Kur’an-ı Kerim-de hayvanlar
belirtilirken bunlar şöyle adlandırılır=
“Yer yüzünde her çeşit canlıyı
yaymasın da..”[1]
“İhramlı iken avlanmayı helal
saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar,sizin için
helal kılındı.”[2]
“ Yer yüzünde yürüyen hayvanlar ve (gök yüzünde) iki
kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır.”[3]
“Şüphesiz Allah katında hayvanların en
kötüsü,düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.”[4]
Ve “ Kafir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler.”[5]
“ Yer yüzünde yürüyen her canlının rızkı,yalnızca
Allah’ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı
mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuzda) vardır.”[6]
Ve “ Yürüyen hiçbir varlık yoktur ki,O,onun
perçeminden tutmuş olmasın.”[7]
“ Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için
ısıtıcı (şeyler) ve bir çok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.”[8]
“... hayvanlar ve insanların bir çoğu Allah’a secde
ediyor.”[9]
“Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır.
Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için bir
çok faydalar daha vardır;etlerinden de yersiniz.
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.”[10]
“ O siz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı)
zaman,onlara yerden bir Dabbe (mahluk,yerde sürünen canlı,Mikroskobik
canlı,Aids mikrobu) çıkarırız da,bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir
iman getirmemiş olduklarını söyler.”[11]
“ Süleymanın ölümüne hükmettiğimiz zaman,onun
öldüğünü,ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi..”[12]
“ İnsanlardan,hayvanlardan ve davarlardan da yine
böyle türlü renkte olanlar var.”[13]
“...Size kendinizden eşler,hayvanlardan da (kendilerine)
eşler yaratmıştır.”[14]
Ve bunların yaratılışı hususunda:
“Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek
yapılanları yaratan O’dur.”[15]
“Allah,her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan
kimi karnı üstünde sürünür,kimi iki ayağı üstünde yürür.. Allah dilediğini
yaratır;şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”[16]
“Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi.”[17]
(Bu sekiz eş:erkeği ve
dişisiyle;sığır,koyun,deve,keçi.)
Bu ayeti açıklayan Bediüzzaman; Ayette”Yaratma”
ifadesi yerine “Enzele” indirdi,ifadesinin kullanılışını şöyle izah eder:
“Sekiz nevi hayvanatı mübareke-i size hazine-i
rahmetinden güya cennet-den nimet olarak indirilmiş,gönderilmiş. Çünkü o
mübarek hayvanlar bütün cihetleriyle bütün beşere nimet olduğundan saçından
bedevilere seyyarhaneler,elbiseler,etinden güzel yemekler,sütünden güzel leziz
taamlar ve derilerinden pabuçlar ve saire hatta gübreleri mezruatın erzakı ve
insanların mahrukatı (yakacakları) hükmünde olup,güya o mübarek hayvanlar
tecessüm etmiş aynı nimet ve rahmettirler. Onun içindir ki;yağmura rahmet namı
verildiği gibi bu mübarek hayvanlara da –En’am- namı verilmiş. Güya rahmet
tecessüm etmiş yağmur olmuş,nimet de tecessüm etmiş;keçi,koyun,öküz ile manda
ve deve şekillerini almış. Çendan cismani maddeleri yerde halk oluyor fakat
nimetiyet sıfatı ve Rahimiyet manası maddesine tamamıyla ğalebe ettiğinden
–Enzelnâ- tabiriyle doğrudan doğruya bu mübarek hayvanlar hazine-i rahmetin
birer hediyyesi olarak halık-ı rahim yüksek mertebe-i rahmetinden ve manevi ali
cennetinden yer yüzüne indirilmiş.”[18]
“... Ve sizin için davar derilerinden gerek göç
gününüzde,gerekse de konaklama gününüzde,kolayca taşıyacağınız
evler;yünlerinden,yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız)
bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi.”[19]
Ahiret gününde Cenâb-ı Hakkın adaletinin tecellisi
bakımından Kısas için:”
“ Vahşi hayvanlar toplanıp bir araya
getirildiğinde...”[20]
Hayvanlar ile ilgili olarak Bediüzzaman hazretleri:
“Hayvanların ruhları baki kalacağını...ve Hüdhüd-ü
Süleymani (AS)[21]
ve Neml-i (karınca); ve Nakâ-i Salih (AS) (Salih Peygamberin devesi);ve Kelb-i
Ashab-ı Kehf gibi (Ashab-ı Kehf-in,mağara sahiblerinin köpeği,Kıtmir-i) bazı
efrad-ı mahsusa;hem ruhu,hem cesediyle baki aleme gideceği... ve her bir
nev’in,ara sıra istimal için bir tek cesedi bulunacağı...rivayeti sahihadan
anlaşılmakla beraber;hikmet ve hakikat;hem rahmet ve rububiyet öyle iktiza
ederler.”[22]
Hayvanlara merhamet edilmesi ve bu vesile ile
onlarında hukuklarının korunmasını söyleyen Efendimiz (SAM),onlara yapılan
iyilik hususunda da:
“Evet. Her “Yaş ciğer” (sahibi) için bir ücret
vardır.”buyurur.[23]
Susuz bir köpeğe iyilik eden bir adamın
affedildiğini,bir fahişenin de mağfirete mazhar olduğunu buyurmaktadırlar.
