Bir yanda son dini temsil eden İslâm
dini ve İslam alemi,diğer yanda da nesholmuş dinlerin ve dinden uzak
yaşayanların durumu...
Bu gün İslâm alemi batının
kıskacında ve sefâhetinde yandırılmaktadır.
O batı ki,her şeyini menfaat üzerine
bina etmektedir.
İslâm alemi saflığını,bir Lawrense
aldanmakla göstermiştir.
Bu gün batı korkuyorsa bizden
olmayıp Allah’ın vadinden,İslâm dininden korkmaktadır. Bundan dolayı bütün
hesapları İslam üzerinedir.
Şimdiki müslümanların ve İslam
aleminin eski müslümanlar olmayıp,hakimiyetlerinin de söz konusu olmayacağına
inandıklarından;tek korktukları noktanın,İslam dininin tüm zaman ve mekanlara
mutlak hakimiyetinin tahakkuk edeceğidir.
Bu gün batı,bizi ve dinimizi bizden
daha fazla tetkik etmektedirler.
Nasıl ki yıllardır Bediüzzaman Said
Nursi ve bunun gibi İslâm büyüklerini ve eserlerini cezalandıran ve imhaya çalışan kimselerin
neticede hakikatı görüp ve bilip,anlamaları gibi...
Batı da aynı sona –İnşaallah- vasıl
olacaktır.
Batı bu gün ve dün bir yandan İslâmı
yok etmeye çalışıp,bir yandan da İslâmın önüne sefâhet ve fuhuş engelleri
koyarak engellemeye çalışırken,diğer yandan da Amerika ve batı ülkelerinden bir
çok insanın İslâmiyete girmesi de kaçınılmaz olmuştur.
Büyük bir ümit parıltısı
parlamakta,bazen bir sporcu eliyle,bazen de bir ilim adamı eliyle...
Bediüzzaman Talebesi Abdullah
Yeğin’e;önce Amerika,sonra Almanya’nın müslüman olacağı müjdesini vermiştir.[1]
Bu gün batı İslâmı bildiği kadar
İslâma müsaade ediyor. Müslümana o nisbette müsamaha gösteriyor. Yani mesele
İslâm aleminin İslâmı en güzel bir şekilde temsil edememesinden
kaynaklanmaktadır.
Bediüzzamanın ifadesiyle;Eğer biz
İslâmiyeti hal ve ef’alimizle gösterseydik,sair dinlerin mensupları fevc fevc
–bölük bölük- İslâmiyete gireceklerdi.
*******************
Bu
gün haçlı zihniyeti,kaleyi içerden keşfetmekte ve yıkma planlarını da ona göre
yaparak uygulamaktadır.
Her ne kadar hedef ve gayede;”Haçlı
zihniyetinin Hilale galib”olma noktası ağır basıp,tek renkte odaklansa da;artık
istekler,menfaatler ziyadeleştikçe,hedeflerde de farklılıklar görülmektedir.
Batıda hükümet olan materyal yani
madde iktidar koltuğuna oturmuştur. Madde hakimdir.
Hayatı dünya olanın gayesi de onun
içindekiler olur.
Nitekim körfez savaşının çıkış
sebebini İngiltere’nin “İndependent”gazetesinden Bill Robinson şöyle ifade
eder:”Orta doğudaki petrol kuyularının hakimiyetini,yeniden batıya mal etmek
için bir savaşa girişilmiştir.”[2]sözleriyle
anlatır.
******************
İ N G İ L T E R E
Dünyayı siyasi dehası ve
entrikalarıyla idare etmeye çalışan İngilterenin İngiliz casusu Lawrense şöyle
der:”Biz siyonizmi tehdit ettik. Fakat onları kendimize dostlar bulduk.
Bolşevikleri tehdit ettik onları da bize savaşta yardımcılar bulduk. Sarı ırkı
tehdit ettik ancak oralarda da bizden başkalarına mukavemet eden demokratik
devletler bulduk. Bizim tek düşmanımız vardır,oda İslâmdır. evet bu üç asır
boyunca,Avrupa müstemlekeciliğinin önünde duran duvardır.”[3]
Bunu uygulamaya koyan
İngiltere,süper devlet yerine geçmesi için,süperleri ortadan kaldırması
gerekmekteydi. Buda Osmanlı idi. Osmanlıyı süper mana yapan ruh ise hilafetti
ve onu da ortadan kaldırdı.
Ancak bununla da yetinmedi. Bir kürt
devletinin kurulmasında da öncülük yapmaya başladı.
Ünlü İngiliz gazetesi Observer’in
16-ocak tarihli yazısında:”İngiltere kürt devleti için bastırmalı” bununla da
yetinilmeyip;”İngiltere,1923 yılında Türkiye de bir kürt devleti kurmamakla
yaptığı hatayı,şimdi Irak’ta kurulma yolunda olan kürt devletine öncülük
etmekle telafi edebilir.”[4]demektedir.
“İslâm gaflet edip küstü.
Hristiyanlık dini fen ve medeniyeti kendine mal edip iki silahla galebe çaldı.
Şimdi şarkta müthiş bir silah imal
ediliyor. Bunun hak kısmına sahib olmalı. Yoksa yine küssek onu da hristiyanlık
İslamiyet aleyhinde istimal edecektir. Buna karşı dayanılmaz.
Cumhuru avama müteveccih olan bir
fikir,bir kudsiyet almaz ise söner. O desatire kudsiyyet verecek iki muazzam
rakibi din var.
Şu keskin fikir gözünü açtığı
vakit,hasmını ve hasmının elindeki silahını hristiyanlık dini bulmuştur. Öyle
ise o fikir,kudsiyyet almak için İslâmiyete dehalet etmeğe mecburdur.”[5]
İngiltere veliahdı Galler prensi Charles,İslâmın
hakikaten verdiği güçlü şahsiyetliliği ifade ederek:”İngiltere uluslar arası
arenada kendisine yeni bir rol ararken İslâmın adalet,tolerans,kardeşliği
öngören ve bu dünya ile öte dünyayı birleştiren ilkelerinden ders alması
gerekir.”der.
*******************
H R İ S T İ Y A N L I K
Hz. İsa’nın Kur’an-ı Kerim-de ve
müslümanlar arasındaki tavsifi;hristiyanlardan ve İncil-den ileri olup,geri
değildir.
Müslümanlarca ulü’l azim
peygamberlerden,mu’cize sahibi,kendisine kitab verilen rasullerden olarak kabul
edilir ki,bu üstün bir derecedir.
Bizim kimliğimizi bulmamız,batının
kabuğunu yırtması,kendisini daha iyi tanıyıp tanıtması,tıpkı bizdeki
idarecilerin halka olan kapalılığı gibi,kilise ve papalığında halka ve mantığa
her yönüyle açık olması gerekir.
Tarihte protestanlık ile bir kere
yırtıldı. Bir kere daha yırtılmaya ihtiyacı vardır batı aleminin...
