KUR ‘ AN
IŞIĞINDA KÖRFEZ
Her şey neticeleri itibariyle güzeldir.
Kur’an-ın ifadesiyle:”Umulur ki hoş görmediğiniz bir şey sizin için hayır ve
hoş gördüğünüz bir şey de sizin için şerdir.”[1]
Şu anda gerçekten Irak’ın durumu da
hoş görülmeyecek bir haldedir. Zira
mazlumlar,ihtiyarlar,kadınlar,çocuklar,hastalar ve bütün bunların durumu üzücü
ve merhamete değer bir durumdur.
Ancak Allah’ın merhameti şüphesiz ki
bütün mahlukatın merhametinden daha faik,üstün ve geniştir. O’nun rahmetinin
buna müsaadesi de rahmetin ta kendisidir.
Nitekim I. Dünya savaşında ölen
müslümanlar namaz kılmadıkları,oruç tutmadıkları,zekât ve hac ibadetlerini
yapmamalarına karşı bir keffâretüz zünub olarak günahlarından
temizlenerek,şehadet mertebesini kazandılar. Mertebelerin en üstünü olan bu
mertebeye ulaşmak için senelerini verselerdi ulaşamayacaklardı.
Irak senelerdir Baas partisinin katı
kominist sistemini ve Arap devletleri arasında Arap milliyetçiliği
uygulamasıyla ve buna karşı hak da en küçük bir hizmet belirtisinin
olmayışı,bir tepkinin gösterilmemesi ,şu anda kendilerine yapılan zulme,kadere
fetva verdirmektedirler. Bununla mazlum büyük mükafatını alırken,zalimde
cezasını görmüş olmaktadır.
Hadis-i Kudsi de:”Zalim Allah’ın
kılıncıdır. Onunla intikam alır,sonra dönülür ondan intikam alınır.” Burada
görüldüğü gibi cephede ön safta işi başlatan iki zalim bulunmakla,şairin bize
şu sözünü hatırlatmakta:”Aferin çarhaki çattırdı kuduzu kuduza.”
Cenâb-ı Hak kuduzu kuduza
çattırmakla,birbirlerine musallat kıldı. Mazlumu da rahmetine
alıp,mükafatlandırmış oldu.
Umumi efkarca da bilindiği gibi;Irak
müttefik güçlerle savaşmış olmasaydı,yüzünü bize dönüp,su meselesini mesele
yapıp kavga çıkaracaktı.
Bu durumlar da bize Peygamberimizin
gayb aşina gözüyle gelecekten haber verdiği şu gerçekleri düşündürüyor.:
“Fırat’ın altından hazinenin
çıkıp,savaşın olması.”,diğer hadiste;”Hazineyle beraber hasfı (yere batması)
yakındır.”buyuruluyor.[2]
“İki büyük cemaat davaları bir
olduğu halde çarpışmadıkça (ki aralarında bir çok katiller olur.) kıyamet
kopmaz. Hatta bir çok otuza yakın Deccal ve Kezzablar (yalancı ve inkarcılar)
çıkar ve kendilerinin rasulullah olduğunu zanneder.”[3]
“Türklerle savaşılmadıkça kıyamet
kopmaz.”[4]
“Müslümanlar yahudilerle
savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki taş ve ağaç der:Ey Müslim gel,arkamda
yahudi var,öldür. Ğarkad ağacı hariç,o yahudi ağacıdır.”[5]
Umum asırlara ışık tutan Kur’an-ı
Kerim2in asrımıza ılık tutmaması,asrımızın meselelerinden bahsetmemesi mümkün
değildir. İşte bunlardan birinde;
Kur’an-daki Hurûfu Mukattaa (Kesik
harfler) umumi bir şifredir ki;hakiki manasını Ancak Allah bilir. Cenâb-ı Hak
onlarla gaybi olan işaretleri vererek,onun anahtarını da o has kulu Muhammed
Aleyhisselama ve onun varisleri olan alimlerin ellerine vermiştir. her asrın
ayrı ayrı bütün özelliklerini de içine almaktadır. Veli ve tahkik ehli olanlar
seyri süluklarında (manevi seyahatlarında) bir çok gaybi sırları o kesik
harflerde bulmuşlardır.
Evet,nasıl ki Kur’an-ın hükümleri
uzun bir surede,uzun bir sure kısa bir surede, kısa bir sure bir ayette,bir
ayet bir cümlede,bir cümle bir kelimede,o kelime de;”Elif-lam-mim”gibi hurufu
mukattaa da görülür.