Bir kadının da yiyecek bulamayan eve hapsettiği bir
kediden dolayı da cehenneme gittiğini buyurmaktadırlar.
Ve Hadis-de:”Eğer süt emen çocuklar,beli bükük
yaşlılar,ağzıyla otlayan hayvanlar olmasaydı,üzerinize azab sel gibi gelirdi.”[24]
A D
I G E
Ç E N
H A Y
V A N
L A R
D A N ;
D E
V E
“Deveden de iki,sığırdan da iki
(yarattı.)”[25]
İnanmayanların cennete
giremeyeceklerinin imkansızlığı anlatılırken;
“Deve iğne deliğine girinceye
kadar..”[26]teşbihiyle
dile getirilir.
Semud kavmi Salih peygamberden
mu’cize eseri olarak taştan dişi bir deve çıkmasını istemeleri üzerine
istedikleri deve çıkıverince buna binaen ayet-de:
“ Size Rabbinizden açık bir delil
gelmiştir. O da size bir mu’cize olarak Allah’ın şu devesidir. Onu bırakın,
Allah’ın arzında yesin. (içsin),ona kötülük etmeyin;sonra sizi elem verici bir
azap yakalar.”[27]
“Derken o dişi deveyi ayaklarını
keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da: Ey Salih! Eğer
sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı bize getir,dediler.”[28]
Ölçü olarak:”Deve yükü”nün
kullanılması..”[29]
“Allah’ın,onlardan (mallarından)
Peygamberine verdiği ganimetler (Beni Nadir arazisi ele geçirilerek) için siz
at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Alla,peygamberini dilediği kimselere
karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir.”[30]
“ Her bir kıvılcım,sanki birer sarı
deve gibidir.”[31]
Kıyamet günü:“Gebe develer
salıverildiğinde,”[32]
“(İnsanlar) Devenin nasıl
yaratıldığına,...bir bakmazlar mı?”[33]
Deve konusunda Kütüb-ü Sitte-de
geniş yer verilmektedir.[34]
Çölün tek inek ve taşıma aracı
devedir. Çölün mersedesi. Çölün son model binitidir. Kendisinde ibretler olan
bir hayvandır. Hörgücünde depoladığı su ile,çölün susuzluğuna bir buçuk ay
kadar dayanabilmektedir.
Ç E
K İ R
G E
“Biz de ayrı ayrı mu’cizeler olarak
onların (Musa-ya inanmayan Mısırlıların) üzerine
tufan,çekirge,haşere,kurbağalar ve kan gönderdik;yine de büyüklük tasladılar ve
günahkar bir kavim oldular.”[35]
“ Sanki etrafa yayılmış çekirge
sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde ve davetçiye
koşarak kabirlerinden çıkarlar. O esnada kafirler=Bu,çok çetin bir gündür!
derler.”[36]
Hz. Enes-den:” Rasulullah (SAM) ın
zevceleri,çekirgeleri tabaklar üstünde birbirlerine hediye ederlerdi.”[37]
Kim tarafından tutulursa
tutulsun,kendi kendine ölsün veya öldürülsün fark etmez. İcma ile,yenmesi
helaldir.
Çekirgeler;Cenâb-ı Hakkın cezalandıracağı kavme
karşı hazır bir ordusu gibidir. Allah onları çekirge sürüleri ile
cezalandırırdı.
K Ö
P E K
“ Kendileri için nelerin helal kılındığını sana
soruyorlar;deki:Bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılınmıştır. Allah’ın size
öğrettiğinden öğreti avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için
yakaladıklarından da yeyin ve üzerine Allah’ın adını anın (Besmele çekin).
Allah-dan korkun Allah’ın hesabı pek çabuktur.”[38]
“ Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde
yükseltirdik. Fakat o,dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu
tıpkı köpeğin durumuna benzer=Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur,bıraksan da
dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir.
Kıssayı anlat;belki düşünürler."[39]
“Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık
sanırdın. Onları sağa sola çevirdik. Köpekleri de (Kıtmir) mağaranın girişinde
ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer
onların
durumuna muttali’ olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden
için korku ile dolardı.”[40]
Rasulullah:”Köpeğin
parasını,fahişenin ücretini ve kahinin ücretini yasaklamıştır”[41]
Hadis-de:” Köpek besleyen bir aile
yoktur ki,her gün rızıklarından iki kırat eksilmemiş olsun. Bundan av veya
bekçi veya koyun köpeği hariç.”[42]
“Esbab ve vesaiti insan kucağına
alıp yapışırsa,zillet ve hakarete sebeb olur. Mesela:Kelp,bütün hayvanlar
içerisinde birkaç sıfatı hasene ile muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihar
etmiştir. Hatta sadakat ve vefadarlığı darb- ı mesel olmuştur. Bu güzel
ahlakına binaen,insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla
bakılmağa layık iken,maalesef,insanlar arasında mübarekiyet değil necis-ül ayn
addedilmiştir.”[43]
Bediüzzaman hazretleri bunun
sebebini şöyle açıklar:
“Kelp-de hırs marazı ziyade olduğundan esbab-ı
zahiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki,mün’imi hakikiden bütün bütün
gafletine sebeb olur. Binaenaleyh,vasıtayı müsebbib bilerek müessiri hakikiden
yaptığı gaflete ceza olarak necis hükmünü almıştır ki tahir olsun. Çünkü
hükümler,hadler günahları affeder. Ve beynen-nas tahkir darbesini,gaflete
keffaret olarak yemiştir.
