CÝNLER    VE   ÞEYTANLAR

 

            “ Cinni ise Hâlis ateþten yarattý.”[1]

            Cinler ruhani varlýklardýr.[2]

            Kur’an-ý Kerim’de 13 surede haklarýnda bilgi verilmektedir.[3]

            Bunlar da insanlar gibi ibadet için yaratýlmýþlardýr.[4]

            Ýçlerinde iman edip-etmeyenler [5] yani Mü’min cinler [6] ve Kafir cinler [7] vardýr.

            Peygamberimiz Hz. Muhammed hem insanlara hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiþtir. Ondan dolayý kendisine ‘Rasulüs Sakaleyn’ yani yer yüzünün iki aðýrlýðý olan insan ve cinlerin peygamberidir.

            Kur’an-ý Kerim cinlere de gelmiþ ve onlar Kur’an-ý dinlemiþlerdir.[8]

            Kur’an-ý Kerim’de onlarýn adýyla adlandýrýlan Cin suresi mevcuttur. Bu adla adlandýrýlmasý;Kur’an-ý dinleyip hidayete geldiklerinden dolayýdýr.

            Abdullah b. Amr b. As’dan rivayette:”Hz. Adem’in yaratýlmasýndan 2000 sene önce cinlerin yer yüzünde bulunduðuna iþaret edilmektedir.[9]

            Ýbni Abbastan rivayette:”Allah yer yüzünün zimamýný önceleri cin taifesine vermiþti. Fakat onlar;isyan edip,peygamberlerini öldürdüler. Daha sonra gökten melekler geldi ki,aralarýnda cinlerin kendi cinslerinden olan Ýblis’de vardý,bu isyankarlarý yer yüzünden sürdüler.Onlar da denizlere kaçtý ve oralara taht kurdular. “[10]

            Cinnin farsça karþýlýðý,peridir.

            Ýslâmdan önce Kahinler vardý. Bunlar halka,ileride olabilecek bazý bilgileri haber verirlerdi. Bunlar ise;gökte kulak hýrsýzlýðý yapan cinlerden istifade ederlerdi. Ýslâmiyetten sonra ise,bu kapý kapatýlmýþ,cinlerin istifadesine sed çekilerek recmedilmiþler,koðulmuþlardýr.[11]

            Cahiliye döneminde Sabiiler, Süryaniler, Eski Yunan ve Romalýlar cinleri ilah derecesine çýkarmýþ ve dev, peri, þeytan adlarýyla anýlan bu varlýklara tapýnmýþlardýr.

            Hadiste:”Kim bir kahine gelir,bir þeyler sorar ve söylediklerine de inanýr,onu tasdik ederse,kýrk gün namazý kabul edilmez.”

            Diðer bir hadiste:”Muhammede indirilenden beri olur.”buyurulmuþtur.

            Cinler gaybý bilmezler.[12]

            Onlara sýðýnýp,onlardan yardým beklenilmemelidir.. Âyette:”Þu da gerçek ki,insanlardan bazý kimseler,cinlerden bazý kimselere sýðýnýrlardý da onlarýn (þýmarýklýklarýný ve) azgýnlýklarýný arttýrýrlardý.”[13]

            Çünkü onlarýnda bir çoðu insanlar gibi cehennemliktir. Ayette:”Kalbleri vardýr,gerçeði kavramazlar. Gözleri vardýr,hakikatlarý görmezler. Kulaklarý vardýr,iþitmezler. Onlar hayvan ve ondan daha aþaðýdýrlar.”[14]

            Cinlerden olan Þeytandan sýðýnýldýðý gibi,cinlerin kötülüklerinden de Allaha sýðýnmak gerektir.

            Onlar manevi üstünlükte bulunan insanlara zarar veremezler.

            Erkek ve diþilikleri olan bu cinler,[15] Teshir edilebilirler.[16] Nitekim Süleyman Peygamber onlarý Teshir etmiþ ve en aðýr iþlerde çalýþtýrmýþtýr.[17]

            Taþköprüzade ve Kâtib Çelebi Sultan Mahmud-u Gaznevinin bir kaleyi azâimle aldýðýný söyler.

            Azâim;Cinleri tesir ve emir altýna alma ilmi. Bir kimsenin kalbini bir þeye baðlayarak bütün manevi ve ruhi gücüyle ona yönelmesine denir.

            Peygamber Efendimiz ordusuyla Semud kavminin bulunduðu bölgedeki Hicr mevkiinden geçerken þöyle buyurdu:”Buranýn suyundan içmeyiniz,Namaz için abdest almayýnýz,o su ile yoðurduðunuz hamurlarý develere yediriniz,siz o hamurdan yemeyiniz,arkadaþsýz dýþarýya çýkmayýnýz.”

                Herkes denileni yaptý. Ancak (Said oðullarýndan) biri,bir ihtiyaçtan,diðeri devesini aramak için dýþarý çýkmýþlardý. Ýhtiyaç için çýkan bir cin tarafýndan çarpýldý. Diðeri fýrtýnaya kapýlýp Tayy kabilesinin daðlarýna kadar sürüklendi. Daha sonra bulundu.

            Bu durum Peygamberimize bildirildiðinde:”Tek baþýnýza çýkmaktan sizi men etmedim mi?”buyurdu. Daha sonra dua etti,çarpýlan kurtuldu.

            Ona:”Uhruc ya aduvvallah”(Ey Allahýn düþmaný çýk)dedi.

            Peygamberimiz Hz. Enes’le Mekke daðlarýnda gezerken bir cinniyle karþýlaþýp,yaþýný sorduðunda cin:”Pek azý müstesna,dünyanýn ömrünü yedim (yaþadým). Ben,Kabil Habil’i öldürürken,tepeler arasýnda geziyordum.”der.

            Bu cin Ham ibni Heym ibn Lakýs ibn Ýblistir.

            Ve devamla:”Bana Ýsa ibni Meryem;”Eðer Muhammedle karþýlaþýrsan,benden ona selam söyle.”dedi. Ben de,selamýný þu anda sana teblið ettim ve sana da iman ettim.”dedi.

            Bunun üzerine Hz. Peygamber (SAM):”Ýsa’ya selam olsun. Ey Hâme,sana da selam olsun. Ýhtiyacýn nedir?”deyince,o,”Musa bana,Tevrat’ý,Ýsa’da bana,Ýncili öðretti. O halde,sende bana Kur’an-ý öðret.”dedi.

