ÖNSÖZ

           

Bilimsel verilere göre insan, hiçbir önlem almazsa, hafıza gücünün ancak yüzde beşi ile onu arasındaki bir bölümünü kullanabilir.

Çağımızda her zamankinden daha çok bilgiye ihtiyaç duyulduğu ise bir gerçektir. Hafıza gücünün yüzde onu ile ihtiyaç duyulan bunca bilgiyi elde etmek mümkün değildir. O halde, insanda mevcut olan hafıza hazinesinden, daha fazla oranda yararlanılması gerekmektedir.

Peki bu mümkün müdür? Elbette mümkündür.

Saatte 260 km hız yapabilecek şekilde üretilen bir araba düşünün. Bu araba ile patika bir yolda hiç gidemezsiniz, şose bir yolda ise saatte 20 km, en fazla 30 km yol alabilirsiniz. İki şeritli asfalt bir yolda saatte 90 km, bir otobanda ise 150 km hız yapmanız mümkündür. Araba 260 km hız yapabilecek şekilde üretilmiş olmasına rağmen, bu hızı hiçbir yolda yapamazsınız.

İşte hafıza da böyledir. Hafızayı yüzde yüz kapasite ile kullanma verimine ulaşmak belki hiç mümkün olmayacaktır. Ama yüzde elli, hatta yüzde altmış kapasite verimine ulaşılabilir. Yüzde on kapasiteden yüzde yirmiye ulaşmak bile, öğrenme ve ezberleme verimini yüzde yüz arttırma anlamına gelmektedir. Hafıza kapasitesinin yüzde altmışını kullanabilme yeteneğine ulaşmak, başarı yolunda çok büyük anlamlar ifade eder.

Peki bu verime ulaşmak için ne yapmak gerekir?

Bu verime ulaşmak için, araba ve yol örneğinde olduğu gibi gerekli önlemler alınmalıdır. Arabanın hız kapasitesinden yüzde altmış oranında yararlanabilmek için nasıl otoban gerekiyorsa, hafıza verimini arttırmak için de bazı yöntemleri bilmek ve uygulamak gerekir. İşte bu kitabın hedefi, hafıza kapasitesinin yararlanılan kısmını, yüzde ondan yüzde altmışa çıkarmayı sağlayacak yöntemleri anlatmaktır.

Bu gaye ile önce kişisel gelişim için gerekli olan bilgi ve davranışlar yirmi başlık altında incelenmiş ve bir arasözden sonra öğrenme verimini arttırmaya yarayacak yöntemler otuz beş ayrı konu halinde anlatılmıştır. Tamamı elli beş konudan oluşan bu kitabın benimsenerek okunup uygulanması halinde, öğrenme ve ezberleme verimini bir hayli arttıracağı ümit edilmektedir.

Bu kitap hazırlanırken şu hususlar göz önünde bulundurulmuştur:

*Somut ve uygulanabilir yöntemler önerilmiştir.

*Sade bir dil kullanılmıştır.

*Direk olarak öğrenciye hitap edilmiştir.

*Kitabın üslubu ve verilen örneklerin seçimi,ilköğretim 5. sınıftan başlayarak lise ve üniversiteye hazırlık öğrencilerine hitap edecek şekilde ayarlanmıştır. Ancak anlatılan yöntemler, her yaştaki öğrencinin yararlanabileceği bilgilerden  oluşmaktadır.

*Bazı bölümlerde öğrenci ile birlikte ebeveyne de hitap edilme ihtiyacı duyulmuştur.

*Evde ve okulda uyulması gereken kurallar anlatılarak, hem ailelere hem de öğretmen ve idarecilere yardımcı olunması hedeflenmiştir.

*Kitap, öğrenci merkezli yazılarak, her gencin kendi görev ve sorumluluğunun bilincinde olmasına katkı sağlanmak istenmiştir.

*Kitabın yazımında  araştırmaların yanı sıra gözlem ve deneyimler de çok etkili olmuştur.

  Bu çalışmanın eğitim camiası için faydalı olmasını diliyor, bütün öğrencilere en içten sevgilerimi sunuyorum.

                                               Ali BOZKURT

  

ÜÇ TEMEL NİTELİĞE SAHİP OL

 

İyi bir öğrenci, üç temel niteliğe sahip olur. Söz konusu nitelikler başarılı olmak isteyen her öğrenci için olmazsa olmaz şartlardır.

Sen, iyi ve başarılı bir öğrenci olmak istiyorsun. Bu konuda kararlısın. O halde iyi bir öğrencinin hangi niteliklere sahip olması gerektiğine çok dikkat etmelisin.

İyi bir öğrenci olmak istediğin için seni yürekten kutluyorum. Bu isteğinde samimi olduğuna göre, işin en önemli kısmını halletmiş sayılırsın.

İyi bir öğrenci olmanın üç temel şartını öğrenmek için sabırsızlandığının farkındayım. O halde kendini merkeze koy ve beni iyi dinle; söz konusu üç şart önem sırasına göre şunlardır:                          

1-TERBİYELİ OL: Büyüklerini say, arkadaşlarına karşı kibar ol, küçüklerini sevgi ile koru. Kimseye karşı kaba davranma. Okul kurallarına uy. Sorun çözücü ol; sorun olma. Uyumlu ol. Örnek davranışlarda bulun. Hiçbir zaman suçlu duruma düşme. Paranı ve zamanını yerli yerince kullan. Kötü alışkanlıklardan ve kötü alışkanlıkları olan arkadaşlardan uzak dur.

  2- TEMİZ OL: Bedenin, giysilerin, eşyan ve çevren temiz olsun. Her gün kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce dişlerini fırçala. Sıcak mevsimlerde her gün, diğer mevsimlerde iki günde bir banyo yap. Ayağın ve ayakkabın kokmasın. Ayaklarını sık sık yıka. Her gün çorap değiştir. Ter kokunu parfüm gibi şeylerle bastırmaya çalışma. En güzel koku, temizlik kokusudur. Elbisen, bakımlı, temiz ve ütülü olsun. Toplum içine çıkacağında, kendini aynada görmekten çekinmeyeceğin şekilde ol. Çevreyi koru. Toprağı, suyu ve havayı temiz tutmak için gerekli katkıyı sağla. Doğaya zarar verme. Dışın gibi için de temiz olsun. Kıskançlık hislerini kalbinde barındırma. Başkasının başarısı, seni ancak mutlu etsin. İnsanlara sevgiyle yaklaş.

3- ÇALIŞKAN OL: Planlı yaşa. Günlük bir çalışma programın bulunsun ve bu programa uy. Bugünkü işini yarına bırakma. Boş vakitlerini, kişisel kabiliyetlerini geliştirmek veya faydalı eserler okumak suretiyle değerlendir. Sana düşen konularda ailene yardımcı ol. Zamanında uyu, zamanında kalk. Çalışmanın hakkını dinlenmeye, dinlenmenin hakkını da çalışmaya verme. Doğru bir planlama yaparsan, 24 saat hem çalışma hem de dinlenme için yeterlidir.

Bu noktada şu soruyu sorduğunu duyar gibi oluyorum:

İyi bir öğrenci olmanın üç şartını önemine göre sıralarken terbiyeli olmayı başa, temiz olmayı ikinci sıraya, çalışkanlığı da son sıraya koydunuz. Bunun sebebi nedir? Niçin çalışkan olma gereğini ilk sıraya koymadınız?

Sevgili öğrenci! Bu soruyu sormanı bekliyordum. Eğer bu anlamda bir şeyler aklından hiç geçmeseydi, hayal kırıklığına uğrar, konunun devamını anlatıp anlatmamakta tereddüt ederdim. Terbiyeli olmak, sayılan üç şartın en önemlisidir. Hatta öteki iki niteliği saymayıp, “iyi bir öğrenci olmanın tek şartı, terbiyeli olmaktır.” deseydim bile yeterli olurdu. Çünkü temiz ve çalışkan olmak terbiyeli olmanın doğal sonuçlarındandır. Pis veya tembel olmak terbiyeyle bağdaşmaz. Bu izahtan sonra konuyu daha iyi anladığından şüphem yok.

Her gün kendini şu sorularla denetle:

* Davranışlarım ve konuşmalarım ölçülü mü, uyumlu ve kibar mıyım?

* Bedenim, giysilerim, eşyam ve çevrem temiz mi? Dışım kadar içimi de temiz tutabiliyor muyum?

* 24 saatimi planlı bir şekilde kullanabiliyor muyum? Vaktimi değerlendirme konusunda başarılı mıyım?

Bu sorulara hiç duraksamadan evet diye cevap vermelisin. Evet mi?

 “Evet”

O halde sen iyi bir öğrencisin.

Peki bunlar yeterli mi? Bunlar, özetin özeti. Barajı aşmakla birlikte daha işin başındasın.

Şimdi öteki konulara geçebiliriz.

 

KÖTÜ ALIŞKANLIKLARDAN UZAK DUR

 

 Annen, baban ve öğretmenlerin başta olmak üzere hemen hemen bütün büyüklerin kötü alışkanlıklardan uzak durmanı öğütlerler. Bir öğrenci için kötü alışkanlıklardan uzak durmak, son derece önemli ve gereklidir.

Peki kötü alışkanlıklar nelerdir?

Kötü alışkanlıkları tek tek saymak yerine, kötü alışkanlıkların özelliklerini bilmek daha faydalı olacaktır. Çünkü kötü alışkanlıkları ne kadar sayarsak sayalım bir kısmını unutabiliriz, veya önümüzdeki günlerde yeni kötü alışkanlıkların ortaya çıkmayacağını kim garanti edebilir?...

Kötü alışkanlıkların belli başlı özellikleri şöyle sıralanabilir:

1- Vaktin boşa harcanmasına sebep olurlar.

2- Paranın gereksiz harcanmasına yol açarlar.

3- Sağlığı bozucu sonuçlar doğururlar.

4- Bağımlılık yaparak insanın irade gücünü zayıflatırlar.

5- Toplum tarafından hoş karşılanmazlar.

Hiçbir iş ve davranışında sayılan bu beş özellik veya bu beş özellikten biri bulunmamalıdır.

En iyi kontrol, oto kontroldür.

Vaktini boşa harcama.

Paranı israf etme.

Sağlığını bozacak yiyecek , içecek ve davranışlardan uzak dur.

Bağımlılık yapan şeylere başlama.

Toplum tarafından kınanacağını bildiğin durumlara düşme.

Artık nelerin kötü alışkanlık olduğunu çok iyi biliyorsun.

Kötü alışkanlıklardan uzak durman yeterli değildir; kötü alışkanlıkları olan arkadaşlardan da uzak durmalısın.

Kötü alışkanlık kapsamına giren şeyleri bir kere bile deneme. “Bir kereden bir şey çıkmaz.” sözü insanı kötü alışkanlıklara götüren tuzakların en büyüklerindendir.

Hatır için yanlış davranışta bulunma.

Hatır için özverili olabilirsin. Hatır için hoşgörülü de olabilirsin. Ama kimsenin hatırı için yanlış bir davranışta bulunmamalısın. Hatır için senden sağlığına zarar vermeni isteyen kişi, gerçek bir arkadaşın olamaz.

Şunu da unutma: Kötü alışkanlıkların zararları, daima yararlarından daha çoktur.

Şunu da unutma: Hiçbir kötü alışkanlık, sana toplum içinde iyi bir statü kazandırmaz.

En son şunu da unutma: Kötü alışkanlık olarak kabul edilen bir davranış, ne kadar çok sayıda büyük kişi tarafından işleniyor olursa olsun, o davranışı, yanlış bir davranış olmaktan çıkarmaz.

Şimdi senin için önemli olan uyarıları bir daha özetliyorum:

* Vaktini boşa götürecek, planlama dışı, iş ve davranışlardan uzak dur.

* Savurgan olma. Paranı zararlı şeylere harcama.

* Sağlığını bozacak yiyecek, içecek ve davranışlardan uzak dur.

* Bağımlılık yaparak iradeyi zayıflatan alışkanlıklar edinme.

* Toplum tarafından kınanacak durumlara düşme.

Şimdi sen de kabul ediyorsun ki, kötü alışkanlıkların adını tek tek saymaya gerek yok. Yukarıdaki ilkelere uyduğun sürece kötü alışkanlıklara bulaşmamış olursun.

Kötü alışkanlıklara bulaşmama konusunda kendine söz ver. Bu sözü kalbine iyice yerleştir.

Şimdi tamam. Artık hiçbir kötü alışkanlık,  yanına yaklaşamaz. Çevrendeki kötü alışkanlık sahibi  kişiler bile, bundan sonra, seni bu şekilde kabul eder ve sana saygı duyarlar.

Tebrikler...İyi bir genç ve başarılı bir öğrenci olma yolunda dev bir adım atmış bulunuyorsun. Sıra yeni adımlarda.

 

MUTLU OL

 

 Mutlu olmak için aşağıdaki sekiz altın kurala uy:

1- Pozitif düşün. Bardağın dolu tarafını gör. En olumsuz şartlarda bile yenilgiyi kabul etme, bir çıkış yolu olacağına inan ve o çıkış yolunu bul. Ölümle sonuçlanmayan hiçbir durum hayat için son değildir. Her zorluktan sonra bir kolaylık, her şerden sonra bir hayır bulacağından ümidini kesme. Hayat mücadelesini son nefesine kadar devam ettir.

2- Yardımsever ol; gücün dahilindeki sorunları çöz. Sorun çözücü kişiliğin ortaya çıktıkça, çevrenden takdir ve teşekkür alırsın.

3- Gücünü aşan sorunları çözmeye kalkışma. Çünkü bir sorunu çözmeye çalışmak, aynı zamanda o soruna az da olsa bulaşmak anlamına gelir. Çok gayret ettiğin halde çözemediğin sorun, başına kalabilir. Böyle bir durumla karşılaştıktan sonra ise sorun çözme konusundaki isteğini kaybeder, çözebileceğin problemlerle bile ilgilenmemeye başlarsın.

4- Mantıklı ol, maceracı olma. Küçük arkadaşlıklara zamanı gelmemiş anlamlar yükleme. Duygularını mantığınla denetim altında tut. Mantık dışına taşan duygular, iyi niyetli de olsa başına iş açar.

5- Hoşgörülü ol. Ancak hoş görülmesi mümkün olmayan söz ve davranışların varlığı da bir gerçek. Ahlak sınırını aşarak suç niteliğine ulaşan söz ve davranışları hoş görme; ilk önlem olarak bu tür söz ve davranışların bulunduğu ortamlardan uzak dur.

6- Ölçülü ve dengeli beslen, midene ve vücuduna gereksiz yük yükleme. Sana faydalı olması gereken yiyecekler, rahatsızlık vermeye başlamasın.

7- Olayları değerlendirirken objektif (nesnel) ol, sübjektif (öznel) olma. Nesnel davranabilirsen daha sağlıklı kararlar verirsin. Adalet duygun gelişir. Kimseyi kıskanmaz, gerektiğinde sadece imrenirsin.

8- Söz ve davranışlarında vicdanınla ters düşme. Vicdan, iç denetim mekanizmasını yürüten doğal bir müfettiş gibidir; yaptığın iyi şeylerden mutlu, kötü şeylerden rahatsız olur. Duyduğun mutluluk vicdanının onayı, rahatsızlık ise itirazıdır. Vicdanının sesini dinle. Seni vicdanınla ters düşme konusunda cesaretlendiren kişi ve gruplardan uzak dur.

Sevgili öğrenci,

Mutlu olmak istiyorsan saydığım bu sekiz altın kurala uyacaksın.

“Mutlu olmak istiyorsan da laf mı? Elbette mutlu olmak istiyorum.” dediğinin farkındayım. Buna çok sevindim. Bu yaklaşımından dolayı seni kutluyorum. Çünkü mutluluk, başarıya giden yolda en önemli sermayedir.

Mutlu olmak için tavsiye ettiğim hususlar hiç de zor şeyler değil. Hatta bu kurallar, yer yer seni çeşitli zorluklara girmekten alıkoyar.

İstersen bir de sen özetleyerek tekrar et bu kuralları. Bakalım ne kadar içten söylüyorsun?

* Pozitif düşüneceğim.

* Yardımsever olacağım.

* Sorun çözücü olacağım ama, gücümü aşan sorunları çözmeye kalkmayacağım.

* Mantıklı olacağım, maceracı olmayacağım.

* Hoşgörülü olacağım, hoş görülmesi mümkün olmayan söz ve davranışların bulunduğu ortamlardan ise uzak duracağım.

* Ölçülü ve dengeli besleneceğim.

* Nesnel bir bakış açısıyla hareket edecek, öznel davranmayacağım.

* Daima vicdanımın sesini dinleyeceğim.

Tebrikler... Mutlu olman için gereken kuralları çok içten saydın. Bu kurallara uyacağına inanıyorum. Sen, artık hayat boyu mutlu olacak bir insansın.

 Başarılı olma yolunda çok önemli bir engeli daha aşmış bulunuyorsun.

Diğer konuya geçmek için hazır durumdasın.  

                 

DAİMA KİBAR OL

 

Duygularında, düşüncelerinde ve davranışlarında kibar ol. Kibar olmak, ince düşünmeyi, nezaketli davranmayı ve her türlü kabalıktan uzak durmayı gerektirir. İnsanlardan en çok saygı görenler, onlara en çok saygı gösterenlerdir.

Büyüklerine karşı saygılı ol. Annene, babana, diğer büyüklerine ve öğretmenlerine karşı saygıda kusur etme.

Grup içinde de kibar ol ve ölçülü davran.

Muhakkak dikkat etmişsindir. Büyükleriyle bire bir ilişkilerinde çok efendi davranan bazı öğrenciler, grup içinde iken aynı özeni göstermezler. Bir kalabalığın arasında iken az da olsa ölçüyü kaçırmaya başlarlar. Bu durum, ahlaki açıdan tam olarak olgunlaşmamış olmanın bir sonucudur. Öğrenci, bire bir ilişkilerinde öğretmenine saygı gösteriyorsa, grup içinde de saygılı davranmalıdır. Bu kuralı hiç unutma. Sınıfta iken ve grup içinde bulunduğun bütün ortamlarda nezaketli ol.

Şunu da unutma: Bir öğrencinin kibar olup olmadığı, yanında öğretmen bulunmadığı halde, grup içinde olduğu zaman daha net olarak ortaya çıkar. Öğrenci, büyüklerine karşı saygılı davranmakla kalmamalı, arkadaşlarına karşı da kibar olmalıdır. Herkes arkadaşlarıyla başbaşa olduğu zaman, büyükleriyle paylaştığı ortamlara nispetle, daha rahat davranır. İşte eğer bir kişi yanlarında hiçbir büyük bulunmadan arkadaşlarına karşı ölçülü davranabiliyorsa, gerçekten kibardır. Sen de gerçekten kibar ol; arkadaşlarınla şakalaşırken aşırıya gitme.

Tek başına bulunduğun zamanlarda da ölçülü davran. Radyo, teyp, televizyon gibi aletlerin sesini içinde bulunduğun odanın dışına taşmayacak şekilde ayarla. Kıyafetin ve oturuşun her an birilerini karşılayabilecek şekilde olsun.

Kullandığın eşyalara karşı da kibar ol. Çantanı, kitaplarını fırlatarak indirme. Yerine yavaşça otur.

Doğaya karşı da kibar olmayı asla ihmal etme. Çiçeklere, ağaçlara zarar verme; onlara şefkatle bak, sevgiyle dokun.

Sevgili öğrenci!

Kibar olmanın ne anlama geldiğini, tam olarak kavradığının farkındayım. O halde kibar olma konusunda kendine söz ver. Kibar olmanın önemine inanarak ve içten gelerek söz ver.

Büyüklerime karşı saygılı olacağım.

Sınıf içinde, saygımdan bir şey kaybetmeyeceğim.

Yanımda bir büyük yok iken de arkadaşlarıma karşı kibar olacağım.

Tek başıma bulunduğum zamanlar bile ölçülü davranacağım.

Hiçbir eşyamı hor kullanmayacağım.

Doğayı koruyacağım.

Çok güzel... Hepsi bu kadar. Artık daha disiplinli, daha kibar bir öğrencisin. Sana da bu yaraşır.

Sıradaki konu seni bekliyor.

 

YETERİ KADAR SPOR YAP

 Beden ve ruh sağlığın için yeteri kadar spor yap. Spor, insanı hantallıktan koruyarak organların birbirleriyle uyum içinde olmasını sağlar. Doktorlar, her yaştaki insana hatta ameliyat olmuş kişilere durumlarına uygun düşecek şekilde spor yapmalarını, en azından bir miktar yürümelerini tavsiye etmektedirler. Zamanı ve şartları ayarlanmış spor, beden sağlığını koruduğu gibi, streslerin atılmasına yardımcı olarak ruh sağlığına da katkıda bulunur.

 Ancak her konunun olduğu gibi sporun da risk noktaları vardır. Bu risk noktalarından ilki, bedeni gereğinden fazla yormak, ikincisi çalışma için planlanan zamandan spora ayırmak, üçüncüsü ise yeterli kabiliyete sahip olunmadığı halde ünlü bir sporcu olabileceği hayaline kapılmaktır.

Spor konusunda bilinçli ol. Sağlığını korumak için ne kadar gerekiyorsa, o kadar spor yap. Kendini gereğinden fazla yorma. Günlük çalışma için sana lazım olan zamanı spora ayırma hatasına düşme. Sporu amaç edinme. Herkes futbol oynar, ama herkes bir Pele bir Maradona bir Hakan Şükür olamaz. Spora ayırdığın zaman, bilinçli bir şekilde planladığın süreyle sınırlı olsun.

