HAMD : Medih,övmek anlamınadır. İstilahi
olarak;Cenâb-ı Hak’ka karşı kulların memnuniyet ve sevinçlerini ve O’na Hamd ve
Şükür ile medihlerini bildirmeleri,sena etmeleri anlamına gelmektedir.[1]
El-Hamdulillahi’nin faideleri ve
mahalli istimalleri ise;Aynı o insan gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri
izhar etmekle “Hamd” ünvanı altında in’amı mün’imde ve mün’imi in’amda görmekle
idame-i nimet ve tezyid-i lezzet talebinde bulunarak “Elhamdulillah” cümlesiyle
nimetler definesini bulan adam gibi nefes alıyor.”[2]
Hamd’de;Tevhid,nübüvvet,haşir ve
adalet ile ibadet gibi 4 hedef vardır. Başında –Kul- (söyle) ifadesiyle bunlar
melhuzdur ve düşünülür.
“Elhamdulillahı insana
dedirten,imanın sonsuz faide ve nurlarından”dır.
Ve özetle ;Her şey insana
“Elhamdulillah” dedirttirmektedir.
İmanın
istinad ve istimdat noktalarını havi olmasından Elhamdulillah demesi iktiza
eder.”
Devamla:”-Elhamdulillah-daki
–Lam-,lam-ı İstiğraktır.. Yani,umum hamdler ile hamdedilmesini ifade eder.
Mesela bunlardan birisi Rahmaniyettir ki,zevil-hayattan rahmete mazhar
olanların sayısınca nimetleri tazammun etmiştir.”[3]
Zira insanın nefsi Rahmaniyetin
cilveleri ile,kalbi de Rahimiyetin tecelliyatı ile nimetlendikleri gibi;insanın
aklı da Hakimiyetin letaifi ile zevk alır,telezzüz eder.
İşte bu itibar ile,ağız
dolusu”Elhamdulillah söylemekle hamdu senaları istilzam eder.”
“Her bir isminde sonsuz nimetler
bulunduğu için sonsuz hamdleri,şükürleri istilzam eder.”[4]
Ve Peygamberimizin,İslamın ve Kur’an-ın gönderilmesi de öyle bir nimettir
ki,sonsuz Elhamdulillah’ı istilzam eder. Bütün her şey onu hamd ve senâhandır.
“....dünyada yediğin meyve üstünde söylediğin "Elhamdülillah"
kelimesi, cennet meyvesi olarak tecessüm ettirilip sana takdim edilir. Burada
meyve yersin, orada "Elhamdülillah" yersin. Ve nimette ve taam içinde
in'am-ı İlahîyi ve iltifat-ı Rahmanîyi gördüğünden o lezzetli şükr-ü manevî, Cennet'te
gayet leziz bir taam suretinde sana verileceği, hadîsin nassıyla, Kur'anın
işaratıyla ve hikmet ve rahmetin iktizasıyla sabittir.”[5]
“Rahmaniyet
hakikatıdır.”Allah rahmaniyetiyle tüm kainatı bize bir sofra yapmış. Ve bize o
nimetlerden istifade etmemiz için yüzlerle ve binlerle iştihalar ve
ihtiyaçlar,duygular,hissiyatlar vermiş.
Özetle;Mide
vermiş,hayat ihsan etmiş,insaniyet lutfetmiş,akıl ve kalb gibi çok aletleriyle hem maddi,hem manevi alemin
nihayetsiz hediyelerinden zevk alır.. İslâmiyeti bildirmiş,iman hidayet
etmiş,alem sarayındaki her şeyin anahtarı insanın eline verilmiş...
“Her şeyi ihata eden "Rahmaniyet"
hakikatı dahi, vücuda gelen ve dünya hayatına giren bütün zîhayatları ve
bilhassa yeni gelenleri kemal-i intizamla beslemesi ve levazımatını yetiştirmesi
ve hiçbirini unutmaması ve aynı rahmet, her yerde, her anda ve her ferde
yetişmesiyle bedahetle hem vahdeti, hem vahdet içinde ehadiyeti gösterir.”[6]
Hamd-Kur’an-da 38 yerde geçer.