            Bunun üzerine Hz. Peygamber(SAM) ona,on sure öðretti. Hz. Peygamber (SAM) ahirete göçtüðünde,bu cin yaþamaya devam ediyordu. Zira vefat haberini Hz. Peygamber (SAM) bildirmemiþtir. Ömer ibnül Hattaba da:”Ben onun hala yaþadýðýný sanýyorum.”demiþtir.”[18]

Hadiste:"Elinize geçen, üzerine Allah'ýn ismi zikredilmiþ her kemik, olabildiði kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayýsý da hayvanlarýnýzýn yemidir"buyurmuþlar. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize þu tenbihte bulundu: "Sakýn bu iki þeyle (kemik ve kuru hayvan mayýsý) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeþlerinizin yiyecekleridir."  [19]

            - Abdullah Ýbnu Abdirrahman Ýbni Ebî Sa'sa'a anlatýyor: "Ebü Saîd (radýyallâhu anh) bana dedi ki:"Seni, koyunlarý ve kýr hayatýný seviyor görüyorum. Koyunlarýnla birlikte veya kýrda olunca namaz ezaný okursan, ezan sýrasýnda sesini yükselt. Zîra, müezzinin sesini insan, cin ve sair her ne iþitirse en uzaðý" bile Kýyâmet günü onun lehinde þehadet eder."

                Peygamberimiz cinlerle konuþmuþ,hatta namazýný bozmaya çalýþan bir cini yakalamýþ ve onu ashaba göstermek için bir yere baðlamak istemiþse de,daha sonra bundan vazgeçip serbest býrakmýþtýr.

            Diðer bir rivayette,Peygamberimiz geceleyin onlarla oturup Kur’an okumuþ,ertesi günü ashabýna anlatýp,yaktýklarý ateþin kalýntýlarýný da göstermiþtir.(Buhari-Müslim)

            Umum görüþe göre;insanlara gönderilen peygamberler cinler içindir de...

            Kaynaklarda cinler;insan,yýlan,kedi,köpek ve inek þekline girebilir denilmiþ. Ve onlar;harabe,daðlýk,deniz,çöl,çöplük ve mezar gibi yerlerde yaþarlar.

            Peygamberimiz onlardan gelen bir davetçi üzere onlarla gitmiþ,Kur’an okumuþ ve onlara yiyeceklerini sormalarý üzerine;elinize geçen,üzerine Allah’ýn ismi zikredilmiþ her kemik,olabildiði kadar bol etli olarak sizindir.”buyurmuþtur.

            Çoðunluða göre;Mü’min cin cennetliktir. Ebu Hanifeye göre;Cehennemden kurtulma mükafattýr,diyerek,hayvan gibi yok olacaklarýný,cennete girmeyeceklerini söyler.

            Cinler konusunda Bediüzzman Said Nursi ise;

            Ýþte beþerin, san'at ve fennin imtizacýndan süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispirtizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi þu âyet, en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açýyor. Fakat þimdiki gibi; bazan kendine emvat namýný veren cinlere ve þeytanlara ve ervah-ý habiseye müsahhar ve maskara olup oyuncak olmak deðil, belki týlsýmât-ý Kur'aniye ile onlarý teshir etmektir, þerlerinden kurtulmaktýr.”[20]

      “Hayvanat taifesi, ölüler taifesi, cinler taifesi, melaikeler taifesi o Zât-ý Mübarek'i tanýyorlar ve nübüvvetini tasdik ediyor.”[21]       

“Veladet gecesinde, yýldýzlarýn düþmesinin çoðalmasýdýr ki; þu yýldýzlarýn sukutu, þeyâtîn ve cinlerin gaybî haberlerden kesilmesine alâmet ve iþarettir. Ýþte madem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çýktý; elbette yarým yamalak ve yalanlar ile karýþýk, kâhinlerin ve gâibden haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtýna sed çekmek lâzýmdýr ki, vahye bir þübhe îras etmesinler ve vahye benzemesin. Evet bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'an nâzil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler imana geldiler. Çünki daha cinler taifesinden olan muhbirlerini bulamadýlar. Demek Kur'an hâtime çekmiþti. Ýþte eski zaman kâhinleri gibi, þimdi de medyumlar suretinde yine bir nevi kâhinlik Avrupa'da ispirtizmacýlarýn içlerinde baþ göstermiþ. Her ne ise...”[22]

“Nasýlki meselâ gayet merhametli, sehâvetli, gayet kerim âlîcenab bir zât, fýtratýndaki âlî seciyelerin muktezasýyla büyük bir seyahat gemisine, çok muhtaç ve fakir insanlarý bindirip, gayet mükemmel ziyafetlerle, ikramlarla o muhtaç fakirleri memnun ederek denizlerde Arz'ýn etrafýnda gezdirir ve kendisi de onlarýn üstünde, onlarý mesrûrâne temaþa ederek o muhtaçlarýn minnettarlýklarýndan lezzet alýr ve onlarýn telezzüzlerinden mesrur olur ve onlarýn keyiflerinden sevinir, iftihar eder. Madem böyle bir tevziat memuru hükmünde olan bir insan, böyle cüz'î bir ziyafet vermekten bu derece memnun ve mesrur olursa.. elbette bütün hayvanlarý ve insanlarý ve hadsiz melekleri ve cinleri ve ruhlarý, bir sefine-i Rahmanî olan Küre-i Arz gemisine bindirerek; rûy-i zemini, enva'-ý mat'umatla ve bütün duygularýn ezvak ve erzakýyla doldurulmuþ bir sofra-i Rabbaniye þeklinde onlara açmak ve o muhtaç ve müteþekkir ve minnetdâr ve mesrur mahlukatýný aktar-ý kâinatta seyahat ettirmekle ve bu dünyada bu kadar ikramlarla onlarý mesrur etmekle beraber, dâr-ý bekada Cennetlerinden her birini ziyafet-i daime için birer sofra yapan Zât-ý Hayy-ý Kayyum'a ait olarak o mahlukatýn teþekkürlerinden ve minnetdârlýklarýndan ve mesrûriyetlerinden ve sevinçlerinden gelen ve tabirinde âciz olduðumuz ve me'zun olmadýðýmýz þuûnat-ý Ýlâhiyeyi, "memnuniyet-i mukaddese" "iftihar-ý kudsî" ve "lezzet-i mukaddese" gibi isimlerle iþaret edilen maânî-i

ububiyettir ki, bu daimî faaliyeti ve mütemadi hallakýyeti iktiza eder.”[23]

         “Bütün ins ve cinleri ve hayvaný ve ruhanî ve melekleri haþr-i ekberin meydanýna ve mizan-ý a'zamýn önüne getirir. Bir iþ bir iþe mani olmaz.”[24]

                “ Nasýlki þimdi ispirtizmacýlar "cinler ile muhabere" namýyla þarlatanlýk yapýyorlar; dinin zararýna âlet ederler diye çokça medar-ý bahs edilmez. Hem Hâtem-ül Enbiya'dan sonra, cinlerde peygamber gelmemiþ.”[25]

            “Cinlere halife olmakla beraber, beþerde de kuvve-i gazabiye ve þeheviye halkedilmiþtir. Bunlar, cinlerden daha ziyade fesad yapacaklardýr.” [26]«