Yeni dünya düzeni bunun çekingen bir
tavır olarak görüntüsünden ibarettir.
Nitekim hristiyanlık inancının
temelini oluşturan Teslis hakkında;”Üç,birdir. Biz,üç tanrı kabul etmeyiz.
Fakat üç şahısta olan bir tek tanrıya inanırız. Tanrısal şahıslar aynı
bir,uluhiyeti taksim etmezler. Fakat onlardan her biri müstakil tanrıdır.”,” Baba, oğulun aynısıdır. Baba ve
oğul,ruh-ül kudüsün aynısıdır,yani mahiyet itibariyle bir tek tanrı vardır.”[6]
Peygamberimiz zamanında da
hristiyanlar mevcut olup,onlar da yahudiler gibi ahir zaman peygamberini
beklemekte idiler.
İslâmiyete yakınlıkta,müslüman
olmakta,Hz. İsa’nın gelip,hristiyanlığın İslâmiyete gireceği hatta Ebu
Hanife-nin mezhebiyle amel edeceği[7]
zikredilirken,yahudilik de bu yakınlık görülmez.
Hatta bir tevil olarak da olsa;bu
günkü AB veya hristiyan alemiyle olan diyalog;deccalizm ve Süfyanizmin bir
delinmesi olarak,ancak bu iki dinin ittifakıyla mümkün olabileceği
söylenebilir.
Hz. İsa ilk hıyaneti yahudilerden
görmüş,onların iftirasına uğramıştı. O zamandan bu zamana hala şaşkınlığı
üzerinden atamamış hristiyanlık,telaşını devam ettirmektedir.
İtikatta istikrarı bulamayan
hristiyanlık alemi,elbette yaşayışta da bulması imkan dışıdır.
İslâmiyetden sonra en çok mensubu
olan hristiyanlığın telaşı,İslâmiyetin hristiyanlığı yutup,ortadan kaldıracağı
korkusudur.
Oysa İslâmiyet yutmaz belki
kucaklar,tashih eder.
Zira bir hristiyan sırf kiliseye
aidat ödememek için kiliseyle,ondan öte hristiyanlık inancıyla bağını kesip
başı boş yaşamaktadır.
Bu durum kilisenin hem madden hem de
manen gerilemesi,daha açık bir ifade ile çökmesidir.
Sodom-Gomore,Pompe-i ve Herkülanyum
ve Sibiryada yaşayan Mamutların başlarına gelenler düşünülmeli,ecdadın
ifadesiyle;sefâhette devam edersen sen de onlar gibi:”Yapma Allah taş eder.”[8]
-Hitler 12 yıllık iktidarlarında,13
milyon insanı fırınlarda öldürmüş,kendi ırklarını bütün dünyaya hakim kılmaya
çalışmışlardır.
Hristiyanlıkta körü körüne bir
taassuba rastlanır. Bir çok örneğinden birisi ise:”Macar müslümanlarını ve
balkanlarda İslâmı yok etmek için hazırlanan Kalman kanununun bazı maddelerinde
özetle:”
-Madde-46:”Bir kimse müslümanlardan
birinin hristiyanlık adeti dışında,(müslümanlığa göre) oruç tuttuğunu,iftar
ettiğini,yemek yediğini,domuz etinden çekindiğini,abdest aldığını veya İslâma
aid her hangi bir ibadeti yaptığını görür de krala haber verirse,haber veren
kimseye o müslümanın malından bir miktarı verilecektir.”
-Madde-47:”Her müslüman köyü,bir
kilise yaptıracak ve aynı zamanda bu kiliseye devamlı ücret verecektir....”
-Madde-48:”Bir müslüman kızını kendi
milletinden birine vermeyecek,bizim milletimizden (hristiyan)olan bir kimseye
verecektir.”
-Madde-49:”Bir kimse bir müslümana
misafir olarak giderse veya o kimseyi yemeğe götürürse,kendisi de misafiri de
yalnız domuz eti yiyeceklerdir.”[9]
Hristiyanlık aleminin İslâmiyete
girmesinde en müessir sebeblerden birisi,müsbet hareket edip,İslâmiyetin
güzelliklerini fiillerimiz ve yaşantılarımızla göstermekle olur. Aksi takdirde
menfi tesir icra edecektir.
Bediüzzamanın tabiriyle:”Bir gıda
gibi olan İslâmi ilimlerin hazmedilmemiş olması”hakikatların neşv-ü nema
bulmamasına sebeb olmaktadır.[10]
-Münihli,İlâhiyatçı ve papaz Veit
Höfner;bir papaz olarak Allah’a,Peygambere ve Hz. İsa’nın ineceğine inanmakta
olduğunu söylemektedir. Her pazarki duada bunu dile getirdiklerini ve dinlerin
birleşeceğini belirtmektedir.[11]
Protestan Sebald kilisesi idare heyeti
azası Prof.Hans-Martin Hagen,aynı zamanda bir çok vasfa sahib olan bu zat;İslâm
ve Peygamberimiz hakkında şöyle der:”İslâmiyetin yayılması askeri güce
değil,toleransa dayanır. Muhammed,öteki peygamberlerin devamıydı.
İbrahim,Musa,İsa,Yahya gibi bir peygamberdi...”[12]
Bu gün başta ilim adamlarının öncü
olması sebebiyle İslâmiyetle hristiyanlık birbirlerini uzaktan değil yakından
tanımaya,yakınlaşmaya batıyla beraber adım atılmaktadır.
Bizde ise,bazı havarilikler,senaryo
ve krizler bu yakınlaşmayı frenlemekte veya tedirgin etmektedir.
1989-Ekim-inin 17-sinde kilisede
İslâm konulu sempazyumu açan Papaz Veit Höfner:”Kur’an okumaktan İncil okumaya
pek fırsat bulamamış bir insan sıfatıyla sempozyumu açıyorum,yarın Kur’an-ı
anlatan bir konuşma yapacağım.”[13]
demiştir.
Bizde ise işinden dolayı Kur’an-ı
okuyamıyanların kulakları çınlasın...
-Adıyamanda bir gün kiliseye
uğrayarak,papazdan Kur’an hakkındaki görüşünü sorduğumuzda bize cevaben:”Güzel
bir kitaptır.”diye karşılık verdi. Ancak bu durum bizi tatmin etmediğinden
birkaç kere daha sorduğumuzda sürekli iyi ve güzel bir kitap-demekle yetindi.
Bu arada bizde kendisine,madem güzel
bir kitapsa o halde bu kitap hak bir kitaptır. Son emir ve yasakları içerisinde
toplayan bir kitaptır,kabul edilmesi gerekir,dediğimizde tebessüm ederek aynı
sözünü söylemeye devam etmişti.
