RİSÂLE-İ NURDAKİ TERİMLER VE MÂNALARI
-AKREBİYET – KURBİYET : Akrebiyet;Güneşin
gözümüzün içerisine kadar girmesiyle bize bizden daha yakın olması gibi,Cenab-ı
Hakkın da bizlere bizden daha yakın olmasıdır.
Kurbiyet ise;İnsanın kendi çaba ve
gayretiyle Allah’a olan yakınlığı. Bunlar aynı zamanda Allah’a gidiş yolları
olup,birincisi Sahabelerin mesleği olup,onlar o yolda gitmişlerdir. İmam-ı
Rabbaninin de ifadesiyle,ahir zamanda da Mehdi ve İsa’da aynı mesleği takib edeceklerdir.
İkincisi ise,Velilerin mesleği ve süluk tarzıdır.
Birincisi
kısa,kolay,tehlikesiz,meşakkatsiz ve ulvi olup,ikincisi,uzun,tehlikeli ve
meşakkatli bir meslektir.
-ÂLÂ-YI İLLİYYİN : İnsanın kendisine Allah’a kul ve muhatab
olmak üzere verilen kabiliyet ve istidatlarını kullanarak cenneti ve Allah’ın
Cemalini netice verecek bir şekilde,önünde açılan sonsuzluk yolunda yükselmesi.
-ALEMİ ŞEHADET : Alem,delil demektir. O
halde iç ve dış,görünen ve görünmeyen her şey Allah’ın varlığının birer
delilidir. Gördüğümüz şu alem O’nun varlığını gösterdiği gibi,görmediğimiz
ancak Peygamberlerin ve Kitabların bahsettiği alemler de her biri birer
delildir.
-ARŞI AZAM :
Allah’ın varlığını bir ayine olan kal de bir arşdır. Allah orada tecelli ve
tasarrufta bulunur. Arşı azam ise,umum varlıkların ve alemlerin tasarruf
yeridir.
-ÂSÂR – I RAHMET
VE İNAYET : Varlıklarda Allah’ın
rahmetinin bir belirti ve eseri olmasaydı;arslan yavrusuna şefkat etmez,anne
yavrusunu bağrına basmaz,toprak bitkinin,bitki hayvanın,hayvan insanın
yardımına koşmazdı. Kafirler bir avuç su bile içemezlerdi. Allah insandan
rahmet ve yardımını çekecek olsa,insanın hali nice olur? Bütün kainat ona
düşman olur ve onu boğardı.
-AVÂLİM-İ UHREVİYE : Cennet ve tabakaları,cehennem ve
tabakaları,kabir,haşir,misal alemi,ve on sekiz bin ayrı ayrı alemler ki,her bir
insan bile başlı başına bir alemdir. İmanın esas ve hedeflerinden olan ahiret
alemi.
-
-
-ÂYÂT-I TEKVİNİYE : Bir memlekete gelen büyük
çaptaki bir mal nasıl ki ancak oranın en zenginine ait olacağını,her dengin
üzerindeki mühür de ona ait olduğunu gösterirse,onun gibi de;Kainatta var olan
her şey,sadece gözünün gördüğüne inanan ve gözlü olan herkese Allah’ın
varlığını okutan ve gösteren bir delildir..
-
-
-
BAHRİ BELAĞAT : Su hayata hayat ve kaynak
olduğu gibi,su misal ayetlerin damlalarından oluşan Kur’an denizi de hayata
hayat olup,tümüyle rahmet olmakta,düştüğü yerde hayat fışkırmakta,düştüğü kalbi
güzel üslubuyla yakıp,mest etmektedir.
-
-
- BAHRİ MUHİTİ HAVA-İ VE ESİRİ : Hava alemi veya maddenin
en küçük parçası olan ve her şeyin kendisinden yaratılmış olduğu esir maddesi
bir okyanus olup,varlıklar ise balığın denizde yüzdüğü gibi o hava ve esri
okyanusunda yüzerler.
-
-
- BELAĞAT – I KUR’ ANİYE : Kur’anın;kısalık-uzunluk
gibi çeşitli meselelerde gereksiz ifadelerden uzak olarak yerine göre,hale
uygun olarak ifade ve açıklamada bulunması.
-
-
-BÜRHAN
–I HAKİKAT
: Kur’an hayal ve hurafelerden uzak olarak,hakikatlardan bir araya gelmiş başlı
başına bir delildir.
-
-
- CEM’İYATI HAYRİYE :
Toplumu birbirine yakınlaştıracak,insanları birbirleriyle kucaklaştırmaya ve
güvene sebeb olan hayır kurumları.
