Evet,gerçekten
çok sevinmiştim. Zira bizim Şükrü’yü namaz kılarken
görmüştüm. Bu yaşına kadar namaz kılmamıştı.
Namazsız geçen elli küsur yıl...
Kolay değildi. Hem kötü arkadaşlarından ayrılmış,eski kötü
adetlerini terk etmiş ve artık namaza başlamıştı. Beni düşündürmüştü bu durum.
Bu sevinçle yanına yaklaştım ve;
-“Maşaallah!
şükrü seni tebrik ederim. Artık namaza
başlamışsın.”diyerek onu kucaklamaya başladım. sevincimden
anne-babama kavuşmuş gibi sevinçliydim. Nerdeyse bırakmak istemiyordum.
Benim bu sevinçli,gülüp
sevinerek yaptığım harekete Şükrü de gülerek karşılık verdi. Ancak içinden bir
şeyler söyleme isteği,sevincimin devam etmesini
istememe gibi bir duygusu vardı. Çok da sürmedi.
Şükrü bana şunları söylemeye
başladı:
“Ne namazı,ne namaza başlaması yav!! Günleri şaşırmışım. Ben bu
gün Cuma zannetmiş,camiye girmiştim. Sonradan fark
ettim. Meğer bu gün Perşembeymiş!..”
Bu cevap karşısında çok şaşırmış ve
çok üzülmüştüm.
Meğer şaşkınlar şaşkınlığı
kendilerinde değil,günlerde arıyorlarmış.
Allah kimseyi şaşırtmasın!! Âmin...
Ben onun kazançlı çıkmış olmasına sevinirken,o yanlışlıkla kılabilmekten dolayı zararlı
çıkacağını düşünmekte.
Kazancını kılmakta değil,kılmamakta hesab etmektedir.
Acaba,kılan
kılmakla ne kaybetti,kılmayan kılmamakla ne kazandı?
İkisinin de ömrü geçi ve de sür’atle geçmektedir.
16-3-1997
MEHMET ÖZÇELİK