H.2. senede Vacib kılınan kurban,Allah’a
yaklaşmak anlamına olup,şükrün bir ifadesidir. Aynı zamanda Hz. İbrahim
peygamberin bir sünneti olup,onun Rabbisine karşı imtihanı kazanması gibi,insanın
da itaat ve inkiyad ederek kurban kesmesi bir nevi imtihanı kazanmasıdır.
Âyet’de:”Vaktaki yanında koşmak
çağına erdi,Ey yavrum dedi:”Ben menam’da (uykuda) görüyorum ki,ben seni
boğazlıyorum. Bir düşün,ne dersin? dedi.
O da cevaben:”Babacığım,emrolunduğun
şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun.”dedi.”[1]
Hz. İbrahim’in;Ya Rab,eğer bana bir
evlat çocuğu verirsen onu senin için kurban edeceğim,deyip,Sonra Cenâb-ı Hak
uykuda ona vahyederek,sözünü yerine getirmesini emrediyor. Azminden dolayı onu
İshak ile teyid ediyor.
Hz. İbrahim bu rüyayı;Zilhiccenin
8.9.10. yani Terviye,Arefe ve Nahir geceleri görmüştü.
Burada Hz. İbrahim ve İsmailin
Muhsinlerden yani Peygamberimizin ifadesiyle:”Rabbisini görür gibi ibadet
etmek,biz onu görmesek de onun bizi gördüğüne inanmak” bu sıfata haiz
kimselerden olduğu belirtilmektedir.
Cenâb-ı Hakta buna
mükâfaten;İbrahime oğlunun yerine kesilmek üzere bir kurbanlık göndermiştir.
İmam-ı Azam şöyle demiştir:”Çocuğunu
kurban etmeyi nezir eden bir kimseye;bir koyun kesmek vacib olur.
Ayetlerde [2]
zikredilen kurban,Hadislerde de:”Udhiyye ve Zebaih” başlıkları altında
zikredilmektedir.[3]
Hadiste:”Ya Fatıma,kalk,kurban
kesilirken sen de yanında bulun. Onun kanından ilk damla yere düştüğü anda
senin bütün günahların affedilir. Kıyamet gününde de kurban eti ve kanıyla
getirilecek,senin mizanına yetmiş misli olarak konacaktır.”
Ve:”Maldan bir vüs’at bulup da
Udhiyye kurbanı kesmiyen bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”
“Udhiyye kurbanı kesiniz. Çünkü o
babanız İbrahimin sünnetidir.”buyurulur.
Udhiyyenin en hayırlısı Koçtur.
Hadiste:”Koyun eti şifalı olduğu için daha iyidir.”
Ve:”Kurbanın en hayırlısı Koçtur.”denilmektedir.
Kevser suresinde:”(Ya Muhammed) Biz
sana kevseri verdik. Onun için Rabbine kulluk et ve Kurban kes. Asıl sonu (soyu
ve nesli)kesik olan,şüphesiz seni kötüleyendir.”[4]
Bu surenin nüzul sebebi: Âs bin Vail
Peygamberimize Ebter dediğinden dolayıdır.
Enes bin Malik:Hz. Peygamber (SAM)
bir iğfa halinde dalmıştı,derken tebessüm ederek başını kaldırdı.”Bana aniden
bir sure inzal olundu.”buyurdu da,okudu. Sonra buyurdu ki;bilir misiniz,Kevser
Nedir? Allah ve Rasulü daha iyi bilir,dediler. Buyurdu ki:Bir nehirdir. Onu
bana Rabbim Azze ve Celle cennet de verdi. Onda pek çok hayır (hayrı kesir)
var. Ümmetim kıyamet günü ona vürud edecek.(varacak) Kapları yıldızlar
sayısıncadır,derken içlerinden bir kul halecan ile çekilir atılır. Ya Rab,o
benim ümmetimdendir,derim. Buyurulur ki;Bilmezsin senden sonra onlar neler
ihdas ettiler.”
Peygamberimiz buyurdu ki:”Ben semaya
uruc ettirildiğim zaman (çıkartıldığımda) bir nehre vardım. Kenarları mücevvef
inci kubbeleri idi,bu ne ya Cibril,dedim? Bu sana Rabbinin verdiği
kevserdir,dedi.”