Neticede kendisine,bizlere İncil
hakkında görüşümüzü sorsan biz bu kitabın tahrif edildiğini,bizzat Hz. İsa’ya
inen bir kitap olmadığını rahatlıkla söyleriz. Zira 325 yılında İznik
konsilinde toplanan papazlardan 104 kişinin yazdığı farklı farklı incillerden
birbirine biraz yakın olan dört kişinin yazmış olduğu incil olup
onlarda;Matta-Markos-Luka-Yuhanna..
İznik Konsili Hristiyanlık dünyası için
gayet ehemmiyetlidir.
İznik konsilinde Arius tevhidi savunduğu için sürülmüş
ve daha sonra da öldürülmüştür.İbni Kesir tefsirinde ve el bidayesinde bahsedilmektedir.Abdullah bin Arius olarakta
bahsedilmiştir.
Mesela
Samsatlı (Adıyaman) Pavlus bu Tevhid inancının sürdürücüsü olmuş.
Cabiri, Tefsirinde, Hamidullah
el-Vesaik adlı eserinde ondan bahsetmektedir.[14]
Gerçek hristiyanlar Tevhidi kabul ederler.
“Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman
olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından
en yakın olarak da: "Hristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan
(birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları
nedeniyledir.
Elçiye
indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla
dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi
şahidlerle birlikte yaz."[15]
Senin Kur’an hakkında –iyi bir
kitap- demeni,biz İncil için söyliyemeyiz,dedik. Biraz kızararak sükutu tercih
etmişti.
Mevcut İncillerin arasında önemli
çapta “25 bin civarında”[16]
farklılıklar olduğu da ifade edilir.
Bu gün İncilin sıhhati ve Hz.
İsa’nın babasız mı? Allah’ın oğlu mu? konusu hala tartışmalı olarak devam
etmektedir.[17]
-İncil profesörleri olan Roland
Wolfe ve Ragnond Brow bu günkü incillerin gerçek incil olmadığını itiraf
etmektedirler.[18]
“Ayrıca 12-Nisan –1947 günü keçisini
kaybeden Muhammed el-Dib isimli bir çoban çocuğun Kudüs-ün doğusunda ölü
denizin ümran mağaralarında toprak bir testi içinde 500 rulo halinde bulduğu 2
bin yıl öncesine aid el yazması ve gerçek İncil olduğu sanılan belgeler
katoliklerin tek Allah inancını resmileştirmesinde en önemli unsur ve itici güç
olmuştur. Bazı ilim adamları 46 yıldır bu belgelerin neden açıklanmadığına
tepki göstermişlerdir.”[19]
Evet,bu gün yapılan tüm ilmi
araştırmalar bildirmektedir ki,şimdiki kitab-ı mukaddes aslı ile aynı
olmayıp,aslında Tevhid inancı mevcuttur.
-Burada düşülen hatalardan biri de
şudur ki;Suret teşbihinin,zatının hakikatıyla iltibas edilmesinden
kaynaklanmaktadır. Kur’an-da da bazı teşbihler geçmektedir.
Mesela Hadis-i Kudsi de:”Allah
insanı Rahman suretinde yarattı.”ifadesinde insanın –Haşa-Allah olmasını
gerektirmemektedir.
İslâmiyetin reddettiği Tecessüd
fikrini,ilmin ilerlemesiyle de bu gün hristiyanlık alemi,özellikle rahibler de
kabul etmemektedirler.
-Ciddi araştırmalardan birisi resmi
olarak yüzde 82 gerçekleri yansıtmadığı ifade edilir.[20]
Rahib Drewerman,Hz. İsa’nın güç-kral
manasına gelen Mesihi kabul etmediğini ve de Allah’ın oğlu olarak kabul edilip
anılmasının yanlış olduğunu ifade eder.[21]
-Fransa cumhurbaşkanı Mitterand bile
inanma konusunda:”Hem mistik hem de rasyonel bir düşünce sahibiyim ve Motaigne
gibi birinden birini seçemem. Allah’a inanıp inanmadığımı bilmiyorum,fakat çok
defa inanmaya teşebbüs ettim.”[22]der.
Evet,kendi dini kendisini ne kadar
tutmaktadır?
Bugün hristiyanlık alemindeki
meydana gelen oluşmalar,onları ilel-ebed katoliğin katı tutumunda tutması
mümkün değildir.
Her bir değişme onları İslâma daha
da yakınlaştıracaktır.
Şu andaki oluşumlar birer
“Hristiyanlıkta (ki) Tevhid esintileri”dir.[23]
Hristiyanlıktaki bu yeni yapılanma
meyvesini vermektedir.[24]
-Yeni Kateşizm (yeni tebliğ
metodu)kitabını yazan Piskopos Nonore:”İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu ifadesi
yerini mükemmel bir insanlığın timsali ve insanların yardımcısı Nasıralı İsa
ifadesine terk etmiştir.”der.[25]
Batıyı ve batılıyı çevreleyen ağlar
yırtılmaktadır.
İşte kitaptan bir örnek:”Allah,hiçbir
vechile insana müşabih değildir. O,ne erkek,ne de kadındır. Allah,kendisinde
cinsiyet farkı bulunmayan saf ruhtur.”der.[26]
Müslüman Meluncanlar ve Amerikalı
siyahların lideri Louis Farrakhan bunun örneklerindendir.
-Leviticus II:1-8.ayetlerde:”Ve
domuzu,çünki çatal ve yarık tırnaklıdır,fakat geviş getirmez,o size murdardır.
Onların etinden yemeyeceksiniz ve leşlerine dokunmayacaksınız.”[27]
Bugün hristiyan alemi,kilise
tarafından rahatlıkla ifade edilmektedir ki:”Kurtuluş İslâmi aile
yapısındadır.” Hristiyan İlâhiyatçılar tarafından ikrar ve tesbit edilmektedir.[28]
Bu,bir yandan hristiyanlıktan
firar,bir yandan da İslâmiyete dönüştür.
İşte hristiyanlık;”Filipinlerde dün
yapılan bir vahşi gösteri tahrif olunmuş hristiyanlığın Hz. İsa’dan 2000 yıl
sonra ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından oldukça dikkat çekiciydi. Hz.
İsa’nın çarmıha gerilişini her yıl”Hayırlı Cuma”törenleri adı altında kutlayan
Filipinliler,kutsal saydıkları bu gününün acısının halk tarafından hissedilmesi
için 14 kişiyi çarmıha gerdiler. Kanlı gösteriyi izlemek için Amerika,Japonya
ve Avrupadan binlerce turistin geldiği çarmıh töreninde,1 Japon ile 13
Filipinli gönüllünün ellerine çiviler çakıldı. (İplerle bağlanan gencin avucuna
çivi çakılırken çekilmiş fotoğraflarıyla da gösterilmekteydi.) Çarmıha
gerilmeyi gönüllü olarak kabul edenler de ellerine ve ayaklarına çakılan
çivilerin vermiş olduğu acıya,feryad-u figanlarla karşılık verdiler.”[29]
Hristiyanlığı en iyi tahlil eden
İslam dinidir.