(Halife): Bu tabir, Arz'ýn insanlarýn hayatýna elveriþli þeraiti haiz olmazdan evvel Arz'da idrakli bir mahlukun bulunmuþ olduðuna ve o mahlukun hayatýna o zamandaki Arz'ýn evvelki vaziyetleri muvafýk ve müsaid bulunduðuna iþarettir. ½^«S[¬V«' tabirinin bu manaya delaleti, mukteza-yý hikmettir. Amma meþhur olan manaya nazaran, o idrakli mahluk, cinlerden bir nev' imiþ; yaptýklarý fesaddan dolayý insanlar ile mübadele edilmiþlerdir.”[27]

            Kur'an Arabistan'ýn basit bedevilerini öyle bir istihaleye uðratmýþtýr ki, bunlarýn âdeta meshur olduklarýný zannedersiniz. Hristiyanlarýn telakkisine göre Kur'anýn nâzil olmuþ bir kitab olduðunu söyleyecek olsak bile, Kur'an putperestliði imha, Allah'ýn vahdaniyet akidesini tesis, cinlere, perilere, taþlara ibadeti ilga, çocuklarý diri diri gömmek gibi vahþi âdetleri izale, bütün hurafeleri istîsal, taaddüd-ü zevcatý tahdid ile, bütün Arablar için Ýlahî lütuf ve nimet olmuþtur.”[28]

           

           

Þeytan

 

            Þeytanla ilgili Kur’an-da bir çok ayet zikredilmektedir.[29]

“Nefis ve hevâ, cin ve ins þeytanlarýna karþý mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ý rezileden kalb ve ruhunu helâket-i ebediyeden kurtarmak.”[30]

            “Cennet ve Cehennem'in vücudunu iktiza eden isim ve ünvan ve þe'n ise; kanun-u tenasül, kanun-u müsabaka, kanun-u teavün gibi pek çok umumî kanunlar misillü, kanun-u mübarezenin dahi bir derece tamimini isterler... Kalb etrafýndaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkýnda melaike ve þeytanlarýn mübarezesine kadar o kanunun þümulünü iktiza eder.”[31]

            “Müzahrefat-ý arziyenin mümessilât-ý habiseleri olan casus þeytanlarý, temiz ve temizlerin meskeni olan semayý telvis etmemek ve nüfus-u habise hesabýna tecessüs ettirmemek için, edebsiz casuslarý korkutmak için atýlan mancýnýklar ve iþaret fiþekleri misillü, o þeytanlarý ebvab-ý semadan o þahablarla red ve tarddýr.”[32]

“Melaikelerin Âdem'e secdesiyle beraber, Þeytan'ýn secde etmemesi olan hâdise-i cüz'iye-i gaybiye, pek geniþ bir düstur-u külliye-i meþhudenin ucu olduðu gibi, pek büyük bir hakikatý ihsas ediyor. Þöyle ki: Kur'an, þahs-ý Âdem'e melaikelerin itaat ve inkýyadýný ve Þeytan'ýn tekebbür ve imtinaýný zikretmesiyle; nev'-i beþere kâinatýn ekser maddî enva'larý ve enva'ýn manevî mümessilleri ve müekkelleri müsahhar olduklarýný ve nev'-i beþerin hassalarýnýn bütün istifadelerine müheyya ve münkad olduklarýný ifham etmekle beraber, o nev'in istidadatýný bozan ve yanlýþ yollara sevkeden mevadd-ý þerire ile onlarýn mümessilleri ve sekene-i habiseleri, o nev'-i beþerin tarîk-i kemalâtýnda ne büyük bir engel, ne müdhiþ bir düþman teþkil ettiðini ihtar ederek, Kur'an-ý Mu'ciz-ül Beyan, bir tek Âdem'le (A.S.) cüz'î hâdiseyi konuþurken bütün kâinatla ve bütün nev'-i beþerle bir mükâleme-i ulviye ediyor.”[33]

“Sakýn siz de terakkiyatýnýzda þeytana uyup hikmet-i Ýlahiyenin semavatýndan, tabiat dalaletine sukuta vasýta yapmayýnýz. Vakit be-vakit baþýnýzý kaldýrýp esma-i hüsnama dikkat ederek, o semavata uruc etmek için fünununuzu ve terakkiyatýnýzý merdiven yapýnýz. Tâ fünun ve kemalâtýnýzýn menbalarý ve hakikatlarý olan esma-i Rabbaniyeme çýkasýnýz ve o esmanýn dûrbîniyle, kalbinizle Rabbinize bakasýnýz.”[34]

            “Þeytan evvelâ þübheyi kalbe atar. Eðer kalb kabul etmezse, þübheden þetme döner. Hayale karþý þetme benzer bazý pis hatýralarý ve münafî-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe "Eyvah" dedirtir. Ye'se düþürtür. Vesveseli adam zanneder ki kalbi, Rabbine karþý sû'-i edebde bulunuyor. Müdhiþ bir halecan ve heyecan hisseder. “[35]

            “Ýfrata varmamak, hem galebe çalmamak þartýyla, asl-ý vesvese teyakkuza sebebdir, taharriye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlýðý atar, tehavünü def'eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, þu dâr-ý imtihanda, þu meydan-ý müsabakada bize bir kamçý-yý teþvik olarak, vesveseyi þeytanýn eline vermiþ. Beþerin baþýna vuruyor. Þayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîm'e þekva etmeli, "Eûzü billahi mineþþeytanirracim" demeli.”[36]

            “Sen eðer nefis ve þeytaný dinlersen, esfel-i safilîne düþersin. Eðer Hak ve Kur'an'ý dinlersen, a'lâ-yý illiyyîne çýkar, kâinatýn bir güzel takvimi olursun.”[37]

            “Cin ve insin hattâ þeytanlarýn netice-i efkârlarý ve muhassala-i mesaîleri olan medeniyet ve hikmet-i felsefe ve edebiyat-ý ecnebiye, Kur'anýn ahkâm ve hikmet ve belâgatýna karþý âciz derekesindedirler, demektir. “[38]

            “Kâinattaki þerlerin, zararlarýn, beliyyelerin ve þeytanlarýn ve muzýrlarýn halk ve icadlarý, þer ve çirkin deðildir; çünki çok netaic-i mühimme için halkolunmuþlardýr. Meselâ: Melaikelere þeytanlar musallat olmadýklarý için, terakkiyatlarý yoktur; makamlarý sabittir, tebeddül etmez. Keza hayvanatýn dahi, þeytanlar musallat olmadýklarý için, mertebeleri sabittir, nâkýstýr. Âlem-i insaniyette ise meratib-i terakkiyat ve tedenniyat nihayetsizdir. Nemrudlardan, firavunlardan tut, tâ sýddýkîn-i evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var.”[39]

