbir
maksat ittihaz edilemeyeceğini, Nur'un kuvvetinin işte bu olduğunu; ihlâsla,
müsbet hareket etmekle inayet ve Rahmet-i İlâhiyenin Risale-i Nur'u himaye
edeceğini.. ilâ âhir.. beyan ederdi.”[86]
“Bu zamanda fen ve felsefeden
gelen dalâlet ve şüpheleri Risale-i Nur kökünden kesmiştir. Risale-i Nur bunu
yaparken de müsbet bir usûl takip etmiştir.”[87]
“Üstadımız sık sık der ki:
Mesleğimiz müsbettir; menfî hareketten Kur'ân bizi menediyor.”[88]
“Evet İstanbul siyaseti
İspanyol gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzât
değiliz. Bilvasıta müteharrikiz. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim
ile telkin eder. Biz kendimizden hayal edip, esammane tahribimizde eser-i
telkini icra ederiz. Mademki menba' Avrupa'dadır. Gelen cereyan, ya menfî veya
müsbettir. Menfîye kapılan, harf gibi
yahut
tarif edilir. Demek bütün harekâtı, bizzât haric hesabına
geçer. Çünki iradesi hükümsüzdür. Hulûs-u niyeti faide vermez.”[89]
Üç büyük savaş olan Bedir,Uhud,Hendek
savaşlarında saldıran taraf müşrikler olmuş,Peygamberimiz ve müslümanlar
müdafaada bulunmuşlardır.
Savaşı benimsemeyen
Peygamberimiz:”Ey insanlar,düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin,Allahtan
âfiyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız sabredin,bilinki cennet kılıçların
gölgesindedir.”
Kavga ederken dahi yüze
vurmaktan sakındıran bir peygamber ve onun dininin ne kadar müsbet bir din
olduğu anlaşılır.
Cihad;zulüm ve terör
değil,mazlumun hakkını korumak,zalimi cezalandırmak,hak ve doğruyu hakim kılmak
amacıyla gösterilen cehd ve gayrettir.
İslâmı yaşamak ve
yaşatmak,bunun içinde mani olacak manileri defetmek veya bu amaçla hicret
etmektir.
Cihad’da kin ve intikam
yoktur. Asrı saadette,müslümanların safında Kuzmanda savaşa katılır. Peygamberimiz
ise onun kahramanca dövüşmesine karşı;-Kuzman cehennemliktir-diye tekrarla
ifade eder. Ve Kuzman yaralanır,atından düşer. Bunu takib etmekte olan bir
sahabi işin hikmetini anlamak amacıyla yanına yaklaşıp tebrik eder. Kuzman ise
bunu Allah rızası için yapmadığını,kabilesinin şanını yükseltmek amacıyla
yaptığını söyleyerek,artan acıya dayanamayıp,kendi damarını kesip intihar eder.
Rasulullahı tasdik etmiş olur. Çünki burada Allah rızası ve İla-yı kelimetullah
yoktur.
Eğer savaşmak ve savaş
için hazırlık yapmak bir terörist hareket olarak değerlendirilecek olmuş
olsaydı,bugün dünyada terörist olmayan devlet olmazdı.
Bugün ABD,Bush kendisine
karşı yapılan faaliyetlere karşı bir Haçlı seferi düzenliyor yani Crusade;hem
Haçlı seferleri anlamına hemde bir ilke için mücadele ve savaş vermek anlamına.
Veya; İtalyan
başbakanı Silvio Berlusconi'nin söylediği-İslâm-karşıtı'sözler ki: "İnsan
haklarına ve dine saygı duyulmasını garanti eden, ülkelerimizdeki zenginliğin
de temelinde yatan değerlerin oluşturduğu uygarlığımızın üstünlüğünden kuşkumuz
olmamalı. İslâm Dünyası'nda böyle bir saygı yok ve bu sebeple geri. Üstün
değerlere sahip Batı yeni insanları Batılaştırıp (Occidentalize) fethetmek
zorunda. Komünist Dünya ile İslâm Dünyası'nın bir bölümünde bu oldu, ama
maalesef İslâm Dünyası'nın bir bölümü 1400 yıl geride."