Koca bir sure (19.sure) nin adıdır
Meryem suresi. İslâmiyet ve hâkeza Kur’an-ı Kerim Hz. İsa’nın babasız doğduğunu
söylerken,Hz. meryemin de iffet ve namusunu korumaktadır.
İseviler ise;bir yandan Hz. İsa’ya
Allah’ın oğlu vasfını,diğer yandan da Hz. Meryeme marangozun hanımı özelliğini
yakıştırırken;hem iftirada bulunulmakta,hem de Allaha şirk koşulmaktadır.
Bu gün içinde,Hz. İsa ve Meryem
zamanındaki sıhhat yönüyle de hristiyanlar kendilerini,dinlerini ve kitaplarını
en doğru şekliyle Kur’an-da ve İslâmda görebilir ve bulabilirler.
Hz. Cafer’in riyasetinde bi’setin
615. yılında Habeş Meliki Necaşi-nin ülkesine ve neticede huzuruna varan 15 müslüman,Necaşinin
isteği üzerine Meryem suresinin baş kısmından okuyarak;
“Hz. Yahya’nın doğumundan Hz.
İsa’nın bakire Meryemden dünyaya gelmesinden bahseden bu parça onları ağlattı.
Necaşi heyete onları teslim etmeyeceğini bildirdi.”[30]
Bunun üzerine bu müslümanları
müşriklere teslim etmemekle beraber;Hicretin 7. yılında “Necaşi müslümanlığını
belirten mektubunu,oğlu ile Hz. Peygambere (SAM) gönderdi.”[31]
Hadis-de:”İslâm garib olarak
başladı,garib olarak dönecektir.” Başlangıcı harika olan,duyulmamış İslâmın
sonu da harika olacaktır. Güneşin sabahleyin tüm parlaklığıyla doğması
gibi,ahirzamanda da İslâm aynı parlaklılığını gözlere ve gönüllere
gösterecektir,oda mümtaz ve müstesna olarak...
-Malezyaya aid bir adada “10 bin
putperest müslüman oldu.”[32]
-“Niçin müslüman oldular”adlı
kitapta bunun sebebleri müslüman olanlar tarafından izah edilirken[33],bunlardan
Bernard Shaw şöyle der:”Dünya için bir din seçmek gerekirse,bu muhakkak islâm
dini olacaktır.”der.[34]
-Hristiyan[35],hristiyan
kaldıkça kendisi için cehennem azabı hak olacaktır.[36]
Müslüman olduktan sonra,hristiyan
veya başka bir dine giren yoktur. oysa,müslüman bir kişinin hristiyan olma
durumu söz konusu olsa,neden müslüman olarak kalmasın. En ala ve kıymetli bir
şeyi terk edip,düşüğüyle yetinsin?
Eğer hristiyan olma söz konusu
olunsa,müslüman olma hayda hayda olunur.
Bunca hristiyan faaliyetleri ve
bunca hristiyan yapmak için yapılan harcamalara rağmen,başarı hiç denilecek
kadar azdır ki bununda dayandığı noktalardan biri;İslâmı bilmemekten ve de
fakir ülkelere yapılan hayali vaadlerden kaynaklanır.
Nitekim,kilise bakımından en zengin
ülkenin Seul olduğu belirtilirken;6000 tane olup,bunda da en çok kadınların rol
oynadığı ifade edilmektedir.
Güney Korenin baş şehri olan
Seul-de,fakirliğin ve eğitim düşüklüğü bunda en büyük amil olmuştur.
-Batının batmış gemisini terk edip
kurtulmalarını gören bizdeki bir kısım inanç fukarası,bizimde batmayan ve
batmayacak olan gemimizi terk etmekle kurtuluşa ereceklerini zannederek en
büyük hatayı yapıyorlardı.
Dini kopukluklarını,bize uygulamaya
çalışanlar nitekim başardılar? Neyi mi?Bizi de koparıp,kopuk yapmayı!
Kopuk ideoloji ve düşüncenin,kopuk
nesli...
Dininden kopmayan dünkü hristiyan
ile,dininden gevşeyen bugünkü müslüman;ne kadar da birbirine benzerlik
göstermekte,yakınlık arz etmektedir.
Bugün batı,hasta adam durumundadır.
Bir çok koltuk değnekleriyle ve bastonlarla ayakta durup,yürümektedir.
Dışı bizi yakarken,içi onları...
Kurtuluşlarının tek yolu vardır ki;Oda İslâmiyete teslimiyetten geçer.
-Bütün dünyayı kolları altına alan
ve onların jandarmalığını üstlenen başta Amerika,bu gidişi nereye kadar
götürecek ve götürebilecektir?
Her çıkışın bir inişi vardır.
Nitekim inişler çıkışa çıkardığı gibi... İnişli ve dönüşlü olarak hareket
etmektedir.
ABD bize karşı”Bizi iç
meselelerinize karıştırmayın.”[37]
buyurmaktalar! Her halde menfaatlerine dokunacak bir şey mi yaptıydık?
-Batı bir çok bahanelerle doğuyu
karıştırmaktadır. Bunlar;oraların telefonlarını dinlemek,K.Maraş,Sivas gibi
hassas bölgelerin hassasiyetlerini tutmak suretiyle yürütmektedir.
Bunu çok hilelerle yürüten
batı,çeşitli hizmet erleri ! adıyla öncü kuvvetli öcü insanlar olarak içerimize
salmaktadır. İstihbaratı kuvvetli,para bol,bol keseden savurmaktadır. En
önemlisi milletine,geçmişine olan sadakati göstermektedir. Nitekim bugün
hristiyanların sahib çıktıkları Selçuktaki Meryem ananın oraya gömülmesi
konusunda S. Ayverdi:”Misyonerlik karşısında Türkiye”adlı eserinde,Tapu
sicillerine de dayandırarak,bunun yerinin bir rüya ile tesbit edildiğini
kayıtlarla ifade eder.[38]
******************
-Bir
şeyleri deşifre ettiğinden dolayı öldürüldüğü söylenilen Emekli binbaşı Ersever
ve arkadaşlarının oyunu bozmaya çalışmaları sebeb gösterilirken;[39] “İşin başından beri
ABD var. Sadece PKK değil,orta doğudaki bütün olaylar ABD’de planlanıyor. Bu
tezgahların askeri operasyonlarını ABD yapıyor. İstihbari faaliyetlerini
İngiliz gizli servisi yürütüyor. Kültürel faaliyetlerini Fransa,bu bölgenin
kışkırtıcılığını da Almanya yürütüyor. Eskiden de böyleydi,yeni dünya düzeninde
de böyle.”
Ve Ersever devamla:”PKK’nın nerede
ne zaman ne yapacağını devletin bildiği kanaatindeyim. Çünki PKK her yılın
sonunda bir sonraki yıl ne yapacağını planlar ve kendi teşkilatına yayınlar.
