Herkes birinci derecede Allah-a karşı sorumludur. Kimse kendisinden
dolayı,bir başkasına karşı sorumlu değildir. Huzuru ilahide çekilecek
sorgulamada Allah,Âdil adaletiyle o kulu
sorgulamaya tabi tutar. Başkasına karşı hiçbir insanın –kul hakkı,şahitlik ve
onunla alakalı bir şeyi olmadıkça-sorumlu değildir ve sorumluluğu da gerekmez.
İslâmiyet bütün ellerin ve dillerin
kirinden;güneşin parlak,yüce ve ulaşılamayacak kadar mukaddes olması gibi
beridir,uzaktır ve temizdir.
Evet,fertlerin
yaptıkları,uzattıkları kirli eller ve diller,kirliliği nisbetinde İslâmiyeti
kirlendirmez,ancak kirli gösterir. Bu kirlilik İslâmiyetin kendisinden
olmayıp,bakış ve kısır değerlendirmelerden,gözün bozukluğundan,bakılan
dürbün,gözlük gibi aletlerin tozlu ve bozukluğundandır.
Siyaset İslâmiyeti yaralamıştır,en
azından öyle görünmektedir. Ancak onun yarası bizzat yıpranması değil,onun
savunucu ve mensuplarının zor duruma düçâr edilmelerinden dolayıdır.
Dış da,gayri müslimlerin veya
ateistlerin İslâmiyeti kirletmeye çalışmaları,güneşe karşı havlayan kelbin
durumuna benzer. Nasıl onun havlaması güneşe bir noksanlık
getirmezse,müslümanların kendi alemlerindeki eksiklik de hiçbir zaman için
İslâmı lekedar etmez. Kusur insanlardadır,İslâmiyette değildir.
Nitekim bir insana karşı Allah razı
olsun veya İslâmi meseleleri,ilahi mesajları,İslâm Literatüründe geçen her
hangi bir ifadeyi dile getirme halinde insanımızda bir yüz kızarıklığından bir
sessizliğe veya gündemi ve sohbeti başka kanala kanalize etmeye çalışma veya
gerek eziklikten kurtulmak,gerek suçsuz
ve masumluğunu ifade etmek,gerek ben de en az senin kadar biliyorum,temizim ve
müslümanım demek gibi mefhumları hatırlatan;
-Benim kalbimde temizdir. Sen benim
kalbime bak. Bir iyilik yapan,iyi niyetli olan bir çok namaz kılandan daha
üstündür,gibi zoraki müdafaalara girmek,karşıdaki tarafından sorgulanma korkusu
ve suçlu,eksiklik pozisyonundan kurtulmaya çalışmanın,hiçbir anlamı yoktur.
Bu kişiyi sorguya çekecek başka bir
kişi olmadığı gibi,ne onun böyle bir şeyi beklemesine,nede bu kişinin böyle bir
beklenti tevehhüm etmesine hiç mi hiç gerek yoktur.
Herkes müsterih olsun. Müsterih
olmayan,ızdırabını duyan kendi kendine muhasebesini yapsın,hesabını başkasına
değil,Allah-a versin ve ona vereceğini bilsin.
Her şeyde bir ölçü olup,o ölçüye
göre biçildiği gibi,hayatta,düşüncede,yaşayış da bir şablon,bir ölçü elbette
gerekeceğine göre;o ölçü ben,sen,o,falan,filan değil,insanların takdiri veya
tekdiri değil,Allah-ın uygun görüp,memnun olup,olmamasıdır.
Madem o doğrudur,doğru olanın ta
kendisidir. eğer insanlara göre değerlendirilip,ölçülmeye çalışılırsa
milyonlarca farklı ölçüler ortaya çıkar. Bir doğru yerine,milyarlarca doğrular
türetilmeye,üretilmeye çalışılır.
Düşünülmesi gereken bir husus
vardır. İslâmiyetin neresindeyiz? İslâmiyet bizim neremize? Ne kadar? Ne
şekilde ise,bizde İslâmiyetin orasında,o kadar ve o şekildeyiz.
İslâmiyet mi bizden uzak,biz mi
ondan uzağız?