            “Ýþte kömür gibi olan ervah-ý safileyi, elmas gibi olan ervah-ý âliyeden temyiz ve tefrik için, þeytanlarýn hilkatýyla ve sýrr-ý teklif ve ba's-i enbiya ile, bir meydan-ý imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açýlmýþ. Eðer mücahede ve müsabaka olmasaydý, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidadlar, beraber kalacaktý. A'lâ-yý illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sýddýk'ýn ruhu, esfel-i safilîndeki Ebu Cehl'in ruhuyla bir seviyede kalacaktý. Demek þeyatîn ve þerlerin yaratýlmasý, büyük ve küllî neticeye baktýðý için icadlarý þer deðil, çirkin deðil; belki sû'-i istimalattan ve kesb denilen mübaþeret-i hususiyeden gelen þerler, çirkinlikler, kesb-i insana aittir; icad-ý Ýlahîye ait deðildir.”[40]

            “Ýþte nev'-i beþer bi'set-i enbiya ile, sýrr-ý teklif ile, mücahede ile, þeytanlarla muharebe ile kazandýklarý yüzbinlerle enbiya ve milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneþleri, aylarý ve yýldýzlarý mukabilinde; kemmiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz hayvanat-ý muzýrra nev'inden olan küffarý ve münafýklarý kaybetti.”[41]

            “Hazret-i Ýmam-ý Ahmed Ýbn-i Hanbel, Ebî Said-il Hudrî'den tahric ve tashih eder ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Katade Ýbn-i Nu'man'a karanlýklý, yaðmurlu bir gecede bir deðnek verir ve ferman eder ki: "Sana lâmba gibi, onar arþýn her tarafta ýþýk verecek. Evine gittiðin zaman, bir siyah þahýs gölge göreceksin. O, þeytandýr. Onu hanenden çýkar, tardet." Katade deðneði alýr, gider. Yed-i beyza gibi ýþýk verir. Evine gider; o siyah þahsý görür, tardeder.”[42]

            “Ehl-i siyer ve hadîs, müttefikan haber veriyorlar ki: Kureyþ kabilesi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ý öldürtmek için, kat'î ittifak ettiler. Hattâ insan suretine girmiþ bir þeytanýn tedbiriyle, Kureyþ içine fitne düþmemek için, her kabileden lâakal bir adam içinde bulunup, ikiyüze yakýn, Ebu Cehil ve Ebu Leheb'in taht-ý hükmünde olarak, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ýn hane-i saadetini bastýlar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ýn yanýnda Hazret-i Ali vardý. Ona dedi: "Sen bu gece benim yataðýmda yat." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beklemiþ, tâ Kureyþ gelmiþ, bütün hanenin etrafýný tutmuþlar. O vakit çýktý, bir parça toprak baþlarýna attý. Hiç birisi onu görmedi, içlerinden çýktý gitti. Gâr-ý Hira'da iki güvercin ve bir örümcek, bütün Kureyþ'e karþý ona nöbetdar olup, muhafaza ettiler.”[43]

            Altýncý Desise-i Þeytaniye þudur ki: Ýnsandaki tenbellik ve tenperverlik ve vazifedarlýk damarýndan istifade eder. Evet þeytan-ý ins ve cinnî her cihette hücum ederler.”[44]

“ Þeytan-ý ins ü cinnin kâinattaki müdhiþ âsâr-ý tahribkâraneleri ve enva'-ý küfür ve dalalet ve þerr ve mehaliki yaptýklarý halde, zerre mikdar icada ve hilkate müdahaleleri olmadýðý gibi, mülk-ü Ýlahîde bir hisse-i iþtirakleri olamýyor. Ve bir iktidar ve bir kudretle o iþleri yapmýyorlar, belki çok iþlerinde iktidar ve fiil deðil, belki terk ve atalettir. Hayrý yaptýrmamakla, þerleri yapýyorlar. Yani, þerler oluyorlar. Çünki mehalik ve þerr, tahribat nevinden olduðu için, illetleri, mevcud bir iktidar ve fâil bir icad olmak lâzým deðildir. Belki bir emr-i ademî ile ve bir þartýn bozulmasýyla koca bir tahribat olur.”[45]

            “Mecusilerde inkiþaf etmediði içindir ki; kâinatta "Yezdan" namýyla bir hâlýk-ý hayýr, diðeri "Ehriman" namýyla bir hâlýk-ý þerr itikad etmiþlerdir. Halbuki onlarýn Ehriman dedikleri mevhum ilah-ý þerr, bir cüz'-i ihtiyarýyla ve icadsýz bir kesble þerlere sebebiyet veren malûm þeytandýr.”[46]

            “Ýþte ey ehl-i iman! Þeytanlarýn bu müdhiþ tahribatýna karþý en mühim silâhýnýz ve cihazat-ý tamiriyeniz istiðfardýr ve "Eûzü billah" demekle Cenab-ý Hakk'a ilticadýr. Ve kal'anýz Sünnet-i Seniyedir.”[47]                 

            ALTINCI ÝÞARET: Þeytanýn en tehlikeli bir desisesi þudur ki: Bazý hassas ve safi-kalb insanlara tahayyül-ü küfrîyi tasdik-i küfürle iltibas ettiriyor. Tasavvur-u dalaleti, dalaletin tasdiki suretinde gösteriyor. Ve mukaddes zâtlar ve münezzeh þeyler hakkýnda gayet çirkin hatýralarý hayaline gösteriyor. Ve imkân-ý zâtîyi, imkân-ý aklî þeklinde gösterip imandaki yakînine münafî bir þekk tarzýný veriyor. Ve o vakit o bîçare hassas adam, kendini dalalet ve küfür içine düþtüðünü tevehhüm edip imandaki yakîninin zâil olduðunu zanneder, ye'se düþer, o ye'sle þeytana maskara olur. Þeytan hem ye'sini, hem o zaîf damarýný, hem o iltibasýný çok iþlettirir, ya divane olur yahud "herçi bad âbad" der, dalalete gider.”[48]

            “Hem bazan þeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde Cenab-ý Hak hakkýnda fena sözler söyler. O adam zanneder ki; onun kalbi bozulmuþ ki, böyle söylüyor. Titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkmasý ve adem-i rýzasý delildir ki: O sözler, kalbinden gelmiyor, belki lümme-i þeytaniyeden geliyor veya þeytan tarafýndan ihtar ve tahayyül ediliyor.”[49]

            “Hem insanýn letaifi içinde teþhis edemediðim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altýna da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakký dinlemiyorlar, yanlýþ þeylere giriyorlar. O vakit þeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadýn hakka ve imana muvafýk deðil ki, böyle ihtiyarsýz bâtýl þeylere giriyorsun. Demek senin kaderin, seni þekavete mahkûm etmiþtir." O bîçare adam, ye'se düþüp, helâkete gider.”[50]

