İnsan fikir sahibidir. Fikir ve
inanç kendisini muhakkak surette ifade etmek ister. Her bir şekilde,başkasının
hürriyetine zarar vermeden düşünmesi ve yaşaması gerekir.
Bu inanç mecrasını bulmaz,kendi
kanalında gitmesine müsaade edilmezse;elbette gitmek için yerin altında
da,yerin üstünde de kendisine bir yol bulmaya çalışacaktır.
Nitekim kendi mecrasında giden bir
suyun mecrasını değiştirip,engellenmeye çalışıldıkça o su bir gün bir yerden
sızarak veya patlak vererek çıkacaktır. Tahribe neden olacaktır. Yani
durmayacak,gidecektir. Tıpkı fikir ve inanç gibi.
Bu gün dünyada her türlü
tapınmalarla beraber,insanlar şeytana tapıyor ve tapınıyorlarsa;bu insanların
mecralarından çıkmış,asıllarından kopuk ve bağlantı kuracakları bir noktaya
ulaşamamışlardır.
Kısaca;za’fiyetten ve kayıptan
kaynaklanmaktadır.
Hak dinin dışındaki bütün tapmalar
ve sapmalar;farklı yol,inanış,gidişat ve dinler,hep hak olana,hedefe ve Allah-a
ulaşmanın çırpınışları,koşturmacalarıdır.
Çabalar;ma’rifetullaha ulaşma
çabalarıdır. Boşluğu doldurma düşünceleridir.
Düşünen insana düşünme,inanan insana
inanma demek,fıtratını değiştir demektir. Yapılacak iş;fıtrata uygun ve ma’kul
olanın sunulmasıdır.
Gönüle girenle beraber,gönülden
çıkanda önemlidir. Gönüle nefrette,sevgide girer. Ma’rifet ve muhabbeti
ilahinin makamı olması hasebiyle kaynak olarak çıkan önemlidir. Bir yunus,bir
Mevlâna gibi.
İnancın ve muhabbetin kaynağı
olmak,bir damla da olsa,okyanusa ulaşmak.
Fatih-in büyüklüğü yaşından
değil,hedefinin büyüklüğünden ve bu büyük hedefi göstermesinden idi.
İnsanlardaki bocalama;fıtrattaki
gösterilen hedefin sapmasından,hedefsizlikten ve hedefi gösterememektendir.
Veya basit hedeflerden kaynaklanmanın sonucudur.
Büyüklerin hedefi,hedefin
büyüklüğündendir.
Manevi boşluktan dolayı dünya gemisi
su almaktadır.
Bu olumsuzluğun neticesidir ki;su
alan gemide kimi can derdinde,kimi mal,kimi talan,kimide hayatını harcama
derdindedir. Ancak az bir kısmın ve kesimin derdi;insanların derdi
olmakta,geminin kurtulmasına,su tahliye işlerinin yapılmasına,karınca kararınca
çalışılmaktadır.
Böylece,asgari seviyede barışı
gerçekleştirmek ve de gemiyi sahili selamete ulaştırıp kavuşturmaktır. Aksi
ise;batışı daha da hızlandıracak,zayiatların fazla olmasına neden olacaktır.
Neden,neden olalım? Göz yumalım?
Kaçalım? Kaçıralım?
Hayat dünya hayatından ibaret
değildir. Dünya dar manada;dar alan ve zamanda anmalar ve anılmalardan ibaret
değildir.
Tıpkı ahirete inanmayan maddiyyun ve
ateistlerin tesellileri gibi ki; Biz
seni anacağız,içimizde yaşayacaksın,davamızın adamı olarak ismin
söylenecek,aldatmacalarıyla bu kısa hayatta bununla teselli bulmaya
çalışılmaktadır.
Oysa anılarda insanlar gibi bir gün
son bulacak ve bitecektir. Ya ondan sonra?..
Allah ve ahirete iman olmaz,madde
aşılmazsa;kim kimi anacak ve kimler niçin ve nasıl anılacaktır. Neticede bu son
bulma,neyin başlangıcı olacaktır.?
Koca bir hiç ve hiçlik!
O halde sormak gerek;bir hiç ve
hiçlik için değer mi bunca çaba ve koşturmaca! Bütün bunlar bir eksiklik olarak
bilinmekte ve şahit olunmaktadır.