-
-
-
CİNAYETİ ÂMME : Umum mahlukatın hukukuna
tecavüz. Küfür ve inkar varlıkların Cenab-ı Hakka yaptıkları tesbih ve
ibadetlerini örttüğü ve reddettiği için,Allah’ın ezeli ve ebedi olan isim ve
sıfatlarını küfrüyle gizlediğinden ebedi bir cinayet işlenmiş olup,ebedi cezayı
hak etmiş olmaktadır.
-
-
- DAİRE –İ İMKAN, VÜCUD ;
MÜMTENİ’
: İmkan;Allah’ın dışında yaratılan her şey. Olması da olmaması da mümkün iken
Allah’ın inayetiyle ve iradesiyle var edilen varlıklar.
Mütesaviyüt-tarafeyn.olması ile olmaması mümkün olan.
-
-
Vücub;olması
kesin olup,zıddı olan olmamak ve olmaması düşünülemeyen Allah. Mümteni’
ise;Olması mümkün olmayan,yok olup,varlığa çıkmayan.
-
-
- ECZA-
İ ASLİYE – ZERRAT – I ESASİYE : Bir binanın boya ve sıvalarının değişmesine
rağmen,o binanın temelini oluşturan ve ayakta tutan taşları nasıl sabit kalıp
değişmiyor ise,öyle de,her sene vücudunu değiştiren ve altmış senede altmış
insan olan bir insan –ki hepsi de küçüklüğünden büyüklüğüne kadar farklı farklı
olması- ahirette temel zerre ve parçaları üzerinde en mükemmel olarak
yaratılacaktır.
-
-
- EMRİ KÜN – FEYEKÜN : Cenab-ı Hakkın –ol-
demesiyle,irade edip dilediği bütün varlıkların bir anda hemen var olmaları.
Bir komutanın –arş- emri ile bir bin fark etmeksizin bütün askerin hepsini
birden,bir anda hareket ettirmesi gibi.,Allah’ın da yaratması bir emir olan
–ol- emri iledir.
-
-
-
EHLİ FEN : Sadece akli duygularını aydınlatmış,aklıyla
hareket eden,onu onaylayıcı kalbi ve dini ilimlerden mahrum,maddi ilimlerle
uğraşanlar.
-
-
- EMANETİ KÜBRA :
İnsanın mükellefiyeti,İman,Kur’an,İslamiyet,akıl. Bunlar neticesinde ya ebedi
hayatı kazanmak veya kaybetmek ile karşı karşıya kalma durumudur. Bir
hizmetçinin sorumluluğu az olduğundan,mükafat ve cezası da azdır. Ancak bir
cumhurbaşkanı için mükafat da büyük,ceza da... İnsanı diğer varlıklardan ayıran
ayırıcı fark...
-
-
-
ESFELİ SAFİLİN : İnsanın bütün duygularıyla sukut
edip,cehennemi netice verecek şekilde,cansızlardan da daha aşağı bir duruma
düşmesi. Elmas olmaya namzed iken,kömür seviyesizliğine düşmesi.
-
-
-FELASİFE-İ ABESİYYUN : Her şeyin
boş,sahibsiz,gayesiz,amaçsız,lüzumsuz olarak yaratıldığını düşünen,aklı gözüne
inmiş,akıl-kalb-vicdan-ruhuna itimat etmeyip hayvan gibi sadece gördüğüne
inanan felsefeciler.
-
-
- FELSEFE-İ SAKİME :
Kafa feneriyle hareket eden,sönük görüşlü,hakikatın yolunu şaşırmış,yanlışlıkla
şifa dağıtan hasta ve hastalıklı felsefe. Karanlık adamı,karanlıktaki adam.
İslam güneşinden mahrum,karanlıkta araştırma yapıp,bulduğu derdi deva olarak
sunan akım. Kendisini tedavi etmekten aciz bir meslek.
-
-
-
FENNİ BEYAN VE MAÂNİ :
Edebiyattaki hakikat,teşbih ve güzel söz ve yazı ilmi. Herhangi bir
meseleyi izahta edebiyatın bilinen ve bilinmeyen bütün inceliklerini kullanarak
ifade etmek.
-
-
- HAKÂİK-I GAMIZA –İ İLÂHİYE : İnsanın kendisine ait sırları olduğu
gibi,Allah’a ait gizli hakikat ve sırlar da vardır. Bunlar kader ve ilim
olup,bir kısmı Kur’an-da bulunmakta,ahirette de bütün berraklığıyla açığa çıkacaktır.
-
-
-
HAKÂİK-İ SÂBİTE : Tağayyür ve değişmeye maruz kalmayıp,sabit ve doğru hakikatlar.