Geçimini sporcu olarak sağlamak, dünyadaki en zor işlerden biridir. Şöyle bir düşün: Türkiye’de Birinci Lig takımlarında kaç kişi oynuyor? Buna karşılık kaç kişi doktor, mühendis, öğretim üyesi, hukukçu v.s. olma imkânına kavuşmuş? Okul takımında başarı göstermen, Türkiye çapında büyük bir yetenek olduğun anlamına gelmez. Gerçekten böyle bir yeteneğin varsa zaten ilgililerin dikkatini çekersin. Kısacası, başarılı olamayacağın bir alanda iddialı olma. Bu açıdan şarkıcılık da spordan pek farklı değildir. Sporculuk ve ses sanatçılığı gibi halk önünde icra edilen meslekler birinci sınıf bir kabiliyet olmayı gerektirir. Aksi takdirde bu yollardan biri ile hayatını kazanabileceğini düşünmek ham bir hayal olur.

O halde bu tür hobiler seni asıl çalışman gereken alandan koparmasın.

Spor ile ilgilenmenin de risk noktaları vardır. Bunlardan birincisi spor seyircisi olmaya gereğinden fazla vakit ayırmak, ikincisi ise belleğimizde spor ile ilgili bilgilere normalin üstünde yer ayırmaktır. Bu iki risk noktası ile iki önemli zarara uğrarız. Hem seyirci olarak vaktimizi israf eder, hem de hafıza gücümüzü bize lazım olmayan bilgilere ayırırız. Bu iki risk noktasını çok önemsemeli ve planlama dışı eğilimler göstermemelisin.

Şimdi bu bölümde okuduklarını bir bütün olarak hatırlamaya çalış. İstersen yazılanları birlikte özetleyelim. Kısaca ne denebilir?

* Beden ve ruh sağlığın için spor yap.

* Bilinçli ol, gerektiği kadar spor yap.

* Çalışma vaktini spora ayırma.

* Kendini gereğinden fazla yorma.

* Ünlü bir sporcu olma konusunda yersiz hayallere kapılma.

* Günlük çalışma programında derse ayrılan vakti, maç seyrederek harcama.

* Sporla ilgili bilgileri, genel kültür çerçevesini aşacak şekilde bütün detaylarıyla beynine yükleme.

Bu konuda anlaştık mı?

Anlaştık.

Bundan şunu anlıyorum: Yukarıdaki ilkeleri davranış haline getireceksin.

Elbette! Davranış haline getirilmeyen bilginin ne faydası olabilir ki...

Çok güzel. Artık işimiz daha kolay.               

 

DENGELİ BESLEN

Dengeli beslenme, sağlıklı bir hayat sürdürmek için son derece önemlidir. Bu konudaki bütün bilgiler bir araya getirilecek olsa yüzlerce sayfayı aşar. Bu konuda önemli olan çok bilgi sahibi olmaktan ziyade önemli kuralları bilip uygulamaktır.

Öncelikle şunu bilmek gerekir: Dengeli beslenme, pahalı beslenme değildir. Hatta bilinçsiz bir şekilde pahalı yiyeceklerle beslenmeyi alışkanlık haline getirmek sağlığımızın ciddi şekilde bozulmasına bile neden olabilir.

Beslenme konusunda aşağıdaki kurallara uyacak olursan, bu konudaki birçok sorunu çözmüş olursun.

l-Her gün düzenli olarak ve aynı saatlerde, günde üç kere sofraya otur.

2- Yine her gün öğle ve akşam yemeklerinden en az üçer saat sonra olmak üzere iki ara öğün oluştur ve bu öğünlerde meyve ye. Yemeklerden hemen sonra meyve yeme. Vücudumuzun meyvelerden yeteri kadar yararlanması için, yenen meyvenin midede üç saatten fazla beklemek zorunda kalmaması gerekir. Yemekten sonra yenen meyve, daha uzun süre bekleyeceği için bozulmuş bir şekilde bağırsaklara kavuşur. Bu durumda yediğimiz meyvenin yararından çok zararını görebiliriz.

3- Yediklerinin en az yarısı sebzelerden oluşmalıdır. Bunun için öğle ve akşam yemeklerinde bol miktarda yeşillik tüketmelisin. Yeteri kadar sebze tüketebilmenin en kolay yolu, bol miktarda salata yemektir.

4- Öğle ve akşam yemeklerinde hem yemek hem de ekmek ye, sadece birine ağırlık verme.

5- Lokmalarını küçük yap, yavaş yavaş ye ve çok iyi çiğne. Ağız, midenin işini hafifleten çok önemli bir sindirim organıdır. Dişlerin görevini mideye yükleme.

6- Acıkmadan sofraya oturma, tam doymadan yemeyi bırak. Bir süre sonra doymuş olduğunu anlayacaksın.

7- Süt ve yoğurt tüketimine önem ver. Yoğurdu yemeklerle birlikte veya ara öğünlerde, sütü ise aç iken tüket.

8- Akşam yemeğinden sonra çay, kahve, kola, limonata gibi uyarıcı içecekleri ya hiç alma veya çok az al. Böylece daha rahat bir uyku uyursun.

9- Pırasa, ıspanak, lahana gibi sebzelerden oluşan yemeklere itiraz etme. Beslenmede damak tadından çok, vücudun yararını önemse.

10- Ayak üstü beslenmeyi katiyen alışkanlık haline getirme.

11- Fazla yağlı şeyler yeme. Her yemekte türüne göre margarin, tereyağı veya zeytinyağı kullanılabilir. Bir evin mutfağında bu üç yağ da düzenli olarak kullanılmalıdır. Ancak zeytinyağının ağırlıkta olması daha faydalıdır. İç yağı, kuyruk gibi şeyler fazla kullanılmamalıdır.

12- Pasta türü yağ ve hamur oranı yüksek yiyeceklere heves etme.

13- Tatlılardan hamur ve yağ oranı fazla olanlarla kavrularak yapılanları tercih etme. Sütlaç, komposto, bal, pekmez, reçel gibi doğal tatlılarla ihtiyacını gidermen daha faydalı olur.

14- Akşam yemeklerini uyku saatinden en az üç saat önce ye.

15- Bol su tüket. Su içmek için çok susamayı bekleme. Az da olsa ara ara su iç. Su, deri dahil, vücudun her organı için gereklidir. Vücudun iç temizliğini sağlaması da yeteri kadar içilen su ile mümkün olur.

( Şimdi bu on beş maddeyi bir kere de annenle birlikte oku. Çünkü bu kuralların uygulanabilmesi annenle işbirliği yapmana bağlıdır.)

Yukarıda sayılan on beş kural dengeli beslenme için son derece önemlidir. Dengeli beslenme olmadan sağlıklı bir hayat yaşayamayız. Sağlığı sürekli bozuk olan bir kişinin ise başarılı olması beklenemez.

Kısacası yukarıdaki beslenme kurallarına uyman başarılı bir öğrenci olabilmen için de gereklidir

. O halde dengeli beslen, sağlıklı ol. Sana uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. 

 

OKULA GİTMEDEN KAHVALTI YAP

( Sevgili öğrenci! Bu başlığın altındaki bilgileri annenle birlikte oku.)

Her sabah düzenli bir şekilde kahvaltı yap. Bunun için, okula gitmen gereken saatten en az 5O dakika önce uyanmış olmalısın.

Kahvaltı yapmaya sıradan (önemsiz) bir iş gibi bakma. Okula giden bir öğrenci için kahvaltı, hem iyi beslenebilmesi, hem de derse hazırlıklı olması için gereklidir. Kahvaltı yapmadan okula giden öğrenci, derse girmek için gerekli olan hazırlıklarından birini terk etmiş demektir.

Kahvaltı yapmayan öğrencinin, derste verimi düşer. Bu zararı, birinci teneffüste kantinden alınacak bir yiyecekle telafi etmek mümkün değildir.

O halde kahvaltı yapmayı vazgeçilmez bir alışkanlık haline getir. Kahvaltıdan sonra dişlerini fırçala. Karnın tok, ağzın temiz olarak okula git.

Evden çıkarken, senden önce uyanarak kahvaltını hazırlayan ve diğer işlerinde sana yardımcı olan annene teşekkür etmeyi de unutma.

Muhterem Anne! Sen de her sabah bu teşekkürü hak et. Bu teşekkürü hak etmen çocuğun için son derece önemlidir. Sabah kalkmakta bir zorluk varsa bunun çaresi gece erken uyumaktır.    

Muhterem Anne! Konunun önemini tam olarak anlatabilmek için bir örnek vermek istiyorum. Herhangi bir okulda geçen şu manzarayı gözlerinin önüne getir:

Evden kahvaltı yapmadan çıkan bir öğrenci; aç olarak, aç olduğu için de ağzı ve nefesi kokarak okula gider. İlk derse bir şey yemeden girer. Ağzı koktuğu için sıra arkadaşı kendisiyle fazla konuşmak istemez. Konuşmak zorunda kalınca da burnunu kapatır. Arkadaşından beklediği ilgiyi görmeyen öğrenci, dersi dinlemekten çok, kantinden yiyecek bir şeyler alma hayaliyle teneffüsün bir an evvel gelmesini beklemektedir.

Teneffüs zili çalınca kantine koşar. Kantinin önü oldukça kalabalıktır. İtiş kakış içinde sıra kendisine gelince, o günkü harçlığı tost almaya yetmediği için, bir simit alır.

Simit umduğu kadar taze değildir. Birkaç lokma yedikten sonra lokmalarını yutmakta zorlanır. Evde olsaydı önünde çay olacağını düşünerek eksiğin ne olduğunun farkına varır. Çay ihtiyacını su ile gidermek için lavaboya koşar. Bir elinde simidi tutarken öteki eliyle su içer. Su içtiği musluğun tuvaletlerle aynı koridor içinde olduğunu da bilmende yarar var.

Simidin ancak yarısı bitmişken ikinci ders zili çalar. Öğretmen sınıfa girdiği halde simit bitmemiştir. Öğrenci kalan simidi de koparıp, gizlemeye çalışarak, küçük lokmalar halinde yemeye devam eder. Bu arada öğretmen, öğrencinin bir şeyler yemekte olduğunun farkına varıp kızar. Mahcup olan öğrenci, ikinci dersi bu moral bozukluğu içinde geçirir.

Bu şartlarda yapılan bir kahvaltı neticesinde diğer derslerin de verimli geçmesi beklenemez.

Kıymetli anne! Yukarıda anlattığım öğrencinin senin çocuğun olmasını ister misin? Elbette istemezsin. Bu derece sorumsuz davranman mümkün değil. O halde, bundan sonra çocuğuna kahvaltı vermeden onu okula göndermemelisin.

Kıymetli anne! Şunun farkındayım ki, her sabah çocuğundan önce uyanıp ona kahvaltı verme ve diğer işlerinde yardımcı olma konusunda son derece kararlısın. İyi bir anne ancak böyle davranır. Sen de iyi bir annesin. Seni tebrik ediyorum.

Sevgili öğrenci, bu konudaki son sözüm özet olarak şu: her sabah okula gitmeden önce kahvaltını evde yap. Çantanı eksiksiz hazırla. Dişlerini okulda öğrendiğin şekilde fırçala. Evden çıkarken annene teşekkür edip duasını al.

Şimdi güzel bir güne başlıyorsun. Derse girmek için hazır durumdasın.

    

KENDİNİ TANI

( Sevgili öğrenci, bu bölümü ebeveyninle birlikte oku.)

Her insanın belirli konulardaki yetenekleri daha fazladır. İnsanlar, ilgi ve kabiliyetleri açısından birbirlerinden farklıdırlar. Bazılarının sözel, bazılarının ise sayısal başarısı öne çıkar. Çok az sayıdaki insan ise hem sözel hem de sayısal alanda tam başarıya ulaşır.

Bir öğrenci, hangi alanda daha çok başarı elde ediyorsa branş ve meslek seçimini o alan doğrultusunda yapmalıdır. Hem sözel hem de sayısal alanda tam başarı elde edenlerin ise, tercih sebebi olarak daha çok ilgi duydukları branş ve meslek doğrultusunda bir seçim yapmaları gerekir.

Muhterem anne ve baba!

Kuşkusuz çocuğunuz için en iyi şeyleri düşünüyor, onun başarılı ve mutlu olmasını istiyorsunuz. O halde çocuğunuzun sahip olduğu istidat ve ilgilere saygı duymalısınız.

Çocuğunuzun seçmek istediği meslek ile sizin onu yönlendirmek istediğiniz alan farklı olabilir. Eğer böyle bir farklılık varsa, kendi tercihinizde ısrar etmeyip çocuğunuzun tercihine katılmalısınız. Çünkü seçtiği mesleği bir hayat boyu icra edecek olan odur.

Saygıdeğer anne ve baba!

Kuşkusuz çocuğunuz sizin için çok önemlidir. Onu çok seviyorsunuz. Ancak bu sevginiz, çocuğunuz üzerinde bir baskı kurmaya sebep olmasın. O, sizin çocuğunuz olmakla birlikte, sizden farklı düşünebilir; farklı kabiliyetler taşıyabilir. Bir başka deyişle onun ilgileri sizin beklentileriniz dışında gelişebilir.

Şunu bilmeli ve kabul etmelisiniz ki, çocuğunuz sizin eşyanız değildir. Onun üstünde her türlü tasarruf yetkisine sahip olamazsınız.

Siz, çocuğunuzun annesi ve babasısınız. Ama o, ilgileri ve kabiliyetleri açısından bağımsız bir kişiliktir. Tercihlerini, sizin ilgi ve isteklerinize göre değil, kendi kabiliyetlerine göre yapmalıdır.

Anne ve baba olarak sizin yapmanız gereken şey,çocuğunuzun kendisini tanımasına yardımcı olmaktır. Bunun için çocuğunuzun öğretmenleriyle ve rehberlik servisiyle işbirliği yapmalısınız. Çocuğunuzun en çok ilgi duyduğu ve başarı elde edeceği alan bilimsel yöntemlerle belirlendikten sonra ortaya çıkan sonucu kabullenip benimsemeli ve çocuğunuza aksi yönde telkinlerde bulunmamalısınız.

Kendi hayallerinizi ve gençliğinizde başarma imkânı bulamadığınız şeyleri çocuğunuzda görmeye çalışmanız, son derece yanlış olur.

Sevgili anne ve baba!

Son olarak konuyu bir de şu şekilde özetlemek istiyorum: Sizin arzunuz da çocuğunuzun ilgisi ve istidadı doğrultusunda olmalıdır. Böyle olursa, çocuğunuzun enerjisine enerji katmış olursunuz. Aksi taktirde, ek enerji veremediğiniz gibi onun mevcut enerjisini de tüketmeye başlarsınız.

Elbette doğrusunu yapıp çocuğunuzun ilgi ve kabiliyetlerini tanımasına yardımcı olarak onu tercihleri konusunda destekleyeceksiniz. Bilinçli bir aileye de bu yakışır.

Sevgili öğrenci!

Hiçbir insan her konuda, her alanda yeteneksiz değildir. Bir başka ifadeyle; yeteneksiz insan yoktur, ancak neyi başarabileceğini henüz tespit edememiş insan vardır.

Ailen de sana yardımcı olmaya başladığına göre üreteceğin hiçbir mazeret geçerli olamaz.

Kendini tanı. Yeteneklerini belirle. Hangi alanda yürüyeceğine karar ver. Karar verdikten sonra da azimli ol.

Başarı uzakta değil, sana senin kadar yakın. Haydi, başarıyı yakalamak için harekete geç.     

 

AİLENLE UYUM İÇİNDE OL

Başarılı olma şartlarını oluşturma yollarından biri de uyumlu olmaktan geçer.

Uyumlu olmak, her şeyi olduğu gibi kabul etmek değildir. Olumsuz şartları olumluya çevirme gayreti içinde olmak, uyumsuzluk sayılmaz. Önemli olan bir şeylere itiraz ederken isyankâr olmamak, kırıp dökmemek, kısacası sorun çıkarmamaktır.

Usulüne uygun hareket edip nezaketli davranır ve çevreni ikna ederek bazı sorunları çözersen ailen bundan sadece mutluluk duyar.

Şunu hiç unutma: bu dünyada hiç kimse anne ve babasının kim olması gerektiğine karar veremez; doğal olarak kardeşlerini ve akrabalarını da belirleyemez. O halde ailemizi benimseyip onlara saygı göstermek, hepimiz için, aksi asla düşünülemeyecek bir zorunluluktur.

Sen de ailenle uyum içinde ol. Onları benimse. Anne ve babana saygıda kusur etme. Onları sevip saydığını hem davranışlarınla hem de konuşmalarınla belli et.

Kardeşlerinle iyi geçin. Onları sev. Abin, ablan varsa onlara aynı zamanda saygı da göster. Küçük kardeşlerini koru, onların eğitimine katkıda bulun.

Ev işlerine yardımcı ol. Annen senden bir iş yapmanı isteyince, adres olarak kardeşlerini gösterme, o işi hemen yap.

Okuldan eve dönünce eşyalarını düzenli bir şekilde yerleştir. Bir müddet sonra hiçbir eşyanı aramak zorunda kalma. Evin düzen ve tertibini bozma, bilakis bu düzene katkıda bulun.

Bazen yapılan yemek, sevmediğin bir yemek olsa bile itiraz edip anneni üzme. Sofrayı yemeksiz bırakmadığı için ona teşekkür et.

Babandan, bütçesini zorlayacak elbiseler ve eşyalar almasını isteme. Ev geçindirmenin pek de kolay bir iş olmadığını unutma.

Sana verilen harçlığın bir kısmını, okul ihtiyaçlarını karşılamaya ayır. Gerekmiyorsa para harcama. Cömert ol, ama savurgan olma. Tutumlu ol, fakat cimri olma.

Ailen seninle her zaman övünmek ister; onların ümitlerini boşa çıkarma.

Derslerin ve başarın hakkında ailene sürekli bilgi ver. Bir dersten zayıf alacak olursan ailen bunu öğretmeninden önce senden öğrensin.

Bir sıkıntın olursa ailenle konuş. Hiçbir şeyi annenden ve babandan gizlemeye çalışma. Sorunlarını zamanında onlarla paylaş. Paylaşılan sorun daha kolay çözülür.

Mutluluğunu da ailenle paylaş. Mutluluk, paylaşıldıkça artar.

Sürekli mutlu olmaya çalış.

( Şimdi kitabın baş tarafına dönüp mutlu olman için gerekli olan sekiz altın kuralı yeniden oku. )

Mutlu olursan uyumlu da olursun.

Mutlu insan, çevresindekilere sık sık teşekkür eder. O halde gerektikçe anne ve babana teşekkür et. Teşekkür eden sevgi alır.

Farkındayım; ailenle uyum içindesin.

Uyumlu olmak sana çok yakışıyor.

   

YETERLİ MORAL GÜCE SAHİP OL

 

Morali yüksek olan insan ruhsal yönden kuvvetli olur, yapacağı işlerde başarısız olma korkusu taşımaz, iç düzeni güç kazanır, başarma ve yaşama isteği artar. Böylece insan fazladan bir enerji taşımaya başlar.

O halde moralini bozma. Yaşadığın zorluklar seni pes ettirmesin. Olumsuz şartları, olumluya çevirmek için çabala. Bir konuda başarısız olursan, yaptığın hataları tekrarlamadan, başarılı olmak için yeniden uğraş. Bir konuda tamamen tıkanır ve hareket kabiliyetini yitirirsen bunun bir son olduğunu düşünme, sabret ve doğru zamanı bekle.

Moral, insanı hayata bağlayan güçtür. Bu gücü kaybetme.

Melankolik ve arabesk söylemlerin etkisinde kalma. İnsan hayatı, yaşanması gereken ve yaşanmaya değer olan bir süreçtir.

Bu noktada kısa bir hikâye anlatmak istiyorum. Bu hikayeye dikkat et.

Geçmişte çok ünlü bir ilim adamı devrin padişahı ile bir konuda ters düştüğü için zindana atılmış. Aylar sonra çok yakın bir arkadaşı bin bir minnetle yöneticilerden izin alarak ünlü ilim adamını ziyarete gitmiş. Arkadaşını, sağlık için elverişli olmayan zindanın paslı demir parmaklıkları arasında bir hayli zayıflamış ve bitkin halde görünce çok üzülmüş; onu teselli etmek için bile konuşamamış. Uzun süre sonra, hakim olamadığı gözyaşlarını gizlemeye çalışarak, “Nasılsınız?” diyebilmiş. Ünlü ilim adamı, tebessüm edip tavandaki küçük delikten içeriye sızan ince güneş ışığını eliyle işaret ederek; “Bütün olumsuzluklara rağmen bu ışık altında yaşamak çok güzel.” demiş. Kendi görevi olduğu halde, arkadaşını birkaç kelime ile de olsa teselli edememiş olan ziyaretçi, bu hikmetli söz ile kendisinin teselli edildiğini görünce hayretler içinde kalmış. Ünlü ilim adamının büyüklüğünü daha iyi anlamış.

Bu hikâyeden şunu anlıyoruz: Hiçbir şart altında pes etmemek ve hayatın güzelliklerini görmeye devam etmek gerekir.

Moral gücünün insana katkıları konusunda da bir hikâye anlatmam yararlı olacak:

Geçmiş yıllarda genç bir kız, eskilerin ince hastalık dediği, verem (tüberküloz) tedavisi görüyormuş. Genç kızın abone olduğu gazetede kendisi gibi veremli olan bir kızın hayatını anlatan bir roman tefrika ediliyormuş. Romandaki kızın hastalığı iyileştikçe, genç kızın hastalığında da bir düzelme görülmeye başlamış. Daha sonraki günlerde, roman kahramanı kızın hastalığı yeniden artınca, gerçek hasta da kötüleşmeye başlamış. Bunun sebebini araştıran doktorlar, hastanın gazetedeki roman tefrikasıyla olan duygusal ilişkisinin farkına varınca durumu anlamışlar. Çare olarak; roman yazarıyla ilişkiye geçilip, hikâyesi anlatılan sanal kızın yeniden iyileşmeye başlaması ve romanın mutlu bir şekilde bitmesi sağlanmış. Tefrikayı okumaya devam eden genç kız, bundan etkilenerek tedaviye cevap verip iyileşmiş.