Kevser cennette bir nehrin adı
olup,diğer ırmaklar bundan ayrılırlar.
Kevser;Ahmed ibni Hanbel,Buhari ve
Müslim,İbni Mace,Nese-i,İbni Cerir ve diğerleri nehrin tarifinde:”Kenarları
mücevvef inci kubbeleri,içinden miski ezfer çıkar,sütten daha beyaz,baldan daha
tatlı,yeri;meşrik ile mağrib arası kadar.derinliği yetmiş bin yıllık,ondan içen
bir daha susamaz,ondan abdest alan ebeden perişan olmaz. Benim ahdimi
bozan,benim ehli beytimi katleden ondan içmez.”gibi vasıflarla,Enes,Aişe,Ömer
ve Hz. Abbas’dan müteaddit hadisler rivayet etmişlerdir.
Kevser aynı zamanda;Peygamberin
fezaili kesiresi,ahlakı azimesi,Kur’an, Tevhid, İslâm,İlim,Hikmet ve Makam-ı
Mahmud’da denilebilir.
26 kavle kadar sayılan Kevserin
üçüncüsü ise;Kevser;ümmetimin ulemasıdır.
Dördüncüsü;Çok hayırlı ashab ve etbaa
sahib oluşudur.
Beşincisi;Hayırlı ümmet,hayırlı
zürriyet,hayrı kesirler,hayırlı evlat.
Kevser;Efendimiz okumaz iken,İkra’
ile okuması ve okutması,ashab-ı filin helak olması,Aleme rahmet olarak
gönderilmesi,anlamlarına gelmektedir.
Bu kadar kevser atiyye ve
ihsanlarının şükrü için,bütün nimetleri içinde toplayışından dolayı;-Haydi
Namaz Kıl-buyurmaktadır.
Evvela namaz kıl,namaza devam et.
Çünkü namaz kalben ve lisanen ve bütün a’za-i bedenle yapılan şükrün aksamını
cami’ ve tazimin aksâsı demek olan ibadetin başı,dinin direği:”Ey iman
edenler.Sabır ve namaz hususunda Allah’dan yardım dileyin.”[5]ile
ruha kuvvet olmak.
Ve bu ibadeti sırf Allah için
yapmak. Müşrikler gibi ve mürâ-i olan gösteriş yapanlar gibi değil,Rabbin için
namaz kıl ve kurban kes.
Cenâb-ı Hak yaratılanları genel
olarak şöyle tavsif etmektedir:”Yer yüzünde ne varsa,biz dünya için bir süs
olarak yarattık ki,insanlardan hangisi daha güzel işler yapacak diye onları
imtihan edelim.
Onun üzerindeki her şeyi biz elbette
kupkuru bir toprak haline getireceğiz.”[6]
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir
oyalanmadır.”[7]
Cenâb-ı Hak bu dünyayı ruh ve
ruhanilerin alemi için bir bayram ve bir sergi yeri yapmıştır. Bu alemi
süslendirmiş,ali-adi her bir ruhu bu aleme göndermiş,hem nimetlerden istifade
edilsin,duygularla donatıp o ruhlara kendilerine münasip bir cesed
giydirmiştir. Bu sergi yeri olan dünyaya göndermiştir. Ta ki temaşa etsin ve
temaşa edilsin. Aynen resmi geçit gibi. Günlerce prova yapılır,bir anda
huzurdan geçilir. İşte o geçiş bittikten sonra,başarılı bir geçiş olmuşsa
kazanılmış,döküntülü ve başarısız geçiş ise kaybedilmiştir.
Tabiat ilahi bir sofra ve ziyafet
yeridir. Bizler onun şerefli birer misafiriyiz. Misafir ev sahibinin iznine
tabidir.
Ve bu dünyada kurban olarak kesilen
bir hayvana sırat köprüsünde sahibine bir Buraklık yapmış olacak ve
mükafatlandırılacaktır.
Elbette bu dünyada çekilen zahmet ve
meşakkatlar da kişi için büyük ücret ve mükafatlar,o insanların istidat ve
kabiliyetlerine göre Cenâb-ı Hakkın rahmet hazinesinde uzak değil ki
bulunmasın!