-
-
- HAŞRİ İSTİB‘AD : Her sene yer yüzünün ve bütün varlıkların
diriliş ve yaratılışını gören insanın,öldükten sonra tekrar bir bahar
kolaylığında dirilişini dar aklına sıkıştıramayıp,uzak görmesi.
-
-
-
HİKMETİ İMHAL : Allah imhal eder,ihmal etmez. Allah insana
yaptıklarından dolayı bir mühlet ve süre tanır,ta ki kul tevbe ile ondan vaz
geçsin. Ancak bu imhal etme,insanın yanına kar kalma anlamına gelmez.
-
-
-
HİKMETİ KUR’ ANİYE :
Kur’an-ın,her şeyin nedenini,niçinini,kısaca var oluş,yaratılış gayesini
ve hedefini akla ve kalbe uygun olarak izah edip,hakikata ve her şeyin sırrını
bilmeye götüren ilim. Kur’anın her şeyin üzerindeki sis,gaflet ve dalalet
perdesini kaldırıp keşfederek hakiki hakikatı göstermesi,bulması.
-
-
- HİLAFETİ ARZİYYE :
Kendisine yüklenen yükten dolayı yeryüzünde
seçkin ve seçilmiş kılınan,her şeyin kendisine hizmetkar
kılındığı,kendisinin de yaratıcısına iman ve ibadetle sorumlu kılınıp,tasarrufa
memur,geniş yetkilerle donatılmış yeryüzünün efendisi olan insan.
-
-
-
HİLKAT ŞECERESİ : Kainat bir ağaca benzetilirse,insan onun
meyvesidir. Zira ağaç meyvesi için ekilir. İman ve ibadetler de insanın
meyvesidir.
-
-
-
HUTBE-İ EZELİYE : Allah’ın zatı ezeli olduğu
için,insanlarınki gibi sonradan olmadığından,insanı yaratmayı irade ettiği
gibi,onunla konuşmayı da ezelde irade etmiş ve konuşmuştur. Kur’an-da,ezelde
hazırlanan ve irade edilip yapılan bir konuşmadır.
-
-
- HÜCRE-
İ TALİM
VE HİDAYET : Eğitim,öğretim ve hidayete beşiklik yapan
oda ve ev. Boş şeylerin konuşulmadığı,marifet ve imana vesile olacak ilimlerin
konuşulduğu yer.
-
-
-
İBADETİ TEFEKKÜRİYE : Tefekkür kabalığın değil,ince olan fikrin
mahsulüdür. Kılı kırk yarmadır. İman ve Kur’an-a dair bir anlık düşünme,bir
sene nafile ibadete denk tutulmuştur. Bir dalgıç maharetiyle düşünme ve
düşüncede derinliğine dalıp,yüzde ve yüzeyde kalmamak. Hakiki hakikata
varıncaya kadar bütün kalın ve ince perdeleri aralamak ve kaldırmak.
-
-
- İCABİ
– IZTIRARİ - SUDÙRU GAYRİ
İHTİYARİ : Cenab-ı Hakkın
yaratmasında,yaratmasını gerektirecek zorlayıcı,iradesinin dışında bir gelişme
ve meydana gelme söz konusu değildir. O dilemedikçe,irade edip istemedikçe
hiçbir şey var olamaz.
-
-
-
İNSANİYETİ KÜBRA : Gerçek insanlık İslamiyetle olur.
İslamiyetsiz insanlık,insanlık değil,vahşilik ve canavarlıktır. Başkasını
yutmakla beslenir. Hakiki insanlık olan İslamiyet ise,selamet ve emniyet
olup,insanlık onunla beslenir.
-
-
-
İLTİFATAT-I EBEDİYE-İ RAHMANİYE VE
HİTABAT-I EZELİYE-İ SÜBHANİYE : Allah
lütfuyla bizlere iltifat etmiş ve kendisine yönelenlere de ebediyyen yönelecek
ve ilgilenecektir. Ve insanla ezelde konuşmuş,onu –tabiri caizse- adam yerine
koyup,muhatab kabul etmiştir. Kur’an-da,hayvanlara hitab edilip de,ey hayvanlar
veya ey bitkiler denilmeyip,ey insanlar,denilerek,insanla konuşulmaktadır.
Âyette:Eğer biz bu Kur’an-ı dağlara indirseydik,dağlar Allah korkusundan param
parça olurdu.”[1]
Böyle ulvi bir hediye insana nasib olmuştur. Bir üst rütbelinin veya bir
cumhurbaşkanının kendisiyle birkaç dakikalık konuşmasını ömür boyu bir hatıra
olarak saklayıp,her yerde söyleyen bir insan,Allah’ın kendisiyle konuşmuş
olmasını düşünmelidir.