Bi-hamdike,bir yerde. Bi-hamdihi,dört yerde. Hamidun bir,Mahmud bir,hamiidun on
altı,hamiden bir yerde.
Hamd ifadesi,yedi değişik şekilde
gelip,62 kere zikredilir. Hamd ile ilgili ayetler Kur’an-ın 32 suresinde
geçmektedir. Kur’an-da Hamd edenler cennetle müjdelenmişlerdir.[7]
Bediüzzaman eserlerinde özetle:”
Evet o Mün'im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği
fiat ise; üç şeydir. Biri: Zikir. Biri: Şükür. Biri: Fikir'dir. Başta
"Bismillah" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillah" şükürdür.
Ortada, bu kıymettar hârika-i san'at olan nimetler Ehad-i Samed'in mu'cize-i
kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.”[8]
“Evet her bir namazın vakti, mühim
bir inkılab başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlahînin âyinesi ve o
tasarruf içinde ihsanat-ı külliye-i İlâhiyenin birer ma'kesi olduğundan,
Kadîr-i Zülcelal'e o vakitlerde daha ziyade tesbih ve ta'zim ve hadsiz
nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnüne karşı şükür ve hamd demek
olan namaza emredilmiştir.”[9]
“Namazın
manası, Cenâb-ı Hakk'ı tesbih ve ta'zim ve şükürdür. Yani, celaline karşı
kavlen ve fiilen "Sübhanallah" deyip takdis etmek. Hem kemaline
karşı, lafzan ve amelen "Allahü Ekber" deyip ta'zim etmek. Hem
cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen "Elhamdülillah" deyip
şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri
hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında bu üç şey, her
tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın manasını
te'kid ve takviye için şu kelimat-ı mübareke, otuzüç defa tekrar edilir.
Namazın manası, şu mücmel hülâsalarla te'kid edilir.”[10]
“hem bu kadar bu türlü nimetleriyle
muhabbet ve rahmetini ona gösterse; mukabilinde insan şükür ve hamdle ona
hürmet etmese; cezasız kalsın, başı boş bırakılsın, o izzet, gayret sahibi
Zât-ı Zülcelal bir dâr-ı mücazat hazırlamasın?”[11]
“Sen
öyle şükre lâyık bir meşkûrsun ki, bütün kâinata serilmiş bütün ihsanatın açık
lisan-ı halleri, şükür ve senanızı okuyorlar. Hem âlem çarşısında dizilmiş ve
zeminin yüzüne serpilmiş bütün nimetlerin ilânatıyla hamd ve medhinizi bildiriyorlar.
Hem rahmet ve nimetin manzum meyveleri ve mevzun yemişleri, senin cûd u
keremine şehadet etmekle senin şükrünü enzar-ı mahlukat önünde îfa
ederler."[12]
“Bütün
mevcudatta sebeb-i medh ü sena olan kemalât onundur. Öyle ise, hamd dahi ona
aittir. Ezelden ebede kadar her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü
sena ona aittir. Çünki sebeb-i medh olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve
medar-ı hamd olan her şey onundur, ona aittir.”[13]
“Bütün vücud âlemleri "Elhamdülillah
Elhamdülillah" ve bütün adem âlemleri "Sübhanallah Sübhanallah"
der”[14]
“Şu
"Elhamdülillah" cümlesi, her biri niam-ı esasiyeden birine işaret
olmak üzere, Kur'anın dört suresinde tekerrür etmiştir. O nimetler de; neş'e-i
ûlâ ile neş'e-i ûlâda beka, neş'e-i uhra ile neş'e-i uhrada beka nimetlerinden
ibarettir.”[15]
“Hamd, in'am şeceresini, nimet semeresinde
gösterir. Ve bu vesile ile zeval-i nimetin tasavvurundan hasıl olan elem zâil
olur. Çünki şecerede çok semere vardır, biri giderse ötekisi yerine gelir.