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”[8]
Gerek kemiyet gerekse de keyfiyet olarak en fazla
istifade eden insan,dünyaya pek çok meftun. Onu bu dünyadan soğutmak ve nefret
verdirmek,oraya bir iştiyak ve istek uyandırmak için musibet ve belaları
veriyor. O insanı rahmet kucağına koşturuyor. Nazarlarını ahirete çeviriyor.
Çünkü kurbanın ne eti,ne de kanı Allaha
ulaşmaz,ancak takva ve ibadet Allah’a varır,ulaşır.[9]
Burada;Kurban kesmeyi acımaya hamletmek,kesmemek,kan
görmemek nefsin nazarı ahiretten çevirmesidir. Oysa her gün milyonlarca hayvan
kesilmekte ve yenilmektedir. Bir rütbeli birini karşılama töreninde rahatlıkla
kesib,ona iltifatta bulunmaktayız. Yılın üç yüz altmış günü kesilen kurbanda
kesilenden geri değildir. Kullanımı yine günlere dağılmaktadır.
Düşünülmesi gereken;bu dört çift hayvan olan
Koyun,Keçi,Sığır ve Deve sürekli kesildiği halde eksilmemektedir İnsanlara
bunlar nimet olarak ikram edilmiştir.[10]
Sosyal açıdan zengin fakir arasındaki hürmet ve
merhamet duygularının yeşermesine vesile olmaktadır. Ve zengindeki yardım etme
duygusunun körelmesini engelleyip,bilelenmesine sebeb olur.
Ferdi açıdan bir ibadet görevinin yerine
getirilişinin huzuru yaşanmaktadır.
Psikolojik yönden ise;kurbanı ya kişinin kendisinin
kesmesi veya ehline kestirirken onun yanında bulunması müstehab olandır.
Böylece ibadet maksadıyla kan akıtmaya karşı,insan kanı akıtmanın çirkinliği ve
ondan sakınılmanın lüzumu hatırlanmış olmaktadır. Genel olarak da;psikolojik
bir testten geçirilmiş olunmaktadır.
Doç.A. Murad Daryal bir tesbitinde:”Batıda boks
rağbet edilen bir spor dalıdır. Yani bunda dövüp kan akıtan ve o akan kanı
seyreden seyirci veya japonlar harakiri ile veya Amerikalılar kowboy filimleri
ile adam öldürüp,kinini kusmakla kan dökme ihtiyacını öyle tatmin eder.
-Boğa güreşleriyle kişiden kan akması veya boğa
şişlenerek kanının dökülmesi,30-
“İslam kurbanı emretmekle insanların kurban dışı bir
takım yollarla tatmin aramasına ihtiyaç bırakmamıştır.”
Böylece İslâmiyet de:”Mesele kan dökmek
değil,dökülecek kanı peşinen ödemektir.”
İnsanda üç duyguya sınır konulmamıştır. İstek,akıl
ve kızma duygusu. Kurban ile bu gadab ve kızma duygusu tatmin edilir.Ancak
tavuk ve hindi gibi bir hayvanı kesmek ve kanını akıtmak onu tatmin
etmeyecektir.
Tarihi bir olay hatırlanarak bu vesile ile de
belaların def’ine vesile kılınmaktadır.
Kurban et için değildir. Çünkü Hz. İbrahim oğlu
İsmail’i eti için kesmiyordu. Amaç eti değildi.
Hz. İsmail’in kesilmeyip onun yerine koç kesilmesi
İsmail’in ömrünün uzamasına sebeb olur.
O kesilseydi,onun zürriyetinden olan nesil de
kesilecekti. Peygamberimiz de onun zürriyetindendir.
Peygamberimizin Dedesi Abdulmuttalib’in de adadığı
oğlu,peygamberimizin babası Abdullah’ı kurban etmemesi,onun yerine yüz deve
kurban etmesi de diğer hikmetli bir noktadır.
Bu evladını kurban etme adeti tüm insanlarca
uygulanacak,nüfus ve hayatın devamı kısırlaşacak,eksilecekti.
Leydi Montegue Şark mektublarında der ki:”O kadar
sene İstanbul’da kaldım,bir tek cinayet gördüm,onunda katilini halk buldu. Uzun
seneler İstanbul’da yaşamama rağmen birbirleriyle dövüşen,kavga eden
değil,birbirine yüksek sesle konuşan iki Türk çocuğuna rastlamadım”der.