-
-
-
İSTİDRAC – MEKRİ İLAHİ : Keramet,mü’mine Allah’ın bir ikramı olup
onun derecesini arttırırken,istidrac, kafirin gösterdiği üstün bir şeyi kendisinden bilerek küfrünü
arttırması. Firavunun atıyla sarayın penceresinden girmesi,leninin halkın
üzerinde uçarak konferans vermesi, Deccalın sol gözündeki manyetizma ve tesiri
ile insanları kendilerine celb ve cezbetmeleri. İlahi bir ceza,onları aldatan
ve hilelerini boşa çıkartan ilahi bir hiledir.
-
-
“Onlar
hile yaptılar,Allah’da hile yaptı. Allah hile yapanların hile ,oyun,komplo ve
oyunlarını boşa çıkarmada en hayırlı ve güçlü olanıdır.”[2]
-
-
-İSTİFHAMI
İNKARİ –İ TAACCÜBİ : Her hangi bir meseleyi inkar edenin inkar
etmesine karşı hayretle,soru ile karşılıkta bulunmak. kainatı boş ve
yaratıcısız zannedene,hayret ve şaşkınlıkla,öyle mi zannediyordun?demek gibi,hayretle
karşılamak.
-
-
-
KADİRİ KAYYUM : Her şeyin kendisinin varlığıyla ayakta
durduğu,kudreti sonsuz güç sahibi olan Allah. Kudret sonsuz olunca,
az-çok,küçük-büyük birdir.
-
-
-
KASASI KUR’ANİYE : İnsanların ibret,ders almaları ve
Peygamberlere verilen mu’cizelerin benzerlerini yapmak üzere Kur’an-da
anlatılan peygamberlerin hayat hikayeleri.
-
-
- KEREM : Her hangi bir karşılık beklemeden iyilikte
bulunmak. Karşılıksız olarak ikram etmek. İhsan ise;teşekkür de olsa bir
karşılık bekler. Allah’ı görür gibi ibadet etmeyi gerektirir. Biz O’nu görmesek
de,O’nun bizi gördüğünü bilmektir.
-
-
-
KİTABI KEBİRİ KÂİNAT :
Allah’ın iki tarzda kitabı vardır: Biri;çeşitli şekillerde bir ressam
maharetiyle çizilmiş şu büyük kainat kitabı ki,her bir parçası bir kitab
oluşturmaktadır. Bütün ilimlere kaynaklık etmektedir. Diğeri ise,Kelam
sıfatından gelen,peygamberlere gönderilen sözlü kitabıdır.
-
-
-
KİTABI SEMAVİ : Yağmur nasıl ki gökten inip insanlar için
bir rahmet ise,Kur’an-da akıl-kalb ve ruhlar için gökten indirilmiş bir rahmet
kitabıdır.
-
-
-
LEM’A-İ İ’CAZ : Gökyüzü parlayan yıldızlarıyla nasıl ki
insanı hayran bırakıp,taklidini yapmaktan insanı aciz bırakırsa,bunun gibi
de;Kur’an-da parlayan yıldız misal ayetleriyle benzerini yapmaktan insanları
aciz bırakıp,parlaklığını göstermektedir.
-
-
-
MAARİFİ İLÂHİYYE :Kur’an,Allah’ı bilmeye ve tanımaya insanı
sevk eden ilahi marifet kaynağıdır. O’nu tanıtır. Zira bilmek ayrıdır,tanımak
ayrıdır. herkes İstanbulu bilir,ancak herkes İstanbulu tanımaz veya farklı
derecelerde bilir ve tanır. Şeytanda Allah’ı bilirdi,ancak kalbde marifet ve
tanıma olmayınca,imanda olmadı. Kur’an marifeti arttırır.
-
-
-
MAHŞERİ ACAİB : Acib ve garib bir şekilde
bütün varlıkların,mahlukların bir araya gelerek bir anda toplanmaları...
-
-
-
MAHZENİ MU’CİZAT VE MU’CİZE-İ KÜBRA :
Peygamberimiz peygamberliğinin delili olarak binlerce mu’cize göstermiştir.
Umumunun aslı ve kıyamete kadar devam edecek olan mu’cizesi ise Kur’an-dır.
Birincisi,kendi asrındakiler için,Kur’an ise;hepsini içinde toplayan (ayı ikiye
bölmesi,parmaklarından suyun akması)[3]
ve Allah tarafından tasdik edilerek kıyamete kadar gelecek olan insanlar için
bir mu’cizedir.
