ÜLFET HASTALIĞI
Ülfet bir hastalık,bir kalınlık ve bir
kabalıktır.
Ülfeti delmek,onu kırmak için fikir
süzgecinden süzmek,akıl rendesinden geçirmek gerektir. Onu korumak
değil,mümkünse korunun arkasına atmalı. Uzağında yatmalı.
Onu delmekle,onun arkasındakileri
hatırlamak,üzerinde düşünmek,aynı yolda giderken bazı adımları kısa,uzun ve
değişik atarak farklılıkları fark etmek gerek.
Ülfet bütün bu incelik ve
farklılıkları ortadan kaldırarak mezar hayatı gibi,hayatı monotomlaştırmaktadır.
Hayat faaliyettir. Ülfet atalet ve
tenbelliktir. Değişmeye ve değişikliğe tahammülü yoktur.
İnsanların ve özellikle müslümanların
hakikatı görmelerine perde ve engel olan bir alışkanlık hastalığıdır ülfet.
Kafir için küfür ve dalalet ne
derece tehlikeli ve zararlı bir yol ise;onun gibide mü’min için en tehlikeli
hal ülfet durumudur.
Eşyanın iç yüzünü ve mahiyetini
görmeye engeldir ülfet.
Bediüzzamanın ifadesiyle:”İnsanları
fikren dalalete atan sebeblerden biri;ülfeti,ilim telakki etmeleridir. Yani
me’lufları olan (alışmış oldukları) şeyleri kendilerince malum bilirler. Hatta
ülfet dolayısıyla adiyata (adet haline gelen ve getirdiği şeyleri) teemmül edip
(düşünüp) ehemmiyet vermezler. Halbuki ülfetlerinden dolayı malum zannettikleri
o adi şeyler birer harika ve birer mu’cize-i kudret oldukları halde,ülfet
saikasıyla onları teemmüle,dikkate almıyorlar,ta onların fevkinde olan
tecelliyatı seyyaleye,im’an-ı nazar edebilsinler. (baksınlar) Bunların meseli
deniz kenarında durup,denizin içerisindeki hayvanata ve sair garib halatına
bakmayarak yalnız rüzgar ile husule gelen dalgalara ve şemsin şuaatından
(ışığından) peyda olan parıltısına dikkat etmekle Malik-ül Bihar (denizlerin
sahibi) olan Allah’ın azametine delil getiren adamın meseli gibidir.
İnsanların arza ait malumat ve
müsellematı bedihiyatları ülfete mebnidir. Ülfet ise;cehli mürekkeb (tam ve
katmerli bir cehalet) üstüne serilmiş bir perdedir. Hakikata bakılırsa
zannettikleri ilim,cehildir. Bu sırra binaendir ki;Kur’an ayetleriyle
insanların nazarını me’lufatları olan şeylere çeviriyor. Ayetler,necimler gibi
ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından tutar,başını eğdirir,o ülfetin
altındaki havarikul adat (üstün adetler) mu’cizeleri o adiyat içerisinde
gösterir.”[1]
Kur’an-ı Kerim alışkın
olmadığımız,bilmediğimiz ve görmediğimiz ve görülemeyecek şeylerden
bahsetmemektedir. Bizce bilinen ve aşina olduğumuz şeylerden bahseder. Bu tarz
bir bahis de,bakıp düşünmeye,düşünüp anlamaya,anlayıp idrak ederek,iman ve
marifette kemal noktaya sevk etmek içindir.
Ve Kur’an sık sık âyetlerin sonunda
–Bilmiyor musunuz?- Akıl etmiyor musunuz?,diyerek bildiğimiz ve gördüğümüz
şeyleri ülfet dolayısıyla perdelediğimizden sık sık o perdeyi aralar ve açar.
Önemli olan ülfeti delmek ve yırtmak. O halde ülfetten âzâde olarak bakalım:
-İnsan ve kâinatın aslı bir damla
sudan. Bir damla sudan,bir şeyden her şeyi yaratmak,ancak her şeyin yaratıcısı
olan Allah’a mahsustur.