Demek hamd, ayn-ı lezzettir.”[16]
Ş Ü K Ü R : Teşekkür anlamına
olup,Hamd’den daha umumidir. Taalluk cihetiyle hususidir. Sadece Allah’a
aidiyyeti ifade eder. Kişi şükürle,her nimet, Allah’ın razı olduğu yere sarf
eder.
Hamd;Taalluk cihetinden daha umumi,esbab
cihetinden daha hususidir.
Bediüzzaman:”Ramazan-ı mübareğin
savmı,Cenab-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle....”[17]
Cenab-ı Hak bütün nimetlerini yer yüzünde bizlere
neşretmiş,bunları da bizlere sebebler yoluyla veriyor. Oysa O hepsinden fazla
şükre layıktır.
“...İşte O’na teşekkür etmek;o
nimetleri doğrudan doğruya O’ndan bilmek,o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve
o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.
İşte Ramazan-ı şerifteki oruç,hakiki
ve halis,azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.”
Çünkü başka zamanda hakiki açlık
hissedilmediğinden nimetin kıymeti derk edilmiyor. Bununla ilgili olarak
Yahudilerin Cumartesi’nin hürmetine riayet etmediklerinden dolayı ceza olarak
etlerinin kokmaya başlaması...
Cenab-ı Hak bizleri ademden,yokluktan
vücuda çıkarmış,bir çok nimetler vermiştir.
“Cenab-ı Hak seni ademden vücuda ve vücudun pek çok eşkal ve vaziyetlerinden
en yükseği müslim sıfatıyla insan suretine getirmiştir. Mebde-i hareketin ile
son aldığın suret arasında müteaddid vaziyetlerin, menzillerin ve etvar ve
ahvalin her birisi sana ait nimetler defterine kaydedilmiştir. Bu itibarla,
senin geçirmiş olduğun zaman şeridine elmas gibi nimetler dizilmiş, tam bir
gerdanlık veya nimetlerin enva'ına bir fihriste şeklini veriyor.
Binaenaleyh
geçirmiş olduğun vücudun her menzilinde ve vaziyetinde, etvarında, ahvalinde:
"Nasıl bu nimete vâsıl oldun? Ne ile müstehak oldun? Ve şükründe bulundun
mu?" diye suale çekileceksin. Çünki vukua gelen haller suale tâbidir. Amma
imkânda kalıp vukua gelmeyen şeyler suale tâbi değildir. Geçirmiş olduğun
ahval, vukuattır. Gelecek ahvalin ademdir. Vücud mes'uldür, adem ise mes'ul
değildir. Öyle ise, mazide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek
lâzımdır.”[18]
“Eğer
desen: "Şu küllî
hadsiz nimetlere karşı nasıl şu mahdud ve cüz'î şükrümle mukabele
edebilirim?"
Elcevab: Küllî bir niyetle, hadsiz bir itikad
ile... Meselâ: Nasıl ki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile, bir
padişahın huzuruna girer ve görür ki, her biri milyonlara değer hediyeler,
makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş. Onun kalbine gelir: "Benim
hediyem hiçtir, ne yapayım?" Birden der: "Ey seyyidim! Bütün şu
kıymetdar hediyeleri kendi namıma sana takdim ediyorum. Çünki sen onlara
lâyıksın. Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye
ederdim." İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyetinin derece-i sadakat ve
hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah, o bîçarenin o
büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek itikad liyakatını, en
büyük bir hediye gibi kabul eder. Aynen öyle de: Âciz bir abd, namazında
"Ettahiyyatü lillah" der. Yani: Bütün mahlukatın hayatlarıyla sana
takdim ettikleri hediye-i ubudiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu sana
takdim ediyorum. Eğer elimden gelseydi, onlar kadar tahiyyeler sana takdim
edecektim. Hem sen onlara, hem daha fazlasına lâyıksın. İşte şu niyet ve
itikad, pek geniş bir şükr-ü küllîdir. Nebatatın tohumları ve çekirdekleri,
onların niyetleridir.”[19]
“İstidad ve ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla insan