Görüldüğü gibi moral değerleri yitirmemek insana çok şey kazandırabiliyor.

Moral güç, başarının en büyük destekçisidir.

Moralini düzgün tut. Pes etme. Başarılı ol. 

  

OTUZ YIL SONRASINI DÜŞÜN

 

Sınıfında otuz kadar arkadaşın var. Her biri ayrı bir dünya; değişik hayalleri, çeşit çeşit beklentileri var.

Kimin ne olacağını, hangi sürprizlerle karşılaşacağını şimdiden tahmin etmek mümkün değil. Ama bazı nitelikler vardır ki, onların ne sonuçlar doğuracağını herkes tahmin edebilir. Çalışanların başarılı olacaklarını, tembellik yapanların başarılı olamayacaklarını kim tahmin edemez... suça bulaşanların sıkıntıdan kurtulamayacaklarını tahmin etmek bir kehanet mi?..

Şimdi otuz yıl sonrasına dair bazı tahminlerde bulunarak sana üç sanal olay anlatmak istiyorum:

1-Otuz yıl sonra, yaşamakta olduğun şehrin mahalli gazetelerinde şöyle bir başlık okuyorsun: “Başbakan bugün ilimize geliyor.” Alt başlık olarak şu bilgiler var. “başbakan bugün saat 15:00 de şehrimizin başarılı işadamlarından falancanın iki bin işçi kapasiteli fabrikasını hizmete açacak. Törene Başbakan dışında çok sayıda üst düzey davetli katılıyor.” Hemen tanımış olmalısın. Fabrikası hizmete açılacak olan iş adamı senin sınıf arkadaşın.

2-Yukarıdaki haberin alt tarafında küçük bir haber daha var:

“Firari banka soyguncusu yakalandı.” Yanda kelepçeli bir resmi bulunan suçlu hakkında şu bilgi veriliyor: “Bir yıl önce filan bankayı soyduktan sonra kayıplara karışan ünlü gaspçı nihayet yakalandı.” Resme bir daha bakıp ismini yeniden okuyunca, onun da okul yıllarından arkadaşın olduğunu hatırlamakta gecikmiyorsun.

3-Yukarıda sözü edilen gazeteyi okuduktan sonra, yine okuldan arkadaşın olan  çocuk doktoru filancadan bir telefon alıyorsun. Seni özlemiş, bir kahve içmeye davet ediyor. Doktor arkadaşınla sohbet ederken sekreteri içeriye girip kısık bir sesle şunları söylüyor: “Efendim salonda çocuğunu muayene ettirmek için gelen bir adam var. Ücret ödeyecek kadar parası olmadığını, ancak okul arkadaşınız olduğu için, çocuğunu bedava muayene edebileceğinizi söylüyor.” Doktor arkadaşın insaflı biri. “Hemen muayene odasına al.” diyor. Yan kapıdan bakınca onu çok iyi hatırlıyorsun. Üstü başı perişan vaziyette. Senin de bu duruma şahit olduğunu anlayıp daha fazla kahrolmasını istemediğin için, ona görünmüyorsun. Doktor, muayenehanesindeki tanıtım ilaçlarından birkaç tanesini verip eski arkadaşını yolcu ettikten sonra, ikiniz birlikte üzüntülerinizi dile getiriyorsunuz.

Üç sanal olay anlatarak dört arkadaşın hakkında tahminlerde bulundum: Biri iş adamı, fabrikatör. Biri gaspçı, suçlu. Biri çocuğunu doktora götüremeyecek kadar fakir. Biri de doktor.

Diyelim ki otuz yıl sonra bu üç olay olmayacak. Ne değişir? Otuz yıl öncesinin gençleri, bu olaylara benzer yüzlerce olay yaşamıyorlar mı? Bu gün yaşanan olayların benzerlerinin otuz yıl sonra da yaşanmayacağını kim garanti edebilir?... Aynı sebepler, aynı sonuçları doğurur.

İki iyi, iki de kötü örnek verdim. İyi örnekler hep tekrar etsin. Bu örnekler otuz yıl sonra bugünkünden çok daha fazla olsun. Ya iki kötü örnek? Bu örnekler de tekrar etsin diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. O halde kötü örneklere yol açan şartları ortadan kaldırmaktan başka çare yok.

Şimdi bugünü ve otuz yıl sonrasını bir daha düşün. Ne suçlu ol, ne de çaresiz. Muhakkak surette hem erdemli ol hem de başarılı.

Önünü görmekle yetinme, ilerileri de gör. Ufkun ve yolun açık olsun.

Ne demek istediğimi anladığından şüphem yok. Artık başarılı bir öğrenci olacağın konusunda sana daha çok güveniyorum.

  

 

SİGARA İÇMEYİ DENEME

 

Niçin başlık olarak, “Sigara İçmeyi Alışkanlık Haline Getirme” demedim de “Sigara içmeyi Deneme” dedim. Burada verilmek istenen mesajın farkına varmış olmalısın. Çünkü birçok insan tek tük sigara içmeye başladığında bir gün gelip de tiryaki olacağını hiç düşünmez. Bu açıdan seni ısrarla uyarıyorum: Sigara içmeyi hiç deneme; çünkü tek tük içmenin sonu tiryaki olmaya çıkar. Şu soruyu da sorma ihtiyacı duyuyorum: Niçin sigara konusuna bağımsız bir başlık ayırdım? Buna niçin gerek duyduğumu tahmin etmen de pek zor olmasa gerek. Sigara yanlış alışkanlıkların en yaygın olanıdır. Sigaraya başlama yaşı da git gide düşüyor. Kendini bu tehlikeden koruman zor olabilir. Bu sebeplerden sigara konusuna bağımsız bir başlık ayırma ihtiyacı duydum.

Şimdi konuya geçebilirim. Öncelikle insanların niçin sigaraya başladıklarını bilmek gerekir. Bu sebepler iyi bilinirse, sigaraya başlamaktan korunmak kolaylaşır. Tehlikeyi göre göre ona doğru koşmak akıl kârı değildir.

Sigaraya başlama sebepleri dört maddede özetlenebilir:

1-Sigara içme sebeplerinden biri arkadaş gruplarına uyum sağlama isteğidir.

2-Birçok insan tarafından kullanıldığı bilinen sigaranın nasıl bir şey olduğunu, ne gibi lezzetler (!) verdiğini merak etmek de önce deneme, sonra tek tük alma ve neticede alışma sebepleri arasındadır.

3-Büyüklere özenme, onlara benzemeye çalışma ve toplum içinde güya statü kazanma arzusu da gençleri sigaraya yaklaştırır.

4- Hiçbir gerçek yönü olmadığı halde sigara içerek efkâr dağıtma (üzüntülerini bastırma) beklentisi de, tütün kullanma sebepleri arasında ciddi bir yer tutmaktadır.

 Dikkat edildiği zaman bu dört sebebin de aslında aldatıcı olduğu görülür. Bu aldatıcı sebepler şu şekilde özetlenebilir:

1-Arkadaşlara uyum sağlama gayreti, faydalı hususlarda olmalıdır. Kötü alışkanlıklar edinme pahasına arkadaş gurupları içinde tutunmaya çalışmak başlı başına büyük hatadır. Doğru olan o arkadaş gurubundan uzak olmaktır.

2-Ne kadar çok kişi kullanırsa kullansın, zararlı olduğu bilinen bir şeyi denemek yanlıştır; her yeni deneme, yanlışta ısrar anlamına gelir. Üstelik ilk içişlerde insanı öksürtmekten başka bir şeye yaramayan sigarayı yeniden deneyerek adım adım ona esir olmaya doğru gitmenin mantığı olamaz.

3-Sigara hiç kimseye iyi bir statü kazandırmaz. Bilakis sigara içen kişi, başkalarına zarar verdiği için, sürekli çevresinden özür dilemek zorunda kalır.

4-Sigara efkâr dağıtmaz. Olsa olsa, sağlığa zarar verdiği için, yeni  üzüntülere yol açar.

Görüldüğü gibi, sigaraya başlama sebeplerinden hiç birinin ciddi bir karşılığı yoktur. Sayılan dört sebep de sigaraya başlamayı kolaylaştıran süslü birer tuzaktır.

Sakın bu tuzaklara düşme.

Bu noktada sigaranın zararlarını da kısaca özetlemek gerekir:

1-Sigara sağlık için zararlıdır. Birçok hastalığa sebep olmakta, birçoğunu ise hızla geliştirmektedir.

2-Bağımlılık meydana getirmekte, tiryaki olan kişi bu konuda iradesine sahip olamamaktadır. Zararlı bir şeye bağımlı hale gelmek, çok üzücü bir durumdur.

3-Sigara insan için doğal bir ihtiyaç olmadığına göre sigaraya ayrılan para boşuna harcanmış demektir. Kısacası bu tür harcamalar israftır.

4-Sigara içen kişi yerine göre çoluk çocuğunun rızkından keserek, yani onların ihtiyaçlarının bir kısmını ihmal etme pahasına bu alışkanlığını sürdürmektedir. Bu durum bağışlanmayacak bir hatadır.

5-Toplum içinde veya evinde çoluk çocuğunun içinde sigara içen kişi, tütünle ilgisi olmayan insanları duman altı edip pasif içici haline sokarak zarara uğratır.

Bu beş zarara dikkat ettiğinde göreceksin ki, sigara içen hiç kimsenin, ilk üç zarardan korunması mümkün değildir. Bunlar bile sigaraya başlamamak için yeter de artar. Sigara nedeniyle çıkan yangınları ise zararlar arasında saymadım bile.

Kararlı ol. Sigarayı eline bile alma.

Sigaranın seni esir almasına asla izin verme.

Umarım “Nasıl olur da, sigara beni esir alabilir?” diye aklından geçmemiştir. Ama bir bakıma bu düşünce de yararlı olacak; en azından konunun biraz daha açıklanması için bir vesile sayılabilir.

Sigara ile esaret arasındaki ilişkiyi anlatabilmek için bir anekdot nakledeceğim:

Yıllar önce bir dershanenin yaptığı ÖSS deneme sınavında gözetmenlik yapıyordum. Sınavın ortalarına doğru, yüz kiloyu aşkın olduğu hemen anlaşılan pehlivan yapılı bir öğrenci yerinden kalkıp bana yaklaşarak, saygılı bir şekilde, iki dakika dışarı çıkmak için izin istedi. İzin isteme sebebinin lavaboya gitme ihtiyacından kaynaklanmadığını anlamıştım. Niçin çıkmak istediğini sordum, cevap vermek istemedi. “Sigara mı içeceksin?” diye sorunca, mahcup bir eda ile; “Evet hocam, özür dilerim, ama bir sigara içmezsem sınava devam edemem.” dedi.

Bu olay beni çok düşündürdü. Pehlivan yapılı bir genç sigara tarafından esir alınmıştı. Gururunu ayaklar altına alarak sigara içmek için izin istiyordu. Kendisine izin verdim; ancak gerçek sınavda böyle bir izin almasının mümkün olmadığını, iradesine sahip olma konusunda daha güçlü olması gerektiğini de anlattım. İradesine sahip olmasının en kestirme ve en garantili yolu ise sigarayı bırakmasıydı.

Artık bu konuda daha fazla bir açıklama yapmama gerek olmadığının farkındayım.

Sigaranın zararları hakkında bir takım istatistikler sayıp dökmeme ne gerek var?.. Önemli olan konunun özünü kavramak değil mi?..

Yalnız şunu da hatırlatmak gerekecek: Sigara içiyorlar diye, büyüklerine saygısızlık etme, onları sana düşmeyecek şekilde uyarma. Geçmişte sigaranın bu kadar zararlı olduğu bilinmiyordu. Sonra, sırf sen bir hata işlemiyorsun diye, işleyenlere karşı kabalık yapman hiç de doğru olmaz.

Sen, öncelikle kendinden sorumlusun. Sorumluluğunu hakkıyla yerine getir.

Sakın sigaraya teslim olma.

Onun seni esir almasına izin verme.

Hatta ona hiç yüz verme.

Bir nefes bile alma.

Nefes almayı bırak, elini dahi uzatma.

Kat’iyyen merak etme, aklına bile getirme.

Gündeminde sigara diye bir şey olmasın.

Sana güveniyorum. Nelerden uzak durman gerektiğini, çok iyi bildiğinin farkındayım.

Şimdi, iyi bir hayat yaşamaya ve başarılı olmaya daha çok hazırsın.   

 

KENDİNE VERDİĞİN SÖZLERİ TUT

 

Bir insan, kendisine en çok hangi konularda söz verir? Niçin söz verme ihtiyacı duyar?

İnsan en çok şu iki sebepten kendisine söz verme ihtiyacı duyar:

1-Bir hata işler, işlediği hata sebebiyle zor durumda kalır. Bir daha aynı hatayı tekrarlamamaya söz verir.

2-Başkaları tarafından işlenen hataları görür; gördüğü hataların ne kadar zararlı olduklarının farkına varır ve aynı yanlışları işlememeye söz verir.

Bu iki durumla ilgili olarak birer hikâye anlatmak istiyorum. Böylece hem yazılanları zevkle okumaya devam eder, hem de verilmek istenen mesajları hikâyelerle birlikte zorlanmadan aklında tutarsın.

Hikâyelerin ilki bir fabl:

Asırla önce bir tilki, sıcak yaz günlerinde bir bağın yanından geçerken olgunlaşmış üzümleri görünce durup bakmış. Önce bağın kendisine ait olmadığını düşünerek, içeri girip girmemekte biraz tereddüt etmiş. Ancak parlayan olgun üzüm salkımları karşısında daha fazla dayanamayıp ilk teveğe yaklaşıvermiş. Bu arada bağ bekçisi durumu fark edip kucağına aldığı birkaç taşı art arda tilkiye fırlatmış. Neye uğradığını şaşıran tilki hızla oradan kaçıp inine sığınmış. Birkaç yerinden yaralandığı için canı fena halde yanıyormuş. Bu olay üzerine kendisine şöyle bir söz vermiş: “Gelecek bahar ilk iş olarak bir bağ dikip yetiştirecek ve bundan sonra, canım her istediğinde korkmama gerek kalmadan malım olan üzümleri minnetsizce yiyeceğim.” Tilki, yaşanan olaydan çok güzel bir ders çıkarmış ve kendisine çok yerinde bir söz vermiş. Ancak bahar geldiğinde verdiği sözü yerine getirmemiş. Yaz geldiğinde ise yine üzüm yerine dayak yemiş.

Bu hikâyeden ne gibi dersler çıkarman gerektiği apaçık ortada. Kendine şu soruları sorarsan hikâyeyi doğru yorumlamış olursun:

-Geçen öğretim yılında ne gibi eksiklerim oldu?

-Geçen dönem hangi hataları işledim?

-Geçen hafta hangi görevlerimi yerine getirmedim?

-Dün günlük çalışma programımda ne gibi eksikler bıraktım?

Öncelikle bu dört sorunun cevabını ciddi bir şekilde tespit edip yanına yaz. Sonra, tespit ettiğin bu hataları bir daha işlememek için kendine söz ver. Biraz komik olacak ama, şunu da söyleyeyim: Verdiğin sözler, tilkinin kendisine bağ dikme konusunda verdiği söze benzemesin. Yerine getirilmeyen söz, hiçbir işe yaramadığı gibi, söz verenin onurunda aşınmaya da yol açar.

Vermen gereken sözleri ver.

Verdiğin sözleri yerine getir.

İşlediğin bir hatayı ikinci kere asla işleme.

Sözünü tutamayan adam durumuna düşme.

Anlatmak istediğim ikinci hikâye ise şöyle:

Geçmiş zamanda bir şehirde güzel ahlakıyla ünlenmiş bir zat yaşıyormuş. Çevresindeki insanlar, onun bu ahlaki üstünlüğü nasıl elde ettiğini merak ederlermiş. Bir gün toplanıp güzel ahlakıyla ünlü zatın huzuruna çıkıp; “Bu güzel ahlakı nasıl elde ettiniz, kimlerden öğrendiniz?” diye sorduklarında şu cevabı almışlar: “Bu güzel ahlakı ahlaksızlardan öğrendim. Başkalarını dikkatle gözledim. Onlar hangi yanlış davranışlarda bulunuyorlarsa, ben o tür hareketlerden uzaklaştım. Böylece ahlakım güzelleşti.”

Bu hikâye sana çok şey anlatmış olmalı.

İyi bir gözlemci ol. Hangi davranışların doğru, hangilerinin yanlış olduğuna dikkat et. Başkaları hangi söz ve davranışlarıyla gülünç olup zor durumda kalıyorlarsa, sen o tür söz ve davranışlardan uzak dur.

Yapman gereken işler ve alman icap eden tedbirler hakkında kendine söz ver. Verdiğin sözleri ise mutlaka yerine getir.

Olumlu olumsuz bütün tecrübelerinden yararlan. Sadece kendi tecrübelerinden yararlanmakla kalma; başkalarının tecrübelerinden de yararlan. Bir adım daha ileri giderek yalnız gerçek olaylardan değil, seyrettiğin filmlerden, okuduğun öykü ve romanlardan bile faydalan. Her olaydan bir sonuç çıkar. Her sonuçtan kendine verecek bir söz bul. Verdiğin her sözü ise muhakkak tut.  

  

OKUL KURALLARINA UY

 

Okula geç kalma. Geç kalmanın iki zararı vardır: Birincisi, dersin kavuşamadığın kısmını dinleyemediğin için o desten tamamen kopar ve o dersi hiç görmemiş gibi olursun. İkinci zararı ise geç kaldığın için, önce idareciler sonra ders öğretmenin tarafından uyarılırsın. Bu uyarılarda kullanılan kelimeler ve ses tonları seni fazlasıyla üzebilir. Bu üzüntü sebebiyle o günkü başarı verimin düşer. O halde okula geç kalmamayı prensip haline getir.

Teneffüsün bir kısmını, varsa ihtiyaçlarını gidermek ve okul bahçesine çıkıp arkadaşlarınla sohbet için , son birkaç dakikayı ise yeni derse hazırlanmak için kullan. Öğretmen içeriye girdiğinde, dersle ilgili araç ve gereçlerin sıranın üstünde hazır olsun. Ders başladıktan sonra arkadaşlarından bir şeyler istemek zorunda kalma. Bu tür davranışlar dersin akışını bozar.

Teneffüste kendini yorma. Top oynamak, spor yapmak gibi şeyler teneffüs dilimine sığdırılamaz. Teneffüste kendini yorup nefes nefese kalır ve ter içinde derse girersen, dersten gerekli verimi elde etmen mümkün olmaz. Ayrıca zamansız terlediğin için hasta da olabilirsin.

Okul idaresinin yaptığı uyarı ve duyuruları can kulağıyla dinle. Uyman gereken kuralları bil. Görev ve sorumluluklarını öğren. Okula asılan duyuruları oku. Duvar gazetesini de yazıları değiştirildikçe, okumayı ihmal etme.

Arkadaşlarınla iyi geçin, onlara kaba davranma, kibar ol. El şakası yapma. Söz ile yaptığın şakalar nezaket sınırını aşmasın.

Öğretmenlerine karşı saygılı ol. Dersine girmeyen öğretmenlere de saygıda kusur etme. Geçen dönemlerde dersine girip de şimdi girmeyen öğretmenlerini tanımazlıktan gelme; halen dersine girmekte olan öğretmenlerine karşı nasıl davranıyorsan onlara da öyle davran.

Okul eşyalarını koru. Kullandığın sıra veya oturağın gevşeyen bir vidası varsa onu berkit veya ilgili personeli durumdan haberdar et.

Okulun temizliğine katkıda bulun. Temizliğe yapacağın en büyük katkı kirletmemendir. Atacağın bir kağıt varsa muhakkak çöp kutsuna koy. Küçük gibi görünen kurallara büyük önem ver.

Okul bahçesindeki çimleri, çiçekleri ve ağaçları koru. Gereksiz yere bir dalı tutup çekme.

 Bayrak törenlerine katıl. İstiklal Marşı’nı gür ve canlı bir sesle oku.

Eğitsel kol çalışmalarına önem ver. Bu tür çalışmaların seni hayata hazırlayacağını unutma.

Önemli ders, önemsiz ders ayrımı yapma. Her derse önem ver. Bütün derslerin gereğini yerine getir. Önemsiz ders düşüncesi, temelde yanlış olduğu gibi, ilgili öğretmenleri de üzer.

Kılık kıyafetin daima derli toplu, düzenli, temiz ve ütülü olsun. Bu konuda uyarılmanı gerektirecek eksikler bırakma. Belli bir eğitim almış kişilerin kılık kıyafetlerindeki özensizlik yüzünden uyarılarla karşılaşmaları hiç de yakışık almaz.

Kısacası örnek öğrenci ol. Sorunlu olma; sorunsuz ol.

 Daha önceki konuda söylendiği gibi başkalarının hatalarından ders çıkarır ve o hataları işlemezsen okul kurallarına uyman da kolaylaşır.

Bu konu ile birlikte, iyi ve başarılı bir öğrenci olma konusunda çok yol almış bulunuyorsun.

Sıradaki konu ile daha ileri bir aşamaya varacaksın.

 

 

DERSTE GEREKLİ KURALLARA UY

 

Dersle ilgili araç ve gereçleri öğretmen içeri girmeden hazırla. Öğretmen sınıfa girdikten sonra silgi, cetvel, kalem gibi bir şeyi aramak, hele hele arkadaşlarından istemek zorunda kalma.