Öteki hayvanlar ise,vesaiti bilmiyorlar. Ve esbaba o
kadar kıymet vermiyorlar.”[44]
Ömürleri ise,28 yıl olduğu ifade edilir.
B I
L D I
R C I N
“ Ve sizi bulutla gölgeledik,size kudret helvası ve
bıldırcın gönderdik ve verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz. (dedik) Hakikat da
onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı.”[45]
Cenâb-ı Hak yahudileri Tih çölünde bu güzel kuş
etiyle,onları nimetlendiriyordu. Muhtelif bir çok yiyecekler içinde sofrada
kudret helvası ve bıldırcın eti bulunuyordu.
İbni Baytar bunun fazla yenilmemesini
söylerken,faydaları hususunda da şunları anlatır: Böbrek taşlarını
erittiğini,idrarı söktürdüğü,kanının kulağa damlatılmasıyla kulak ağrısını
dindirdiği,ödünün uçuğa faydalı olduğu,yüreği devamlı yenildiğinde iç
sıkıntısına iyi geldiği belirtilirken;
Tabiatnâmede de bıldırcın etinin meniyi ve şehveti
arttırdığı da ifade edilir.[46]
K O Y
U N -
K E Ç İ
“( Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı:Koyundan
iki,keçiden iki... De ki:o,bunların erkeklerini mi,dişilerini mi,yoksa bu iki
dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana
ilimle söyleyin.”[47]
“Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık.
Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç
olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu,zulümleri
yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz."[48]
Allah emreder hasen olur,nehyeder kabih ve çirkin
olur. Hüküm emir ve nehye göredir. Haram ve helallıkta da durum böyledir.
“O,benim asamdır,dedi,ona dayanırım,onunla
davarlarıma yaprak silkelerim;benim ona başka ihtiyaçlarım da vardır.”[49]
“Davud ve Süleymanı da (an). Bir zaman,bir ekin
konusunda hüküm veriyorlardı:bir grup insanın koyun sürüsü,geceleyin başı boş
bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp
bilmekte idik.”[50]
“(Onlardan biri şöyle dedi) Bu,kardeşimdir. Onun
doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken –onu da bana
ver-dedi ve tartışmada beni yendi.
Davud:Andolsun ki,senin koyununu kendi koyunlarına
katmak istemekle sana haksızlık da bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların
çoğu,birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler
yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud,kendisini denediğimizi
sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı,tevbe edip Allah’a
yöneldi.”[51]
Hadis-de:”Sahibi için koyun berekettir,deve de
izzettir. Ata gelince,hayır onun alnına bağlanmıştır.”[52]
İnsanlar yiyecek-içecek,giyecek gibi bir çok konu da
bu hayvanlardan istifade etmektedirler.
K U R
B A Ğ A
“ Biz de ayrı ayrı mu’cizeler olarak onların üzerine
tufan,çekirge,haşere,kurbağalar ve kan gönderdik;yine de büyüklük tasladılar ve
günahkar bir kavim oldular.”[53]
Rasulullahın öldürmesini yasakladığı hayvanlardan
biri de kurbağadır.”[54]
Bu konu da:”Şarihler,kurbağa hakkında gelen
yasağın,onun necisliği veya tiksinti verici olmasından ileri geldiğini,ilk akla
gelen ihtimalin de onun haram ve dolayısıyla kesiminin ve yenmesinin gayrı caiz
olduğunu belirtir.”[55]
İbni Sina Kanun adlı kitabında:”Kim kurbağa yada
kanını yerse,bedeni şişer ve rengi değişir. Meniyi atar,hatta onu öldürür. Bu
yüzden doktorlar,onun zararını bildiklerinden ilaç olarak kurbağayı
kullanmazlar. Su kurbağası ve kara kurbağası olmak üzere iki nevidir. Kara
kurbağası yenildiğinde öldürür.”[56]
K U
R T
“(Babaları) dedi ki:Onu götürmeniz beni mutlaka
üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.
Dediler ki:Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk
olduğumuz halde,eğer onu kurt yerse,o zaman biz gerçekten aciz kimseler
sayılırız.”[57]
“Ey babamız! dediler,biz yarışmak üzere
uzaklaştık;Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmıştır. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş.
Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.”[58]
Kurt hakkında Peygamberimize sorulması
üzerine:”Kendisinde hayır bulunan bir kimse kurdu yer
mi?”buyurarak,yenilmesinin haram olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü azı dişi
bulunup yırtıcı hayvanlara girmektedir.[59]
Yırtıcı olan bu hayvanların rızıkları,ölmüş
hayvanlar ve leşlerdir. Bunlar tabiatın birer temizlikçileridirler.
Ö R
Ü M C
E K
Aşağıda vereceğimiz ayetten dolayı bu sureye adını
vermiştir:
“Allah dan başka dostlar edinenlerin
durumu,örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir;halbuki yuvaların en
çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.”[60]
Yuvasını ustalıkla ve maharetle ören bu hayvan bunu
uzun zamanda yapar,ancak bir çöp ile yuvası kısa bir zaman içinde yok
edilebilir.