Bu ve bu gibi konularda “ Dinler
arası Diyalog” çerçevesinde bütün dinlerin ortak temel noktada birleşerek bu
gidişatı mecrasına çevirmeleri gerekmektedir. Bu konudaki bazı girişimler bunun
güzel bir örneğini teşkil etmektedir.
Hristiyanlık dünyasındaki Tevhid ve
şu düşünce ki;Hz.İsa,çarmığa gerilirken (ki çarmığa gerilmemiş,göğe
kaldırılmıştır.) kilisede idi. Orası ise bir ibadet yeridir. Herhalde orada
kendisine ibadet edilmiyor,kendisi ibadet ediyordu. Kime? Elbette bir
yaratıcıya. O halde ibadet eden değil,ibadet edilen ilah olur. O ise ilah
değil,bir kul idi...
Nitekim asrın mütefekkir ve
Müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursi;gerek İslam aleminde,gerekse de insanlık
aleminde meydana gelen münakaşa ve çatışmaları kaldıracak bir çok reçete sunmuş
ve bunların temellerini atmıştır.
Kendisi papanın danışmanı,Dinler
arası diyalog Cizvit Sekreteryası ve asyalı piskoposlar konferansları
federasyonunun ekümenik sekreteri olan Prof. Dr. Thomas Mıchel;Bediüzzamandan
naklettiği sözde:” Şimdi,ehl-i iman,değil müslüman kardeşleriyle belki
Hristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri
nazara almamak,niza etmemek gerektir.”der.
Kendisiyle yapılan röportajda[1],geçmişte
bazı uygunsuzluklar olmasına rağmen,neticenin çok faydalı olacağından ümit
ettiğini,iletişim,diyaloğun,fikir yapısının önemli olduğunu ifade
ederek;Bediüzzamanın isabetli ve ölçülü hizmetlerini de hasseten ifade eder.
Bunu teyiden Michel:” Bediüzzaman ve
Risale-i Nurlar bir milletin,bir ülkenin malı olamazlar,evrenseldirler. Çünki
işlediği konular evrenseldir,top yekun insanlığı kurtaracak sağlamlık ve
kuvvettedir.”der.
Müsbet hareketler müsbet sonuçlar
doğurur.
Bu konuda İngiltere dışişleri bakanı
Robin Cook;İslam ile yeni bir diyalog içerisine girilmesini ifade ile şöyle
der:” Batı ile İslam arasında yanlış anlama ve güvensizliğin gelişmesine fırsat
verdik. Bu yanlış anlamayı devam ettiremeyiz. Sadece iki büyük kültürün
birbirlerini çok çirkin bir şekilde yanlış yargılamasının doğru olmadığı için
değil,aynı zamanda modern dünyada birlikte yaşamak ve çalışmaktan başka tercih
hakkımız olmadığı içinde. Karşı karşıya bulunduğumuz sorunlar global
sorunlardır. Birlikte çalışabilir ve hepimiz kazanırız. Yada güvensizliğin
mevcut olmasına fırsat verir ve hepimiz kaybederiz.”
“ Bazıları batının bir düşmana
ihtiyacı olduğunu ve soğuk savaşın bitmesiyle İslâmın sovyetler birliğinin
yerini alacağını söylüyor. Bir “Medeniyetler çatışması olacaktır.”diyorlar.
İslam’a bir düşman olarak ihtiyaç duymak bir yana;ancak bir dost olarak ihtiyaç
duyabiliriz. Farklı kültürlerimiz,farklı
dinlerimiz olabilir;fakat bu asla anlaşamayız demek değildir.
Kutsal kitap Kur’an şöyle der” Ey
insanlar! Biz sizleri bir erkek ve bir dişiden oluşan tek bir çiftten yarattık.