Ve:”Batı uygarlığı İslâm uygarlığından
üstündür.”sözüne tüm batı dünyası ahmakça ve cahilce sözler olarakda
değerlendirse,bu kimseler bunu bir ideal uğruna söylemişlerdir.
Bir müslümanında inancı uğruna, müsbet olarak
yaptığı cehd ve gayret cihad olarak değerlendirilmektedir.
Yahudi dünyası 1992 yılında 500. yıllarını
kutladılar. Çünki 1492’de hristiyan batılılar onları İspanyadan kovunca Osmanlı
onlara kucak açtı.
Bir batılının dediği gibi;Osmanlının girdiği
yerlere bizler girmiş,onlar orada bulunmuş olsaydı,onlardan eser kalmazdı.
Haçlı seferleri gibi bir
zulmü başlatan batı,Selahaddin-i Eyyubi gibi,1514-1917’ye kadar sürecek olan
Kudüsü kazandırmış,onun gibi kahramanları çıkartmıştır.
Dünden bugüne batı tüm
senaryolarını,ilhamlarını tevrat ve incile dayandırmaktadır.
Değerlendirmeleride o yöndedir.
Anarşi deyince Yecüc ve
Mecüc akla gelir.
Hz.Ebu Hureyre:Hz.
Peygamber'in (a.s.): "Bu gün Ye'cüc ve Me'cüc seddinden şunun gibi bir
delik açıldı" buyurdu. Ravi Vuheyb, eliyle doksan işaretini yapmıştır.
Sahih-i Müslim'deki
hadis numarası [Sadece Arapça]: 5130
Hz. İbn-i Amr RA;”Ye'cüc
ve Me'cüc, Adem AS'ın sulbündendir. Şayet onlar insanlar üzerine gönderilirse
insanların yaşayışlarını ifsad ederler. Onlardan hiç kimse geride bin veya daha
fazla zürriyet bırakmadıkca ölmez. O Ye'cüc ve Me'cüc'ün arkasından üç ümmet
daha olacaktır. Te'vil, Te'ris ve Mensek.
Hz. Ebû Hüreyre
RA;”Kıyamet kopmaz, ilim kabz olunmadıkça, zelzeleler çoğalmadıkça, zamanda yakınlık
olmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, herc çoğalmadıkça ki, o öldürmedir ve
aranızda mal çoğalır, taşar.”
Hz. Ebû Hüreyre RA;”Size
benden sonra dört fitne gelecektir, dördüncüsü geldiğinde kulağa bir şey
girmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet bir belâya mübtelâ olur,
yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki onda ma'ruf inkâr edilir, münker ma'ruf
sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi, kalbleri de ölür.”
MEHMET ÖZÇELİK
[1] Bakara.190,193,218,244,Al-i İmran.142,195,Nisa.74-76,Mâide.35,Enfal.39,Tevbe.14-16,20,73,Hac.78,Furkan.52,Ankebut.69,Muhammed.4,Hucurat.15,Saf.10-14.
[2] Bakara.190-192,Tevbe.13-14,81,90,Hac.39,Fetih.15-16.
[3] Bakara.190-192.
[4] Bakara.216,Nisa.74-75,84,Tevbe.123.
[5] Bakara.194,217,Mâide.2,Tevbe.5,36-37.
[6] Nisa.71,Tevbe.41.
[7] Ahzab.22-24,Feth.29.
[8] Nisa.84,Enfal.65.
[9] Al-i İmran.200.
[10] Saf.4.
[11] Enfal.47.
[12] Nisa.71,Enfal.60,Tevbe.46,Enbiya.80.
[13] Bakara.195,207,245,262,Nisa.95,Enfal.60,72,Tevbe.0-22,41-42,88,111,121,Hucurat.15,Hadid.7,10-11,Saf.10-13.
[14] Tevbe-20-22,41.
[15] Nisa.95-96,Tevbe.16,88-89,111,121,Saf.10-13.
[16] Ankebut.6.
[17] Nisa.104.
[18] Hucurat.12,Mümtehine.10.
[19] Hucurat.9.
[20] Tevbe.29,Bak.Konularına Göre Kur’an-ı Kerim Fihristi.N.Yüksel.sh.183-184.