Cenâb-ı Hak kafirlerin mesleklerinin ve yollarının
da zor olduğunu ancak kolay bir şekilde yok edilebilecek bir basitliğe ve
çürüklüğe sahib olduğunu bildirir.
Ve bu hayvan,Allah’ın izniyle örmüş olduğu ağıyla da
Peygamberimizi müşriklerden korumuştur.
Ömürleri itibariyle 28 yıl yaşadıkları belirtilir.
S I
Ğ I R
“Musa,kavmine;Allah bir sığır kesmenizi
emrediyor,demişti de:Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden
olmaktan Allah’a sığınırım,demişti.
“Bizim adımıza Rabbine dua et,bize onun ne olduğunu
açıklasın”dediler. Musa;Allah diyor ki:”O,ne yaşlı,ne de körpe;ikisi arasında
bir inek.”size emredileni hemen yapın,dedi.
“Bu defa:Bizim için Rabbine dua et,bize onun rengini
açıklasın,dediler.”O diyor ki;Sarı renkli,parlak tüylü,bakanların içini açan
bir inektir”dedi.
“(Ey Musa!) Bizim için,Rabbine dua et de onun nasıl
bir sığır olduğunu bize açıklasın,nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık.
Biz,inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz”dediler.
“(Musa) dedi ki:Allah şöyle buyuruyor:O,henüz
boyunduruk altına alınmayan,yer sürmeyen,ekin sulamayan,serbest
dolaşan(salma),renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir.” İşte şimdi
gerçeğini anlattın”dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler,ama az kalsın
kesmeyeceklerdi.”[61]
“Deveden de iki,sığırdan da iki (yarattı)”[62]
“Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık.
Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç
olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu,zulümleri
yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.”[63]
“Kral dedi ki:Ben (rüyada) yedi arık ineğin yediği
yedi semiz inek gördüm. Ayrıca,yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm.
Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız,benim rüyamı da bana
yorumlayınız.”[64]
“(Yusuf’un yanına gelerek dedi ki : Ey Yusuf,ey
doğru sözlü kişi! (Rüya da görülen) Yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile
yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap.
Ümit ederim ki,insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da doğruyu
öğrenirler.”[65]
Dünya yaratılalı beri tarihi seyir
içerisinde,insanların toprağı ekmek için sürmelerinde bu hayvandan büyük çapta
yararlanılmış ve hala da yararlanılmaktadır.
Bu hikmete binaendir ki Hadis-de:”Dünya öküz (sığır)
ve balığın üzerindedir.” Yani karada yaşayanlar hayatlarını sığır ve öküzün
sırtından yani toprağı sürmesinden elde ederken,sahillerde yaşayanlarda balık
ile hayatlarını devam ettirmektedirler.
Bu ikisini kaldırdığımızda hayat otomatikman durur.
Ancak şimdi onun yerini traktör almış olmasına rağmen yine de yamaç yerler de
bu hayvanlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Hz. Musa döneminde bu hayvan kutsal
bilinip,kendisine tapıldığı gibi,bugün de hala kutsal bilinerek kendisine
hürmet edilmekte,tapılmakta ve korunması hususunda kanunun birinci maddesine
kadar girmiştir. Öyle ki ona yapılan hakaret,cumhurbaşkanına yapılan hakaretle
aynı durumda belki daha da şedit olarak değerlendirilmektedir.
Y I
L A N
“ Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen
apaçık bir ejderha oluverdi.”[66]
İbni Ömer-den:Peygamberimizin minberde şöyle
söylediğini,dinlediğini söyler:”Yılanları öldürün. İki çizgili ve ebteri
(engerek) de öldürün. Çünkü,bunlar,gözleri kapar, (kör eder.) ve hamileler de
düşük yaparlar.”[67]
Ancak daha sonra ev yılanlarının bunlardan istisna
edildiği de rivayet edilmektedir.
Yılan ve akreb sokmasına karşı Peygamberimiz şu
duanın okunulmasını tavsiye etmektedirler:
“Eûzü bi kelimatillâhit-tâmmati min şerri ma halaka”
Yani:”Yarattığının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine sığınırım.” Bununla
onların zararlarından korunulmaktadır.”[68]
“Arı su içer bal akıtır,yılan su içer zehir
akıtır.”hakikatınca yapısı ve tineti itibariyle zehir üreten,korkutucu bir
varlıktır.
Ömürleri ise 29 yıldır.
M A
Y M U
N
“ İçinizden Cumartesi günü azgınlık edip de bu
yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette
bilmektesiniz.”[69]
“De ki:Allah katında yeri bundan daha kötü olanı
size haber vereyim mi? Allah’ın lanet ettiği ve gazab ettiği,aralarında
maymunlar,domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler,işte bunlar,yeri
(durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.”[70]
Maymun;taklitçi bir hayvandır. Aynı zamanda gülünç
bir özelliğe sahiptir.
Ayet-de;aşağılık ve sefil varlıklar olarak,aynı
zamanda rezil ve düşük insanlar bunlara teşbih edilmektedir.
Maymun tüm gülünçlüğüyle beraber,bazen önemli bir
hizmete vesile olmasıyla hem kendini hem de nevini kurtarmış oluyor.