Şifre vâri hurufu mukattaanın
zikri,Hz. Muhammed’in (SAM) fevkalade bir zekaya malik olduğunun bir işaretidir
ki;Muhammed Aleyhisselatu Vesselam remizleri,imaları ve en gizli şeyleri sarih
gibi anlar,telakki eder.
Mesela;Peygamber
Efendimiz:”Elif-Lam-Mim”-i okuyunca yahudiler:Ya Muhammed! Ümmetinin ömrü
kısadır.”deyince,Peygamberimiz;”Daha var”(Yani bundan başka 13 surede daha
hurûfu mukattaanın olduğunu) söylemiştir.
-“Ha-Mim”bir harfdir ki;zelili
aziz,azizi zelil eder. Ve bir mülktür ki(Mim);bir kavimden bir kavme geçmeyi
ifade eder.[6]
Bir rivayette Peygamberimiz:”Elif
Allah,Lam Cebrail,Mim-in de Muhammed olduğunu ifade etmiştir.
Aşık oldum bir Mim-e.
İnciler dizilmiş Cim-e.
Cim öyle bir Cim-ki,
Elif-den Gaf getirir Mim-e.
(Elif Allah,Cim Cebrail,Gaf
Kur’an-dır)
Bunlardan hareketle;Tasavvufi bir
eser olup,Farsça ibarelerinde bulunduğu,dört asır önce yaşamış olan (H.D.1006)
İsmail Hakkı Bursevi’nin “Ruh-ul Beyan”adlı tefsirinde,Şura
suresinde:Ha-Mim-Ayin-Sin-Gaf- harfleri açıklanırken açıkça bunların Bağdad
şehrine[7]
işaret ettiği ifade edilmektedir.
“Hurûf-u Mukattaa”hakkında gramer
bazı açıklamalar yapıldıktan sonra şöyle anlatılır:Taberi-nin rivayeti
üzere;bir adam İbni Abbas-ın yanına geldi ve yanında Huzeyfetül Yemani-de vardı.
Ha-mim-ayin-sin-gaf- hakkında sordu. İbni Abbas başını önüne eğdi,sustu. Ve
ondan yüzünü çevirdi. Öyle ki adam bunu üç kere tekrarladı.Huzeyfe İbni Abbasa
dedi:Onu ben sana haber vereyim. Haber vermemekte ve bu soruda bir kerih
görmüyorum.”Bu ehli beytten bir adam hakkında nazil olmuştur. Ona Abdullah
denir. Şarkta bulunan bir nehre varır. Ve orada arasını nehrin ayırdığı iki
şehir kurar. Allah ise onun mülkünün zevalini,ülke ve kuvvetlerinin tükenmesini
irade etmiştir. Onlardan (şehirlerden) birisinin üzerine gece ateş iner ve
simsiyah kesilir. Sanki orası yokmuş gibi,yanar. Sahibi (idarecisi) ise;salimen
(sağ olarak) ve taaccüble sabahlar ve”O gün bembeyazdı,nasıl batmış?”der.
Öyle ki;o iki şehir ehline karşı
bütün Cebbar ve Anid (zorba ve inatçı) ler birleşirler. Sonra Allah onu ve
onların hepsini gecelerde batırır ve zelil ve horlanmış kılar. İşte bu Allah’ın
sözü “Ha-mim-ayin-sin-gaf- dır. Yani bu Allah’ın hukuklarından bir hukuk ve
–Ha-mim-in fitnesi (imtihanı)dir. Yani Allah tarafından bir hüküm,kader ve
adalettir ki;bu iki şehirde,ilerde gerçekleşecektir.
Bu tefsirin benzeri Cerir İbni
Abdillahil Beceli-den rivayet edilmiştir:Duydum ki Rasulullah diyor:Dahle
(Hurması çok bir karye,köy), Düceyl (Bağdad-daki Dicle nehrinin bir
şubesi,küçük dicle), Katrabil (Bu iki yerdir ki;onlardan biri
kendisine,birbirine girmiş sık ağaçların nisbet edildiği Irak’dır.) , Sarrat
(Irak’da bir nehirdir.),bunlar arasında iki şehir kurulur. Orada arzın
Cebbarları (Dünyanın zalim ve zorbaları) birikir,toplanır,hazineleri toplar.