Öğretmeni ayakta karşıla, bu esnada kimseyle ilgilenme. Öğretmen oturma izni verince, gürültü çıkarmadan otur.

Öğretmen yoklama yaparken kimseyle konuşmadan bekle.

Ders başlayınca, öğretmeni gereği gibi dinle. Gözün, kulağın ve aklın öğretmende olsun. Ders ile ilgini kesme. Öğretmeni dinlediğini belli et, ona olumlu tepkiler ver.

Öğretmenin anlattığı ilginç şeyleri ve özellikle vurguladığı bilgileri not al.

Derse katıl. Aktif ol. Söz almak için izin iste. Ancak izin isteme konusunda öğretmeni sıkboğaz etme. Öğretmen sana değil de başkalarına söz hakkı veriyorsa, muhakkak bir düşündüğü vardır. Belki de doğru cevabı eksiksiz alacağını tahmin ettiği için sana ilk sözü vermek istemiyordur. O halde, sabırlı ol. Konuşarak değil, sadece parmağını kaldırarak söz iste. Parmağını kaldırırken de kolunu ısrarlı bir şekilde sallayıp öğretmeni zor durumda bırakma. Parmağın havada iken dirseğin sıranın üstünde olsun. artık nasıl söz istemen gerektiğini çok iyi biliyorsun. Unutma, bir öğrenci için, usulüne uygun olarak söz isteyebilmek, son derece önemlidir.

Uslu durman için öğretmenin seni uyarması veya sana kızması gerekmemelidir. O zaman kızmayan öğretmenlerin dersinde, rahat durmamak gibi bir hakkın olduğunu sanırsın. Uslu olmak, terbiyeli olmanın doğal bir gereğidir.

Bu noktada; iki ayrı sınıfın, iki ayrı öğretmenin karşısında takındıkları durum hakkında bilgi verip tavırlarının sonuçlarıyla ilgili birer soru sormak istiyorum:

1-Bir öğretmen çok sinirli. Daha sınıfa girer girmez elindeki değnekle öğretmen masasına vurup öğrencileri azarlıyor. Öğrenciler kendisine soru sormaktan, hatta onunla göz göze gelmekten korkuyorlar. Her an birisinin onurunu rencide edip kalbini kırması işten bile değil. Bu arada bütün öğrenciler, herhangi bir hata işlememek için gayet dikkatli davranıyorlar. Sınıfta çıt çıkmıyor. Herkes “hazır ol”da gibi oturmuş. İşte böyle bir sınıfa, yabancı biri girip çıktıktan sonra; “Hayatımda gördüğüm en terbiyeli öğrenciler bunlardı.” derse, doğru bir tespitte bulunmuş olur mu? Elbette olmaz. Çünkü o öğrenciler, terbiyeleri öyle gerektirdiği için değil, öğretmenlerinden çekindikleri için çıt çıkaramıyorlardı.

2-Diğer öğretmen çok neşeli ve kibar. Güler yüzle sınıfa girip öğrencileri selamlıyor. Bağırıp çağırmadan, kalp kırmadan dersini anlatmaya başlıyor. Sınıftaki öğrenciler de onun iyi muamelesini kat’iyyen suiistimal etmiyorlar. Herkes dikkatli bir şekilde dersi dinliyor. Bu sınıfa, yabancı biri girip de; “Bunlar, hayatımda gördüğüm en terbiyeli öğrenciler.” Derse, doğru söylemiş olmaz mı? Elbette doğru söylemiş olur. Çünkü bu sınıftaki öğrenciler, korktukları için değil, terbiyeleri öyle gerektirdiği için dersi gereği gibi dinliyorlar.

Öğretmen bir yolunu bulup sınıfı disipline eder. Ama her öğrenci kendisine şu soruyu sormalıdır:

 “Bana, terbiyemin bir sonucu olarak mı rahat durmam yakışır, yoksa korkutulduğum için mi?”

Ne dersin? Gerektiği için mi efendi davranmalıyız, yoksa korkutulmayı mı beklemeliyiz?

Çok iyi anlıyorum. Efendi durman için kimsenin seni yumuşak bir dille dahi uyarmasına gerek kalmayacak. Onurlu bir insana da böyle olmak yakışır.

Öğretmenin dersini verimli bir şekilde anlatıp anlatmaması da öğrencilerin tutum ve davranışlarına bağlıdır. Çünkü öğretmen, duyguları olmayan ve içinde bulunduğu ortamdan etkilenmeyen bir teyp veya televizyon değildir.

Eskilerin çok güzel bir sözü vardır: “Marifet, iltifata tabidir.” Bilgili kişinin bilgilerini bize aktarmasını istiyorsak ona karşı kibar olup gönlünü hoş tutmalıyız. Öğretmen, girdiği sınıfı kibar, saygılı ve dersi dinlemeye hazır bir şekilde bulursa dersini iyi anlatmak için kuvvetli bir moral elde etmiş olur. Ama girdiği sınıfı, dersi dinlemek konusunda isteksiz bulur veya onları susturmak için bir hayli uğraşmak zorunda kalırsa morali bozulur. Her ne kadar dersi anlatmaya başlarsa da tam anlamıyla verimli olamaz. Bir süre sonra o da öğrencilere uyum sağlamaya başlar.

Ders, öğretmen için gerekli, öğrenciler içinse olmazsa da olabilir kabilinden bir şey değildir. Bilakis ders, öncelikle öğrencilere lazımdır. O halde öğrenciler, öğretmeni derse motive etmek için üstlerine düşeni yapmalıdırlar.

Çok önemli bir konuya değinmekte olduğumun farkındasın. Öğretmenlerini derse motive etmek için, gerekli katkıda bulun. Konunun önemini arkadaşlarınla konuş. Bu bölümü onlarla birlikte oku. Çünkü eğitim kolektif bir iştir.

Okula teneffüs için değil ders için gidilir. Dersin teneffüse çevrilmesine izin verme. Teneffüsü ise dersin verimine yardımcı olacak bir zaman dilimi olarak değerlindir.

Dersin akışını bozacak her türlü davranış, öğrencilerin başarısına vurulan bir darbedir.

Söz aldığın zaman öğretmeninle kibar bir şekilde konuş. Sesini, onun sesinden  fazla yükseltme.

Öğretmeninle şakalaşma. Çünkü öğretmenlerinle ve diğer büyüklerinle şakalaşman nezaket dışı bir davranış olur. Akranlarınla ve senden küçük olanlarla nezaket ölçüleri dahilinde şakalaşman mümkündür. Ancak onlarla da ders esnasında şakalaşma. Ders içindeki şakalar, laubalilikle sonuçlanır. Laubalilik ise, dersin akışını bozduğu gibi eğitimle de bağdaşmaz.

Ders başında nasıl öğretmen ayakta karşılanıyorsa, ders bitince de öğretmen ayakta uğurlanmalıdır.

Bu kurallara uyulursa, güzel bir şekilde başlayan ders verimli bir şekilde işlenip yine güzel bir şekilde sona erer.

Böylece hem öğretmen hem de öğrenci, başarılı ve mutlu olmanın sevincini yaşar.

O halde başarılı ve mutlu olmayı kendine çok görme.

Bu bilgilerle birlikte başarıya bir adım daha yaklaşmış bulunuyorsun

Sıra öteki konularda.  

  

İMREN AMA KISKANMA

 

İmrenme; gördüğü güzel bir şeye sahip olma, örnek bir duruma ulaşma isteğidir.

Kıskanma; herhangi bir konuda kendisinden daha üstün olan bir kişinin durumunu çekememektir. Buna haset etmek ve bencil olmak da denir.

İmrenen insan, bir üstünlüğe sahip olan kişiyi takdir ederek kendisi de o seviyeye ulaşmak için istek ve gayret içinde olur.

Görüldüğü gibi imrenmek zararlı olmadığı gibi faydalıdır. Mesela bütün derslerinde başarılı olduğu gibi efendiliğiyle de örnek gösterilen bir öğrenciyi takdir edip onu kendine örnek olarak alabilirsin. O, senin için bir prototip (örnek şahsiyet) olur.

Ancak kıskanma böyle değildir. Kıskanç kişi, başarılı arkadaşının başarısından rahatsız olur. “Keşke ben başarılı olsaydım ama o hiç başarılı olmasaydı.” diye düşünür. Halbuki bu şekilde düşünmeye ne gerek var... Bir kişinin başarılı olması, bir başkasının başarısına engel değildir. Bilakis başarılı insan, başarısızlar için iyi bir örnek olur.

Kıskanmak, hastalık gibi zararlı bir şeydir. Kıskanan kişi kendi kendini yiyip bitirir. İç aleminde sürekli huzursuz olur. Çevresiyle ve kendisiyle barışık yaşayamaz. Sürekli sıkıntı içindedir. Giderek bencil olur.

Bencillik, kıskançlığın uç noktasıdır.

Bencilliğin zararlarını fazla izaha ihtiyaç bırakmayacak şekilde anlatan güzel bir hikâye var. Bu hikâyeyi öğrendiğin için çok sevinecek ve başkalarına da anlatmak için sabırsızlanacaksın.

Hikâye şöyle:

Geçmiş asırlarda bir padişah, halkının durumunu yakından görmek için zaman zaman tebdil-i kıyafet (kıyafet değişikliği) yaparak, sıradan bir köylü gibi çarşı pazar gezermiş. Bu gezilerinden birinde insanların neler konuştuklarını daha rahat dinleyebilmek için bir kıraathaneye girip oturmuş. Sohbet sırasında “Bencil Bekir Efendi” diye birisinden bahsedildiğini duyunca, bencil lakabıyla anılan kişiyi çok merak etmiş. Saraya döner dönmez bu kişinin bulunup huzura getirilmesini emretmiş.

Çok geçmeden “Bencil Bekir Efendi” huzura alınmış. Padişah, bu adamın bencil lakabıyla anılmasındaki haklılık payını öğrenmek için şöyle demiş:

“Seni çok sevdim, sana bir hediye vermek istiyorum.”

Bunu duyan Bekir Efendi çok sevinmiş. “Allah uzun ömürler versin.” diyerek padişahın eteğini öpmüş.

Padişah, şöyle devam etmiş:

“Ne istersin, bir köşk mü, bir çiftlik mi, yoksa iki kese altın mı?”

Bekir Efendi, “Acaba bunlardan hangisini seçsem?” diye düşünürken padişah şöyle demiş:

“İsteğini söylerken şunu da göz önünde bulundur. Senin Ahmet Efendi isminde fakir bir komşun varmış. Sana ne verirsem ona iki misli vereceğim. Çünkü o senden daha çok mağdur durumdaymış.”

Bu şartı duyan Bekir Efendinin kıskançlık hisleri depreşip kendisini kuşatmış. Nasıl olabilir? Kendisi ne istese komşusuna iki misli verilecek. Bencilliği böyle bir şeye engeldi. Bekir Efendi, bir hayli düşündükten sonra bencilliğinin gereğini yaparak padişahtan şu ricada bulunmuş:

“Hünkarım, sizden rica ediyorum. Benim bir gözümü çıkarın. Böylece komşum iki gözünden de olur.”

Bu hikâyeden sonra kıskançlığın ve bencilliğin zararlarını daha fazla anlatmaya hiç gerek kalmıyor.

Haklısın, bu hikâye biraz ağır kaçtı. Fakat senin için anlattığımı düşünme. Ama bu dünyada kıskanç insanlar eksik olmayacağına göre, bilmen faydalı olur. Sen elbette kıskanç biri değilsin.

Sadece bilinmesi gereken bir kural olarak yazıyorum:

İmren ama kıskanma.

    

 

YERSİZ KONUŞMA

 

Yoksa ayrıntıya mı giriyorum? Unutma ki başarının sırrı ayrıntılardadır.

Yersiz konuşma iki yönden zararlıdır:

1-Yersiz konuşan kişi, iyi bir gözlemci olamaz. İyi bir gözlemci olamayan ise incelikleri kavrayamaz.

2-Yersiz konuşan, adı üstünde yersiz bir davranış içinde olduğu için, nezaket kurallarına uymamış olur. Nezaket kurallarına uymamanın doğal sonucu ise, kaba bir kişi olmaktır.

O halde evde, okulda, sınıfta... yersiz konuşma. İyi bir dinleyici ol. Ancak gerektiği zaman ve gerektiği kadar konuş.

Atalarımız, yersiz konuşanlar için “Damdan düşer gibi” benzetmesini boşuna yapmamışlardır. Yersiz konuşanlara, “Patavatsız” dendiğini de bilirsin.

Seçilecek kelimeler ve takınılacak tavırlar, konuşulan kişiye, kişilere ve ortama göre ustalıkla belirlenmelidir.

Yersiz konuşma ve davranma ile ilgili küçük bir hikâye anlatacak olursam konunun daha çok aydınlanacağını umuyorum.

Osmanlılar döneminde geçen hikâye şöyle:

Komşu olan iki paşa, hafta sonu tatilinde bir araya gelip satranç oynamayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Her hafta sırasıyla birisinin evinde buluşup satranç oynamak ikisine de büyük keyif vermektedir. Bir tatil günü paşalardan biri ötekine haber göndererek işi çıktığı için gelemeyeceğini bildirir. Evinde arkadaşını beklemekte olan paşa, bu habere çok üzülür. Ellerini arkasına bağlayarak köşkünün salonunda yürümeye başlar. Evin baş uşağı paşanın durumunu çok iyi anlamıştır. Gayet efendi bir şekilde yaklaşarak şöyle der:  

“Efendim, arkadaşınızla satranç oynayamadığınız için canınızın ne kadar sıkıldığının farkındayım. Haddim değil ama eğer emir buyurursanız, sırf can sıkıntınızı gidermeye yardımcı olmak için, zat-ı alinizle satranç oynayabilirim.”

Paşa, biraz da bu kibar yaklaşımdan etkilenerek can sıkıntısını gidermek için teklifi kabul eder. Uşak, paşanın karşısına olanca kibarlığıyla oturur. Oyun başlar.

Oyun ilerledikçe uşak rahat tavırlar takınmaya başlar. Sanki uşağı olduğu evin, efendisiyle değil de komşu köşkün uşağıyla oynuyormuş gibi konuşmaya başlar. Paşa yanlış bir hamle yaptıkça; “İşte bu olmadı.”, “Oyunu göremedin.”, “Hapı yuttun.” gibi şeyler söyler. En son, paşa önemli bir hamleyi kaçırınca; “İşte şimdi çuvalladın.” der. Bu kadarı da fazla olmuştur artık. Paşa sinirlenip elinin tersiyle satranç tahtasını yan tarafa fırlatır. Uşak, hemen kendini toparlayıp hazır ol vaziyeti alsa da iş işten geçmiştir artık.

Bu hikâye yersiz konuşmanın zararını çok iyi anlatmış olmalıdır.

Muhatabımıza ve  konumumuza göre ölçüyü çok iyi ayarlamalıyız.

O halde anne babanla, arkadaşlarınla ve öğretmenlerinle nasıl konuşman gerektiğini bil. Zamansız ve yersiz konuşma. Büyüklerinle şakalaşma.

Senden alt sınıflarda olan öğrencilerle ve üst sınıftakilerle konuşurken karşında kendi sınıfından birileri varmış gibi davranma. Küçüklerle konuşurken örnek olma misyonunu aklında tut. Büyüklerle konuşurken saygılı ol. Unutma, nasıl muamele edersen öyle muamele görürsün.

Başkalarından en çok sevgi ve saygı görenler, diğer insanlara en çok sevgi ve saygı gösterenlerdir.

Konuşurken sesini gereğinden fazla yükseltme. Ses tonun yumuşak olsun. Sözünü uzatma.

Özür dilemeni gerektirecek şeyler konuşma, ama gerektiği zaman da hemen özür dile.

Yersiz konuşmaktan kaçınabilirsen toplum içinde saygın bir insan olusun.

“Kaçınabilirsen” de ne demek, elbette kaçınacaksın.

“Yerinde konuşma” kuralı, sadece öğrenciler için değil, herkes için önemlidir.

Konuşurken seçilecek kelimeler ve kurulacak cümleler büyük önem taşır.

Şimdi kısa bir hikâye daha anlatmam gerekiyor. Bu küçük hikâyeyi öğrendiğin için mutlu olacağından şüphem yok.

Zamanın birinde bir padişah, rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Gördüğü rüyadan çok etkilenen padişah, hemen bir rüya tabircisi bulunmasını istemiş. Çok geçmeden bulunan rüya tabircisi huzura alınmış. Padişah, gördüğü rüyayı anlatıp nasıl tabir edilebileceğini sorunca, rüya yorumcusu önemli bir felaket haberi almış gibi dizlerini döverek şöyle demiş:

“Çok kötü bir rüya görmüşsünüz hünkârım. Bu rüyaya göre bütün akrabalarınız ölecek, hayatta yalnız başınıza kalacaksınız.”

Bu yorumu duyan padişah, rüya tabircisinin bu kadar açık konuşarak kendini korkutmak ister gibi, davranmasını hazmedemeyip hemen başının vurulmasını emretmiş.

Rüya tabircisinin kellesini vurdurmakla kendisini teskin etmeye çalışan padişah, birkaç saat sonra yapılan yorumun da etkisiyle daha çok merak etmeye başlamış. Çare olarak bir başka tabirci huzura alınmış.

Padişah, bu tabirciye de rüyasının anlatıp yorumlamasını istemiş.

Konuşmalarında çok dikkatli davranıp kullandığı kelimeleri özenle seçen yorumcu şu cevabı vermiş:

“Müjdeler olsun hünkârım, güzel bir rüya görmüşsünüz. Bu rüyadan çok uzun ömürlü olduğunuz anlaşılıyor. Ömrünüz o kadar uzun olacak ki akrabalarınız içinde en fazla yaşayan siz olacaksınız.”

Bu cevabı alan padişah çok sevinip rüya tabircisini birkaç kese altınla ödüllendirmekte gecikmemiş.

Dikkat edildiği zaman görülecektir ki, her iki tabircinin yorumu da aynıdır. Ancak birincisi özenmeden konuşmuş, ikincisi ise kritik durumu kavrayarak olabildiğince kibar davranıp ölçülü konuşmuştur.

Kuşkusuz 21. asırda bu tür olaylar meydana gelmez. Yine de dikkatsiz konuşmanın insana kaybettireceği, dikkatli konuşmanın ise kazandıracağı çok şey vardır.

O halde kelimeleri seçip cümleleri kurarken çok dikkatli olmalısın. Bu tavsiyeden, gerçekleri gizlemek veya değiştirmek gerektiği gibi  bir anlam çıkarma. Konuştukların daima doğru olsun. Doğru şeyleri de nezaket kuralları içinde ifade etmek mümkündür.

Bazen doğruyu söylemek için fazla acele etmemelisin. Çünkü zamanlama çok önemlidir. Doğru bilgileri yanlış zamanda söylememelisin. Hem söyleyeceğin doğru olsun, hem de konuşmak için doğru zamanı bekle.

Yerinde, zamanında, gerektiği gibi ve gerektiği kadar konuş. Dinlenmiyorsan konuşmakta ısrar etme.

Bu kurala uyma konusunda kesin kararlı olmana çok sevindim. Sadece öğrenciliğin boyunca değil, bütün hayatın boyunca başarına katkıda bulunacak önemli bir adım atmış bulunuyorsun. Bundan sonraki kuralları öğrenmeye de daha çok hazırsın artık.

 

 

DERS DEFTERLERİNİ GÜZEL TUTMAYA ÖZEN GÖSTER

 

Bazı dersler için defter tutmak gerekir. Tutulan defter, ders için hem araç hem de kaynaktır.

Ders defteri konusunda aşağıda sıralanan kurallara uyman yerinde olacaktır.

*Ders defterin kaplanmış ve etiketlenmiş olsun.

*Defterlerini temiz ve düzenli kullan. Sayfaları kıvrılmasın.

*Yazın, okunaklı olsun. Başkası da eline aldığında rahatlıkla okuyabilsin.

*İmla (yazım kurallarına) uy. Büyük yazılması gereken harfler küçük olmasın. Kelimeleri eksik ve yanlış yazma. Satır sonlarında heceleri bölme.

*Noktalama işaretlerine dikkat et. Noktaları, virgülleri, noktalı virgülleri, ünlemleri ve diğerlerini yerli yerine koy.

*Öğretmen başka türlü istememişse kurşun kalem kullan.

*Başlıkları renkli kalemle yaz.

*Büyük başlıklardan önce ve sonra birer satır boşluk bırak.

*Bir konu bitince yeni konuya yeni sayfadan başla.

*Her sayfanın sol tarafında üç cm. derinlikte boşluk kalsın.

*Aynı sayfadaki paragraflara aynı hizadan başla.

*Konuyla ilgili olmakla birlikte, yazdığın bölümle doğrudan ilintili olmayan bir şey kaydetmen gerekirse sayfanın altında birkaç satır ayırarak not şeklinde oraya yaz.

*Defterine sayfa numarası ver.

*Kaliteli silgi kullan.

*Defterlerinin yapraklarını yıpratmadan çevir.

Yukarıda sayılan kurallara uymayı alışkanlık haline getir. Defterin güzel olursa, çalışman kolaylaşır. Düzensiz bir deftere sahipsen çalışman zorlaşır, verimin düşer.

Şu kuralı da alışkanlık haline getir:

Bir karalama defterin bulunsun, bu defteri her gün okula götür. Çok hızlı not tutman gerektiğinde bu defteri kullan. Hiç temenni etmem ama, ders defterini getirmemişsen veya o gün ders programı değişmişse yine karalama defterine gerekli notları yaz; eve gidince ilk iş olarak bu notları ilgili deftere geçir.