Bu konuda Bediüzzaman hazretleri Yunanlıların
üzerimize oynadıkları oyunlarını ve planlarını boşa çıkaracak bir şekilde,bir
maymunun buradaki tarihin seyrini değiştiren rolünü şöyle dile getirir:
“Mücahid bir hayvan mersiyesi:Ayet-de:Rabbinin
askerlerini ancak o bilir.”[71]
“İşte o cünuddan (askerlerden) bir gazi şehid nev-i
hayvanda ki meymun (mübarek) said.(mesud)
Ey maymûnu meymun! Mü’minleri memnun,kafirleri
mahzun,yunanı da mecnun eyledin. Öyle bir tokat vurdun ki,siyaset çarhını
bozdun. Loyd Corc’u kudurttun,Venizelos’u geberttin. Mizanı siyasette pek ağır
oturdun ki;küfrün ordularını,zulmün leşkerlerini bir hamlede havaya fırlattın.
Başlarındaki maskelerini düşürüp maskara ederek bütün dünyayı güldürdün.
Cennette mübeşşer olan hayvanların isrine (izine,yoluna) gittin. Cennet de
saidsin çünkü gazi hem şehidsin.”[72]
A R
I
“ Rabbin bal arısına :Dağlardan,ağaçlardan ve
insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra
meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına
gir,diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal)
çıkar ki,onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için
büyük bir ibret vardır.”[73]
Bu ayette aldan bahsedildiğinden bu sureye Nahl yani
Bal adı verilmiştir.
Zühri’den:”Bala devam et. Çünkü hafızaya kuvvet
verir.”der.
Arının yayıldığı yere göre bal farklılık kazanır.”[74]
Özellikle bal peteğinin bir çok şekiller içerisinde
altıgen olması;bu durumda hava almayarak bozulmasını engelleyici geometrik
yapının ona yaptırılışı tam bir vahiy ürünüdür.”[75]
Koca bir surenin kendi adıyla isimlendirilen
arı;geçmiş büyük kitaplardan İncilde de 38 defa bahsedilmekte,önemi
belirtilmektedir. Arı ve balı her devirde önemini korumaktadır.
-Arı;saniyede 200 defa kanat çırpmaktadır.
-Peygamberimizin (SAM) bir çok hadislerinde de
övülmüştür.
-Balın içerisine 6000 ayrı ayrı vitamin konulmuş,her
bir hastalık için devayı ihtiva etmektedir.
-Tabiatı bir eczahane gibi yaratan Allah,onlar
aracılığıyla binlerce bitkinin terkibiyle yan etkisi olmayan bal gibi bir
lezzet,gıda ve şifa kaynağını yaratmaktadır.
-Hiç şaşırmadan ve karışmadan bu iş onlara
mu’cize-vari bir şekilde yaptırılmakta,kendi güç ve büyüklüklerinin üzerinde iş
gördürülmektedir. Yerlerini kokuyla tesbit ederler.
-Balla beraber bir yandan da tozlaşmayı temin
eder,iğneleriyle romatizmaya fayda sağlarlar.
-Ömründe bir defa çiftleşip,kendi ağırlığının iki
katı yumurtlayarak,iki yüz bin kadar tohum alan kraliçe arı emsallerine
nisbetle ortalama beş yıl kadar uzun bir ömür yaşar.
Alman Dr. Zaiss:”Yer yüzünde mikropların yaşamadığı
tek vasat (yer ve ortam),baldır.”der.
Erkek arılar ise sadece görevleri neslin devamını
sağlamak için çiftleşmek olup,hemen akabinde ölürler.
“Arı milleti cumhuriyetçidirler”der Bediüzzaman.
Yani toplu olarak çalışırlar. Münferit hareket etmezler.
En şifalı bal,koyu olan çam balıdır.
K A
R I N C A
“Nihayet karınca vadisine geldikleri zaman,bir
karınca: Ey karıncalar!Yuvalarınıza girin;Süleyman ve ordusu farkına varmadan
sizi ezmesin! dedi.”[76]
Bu âyetden dolayı bu sureye –Karınca- manasına
–Neml- adı verilmiştir.
Hadis-de:”Peygamberlerden birini bir karınca ısırdı.
O da (öfkelenerek) karıncanın yuvasının yakılmasını emretti ve yakıldı. Allah
taala hazretleri ona şöyle vahyetti:” Seni bir karınca ısırmışken,sen tesbih
eden bir ümmeti yaktın.”[77]
-Yine hadis-de:”Bir peygamber ümmetiyle yağmur
duasına çıkmıştı,bu esnada bazı ayaklarını havaya kaldırmış vaziyette bir
karınca görmüştü ki,ümmetine:”Dönün artık,karıncanın durumu sebebiyle duanız
kabul edilmiştir.”demiştir.”[78]
Peygamberimiz dört hayvanın öldürülmesini
yasaklamıştır. Bunlar:Karınca,arı,hüdhüd,surad (sarı ve renkli ağaç kakan
kuşu)”[79]
Hattabi-ye göre:”bir hayvanın öldürülmesi yasaklandı
ise,bu ona hürmet için veya onda bulunan bir zarar sebebiyle değilse,etinin
haram kılınması sebebiyledir. Nitekim aleyhis-salatu vesselam eti yenilmeyen
hayvanın öldürülmesini yasaklamıştır.”der.[80]
“Tevhid yolunda her şey kadir-i zülcelâle intisab ve
istinad ettiğinden,bir karınca bir fir’avunu,bir sinek bir nemrudu,bir mikrop
bir cebbarı mağlub ettikleri gibi...