Benim devletim de bunları alır ve tahlil eder.
“Bizim istihbarat teşkilatları bir
CIA gibi,MOSSAD gibi veya geçmişteki KGB olsaydı bu işler başına gelmezdi. En
azından şu güney doğu meselesi bu devletin başına gelmezdi.”
“Ben şahsen,Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin PKK’ya ilişkin faaliyetlerinde bir stratejisi olmadığına
inanıyorum.”
“Ayrılmamın nedeni şudur:Bir,Türkiye
Cumhuriyeti teorik bir yetmezlik içerisindedir İkincisi,PKK ile mücadelede
örgütlenme yetersizliği içindedir. Üçüncüsü,bir Kürt realitesinden bahsettiler
ama bu Kürt realitesinden ne anlaşıldığı açıklanmamıştır.”
İsabetli tahlillerde bulunan Ahmet
Taşgetiren “Ersever öldürülmesinden bir süre önce Daily news muhabiri Hayri
Birler-e takib edildiğini ifade ediyor ve”Beni sağ yakalamak istiyorlar,bilgi
almak için. Her hangi bir yerde vurup öldürmek istemiyorlar”diyor. Ortadan
kaybolduktan bir süre sonra (acaba o süre Cansever-i konuşturmak için mi
kullanıldı?) ölü bulunuyor.
“Hafız Esad’ı günahım kadar sevmiyorum.
Onun PKK’ya yataklık yaptığı konusunda da tereddüdüm yok. Ancak,Doğu-Güney
doğuda yaşanan hadisenin dış boyutu denince,bunun Suriye-ye indirgenmesinin de
korkunç bir aldatmaca değilse,hedef saptırmaca olduğunu düşünüyorum. Suriye
üzerinde teksif olmak,çok geniş bir tuzağı gözden kaçırmamıza sebeb oluyor diye
düşünüyorum.
Olayın Suriye boyutu,Çekiç gücü izah
etmiyor mesela. Kuzey Iraktaki oluşumu izah etmiyor. Peş peşe gelen sırlı
ölümleri izah etmiyor.
Suriye deki %-8-lik
Nusayrinin,%-92-lik sünni halka galibiyeti;halkın ilgisizliği,her hangi bir şey
yapacaklarına ihtimal vermemeleri,onlar askere giderken ve de askeriyede erleri
bile muvazzaf asker olarak görevlendirirlerken, sünni olanların bedelli
askerlikle işi geçiştirmeye çalışmaları,[40]onlara
maddi manevi çok şeylerini kaybettiriyordu.
-Doğu meselesi ile ilgili çok ciddi
raporlar hazırladığı ve operasyonlar planladığı bildirilen Eşref Bitlis Paşa
Türkiye’de ilk defa rastlanan “Uçak buzlanması”na kurban gitti. buzlanma
iddiasına kim inandı? Hiç...
Lice’de Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın
nasıl öldürüldüğü sır.”diyor A. Taşgetiren.[41]
Sırlar Ülkesinin Sırlı Olayları!!!
-Amerika ve Avrupa
mukayesesinde”Amerikayı karşına almadan ne yaparsan yap Amerikayı çok
ilgilendirmiyordu. Demokrasi varmış yokmuş bunlar Amerika için önemli
değildir...
...Eğer bizi sömürmüyor iddiaları
ile karşısına çıkmazsanız Amerika aldırmaz,Avrupa aldırır.
... Amerika bizi orta doğuda bir güç
olarak buranın güvenliğini sağlamakla görevli görüyor. Avrupa da bizi
benimsiyor işin doğrusu. Pazar olara görüyor da benimsemiyor. Onda da haklı
tarafları var. Mesela tam şartları ile bizi Avrupa birliğine alsalar bir
haftada 3 milyon insan Avrupaya gider
Türkiyeden...”[42]
-Evet. ABD Enerji bakanı Hazel
O’leary’nin Washington’da düzenlediği basın toplantısında da söylediği
gibi,ABD’de,ikinci dünya savaşından 1970’li yıllara kadar,radyoaktif tıbbi
deneylerde yaklaşık 16 bin kişinin kobay olarak kullanıldığı”belirtilmektedir.
-Ve meşhur Rus yazar
Dostoyevski,Avrupayı şöyle tarif ediyordu:”Avrupa bir mezarlıktan başka bir şey
değildir. Gelecekteki ürünleri bize yararlı olabilecek bir gübre yığını bile
değildir. Fransızlar,kendini beğenmiş gülünç yaratıklar,Almanlar bayağı
sucuklardan meydana gelmiş bir millet;İngilizler,rasyonalizmin tezgahtarları;papa,başına
papalık tacını geçirmiş bir şeytan...”diye yerinde bir tesbitte
bulunmaktadır...
Bununla beraber hedefe götüren
İsrail,Götürülen Amerika,güvenliği orta doğuda sağlamak amacıyla Türkiyenin
geçici de olsa desteğini alıp,koltuk değneği görevini üstlendirmeğe çalıştığı
Türkiye...
O İsrail ki,bir iş adamının
ifadesine göre Teokrasiyle (şeriatla) yönetilen İsrailde:”Dinden başka bir şey
yok.”Dinlerinin gereği Cumartesi tatil. tevrat ve onun hükümleri geçerli.[43]
Hedefe varmak için her şey meşru.
Anarşi,güçsüz bırakma,kürt devleti,filistin,Irak,İran,Arabistan,Kuveyt,aşırı
dincilik,hep bunlar senaryonun birer parçaları. hepsini bir araya
getirdiğinizde planlı oyunların birer bağlantıları olarak görülecektir. Bağlar
birbiriyle bağlı...
-Dünkü lekelerini silemeyen
batı,Amerika bugün zencilere yaptıklarıyla aynı lekelerini
katmerleştirmektedirler.
Başsız büyük bir gövde olan zenciler
o baştan mahrumlar. Batı o başa tahammül edememekte. Malcolm-x ve Martin Luther
King,koparılan başlarından bir kaçı.
Ancak baş bulma ümidi zencileri
yaşatmakta ve ayakta tutmaktadır.
Ruhunu esir edip,nefsinin mahkumu
olan batı,diğer yandan da insanları köle yapmaktadır. Medeni köle...
Zulüm üzerine oturan ve bina edilen bir
millet ve devlet;payidar olamaz. Yıkılmaya ve çökmeye mahkumdur,er-geç...
Bugün köpeklerine gösterdiklerini ve
harcadıklarını,zencilere ve insanlığa değil,o köpeklerine ve insanlığı
harcamaya kullanmaktadırlar.
Irkçılık gibi,faiz gibi İslâmın ve
insanlığın aslına,ruhuna aykırı harekette bulunan batı,bunu nereye kadar
götürecek ve ayakta durup,durduracaktır?