(Bir rivayete ehliyle beraber) batar. Ve onlar yerde sür’atle giden demir
aletlere sahiptirler.
Dahhak dedi:azabın hükmü ilerde
gerçekleşecektir. İsterdim ki bu azab Bedir gününde geçmiş olsun.
Sa’lebi ve Kuşeyri zikretti ki;bu
ayet inince Nebi Aleyhisselamın yüzünde üzüntü ve bitkinlik eseri görüldü.
Denildi ki;Ya Rasulallah,seni üzen nedir? Dedi:Bana,ümmetime inen belalar haber
verildi. Bunlar:Hasf (yere batma),Mesh (bir şeyin suretini çirkin ve kötü hale
çevirmek), İnsanları toplayıp,sevk eden ateş,insanları denize atan bir rüzgar.
Bunlar İsa’nın inişi ve Deccalın çıkışı ile birbirine bağlı,peş peşe gelen ayet
ve alametlerdir.
Hz. Ali’den rivayet edilir ki:O
surelerin başlarındaki bu harflerden
Harp ve Fitneler hakkında yararlanıyordu.
Şehr bin Huşeb
dedi:Ha-mim-ayin-sin-gaf- bir harbdir ki;onda aziz zelil,zelil de aziz kılınır.
Bu deccalın inişine bağlı olarak Kureyşden Arab’a,Arab’dan Aceme kadar varır.
Fakir’de(İ.H.Bursevi) der
ki:Deccalın çıkışıyla bağlantılı bir fitne olup,bazısı geçmiş olup,bazısı da
(Hicri) bin-den sonra iki yüz arasında gerçekleşir.
Ata:Ha-mim-ayin-sin-gaf- hakkında;bu
insanlar arasında çabuk yayılan ölüm,mülkü bir kavimden bir kavme nakletmek ve
her şeyin iç yüzünün Allah’ın elinde ve O’nun kudretinde olduğu manalarına
geldiğini söyler.[8]
Elbette Allah en doğru olanını
bilir.
Bediüzzaman Said Nursi’ye İkinci
Dünya savaşı münasebetiyle merak edip bakmamasının sebebini sorduklarında
cevaben : (sanki halimizi Irak savaşında,nasıl bir tutum içerisinde bulunmamız
gerektiğini,meselelerin neye bina edildiğini ifade etmesi yönünden zamanımıza
ışık tutmaktadır.) ”İnsan çok zalimdir.”[9]
ayetine en a’zam (büyük) bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar
olmalarından,onlara değil taraftar olmak veya merakla o cereyanları takib etmek
(gazetelerle) ve onların yalan,aldatıcı propağandalarını dinlemek (Radyoyla ve
sadece SNN televizyonunun haberleriyle) ve müteessirane mücadelelerini
seyretmek (televizyonla),belki o acib zulümlere bakmak da (üzüntüyle bir tarafa
meyledeceğinden)Caiz değil. Çünkü zulme rıza zulümdür. Taraftar olan zalim
olur.(Hangi tarafa taraftar olursa olsun) Meyletse:”Zalimlere meyletmeyiniz.”
Ateş (cehennem) sizi yakalar.”[10]
ayetine mazhar olur.
Evet,hak ve hakikat ve din ve adalet
hesabına olmadığı ve belki inad ve asabiyeti milliye (müttefiklerin ve Irak’ın
Arab milliyetçiliği gibi) ve menfaatı cinsiye ve nefsin enaniyetine dayanan
(artık işi gurur meselesi yapıp,binlerce masumun kanının heder olması
gibi..),dünyada emsali vuku bulmayan gaddarâne bir zulüm hesabına olduğuna kafi
bir delil şudur ki:Bin masum çoluk-çocuk,ihtiyar,hasta bulunan bir yerde,bir
iki düşman askeri bulunmak bahanesiyle,bombalarla onları mahvetmek ve tabakatı
beşer cereyanları içinde,burjuvaların en dehşetli müstebitleri ve
sosyalistlerin ve bolşeviklerin en müfritleri olan anarşistlerle ittifak etmek
(Baas partisinin Rusyaya bağlı kalıp sosyalizmi uygulayarak,senelerdir
şark,doğu tarafını teröristlere yaptığı desteklerle,anarşistlerle beraber
çalkalaması) ve binler,milyonlar masumların kanlarını heder etmek ve bütün
insanlara zarar olan bu harbi idame (Türkiye,Mısır gibi devletlere verdiği
zarar) ve sulhü reddetmektir. (Sulh için bütün devletlerin peşi peşine devreye
girdikleri halde Irak’ın bunu reddetmesi.)