ne istemişse, bütün verilmiş. İnsana olan nimet-i İlahiye, ta'dad ile bitmez,
tükenmez.”[20]
“Binaenaleyh her bir nimetin
bidayetinde, mü'min olan kimse Besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah'tan
olduğunu kasd etmekle, kendisi ancak Allah'ın ismiyle, Allah'ın hesabına
aldığını bilerek, Allah'a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun.”[21]
Yani:”Nimetten in’ama
bakmak,İn’amdan mün’imi hakikiyi düşünmek bir şükürdür.”[22]
Bedizzaman
eserlerinde:” Cenab-ı Mün'im-i Hakikî'nin bütün nimetlerinin her bir
çeşitlerini size ihsas ettirip şükrettirmekten ibarettir. Siz de hissedip,
şükür ve ibadetini etmelisiniz.”[23]
“Bir
Mün'im-i Kerim, maddî ve manevî nimetlerin lezizleriyle onu perverde ediyor. O
da ona mukabil; fiiliyle, haliyle, kaliyle, hattâ elinden gelse bütün hasseleri
ile, cihazatı ile şükür ve hamd ü sena eder.”[24]
“Sema
ve zemini, rızkınıza iki hazine gibi müheyya edip oradan yağmuru, buradan
hububatı çıkaran kimdir? Allah'tan başka koca sema ve zemini iki muti hazinedar
hükmüne kimse getirebilir mi? Öyle ise, şükür ona münhasırdır."[25]
“Dünyada
ise leziz taamlara, güzel meyvelere muhabbetin, elemsiz bir nimet ve ayn-ı
şükür bir lezzettir.”[26]
“Evet
Kur'an-ı Hakîm nasıl ki şükrü netice-i hilkat gösteriyor; öyle de Kur'an-ı
Kebir olan şu kâinat dahi gösteriyor ki: Netice-i hilkat-i âlemin en mühimmi,
şükürdür. Çünki kâinata dikkat edilse görünüyor ki: Kâinatın teşkilâtı şükrü
intaç edecek bir surette her bir şey, bir derece şükre bakıyor ve ona
müteveccih oluyor. Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi, şükürdür. Ve şu
kâinat fabrikasının çıkardığı mahsulâtın en a'lâsı, şükürdür.”[27]
“Şükrün
mikyası; kanaattır ve iktisaddır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün
mizanı; hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram helâl demeyip rast geleni
yemektir.
Evet
hırs; şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i
zillettir. Hattâ hayat-ı içtimaiyeye sahib olan mübarek karınca dahi, güya hırs
vasıtasıyla ayaklar altında kalmış ezilir. Çünki kanaat etmeyip, senede birkaç
tane buğday kâfi gelirken, elinden gelse binler taneyi toplar. Güya mübarek
arı, kanaatından dolayı başlar üstünde uçar. Kanaat ettiğinden, balı insanlara
emr-i İlahî ile ihsan eder, yedirir.”[28]
“Eğer
şükür etmezse; o muvakkat lezzet, zeval ile bir elem ve teessüf bırakır ve
kendisi dahi kazurat olur. Elmas mahiyetindeki nimet, kömüre kalb olur. Şükür
ile, zâil rızıklar; daimî lezzetler, bâki meyveler verir. Şükürsüz nimet, en
güzel bir suretten, çirkin bir surete döner. Çünki o gafile göre rızkın
akibeti, muvakkat bir lezzetten sonra füzulâttır.”[29]
“Enva'-ı
zîhayat içinde en ziyade rızkın enva'ına muhtaç, insandır. Cenab-ı Hak insanı
bütün esmasına câmi' bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharatını
tartacak, tanıyacak cihazata mâlik bir mu'cize-i kudret ve bütün esmasının
cilvelerinin ve san'atlarının inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir
halife-i Arz suretinde halk etmiştir. Onun için hadsiz bir ihtiyaç verip, maddî
ve manevî rızkın hadsiz enva'ına muhtaç etmiştir. İnsanı, bu câmiiyete göre en
a'lâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vasıtası, şükürdür. Şükür olmazsa,
esfel-i safilîne düşer; bir zulm-ü azîmi irtikâb eder.”[30]
Kur’an-ı Kerim-de şükür
ifadesi 18 değişik şekilde gelip,75 kere zikredilir. Şükür ile ilgili âyetler
Kur’an-ın 12 suresinde geçer.