Basit gibi görünen bu kurallar, senin düzenli olmanı sağlayacaktır. Böylece prensip sahibi bir insan olur, giderek bütün işlerinde düzenli davranırsın.

Şimdi konuyu bir daha oku. Bugüne kadar düzenli olarak uygulamadığın maddelerin başına bir işaret koy. Bu maddeleri sırayla bir kağıda yazıp yanına al ve bugünden başlayarak uygula.

Küçük hataları ciddiye almayan kişi, zamanla büyük hatalar da işler. O halde sen, kendini mümkün olduğunca hatasız bir hayat için hazırla. Sana da bu yakışır.

  

KENDİNİ OLDUĞUNDAN FAZLA BİLGİLİ GÖSTERME

 

Bu başlığı fazla izah etmeye bile gerek yok.

“Bilgiçlik taslama”, “Ukalalık yapma.” gibi uyarıları duymuşsundur. Kendini olduğundan fazla bilgili gösterme çabasında bulunup herkese akıl vermeye kalkan kişi bu sözlerle uyarılır. Buna, “azarlanır.” bile diyebiliriz.

Bilgiçlik taslayan ve ukalalık yapan kişiler hiç kimse tarafından sevilmezler. Bu insanlar, yanlış bilgileri nedeniyle sık sık komik duruma da düşerler.

Çok iyi bildiğin bir şeyi anlatırken bile iddiacı davranma. Karşındakilere bildiğinle övünüyormuşsun gibi bir izlenim verme. Bildiği ile övünen kişi, zamanla bir konuda bilgisi az olan kişileri aşağılamaya da başlar.

Bir insan ne kadar çok bilgiye sahip olursa olsun, bilmedikleri daha çoktur.

Bir şey sorulduğunda yanında o konuyu senden daha iyi bilen biri varsa acele davranıp cevap verme. Cevap vermeyi bilgisi daha çok olana bırakmak, görgülü ve kibar olmanın  bir gereğidir.

Kendini olduğundan fazla bilgili göstermen, yeni şeyler öğrenmene engel olur. Başkalarına kendisini olduğundan daha bilgili gösteren insan, zamanla gerçekten bilgili olduğunu sanır. Böylece yeni şeyler öğrenmez, kendisini geliştirmez.

Konuyla ilgili olarak yaşanmış bir hikâyeyi anlatmakta yarar görüyorum:

Sonbaharın ilk aylarında altı yedi arkadaş, köylerinin yakınındaki bir gölette yüzme öğrenmeyi kararlaştırırlar. Hazırlıklarını yapıp gölete giderler. Yüzme bilmedikleri için ilk günlerde, göletin boylarını aşmayan kısmında yüzmeye çalışırlar. Ancak Kaya isimli arkadaşları daha ilk günde göletin ortalarına kadar gider. Arkadaşları onun bu  başarısına hayret ederler. Kaya’nın havasına diyecek yoktur. Yarım saat içinde yüzme öğrendiğini söyleyip övünür. Kaya’ nın öteki arkadaşları ise ancak beş altı günde yüzmeyi tam olarak öğrenip göletin ortalarına kadar yüzmeye başlarlar. Bir hafta sonra yine yüzmeye gittiklerinde, gece yağan yağmur sebebiyle göletin eskiye oranla bir hayli yükseldiğini görürler. Ancak bu onları etkilemez. Çünkü yüzmeyi bilmektedirler. Fakat ilginç bir durum yaşanır. Kaya, göletin kenarında durmakta, ileriye gitmemektedir. Arkadaşları bunun sebebini ısrarlı bir şekilde sorunca, Kaya utanarak şu açıklamayı yapar: “Aslında ben, ilk gün yüzmeyi öğrenmemiştim. Ancak boyum sizlerden uzun olduğu için ayaklarımla yere bastığım halde, suyun boyumu aşmadığını fark ettim. Bunun üzerine sizleri kandırarak yüzmeyi hemen öğrendiğimi söyledim. Sözüme inandığınızı görünce bir daha gerçeği anlatmadım. Artık her gün ayaklarımı yere basıp yüzme numarası yapıyordum. Su yükselince yalanım ortaya çıktı. Sizlerden özür diliyorum.”

Hikâye gayet açık. Başkasını kandırmaya çalışan öncelikle kendini kandırmış olur. Bu, her konuda böyle olduğu gibi bilgide de böyledir.

Anlatmak istediklerimi çok iyi anladığından şüphem yok.

“Kopya” kelimesini ağzıma bile almak istemiyorum ama, bir kaç cümle yazmadan geçemeyeceğim: “Kopya” çekmek de kendini olduğundan fazla bilgili göstermenin çok tipik bir örneğidir. Son olarak kopyanın bir “bilgi hırsızlığı” olduğunu da söylemeliyim. Hırsızlığın her çeşidi gibi kopya çekmek de hem ayıp hem de ceza gerektiren bir suçtur. Ne ayıplanman, ne de cezalandırılman gereksin.

Ben de neler söylüyorum... Bunlar elbette senin yapacağın şeyler değil. Sadece kitapta noksanlık kalmasın diye yazdım. Artık iyi bir öğrenci olmaya her halinle hazırsın. Neler yapman ve neler yapmaman gerektiğini çok iyi biliyorsun.

Sıra iyi bir öğrenci olmanın temel unsurlarını anlatmaya geldi.

Bilgi yarışmalarında dendiği gibi; “kendini hazır hissediyorsan” yeni konuya geç.       

  

DERSİ GEREĞİ GİBİ DİNLE

 

“Dersi dinlemenin nesini öğreneceğim?”, diyerek konuyu basite alma. Öğrencilerin en az bildiği konulardan biri, dersin nasıl dinleneceğidir.

Dersi, tam olarak dinlemenin üç öğesi vardır. Bu üç öğeden biri eksik olursa, ders yeterince dinlenmemiş olur.

1-Kulağın öğretmende olsun. Arkadaşlarınla konuşma. Seninle konuşmak isteyen olursa dinleme. Uzaktan gelen seslere kulak kabartma.

 (Bunun böyle olması gerektiğini aşağı yukarı herkes bilir. Ama sayacağım diğer iki öğenin yeterince bilindiği kanaatinde değilim. O halde sıradaki iki öğeyi hem çok iyi öğren, hem de muhakkak uygula.)

2-Gözün öğretmende olsun, başka taraflara bakma. Öğretmen sana baktığında onunla göz göze gelmelisin. Öğretmeni dinlerken tepki ver. Onu dinlemekten mutlu olduğunu ve dersi anladığını belli et.

Bu öğenin daha iyi anlaşılıp önemsenmesi için biraz daha açıklama yapmam gerekiyor:

Bilim adamlarının tespitlerine göre bir konuşmacı dinleyicilerini  kullandığı kelimeleri isabetli seçimi ve ses tonu ile yüzde kırk oranında etkiler. Jest ve özellikle mimiklerindeki başarısı ile de yüzde altmış oranında etkiler.

Şimdi bu bilgiyi konuşmacı açısından değil de dinleyici açısından değerlendirelim:

Rahatlıkla şu sonuca varabiliriz: Eğer dinleyici, konuşmacıyı çok iyi bir şekilde dinler ancak ona bakmazsa yapılan konuşmayı sadece yüzde kırk oranında dinlemiş olur. Eğer hem kulak kesilerek dinler, hem de gözlerini konuşmacıdan ayırmazsa dinleme oranı yüzde yüz olur.

Öğrenci ders anlatan öğretmeni gözleriyle takip ederse, öğretmenin de sık sık kendine baktığının farkına varacaktır. Böylece her derste öğrenciyle öğretmen defalarca göz göze gelirler. Öğrenciyle öğretmen göz göze geldikçe aralarındaki iletişim daha da kuvvetli olur. Öğretmende dersi iyi anlatma sorumluluğu, öğrencide ise dersi iyi kavrama bilinci gelişir.

Öğrenci, öğretmeni bakışlarıyla izlemeyip gözlerini başka taraflara çevirirse, çok geçmeden dersle ilgisi tamamen kesilir.

O halde, öğretmenin dersi anlattığı sürece gözlerin onda olsun. Aranızdaki iletişim kopmasın. Derse katılma oranın yüzde kırk değil, yüzde yüz olsun.

Bu bilgileri öğrendikten sonra bir gün  öğretmenin; “başka taraflara bakma, beni iyi dinle” diyecek olursa, “Kulaklarım sizde, hocam!” demenin son derece yanlış olacağını çok iyi kavramışsındır.

3-Aklın, öğretmenin anlattıklarında olsun. Kafandan başka şeyler geçirme. Hayal kurma. Bedenin sınıfta, ruhun dışarıda olmasın. Boş gözlerle öğretmene bakma. Anlatılan dersin bir parçası olmaya çalış.

Yukarıda anlatılan üç maddeyi birer kelimeyle ifade etmek istersek şöyle diyebiliriz: Kulağın , gözün, aklın öğretmende olsun.

Bu maddelerden birini eksik bırakırsan dersi tam olarak dinlemiş olmazsın. O halde kendi kendine şu soruyu sor: “Ben, dersi dinlemek istiyor muyum, istemiyor muyum?” Cevabın elbette, “Dersi dinlemek istiyorum.” olacak. O halde yukarıdaki üç öğeyi davranış haline getir.

Düşün ki bütün sınıf, dersi bu üç öğeye uyarak dinliyor. O sınıfta dersi aksatan bir şey olur mu? Çıt çıkar mı? Öğretmen, dersin akışını yavaşlatır mı? Üç sorunun cevabı da hayır. O halde her öğrenci, dersi, bu üç kurala uyarak dinlemelidir. Ders, dinlensin diye anlatılır.

İyi bir dinleyici ol. İyi öğrenci olmanın yolu, iyi dinleyici olmaktan geçer.

Artık derslerini bu üç kurala uyarak dinliyorsun. Öğretmenlerin senden çok, çok memnun.

Bu aşamadan sonra sıradaki konular senin için daha fazla önem taşıyor.

               

ARASÖZ

 

Sevgili öğrenci!

Bu sayfaya kadar anlattıklarımdan çoğunu okurken aklından şunlar geçti: “Evet... Ben de düşünmüştüm.”, “Bunun gerçekten böyle olması lazım; şunu da biliyordum, ama bu şekilde ifade edememiştim.”, “ Öğretmenim de buna benzer şeyler söylemişti.” Aklından bunların geçmiş olması aslında çok güzel. Demek oluyor ki, anlatılanların yabancısı değilsin, verilen bilgileri kendine çok yakın buldun. O halde bu bilgilerle bütünleşmen hiç de zor olmayacak.

Bu tür bilgileri öğrenmekten çok, benimseyip davranış haline getirmek çok önemlidir. Her konu ile birlikte kendine yeni bir söz verdin. Anlatılanı, uygulama konusunda kesin bir karara vardın. İşte önemli olan sendeki bu değişikliktir.

Artık neler yapman ve nasıl olman gerektiğini çok iyi biliyorsun:

Öncelikle terbiyeli, temiz ve çalışkan olacaksın. Bunlar özetin özeti. Terbiye ise bunların da özeti.

Her türlü kötü alışkanlıktan uzak duracaksın. Bu konuda kesin kararlısın. Kötü alışkanlıkları uzun uzun saymaya ne gerek var... Onları, özelliklerinden tanıyacak ve onlardan korunacaksın.

Mutsuz insan başarıya ulaşamaz. Mutlu olacaksın. Mutlu olman için uyman gereken kuralları öğrendin. (İstersen şimdi bu kuralları bir daha oku.)

Kibar olacaksın. Büyüklerine karşı, grup içinde iken, arkadaşlarınla olduğunda, hatta yanında kimse yokken bile kibarlığı elden bırakmayacaksın.

Beden ve ruh sağlığın için gereği kadar spor yapacaksın. Ancak kendini fazla yormayacak ve çalışma vakitlerini spora ayırmayacaksın. Yine spora bir seyirci olarak da gereği kadar vakit ayıracak ve sporla ilgili bilgilerini genel kültür çerçevesi içinde tutacaksın.

Dengeli ve sağlıklı beslenme konusunda ailenle işbirliği yapacak, gerekli kurallara uyacaksın.

Okula gitmeden evde kahvaltı yapmayı prensip haline getireceksin.

Kendini tanıyacak, alan seçimini ona göre yapacaksın.

Sürekli ailenle uyum içinde olacaksın. Sorunlarını çatışma ile değil uzlaşma ile çözeceksin. Haklı olduğuna inandığın konularda büyüklerini ikna etmeye çalışacaksın.

Moral gücü, bir yaşama enerjisidir. Moralini hep düzgün tutacaksın.

Yirmi yıl sonrasını, otuz yıl sonrasını düşünecek, bugününü ona göre planlayıp düzene koyacaksın.

Sigara içmeyi, denemekten bile kaçınman gerektiğini sebepleriyle birlikte çok iyi biliyorsun.

Kendine verdiğin sözleri tut. Yaşadığın tecrübelerden yararlan. Başkalarının yaşadığı olaylardan bile gerekli dersi çıkar. Okuduğun kitapları ve seyrettiğin filmleri de bu bakış açısı ile incele.

Okul kurallarına uy. Bir kurala uymak için başkasının seni uyarmasına gerek olmasın.

Derste gerekli kurallara uy. Sınıfın disiplinine ve dersin verimli işlenmesine katkıda bulun.

Durumu senden iyi olanlara imren, ama kimseyi kıskanma. Kıskançlık hisleri, sahibini yiyip bitirir.

Yersiz konuşma. Yerinde, zamanında, gerektiği gibi ve gerektiği kadar konuş.

Ders defterini güzel tut. Ders araç ve gereçlerin bakımlı olsun.

Kendini olduğundan fazla bilgili gösterme.

Dersi gereği gibi dinle. Kulağın, gözün ve aklın öğretmende olsun.

Sevgili öğrenci! Buraya kadar gördüklerimiz ana hatlarıyla bunlar. Bu bilgileri önemse. Önemsemenin ölçüsü, uygulamaktır. O halde bu kurallara uy.

Bu kurallara uyarsan iyi ve başarılı bir öğrenci olmak için gerekli olan ön şartları yerine getirmiş olursun. Yani barajı geçer, gerçek başarı ile yüz yüze gelirsin.

Sevgili öğrenci, bu sayfadan sonra başarılı bir öğrenci olman için, bilfiil yapman gereken işler ve uygulaman icap eden yöntemler anlatılacaktır.

Şimdi kendine şu soruları sor: “Buraya kadar anlatılan konuları biliyor muyum? Öğrendiğim bu konularda verilmek istenen ana fikirleri gerçekten benimsiyor muyum. Bu bilgileri davranış haline getirme konusunda kesin kararlı mıyım?”

Bütün bu soruların cevabı tereddütsüz evet ise, yeni konulara geç.

Artık başarılı olmanın önünde hiçbir engel yok. Anlatılacak yöntemleri uygula ve başarılı ol.     

 

 

BİLMEDİKLERİNİ MERAK ET

 

Merak, insanı bilgiye götüren unsurların başında gelir.

İnsan bir şeyi seviyor ve istiyorsa ona kavuşmak ve sahip olmak ister. Bir şeyi umursamıyorsa ona karşı ilgisiz olur.

Bilmediğini merak eden kişi, onu nerede bulabileceğini de merak eder.

Peki bilmediklerin nerededir.

Bilmediklerin kitaplarda, sözlüklerde, ansiklopedilerde ve öğretmenlerdedir.

Acaba sen, bilmediklerini merak ediyor musun?

Bunu tespit etmek çok kolay. Bir gazete, bir dergi veya bir kitap okuyorsun. Çok geçmeden okumakta olduğun cümlede bilmediğin bir kelimeye rastladın. Önemsemeden geçer misin; yoksa hemen sözlüğü açıp o kelimenin anlamını öğrenmeyi mi tercih edersin? Eğer bilmediklerini merak eden birisiysen, hemen sözlüğü açar o kelimeyi öğrenirsin.

Bu, kendini test etmen için sadece bir örnek. Her teneffüs, bir sonraki derste neler anlatılacağını düşünüp merak eder misin, yoksa böyle şeyleri hiç önemsemez misin?

 Oysa asıl merak, dersten en az bir gün önce başlamalı. Yarın işlenecek bütün derslere sırayla çalışıp öğretmenlerin anlatacakları konulara önceden hazırlanmalısın. Böyle davranırsan dersi derste öğrenmekle kalmaz, konuyu öğretmenle birlikte işlersin. Yani aktif durumda bulunursan. Derse hazırlıksız gidersen pasif durumda olmaktan başka çaren kalmaz.

Merak edilen şey kolay öğrenilir, zor unutulur. Merak edilmeyen şey zor öğrenilir, kolay unutulur.

Bilgiyi merak eden öğrenci, ya dersle ilgili bir şeyler anlatmak veya dersin anlamadığı bölümlerini sormak için sınıf içinde söz alır. Merakını derse yoğunlaştıramayan öğrenci ise, ya ders dışı bir şeyler anlatmak veya bir arkadaşını şikayet etmek için söz ister.

Bilmediklerini merak eden öğrencinin sözlüğü, kolay bakabilmesi için sürekli çalışma masasının üzerinde bulunur. Sık sık baktığı için en çok yıpranan kitabı sözlüğüdür. Meraksız öğrencinin sözlüğü ya hiç yoktur veya sözlüğünü nereye koyduğunu unutmuştur.

Meraklı öğrenci, ulaşabileceği kitaplara birer servet, birer hazine gözüyle bakar. Yararlı bir kitap, kendine yakın bir yerde dururken onu okumadan duramaz.

Bilmediklerini merak eden öğrenci, bulunduğu ortamlarda hep bilgiden söz açar. Bu tür konuların konuşulmasından zevk alır.

Konunun önemini yeterince anladın.

O halde bilmediklerini merak et. Onları bilme konusunda kuvvetli bir isteğe sahip ol.

Bilgi neredeyse ona doğru git. Sen bilgiye doğru gidersen o da sana doğru gelir.

Bunun örneği, aynanın karşısında duran bir insandır: Aynanın karşısındaki kişi, aynaya doğru bir adım atarsa, aynadaki görüntüsüne iki adım yaklaşmış olur. Çünkü kendisi ileriye doğru bir adım atarken, aynadaki görüntüsü de kendisine doğru bir adım atar.

Bilgiyi merak etmemenin yani ona uzak durmanın örneği de aynanın önünde duran adamdan farklı değildir:  Adam, geriye doğru bir adım atarsa, kendi görüntüsünden iki adım uzaklaşmış olur. Çünkü kendisi bir adım geriye giderken, görüntüsü de bir adım geri gitmiştir.

Bu konuda daha fazla söze gerek yok.

Bilmediklerini merak et.

Öğrenmen gereken bilgilere ilgi duy.

Sen bilgiye ilgi duyarsan, bilgi de sana ilgi duyar.  

     

 

ÖĞRENMEN GEREKEN BİLGİLERİ ÖNEMSE

 

Önemsenmeyen şeyler akılda kalmaz. Bir bilginin zihnimize sağlam bir şekilde yerleşip kolayca unutulmaması için önemsenmesi gerekir.

Bu, her konuda böyledir. Önemsediğimiz bir kişinin adını ve yüzünü kolay kolay unutmayız. Önemsemediğimiz bir insanı tanıyabilmek içinse, o insanla defalarca tanışmamız gerekir.

Bizden istenen bir şeyi önemsemişsek, onu hiç unutmadan zamanında yerine getiririz. Yok, eğer önemsememişsek; aynı şey, bizden daha çok istenecek demektir.

Bu durum aile içinde de böyledir. Aile reisi, kendisinden alması istenen şeyleri önemseyerek dinlemişse, akşam eve geldiğinde beklenen her şeyi aldığı görülür. Önemsemeden dinlemişse, o şeylerin alınması için isteklerin birkaç gün tekrarlanması gerekir.

Net olarak anlaşılıyor ki, bir şeyi öğrenmek ve akılda tutmak için, o şeyi önemsemek zorundayız.

Bir şeyi önemsemek içinse, önemli olduğuna inanmak gerekir.

Okulda, her yıl bir sürü ders gösteriliyor. Başarılı bir öğrenci olmanın yolu, bütün bu derslerden başarılı olmaktan geçer. Başarılı olmak için, bütün dersleri önemsemek, önemsemek için de hepsinin önemine inanmak icap eder.

O halde bütün derslerin önemli olduğuna kendimizi inandırmamız gerekiyor. Peki bütün dersler önemli midir?

Evet, bütün dersler önemlidir. Bunu ispatlamak hiç de zor değil.

Konuya, şu açıdan bakmalısın:

Bütün bu derslerden başarılı olamazsam “takdir belgesi” alır mıyım? Diploma notum yüksek olur mu? Seviye tespit sınavlarında ilkler arasına girer miyim? Son olarak, üniversite sınavında istediğim başarıyı elde eder miyim?

Cevap: Elbette hayır.

O halde, görülen bütün derslerin önemli, hem de çok önemli olduğu net olarak anlaşılıyor. Üniversite sınavında sana hiç lazım olmayacak bir ders bile, diploma notunu etkiler. Demek oluyor ki yerine göre hepsi önemli.

“Falan ders veya konu bana hayatta hiç lazım olmaz, öyleyse önemsiz.” gibi şeyler düşünme.

İyi bir üniversitenin, iyi bir bölümüne girmek sana hayatta lazım olur mu, olmaz mı? Elbette lazım olur. Konuyu bu mantıkla değerlendir.

Bu mantıkla değerlendirdiğinde ortaya şu sonuç çıkar: Bütün dersler önemlidir.

O halde bütün derslerin önemine inan ve bütün dersleri önemse.

Verilmek istenen mesajı çok iyi kavramış olman lazım.

Kavradıysan mesele yok. Tebrikler...