            “Ýþte þeytanýn evvelki desiselerine karþý mü'minin tahassüngâhý: Muhakkikîn-i asfiyanýn düsturlarýyla hududlarý taayyün eden hakaik-i imaniye ve muhkemat-ý Kur'aniyedir. Ve âhirdeki desiselerine karþý; istiaze ..”[51]

            “Fenalýk ve hevesat yolu, tahribat olduðu için gayet kolaydýr. Þeytan-ý ins ü cinnî çabuk insanlarý o yola sevkediyor.” [52]

            “Þeytanlar tahribat cihetinde sevkettikleri için, az bir amel ile çok þerleri yaparlar. Onun için tarîk-ý hakta ve hidayette gidenler, pek çok ihtiyat ve þiddetli sakýnmaya ve mükerrer ihtarata ve kesretli muavenete muhtaç olduklarýndandýr ki, Cenab-ý Hak o tekrarat cihetinde binbir ismi ile ehl-i imana muavenetini takdim ediyor ve binler merhamet ellerini

imdadýna uzatýyor. Þerefini kýrmýyor, belki vikaye ediyor. Ýnsanýn kýymetini küçük düþürtmüyor, belki þeytanýn þerrini büyük gösteriyor.”[53]

“Ýblis'in en mühim bir desisesi: Kendini, kendine tabi olanlara inkâr ettirmektir.”[54]

Ýnsanlarda þeytan vazifesini gören cesedli ervah-ý habise bilmüþahede bulunduðu gibi, cinnîden cesedsiz ervah-ý habise dahi bulunduðu, o kat'iyyettedir. Eðer onlar maddî cesed giyseydiler, bu þerir insanlarýn ayný olacaktýlar. Hem eðer bu insan suretindeki insî þeytanlar cesedlerini çýkarabilse idiler, o cinnî iblisler olacaktýlar. Hattâ bu þiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtýl hükmetmiþ ki: "Ýnsan suretindeki gayet þerir ervah-ý habise, öldükten sonra þeytan olur." ....Evet cinnî þeytanýn vücuduna kat'î bir delili, insî þeytanýn vücududur.”[55]

            “Kâinattaki umûr-u hayriyedeki kanunlarýn mümessili, nâzýrý hükmünde olan meleklerin vücudu, ittifak-ý edyan ile sabit olduðu gibi, umûr-u þerriyenin mümessilleri ve mübaþirleri ve o umûrdaki kavaninin medarlarý olan ervah-ý habise ve þeytaniye bulunmasý, hikmet ve hakikat noktasýnda kat'îdir; belki umûr-u þerriyede zîþuur bir perdenin bulunmasý daha ziyade lâzýmdýr. Çünki Yirmiikinci Söz'ün baþýnda denildiði gibi: Herkes, herþeyin hüsn-ü hakikîsini göremediði için, zahirî þerriyet ve noksaniyet cihetinde Hâlýk-ý Zülcelal'e karþý itiraz etmemek ve rahmetini ittiham etmemek ve hikmetini tenkid etmemek ve haksýz þekva etmemek için, zahirî bir vasýtayý perde ederek, tâ itiraz ve tenkid ve þekva, o perdelere gidip, Hâlýk-ý Kerim ve Hakîm-i Mutlak'a teveccüh etmesin. Nasýlki vefat eden ibadýn küsmesinden Hazret-i Azrail'i kurtarmak için hastalýklarý ecele perde etmiþ. Öyle de: Hazret-i Azrail'i (A.S.) kabz-ý ervaha perde edip, tâ merhametsiz tevehhüm edilen o haletlerden gelen þekvalar, Cenab-ý Hakk'a teveccüh etmesin. Öyle de: Daha ziyade bir kat'iyyetle þerlerden ve fenalýklardan gelen itiraz ve tenkid,Hâlýk-ý Zülcelal'e teveccüh etmemek için, hikmet-i Rabbaniye, þeytanýn vücudunu iktiza etmiþtir.”[56]

            “-Ýnsanda kalbin bir köþesinde lümme-i þeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinatýyla konuþan bir þeytanî lisan ve ifsad edilen kuvve-i vâhime, küçük bir þeytan hükmüne geçtiðini ve sahiblerinin ihtiyarýna zýd ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük þeytanlarýn vücuduna kat'î bir delildir.”[57]

            “Ve bu lümme-i þeytaniye ve þu kuvve-i vâhime, bir kulak ve bir dil olduklarýndan, ona üfleyen ve bunu konuþturan haricî bir þahs-ý þerirenin vücudunu ihsas ederler.”[58]

belki fesaddan ve alçaklýktan ve tahribden ve ehl-i hakkýn ihtilafýndan istifade etmesinden ve içlerine ihtilaf atmaktan ve zaîf damarlarý tutmaktan ve aþýlamaktan ve hissiyat-ý nefsaniyeyi ve aðraz-ý þahsiyeyi tahrik etmekten ve insanýn mahiyetinde muzýr madenler hükmünde bulunan fena istidadlarý iþlettirmekten ve þan ü þeref namýyla riyakârane nefsin firavuniyetini okþamaktan ve vicdansýzca tahribatlarýndan herkes korkmasýndan geliyor. Ve o misillü þeytanî desiseler vasýtasýyla muvakkaten ehl-i hakka galebe ederler. Fakat «w[¬TÅB­W²V¬7ö­^«A¬5@«Q²7!«:ö  sýrrýyla, ¬y²[«V«2ö]«V²Q­<ö«ž«:öx­V²Q«<öÇs«E²7«!ödüsturuyla: Onlarýn o muvakkat gelebeleri, menfaat cihetinden onlar için ehemmiyetsiz olmakla beraber, Cehennem'i kendilerine ve Cennet'i ehl-i hakka kazandýrmalarýna sebebdir.”[59]   

            “Þeytanýn en büyük bir desisesi: Hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde dar kalbli ve kýsa akýllý ve kasýr fikirli insanlarý aldatýr, der ki: "Bir tek zât, umum zerrat ve seyyarat ve nücumu ve sair mevcudatý bütün ahvaliyle tedbir-i rububiyetinde çeviriyor, idare ediyor deniliyor. Böyle hadsiz acib büyük mes'eleye nasýl inanýlabilir? Nasýl kalbe yerleþir? Nasýl fikir kabul edebilir?" der. Acz-i insanî noktasýnda bir hiss-i inkârî uyandýrýyor.”[60]