-
-
-
MÂİDE-İ SEMÂVİYE : Musa (AS) kavmi olan İsrailoğullarına,Allah
onların sofralarına gökten kudret helvası ve Bıldırcın eti gönderdiği gibi,[4]Kur’an
sofrasıyla da maddi ve manevi duyguları doyuracak uhrevi,cennet misal yiyecek
ve içecekleri Kur’an sofrası içerisine serip insanların istifadelerine
sunmuş,ondan faydalananın dünyasını cennete çevirmiştir.
-
-
-
MERÂTİBİ KÜLLİYE-İ ESMÂİYE :
Cenab-ı Hakkın bütün isimlerine mazhariyette yükselip,en büyük insanlık
rütbesine ulaşma.
-
-
-
MENFİ MİLLİYET : İnsanları birbirine bağlayan bağın ırki olup,ırkına
göre değerlendirmek. Oysa İslamiyet bu bağı esas almayıp keser,birbirine
bağlayan bağın din olduğunu ifade edip,onun yerine tesis dini eder. Böylece
masum ve mazlumları zalimlerin zulmünden kurtarıp,birleştirici özelliğiyle
halkayı daraltmaz,geniş tutmuş olur.
-
-
-
MENSUCATIN DESTGÂHI : Kainat bir tezgah gibi;ahirete,cennet ve
cehenneme malzeme dokur. Nasıl ki mahir bir ustanın yaptığı eserde
ilmi,mahareti maddi olarak eserinde görüldüğü gibi,alemler de Cenab-ı Hakkın
isim ve sıfatlarının maddi şekilde dokunduğu bir fabrika ve tezgahtır. Cemal ve
Rahmeti cennete malzeme istediği gibi,Celal ve Kahhariyeti de cehenneme malzeme
istemektedir. İsim ve sıfatlar eşyayı dokur.
-
-
-
MUARAZA –İ BİLHURUF : Kur’an-a;Edebiyat,söz,davasının haklılığını
medenice isbat etmek için ilim,hikmet ve kitabla karşı koyma.
-
-
-
MUARAZA - BİSSUYÙF : Davasını mantıki yönden isbat edemeyenlerin
kaba kuvvete,kılınç ve silaha baş vurarak,hakla değil,kuvvetle karşı koymaya
çalışmaları.
-
-
- MU ’
ZAT-I KUR’ANİYE : Kur’an-ın;gerek insanda onun benzerini
yapma kabiliyetinin olmayışı gerekse de Allah tarafından müsaade edilmediğinden
(Musa peygamberin Tur-i Sina-da Allah’ı görmeye tahammül edememesi gibi)[5]
lafız ve mana yönünden harika olup,benzerinin yapılmaması ve yapılamaması...
-
-
- MU ‘
CİZE-İ BÂKİ : Allah’ın kelamı ezelden geldiğinden ebede
gidecektir. Allah ezeli olduğu gibi,kelamı da ezeli ve ebedidir. Kur’an-ın
harikalığı da ezeli ve ebedidir.
-
-
-
MUZAAF RİBA : Faizi misliyle ve kat kat haksız yere yeme.[6]
Millete ait milli serveti kendine tahakküm vesilesi yapıp,yemesini başkasının çalışmasına
bağlayarak,asalak gibi başkasının kanını emerek beslenme.
-
-
-
MÜSEYLİME-İ KEZZAB : Peygamberimiz zamanında peygamberlik
iddiasında bulunan ve Peygamberimizin amcası Hz. Hamza’yı öldürüp daha sonra
müslüman olan Vahşi tarafından öldürülmüştür. Kur’an-ın ayetlerine benzer
yapmaya çalışıp,bütün aleme maskara olmuştur. Benzer yapmaya çalıştığı Karia
suresi ki,kıyametin dehşetinden bahsederken o,bir fili tarif edip kuyruğunun
kısalığından ve hortumunun uzunluğundan söz eder. (El fi’lu melfi’lu vema
edrakemel fi’lu. Vema hortumu tavilun,vezzenbu kasirun.)
-
-
Kevser
suresine de benzer yapmaya çalışır. (İnna A’teyna kel ak ak ,fesalli li rabbike
vak vak,inne şanieke hüvel ahmak.) Ayette;Peygamberimize verilen
Kevserden,Rabbisi için namaz kılmasından ve kendisine soyu kesik diyenin asıl
soysuz o olduğunu ifade ederken,sahtekar Müseylime ak-akdan,vak-vak-dan
bahsedip,sana soyu kesik diyen işte odur ahmak,diyerek,bu sözüyle de kendisini
ahmak yerine koymuş,başda hanımını kendisine güldürmüş olmaktadır. Eynes
sera,mines-süreyya.