Artık, başarının önünde duran çok önemli engellerden birini daha yıkmış bulunuyorsun.

Şimdi başarıya daha çok yakınsın.   

   

KENDİNE ÖNEM VER

 

Kendine önem ver. İleride önemli görevlerde bulunacağını, topluma yararlı olacağını düşün.

Kendini önemsersen beynin daha çok çalışır, hafıza gücün artar; bir başka deyişle bellek verimin yükselir.

Kendini önemsiz sayarsan beynin de ona göre davranıp senin düşüncelerine uyum sağlar.

“Yaratılmışların en şereflisi” olan insan, çok önemli bir varlıktır. Akıl, konuşma, hayal gücü, sevgi, nefret, irade, planlama yeteneği ve vicdan gibi bir takım donanımlara sahip olan bir varlığın ne kadar önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Önemli olan bir varlık ise, doğal olarak, bir takım konularda yetkili, sorumlu ve görevli olur. Her insanın yetki ve sorumluluklarını bilip kendine düşen görevleri yerine getirmesi gerekir. Bunun için de, önemli bir varlık olduğunun bilincine varmalıdır.

Bütün insanlar önemlidir. Fakat herkes öncelikle kendinden sorumludur. Bu konuda, sorumluluğunun bilincinde olmayanları değil, bütün görevlerini en mükemmel şekilde yerine getirenleri örnek al. Zaman zaman alanında en üstün başarıya ulaşan kimselerin biyografilerini oku. Böylece başarıya ulaşanların hangi zorlukları nasıl yendiklerini ve kendilerine biçtikleri misyonu nasıl önemsediklerini öğren.

Kendini önemse. Kendin için bir misyon belirle. “Ben, şu alanda başarılı olacak, toplum için şu hizmetleri yerine getireceğim.” diye kendini görevlendir.

Sen, kendini önemser ve önemli görevlere layık görürsen, beynin de seni önemser. “Sahibim, kendisini çok önemli görev ve hizmetlere hazırlıyor, o halde ben de yeterince faal olup ona yardımcı olmalıyım.” der. Böylece bellek gücünle senin aranda başarılı olma konusunda tam bir uyum meydana gelir. Öğrenmeye çalıştığın şeyler, beynin tarafından reddedilmez, bilakis hemen kabul görür. Çünkü beynin, kendini önemseyip büyük hizmetlere hazırladığını bildiği için, zaten o bilgileri almaya hazırdır. Yani işin çok kolaylaşmış demektir.

Eğer kendini önemsemez, ileride önemli görevler yapman gerektiğini düşünmezsen, yukarıdakinin aksine, işini zorlaştırmış olursun. Sen elbette böyle yapmazsın, ama yapacaklar çıkar. Böyle bir öğrencinin durumunu inceleyelim:

“Kötü örnek” olarak incelememiz gereken öğrenci şöyle düşünüyor:

“Okula gitme konusunda istekli değilim. Ailemin baskısı olmazsa gitmem. Okuyarak gitmek istediğim bir yer yok. Okumadan da hayatımı kazanabilirim.”

Veya şöyle düşünüyor:

“Falan akrabamız hiç okumadığı halde zengin oldu.”

Ya da şu düşünceler geçiyor aklından:

“Babam çok zengin. Benim zaten ekonomik garantim var. Bu kadar okumama ne gerek var?...”

Veya şöyle düşünüyor:

“Ben, kısa yoldan hayata atılmak istiyorum. Öyle çok önemli görevler yapmam da şart değil. En yüksek idealim bizim mahallenin kahvesinde garson olmak.”

İşte bu düşüncelerden birine sahip olan kimsenin bellek verimi kendiliğinden azalır; hayata bakışı bu şekilde olduktan sonra, ders çalışsa bile kolay kolay başarılı olmaz, okudukları zihniyle bütünleşmez. Çünkü beyin ile irade daima uyum içindedir.

Kendini önemsersen, beynin de seni önemser.

Kendini önemsemezsen, beynin de seni önemsemez.

Şimdi kendine sor: “Ben, önemli bir kişi miyim, yoksa hiçbir misyonu olmayan sıradan biri mi?”

Cevabın belli:

Elbette kendini önemsiyorsun. Hayattan bir takım beklentilerin var. Beklentilerine çalışarak ulaşacaksın. Önemli işler yapacak, başarılı hizmetlerde bulunacaksın.

Şimdi tamam... Bellek verimin güçlü. Hafızan kusursuz. Çünkü sen, önemli bir kişisin.

Artık bilgileri almaya daha çok hazırsın.

  

YAKIN BİR HEDEFİN BULUNSUN

 

Aktif olmayı başarmanın en garantili yolu, yakın bir hedefe sahip olmaktır.

Birkaç gün sonra yapılacak olan yazılıdan beş almak, seviye tespit sınavında dereceye girmek, dönem sonunda takdir belgesi almayı hak etmek gibi şeyler birer yakın hedeftir.

Kendin için, bunlardan da yakın olan hedefler seç. Yarın işlenecek olan bütün derslere hazırlıklı olarak gitmeyi hedef olarak belirlersen, bugününü yeterince değerlendirirsin.

Her hedefin, bir başarıya endeksli olsun. “Başarı” denen şey, belirlediğin hedefte seni bekliyor. Hedefine ulaştığında başarıyı yakalamış olursun.

Belirlediğin her hedef, sana yeni bir aktivite kazandırır. Çünkü o hedefe varmak için gayret gösterirsin.

Gördüğün gibi, hedef belirledikten sonra tembel tembel oturman mümkün olmaz. Hedef belirlemek, çalışkan olmaya karar vermenin diğer adıdır.

Hedef belirleme sayesinde çalışkan olmakla kalmaz, aynı zamanda bilinçli bir çalışkan olursun.Ne yapman gerektiğini daha kolay belirler, yaptığın işten de zevk alırsın. Çünkü “hedef” denen durakta, “başarı” isimli rütbe seni bekliyor.

Sen, artık ne yapması gerektiğini bilmeyen bir insan değilsin. Bilinçli, kararlı ve programlısın. Yarın işlenecek bütün derslere hazırlıklı olarak gidecek ve gerektikçe derse katkı sağlayacaksın. Üç gün sonra yapılacak yazılıdan beş almakta kararlısın, onun için çalışmanı aksatmayacaksın. İki hafta sonra yapılacak seviye tespit sınavında yüzde beşlik dilime girmek için geniş çaplı hazırlığına her gün vakit ayırıyorsun. Dönem sonunda karnenle birlikte “ Takdir Belgesi” almak da senin için vazgeçilmez bir hedef. Bütün bu hedeflerini gerçekleştirme yolunda azimlisin.

Sahip olduğun yakın hedefler, hayali değil; hepsinin yeri ve zamanı belli. Hangi hedef için ne kadar çalışman gerektiğini biliyorsun.

O halde bu hedeflere rahatlıkla ulaşıp başarıyı yakalayacaksın.

Unutma, bu hedefler sana ait.     

  

UZAK BİR HEDEFİN BULUNSUN

 

Yakın hedeflere sahip olmanın sebebi, zamanla uzak bir hedefe varabilmektir.

Uzak bir hedefin bulunsun.

Sahip olman gereken uzak hedef ne olabilir?

Daha önce, “Kendini Tanı” başlığıyla bir bölüm gördük. Bu bölümün gereğini yaparak kişisel kabiliyetlerini bilimsel veriler ışığında belirleyip hangi alanda çalışman gerektiğini saptamışsan, uzak hedefini doğru bir şekilde kararlaştırabilirsin.

Öğretmen mi olmak istiyorsun?

Mühendislik dallarından birini mi seçeceksin?

Yoksa hukukçu olmak mı sana göre?

Belki de doktor olmayı hayal ediyorsun?

Ya da iyi bir idareci veya ünlü bir yazar?

Bilim adamı da olabilir?

Bu hedeflerden hangisi kişisel başarı ve kabiliyetlerine uygun düşer?

Hepsi olmaz, birini seçeceksin.

Ama elbette en doğru olanını.

En doğru olan; hem başarabileceğin, hem de severek ilgileneceğin meslektir.

Şimdi soruyorum:

Uzak hedefini belirledin mi? Belirlediğin hedef, varabileceğin bir hedef mi? Dahası, hedef olarak belirlediğin işi seviyor musun?

Bu üç sorunun cevabı da “Evet” ise doğru yoldasın. Seçimin hayırlı olsun. Muhakkak başarılı olacaksın.

Yalnız bir şartla: Yakın hedeflerini hep doğru belirleyecek ve hiç ihmal etmeyeceksin.

Şunu asla unutma:

Uzak hedefe kavuşmanın yolu, yakın hedeflerin gereğini yerine getirmekten geçer.

Bir başka ifadeyle; yakın hedefi olmayanın, uzak hedef sahibi olmaya hakkı yoktur.

Konuyu küçük bir örnekle canlandırmak istiyorum:

Derslerine yeteri kadar çalışmadığını fark ettiğim bir öğrenciye şöyle bir soru yönelttim.:

“İleride ne olmak istiyorsun?”

Öğrenci, gayet kararlı bir şekilde;

“Doktor olacağım.” dedi.

Bunun üzerine istediğim uyarıya zemin hazırlayabilmek için günde ne kadar ders çalıştığını sordum:

Sanki çalışabileceği en uzun süreyi derse ayırıyormuş gibi kendisini öven bir eda ile şöyle dedi:

“Her gün 30, 35 dakika çalışıyorum.”

Bunun üzerine şu açıklamayı yapmak zorunda kaldım:

“Senin yakın hedefinle uzak hedefin arasında büyük bir oransızlık var. Bu çalışmayla doktor olman mümkün değil. Doktor olabilmen için Tıp Fakültesini tercih edebilecek kadar puan alman lazım. Bunun için de, yakın hedeflerinde daha ciddi olmalısın. Dünyada hiç kimse, kura sonucunda doktor olmuyor. Eğer böyle bir sistem olsaydı, bazen ders çalışmayanlar da istedikleri önemli hedeflere kavuşabilirlerdi.Bu duruma göre ya uzak hedefinden vazgeçmen gerekecek ya da yakın hedeflerinde daha ciddi davranıp gereği kadar çalışacaksın.”

Konuşmam bitince, vermek istediğim mesajın tam olarak anlaşıldığının farkındaydım.

 Ne yazık ki bazı insanlar bu kadar net, hatta bu kadar acımasız bir izah yapılmadan gerekli mesajı alamıyorlar.

 Sözüm sana değil.Diğer bölümlerde olduğu gibi bu konudan da gerekli fikirleri çıkarttığından şüphem yok.

Başarıya ulaşma konusunda önündeki engeller bir bir yıkılıyor.

Çalışkan olma fikriyle bütünleşmiş durumdasın. Bilmediklerini merak ediyorsun. Hem bilgiye önem veriyor, hem de kendini önemsiyorsun. Dahası yakın hedeflerin var. Bilimsel veriler ışığında bir de uzak hedefe sahipsin.

Artık çalışkan olma dışında hiçbir seçenek yok önünde. Şimdi sırasıyla, çalışkan olabilmen için yapman gerekenleri göreceğiz. Bunlar yedi başlıkta toplanıyor.   

 

İRADENİ DOĞRU YÖNDE KULLAN

 

Kişisel isteklerin, zaman zaman, seni yanlış yönlendirmek isteyebilir. Bu tür isteklere gem vurmasını bil. Nefsinin kölesi değil, efendisi ol.

Çalışma vakitlerini oyun ve eğlenceye ayırma.

İradeni doğru yönde kullan.

Disiplinli yaşamak için başkalarının seni uyarmasını bekleme.

Çalışman gerektiği kadar çalış, dinlenmen gerektiği kadar dinlen.

Yukarıdaki cümleler senin için çok şey ifade ediyor.

Hayat bir disiplindir. Her şey belli kurallar dahilinde olup biter. Şu örneklere dikkat et:

Bir gün yirmi dört saattir. Gece ile gündüz birbirini izler. Mevsimler belli bir sıra içinde gelir. Günlerin uzayıp kısalması bir saniye bile şaşmadan her yıl aynı şekilde meydana gelir. Her ağacın ve meyvenin çekirdeğinden yine o ağaç ve o meyve biter. İnsanlar bebek olarak dünyaya gelip zamanla büyürler. Her bebek büyüdükçe duygu, düşünce ve hayalleri de gelişir; konuşmayı öğrenir.

Bu örnekleri sayfalar boyu uzatmak mümkün. Görüldüğü gibi her şey belli bir disiplin içinde oluyor. Hiçbir şey gelişi güzel meydana gelmiyor.

O halde insanoğlu da hayatını belli kurallar dahilinde yaşamasını bilmelidir. Kuralsız, plansız ve disiplinsiz bir yaşama biçimi ile başarıya ulaşmak asla mümkün olamaz.

Şimdi her insanın kendisinden kaynaklanabilecek olumsuz isteklerinden bazı örnekler vermek istiyorum. Bu örnekleri birlikte görüp tahlil edelim:

Bu gün ders çalışmak istiyorsun. Ancak içinde ders çalışmanı engellemek isteyen bazı duygular var. Pencereden dışarıya bakıyorsun, hava çok güzel, kuş cıvıltıları geliyor. Güneş pırıl pırıl. Sokakta pikniğe gitmek için hazırlık yapmakta olan bir aile görüyorsun. Bu manzaralar karşısında ders çalışma isteğin tamamen kayboluyor. İçinden bir ses; “Hayır, olamaz, bu kadar güzel bir havada çalışamazsın.” diyor. Sen de bu sesi haklı bulup kendini dışarı atıyorsun.

Bir başka gün, hava kapalı ve kasvetli olduğu için bir takım melankolik duygular içine girip ders çalışmaktan vazgeçiyorsun.

Hava karlı olduğu gün de bir takım bahaneler yükseliyor içinden: “Bu kadar güzel bir manzarayı bir daha bulamazsın. Arkadaşların şehrin en güzel yerlerinde fotoğraf çektiriyorlar. Senin kendini eve hapsetmen haksızlık.”

Gördüğün gibi her durumda üretilecek bahaneler eksik olmaz. Hava  ya açık ya bulutlu ya yağmurlu ya da karlı olur. Keyfin her dört durumda da çalışmanı istemiyor. Geriye kaldı geceler. Geceler için de bahane eksik olmaz. Yüzlerce televizyon kanalı arasında gidip gelmekten, bilgisayarı oyun amacıyla kullanmaya kadar seni ders çalışmaktan alıkoyacak onlarca engel var.

O halde görev sana düşüyor. Senin yapacağın iradene sahip olmak.

Ne yapman gerektiğine duygularınla değil, aklınla karar ver.

Kısacası; keyfinin kölesi değil, efendisi ol.

“En yiğit insan gerektiğinde nefsini dizginleyebilen insandır.”

O halde nefsini dizginle. Keyfinin emrine girme. Kararların mantıklı olsun. Kendini disiplinsiz bir yaşama biçiminin pençesine atma. İçinden gelen yanlış istekleri kovmasını bil.

Bunları yapmakta kararlı mısın?

“Kesinlikle.”

Çok güzel. İşte şimdi çalışmaya gerçekten hazırsın. Çünkü çalışkan olmana mani olacak önemli bir engeli daha başarıyla yıkmış bulunuyorsun.

Şimdi sıra öteki hazırlıklarda.

 

 

PLANLI YAŞA

 

Planlı yaşamak, hem çalışmaya hem de dinlenmeye vakit ayırmaktır.

Yirmi dört saat; çalışmak, dinlenmek, eğlenmek, uyumak ve çeşitli etkinliklere vakit ayırmak için yeterli bir zamandır.

Gündüzü geceye katarak tembellik yapmak ne kadar sakıncalıysa, geceyi gündüze katarak çalışmak da o kadar yıpratıcıdır.

Planlı yaşamak, sadece çalışmayı planlamak için değil, dinlenmeyi de planlamak için gereklidir.

Uyumaya ve okula gitmeye ayrılan zaman, yirmi dört saatin en uzun bölümünü oluşturur. Geriye kalan zamanı, insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde planlaması gerekir.

*Yemek yemek bir ihtiyaçtır.

*Spor yapmak bir ihtiyaçtır.

*Gezmek bir ihtiyaçtır.

*Belirli televizyon programlarını seyretmek bir ihtiyaçtır.

*Ders çalışmak bir ihtiyaçtır.

*Ders dışı kitapları okumak, basın ve yayını takip etmek bir ihtiyaçtır.

Uyku ve okul saatleriyle birlikte sekiz temel ihtiyaç çıkıyor ortaya. Bu ihtiyaçlardan hiçbirini ötekine feda etmek doğru değildir.

Karşılanmayan her ihtiyaç, yeni bir sorun demektir.

O halde yirmi dört saatini bilinçli bir şekilde planla. Bu plan içinde her ihtiyacın için zaman ayır.

Böyle bir planlamaya sahip olmak başlı başına bir başarıdır. Başarılı olmaya, planlamanı doğru yaparak başla.

Artık sen, ne zaman ne yapacağını bilmeyen şaşkın bir insan değilsin. Çalışmanın da dinlenmenin de ne anlama geldiğini biliyorsun.

Sıra geldi günlük çalışma programına.

  

          GÜNLÜK BİR ÇALIŞMA PROGRAMI YAP VE BU PROGRAMA UY

 

Genel anlamda planlı yaşamanın en önemli gereklerinden biri de günlük bir çalışma programına sahip olmaktır.

Günlük çalışma programına ayrılacak zaman her sınıf ve seviyedeki öğrenci için değişik olur. Beşinci sınıftaki bir öğrenci ile lise son sınıftaki bir öğrenciye, süre olarak, birbirleri kadar ders çalışmaları tavsiye edilemez. Yine liseyi bitirmiş, dershaneye devam etmekte olan bir öğrenci ile halen liseye devam etmekte olan bir öğrenciye de aynı süre önerilemez. O halde her öğrenci yaş, sınıf, okul ve öğrenim grubuna göre günde kaç saat çalışması gerektiğini, ilgili rehberlik servisinden yardım alarak tespit etmelidir.

Genel bir tavsiye olarak şunlar söylenebilir: Lise seviyesindeki öğrenciler, günde üç saatten az dört saatten fazla olmayacak şekilde bir çalışma programı yapabilirler. İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin günlük çalışma programları toplam iki buçuk-üç saat, daha küçüklerin ise iki saat kadar olmalıdır.

Çalışma programı tatil günleri de devam etmelidir. Mesela bir öğrenci her gün üç saat çalışmak üzere bir günlük program yapmış. Demek ki bu öğrenci haftada yirmi bir sat çalışacak. Bir gün üç saat değil de iki saat çalıştığında, öteki gün dört saat çalışacak. Bir hafta yirmi bir değil de on sekiz saat çalıştığında, öteki hafta yirmi dört saat çalışacak. Yani program sahibi öğrenci, kendini programa karşı borçlu sayacak.

 Bu program, uzun tatiller hariç, her iki dönem boyunca titizlikle uygulanmalıdır.

Sanırım söylediklerim yeterince açık.

Her gün, uzun süre çalışmaktan çok, planlanan çalışmayı aksatmadan yürütmek önemlidir.

Günlük program konusunda şunlara da dikkat etmek gerekir:

*Günün en verimli saatleri, çalışma programı için ayrılmalıdır.

*Programın çalışma vakitleri, hafta sonundaki günler ile okula gidilen günlerde değişik olabilir.

*Okulda öğlenci ve sabahçı olma durumuna göre her dönem, yeni saat ayarlamaları yapılabilir.

*Günlerin uzayıp kısalmasına göre de çalışma vakitlerinin yeniden ayarlanması doğaldır.

*Önemli olan çalışma programındaki toplam süreyi azaltmamaya özen göstermektir.

*Sadece zaman değil; dersler, konular ve konulardaki öncelik sırası da planlanmalıdır.

Bütün bunlardan sonra asıl önemli olan, programı titizlikle uygulamaktır.

Verilmek istenen mesajları çok iyi anladığının farkındayım. Şimdi şu iki soruyu kendine sor:

“1-Günlük bir çalışma programım var mı?”

“2- Bu programı titizlikle uyguluyor muyum?”

iki sorunun cevabı da “Evet” ise, ne mutlu sana.

Ayrıca nasıl bir çalışma programına sahip olduğunu ailen de bilmelidir.

Çalışma programının bir kısmında yarınki derslere, bir kısmında ise geçmiş konulara çalış.

Yapacağın bütün çalışmalar bitse bile, günlük çalışma programına ayırdığın zaman bitmemişse, ders çalışmaya devam et. “Yapacak işim bitti; artık çalışmayı bırakabilirim.” diye düşünme. Çalışma için ayırdığın zaman bitmediğine göre, çalışman da bitmemiş demektir.

Bu noktada, “Boş zaman” kavramından da ne anlamak gerektiğini açıklama ihtiyacı duyuyorum. Ama konu çok önemli olduğu için yeni bir başlık altında ele almamız daha uygun olacak.   

           

BOŞ VAKİT KAVRAMINI DOĞRU TANIMLA

 

Bazı öğrenciler, öğretmenlerinin kendilerinden istediği günlük çalışmalarını bitirdikten sonra, o gün için yapmaları gereken ders kalmadığını ve artan zamanlarının boş zaman olduğunu düşünürler.

Bu yaklaşımdaki hataları çok iyi saptamak gerekir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

*Öğrencinin yapması gerektiği çalışmalar, öğretmenler tarafından verilen ödevlerle sınırlı değildir.

*Bazı öğrenciler, derse hazırlanmaktan sadece yazılması gereken şeyleri anlarlar. Oysa bunun dışında bir o kadar da okunarak yapılması gereken hazırlık vardır.

*Her gün, bir sonraki günün derslerine hazırlanmak gerektiği gibi, geçmiş konulara da çalışmak icap eder.