            Elcevab: Þeytanýn bu desisesini susturan sýr: "Allahü Ekber"dir. Ve cevab-ý hakikîsi de "Allahü Ekber"dir. Evet "Allahü Ekber"in ziyade kesretle þeair-i Ýslâmiyede tekrarý, bu desiseyi mahvetmek içindir. Çünki insanýn âciz kuvveti ve zaîf kudreti ve dar fikri, böyle hadsiz büyük hakikatlarý "Allahü Ekber" nuruyla görüp tasdik ediyor ve "Allahü Ekber" kuvvetiyle o hakikatlarý taþýyor ve "Allahü Ekber" dairesinde yerleþtiriyor ve vesveseye düþen kalbine diyor ki: Bu kâinatýn gayet muntazamca tedbir ve tedviri bilmüþahede görünüyor.”[61]

            “Eðer tam lâyýk ve tam yerinde olan azametli ve kibriyalý rububiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-ý makul ve mümteni bir yol takib etmek lâzým gelecek. Lâyýk ve lâzým olan azametten kaçmakla, muhal ve imtinaa girmeyi, þeytan dahi teklif edemez.”[62]

            “Þeytanýn mühim bir desisesi: Ýnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiðfar ve istiaze yolunu kapasýn. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet þeytaný dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.”[63]

            “Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiðfar eder. Ýstiðfar eden, istiaze eder. Ýstiaze eden, þeytanýn þerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlýktýr. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çýkar; itiraf etse, afva müstehak olur.”[64]    

            “Ýnsanýn hayat-ý içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i þeytaniye þudur ki: Bir mü'minin bir tek seyyiesiyle, bütün hasenatýný örter. Þeytanýn bu desisesini dinleyen insafsýzlar, mü'mine adavet ederler.

            Þeytanýn bu desisesine benzer diðer bir desise ile, insanýn selâmet-i fikrini ifsad ediyor, hakaik-i imaniyeye karþý sýhhat-ý muhakemeyi bozuyor ve istikamet-i fikriyeyi ihlâl ediyor.”[65]

            “Ýþte ey þeytanýn desiselerine mübtela olan bîçare insan! Hayat-ý diniye, hayat-ý þahsiye ve hayat-ý içtimaiyenin selâmetini dilersen ve sýhhat-ý fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalb istersen; muhkemat-ý Kur'aniyenin mizanlarýyla ve Sünnet-i Seniyenin terazileriyle a'mal ve hatýratýný tart ve Kur'aný ve Sünnet-i Seniyeyi daima rehber yap ve "¬v[¬%Åh7!ö¬–@«O²[ÅL7!ö«w¬8ö¬yÁV7@¬"ö­)x­2«!" de, Cenab-ý Hakk'a ilticada bulun.”[66]           

“Senden tam ders alan þakirdin, bir firavun olur. Fakat en hasis þeye ibadet eden ve menfaat gördüðü her þeyi, kendine rab telakki eden bir firavun-u zelildir. Hem senin þakirdin mütemerriddir. Fakat bir lezzeti için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Hasis bir menfaat için þeytanýn ayaðýný öper derecede alçaklýk gösterir. Hem cebbardýr fakat kalbinde bir nokta-i istinad bulamadýðý için, zâtýnda gayet âciz bir cebbar-ý hodfüruþtur. O þakirdin gaye-i himmeti, hevesat-ý nefsaniyeyi tatmin ve hamiyet ve fedakârlýk perdesi altýnda kendi menfaat-ý nefsini arayan ve hýrs ve gururunu teskin etmeye çalýþan bir dessastýr. Nefsinden baþka ciddî olarak hiçbir þeyi sevmiyor. Herþeyi nefsine feda ediyor.”[67]

            “Çünki insan eðer insan olmazsa, þeytan bir hayvana inkýlab eder.”[68]

            . Evet insaný dünyaya çaðýran ve sevkeden esbab çoktur. Baþta nefis ve hevasý ve ihtiyaç ve havassý ve duygularý ve þeytaný ve dünyanýn surî tatlýlýðý ve senin gibi kötü arkadaþlarý gibi çok dâîleri var.”[69]

            “Ey kardeþlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzýr manileri olur. Þeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uðraþýr. Bu manilere ve bu þeytanlara karþý, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir.”[70]

            “Fakat nefs ve þeytan, ehl-i dalalet ve ehl-i felsefeden aldýklarý derse istinad ederek, akýl ve kalbe hücum ettiler. Bu hücumdaki münazarat-ý nefsiye lillahilhamd kalbin muzafferiyetiyle neticelendi.”[71]

            “Þeytanýn muvakkat bir þakirdi ve ehl-i dalaletin ve ehl-i felsefenin bir vekili olan nefsim sustu.”[72]

            “Cinn ve þeytanýn casuslarý, semavat haberlerine kulak hýrsýzlýðý yapýp, gaybî haberleri getirerek, kâhinler ve maddiyyunlar ve bazý ispirtizmacýlar gibi, gaibden haber vermelerini, nüzul-ü vahyin bidayetinde vahye bir þübhe getirmemek için onlarýn o daimî casusluðu, o zaman daha ziyade þahablarla recm ve men'edildiði...”[73]

“Evet bir melaikenin üfürmesiyle uçurulabilir olan casus þeytanlarý, böyle bir iþaret-i azîme-i semaviye ile, melaikelerle mübareze ettirmek, elbette o vahy-i Kur'anînin haþmet-i saltanatýný göstermek içindir. Hem bu haþmetli olan beyan-ý Kur'anî ve azametli tahþidat-ý semaviye ise; cinnîlerin, þeytanlarýn, semavat ehlini mübarezeye ve müdafaaya sevkedecek bir iktidarlarý, bir müdafaalarý bulunduðunu ifade için deðil, belki kalb-i Muhammedîden (A.S.M.) tâ semavat âlemine, tâ Arþ-ý A'zam'a kadar olan uzun yolda, hiçbir yerde cinn ve þeytanýn müdahaleleri olmamasýna iþaret için, vahy-i Kur'anî, koca semavatta, umum melaikece medar-ý bahsolan bir hakikattýr ki, bir derece ona temas etmek için, þeytanlar tâ semavata kadar çýkmaya mecbur olup, hiçbir þeye muvaffak olamayarak recmedilmesiyle iþaret ediyor ki; kalb-i Muhammedîye (A.S.M.) gelen vahy ve huzur-u Muhammediyeye (A.S.M.) gelen Cebrail ve nazar-ý Muhammedîye (A.S.M.) görünen hakaik-i gaybiye, saðlam ve müstakimdir, hiçbir cihetle þübhe girmez diye Kur'an-ý Mu'ciz-ül Beyan mu'cizane haber veriyor.”[74]

