İnsanlık tarihi başlangıç itibarıyla;ilk insan ve ilk peygamber,kendisine ilk suhuf indirilen Hz. Âdem ile başlar.
Böylece
insanlık ve insanoğlu;yaratıldığı ilk andan beri
yalnız ve başı boş bırakılmamış,kendisine ilahi canibden
bir peygamber ve rehber gönderilmiştir.
Bu olay ta Peygamberimiz Hz.
Muhammed (SAM)’e kadar süregelmiş ve peygamberliğin son halkası onunla
sonlanmış ve “Hatem-ul
Enbiya”,-Peygamberlerin sonuncusu- ve peygamberlik müessesesini mühürleyici,son peygamber olmuştur.
Evet,peygamberlik
onunla son bulurken,ilk sahifenin ve kitapların da sonu ,son olarak o zata
indirilen Kur’an-ı Kerim-le son bulmuş,noktalanmış ve
de kemal manada kitab,insanlığa hitab,son
doruk noktasına oturmuş oldu.
Peygamberimiz her türlü maddi-manevi
şahsiyetiyle de insanlığın zirvesine çıkmış,gerçek
manada insanlığı ve insanı temsil eden ve edecek olan bir kişi olduğunu da
göstermiştir.
Hasılı;hakkında
ne söylense az olup,kısaca;”Sözlerimle onu övmüş olmuyorum. Belki onu övmekle,sözlerimi övmüş oluyorum.”diyen şair gibi yapmış
oluyoruz.
Peygamberimizden sonra,velayet
kapısı açılmış olmaktadır. Bu da:Hz. Ali ile
başlamaktadır. Velayet kapısı onunla fetholunmuştur.
Maddi fatih olup,bir çok fetihlerde bulunan Hz.
Ali,böylece manevi fatih de olduğunu hayatının ve hayatından sonraki dönemlerin
her safhasında manevi tasarrufuyla göstermiştir.
Evet,velayet
yollarının başı Hz. Ali ile başlayıp,bir çok veli zatlarla tâa
zamanımıza kadar sürüp gelmiştir.
İmam-ı Gazali,İmam-ı
Rabbani gibi zatlar başta olmak üzere,bir çok veli zatın aradığı ve arzuladığı
velayetteki zirve makam,hizmetteki doruk nokta;
Nihayet küfür ve zulmünde son
noktasına çıkmasıyla,zirve de noktalanmıştır.
Böylece tam bir müsabaka,tam
bir mücadele iki tarafın karşılaşmasıyla ringde başlamıştır.
Başlangıcı cehalet asrıyla başlayan
bu mücadelenin sonu;
Küfrün ve zulmün koz olarak
kullanması veya kullanmaya çalışmasıyla fen ve maddenin,iman
ve Kur’an-la mukabelesi şeklinde gösterilmeye çalışılmıştır.
Netice;cehalet
asrının maddesi,insanı ve her şeyinin İslâma ram
olmasıyla sonuçlanması gibi;
Sonuç da aynı olarak;Fen,teknik,teknoloji,madde,batısı
ve doğusuyla,tüm insanı ve ilim adamıyla Kur’an-ın ve
hakikatlarının halkasına gireceği bir hak olarak –İnşaallah- tecelli ve tezahür edecektir.
İşte Bediüzzaman
Said Nursi Hazretlerinin
bir asırlık hayatı ve hizmetleri şahittir ki,ortaya
koyduğu hizmet;
a)Küfrün bel kemiğini bir daha doğrulamıyacak şekilde kırmış,gittiği
yollarının muhal,batıl ve imkansız olduğunu iki kere iki dört eder kat’iyyetinde ortaya koymuştur.
“Küfür üzerinde yürümek,buzlar
üzerinde yürümek gibidir.”
“Eşek kat kat
eşek olsa,sonra dönse insan olsa (küfür ve şirk gibi
imkansız bir meseleyi) kabul etmeyip kaçacak;küfür ve inkar içerisinde geçen
bir insanlıktan istifa ediyorum.-diyerek eşekliği,böyle bir insanlığa tercih
edecektir.
Küfrün;en
büyük bir cehli mutlak,en büyük bir zulüm,cehli mürekkeb,en
büyük bir cinayet ve hıyanet olduğunu akli ve nakli delillerle isbat eder.
b)Bediüzzaman
kendi asrına ve şimdiye kadar hiçbir zaman ve zeminde yapılmayan İman konusunda
bir tahşidat,bir birikim oluşturur.
Her şeyin,her
mesleğin,her zaman ve zeminin zemin ve zenbereğine
İmanı oturtturur.
İman-sız,iman
olmadan hiçbir şeyin olmıyacağı ve çalışmıyacağını kat’i delillerle isbat eder.
“Ben mesailimi iman üzerine teksif
ettim. Gözümde ne cennet sevdası var,ne cehennem
korkusu... Milletimin imanını selamette görürsem,cehennemin
alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken,gönlüm
gül gülistan olur.”