İşte böyle hiçbir kanunu adalete ve
insaniyete ve hiçbir düsturu hakikat ve hukuka muvafık gelmeyen boğuşmalardan
(Irak’ın Kuveyte girişi hukuku çiğneme olduğu gibi,müttefiklerin saldırısı da
hukuki olmamıştır.) Elbette alemi İslam teberri eder. (Bu hukuksuzluktan
kaçınır.) Yardımcılıklarına tenezzül etmez. Çünkü onlarda öyle dehşetli bir
fir’avunluk,bir hodgâmlık hükmediyor,değil Kur’an-a,İslâma yardım belki kendine
tabi ve alet etmekle elini uzatır. Öyle zalimlerin kılınçlarına
dayanmak,hakkaniyeti Kur’aniye elbette tenezzül etmez.
Ve milyonlarla masumların kanıyla
yoğrulmuş bir kuvvet yerine,Hâlıkı kâinatın kudret ve rahmetine dayanmak,ehli
Kur’ana farz ve vacibtir. Gerçi zendaka ve dinsizlik,o boğuşanların birisine
dayanıp ehli diyaneti ezer. O zendekanın tazyikinden kurtulmak,onun aksi
cereyanına taraftar olmak bir çaredir. Fakat şimdiye kadar o taraftarlık,bir
menfaat vermeyerek çok zararları dokunmuş.
Hem zendeka nifak hasiyetiyle her
tarafa döner. Senin dostunu kendine dost edip,sana düşman eder. Senin
taraftarlık cihetiyle kazandığın günahlar faidesiz boynunda kalır. Risale-i Nur
şakirdlerinin vazifeleri iman olduğundan,hayat meseleleri onları çok alakadar etmez ve baktırmaz. İşte bu
hakikata binaen,değil on üç ay,belki on üç sene dahi bakmasam hakkım var.
Sizler baktınız. Günahlardan başka ne kazandınız?Ben bakmadım,ne kaybettim?”[11]
Hem –nakli sahih ile-o zamanda
vücudu olmayan Basra ve Bağdad_ın vücuda geleceklerini ve Bağdad’a dünya
hazinelerinin gireceğini...
Ve
Türkler ve Bahri Hazar (Hazar denizi) etrafındaki milletler ile Arablar
muharebe edeceklerini ve sonra onlar çoklukla İslâmiyete girecekler;Arablara
Arablar içinde hakim olacaklarını haber vermiş. Demiş ki:”İçinizde acemlerin
çoğalması yakındır. Onlar mal ve ğanimetlerini yer ve boyunlarınızı vururlar.[12]
Abdulkadiri Geylaninin (D.1077)
–Gaybın Dili- adlı menkıbe kitabında şu nakledilir:”Ey yer yüzündeki
insanlar,Ey Ehli Irak,gelin benden öğrenin: Barış istemelisiniz,yoksa hiç
bilmediğiniz yerlerden askerler getiririm.
Ey Gulam (oğul) Bin Senelik yere
git,yine sözümü orada okuyacaksın.- O günlerde mutlak bir savaş ve işgalden
Abdulkadiri Geylaninin himmetiyle kurtulduğu (ve kurtulacağı) ifade
edilmektedir.[13]
13-3-1991
MEHMET ÖZÇELİK
[1] Bakara.216.
[2] Ebu Davud. 4 / 493, Buhari. Fiten babı. 8 / 100.
[3] Buhar. 8 / 100,Müslim. c.3,Hadis No.2214.
[4] Tirmizi. 4 / 481,Ebu Davud. 4 / 486.
[5] Müslim.C.3,H.No.2238.
[6] Mecmuatün Minet-Tefasir.(Arapça) Hazin ve İbni Abbas tefsirinde. 5 / 396,Ruhul Beyan. (Arapça) 3 / 285-286.
[7] Ruh-ul Beyan.Age. 3 / 285-286.
[8] Age. 3 / 285-286.
[9] İbrahim. 34.
[10] Hud.113.
[11] Kastamonu Lahikası. sh.189.
[12] Bak. Mektubat. B. Said Nursi.sh.102.
[13] Age.Sh.326,Bak.Zaman Gazt.7-3-1991.