Bizim kendisinden uzak olduğumuz
İslamiyet,uzak kalmakla meseleyi çözümlemiş,iyiliğimizden,iyi niyetimizden dem
vurmamız yeterli samimiyet ve ciddiyette olmamıştır. Namaz kılan bir insanın
namazda karnını tutamayıp yellenmesi neticesinde;siz benim kalbime bakın,iyi
niyetime bakın deyip namazı devam ettirmesi ne kadar samimi ve ciddi
olursa;İslâmiyeti yaşamayıp uzak kalmayı,kalbin temizliği,düşüncenin iyiliğiyle
dem vurması da böyledir.
Her alandaki proje fiiliyata
geçmedikçe,bir anlam ifade etmez. İslâmiyet ilâhi bir projedir.
Yaşamak,fiiliyata geçirmek için gönderilmiştir. İnsanlar iradelerini o yönde
kullandıkça,irade iyi ve temizdir. Aksi ise boş ve laf-dan ibarettir.
Kaçış neden? Kaçıyor muyuz?
Kaçırılıyor muyuz?
Allah ve onun dini olan İslâmiyet
alet yapılmayacak,insanların kendilerine uygulamıyacakları kadar yüce,mukaddes
ve âlidir. Adeta bir okyanusu bir damlada göstermeğe çalışmak kadar abes,çirkin
ve boştur.
İslâmiyeti kendisine basamak ve
kullanmaya çalışmak,riyakârlık yapmak demektir ki;buda uzun ömürlü olmaz,bir
yerden patlak verip,sırıtır.
İslâmiyet,bayağı ve aşağı bir
insanın kendisinde kullanabileceği ve oynayabileceği kadar basit bir din
değildir. Bu basite inmek,basitçe değerlendirmek veya olabilirlerle itham
etmekten öte geçemez. Muğlak ifadelerle gerçekler,müşahhaslaştırılamaz.
İfade doğru,ölçü yanlış. Yanlışlar
ölçü ve baz alınarak,doğrular yanlış gösterilip perdelenemezler. Yanlışlar
miyar olmadığı gibi,imkan ve ihtimallerle hakikatlere sağlıklı ulaşılamaz,doğru
hüküm ifade etmezler.
Adam namaz kılıyor,müslüman,hacca
gitmiş,şöyle şöyle yapıyor! Neden bu adam ölçü alınıp,yanlışlarımıza ölçü
yapılıp,doğruları yapmamıza engel gösterilmeye çalışılıyor?
Kur’an-da;Peygamberimizde bizim için
güzel örnekler olduğunu söylerken,o zat bunları yapmıyor muydu? Ve de
emretmiyor muydu? Ve de gerekmez mi? Ve de bir çok mükemmel zat-lar aynı yolda
değil mi? Neden illa,ısrarla o yanlış üzerine parmak basarak doğru insanlar
töhmet altında bırakılıyor? Doğrunun üstü örtülüyor? Ya tam bir cehalet,ya
hıyanet,ya da cinayet...
Adamın biri lokantanın önünde durup
yemek kokularını koklamakta iken bunu gören lokantacı yemek parasını
isteyince,adam cebinden bozuk paraları şıkılatır ve cebine koyar.
Lokantacı,versene,deyince adam da;Ben yemek yemedim,kokusunu aldım. Sen de
paranın kendisini değil,şıkırtısını almış oldun.
Ona,bedel ödemesi için onu yemesi
gerekirdi. Bizlerde İslâmiyeti yemiyor,kokluyoruz. Onun için de pek bir bedel
ödemiyoruz. Ödeme ihtiyacını da duymuyoruz.
Siyaset İslâmiyete basamak
olmalı,onun yerine geçmemeli,gölge olmamalıdır.
Bu zamanda da en uygunu,gölge
etme,başka ihsan istemez.
İslâmiyet Allah-ın dinidir. Onu
kendisi indirdiği gibi,koruyacak olanda yine kendisidir. Ancak burada insana
düşen;yaratılışının da bir gayesi olan,ona hizmet ve o hizmette bir hisse
sahibi olmasıdır.
Bediüzzaman-ın dediği gibi; Siyaset
şeytanı melek,meleği de şeytan gösterir. Taraftarlık cihetiyle,taraftarının
elinde batılda olsa ona taraftar olur,müdafaa eder. Muhalifinin elinde Hak-da
olsa,muhalefet cihetiyle ona muhalefet eder,aleyhinde olur. Hem muhalifinin,hem
de onun elindeki hakkın aleyhinde olup,kabul etmez.