İşte ibadetin ve Kurbanın müsbet tesirleri...
Kurban insan hayatı için bir teminat ve bir
sigortadır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi,kendisini insanlığa
adaması olarak nitelendirilir. Birisinin kurbanı hayvan olurken,diğeri
kurbanını insanlardan seçer.
Böylece bütün dinlerde vardır. Âyette:”Onlara
Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku:Hani onlar (Allah’a)yaklaştıracak
birer kurban takdim etmişlerdi de ikisinden birininki (Habil’in) kabul
olunmuş,öbürününkü (Kabil’in) kabul olunmamıştı.”[11]
Kurban,bir tedavi yöntemidir. Kurbanı
yemiyenler,kendilerini ve birbirlerini yemektedirler. Dünya savaşları ve
zulümler ile...
Biri ibadetlerle duygularını mukaddes yöne tevcih
ederken,diğeri basite yönelmektedir.
Gerek hacda,gerekse de İslam memleketlerindeki bu
külli ibadet ile dünyadaki aç olan müslümanların durumu gözetilmiş olmaktadır.
Bayramdan önce kesilmeyip,bayramdan sonra
kesilerek,bayramda fakirlerinde sevindirilmesi sağlanmış olmaktadır.
Hadiste:”Kurban gününü bayram olarak kutlamakla
emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır.”
Her bayramda olduğu gibi,kurbanda da
ahiret hayatı ve ölüm ile sürecek olan uzun yolculuk unutulmamalı;Hiçbir şeyin
kararında kalmayıp zevale mahkum olduğu,sevdiklerimizin çoğunun kabrin
arkasında olup,hayatın sıkıntıları altında bunalan insanların gerçek
bayramlarının imanla gidilen ahiret hayatında başlayacağını,ölümün bir idam
olmayıp,kabrin bir kuyu ağzı olmadığı belki nurlu alemlerin bir başlangıcı
olduğu,insanın kendi mahiyetini düşünerek niçin ve neden yaratıldığını
düşünerek bu dünyadaki ve gideceği hayat hakkında bir bilgi elde etmesini
öğretmekle hayatın gerçek manasını anlamaya çalışmalıdır.
Bayramın imdi,bayramın imdi.
Bayram ederler yar ile şimdi.
O’nsuz bir dünya,yarsız bir insan...
Gerçek bayram O’nunla olunan her andır.
Bayramlar
güzelliklere,muhabbetlere,yardımlaşmalara,birlik ve beraberliklere vesile
olmalıdır.
Mekke;Arafat ve tüm İslam alemindeki
külli ibadetler ile,büyük bir ağız şeklinde külli ibadetler hatırlanmalıdır.
Kurban edilen hayvanın derisi dahi
kendisine sevab kazandırdığı bu hayvanın et ve derisi konusunda ise;Evvela;et
üç kısma taksim edilip,kendisine,yakınlarına ve fakirlere dağıtılır.
Kurbanın sütünden,etinden,postunu
satıp parasını almak,demirbaş olmayacak bir şey ile değiştirmek,ve bundan kasab
ücreti vermek caiz değildir. Fakat demirbaş eşya olabilir. Madem kurbandan esas
Allah rızasıdır. Derinin olduğu gibi etinden de Kur’an kurslarına,iman ve
Kur’an hizmetinde bulunan yerlere vermek en münasib olanıdır. Zira bu
hizmetleri üstlenen cemaat ve vakıflar yapılacak u yardımlarla ayakta dururlar
ve daha iyi hizmet verirler. Yani yapılan iyiliğin nereye gideceğini bilerek
yapmak gerektir.
Kurban da esas olan;kanın
akmasıdır.
7-6-1992
MEHMET
ÖZÇELİK
[1] Saffat.100-107.
[2] Bakara.189,195-200,203,Tevbe.19,3,En’am.162,Maide.27,95,97,Hacc.26-37,Büruc.3,Kevser.2,Saffat.100-107.
[3] Bak . Kütüb-ü Sitte. Prof. İ. Canan. 6 / 43-100.
[4] Kevser suresi. 1-3.
[5] Bakara.45,153.
[6] Kehf.7-8.
[7] En’am.32.
[8] A’raf.156.
[9] Hac.36.
[10] En’am.143.
[11] Maide.27.