Batı,elbette ve elbette
yaptıklarının bedelini ödeyecektir. Ya tasaffi ederek,İslâmiyete girip müslüman
olmakla veya da tefessüh edip dünya ve ahiret rezaletlerini çekerek ödemiş
olacaktır.
Bozulan batı,bozulduğu yerden
düzelmedikçe iflah olmayacaktır. Kaybettiklerini hangi noktada kaybetmişlerse,o
noktada aramalıdırlar.
Muharref kitabın,muharref temsilcisi
olan papaz tarafından:”Türkleri öldürmek ilahi bir görevdir”diyerek zulmü
destekleyen kiliseleri,bir kere silkelenip protestanlıkla,az da olsa
hantallığından kurtulduğu gibi,şiddetle bir kere daha silkinmeye ihtiyacı
vardır.
Ahiretleri ellerinden alınmaya
çalışılan,ellerine inciller tutuşturulmaya çalışılan Afrikalıların,dünyaları da
ellerinden alınıp imha edilmektedir.
Demek ki bu insanlar;insanlığın hem
dünyalarına,hm de ahiretlerine düşmandırlar,kasd etmektedirler.
Kısaca tek düşünceye
sahiptirler;bensiz her yer,herkes,her şey,her zaman olmasın,ölsün,batsın o
dünya ve içindekiler.
ABD’li yazar Gurtov:”ABD,dolar ve
bomba gücüne dayalıdır. Yandaş hükümetler ve ordular ABD çıkarlarına hizmet
eder.”der ve”Darbeler dolar için”[44]tezini
savunurlar.
Dünya devletlerinin başına kendi
istedikleri kimseleri geçirip,dünyayı baştan idare etmeyi hedeflemektedirler.
İşte İslâm alemi. Yıllardır hep aynı
taşlaşmış başlar. Taş üstüne taş konulmadığı gibi,konulmuş olan taşlar
yıkılmakta,bazı başlar gövdeden ayırd edilmektedir. Aynı tas,aynı hamam. Sadece
değişen dellekler... Bellekler hep aynı...
Ancak her zaman evdeki hesap,çarşıya
uymayabilir.
Dünyayı taksim eden
ortaklar;Amerika,Rusya,İngiliz,Fransa soğuk savaş ve hile ile işi
yürütmektedirler. Uyandırmadan..uyanık olarak...
Kiminle çok ilgilenip,onu karıştırıyorsa
bilinmelidir ki;o ilgilenenler cevher sahibidir. Hırsız boş evle ilgilenir mi
hiç?
Müslümanlar için geçerli
olan:”Mü’minler kardeştirler.”[45]hakikatı
batı aleminde yerini:”Menfaat üzerine birleşenler kardeştirler.”olarak açığa
çıkmaktadır.
Bu uğurda menfaatına aykırı düşecek
veya düşürecek olana hayat hakkı da tanımamaktadır.
Özellikle yahudiyi iki şey
besleyip,ayakta tutmaktadır;bankalar köprüsüyle faiz ve petrol...
Ve bizim kollarımızı
koparıp,ağzımızı da bağlayan batı,tüm İslâm aleminin zenginliklerini keyifleri
gibi kullanmaktadırlar.
Loyd George:”Petrol karları sanki
görünmeyen bir takım borularla genelde bazı özel ceplere doğru yolunu buluyor
gibi.”der.
İşte Abdulhamid,bu menfaata
İngilizler tarafından kurban edilmiştir.
HZ. İSA ‘ NIN
BABASIZ OLUŞU
Hz. İsa Cenâb-ı hakkın kudretiyle
babasız olarak dünyaya gelmiştir. herkes babasının adıyla çağrılırken,Hz. İsa
annesinin adıyla çağrılmaktadır. Meryem oğlu İsa..[46]
İmran ailesinden[47]
olup,namuslu kadınlara misal getirilerek[48],sadık
bir kadın olan[49]
Hz. Meryem,Yahudilerin iftiralarından[50]
münezzeh olup pak ve peygamberimiz tarafından övülmüş bir kadındır.
Âyet-de:”Allah katında İsa’nın
hali,Âdem’in meseli (yaratılışı) gibidir.”[51]
Oda bir kul[52]
olup,”Şüphesiz Allah,Meryem oğlu Mesihtir.”[53]
diyenlerin sözlerinden de beri ve münezzehtir.
Bu durumda müslümanlara uyarıcı
olarak görev düştüğü gibi;zahid ve hahamların da günahtan menetmek[54]
görevleri arasındadır.
Hadiste:”Âdemoğlundan doğduğu
vakit,şeytanın dürtüp de ağlatmadığı kimse yoktur. Bundan sadece Meryem oğlu
İsa hariçtir.”[55]
Hz. İsa’nın babasız doğuşunu aklına
sığdıramayan bedbaht bir doktora karşı Bediüzzaman-ın verdiği cevabta:
“Nev’i beşerin bir rub’unun (dörtte birinin)
başına reis olarak geçen ve nev’i beşerden nev’i melaikeye bir cihette intikal
eden ve arzı bırakıp semâvatı vatan ittihaz eden harika bir ferdi insani bu
harika vaziyetleri kanunu tenasülün harika bir suretini iktiza ederken,kanunu
tenasülün şüpheli,meçhul,gayrı fıtri,belki ednâ bir tarz ile o kanun içine
almak hiç yakışmadığı gibi,hiç mecburiyet de yoktur. Hem sarahati Kur’aniye
te’vil kaldırmaz. Yüz cihette zedelenen kanunu tenasülün tamiri hesabına hiçbir
cihette zedelenmeyen ve tenasülün haricinde bulunan kanunu cinsiyeti melek,hem
kanunu sarahati Kur’aniye gibi kuvvetli kanunlar nasıl tahrib edilir?”
Ve”Allah indinde İsa’nın meseli
Âdem’in meseli gibidir.”[56]
Yani Allah,Hz. Âdemi nasıl ki hem annesiz,hem de babasız olarak yaratmış
ise,aynen bunun gibi de Hz. İsa’yı neden babasız olarak yaratmasın ve de
yaratamasın? Sonsuz kudretiyle elbetteki onu da babasız olarak yaratması hiç de
akıldan uzak bir şey değildir.
Âdemin meselini temsil getiren
Bediüzzaman cevabında şöyle der:”Nususu kat’iyye ile Hz. İsa Aleyhisselam
pedersiz olduğu kat’iyyeti varken,tenasüldeki bir kanunun muhalefetini gayrı
mümkün telakki etmekle,vahi te’vilat ile bu metin ve esaslı hakikatı
değiştirmeye teşebbüs edenlerin sözüne ehemmiyet verilmez. Ve ehemmiyete
değmez. Çünki hiçbir kanun yoktur ki,şuzuzları ve nadirleri bulunmasın ve
haricine çıkmış ferdler bulunmasın. Ve hiçbir kaide-i külliyye yoktur ki,harika
ferdler ile tahsis edilmesin. Zamanı Ademden beri bir kanundan hiçbir ferd şuzuz etmemek ve
haricine çıkmamak olamaz.