Hak odur ki;Hakkı kimin elinde
görürse almak ve o hakka taraftar olmaktır.
Bu gün memleketimizde ve de dünyada
görünen odur ki;muhalifine her konuda muhalefet etmek. Buda gadabı ilahiyi
celbe sebeb olduğu gibi,iki milyar müslümanı rencide etmekte,geçmişi inkar
edip,geleceği karartmaya sebeb olmaktadır.
Siyaset;birilerinin menfaatına
basmaktır. İslâamiyet ise,menfaatlar ve siyasetler üstü bir hakikattır. Hiçbir
hakikat ona feda edilmez ve alet yapılmaz.
Siyaset;birilerini memnun etmek
için,bazılarını da üzmektir. İslâmiyet tüm insanlığı kucaklamaktadır. annenin
tüm evlatlarını birbirinden tefrik etmeksizin şefkat sinesine basması gibidir.
Şu zamandaki siyaset,ifrattır.
İslâmiyet ise,vasattır. Vasatı muhafaza etmek,İslâmiyeti korumaktır.
Özellikle,Bediüzzzaman-ında
belirttiği gibi:” Asker neferâtı,siyasete karışmaz;yeniçeriler şahittir.”[1]
Eğer karıştırılırsa,karışır. İstibdat ve ihtilaller baş gösterir. Bu durumda
konuşulması gerekenler,konuşulmaz olur. Bu durum da Türkiye dili
olup,konuşmayanların memleketi olur. Dilsiz toplum! Dilsiz ve belirsiz devlet!
Laiklik alet edilip,bununla ya İslâmiyete
bir kulp takıp onunla tanıtılmaya çalışılır veya onu İslâmiyete kulp yaparak
onunla yürütmeyi sürdürmek amaçlanmış olur.
Bu hasta asır olan 20.
asır,asırların özeti olup,demokrasinin başındaki Demoklesin kılıncı gibi
durmakta,adeta –keserim ha- demeye çalışılmaktadır. Bu da milleti ve devleti
parçalamaya çalışanların ekmeğine yağ sürmektedir.
Nitekim,baba evladına tavsiyesinde
der;Bir köyde bulunan altı güçlü-kuvvetli,zengin kardeşi kasd ederek:
Evladım sen de onlar gibi olmaya
çalış. Eğer onlar gibi olamazsan,onları kendin gibi yapmaya çalış.
Bizim durumumuzda buna
benzemektedir. Bizim gibi olamayanlar veya bizim kendilerinden ileri
olacağımızı düşünenler,bizleri kendilerinden daha aşağı duruma düşürmeye
çalışmaktadırlar.
İslâma darbe vurmak,rahat
eleştirebilmek,kaypak bir zemine oturup ve de İslâmiyeti oraya da
oturtturarak,İslâmiyet için söylenilecek her şeyi söyleyebilmek... Bir yandan
İslâmiyeti devre dışı bırakabilmek için meydanı iflas etmiş değişik
ideolojilerin,etrafı toz-duman haline getirebilmek için meydanı açmak,başkasına
hayat hakkı tanımamak.. Bir yandan da aynı ifade ile inanç ehlini iç-den vurmak
demek olan inanç,fıkıh,içtihat ve çoğu halledilmiş meseleleri tekrar problem
yapmak..
Sonuç da ikisini birleştirip,son darbeyi vurmak ve
tasfiye yönüne girmek. Laiklik,Atatürkçülükle kalkanın arkasına sığınırken aynı
ifadelerle muğlak,yuvarlak laflarla –kahrolsun Şeriat-derken,bir gaf
yapıp,toplumu da o büyük gafının içerisine çekmek.
Cımbızla çekilen laflara demogojiyi
de ekleyerek ortaya bir acûbe çıkarmaktır.
İşte bu gün siyasetle
yapılan,yapılmak istenen,yapılmaya devam edilen oyun budur.
Siyasal din lafları da edilirken iş
hukukun siyasallaştırılmasına,toplumun ve bazı kesimlerin
siyasallaştırılmasına,siyasi bir entrika olarak yitilmektedir.
MEHMET ÖZÇELİK