Bu üç kuraldan çıkarmamız gereken sonuç şudur: Günlük çalışma programımız gereği her gün ne kadar ders çalışmamız gerekiyorsa o kadar çalışmalıyız. Yani günlük çalışma programımızdaki hiçbir zaman dilimi, boş vakit olarak değerlendirilemez.

Peki boş vakit kavramını nasıl tanımlayabiliriz?

Bu sorunun cevabı şöyle:

Boş vakit, günlük çalışma programımızın kapsadığı zaman ile doğal ihtiyaçlarımızı karşıladığımız saatler dışında kalan zamandır. Bu zaman, daha çok hafta sonları ile yaz ve kış tatillerinde ortaya çıkar.

Boş vaktin ne olduğunu bilmemizin şu önemli yararı vardır: boş vaktin hangi zaman dilimi olduğunu bilirsek, çalışmamız gereken saatlere boş vakit muamelesi yapmayız.

Birçok öğrenci, bu başlık altında anlatılan ayrıntılara dikkat etmediği için dolu olması gereken vakitlerini boş sanıp, kelimenin tam anlamıyla bir “Zaman müsrifi” durumuna düşer.

Artık şunu çok iyi biliyorsun: Günlük çalışma programına denk gelen süre asla boş zaman olamaz.

Bir başka ayrıntı: Boş zaman, boşa harcanacak zaman değildir. Bunun için yeni bir başlık açmamız lazım.

 

BOŞ VAKİTLERİNİ DE DEĞERLENDİR

 

Bir önceki konuyu hangi cümleyle bitirdik?

“Boş zaman, boşa harcanacak zaman değildir.”

Günlük çalışma programı dahilindeki vakitlerimizde ne çalışmamız gerektiğine, daha çok, öğretmenlerimiz karar verir; onların bizden istediklerini yaparız. İşte boş vakit bu anlamda farklıdır. Bu vakitlerimizi nasıl değerlendirmemiz gerektiğine kendimiz karar veririz.

Daha çok hafta sonları ile yaz ve kış tatillerinde ortaya çıkan boş zamanlar, nasıl değerlendirilebilir?

Bunun için şu önerilerde bulunmak mümkündür:

*Okunması gereken roman, hikâye, şiir ve benzeri kitaplar önceden saptanarak, boş vakitlerde okunmalıdır.

*Her öğrenci, kişisel kabiliyetlerini geliştirmek için bu zaman dilimlerini kullanabilir. Mesela istekli olduğu bir beceri kursuna devam etmesi veya evde bunun için kendine vakit ayırması mümkündür.

*Boş vakitlerde belli bir alanda özel çalışma yapmak da mümkündür. Yaz tatilinin bir kısmı yabancı dili geliştirmek veya bilgisayar kullanma belgesi almak için ayrılabilir.

Bu örnekler daha da çoğaltabiliriz. Ancak başta da söyledim; boş vaktini nasıl değerlendireceğine herkes kendisi karar vermelidir.

Sen de bu konuda gerekeni yap. Başkasına ihtiyaç duymadan, kendi kendini ödevlendirebilmen hem bir erdem hem de büyük bir başarıdır.

Tatile bile,  okunabilecek kitaplar götürmelisin.

Kitap okumayı bir yaşama biçimi haline getir. Bir gün eline kitap almadığında önemli bir eksiklik hissediyorsan, gerçek bir okuyucu sayılırsın.

Kitap okumanın sayılmayacak kadar faydaları vardır: Muhakeme gücün gelişir. Olayları daha iyi tahlil eder, okuduklarını daha iyi anlarsın. Okuma sayesinde konuşman bile güzelleşir.

Bu son tespitle yeni mi karşılaştın? O halde bu konuyu ayrı bir başlık altında inceleyelim.

  

KİTAP OKUYARAK KONUŞMANI GÜZELLEŞTİR

Kitaplar doğru ve güzel cümlelerden oluşur, noktalama işaretleri doğru kullanılmıştır.

Her kitap okuyuşunda yüzlerce mükemmel cümleyi bir bakıma sen de kullanmış olursun.

Neticede kelime hazinen gelişir, yaşıtlarına göre, meramını daha rahat ifade etmeye başlarsın. Kelimelere yanlış anlamlar yüklemez, telaffuz hatalarına düşmezsin.

 Yalnız şunu da bilmen gerekir: Konuşmanı güzelleştirmek için, sessizce kitap okuman yeterli değildir. Çünkü insanlar sesli bir şekilde konuşurlar. O halde konuşmanı güzelleştirebilmen için günde en az yarım saat sesli bir şekilde kitap okumalısın.

Bunun için her gün, kimsenin rahatsız olmayacağı tenha bir köşeye çekilerek sanki seni dinleyen iki üç kişi varmış gibi elindeki kitabı oku. Okurken kelimeleri doğru telaffuz edip vurguları yerli yerince yapmaya dikkat et. Telaffuzunda zorlandığın kelimeleri birkaç kere okumadan geçme.

Bu tür egzersizleri ilerlettikten sonra bazen de okumalarını kasete kaydedip kendini dinle. 

Doğru ve düzgün konuşmak sosyal hayatta başarılı olmak için çok önemlidir.

Güzel konuşma becerisine sahip olmadan, düşüncelerimizi tam bir şekilde ifade edip muhataplarımız üzerinde etkili olmamız mümkün olmaz.

Hayatta, konuşmaya ihtiyaç duymayacağımız zaman dilimi yok denecek kadar azdır.

Bu konuya gerekli önemi ver.

  

ÇALIŞMANI GİZLEME

 

Bazı öğrenciler çalışmalarını gizlerler. Bu durum genel olarak şu sebeplerden kaynaklanır:

*Kişi bununla az zamanda çok iş başardığını anlatmak ister. Başkalarının üç saatte öğrendiği bir ders için kendisine yarım saat yettiğini belirterek üstünlük taslamaya çalışır.

*Az çalıştığını göstererek, bir bakıma çok çalışanların fazla uslu hatta korkak oldukları havasını yaymak ister.

*Çevresinin kıskançlık hislerini üstüne çekmemek için, arkadaşları arasında az çalıştığı kanaatini oluşturmayı arzular.

*Az çalıştığını anlatarak, arkadaşlarını çalışmaya karşı soğutmak ister; böylece onlardan daha çok başarılı olmayı hedefler.

Yukarıdaki sebeplerden hiçbiri sağlıklı ve mantıklı bir düşüncenin eseri değildir. Bu tür düşünceler, ancak kendileriyle ve çevreleriyle barışık olmayan, kıskanç ve bencil insanlarda görülür.

Sağlıklı bir insan, başkalarına hava atabilmek için, hem de çalışmasını gizleyerek, üstün zekâlı olduğunu ispat etmeye kalkışmaz. Çalışkan insanları gereğinden fazla kuralcı görmek, çatışmacı bir zihniyete sahip olma anlamına gelir. “Çevrem beni kıskanabilir.” düşüncesiyle çalışmasını gizlemek, korkaklıktan başka bir şey değildir. “Başkaları az çalışsın da, böylece ben daha başarılı olayım.” cinliği ise, bencilliği bile aşan bir ayıptır.

Net olarak anlaşılıyor ki çalışmayı gizlemenin mantıklı bir sebebi olamaz.

O halde sen çalışmanı gizleme.

Çalışmak, utanılacak değil, övünülecek bir şeydir.

Günlük bir çalışma programın olduğunu ve bu program uyarınca planladığın zaman kadar hiç aksatmadan çalıştığını çevrene anlat. Böylece arkadaşlarına da iyi örnek ol.

Birbirimizi çok iyi anlıyoruz.

Bu son konu ile birlikte, gerçek anlamda çalışkan olabilmen için uygulaman gereken yedi kuralı öğrendik.

Yeni konulara geçmeden bu yedi kuralı bir bütün olarak yeniden hatırlamakta yarar var:

1-İradeni doğru yönde kullanacak, keyfinin kölesi değil efendisi olacaksın.

2-Planlı yaşayacaksın. Çalışma ve dinlenme dahil bütün ihtiyaçlarını planlayacak ve ihtiyaçlarının hiçbirini ihmal etmeyeceksin.

3-Günlük bir çalışma programı yapacak ve programa uyacaksın.

4-Boş vakit kavramının ne anlama geldiğini iyi bilerek çalışman gereken saatlere boş vakit muamelesi yapmayacaksın.

5-Boş vakitlerini kitap okuyarak, kişisel kabiliyetlerini geliştirerek ve ihtiyaç duyduğun alanlarda özel çalışma yaparak değerlendirecek, boş vaktin boşa harcanacak vakit olmadığını bileceksin.

6-Sesli bir şekilde kitap okuyarak, okumanı ve konuşmanı güzelleştireceksin.

7-Çalışmanı hiçbir şekilde gizleme ihtiyacı duymayacaksın.

Bu yedi kuralı tekrar hatırlaman çok yerinde oldu. Bu kuralları davranış haline getirme hususunda kararlı ol.

Kararın kesin mi?

“Kesin.”

O halde sen, gerçek anlamda çalışkan olmayı hak eden bir öğrencisin.

Şimdi sıra, çalışmaya başlamak için uygulaman gereken yöntemlerde.

   

ÇALIŞMAK İÇİN UYGUN BİR ORTAM SEÇ

 

Çalışılacak ortamın çalışmaya elverişli olması gerekir. Bunun için şu tavsiyelerde bulunmak mümkündür:

*Çalışmak için rahat bir koltuk veya kanepeye oturma. Böyle rahat bir şeyin üstünde oturursan bir müddet sonra tembellik hislerin ön plana çıkar; uykun gelmeye başlar.

*Çalışmak için, bir sandalye ile uygun bir masa tercih edilebilecek en iyi şeylerdir.

*Odanın çalışacağın bölümü yeteri kadar ışık alan bir yer olsun.

*Oda sıcaklığı mümkünse ideal bir seviyede bulunsun.

*Çalışacağın odada radyo, teyp, televizyon gibi bir araç çalışıyor durumda olmasın.

*Birileri, yanında oturup sohbet etmesin.

*Oturduğun yerin cereyana (hava akıntısına) maruz kalmayan bir yer olmasına dikkat etmen gerekir.

*Çalıştığın oda, evin dışarıdaki gürültülere açık olan bölümünde bulunmasın.

Başarılı bir çalışma yapabilmen için yukarıdaki hususlara uymalısın.

Eğer evde, imkân olduğu halde, yukarıdaki şartların oluşturulması konusunda sana yardımcı olunmuyorsa, bu sayfayı annen ve babanla birlikte oku.

Yukarıdaki şartlardan bir kısmı imkânsızlık nedeniyle sağlanamıyorsa aileni zorlama. Mevcut şartları en iyi şekilde değerlendir. İmkânsızlıkları, başarısızlık için bir mazeret olarak kullanma.

En olumsuz şartlarda bile, en olumlu imkânı oluşturmaya çalış. Pes etme. 

            

ÇALIŞMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE SANA LAZIM OLAN  ARAÇ VE GEREÇLERİ HAZIRLA

  Çalışmaya başlamadan önce, çalışma sırasında lazım olacak bütün araç ve gereçleri hazırlamak, başarılı olabilmek için son derece gereklidir.

Çalışma sırasında nelere ihtiyaç duyulabilir? Bu sorunun cevabı çalışılacak dersin özelliğine göre değişir. Neler gerekeceğini, en iyi, çalışacak öğrenci bilir.

Defter, kitap, kalem, silgi, sözlük gibi şeyler önceden masanın üstüne konmalıdır. Ardından dersin özelliğine göre lazım olan diğer araç ve gereçlerin hazırlanması da ihmal edilmemelidir. Hatta mevsimin durumuna göre bir sürahi su ile bardak bile masanın bir kenarına konmuş olmalıdır.

Bu hazırlıklardan sonra verimli bir çalışmaya başlanabilir.

Bu hazırlıklardan bir kısmı yapılmadan masaya oturulmasının ne gibi sakıncaları vardır?

Düşün ki günlük çalışma programına göre 75 dakika çalışmak üzere yerine oturdun. On dakika geçtikten sonra sözlüğe bakma ihtiyacı ortaya çıktı. Sözlük, diğer odadaki kitaplıkta olduğu için yerinden ayrıldın. Bu arada mutfaktan salona geçmekte olan annenle karşılaştın. Annen; “Yavrum ortalıkta ne arıyorsun, ders başında değil miydin sen?” dedi. Bu söze alınıp, yan odadan sözlüğü almak için kalktığını biraz yüksek sesle anlattın. Böylece aranızda ufak bir tartışma yaşandı. Ardından sözlüğü alıp yerine döndün. Moralin biraz bozulmuş olarak çalışmaya devam ettin. Yarım saat sonra yardımcı ders kitaplarından birine ihtiyaç duydun. Onu bulmak için yerinden kalkıp yan odaya geçtin, ama bir türlü bulamadın. Zorunlu olarak evdeki herkesi kitabı bulmaları için yardıma çağırdın. Kitap, tartışmalar arasında geçen beş dakikalık aramanın ardından ancak bulundu. Moralin daha da bozulmuş olarak yeniden yerine oturdun. Bir müddet sonra da su içmek için kalktın. Önceki tartışmaların verdiği stresle su bardağı elinden düşüp büyük bir gürültü ile kırıldı. Başladı mı şimdi yeni bir tartışma...

Bir saat içinde üç olay ve üç tartışma.

Program gereği on beş dakika daha çalışman gerekiyor. Sinirlerin altüst olmuş. Sen yine de yerine oturup on beş dakika çalıştın. Böylece 75 dakikayı tamamladın.

Buna, verimli bir çalışma denebilir mi? Elbette denemez.

Eğer ders araç ve gereçleri önceden hazırlanmış olsaydı, bu sıkıntılardan hiçbiri yaşanmazdı.

Şüphesiz ders araç ve gereçleri hazırlanmadan masaya oturuldu diye tıpatıp bu olaylar yaşanmaz. Ama bu olaylara benzer şeyler hep olur.

O halde, ders çalışmaya başlamadan önce sana lazım olan araç ve gereçleri hazırla. Bu hazırlık, ders çalışma verimini tahmin ettiğinden çok daha fazla arttıracaktır. Aksi takdirde, ders çalışmayı ciddiye almamış olursun. Sen dersi ciddiye almazsan ders de seni ciddiye almaz.

Ben de neler söylüyorum. Sen, elbette dersi ciddiye alan bir öğrencisin. Çalışmaya başlamadan önce sana lazım olan araç ve gereçleri titizlikle hazırlayacağından şüphem yok.

Artık çalışmaya başlamak için, neler yapman gerektiğini çok iyi biliyorsun.

Tekrar edecek olursak, uyman gereken iki temel kural kısaca şöyle:

1-Çalışmak için rahat bir koltuk veya kanepe değil, uygun bir masa ile sandalye seçeceksin.

2-Çalışmaya başlamadan önce sana lazım olan araç ve gereçleri hazırlayacaksın.

Şimdi sıra, çalışma sırasında uygulaman gereken yöntemleri öğrenmene geldi. Dört başlık halinde bunları göreceğiz.

 

ÇALIŞMAYA DEVAM ETMEKTE ISRARCI OL

 

Çalışmaya başladığın ilk dakikalarda verim elde edemezsen bile, çalışmaya devam et; verim elde etmeye başladığını göreceksin.

Dersi anlayamadığına karar vermekte aceleci davranma. Böyle bir davranış, yenilgiye prim vermek olur. Sakın pes etme.

Çalışmanı sürdürmekte ve önündeki konuyu anlamakta ısrarcı ol. Azimli olmanın tek sonucu vardır; o da başarıdır. Başaracağından şüphen olmasın.

Sadece bir dersi okuyup anlamak için değil, uyumak için bile sabırlı olmak gerekir. Bir insan yatağa girdikten sonra kafasına uykusunu kaçıracak birkaç düşünce takarsa hemen uyuyamaz. Ama o düşünceleri atıp istirahat etmeye başlarsa bir süre sonra uyur. Baştaki durumuna aldanıp uyuyamayacağını kabul ederek yatağından çıkarsa günlük uyku düzenini bozmuş olur.

Kilo vermek isteyen bir insan kendisine önerilen rejimi sadece üç beş gün uygulayıp bırakırsa istediği forma kavuşamaz. Çünkü bu bir sabır işidir. Üç beş ay sürmesi gereken bir beslenme düzenini, sadece üç beş gün uyguladıktan sonra; “Bu rejim işe yaramıyor, kilo veremiyorum.” diyerek pes eden kişi, haklı olamaz. Kilo verme konusunda samimi olan insan, önerilen rejimi tavsiye edilen süre kadar uygular. O zaman da sonuç alır. Bir şeye başlamak yeterli değildir; başladıktan sonra devamını getirmek gerekir.

Bu iki örnekten gerekli dersleri çıkar.

Dersin başına oturunca, planladığın zaman kadar çalışma konusunda sabırlı ve azimli ol. “Şimdi dersi anlayamıyorum, bırakayım, sonra çalışırım.” gibi düşüncelere prim verme. Dersi bırakma konusunda aklına gelen düşüncelere bir kere prim vermeye kalkarsan, bu tür yanlış fikirlerin ardı arkası kesilmez. o tür telkinler senin zararına olan şeylerdir. Zararına olan bir fikri benimsemen, doğru değildir. Bu tür düşüncelere maruz kaldığında bir kahraman gibi davran; sadece gülümse ve hemen o fikirleri kov.

Çalışmaya devam etme konusunda, yalnız günlük programı uygulamak için değil, hayat boyu ısrarlı ol. Böyle davranırsan, zamanla seni ders çalışmaktan alıkoyan fikirler yanına bile uğramaz olur.

Hiçbir çalışmadan hemen sonuç almak mümkün değildir. Bu bir planlama, azim ve sabır işidir.

Arpa, buğday gibi ürünleri elde etmek için sekiz dokuz ay beklemek gerekir. Meyve verecek bir ağaç üç dört yıldan önce yetişmez.

Ders çalışma da böyledir.

Hem bugün çalışmak gerekir hem de yarın.

Bu da yetmez.

Aynı çalışmayı yıllar boyu sürdürmek gerekir.

Samimi bir şekilde dersine çalışan öğrenci, çalıştığı konuları anlar. İlk beş altı dakikada yeteri kadar anlayamazsa bile, ilerleyen dakikalarda kesin olarak anlar.

O halde baştaki cümleyi tekrarlıyorum:

“Çalışmaya başladığın ilk dakikalarda verim elde edemezsen bile, çalışmaya devam et; verim elde etmeye başladığını göreceksin.”

Bu prensipten hiçbir zaman vazgeçme.

Çalışmaya devam etme konusunda ısrarcı ol, başarıyı yakala. 

  

ÇALIŞIRKEN, ÇALIŞMAN BİTTİKTEN SONRA KENDİNİ ÖDÜLLENDİRECEĞİNİ DÜŞÜN

 

Her ödül insana ek bir enerji verir. İnsanın, kendisini çalışması nedeniyle ödüllendirmesi, çalışma işine sevimlilik kazandırır.

Çalışırken, çalışman bittikten sonra kendini çay, kahve, çikolata, dondurma gibi bir şeyle ödüllendireceğini düşün. Bu düşünce, seni çalışmaya bağlayacak ve çalışmanı mutlu duygular içinde sürdürmene katkıda bulunacaktır.

Gündüzden bir çikolata almışsın. Buz dolabında duruyor. İstediğin zaman alıp yiyebilirsin. Ama sen, onu çalışman bittikten sonra yemek istiyorsun. Günlük çalışma programın gereği masanın başındasın. Bir buçuk saat çalışman gerekiyor. Defterin, kitabın, sözlüğün ve sana lazım olan diğer araç-gereçler önünde. Bütün dikkatini çalışmaya vermiş durumdasın. Ama bazen zihninden şu düşünce geçiyor: “Şimdi çalışmam lazım. Belli bir süre sonra çalışmam bitecek. Çalışmam bittiğinde kendimi gündüzden aldığım çikolata ile ödüllendireceğim.”İşte bu düşünce, çalışmandaki verimi arttırır. Çünkü çalışma ile ödül ilişkisi, çalışmanın önemini ortaya çıkarır niteliktedir. Böylece çalışmanın ödüllendirilmesi gerekecek kadar ciddi ve önemli bir iş olduğu daha iyi anlaşılır. Başka bir deyişle; ödüllendirilecek kadar önemli olan iş de ciddiye alınır.

Bu yöntem sayesinde, hem çalışma hem de istirahat verimlilik kazanır.

O halde sen de çalışman bittikten sonra kendini, küçük bir şey ile de olsa, ödüllendireceğini düşün. Böylece çalışman verimli, dinlenmen ödüllü olsun.

  

BAŞLADIĞIN İŞİ BİTİR

 

Bir işe başlamak önemli olduğu gibi, onu devam ettirmek ve bitirmek de önemlidir. Bunu şu şekilde formüle edebiliriz: ”Başla, devam et, bitir.”

Başladığın işi bitir, oyalanma.

Yarım kalan çalışma, başlanmamış gibidir.

Bugünkü işi, bugün bitir.

Yarının da kendine göre işleri olduğunu unutma.

Avansı olmayan tek şey zamandır.

“Şu konuda çalışmaya başlamıştım ama yarım kaldı, keşke bitirmiş olsaydım.” gibi yakınmaları az duymamışsındır. Bir süre sonra yakınacak duruma düşme.

Bazen bir kısmı yapıldıktan sonra tamamlanmayan binalar görürsün. Ne kadar da çirkin görünür bu tür yapılar... Yavaş yavaş çürümeye başlar, bir mezbeleliğe dönüşürler. Artık oralarda ne arsa ne de bina vardır. İşte yarım kalan  şeyler böyledir.