... Eğer şirk yolunda esbaba havale
edilse;karıncanın eseri,karınca gibi ehemmiyetsiz....”olurdu.[81]
Bu hayvanın hayatını devam ettirmesinde bir-iki tane
yetmiş olmasına rağmen onunla yetinmeyip,daha çok yiyecek yuvasına taşımaya
çalışıp hayata karşı hırslı olmasından ve öyle de hareket ettiğinden ayaklar
altında ezilmeye kendini müstehak eder.
K U
Ş
“Göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak
uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allahdan başkası tutamaz. Kuşkusuz
bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.”[82]
“Üstlerinde kanatlarını aça kapata uçan kuşları
(hiç) görmediler mi?Onları (havada) Rahman olan Allahdan başkası tutmuyor.
Şüphesiz O her şeyi görmektedir.”[83]
Cenâb-ı Hak cennetten bahsederken:”Canlarının
çektiği kuş eti ile (etraflarında dolanırlar)”[84]
Hadis-de ise:”Şüphesiz ki sen cennet de bir kuşa
bakar ve onu arzu edersin. Derhal o,kızartılmış olarak önüne
düşer.”(Bezzar-Müsned)
A T
“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar
kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın,onunla Allah’ın
düşmanını,sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz,Allah’ın
bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size
eksiksiz ödenir,siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”[85]
“Atları,katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere)
zinet olsun diye (yarattı.) Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil
vasıtaları)yaratır!”[86]
“ Akşama doğru kendisine,üç ayağının üzerine durup
bir ayağını tırnağının üzerine diken çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.
Süleyman;gerçekten hem mal sevgisini,Rabbimi anmak
için istedim,dedi. Nihayet güneş battı. (o zaman: ) Onları (atları) tekrara
bana getirin,dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.”[87]
Hadiste:”Atın alnına hayır bağlanmıştır(bu hayır)
Sevab ve ğanimettir. Bu hal kıyamete kadar bakidir.”[88]
B A
L I K
“Onlara,deniz kıyısında bulunan şehir halkının
durumunu sor. Hani onlar Cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi
aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi tatili yaptıkları gün,balıklar meydana çıkarak
akın akın onlara gelirdi,Cumartesi tatili yapmadıkları günde gelmezlerdi. İşte
böylece biz,yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.”[89]
“ İçinizden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız
bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O’dur. Gemilerin denizde
(suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (bütün bunlar) Onun lütfunu
aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.”[90]
“Her ikisi,iki denizin birleştiği yere varınca
balıklarını unuttular. Balık,denizde bir yol tutup gitmişti.”[91]
“Yunus kendini kıvranıp dururken onu bir balık
yuttu.”[92]
Hadiste:”Bize iki hayvanın ölüsünün yenmesi helal
kılındı.:”Balık ve çekirge.”[93]
“Yaşaması için en uygun yer suyu kaliteli olan
nehirlerdir. Daha çok kayalık yerleri,sonra da kumlu,pislik ve siyah balçık
bulunmayan çok hareketli ve dalgalı,güneş ve rüzgara açık,tatlı akar suları
barınmak için tercih eder.”
“Deniz balığı üstündür,güzeldir,hoştur. Taze balık
soğuk ve rutubetli,hazmı zordur,pek çok balğam doğurur. Ancak deniz ve deniz
gibi olan sularda yaşayan balıklar öyle değildir. Bunlar güzel bir karışım oluşturur.
bedeni geliştirir,meniyi artırır,sıcak mizaçları ıslah eder.”
Yahudiler onu yemezler.
Faydası gayet çoktur. Bedenin derinliklerine
varıncaya kadar tüm artıkları çıkarır,temizler.
Sesi güzelleştirir. Karnı yumuşatır.
Siyatiği iyileştirir.[94]
E B
A B İ
L K U
Ş L A
R I
“Rabbin fil sahiplerine neler etti,görmedin mi?
Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?
Onların üstüne ebabil kuşlarını gönderdi. O
kuşlar,onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. Böylece
Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.”[95]
Fil suresinin tefsirinde bu hayvanların mahiyeti
hakkında değişik ifadeler bulunmaktadır:
Peygamber Efendimizin doğumundan elli gün kadar önce
Kabeyi yıkmaya gelen Ebrehe ordularını gaga ve ayaklarında tuttukları pişkin
tuğlaları fırlatarak,bombarduman uçakları gibi onların lime lime olmalarını
sağlamış,ardından gelen yağmur ve rüzgarla denize savrulmuşlardır.
S İ
N E K
“Ey insanlar! (size) bir misal verildi;şimdi onu
dinleyin:Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız(taptıklarınız) bunun için bir
araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey
kapsa,bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz,kendinden istenen de.”[96]
Ebu Hureyreden rivayet edilen bir hadis de
Peygamberimiz şöyle buyururlar:”Birinizin
kasesinde sinek vaki olduğunda küllisini kasenin içine batırsın. Sonra sineği
atsın. Zira onun kanadının birisin de şifa,diğerinde dert vardır.”