-Yine
camid,cansız,şuursuz,kör,sağır,ölü,ruhsuz,vicdansız,ilimsiz,kudretsiz,binlerce
özelliklerden mahrum,yok olma yolunda giden bir topraktan ve
tabiatdan;yiyecek,içecek,giyecek gibi şeylerin çıkması,alınması ve temin
edilmesi Allah’dan başka kimin işi olabilir?
-Güneşi gaz yağsız,is-siz,pis-siz
bir şekilde asırlardır yandıran,intizamla döndüren kimdir?
-Yer yüzünde insanları ve hayvanları
gezdiren,denizlerde balıkları yüzdüren,havada kuşları uçuran kim ise;güneşte
de,ay ve diğer alemlerde de oraya münasib varlıkları yaratıb yaşatan yine O’dur.
-Meyve ve sebzelerin,tad ve
koku,renk ve şekillerine bak! Bir de odun olan ağaç ve toprağa bak! Ondan onu
çıkaran kimdir?
-Bir yanda ot ve saman,öbür yanda
cifenin yanından geçip kandan oluşan ve dönüşen gıdalı,safi ve berrak süt. 14
kilo ağırlığındaki bir hayvanda bir kilo kan olurken,140 kiloluk bir montofon
inekte 10 kilo kan bulunmaktadır. O inekten onca süt alınırken kanın tükenmesi
ve süt alındıktan sonra hayvanın kilosunun devamlı düşüp kaybolması gerekmez
mi? Oysa değişen bir şey olmamaktadır. O halde bu süt nereden geliyor?
-Yenilen yiyeceklerden her varlığa
mahsus dikilen elbise,aza ve organların tanzimi kimin işi olabilir?
-Dil etten,göz kulak ve akıl da. O
halde konuşan,gören,işiten o organlar değil de başka organlarda olabilir mi?
Mesela el,parmak da o işi yapabilirdi,bir engel mi var?
Şu koca kâinat nasıl dönüyor? Bir an
dursa veya hızını arttırsa kim bilir nasıl olur? O halde onu bu halde kimdir
çeviren?
-Günlerin hatta ay,yıl mevsimlerin
peş peşe şaşırmadan gelmeleri,gece gündüzün birbirini takib etmesi tesadüfün
eseri olabilir mi?
-Güneşin ışık ve huzmelerinin
atmosfer süzgecinden süzülerek gelib,zararlı ışınlar olmasından bizleri
kurtaran,milimi milimine dünyayı güneş ile arasındaki ölçülü mesafeye çakan ve
oturtturan kim olabilir O’ndan başka?
-Yediğimiz bir yumurta;civciv,tavuk
ve horoz oluyor. Diğer bir yumurta deve kuşu olurken,diğer yumurta da havada
uçan kuş oluyor. Bütün organları hep o yumurtanın içinde teşekkül ediyor. O
halde düşünmek gerekmez mi nasıl oluyor? Kim yapıyor bunları?
-Evet kim yapıyor bu alemde olan
işleri? Kim yapabilir bunları O’ndan başka?Madem her şey var,o halde bir
yapanda olması gerekmez mi?
-Et’den kemik çıkıyor. 200 gramlık
dil,çeşitli dilleri ve her şeyi konuşuyor. Yiyeceklerin tatlarını birbirinden
ayırıyor. Küçücük göz koca alemi temaşa ediyor,seyrediyor. Kulak sesler alemini
işitiyor. O aleme açılan birer kapı ve pencere oluyorlar. Kalb küçüklüğüyle
beraber arşla boy ölçüşüyor. ilahi tecelliye ma’kes ve ayna oluyor. Akıl levhi
mahfuza,hayal alemi misale,ruh ruhlar alemine,kısaca maddesi maddeler
alemine,manası maneviyat alemine bir nümune...
-İnsanı bir özet ve fihriste
yapan,kainat kitabını yapandan hariç düşünülebilir mi?
