“ÜÇÜNCÜ REMİZ: Ey insan. Fatırı
hakimin senin mahiyetine koyduğu en garib bir halet şudur ki,bazen dünyaya
yerleşemiyorsun. Zindanda boğazı sıkılmış adam gibi “of of “ deyib dünyadan
daha geniş bir yer istediğin halde,bir zerrecik,bir iş,bir hatıra,bir dakika
içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin o ZERRECİK
de yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık,o hatıracık da dolaşıyorsun.
Hem senin mahiyetine öyle manevi
cihazat ve latifeler vermiş ki,bazıları dünyayı yutsa tok olmaz,bazıları bir
zerreyi kendilerinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde,göz
bir saçı kaldıramadığı gibi,o latife bir saç kadar bir sıkleti,yani,gaflet ve
dalaletten gelen küçük bir halete dayanamıyor. Hatta bazen söner ve ölür.
Madem öyledir,hazer et,dikkatle
bas,batmaktan kork. Bir lokma,bir kelime,bir dane,bir lem’a,bir işarette,bir
öpmekte batma. Dünyayı yutan,büyük letafetlerini onda batırma.Çünkü çok küçük
şeyler var,çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında
gök,yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i
hafızanda senin sahife-i a’malin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği
gibi,çok cüz-i küçük şeyler var,öyle büyük eşyayı bir cihette yutar,istiab
eder.”[1]
-Noktadan kainata her şey bilim
tarafından yutulur. Nokta da sünger gibi bilimi yutar.
Noktadan çıkan her şey tekrar
noktaya rücu’ eder.
Nokta gibi bir damla suyu yutan
okyanus,neticede bir nokta gibi bir damla su tarafından yutulur.
Dört büyük nehre her gün bir damla
su damlar. O nehirler bitmeden,tükenmeden okyanusları oluşturur.
Hz. Ali:”Ben (Arapçadaki) Be harfinin
noktasıyım”der.
Tüm Kur’an Besmelede,Besmele Be
harfinde,Be harfi de Be-nin noktasında mündemiçtir,gizlidir.
Çekirdek bir noktadır. Koca ağaç ve
nesiller boyu ağaçlar o bir çekirdekten çıkmıştır.
Atom da bir noktadır. Kainat atom
noktalarından oluşmuş büyük bir noktadır.
Atomdan küçük,bölünmez bir madde
olan ESİR maddesi de bir noktadır. Ancak her şeyin temelinde o vardır.
İnsan nokta gibi bir damla sudur.
İnsan vücudu noktalardan oluşmuş bir nokta kütlesidir.
Cümle, noktaların bileşiminden oluşur.
Nokta ile noktalanır. Kainat da ir cümledir. Kıyamet ise onun noktası...
Kütüphaneleri içine alan ve yutan
hafıza bir nokta gibi olup,ciltlerle bilgiyi,bilgisayar gibi içine alan dev bir
noktadır.
Levh-i mahfuz da kainatın bir
hafızasıdır. O da noktaları noktalar.
Şehirleri yutan ateş,nokta gibi bir
kıvılcımın parlamasıyla başlar ve hepsini yutup ve bitirerek bir nokta içinde
noktalanır.
Uzayda bulunan kara delik,kara
lekeler ve kara noktalar kendilerinden kat kat büyük olan dev küreleri
yutarlar. Tıpkı develerin iğne deliğinden geçmesi,yılanların filleri
yutmasından daha büyük bir özelliğe sahiptirler.
Bir nokta gibi olan göz penceresi
alemleri seyreder,içine alır.
Neticede;bir noktadan yola
çıkıp,teşekkül eden alem,sonuç da bir nokta da noktalanacak,tekrar o noktadan
açılıp oluşacaktır. Tıpkı nokta gibi bir damla sudan olan insanın,bütün vücudu
çürürken acb-uz zeneb denilen kuyruk sokumu bir nokta gibi kalıp
çürümeyip,tekrar ondan teşekkül edeceği gibi...
Ezeli olmayan ebedi olamaz. Belli
bir noktadan başlayan netice de belli bir noktada biter. Başlangıç
neticeden,netice de başlangıçtan haber verir.
“Ve keza,hardaleden daha küçük
kuvve-i hafızasında öyle bir latife-i müdrike bırakılmıştır ki,o hardalenin
tazammun ettiği geniş alemde o latife daimi seyir ve cevelan etmekte ise
de,sahiline vasıl olamaz. Maahaza,bazen bu büyük alem o latifeye o kadar
darlaşır ki,alem o latifenin karnında bir zerre gibi olur ve o latifeyi,bütün
seyahat meydanlarıyla,mütalaa ettiği kitaplarıyla o hardale dahi yutar,yerinde
oturur,karnı da ağrımaz.
İşte,insanın mütefavit mertebeleri
bu sırdan anlaşılır.
Evet,bazı insanlar zerrede
boğulurlar,bazısında da dünya boğulur.Bazılarda kendisine verilen anahtarlardan birisiyle kesretin en geniş bir
alemini açar,fakat içinde boğulur,sahil-i vahdet ve tevhide zorla vasıl olur.
Demek insanın seyri ruhanisinde çok tabakalar vardır. Bir tabakada,insanlara
huzuru Tevhid,pek suhuletle nasib ve müyesser olur. Bir tabakasında –gaflet ve
evham öyle istila eder ki- kesret içinde gark olmakla,tam manasıyla tevhidi
unutmuş olur. Sükutu suud,tedenniyi terakki,cehl-i mürekkebi yakin,uykunun son
perdesini intibah zan ve tevehhüm eden bir kısım medeniler,ikinci tabakadaki
insanlardandır. Onlar,hakaik-i imaniyeyi derk etmekte,bedevilerin bedevileridir.”[2]
Nokta vahdet ve tevhidi ifade
eder,temsil eder. Eşyalar ise kesret ve çoğunluğu,ondaki yoğunluk ve boğulmayı
ifade eder.
“Mahiyeti beşerde pek ince bir
ip,insanın vücudunda şuurlu bir kıl,şahsın kitabında bir elif kıymetinde ve
miktarında olan enenin iki vechi vardır. Biri,hayra bakar. Bu vecihle yalnız
kabili feyizdir,fail değildir. Diğer vechi ,ise,şerre bakar. Bu vecihle
kendisini fail bilir.”[3]
“Eğer,vaktiyle o enenin şiddetli bir
terbiyeyle başı kırılmaz ise,büyür,insanın vücudunu yutar.”[4]
Bir nokta gibi olan ene yani benlik
bir yandan kainatı yutarken,diğer yandan da marifetullah olan Allah’ı
bilmek,kendinde yerleştirmek için,ebede doğru uzanır ve büyür...
9-3-1996
MEHMET ÖZÇELİK