Evvela;bu kanunu tenasül,mebde’
(başlangıç) itibariyle iki yüz bin enva-i hayvanatın mebde’leriyle hark edilmiş
(yırtılmış,dışına çıkmış) ve nihayet verilmiş.
Yani en evvelki pederleri adeta
Ademleri hükmünde iki yüz bin o evvelki pederleri kanunu tenasülü hark
etmişler. Peder ve valideden gelmemişler. Ve o kanun haricinde vücut verilmiş.
Hem her baharda gözümüzle gördüğümüz yüz bin envaın kısmı azamı hadsiz
efradları kanunu tenasül haricinde,yaprakların yüzünde,taaffün etmiş maddelerde
o kanun haricinde icad edilir.
Acaba,mebdeinde ve hatta her senede
bu kadar şaz-larıyla yırtılmış,zedelenmiş bir kanunu bin dokuz yüz senede bir ferdin şuzuzunu aklına sığıştıramayan ve
nusus-u Kur’aniyeye karşı bir te’vile çalışan bir akıl,kaç derece akılsızlık
ettiğini kıyas et.
O bedbahtların kanunu tabii tabir
ettiği şeyler,emri ilahi ve irade-i
Rabbaniyenin külli bir cilvesi olan Âdetullah kanunlarıdır ki,Cenab-ı Hak o
âdatını bazı hikmet için değiştirir. Harıkul-âde bazı ferdlerde harkı âdet
eder.(adetini bozar)(Meâlen)”Allah indinde İsa’nın meseli (temsil ve nümunesi)
Adem’in (yaratılış) meseli gibidir.”[57]
fermanıyla bu hakikatı gösterir.”[58]
HZ. İSA’NIN
GÖĞE KALDIRILMASI
-Hz. İsa yahudilerin iftira edip
öldürüldü ve hristiyanların çarmıha gerildi[59]
demeleri gibi olmayıp,o göğe kaldırılmıştır. Nitekim:”Ey İsa,seni ecelin
geldiğinde (süren dolduğunda) öldürecek olan (bağlantısını keserek ve
kopararak) seni ben semaya (göğe) yükselteceğim. Yahudilerin su-i kasdlerinden
tertemiz kurtaracağım ve sana uyanları kıyamete kadar seni inkar edenlere üstün
kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak ve ihtilafa düştüğünüz meselelerde hükmü
ben vereceğim.”[60]
Yahudiler:”Biz öldürdük”deseler
de,bunda da şüphe içinde olup;hristiyanlar da çarmıha gerildiğini ifade eder.
İslâm da ise;ruh ve cesediyle hala
hayatta olup,göğe kaldırılmıştır.
Bediüzzamanın da ifade ettiği
gibi;Hayat mertebesi beştir. Bunlar;bizim hayatımız,Hz. Hızır ve İlyas
peygamberlerin hayatı,İdris ve İsa aleyhisselamların hayatı,şehidlerin hayatı
ve kabir ehlinin hayatları olup,Hz. İsa üçüncü hayat tabakasındadır.[61]
“Onlar (Yahudiler) İsa’yı inkar
etmeleri,Meryeme pek büyük bir iftirada bulunmaları ve “Allah’ın resulü Meryem
oğlu Mesih İsa’yı biz öldürdük”demeleri sebebiyle de lanete uğramışlardır. Onu
ne öldürdüler,ne de astılar. Fakat başkası ona benzetildi de onu öldürdüler.
Muhakkak ki bu hususta ihtilafa düşenler İsa’yı öldürüp öldürmedikleri hakkında
şüphe içindedirler. onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Kapıldıkları
şey ancak bir zan ve tahminden ibarettir. Hakikatte ise Allah onu kendi
huzuruna yükseltti. Allah’ın kudreti herkese galibtir ve O’nun her işi hikmet
iledir.”[62]
-Allah tarafından lanetlenen
yahudiler,Hz. İsa diliyle de lanetlenmiştir.[63]
HZ. İSA’
NIN NÜZULÜ
Kur’an-ı Kerim Hz. İsa’nın kıyamet
vaktine doğru ineceğini ve bunu da kıyametin bir alameti olarak belirler.[64]
Hadiste:”İsa ölmedi,kıyametten önce
size dönecektir.”[65]
“Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa),
Feccur Ravha nam mevkide,hacc yapmak veya umre yapmak yahutta her ikisini de
yapmak için telbiye getirecektir.”[66]
-Feccur Ravha;Mekke-Medine yolu
üzerinde,Mekkeye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır.[67]
Hz. İsa yer yüzüne inmekle şer
kuvvetlere karşı mücadele vererek,ehli imanın başına geçecektir.[68]
Rasulullah buyurur ki:”Nefsim kudret
elinde olan zat-ı zül-Celale yemin ederim Meryem oğlu İsa’nın,aranıza (bu
şeriatla hükmedecek)adaletli bir hakim olarak ineceği,istavrozları
kırıp,hınzırları öldüreceği,cizyeyi (ehli kitaptan) kaldıracağı vakit yakındır.
O zaman,mal öylesine artar ki,kimse onu kabul etmez;tek bir secde,dünya ve
içindekilerin tamamından daha hayırlı olur.”
Sonra Ebu Hureyre der ki:”Dilerseniz
şu ayeti okuyun.(Meâlen):”Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki,ölümünden önce
onun (İsa-nın) hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise İsa
onlar aleyhine şahitlik edecektir.”[69]
Ve Hz. İsa’nın
gelmesiyle;hristiyanlarla müslümanlar arasındaki süren durum hakkında ise
Hadis-de:”...adavetler,buğzlar,hasedler de mutlaka gidecektir.”
Nitekim16-Şubat-1998’de Fas-ta
Unesco tarafından tertib edilip,Fas kralı II. Hasanın da destek olmasıyla
alınan kararlarda;Dinler arası diyaloğun gerekliliğiyle beraber;ortak noktalar
olan zaruriyat,ihtiyaçlar ve güzellikler üzerinde duruldu. Güzel bir aşama
olarak yakınlaşma ve iletişimin adımları atılmış oldu[70]
Bediüzzaman hazretleri bir çare olarak asrın tüm
tehlikelerine karşı ortak ittifak noktasını şöyle belirler:” Hattâ hadîs-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî
dindarları ehl-i Kur'an ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya
karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil
yalnız dindaşı, meslekdaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki
Hristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, medar-ı ihtilaf noktaları
muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza' etmeyerek müşterek düşmanları olan
mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar. “[71]
Âyette:”Olurki
Allah sizinle,düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir.Allah gücü
yetendir.Allah çok bağışlayan,çok esirgeyendir.”[72]Tıpkı önceden müşrik
olanların,daha sonraları İslâmın safına geçip hizmet etmeleri gibi.