-
-
Kur’an-ın
yıldız gibi parlayan ayetleri nerede,bir sahtekarın düzmece,sönük sözleri
nerede?
-
-
-
NAZMI CEZALET : Kur’an-ın;inci gibi dişlerin
dizilişinden,tesbih tanelerinin dağılmadan düzenli sıralanışından,mimari bir
şaheserde birbirine destek veren taşların sıralanışından,mükemmel bir kitabın
harflerinin,kelime ve cümlelerinin bir araya gelişinden daha mükemmel,akıcı bir
üslubla dizilmiş olması.
-
-
-
NEŞ’E-İ UHRA : Yokluktan yaratılan insan ve varlıkların
sonradan daha mükemmel,ahirete layık bir şekilde yaratılması ki,birincisinden
daha kolay olacaktır. Zira yokluktan değil,var olup dağılan hücrelerin bir
araya getirilmesidir. Allah’ın kudretine hiçbir şey zor değildir.
Mesela:Dünyanın çeşitli yerlerinden toplanan taşlarla yapılan bir
ev,yıkıldıktan sonra tekrar yapılması daha kolay olacaktır. Türkiye’nin her
tarafından toplanan askerlerin uzun bir eğitimden sonra istirahat için dağılıp
tekrar toplanmaları,önceki toplanmadan daha kolay olacaktır. Yokluktan
çıkıp,ruhlar alemine uğrayarak,dünyada elbisesini giyen bu insanın oluşan
hücrelerinin dağılmasından sonraki bir araya gelişi kolay olacaktır. İsrafilin
sura üfürmesiyle toplanacaklardır.
-
-
- NEŞ’E
– İ ÙLA : İnsanın ve varlıkların ilk yaratılışları.
Bu varlıklar hiçlikten yaratılmıştır. Her başlangıcı olanın bir sonu,her sonu
olanın da bir başlangıcı olduğu gibi,madde ve varlıklar da sonradan yaratılmış
ve insan her şey olabilirken bir damla sudan kan pıhtısına,oradan et ve
kemikten bir insan suretine çıkarılmıştır. Başlangıç da modelsiz olarak
yaratılan bu insanın,model ortada olup,tekrar bir araya getirilerek yaratılması
birincisinden daha kolay olacaktır. Allah’ın kudreti açısından ise, hepsi
birdir.
-
-
-
NEŞRİ SUHUF : Ahiret gününde,hesaba çekilecek olan insana
hayatı boyunca yapmış olduğu,aldığı nefese varıncaya kadar,bütün her şeyin
yazılı olarak bir sahifede bulunması.[7]
Bilgisayar disketi veya kamera gibi. Bir tohum ve çekirdeğin ağaç olup,meyve
verinceye kadar tüm gelişmeleri onun birer açılmış sahifesidir.
-
-
-
PERDE-İ CÜMÙDU TABİAT :
Gaflet veya dalalet sebebiyle tabiatın kalın ve katı perdesi altında olup,hakkı
göstermemektir.
-
-
-RAHMETİ VÂSİA-İ
MUHİTA : Hiçbir şey Allah’ın
rahmetinin dışında olmayıp,rahmeti umumu kuşatmıştır. Varlıkların var olmaları
onun rahmetinin bir delilidir. Allah’ın zatının dışı olmadığı gibi,rahmetinin
de dışı ve sonu yoktur.
-
-
-
RİKKATİ CİNSİYE : İnsanın insan olmak hasebiyle kendi
cinsinden olan diğer insanlara karşı şefkat edip acıması.
-
-
-
RUBÙBİYETİ MUTLAKA : Cenab-ı Hakkın sınırsız olarak bütün
varlıkları,kendilerine layık ve münasib bir şekilde
şekillendirmesi,düzenlemesi,maddi ve manevi yapılarını terbiye etmesi. Arslan
ile koyunu,insan ile bitkiyi,canlı ile cansızı ayırarak uygun biçimde terbiye
etmesi.
Rububiyet
dairesi ubudiyet dairesine göre iş görmekte,sanatın hüsnüde tefekkür ve
istihsana göre güzelleşmektedir.(Bak.Mesnevi.206)
Cenâb-ı Hakka
lika,rıza ve rü'yetin lezzeti,Rububiyetteki terbiye ile tahakkuk edecektir.
Her şey
Rububiyetin süzgecinden süzülmektedir: icad-vücud-hayır-müsbet-fiil.
-şuunat+temessülat+ünvanlar+zuhurat+tasarrufat+rububiyet...(Bak.Sözler.239.)
-
-
-
RÜ’YETİ CEMÂLULLAH : Mü’minlerin cennette bizzat kafa gözleriyle
Allah’ı görmeleri.