-“İnsanlar acaba deveye bakıb da
biraz olsun düşünmezler mi? Deve nasıl yaratıldı? Göğe bakmazlar mı
(boşlukta)nasıl kaldırıldı? Dağlara bakmazlar mı,nasıl dikildi? Yer küreye
bakmazlar mı,nasıl serildi?”[2]
“Eğer haramlarda,içki gibi sarhoş
edici olsaydı,dünyada ayık insan olur muydu? Kaç kişi?”
Bu zatın sözünde olduğu gibi günahkar insanları sarhoş gibi görmek,iç
yapılarına vakıf olmak ancak alışılmışlığın dışında bir nazar ile bakılmakla
anlaşılabilir.
“Yüzlerinde secdelerin
izinden nişanları vardır.”[3]
Buda ehli imanın ve ehli salâtın simalarına aksetmiş
olan iç alemlerinin bir aynasıdır. O halde insanları neye göre
değerlendiriyoruz? Toplumda alışıla gelen değerlere göre değil mi?
-Ağır gemilerin insanların istifadelerine
sunularak,batmadan yüzmesinde,gökten inen bir su ile ölmüş yer yüzünün
dirilmesinde,binlerce çeşit çeşit canlıların yer yüzüne yayılmasında,rüzgarları
ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları sevk edip döndürmesinde
varlığına deliller yok mu?
-Bunca delillere rağmen görmeyen,işitmeyenler
kendileri de diğer varlıklar gibi midirler?
Yoksa körü körüne yanlışta olanların,anlamamış olanların peşinde mi
gitmektedirler?
-Yıldızlar birer harita mı? Neyi göstermekte,neye
işaret edip,nereyi aydınlatmaktadır? Düşünülmesi gerekmez mi?
-Tonlarca elektrik yüklü şimşeği çaktıran,toprağın
gübre ihtiyacını temin eden,atmosferi bir terzi maharetiyle diken kimdir? Kimin
maharet ve ustalığıdır?
-Rızıklarımız nereden gelmekte,kim göndermektedir?
Oysa devamlı rızka,havaya,suya muhtacız ve aciziz. Yoksa yapan biz miyiz?
Yaptıran bizim kuvvetimiz mi?
-Kışta ölmüş tabiatı,yazda dirilten ondan başkası
olabilir mi?
-Yılların sayısını ve hesabı bildirmek üzere aya
takvimcilik yaptıran o değil midir?
-“Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri
sayısıncadır.”Madem öyledir. Her şeyden O’nun varlığına açılan pencereden O’nu
görmeli,önümüze gaflet ve ülfet perdesini çekmemeli...
-Koyunların üremesi köpeklerinkinden az
olduğu,bununla beraber koyunlar devamlı kesilip yenildiği halde ,koyunların çok
köpeklerin az olmasının sırrı nedir?
-Âdem’den kıyamete kadar ki koyunların,keçi gibi
hayvanların sütleri toplansa,sütten deniz,arıların balları toplansa baldan
nehirler,ırmaklar,okyanuslar,koyunun yününden;ipek böceğinin ipeğinden yer yüzü
halıyla donatılmaz mı? Elbette bunları O’ndan başka kim yapabilir?
-Kendimizi hatırlamıyor,unutuyor muyuz?
-
-
-Kâinatta görülen,peygamberlerin
gösterdikleri mu’cizeleri görmüyor,işitmiyor muyuz?
-
-
-Bunca işleri düşünemiyor muyuz?
Yoksa düşünmek,düşündürülmek mi istenilmiyor?
-
-
-Hak ile batıl,cennet ile
cehennem,pis ile temiz,hiçbir olur mu? Bunları ayıramayıp aynı kefeye koymak
adaletlice bir iş olur mu?
-
-
-O’nu görmek için yer yüzünü
gezmek,gök yüzüne bakmak yetmez mi?