Şöyle ki: Şekere iki kere,şekertüm
iki kere,eşkuru-e üç,teşkuru bir,teşkurun on dokuz,yeşkuru üç,yeşkurun
dokuz,üşkur iki,üşkurû beş,şükren bir, şükûren iki,şâkirûn bir,şâkiren
bir,eş-şâkirin dokuz,şekûrin-şekûrun dokuz,şekûren bir,meşkûren iki kere,toplam
75,hamd 62 olup,toplam:137 defa geçmektedir.
HAMD
VE ŞÜKÜR : Peygamberimiz bir
hadislerinde;Kur’an-ı Kerim-in en faziletli suresinin Fatiha suresi olduğunu
buyurmuştur. Veya Ümmül Kitab olarak da zikredilmiştir.
İşte bu surenin diğer bir adının
Hamd ile başlamasından dolayı Hamd suresidir. Bundan başka
Kur’an-da:En’am,Kehf,Sebe’,Fatır sureleri Hamd ile başlar. Bunlardan
üçü,gökleri ve yeri yaratan diye başlar. (En’am,Sebe’,Fatır),Fatiha alemlerin rabbi,diğerinde
kitabı indiren diye (Kehf) başlar.
“Hadis’de:”Aza şükretmeyen çoğa da
şükretmez. Allah’ın nimetinden söz etmek şükürdür. Bunu terk ise nankörlüktür.
Cemaat rahmet,ayrılık azabdır.”
Hamd ve şükrün müradifleri yani eş
anlamlı olanları ise;Rızık,bereket,yemek,tahdis,hırs,hissiyat,enaniyet,insan,kalb,ahlak,hubbu
câh,ihlas,nefs ve kusur gibi kelimelerdir...
7-5-1994
MEHMET ÖZÇELİK
[1] Bak.İşarat-ül İ’caz.B.Said Nursi.sh.17,Mektubat.agy.367,20 mektub.Beşinci Kelime.206,Sözler.agy.604.
[2] Mesnevi-i Nuriye.Bediüzzaman Said Nursi.sh.118,Bak.29.Mektub.5.nükte.sh.392.
[3] Arabi fıkradan Abdulmecid efendinin oruçlu iken tercüme etiği:Şualar,29.Lem’adan,2.Bab.
[4] 7.Nokta.dan devamla...
[5] Sözler.32.söz.1.İşaret.sh.647.
[6] Şualar.7.şua.2.Bab.2.Hakikat.sh.141.
[7] Tevbe.112.
[8] Sözler.age.sh.7.
[9] Age.40.
[10] Age.sh.40-44.
[11] Age.65.
[12] Age.124-125.
[13] Mektubat.236.
[14] Şualar.262.
[15] İşarat-ül İ’caz.17.
[16] Mesnevi-i Nuriye.123.
[17] Mektubat.29.mektub.2.risale.2.nükte.sh.399.Ramazan risalesi.
[18] Mesnevi-i Nuriye.sh.124.
[19] Sözler.5.Dal.2.meyve.sh.360.
[20] Sözler.25.söz.6.nükte-i Belağat.sh.421,28.mektub.5.mesele.sh.364.Şükür risalesi,Şualar.6.şua.sh.92.İbrahim.34.
[21] Mesnevi-i Nuriye.sh.86,Lem’alr.19.Lem’a.3.nükte.sh.140.
[22] Lem’alar.17.lem’a.13.nota.4.mesele,sh.133,Sözler.32.söz.3.mevkıf.2.nokta.2.mebhas.3.nükte.sh.641.
[23] Sözler.126.
[24] Age.329.
[25] Age.416.
[26] Age.644.
[27] Mektubat.364.
[28] Age.366.
[29] Age.366.
[30] Age.367