-
-
-
SAFÂYI KALB VE TEZKİYE-İ NEFS : Kalbin bütün kirlerden uzak,saf ve berrak
olması,nefsin de günahlardan temizlenmiş,terbiye ve teslim olmuş olması. Böyle
bir kalb,hakikatı yansıtıp,Allah’a kirsiz olarak tam bir ayine olup,berrak
olması,onun varlığını kavrayacağı gibi,nefsi de Allah’ı bulmasına ve varmasına
bir kamçı olup,felaha erecektir.
-
-
-
SALTANATI ÂMME-İ SÜBHANİYE : Cenab-ı Hakkın bütün kainatı kuşatan güç ve
kuvvet sahibi oluşu.
-
-
-
SEHLİ MÜMTENİ’ : Kur’an-ın söyleniş,okunuş ve ezberlenişinde
bir kolaylık olup,her tabaka ondan kolayca istifade etmekle beraber,benzerini
yapmakta ve yazmakta zorluk çekmesi,yapamaması.
-
-
-
SEMERE-İ SA’Y : Her çalışmanın müsbet veya menfi yönde bir
neticesi olacağı,hiçbir şey karşılıksız kalmayacağı gibi,çalışmanın da meyvesi
durumunda bir neticesi olacaktır.
-
-
-
SİKKE-İ İ’CAZ : Nasıl ki her bir malda kime veya hangi
devlete ait olduğuna dair bir mühür var olup,onu gösterir. (Made in Turkey,Made
in Japon gibi) Kur’an-da her yönüyle Allah’a ait olduğunu üzerindeki
harikalık,benzersizlik mühürüyle göstermektedir. Zira kıymetli bir şey sahibsiz
ve ortada farzedilemez. Elbette birine ait olduğunu gösterir. İşte Kur’an-da
her yönüyle Allah’a ait olduğunu göstermektedir. (Made in Allah)
-
-
-
SİLSİLE-İ BERÂHİN : Kainat zincirleme olarak Allah’ın varlığını
gösteren delillerle doludur. Yani,Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri
sayısınca ve zerrat adedincedir.
-
-
- SİYÂK
– SİBÂK : Kur’an-ın başından sonuna kadar,âyet ve
sûrelerinin aralarında,geliş ve gidiş itibariyle sıkı bir ilginin olması,bir
kopukluğun olmaması,bir boşluğun görülmemesi.
-
-
-
ŞEKÂVETİ EBEDİYE : Ebedi şikayeti,âh vâhı netice verecek olan
cehennem hayatı. Çünkü insanın hayatının neticesi,ya ebediyyen memnunluğu
kazandıracak bir cennet hayatı veya bitmeyen bir ceza ve zindan hayatı
olacaktır.
-
-
- ŞUÙNU İLÂHİYE :
Kainatta her an meydana gelen doğum-ölüm-gece-gündüz gibi- her şey,Allah’ın işi
olup,onun tarafından oldurulmaktadır.
-
-
-
TAADDÜDÜ EZVAC : Birden fazla kadınla evlenme.[8]
İslamiyet bunu emretmemiş,buna müsaade etmemiştir. Ta ki fuhşun yolları
tıkansın. Bunu adalet şartına bağlamıştır.[9]
İslamiyet birden dörde çıkarmamış,belki on-yirmiden dörde indirmiştir. Şimdiki
medeniyet ise,bir deyip,gayrı meşru yirmi-otuz kadarla evlenmenin önünün de
açılmasına sebeb olmuştur. İslamiyet kadını himaye etmiştir.
-
-
-
TALİMİ ESMA : [10]İnsanı
diğer varlıklardan ve meleklerden üstün kılan sebeb,kendisine
varlıkların,eşyanın isminin öğretilmesi,ilmin verilerek o ilimle marifetin
kemaline ve zirvesine çıkmasıdır. O şuur ile her şeyin mahiyetini ve hakikatını
bilir,anlar ve düşünür. Değil insanların başka varlıklara,insanların insanlara
bile hakimiyeti ilim ile,bilgi iledir. Onun ile devletlere boyun büktürür.
-
-
-
TASARRUFATI RABBANİYE VE İCRAATI RABBANİYE : Bir hareket ve bir oluş,bir icraat,elbette
onu evirip çevireni gösterdiği gibi,bu kainatta daimi olarak meydana gelen
faaliyetler de,denge ve düzen de,onu yapan Allah’ı bütün açıklığıyla
göstermektedir.