            “Amma bir daire-i külliyenin cüz'î bir hâdise-i þahsiye ile meþgul olmasý, yani kâhinlere gaybî haberleri getirmek için þeytanlar, tâ semavata çýkýp kulak veriyorlar, yarým yamalak yanlýþ haberler getiriyorlar diye tefsirlerdeki ifadelerin bir hakikatý þu olmak gerektir ki: Semavat memleketinin payitahtýna kadar gidip o cüz'î haberi almak deðildir. Belki cevv-i havaya dahi þümulü bulunan semavat memleketinin -teþbihte hata yok- karakol haneleri hükmünde bazý mevkileri var ki, o mevkilerde Arz memleketi ile münasebetdarlýk oluyor; cüz'î hâdiseler için, o cüz'î makamlardan kulak hýrsýzlýðý yapýyorlar. Hattâ kalb-i insanî dahi o makamlardan birisidir ki, melek-i ilham ile þeytan-ý hususî o mevkide mübareze ediyorlar. Ve hakaik-i imaniye ve Kur'aniye ve hâdisat-ý Muhammediye (A.S.M.) ise, ne kadar cüz'î de olsa, en büyük, en küllî bir hâdise-i mühimme hükmünde en küllî bir daire olan Arþ-ý A'zam'da ve daire-i semavatta -temsilde hata olmasýn- mukadderat-ý kâinatýn manevî ceridelerinde neþrolunuyor gibi her köþede medar-ý bahsoluyor, diye beyan ile beraber, kalb-i Muhammedî'den (A.S.M.) tâ daire-i Arþ'a varýncaya kadar ise, hiçbir cihetle müdahale imkâný olmadýðýndan, semavatý dinlemekten baþka, þeytanlarýn çaresi kalmadýðýný ifade ile, vahy-i Kur'anî ve nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) ne derece yüksek bir derece-i hakkaniyette olduðunu ve hiçbir cihetle hilaf ve yanlýþ ve hile ona yanaþmak mümkün olmadýðýný, gayet beligane belki mu'cizane ilân etmek ve göstermektir.”[75]

            “ Þeytanýn en büyük bir desisesi, hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde, dar kalbli ve kýsa akýllý ve kasýr fikirli insanlarý aldatmasý”[76]

            “Þeytan, kusurlu insana kusurunu itiraf etmemek ile istiðfar ve istiaze yolunu kapayýp, enaniyeti tahrik ederek, avukat gibi, nefsini müdafaa ettirir.”[77]

“Þu Hikmet-ül Ýstiaze Risalesi'nin iki mühim kardeþi var. Birisi Yirmidokuzuncu Mektub'un Altýncý Risalesi olan "Hücumat-ý Sitte", mühim bir kal'a olduðu gibi; ikinci bir kardeþi olan Yirmialtýncý Mektub'un "Hüccet-ül Kur'an Aleþþeytan Ve Hizbihi" namýndaki risalesi dahi bir hýsn-ý hasindir. Bu üç risale birbiriyle münasebetdardýr.”[78]

            “Nefis ve þeytanýn en büyük hile ve desiselerinden olan; kâfirlerin çokluklarýný ve onlarýn bazý hakaik-i imaniyenin inkârýndaki ittifaklarýný vesvese suretiyle göstererek, þübheleri ve dine karþý lâkaydlýðý, ayn-ý hak ve hakikat (göstermektir)”[79]

            “Hattâ þeytanýn dahi, manevî terakkiyat-ý beþeriyenin zenbereði olan müsabakaya ve mücahedeye sebeb olduðundan, o nev'in icadý dahi hayýrdýr, o cihette güzeldir.”[80]

“Salavatýn namaza tahsisi hikmeti ise......., þübehat-ý þeytaniyeden ve evham-ý seyyieden kurtulmaktýr. Ve bu kafile, bu kâinat sahibinin dostlarý ve makbul masnularý ve onlarýn muarýzlarý, onun düþmanlarý ve merdud mahluklarý olduðuna delil ise: Zaman-ý Âdem'den beri o kafileye daima muavenet-i gaybiye gelmesi ve muarýzlarýna her vakit musibet-i semaviye inmesidir.”[81]  

            “Þeytanýn gayet zaîf desiselerine karþý Kur'anýn büyük tahþidatý ve melaikeleri ve Cenab-ý Hakk'ýn yardýmýný ehl-i imana göndermesi “[82]

"Kâinatta adem âlemleri hesabýna çalýþan þerirlerden ve insî ve cinnî þeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz." Peygamberimize ve ümmetine emrederek, her asra baktýðý gibi mana-yý iþarîsiyle bu acib asrýmýza daha ziyade, belki zahir bir tarzda bakar; Kur'an'ýn hizmetkârlarýný istiazeye davet eder”[83]

“Büyük Deccal, þeytanýn iðvasý ve hükmü ile þeriat-ý Ýseviyenin ahkâmýný kaldýrýp Hristiyanlarýn hayat-ý içtimaiyelerini idare eden rabýtalarý bozarak, anarþistliðe ve Ye'cüc ve Me'cüc'e zemin hazýr eder. Ve Ýslâm Deccalý olan Süfyan dahi, þeriat-ý Muhammediyenin (A.S.M.) ebedî bir kýsým ahkâmýný nefis ve þeytanýn desiseleri ile kaldýrmaða çalýþarak hayat-ý beþeriyenin maddî ve manevî rabýtalarýný bozarak, serkeþ ve sarhoþ ve sersem nefisleri baþýboþ býrakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ý müteaffine bataklýðýnda, birbirine saldýrmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ý istibdad bir hürriyet vermek ile dehþetli bir anarþistliðe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet þiddetli bir istibdaddan baþka zabt altýna alýnamaz.”[84]

            Sual: Þeytanýn kalbinde marifet var mýdýr?

            Cevab: Yoktur. Çünki san'at-ý fýtriyesi iktizasýnca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri daima küfrü tasavvur etmekle meþgul olduðundan, kalbinde veya fikrinde boþ bir yer marifet için kalmýyor.”[85]

            “Cenab-ý Hak hayr-ý mahz olarak melaikeyi yaratmýþtýr, þerr-i mahz olarak da þeytaný yaratmýþtýr, hayýr ve þerden mahrum olarak behaim ve hayvanatý halketmiþtir. Hikmetin iktizasýna göre, hayýr ve þerre kadir ve câmi' olarak dördüncü kýsmý teþkil eden beþerin yaratýlmasý da lâzýmdýr ki; beþerin þeheviye ve gazabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine münkad ve maðlub olursa, beþer mücahedesinden dolayý melaikeye tefevvuk eder. Aksi halde hayvanattan daha aþaðý olur, çünki özrü yoktur.”[86]

            “Ýnsan, zerre-miskal o sünnetlerden inhiraf ve udûl ederse; þeytanlara mel'ab, evhama merkeb, ehval ve korkulara ma'rez ve daðlar kadar aðýr yüklere matiyye olacaktýr.”[87]