Ve arı;ağzı bal,kuyruğu zehir.
Yılan;ağzı zehir,eti zehire tiryak.[97]
Sinek;saniyede 300 defa kanat çırpmaktadır.
Ve üremesi konusunda ise;”Uzmanlardan alınan bilgiye
göre,ergin dişi sinekler,haftada 300 ile 600 arasında yumurta bırakıyor.
Yumurtadan çıkan dişi sinek de,bir hafta içinde üremeye başlıyor. Bu durum
da,hava sıcaklığının da uygun olduğu (30 derece) şartlarda,bir ergin dişi
sinekten beş hafta içinde 76 milyar sinek üreyebiliyor. Sinekle mücadelede
ilaçlamanın larva döneminde yapılması gerektiğini ifade eden
uzmanlar,”Sineklerin larva dönemi mart ayında olur.”diyorlar.”[98]
“... Sinekler kabilelerinin haşirleri ve bilhassa
daima yüzünü,gözünü ,kanadını temizlemekle bize abdesti v e nezafeti ihtar eden
ve yüzümüzü okşayan gözümüz önündeki kabilenin bir senede neşr olan efradı,beni
ademin adem zamanından beri gelen umum efradından fazla olduğu...”[99]
“... Kavak ve karaağaç gibi meyvesizlerin bir kısım
yapraklarından her bir yaprağı,bir tabur sineklere yani,havada zikreden
zihayatlara hem beşik,hem rahm-ı mâder,hem erzaklarının mahzeni yaptığı...”[100]
-Bediüzzaman:”Zübab risalesi”adıyla sinekler hakkında
yazdığı yazısında şöyle hikmetli ifadede bulunmaktadır:
“Güz mevsiminde sineklerin terhisat zamanına yakın
bir vakitte ve hodgâm insanlar cüz-i tacizleri için sinekleri itlaf (telef)
etmek üzere hapishanemizdeki odamızda bir ilaç istimal ettiler. Benim fazla
rikkatime (şefkatime) dokunmuştu. Odamda çamaşır ipim vardı. Bilahare
insanların inadına sinekler daha ziyade çoğaldılar. Akşam vaktinde o küçücük
kuşlar o ip üstünde gayet muntazam diziliyorlardı. Çamaşırları sermek için
Rüşdiye dedim:
-Bu küçücük kuşlara ilişme,başka yere ser. O da
kemali ciddiyyetle bu ip bize lazımdır. Sinekler başka yerde kendilerine yer
bulsunlar. Her ne ise... Bu latife münasebetiyle seher vaktinde sinek ve
karınca gibi kesretli küçük hayvanlardan bahis açıldı. Ona dedim ki;
-Böyle nüshaları çoğalan nevilerin ehemmiyetli
vazifeleri ve kıymetleri vardır. Evet bir kitap kıymeti nisbetinde nüshaları
teksir edilir. Demek sinek cinside ehemmiyetli vazifesi ve büyük kıymeti var
ki;Fatır-ı Hakim o küçücük kaderi mektubları ve kudret kelimelerinin
nüshalarını çok teksir etmiş.
Evet Kur’an-ı Hakimin:”Ey insanlar! Size bir misal
verildi;şimdi onu dinleyin:Allah-ı bırakıb da yalvardıklarınız,o maksatla bir
araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey
kapsa,onu da geri alamazlar. İsteyen de aciz,kendinden istenen de.!”[101]
Yani;Cenâb-ı Haktan başka bütün esbab,ve
uluhiyetleri ehli dalalet tarafından dava edilen aliheler içtima’ etse bir
sineği halk edemezler.
Yani;sineğin hılkati (yaratılışı) öyle bir mu’cize-i
Rabbaniyedir ve bir ayet-i tekviniyedir ki;bütün esbab toplansa onun mislini
yapamazlar. O ayet-i Rabbaniyeye muaraza edemezler,taklidini de yapamazlar.
Mealindeki ayete ehemmiyetli bir mevzu teşkil eden ve nemrudu mağlub eden ve
Hz. Musa (AS) onların tacizlerine karşı müştekiyane:
“Ya rabbi! Bu
muacciz mahlukları ne için bu kadar çoğaltmışsın?” deyince,ilhâmen cevab gelmiş
ki;sen bir defa sineklere itiraz ettin. Bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki;
“Ya rab! Bu koca kafalı beşer seni yalınız bir lisan
ile zikir ediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalınız kafasından bizleri halk
etse idin,binler lisan ile sana zikir edecek bizim gibi mahluklar
olurlardı.”diye Hz. Musa’nın şekvasına bin itiraz kuvvetinde hikmeti hılkatini
müdafaa eden sineğin hem gayet nezafet-perver,her vakit abdest alır gibi yüzünü
,gözünü,kanadlarını temizleyen bu taifenin elbette mühim bir vazifesi vardır.
Hikmeti beşeriyenin nazarı kasırdır,daha o vazifeyi ihata edememiş.