Ve birbirinizden nefret etmeniz için değil,birbirinizi tanımanız için milletler
ve kabileler haline koyduk.”[2]
Ve bunun diplomatlar seviyesinden
halk seviyesine doğru bir yakınlaşma şeklinde sürdürülmesinin gerektiğini
söyliyen Cook devamla:” Bir ümidimiz var. Batı ve İslâmın birlikte
yaşaması,birbirini anlaması,birbirinden bir şeyler öğrenmesi,birbirine
güvenmesi,kendi farklı kimliğini kaybetmeden diğer tarafın kimliği ile
zenginleşebilmesi. Çünki bunu yapmakla kazanacağımız,yapmamakla ise
kaybedeceğimiz pek çok şey vardır. [3]
Bunların güzel görünüm ve
girişimlerinden olarak;”Başkan Clinton,inanç özgürlüğünü ihlal eden ülkelere ekonomik
ve diplomatik baskı uygulanmasını öngören kanunu onayladı.”[4]
“Bu
yasa,müslüman,hristiyan,musevi,budist,hindu,tüm dini kökenlerden insanların
inanç özgürlüğünü geliştirmeye hizmet edecektir.”[5]
“Amerika dini baskı yapan ülkeleri
cezalandıracak. Senato başkan’a,din hak ve özgürlüğünü ihlal eden ülkelere
diplomatik ve ekonomik ceza verme yetkisi tanıdı.”[6]
“ Almanyada sert tartışmalara konu
olan ezanın hoparlörle okunup okunmayacağı konusunda kuzey Ren Wetfahlen
eyaleti Lüteryen kiliseler birliği bir bildiri yayınlayarak,camilerde ezanın
hoparlörlerle okunmasının hristiyan kültürü açısından bir tehlike
oluşturmadığını vurguladı.”[7]
“ Amerikan kongresinde çalışan
müslüman personel kendilerine tahsis edilen bir salonda düzenli olarak Cuma
namazını kılıyor.”[8]
Türkiye büyük oynamalıdır.
Küçük çaylarda boğulmamalıdır. Hele
bir de büyük denizleri geçmiş ve aşmışken...
İçeride halkının inançlarına
hassasiyet göstermeli,göz ardı etmemeli ve edilmemeli,potansiyel suçlu
görülmemelidir.
Sahibsiz görülen İslâmiyete sahabet
etmeli,lokomotiflik görevini üstlenmeli ve yapmalı.
Bir Bosna,Kosova,Çeçenistan gibi
meselelerde pasif değil,aktif rol oynamalı.
Ve neticede insanlık alemine
aydınlatıcı ve güzel örnek olma rolünü taşımalı ve göstermelidir.
Kur’an dinleri “Bir kelimeye
geliniz.”diye Tevhid inancına davetle,diğer noktalarda
birleşip,anlaşılabileceğini ifade etmektedir.
Buradaki sıkıntı da onlar tarafından
bilinmemesinden ziyade,sağlıklı bildirilememesinden kaynaklanmaktadır. Bu da
yetmiyormuş gibi bazen terörist olarak gösterilmeye çalışılmakta,başta
İran,Libya,Irak,Cezayir ön plana çıkarılmaktadır.
Batıyı bilmeye çalışan bizler batıyı
ne kadar biliyorsak,bizleri bilmeye çalışmayan batı bizi o kadar bilmektedir.
Burada yapılacak gerginlikten
uzak,hazımlı,birbirini anlamaya çalışan bir diyalog çerçevesinde,hoşgörü
içerisinde hareket etmektir.
21. Yüz yılın diyalog asrı olacağını
söyleyen Almanya’nın Hannover kentinde bulunan Protestan kiliseler birliği
İslâm dünyası ile ilişkiler masası başkanı Heinz Klautke “21. yüzyılda
medeniyetler ve dinler çatışmayacak,tam tersine Allah’a inanan tüm dinler ve
dindarlar akâid olarak fazla bir değişime uğramadan dünya barışı için ortak
biçimde çalışacak”dedi.[9]
Bunu te’yiden Fransa piskoposlar
meclisi,katoliklerden müslümanlarla diyalog kurmalarını istemiştir.[10]
İslâm aleminin müsbet ve ölçülü
hareketiyle beraber kendisini keşfetmesi,Amerika’nın keşfinden daha önemli bir
hadise olarak batıyı,dinler alemini keşfedecek,onların inkişaf ve celbine
vesile olacaktır.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle;Eğer biz
İslâmiyeti ef’alimizle izhar etsek,sair dinlerin mensubları fevc fevc
İslâmiyete dehalet edeceklerdir.
01-11-1998
MEHMET ÖZÇELİK