            “Ý'lem Eyyühel-Aziz! Ýnsan kalben ve fikren hakaik-i Ýlahiyeye bakýp düþündüðü zaman, bilhassa namaz ve ibadet esnasýnda, gerek þeytan tarafýndan, gerek nefsi tarafýndan pek fena, pis ve çirkin vesveseler, hatýralar, sinekler gibi kalbe, akla hücum ederler. Bu gibi hevaî, vehmî ve çirkin þeylerin def'iyle uðraþan adam, o vesveselere maðlub olur. Ancak onlarý maðlub edip kaçýrmak çaresi, müdafaayý terk edip onlar ile uðraþmamaktýr. Evet arýlar ile uðraþýldýkça onlar hücumlarýný arttýrýrlar. Onlara karýþýlmadýðý takdirde, insaný terkeder, giderler. Hem de o gibi vesveselerin, ne hakaik-i Ýlahiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratý yoktur. Evet pis bir menzilin deliklerinden semanýn güneþ ve yýldýzlarýna, cennetin gül ve çiçeklerine bakýlýrsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakýlana bulaþmaz. Ve fena bir tesir etmez.”[88]

“O çirkin sözler senin kalbinin sözleri deðil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakýn olan lümme-i þeytanîden geliyor. Meselâ: Sen namazda, Kâ'be karþýsýnda, huzur-u Ýlahîde âyâtý tefekkürde olduðun bir halde, þu tedai-i efkâr seni tutup en uzak malayaniyat-ý rezileye sevkeder. Meselâ: Âyinenin içindeki yýlanýn timsali ýsýrmaz. Ateþin misali yakmaz. Ve necasetin görünmesi âyineyi telvis etmez.”[89]

“Ýþte Nakþibendîler, zikir hususunda ittihaz ettikleri zikr-i hafî sayesinde kalbin fethiyle, ene ve enaniyet mikrobunu öldürmeðe ve þeytanýn emirberi olan nefs-i emmarenin baþýný kýrmaða muvaffak olmuþlardýr. Kezalik Kadirîler de zikr-i cehrî sayesinde tabiat tagutlarýný tar ü mar etmiþlerdir.”[90]

            “Kezalik bu kesif âlemde ruhanîleri deverandan, cinnîleri cevelandan, þeytanlarý cereyandan, melekleri seyerandan men'edecek bir mani yoktur.”[91]

            “Nefis, devekuþu gibidir. Þeytan sofestaî, heva da bektaþîdir.”[92]

            “Cenab-ý Hakk'ýn iktizalarý, hükümleri mütegayir bazý esmalarý vardýr. Meselâ: Bedir gibi bazý gazâlarda Ashab-ý Kiram'a yardým etmek üzere küffar ile muharebe etmek için melaikenin semadan inzâlini iktiza eden ismi, melaike ile þeyatîn -yani semavî olan ahyar ile arzî eþrar- arasýnda muharebenin vukuunu istib'ad deðil, iktiza eder. Evet Cenab-ý Hak melaikeye bildirmeksizin þeytanlarý def' veya ihlâk edebilir. Fakat satvet ve haþmetinin iktizasý üzerine bu kabil mücazatýn müstehaklarýna ilân ve teþhiri, azametine lâyýktýr.”[93]

“Kur'an-ý Kerim bu âyet ile pek geniþ saltanat-ý rububiyete karþý ins ve cinnin aczlerini ilân zýmnýnda nida ediyor: "Ey insan-ý hakir, sagir, âciz! Ne suretle, þeytanlarý recmeden melaike ile necimlerin, þemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ý Ezel'e isyan ediyorsun! Nasýl kocaman yýldýzlarý mermi, kurþun yerinde kullanabilen bir askere sahib olan bir sultana karþý isyan etmeye cesaret ediyorsun!"[94]        

“Ýnsanýn Allah'a karþý ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasýdýr. Nefis ve þeytanla uðraþmasý, cihadýdýr.”[95]

            “Þeytanýn ve onun þerik ve muînleri olan ehl-i dalaletin þerrinden ancak þeriat-ý Muhammediye (A.S.M.) ile âmil ve sünnet-i Ahmediye (A.S.M.) ile mütemessik olmakla kurtulmak imkâný olduðunu..”[96]

            “Küfre giren ehl-i dalaletin kemmiyeten çokluðunun kýymetsizliði; þeytan ve avenelerinin tasallutlarýna karþý, istiaze, istiðfar, hýfz-ý Ýlahîye iltica ve takva ile Sünnet-i Seniyeye yapýþmaktan baþka çare olmadýðýný...”[97]

            “ Zahiren cüz'î hata ve isyanla çok büyük tahribat yapmakta olan hizb-üþ þeytana karþý, en kuvvetli kal'a olan Kur'anî kal'aya iltica lâzým geldiðini...

.......Kur'an-ý Hakîm'in azîm tergib ve teþviklerinin tam yerinde olup, ehl-i imanýn desais-i þeytaniyeye kapýlmalarý, imansýzlýktan ve imanýn zaîfliðinden ileri gelmediðini; hem günah-ý kebairi iþleyenlerin küfre girmediklerini,

­˜«h«<ö!Èh«-ö¯?Å*«)ö«Ä@«T²C¬8ö²u«W²Q«<ö²w«8«:ö­˜«h«<ö!®h²[«'ö¯œÅ*«)ö«Ä@«T²C¬8ö²u«W²Q«<ö²w«W«4 

iki âyetle sabit olduðunu ve nihayet Cenab-ý Erhamürrâhimîn'in Gafur ve Rahîm isimlerini melce' ve tahassüngâh yaparak þeytandan istiaze edilmesini...”[98]

“Cinnî þeytandan ders alan insan þeytanlarý, dünyevî meþgaleleri ile seni bir çember içine alýp, Nurlara hizmetini tahdid etmek için, sezdirmeyerek perde altýnda çalýþmýþlar.”[99]

“Ýman-ý tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakýnlaþtýkça daha selbedilmeyeceðine ehl-i keþf ve tahkik hükmetmiþler ve demiþler ki: Sekerat vaktinde þeytan vesvesesiyle ancak akla þübheler verip tereddüde düþürebilir. Bu nevi iman-ý tahkikî ise yalnýz akýlda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sýrra, hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleþiyor ki, þeytanýn eli o yerlere yetiþemiyor; öylelerin imaný zevalden mahfuz kalýyor. Bu iman-ý tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velayet-i kâmile ile keþf ve þuhud ile hakikata yetiþmektir. Bu yol ehass-ý havassa mahsustur, iman-ý þuhudîdir.”[100]

            “Ýnsî ve cinnî þeytanlar hiç boþ dururlar mý? Onlarýn daima fenalýklarý yapmak ve yaptýrmakla meþgul olduklarýndan...”[101]

            “Bediüzzaman tesettür taraftarýdýr. Kadýnlarýn yarý çýplak, açýk dolaþmalarýna, Ýslâmiyet'e karþý muharebede þeytan kumandasýna verilen fýrkalar olarak tasvir etmekte;”[102]