-
-
- TECELLİYATI İLÂHİYE :
Cenab-ı Hakkın bütün sıfat ve isimleriyle bütün varlıklarda görülerek tecelli
etmesi olup,güneşin hiçbir şey kendisinden gizli kalmayarak her şeyde ayrı ayrı
görülmesi,kömürün onunla siyahlığını gösterdiği gibi,altında yapı ve
kabiliyetindeki düzgünlükten dolayı parlaklığını göstermesi misali;Allah’ın da
Celal ve Cemaliyle,Rahman ve Rahim isimleriyle bütün varlıklarda ortaya
çıkması. Zatında mükemmel olan hazinenin ortaya çıkması gibi,varlıkların
Allah’a ayinelik yaparak,O’nu göstermeleridir.
-
-
-
TEDBİRİ ULUHİYYET : Bir okul idaresiz ve idarecisiz
olmayacağı,bir vilayet valisiz,bir devlet idarecisiz olması mümkün olmadığı
gibi,bu alemde ilahi bir idare,tedbir ve düzensiz ve düzenleyicisiz olması
mümkün olmadığından,her şeyde bu idarenin belirti ve nümunesi görülmektedir.
-
-
-
TEMAŞAGÂHI SAN’ATI İLÂHİYE : Dünya,Cenab-ı hakkın mükemmel sanatlarını
tesbih,tekbir,tahmid ve tehlil ile temaşa edip seyretmek üzere yaratılan bir
sergi yeri,bir müze,bir Pazar yeri gibidir.
-
-
-
TENVİNİ TENKİRİ : Arapça’da gramer olarak olumsuzluğu ifade
eden tenvin,iki üstün,iki ötre ve iki esre. Meçhullüğü ifade eder.Tersi marife
olup,elif lam takısıdır.
-
-
- TESHİRİ AKIL
VE İZ’AN : Kur’an-ın akıl ve kalbleri –inanmayanı da
dahil olmak üzere- huzurunda boyun büktürüp,kendisine secde ettirmesidir.
-
-
-
TEŞAHHUSAT
: Varlıkları birbirinden ayıran farklı özellikler Allah Ferd ve Ferid isminin
gereği her bir varlığı ayrı bir şahsiyet ve özellik de yaratmış olup,zahiri
benzerlik içerisinde ayırıcı bir özellik içerisinde yaratmıştır. Mesela yağan
kar tanelerinin hiç birinin birine benzememesi,insanların simalarında
birbirinden ayrı farklılıklar.
-
-
-
UKÙLÜ AŞERE : Bazı sapık felsefecilere göre başta bir
akıl farzedilerek o akıl başkasını silsile halinde,başkası da başkasını yarattı
diyerek Allah’ın yaratmasını inkar edenler. Bir ilahı kabul etmeyen bu
insanlar,binlerce ilahı kabul etmek zorunda kalarak,her bir varlığa bir ilahlık
vererek erbabul enva gibi Allah’a şirk koştular.
-
-
-
ULÙHİYETİN AZAMETİ HAŞMETİ : Her
şeyde Allah’ın büyüklüğünün görülmesi. En büyük olan şeyden,O daha büyüktür.
-
-
-
ULÙMU KEVNİYE : Kur’an insanın şahsi hayatına ait bilgi ve
kanunları koyduğu gibi,kainata ait ilimleri de –fizik-kimya gibi- ortaya
koymuştur.
-
-
-
VAHİDİ EHAD : Her şeyde Allah’ın birliğinin ve tekliğinin
görülmesi. Umum kainatta birden görülmesi Vahidiyetini,yani güneşin bütün yer
yüzünü ve deniz yüzünü kaplaması ve
kapsaması gibi. bir de ayrı ayrı,hususi,her bir varlık da tek tek görülmesi ve
tecelli etmesi de Ehadiyetini yani,güneşin her bir varlığı ayrı ayrı
aydınlatıp,her bir damla su da parlaklığını göstermesi gibi.
-
-
-
YEVMİ FASIL : Her şeyin gün yüzü gibi açıkça,bütün
çehresiyle,gerçek yüzüyle ortaya çıktığı gün olan ahiret günü.
-
-
- ZEMZEME-İ KUR’AN :
Davud (AS) Tevratı okuduğunda güzel ses ve sedasından dolayı bütün varlıklar
mest olur,onu hayranlıkla dinlerlerdi. Kur’an-da,güzel nağme ve okunuşuyla
kalbin derinliklerine kadar uzanarak kulağın bütün inceliklerine hoş gelmesi.
Yani,dil lezzetleri tatmak için,Kulak da Kur’an-ı dinlemek
içindir,desek,mübalağa yapmamış oluruz. Onunla hakiki lezzetini alır.
14-4-1992
MEHMET ÖZÇELİK