Evet,Cenâb-ı Hak nasıl ki deniz yüzünü temizlemek ve
her günde milyarlarla vefiyyat bulunan hayvanatı bahriyye cenazelerini toplamak
ve deniz yüzünü cenazelerle alude müstekreh manzaradan kurtarmak için sıhhiyye
memurları nevinden gayet akil-ül lahm (et yiyici) bir kısım hayvanatı halk
etmiş. Eğer o bahriyye,sıhhiyye memurları gayet muntazam vazifelerini ifa
etmese idiler,deniz yüzü ayine gibi parlamayacaktı.
(Evet bir balık binler yumurta,binler yavru ve bazen
bir milyon yumurtadan ibaret olan havyardan çıkan tevellüdat-ı semekiyyeye
(balıkların doğumuna) nisbeten vefiyatları bulunacak ta ki muvazene-i bahriyye
muhafaza edilebilsin. Rahimiyyeti ilâhiyyenin latif cilvelerindendir ki valide
balıkların yavrularıyla nisbetsiz bir tefavütü
cismi de bulunduklarından yavrulara valideleri kumandanlık edemiyorlar.
Sokuldukları yere giremedikleri için Hakim ve Rahim,yavrular için de onlara
küçük bir kumandan çıkarıp validelik vazifesini o küçük kumandancıklara
gördürür.)
Belki hazin ve elim bir bulanıklık gösterecekti. Hem
her günde milyarlarla yabani hayvanlar ve kuşların cenazelerini toplamakla
rûy-i zemini o taaffünattan (kokuşmadan) temizlemek ve zihayatları o elim ve
hazin manzaralardan kurtarmak için nezafet ve sıhhiyye memurları hükmünde olan
kartallar misullu kerametkârâne gizli ve uzak beş-altı saat mesafeden bir sevki
rabbani ile o cenazenin yerini,giden ve kaldıran âkil-ul lahma kuşları ve vahşi
hayvanları halk etmiş. Eğer bu berriyye (karaların) sıhhiyyeleri gayet
mükemmel,intizam-perver,vazifedâr olmasa idiler zemin yüzü ağlanacak bir şekil
alacaktı.
Evet âkil-ül lahm hayvanların helal rızıkları vefat
eden hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır.
Eğer yeseler ceza görürler.
“Hatta Yaktassul Cemmâ-u minel Karnâ-i”
Yani;”Boynuzsuz olan hayvanın kısası kıyamette boynuzludan alınır.”diye ifade-i
hadisiyye gösteriyor ki;gerçi cesedleri fena bulan,fakat ervahları baki kalan
hayvanat mabeyninde dahi onlara münasib bir tarzda dar-ı bekada mücazat ve
mükafatları vardır. Ona binaen canavarlara sağ hayvanların etleri
haramdır,denilebilir. Ve küçücük hayvanların cenazelerini ve nimetin küçücük
parçalarını tanelerini toplamak vazifesiyle karıncaları nezafet memurları
olarak hem niâm-ı ilâhiyye (ilahi nimetler) nin küçücük parçalarını teleften ve
çiğnemekten ve hakaretten ve abesiyetten sıyanet (korumak) etmekle ve küçücük
hayvanatın cenazelerini toplamakla sıhhiyye memurları gibi tavzif olunmuşlar.
Aynen onlardan daha mühim sinekleri dahi insanın gözüne görünmeyen
hastalıkların mikroplarını ve madde-i semmiyeyi (zehirli maddeyi) temizlemekle
sinekler muvazzaftırlar. Değil mikropların nâkileleri bilakis muzır mikropları
mass yani emmek ve yemek ile o mikropları imha,o madde-i semmiyyeyi istihaleye
uğratırlar. Çok sari hastalıkların önünü alırlar. Hem sıhhiyye ve neferleri,hem
tanzifat memurları,hem kimyager olduklarına ve geniş bir hikmete mazhar
bulunduklarına delil ise onların gayet kesreti (çokluğu) dir. Çünki
kıymettar,menfaattar şeyler teksir edilir.
(Bir sineğin kanadı ve vücudu ne kadar harika bir
sanatı rabbaniye olduğuna lâtifane bir işaret olarak meşhur Yunus Emre’nin bu
fıkrası ne güzel bildirir:
Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklettim.
Kırkı da çekemedi kaldı şöyle yazılı.
Ey hodgâm insan! Sineklerin binler hikmeti hayatiyyesinden başka sana aid bu küçücük faidesine bak. Sinek düşmanlığını bırak. Çünkü,gurbette kimsesiz,yalnızlık da sana ünsiyet verdiği gibi,gaflete dalıp fikrini dağıtmaktan seni ikaz eder. Ve latif vaziyeti ve abdest alması yüzünü,gözünü temizlemesiyle sana abdest ve namaz ve hareket ve nezafet gibi vazife-i insaniyeti ihtar eden ve ders veren sineği görüyorsun. Hem sineğin bir sınıfı olan arılar nimetlerin en tatlısı,en latifi olan balı sana yedirdikleri gibi Kur’an-ı mu’cizül beyanda vahyi rabbaniye mazhariyetle serfiraz olduğundan onları sevmek lazım gelirken sinek düşmanlığı belki insana daima muavenete dostane koşan ve her belasını çeken hayvanata düşmanlığı ğadrdir,haksızlıktır. Muzırların yalınız zararlarını def için mücadele olabilir. Mesela koyunları kurtların tecavüzünden korumak için onlara mukabele ed