-
-
-Bize indirilen kitabı okuyup,anlamıyor
muyuz? Oysa o anlaşılması için indirilmiştir. Hitab bizedir. Şan ve
şerefimizde,her şeyimizde ondan başka nerededir? Ne ile olur?
-
-
-Göz görürken,kalb mi kör? Günah
boyumuzu aşarken hala şaşkın mıyız?
-
-
-Güneşi doğudan kim doğurur? Batıdan
kim batırabilir? O doğunun da rabbi,batınında rabbi değil midir? İddia
ettikleri şerikler onu batıdan doğurup,doğudan batırabilirler mi? Yoksa zoru mu
tavsiye ediyorum? Kolay yapılacak bir şeyi seçsinler?
-
-
-Dünya fani,ahiret ezeli ve
ebedi. Hangisi hangisine tercih edilebilir? Ebedi zatı bulmak için fani şeylere
ömür sarf edilebilir mi? Ebedi zatı,ebedi arasak yeri değil midir? Ebede ve ebediliği netice veren şeylere
rağbet edilmez mi? O halde hala oyun ve eğlence niye?
-
-
-Nereden geldiğini
bilmeyen,nereye gideceğini bilebilir mi? Yoksa meniden geldik,gübre olmaya mı
gideceğiz? Kıymetli olarak basit gübreyi netice vermek için mi yaratıldık? Ne
çirkin bir düşünüş! Ne kötü bir dönüş! Tam kafire layık ve müstahak...
-
-
-Şeytana ve nefse mi
aldanıyoruz? Her şey gibi gençlik de elveda diyor. O halde neye güveniyoruz?
-
-
-Ölüme benzeyen uykuya
dalıb,ondan uyanan biz miyiz? Yoksa uyandırılıyor muyuz? Ashab-ı Kehf
uyanamamıştı. Üç yüz seneye ve dokuz ilave edilen süreye kadar...
-
-
-Müstahkem kalelere sığınmakla
ölümden kaçamayan ve ölümü öldüremeyen bu insanların kaçışı nereye? Eynel
mefer?
-
-
-Yol ikidir. Mahkum olmak. Ya
ona kulluk da mahkumiyet ki;en şerefli bir mahkumiyet. Oda kainata hükmedici
bir güce sahib olunarak...O’na mahkumiyette aleme hakimiyet vardır. Hakikatte
zaten hakim değiliz ki.. Kader,kudret ve Allah’dır Hakim...
-
-
Yada nefsin zebunu,cehennemin
mahkumu olmak.
-
-
-Sıkıştığımız anda kime
koşuyoruz? Kimi çağırıyoruz?
-
-
-Arı nere,bal nere? İpek
nere,ipek böceği nere? Onlar ondan çıkabilir mi?
-
-
-Gökten başımıza yağmur gibi
meteor taşları yağmıyor. Demek yağdırılmıyor. Kar ve dolu,rüzgarında tesiriyle
top olup zararlı kütleler haline gelmiyor. Demek getirilmiyor.
-
-
-Hayvanların dizginleri bizim
elimizde mi? Bir isyana kalksalar onları biz mi durduracağız? Onları itaatkar
yapan biz miyiz? Deve itaat etmese,biz mi ona bineriz,yoksa omu bize? Her şeyin
dizgini Allah’ın elindedir.
-
-
-Ahirette ise bütün bu
perdeler kalkacaktır. Her kes her şeyi perdesiz olarak görecektir. Her kes
rabbi kim olduğunu görecek ve bilecektir. Bütün hakikatlar gün yüzü gibi ortaya
çıkacaktır. Ülfet,gaflet,dalalet gibi şeyler tekrar geldikleri gibi ademe ve
cehenneme atılacaktır. Hiçbir şeye karşı gaflet edilmeyecektir. Zira gafleti
gerektiren sebebler ortadan kaldırılmıştır. Sebebler yok,doğrudan doğruya
esma-i ilahiye ile karşı karşıya kalınacak,sebeblerin hakiki sahibi
görülecektir.
-
-
29-9-1992
MEHMET ÖZÇELİK