İman uğruna Hz. Ebûbekir
misal;”Ya Rabbi vücudumu cehennemde öyle büyült ki,ta
ehli imana yer kalmasın.”
Bediüzzaman,milletin
imanının selameti,ebedi hayatlarının kurtulması uğruna;dünyayı da terketmiş,şahsi olarak ahiretine
çalışmayı da...
İmanın mertebelerinden ilmel yakin,aynel
yakin ve hakkal yakine çıkarmaya kadar imanda terakki
kaydettirir.
Sürekli bir şekilde kulun Allah ile
olan intisabını temine çalışır.
Her şeyin O’nunla
var olup ve de var olabileceğini,O’nsuz
hiçbir şeyin var olamıyacağı ve de ona varlık adının verilemiyeceğini izah ve ifade eder. “O’nu bulan neyi kaybeder,O’nu kaybeden neyi bulur? O’nu bulan her şeyi bulur
ve onu kaybeden hiçbir şeyi bulamaz. Bulsa da ancak başına bela bulur.”
c)Her şeyin anahtarı olan Besmele
ile eserine başlayarak,Namazın hakikatını,hikmet
yönünü muhtelif şekillerde ele alarak;”İnsanın yaratılıb,bu
dünyaya gönderilmesindeki gerçek gaye;Halık-ı kainatı
tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir.”ayetinin gerçek manası olan,insanın
yaratılışının gaye ve maksadını,insanın nereden geldiği? Ve nereye gideceği? Ve
bu dünyadaki gerçek vazifesinin ne olduğunu? en veciz
ve mukni bir şekilde izah ve şerhetmektedir.
ç)Haşir risalesiyle,ahiretin varlığını iki kere iki dört kesinliğinde isbat ederek;cennet,cehennem,kabir,mahşer gibi ahiret alemlerinin gerçek mahiyetini her tabakada insana
bildirmekte ve tanıtmaktadır.
d)Ölümün korkulacak bir şey olmadığını,mahiyet ve hakikatını
bildirerek,bir terhis ve yet değiştirmek,gerçek vatana gitmek olarak
göstermektedir.
e)Peygamberimizin maddi ve manevi
şahsiyetini tanıtarak,onun sünnetine uyulması
gerektiğini,sünnetine uymanın Allah’ı sevmek demek olduğunu ve de Allah
tarafından sevilmenin yolunun yine onun habibi olan
peygamberine uymak ve onu sevmekten
geçtiğini ayet ve hadisler ışığında izah ve şerh eder.
f)Kur’an-ı Kerim-in doğrudan doğruya
Allah kelamı olduğunu isbat eder. Ve insanların
hayatlarında uygulamaları için Allah tarafından hayatı düzenleyici tüm esasların,kanun ve şeriatların esaslarını ihtiva ettiğini
anlatır.
g)Peygamberlerin gösterdikleri mu’cizelerin;insanları
hidayete davet için olmakla beraber,hayata uygulanabilirliliğinin de mümkün
olduğunu,böylece insanları onlara teşvik için gösterildiğini ibretli bir tesbit ile anlatır.
ğ)Allah’ın isim ve sıfatlarını tanıtarak,ancak onlarla tanınabileceğini belirtir. Kafirlerin Allahı bildiklerini
ancak sıfatlarında hataya düştüklerini temsillerle izah eder.
k)Hikmet,felsefe
ve bunların birbirleriyle olan mukayeseleriyle izah yoluna giderek,veciz
ifadelerde bulunur.
l)İsraftan sakınılması gerektiğini,iktisad ve kanaata alışılmasının lüzumunu anlatarak,ekonominin de
temelini oluşturacak esasları belirler.
m)Sahabe ve onların üstünlüklerini belirterek,onların insanlık aleminde birer maddi manevi
yıldızlar olduklarının hakikatını izah eder.
n)İnsanın tanımını mükemmel yapar.
İnsana kendisini tam olarak bildirir. Bulunduğu mevkiyi
ona hatırlatır ve anlatır.
o)Ulemanın dahi zorlandıkları imanın
esaslarından olan Kaderin;Allah’ın bir ilmi
olduğunu,bir takdir,bir plan ve proğram ve bir proje
hükmünde olarak,zorlayıcı olmadığını mukni olarak
izah eder.
ö)Madde ve maddiyatın her şey olmayıp,maneviyatı maddi gözlere madde gibi zahir bir şekilde
göstermektedir.
p)Şimdiye kadar İslam aleminde;İslam alimlerinin de üzerinde münakaşa ettikleri
konuları yani –Umumül Belvâ-
denilip içerisinden çıkılamıyan konulara bir netlik
ve izah kazandırarak,asırlardır süren münakaşaları kökünden kaldırır.
r)Değil sadece İslam aleminde bir
ittifak ve muhabbet,hristiyanlık
alemiyle,İslam aleminin dahi temel noktalarda birliğine gidip,birleştirici bir
rol oynayarak,inkarcılığa karşı umumi bir cephe alır.
s)Başta Fir’avunları
yetiştiren benlik,enaniyet,gurur
gibi kavram ve vasıfların mahiyetlerini,iç yüzünü göstererek,insanları böyle
bir vartaya düşmekten koruyucu tedbirleri gösterir.