Temenni ederiz ki bu ve benzeri
hareketler buna vesile olmuş olsun. Ve Avrupa Birliği komisyonu başkanı Jacgues
Delors’un dediği gibi devam etmesin.;”Avrupa birliği bir Hristiyan
topluluğudur. Onun kültürünün köklerinde Roma hukuku ve Yunan düşüncesi
vardır.”[73]
-Hz. İsa’nın inmesi rivayetler
de;Mehdi’den sonra olacaktır.
-Bazı rivayetlerde;beraber inecek..
Mehdiye yardım edecek,denilmekte...
-Mehdi’nin arkasında namaz
kılacak,rivayetleri vardır.
-Hz. İsa yer yüzüne indikten
sonra;7,9 ve 40 yıl kalacağı ve evleneceği rivayet edilmektedir.
-Peygamberimizin ümmetinden olmayı
Cenâb-ı Haktan dileyen Hz. İsa’nın bu duasının kabulünü de Efendimiz şöyle izah
eder:Ahirzamanda Hz. İsa aleyhisselam gelecek,Şeriat-ı Muhammediye (ASM) ile
amel edecek.”[74]
Yer yüzüne inen Hz. İsa’nın en
önemli görevlerinden biri de;inançsızlığı temsil eden Deccalı ve onun
ideolojisini ortadan kaldıracaktır. Dinsizliğe son verecek. İnsanlar
ekseriyetle İslâmiyete girecek. Hristiyanlık tasaffi edip,berraklaşarak
İslâmiyete teslim olacak. Hristiyanlığın gerçek yüzü görülecektir.[75]
Hadis-de:”Beyaz saray
fethedilecek”sözünde de işaretler bulunmaktadır.[76]
Deccal
konusu;İslâmiyette,Yahudilikte ve Hristiyanlıkta kıyamet alametleri olarak
önemli bir yer tutar.[77]
İşte Hz. İsa ve onun dünyaya bakışı
ve değerlendirişi:
Hadiste:”Rasulullah (SAM) yüzü koyun
yatarak dudaklarımızla su içmemizi yasakladı. Keza,tek bir avuçla,avuçlayarak
içmemizi de yasakladı ve buyurdu ki:”Sakın sizden kimse köpeklerin içtiği gibi
suyu dudaklarıyla içmesin! Allah’ın gazabına uğrayan kavim gibi tek eliyle de
içmesin. Suyu çalkalamadıkça geceleyin de içmesin,ağzı kapalı ise çalkalamaya
gerek yok. Kim kapla içmeye muktedir olduğu halde,tevazuyu düşünerek eliyle
içerse Allah parmakları adedince kendisine sevab yazar. Bu (avuç) Hz. İsa’nın
kabı idi. Çünkü o,kadehi atmış ve;’Öf! Bu,dünya ile beraberdir”demişti.”[78]
BARNABA İNCİLİ
Hz. İsa’nın bir havarisinin adı
olup,onun yazmış olduğu İncilin bu gün dünyada,bir papazda aslı ve bir
komutanda da mikro filimleri bulunduğu nakledilmektedir.
Bunu diğer İncillerden bir çok
yönüyle farkı Tevhid inancının işlenmiş olmasıdır ki;İslâmiyetle hristiyanlık
alemini bir birinden ayıran tek temel faktördür.
Aynı zamanda Hz. İsa’dan bir
peygamber,annesinden de –bir peygamberin annesi-olarak da bahsedilmektedir.
Ayet-de:”De ki:Ey ehli kitap!
Sizinle bizim aramızda anlamı eşit bir kelimeye geliniz:Allah’tan başkasına
tapmayalım;O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıpta kimimiz kimimizi
ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman,’Bizim müslüman
olduğumuza şahitler olun!’deyiniz.”[79]
Bu İncilden bazı notlar;
“Ey Meryem! İnsan yokken insanı
yaratan Allah,senden de erkek olmadan insan meydana getirmeye kadirdir.”ve
“Davud’un şehrinde Rabbin peygamberi
olan bir çocuk doğdu. O İsrail evine büyük kurtuluş getirmektedir.”
Hristiyanlar bu kitabı müslüman
olmuş bir hristiyanın yazmış olduğunu ifade ederek,kabul etmemektedirler.
Bunlarla beraber;”İsa’ya Allah’ın
oğlu diyenlerin lanetleneceğini haber vermektedir.”
“Bu incile göre nur-i Muhammedi her
şeyden önce yaratılmıştır.”
“Kâinat ise onun için
yaratılmıştır,o bütün dünyaya rahmet ve selamet getirecektir.”
“Hz. Âdem yaratıldığında kelime-i
Tevhidde onun adını görmüştür.”
“Hz. Muhammed Allah’ın rasulüdür.”
“Ve daha önceki peygamberlerin
sözlerini açıklayacaktır.”
“İsa Hz. Muhammedden önceki son
peygamberdir.”
“Muhammed İsadan sonra gelecektir.”
“Ve onunla ilgili yanlış kanaatleri
ortadan kaldıracaktır.”
“Tanrının Hz. İbrahime yaptığı
Mesihi vaad Hz. Muhammed ile tahakkuk edecektir.”
“Ve o Mesihtir.”[80]
Barnaba İncilinin temel noktalarda
tamamen diğer İncillerden farklı olduğunu göstermektedir.
Z İ M M İ L E R
Anlaşma gereği İslâm ülkesinde
devamlı oturma hakkına sahib olan gayrı müslimlerdir.
Bütün ehli kitab bu zimmilik altına
girer. Zimmilik için zimmet akdi şarttır.
Ancak müslüman olup da İslam dininden
çıkan mürtedler ittifakla istisna tutular.
Bir Hadis-de:”Bize tanınan haklar
onlara da tanınır;bize yüklenen ödevler onlara da yüklenir.”Fark gözetilmez.
Hak hakdır,küçüğüne büyüğüne
bakılmaz.
Onlara aid şarab ve domuzun
telefinde tazmin edilir.
Bunlar;toplumun milli tasarruflarda
müslümanlar gibi İslam hukukuna tabidirler.
Nitekim Peygamberimiz Medineye
vardığında MEDİNE ANAYASASI yapılmış,yarısı yahudi olan Medine yahudileri de
göz önünde bulundurulmuştur.
Âyette:”Ya Muhammed,biz seni
,şüphesiz müjdeci ve haberci olarak bütün insanlara gönderdik.”[81]
“Biz,seni alemlere ancak rahmet
olarak gönderdik.”[82]
“Siz insanlar için çıkarılmış en
hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder,kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız ve
Allah’a inanırsınız.”[83]
Öyle ki;müslümanlar ramazanın
sonunda verilen fıtır sadakasını, gayrı müslimlerin kalblerini İslâma
ısındırmak amacıyla,onlara çeşitli yardımlarda bulunmuşlar ve bulunulabilir.