ş)Görünen alemde,her
bir zerre de ve her şeyde Allah’a giden yolu göstermektedir. “Allah’a giden
yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır.” Kapalı olan
kapılardan,iman ve marifet anahtarlarıyla,O’nun
marifetine yollar açmaktadır.
t)Hayatını sevgi üzerine oturtturan
Yunus gibi,aşk üzerine oturtturan Mevlana gibi;her
şeye karşı sevgi ve aşk yolunu göstermektedir.
u)Zulmette nuru,zulümde
adaleti,kış da baharı,kesrette vahdeti,kısaca;her şey de bir şeyi,bir şeyde de
her şeyi göstererek,gerçek ve hakikatı tek bir şeyde
O’nda görmüş ve de göstermiştir.
ü)Siyasi alemde dönen dolap ve
entrikalara alet olmadığı gibi,alet olunmamanın
yollarını da göstermiştir.
v)Hizmette muvaffakiyetin sırrının
geleceğe yönelik nesiller yetiştirmekten vaz
geçtiğini görerek;ihlaslı ve sadık talebeler ve
nesillerin yetiştirilmesine gayret göstermiştir.
Bu uğurda gösterilecek en küçük
gevşemenin kişiye büyük zararlar ve kayıplar getireceğini de yaşayan
belgeleriyle göstermiş ve bildirmiştir.
Kainatın vereceği en önemli mahsul
insan olduğuna göre,insanın da en önemli, netice ve
gayesini göstermiş ve o hedefe yönelerek,yöneltmiştir.
y)”Kişinin cennet hayatı,aile
hayatıdır.”diye ifade edilen evin tesisi ve kadının,çocuğun yetiştirilmesi
üzerinde durur.
Kadının;başta
sefahet olmak üzere dünyaya alet olmaması ve
edilmemesini ısrarla işlemiştir.
z)Uhuvvet risalesiyle kardeşliğin,ihlas risalesi ile hulusiyet
ve samimiyetin temellerini atmıştır.
aa)Bin
yıldır devam etmekte olan,Kur’an-ın
ve ecdadın lisanının muhafazasına ehemmiyetle çalışmış,toplumları o zengin
miras üzerine oturtturmayı hedeflemiştir.
ab)Cenâb-ı
Hakkın kainata koyduğu kanunlar muvazenesiyle,insanlara
gönderdiği şeriatlar dengesini izah etmektedir.
ac)Peygamberler
hasseten peygamberimizin gösterdiği mu’cizeler yani harikulade olaylar ile nübüvvet ve risaletinin belgelerini göstermekle,küfür
ve dalaletin girdaplarında olanları çekip çıkarırken;
Ehli imanın imanını,İslâmın ilk devrelerindeki,güçsüzlükler içerisinde
bulunan sahabelerin imanlarını da takviye etmektedir.
aç)İnsanların milliyet bakımından
farklı oluşunun;ayrılık sebebi olmadığını,insanların
gerçek milliyetlerinin İslamiyet olduğunu geniş bir şekilde izah etmektedir.
ad)Asrı saadette olan olayların,şimdiye kadar münakaşaya sebeb
olan noktaların izahını yaparak,yanlışları tashih etmektedir.
Meselenin içtihattan kaynaklanıp,günahı gerektiren bir durumun olmadığını
belirtir.
ae)Hastalar
risalesiyle,hastalığın gerçek manada korkulacak bir
şey olmadığını belirterek,hakiki hikmetini göstermekle şikayeti şükre
döndürmektedir. İnsanın acizliğini ve fakirliğini göstermekle,hamd ile mükellef olduğumuzu bildirmektedir.
af)İhtiyarlar risalesiyle;insanın
acziyetini daha iyi bilip,kemal yaşı olan
ihtiyarlığın sevilmesi gerektiğini,ihtiyarların hürmete layık kimseler
olup,Hadis-deki:”Eğer beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi;belalar üzerinize
sel gibi yağardı.”hakikatıyla;ihtiyarların ve
ihtiyarlığın,belaların def’ine vesile kimseler olduğunu anlatmaktadır.
Özetle:Hz.
Âdem-den beri,asırlarca süregelen,İslâma yöneltilen
tüm meselelere izah,isbat ve mantıki yorumlar
getirerekten,inancın,İslâmın etrafına kasıtlı veya
cahilane örülen ve örülmek istenen tüm “Utanç Duvarlarını” yıkmış ve
eserleriyle yıkmaya da devam etmektedir.
15-3-1996
MEHMET ÖZÇELİK