Yarım kalmış bir çalışma; hem bir sürü zamanın boşa harcanmış olmasına, hem de sonuçsuz kalması nedeniyle moral bozukluğuna ve başarısızlık hislerine sebep olur.

Tekrar ediyorum:

Başladığın işi bitir, oyalanma.

Biten her iş senin başarındır.

Yarım kalan her çalışma; başarısız olman, enerjini ve zamanını da boşa harcaman demektir.

Sen başladığın işi yarım bırakmayacak kadar bilinçlisin. Buna inanıyorum.

  

AYNI NİTELİKTEKİ DERSLERE ÜST ÜSTE ÇALIŞMA

 

Genel olarak sayısal ve sözel dersler kendi aralarında aynı niteliklere sahip sayılırlar.

Diyelim ki, bu akşam üç saat ders çalışacaksın. Bu üç saati, on beşer dakikalık iki dinlenme aralığıyla üç çalışma dilimine ayırmışsın. Bu üç bölümde sırasıyla fizik, kimya, biyoloji çalışırsan dersi anlama verimin düşer. Çünkü bu üç ders, nitelik olarak birbirlerine benzerler. O halde bir önlem olarak, ikinci çalışma dilimini tarih, edebiyat, coğrafya gibi derslerden birine ayırmalısın. Böylece zihnin çalışırken bile, önüne gelen değişik nitelikteki ders sebebiyle bir dinlenme hisseder. Bu his, kişinin çalışmaktan bıkmamasına yardımcı olur. Böylece usanmadan çalışmanı devam ettirmiş olursun.

Bu yöntemin mantığını hem anlamış hem de benimsemiş olmalısın.

Okulda uygulanan haftalık ders programları da bu mantıkla yapılır. Bunun için de hiçbir ders günde iki saatten fazla işlenmez. Haftada beş saat olan bir ders, en az üç güne dağıtılır. Çünkü bir öğretmen, aynı gün aynı dersi işlemek üzere üst üste üç dört saat aynı sınıfa girerse, öğrenciler sıkılırlar; zorunlu olarak beklenen verim elde edilemez. İşte üst üste aynı derse veya aynı nitelikteki derslere çalışmak da böyledir.

O halde sen, aynı derse aynı nitelikteki derslere üst üste çalışma; arada değişik nitelikteki bir derse çalış. Böylece derslerini daha kolay anlar ve öğrenir, hafıza verimini düşürmemiş olursun.

Bu son konu ile birlikte çalışma sırasında uygulaman gereken dört yöntem öğrenmiş oldun:

l-Çalışmaya başladığın ilk dakikalarda verim elde edemezsen bile çalışmaya devam edeceksin.

2-Çalışırken, çalışman bittikten sonra kendini ödüllendireceğini düşüneceksin.

3-Başladığın işi bitirecek,oyalanmayacaksın.

4-Aynı nitelikteki derslere üst üste çalışmayacaksın.

Bu dört yöntem, sana çok şey kazandıracak, çalışma verimini bir hayli arttıracaktır. Dersi anlama ve öğrenme gücünün eskiye oranla en az iki üç kat arttığını göreceksin.

Şimdi sıra geldi öğrenmek için neler yapman gerektiğine.

 

 

GENİŞ BİR KONUYU ÖĞRENMEK İÇİN ŞU YÖNTEMİ UYGULA

 

Geniş bir konuyu öğrenmek için uygulanması gereken üç yöntem vardır. Şimdi bu yöntemleri sırasıyla görelim:

 A- Önce öğrenmen gereken konuyu bir bütün olarak gözden geçir. Bir başka deyişle; öğrenmeye başlayacağın geniş bir konuyu, önce kuşbakışı olarak incele.

 “Kuş bakışı” deyimi; öğrenilecek konu hakkında genel anlamda bilgi sahibi olmak ve söz konusu ünitenin neler içerdiğini, kaba hatlarıyla öğrenmektir.

Ders konularının bir bütün olarak nasıl inceleneceğine geçmeden önce, “ Kuş bakışı” deyimiyle ilgi kurarak başka bir örnek verelim:

Şöyle düşün. Bir yabancı, yaşadığın şehri kendisine tanıtmanı istiyor. Sen de en iyi yöntem olarak önce onu şehrin kalesine çıkarıyor ve kalenin burçlarında dolaştırarak görünen yerleri tek tek tanıtıyorsun. İşte bu, kuşbakışı bir tanıtım. Bu tanıtımı yaptıktan sonra, yabancı arkadaşını şehrin cadde ve sokaklarında gezdirip tarihi ve turistik yerleri tek tek gösterirsen her şey yolunda gider. Çünkü kaleden yaptığın kuşbakışı tanıtım, işini bir hayli kolaylaştırmış olacaktır.

İşte geniş bir konuyu, önce bir bütün olarak incelemek de böyledir. Bir bütün olarak ünitenin nelerden bahsettiğini, hangi temel bilgileri içerdiğini anladıktan sonra işin kolaylaşır.

B- Sonra öğrenmen gereken konuyu bölümlere ayırarak, her bölümü ayrı ayrı öğren.

Yukarıda anlatıldığı gibi, konu bir bütün olarak incelenip hangi temel bilgileri içerdiği anlaşıldıktan sonra, sıra bütün bölümleri öğrenmeye gelir. Bunu, zorlanmadan başarmak için, hepsini  bir defada öğrenmeye kalkışmadan üniteyi bölümlere ayırarak her bölümü tek tek öğrenmek uygun olur.

C- En son; tek tek öğrendiğin bölümleri birleştir.

Her bölüm tek tek öğrenildikten sonra, sıra o bölümleri birleştirerek, konuyu bir bütün olarak öğrenmeye gelir. Bunun için gerekli zihin egzersizleri yapılarak konuların hafızadaki yeri sağlamlaştırılmalıdır.

Bu üç işlemden sonra, çalışılan konu tamamiyle öğrenilir.

Bu üç yöntemden biri eksik bırakılırsa, öğrenme işlemi ya eksik kalır ya da çok fazla zaman alır.

Verdiğimiz ilk örneği yeniden hatırlayalım: Şehrinizi tanımak isteyen arkadaşını cadde ve sokaklarda gezdirerek, yüksek binaların arasında  ona bir takım bilgiler verirsen, gerçek bir tanıtım yapmış olur musun? Arkadaşın bazı eserleri görmüş olmakla beraber, şehir hakkında tam bir fikir ve bilgi sahibi olamaz. Çünkü kuşbakışı tanıtım eksik kalmıştır. Kuşbakışı inceleme olmadan, tek tek öğrenilen bilgileri yanyana getirip birleştirmek de pek mümkün olmaz.

O halde sen, geniş bir konuyu öğrenmek için, yukarıda anlatılan üç kuralı sırasıyla uygula. Böylece önündeki işi kolaylaştır.

Bu bölümü izleyen yöntemleri de öğrenip uyguladıkça, işin daha da kolaylaşacaktır.

  

ÖĞRENDİĞİN KONUYU BİRAZ DAHA TEKRARLA

 

Öğrendiğin konuyu biraz daha tekrar et, değilse kısa bir sürede unutursun. Birkaç gün sonra yine tekrar et. Şunu bil ki, bir konuyu geç unutmak, zamanında çok tekrar etmekle mümkündür.

Asıl bilgi, bize sorulduğu zaman; duraksamadan, eksiksiz ve doğru bir şekilde anlatabildiğimiz bilgidir.

Bazı konuları kendimiz anlatamayız; ancak başkaları anlattıkça hatırlar, “Evet, aslında bunları ben de biliyordum.” deriz. İşte bu tür şeyler, az tekrarla öğrendikten sonra, alakamızı kestiğimiz için, zamanla unutulan bilgilerdir. Bu tür bilgiler hakkında bir soru ile karşılaştığımızda, cevap verebilmek için ipucu isteriz. Eğer derste isek öğretmen, bize beklediğimiz ipucunu verebilir. Ancak sınavlarda böyle bir yardım görmemiz mümkün değildir.

O halde sahip olduğumuz bilgiler, hiçbir yardım göremeyeceğimiz sınavlarda yararlanabileceğimiz düzeyde olmalıdır.

Bunun için az tekrarla yetinmemeliyiz. Bir konuyu erken öğrenmemiz bizi aldatmamalıdır. Öğrenmek, akılda tutabilmek anlamına gelmez. Öğrenilen bilginin, hafızada kalıcı olabilmesi için biraz daha tekrar edilmesi gerekir.

Bir bilgiyi, öğrendiğimiz gün yapılan tekrarlar da yeterli değildir. Araya birkaç gün girdikten sonra yeniden tekrar etmeliyiz. Bilgi, ancak bundan sonra hafızada kalıcı hale gelir. Bilginin hafızadaki kalıcılığı ise sürekliliği değil, sadece uzun süreyi ifade eder.

Bu bilgilere sahip olarak ona göre davran.

  

ÖĞRENDİĞİN KONULARI KENDİNE ANLAT

 

Öğrendiğin konuları kendine anlatman sesli bir şekilde olmayabilir. Bu, bir bakıma öğrendiğin bilgilerle ilgini hemen kesmeden biraz daha tekrar etmen demektir.

Böylece, öğrendiğin konuyu hafızana gerçekten kaydedip edemediğini test etmiş olursun.

Konuyu kendine ilk anlatıştan sonra, önündeki notlara bakarak neleri eksik bıraktığını, hangi bilgilerin sırasını şaşırdığını ve hangi kelimeleri yanlış telaffuz ettiğini tespit edersin. Bu tespitten sonra yapacağın yeni tekrar daha çok önem kazanır.

Bu anlatımlar sayesinde konuyu çok iyi öğrenip hafızana tam bir şekilde kaydetmiş olursun.

Eğer arkadaşlarından seni dinleyen olursa, öğrendiklerini bir kere de onlara anlat. Yine arkadaşlarından aynı konuyu sana anlatmak isteyen olursa, bu isteği kabul et. Çünkü öğrendiklerinizi karşılıklı olarak birbirinize anlatmanız, sizlere çok şey kazandıracaktır.

Bu tür egzersizlerden sonra, öğrendiğin bilgileri yeteri kadar tekrar etmiş olursun. Böylece söz konusu bilgiler, zihninde uzun süre kalıcı hale gelir.

Son üç konu ile çalıştığın dersleri kolay bir şekilde anlamak için yapman gereken işleri inceledin. Şimdi sıra, öğrenmeni kolaylaştıracak yöntemler zincirinin son halkasında. Kapsamlı bir konu olan “Tutamak Noktalarından Yararlanma” yöntemlerini de elde ettikten sonra, “Öğrenme İşlemi” senin için zor bir şey olmaktan çıkacaktır.

 

    BİR ŞEYİ ÖĞRENMEK İÇİN TUTAMAK NOKTALARINDAN YARARLAN

 

Önce tutamak noktalarının ne anlama geldiğini bilmekte yarar var: Kısaca söylemek gerekirse, bildiğimiz şeylerden yararlanarak, yeni karşılaştığımız bilgileri akılda tutma yöntemlerine, tutamak noktaları denir.

Çok sayıda tutamak noktası vardır. Mevcut tutamak noktalarına kendi kabiliyetimiz oranında yenilerini de eklememiz mümkündür.

Şimdi vereceğim örnekleri dikkatle incele. Bu örnekleri zenginleştir. Üzerinde düşündükçe öğrenmen gereken şeyler sayısınca tutamak noktası icat edebildiğini göreceksin.

Tutamak noktalarından bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

1- Bilmediğin tarihler ve numaralar için, bildiğin tarih ve numaralardan yararlan: bir sürü tarih ve numara biliyorsun. Okula başladığın ilk yıllardan başlayarak adın gibi öğrendiğin bir hayli tarih var. Bildiğin numaralar da az değil. Kendi okul numaran dışında, sınıfındaki bir çok arkadaşının numarasını da ezbere biliyorsun. Yine zorlanmadan ezberlediğin bir hayli telefon numarası ile kapı numarası da var. İşte sana düşen, önüne yeni çıkan tarih ve numaraları ezberlerken, bu eski bilgilerinden yararlanmayı bilmektir. Öğreneceğin tarih veya rakam, halen bildiklerinden biriyle aynı olabilir. tamamen aynı olmazsa bile ilk üç rakamı veya son dört rakamının aynı olma ihtimali vardır. Bu tür durumlar ortaya çıkarsa, mevcut bilginle gerekli ilgiyi sağlayarak, yeni şeyleri kolayca aklında tutabilirsin. Bu yöntemle ilgili olarak, kendi başına birçok örnek oluşturman mümkündür.

2- Bilmediğin isimleri aklında tutabilmek için, bildiğin isimlerden yararlan: Bugüne kadar zorunlu olarak öğrendiğin çok isim var. Akrabalarını, öğretmenlerini, okul arkadaşlarını ve birçok yazar ile tarihi şahsiyeti sayacak olursan, ortaya yüzlerce isim çıkar. Öğrenmen gereken yeni bir isim, tanıdığın kişilerden birine ait olabilir. o zaman yapacağın tek iş; ikisi arasında bir bağ kurarak, öğrenme işini zahmetsizce halletmenden ibaret olur. Bu konuda şimdiden bazı örneklemeler yap. Böylece önüne yeni bir isim çıktığında mevcut bilgilerine başvurarak işini kolaylaştır.

3- Ezberlemen gereken isimlerle misyonları arasında bazı tutamak noktaları bul: Mesela Hz. Adem’in çocuklarından Kabil ile Habil’den hangisinin katil, hangisinin maktul olduğunu aklında tutmakta zorlanabilirsin. O zaman şu tutamak noktasına dikkat et: Katil kelimesi hangi harfle başlar? "K” harfi ile. Peki katil olan Kabil’in ismi hangi harf ile başlıyor? “K” harfi ile. İşte güzel bir tutamak noktası. Artık istesen de katil olanın Kabil olduğunu unutamazsın. Bu tür örnekleri çoğaltabilirsin.

4- Bazı isim gruplarının ilk harfiyle, bilinen bir kelime arasında ilişki kurmak suretiyle istediğin isimleri kolayca öğren: Mesela dört büyük meleğe ait Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil isimlerinin ilk harfleri bir araya geldiğinde “Cami” kelimesi oluşur. Bu tutamak noktası ile, dört büyük meleğin adını unutmaman bir hayli kolaylaşacaktır. Bu tür yeni örnekler bulman mümkündür.          

5- Bazı nesneleri unutmamak için, ilk harflerini alfabetik sıraya koy: mesela pazardan biber, elma, domates, ayva, ceviz ve zeytin alacaksın. Bunları unutmamak için alfabetik sıraya göre; ayva, biber, ceviz, domates, elma ve son harf ile başlayan zeytin şeklinde kolayca aklında tut. Bu yöntemi derslerde verilen bilgiler ile bazı formüllere ve element sembollerine de uygulayabilirsin.

6- Bazı isimleri aklında tutabilmek için, onlardan daha meşhur olanların tarihteki geliş sıralarından yararlan: Mesela iki “Eş’ari” var. Biri Sıffın Savaşı sonundaki meşhur hakem olayında Hz. Ali’nin hakemi olan Ebu Musa el-Eş’ari. Diğeri ise, Eş’ariye mezhebinin kurucusu Ebu Hasan el-Eş’ari. Bu ikisi  isimlerindeki benzerlik sebebiyle karıştırılabilir. Meydana gelebilecek karıştırmadan kurtulmak için şöyle düşün: Biri Musa diğeri Hasan. Tarihte bu isimleri taşıyan iki önemli şahsiyet daha var; Peygamber Hz. Musa ile Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan. Bunlardan hangisi önce yaşamış? Elbetteki Hz. Musa. Peki Eş’arilerden hangisi önce yaşamış. Hz. Ali’nin hakemi Ebu Musa el-Eş’ari. Bu tutamak noktasından sonra iki Eş’ariyi birbirine karıştırmak için sebep kalmaz. Buna benzer tutamak noktalarını arttırabilirsin.

7- Terim ve deyimlerin sözlük anlamlarından yola çıkarak asıl anlamlarını aklında tut: Bu yöntemi hemen hemen karşılaştığın bütün terim ve deyimler için kullanabilirsin. Çünkü kelimelerin taşıdıkları sözlük anlamları olmadan terim ve deyimler oluşmaz.

Mesela “Aydın” kelimesi sözlükte; aydınlık, kolayca anlaşılacak kadar açık anlamlarına gelir. Aynı kelimenin terim anlamı ise; öğrenimi, bilgisi ve görgüsü olan kimse demektir. Bu kadar güzel niteliği olan kişiye de aydınlığı çağrıştıracak şekilde “Aydın” demek yakışır. Bu örnek çok kolay oldu. Bir de aynı anlamı taşıyan “Münevver” kelimesi üzerinde duralım. Sözlük anlamı; nurlu, ışıklı, aydınlatılmış demektir. Terim anlamı ise, aydın ile aynı. Görüldüğü gibi, sözlük anlamı, insanı hemen terim anlamına götürüyor.

Bir örnek de deyimlerden verelim: “Ağzından bal damlamak” deyimini duymayan yoktur. Hoşa giden güzel sözler konuşmak, anlamına gelir. Ağzından bal damlamanın karşılığı başka nasıl olabilirdi ki... yani sözlük anlamından kastedilen asıl anlamı hatırlamak hiç de zor değil.

8- Bir kısım tarih ve numaraları öğrenmek için, bazı küçük hesaplamalardan yararlan: Mesela 2468 sayısını öğrenmen gerekiyor. Bu durumda sadece iki olan ilk rakamı öğrenip bundan sonraki üç rakamın ikişer artarak devam ettiğini aklında tutman yeterlidir. 23456 sayısını öğrenmek için; ikiden sonra, rakamların birer arttığına dikkat edersen sorun kalmaz. 9630 sayısını öğrenmek için sayıların üçer üçer azaldığını görmen, söz konusu rakamı öğrenmen için yeterli olacaktır. Ben çok basit örnekler verdim. Sen, bu örnekleri öğrenmen gereken sayıların yapısına göre değişik formüller kullanarak çoğaltabilirsin.

9- Bazı nesneleri, taşıdıkları zıt özelliklerle irtibatlandırarak aklında tut: Büyük-küçük, ince-kalın, zayıf-şişman, az-çok, önce-sonra, kaba-kibar gibi zıt niteliklerden yararlanabilirsin. Bu konuda ihtiyaç duydukça örnek oluşturabilirsin.

10- Bazı nesnelere abartılı özellikler yakıştır: Dikkat edersen, küçüklüğümüzden unutmadığımız şeyler; abartılı özelliklerine tanık olduğumuz kişiler, olaylar veya varlıklardır. Yakıştırdığın abartının, gerçek nitelik olmaktan ziyade, bir tutamak noktası olduğunu da unutma.

Tutamak noktalarını on maddede özetlemeye çalıştık. Bunları daha fazla arttırman, hayal gücünle kuracağın işbirliğine bağlıdır.

Bilgiyi aklımızda tutmaya yarayan tutamak noktaları, aklımızda kalıcı olup fazla yer işgal etmezler. Zamanla tutamak noktası kaybolur; ancak bilgi kalır. Hedef, tutamak noktasını öğrenmek değil, onun sayesinde bilgiyi kalıcı hale sokmaktır.

 

  

ANLAMAYA DAYANAN DERSLERE SESSİZCE ÇALIŞ

 

Anlamaya dayalı derslere çalışırken aşağıda sıralanan kurallara uyman başarını arttıracaktır:

1-Okuduğun konu üzerinde yoğunlaş, tam konsantre sağla. Bakışların, aklın ve ruhun başka bir şeyle ilgilenmesin.

2-Konuyu sessizce oku. Sessiz okuma sayesinde konu üzerinde daha çok yoğunlaşacaksın. Çünkü duyacağın ses, kendine de ait olsa, kavrama yeteneğin ile konu arasına giren bir engel olacaktır.

3-Okuma sırasında sadece gözlerin ile aklın devrede olsun, dudaklarını bile kıpırdatma.

4-Okuduğun satırları parmağınla takip etme.

5-Gerektiğinde not tut; ama satırların altını çizme.

Yukarıda sıralanan beş kurala uyarsan, öğrenmen gereken konuyu verimli bir şekilde okumuş olursun.

Peki sesli okumamız gereken zamanlar da yok mu?

Elbette var. Bundan sonraki konu sesli okuma ile ilgili. Ayrıca daha önce görmüştük; okumayı geliştirmek ve konuşmayı güzelleştirmek için de sesli okumaya ihtiyaç var. Demek ki; uygulanacak yöntemler, yapılacak işe ve belirlenen hedefe göre değişiyor.

Buraya kadar çok şey öğrendin.

İncelediğimiz son altı konu, öğrenmeyi kolaylaştıracak yöntemlerle ilgiliydi.

Bu yöntemleri öğrendiğin için bir hayli sevinmişsindir. Çünkü bundan sonra derslerini daha kolay öğreneceksin. Böylece vakit azlığından şikâyet etmene gerek kalmayacak, az zamanda çok iş yapacaksın.

Yeni konulara geçmeden önce, gördüğümüz son altı konuyu başlıklar halinde tekrarlayalım:

1-Geniş bir konuyu öğrenmek için; kuşbakışı olarak inceleme, küçük bölümlere ayırıp tek tek öğrenme ve en son öğrenilen bölümleri birleştirme yöntemlerinden yararlan.

2-Öğrendiğin konuyu biraz daha tekrar et.

3-Çalışırken not tut.

4-Öğrendiğin konuyu kendine ve arkadaşlarına anlat.

5-Bildiğin şeylerden yararlanarak bilmediğin şeyleri aklında tut.

6-Anlamaya dayanan derslere sessizce çalış.

Bundan sonraki üç konuda kolay ezberleme yöntemlerini inceleyeceğiz. Böylece işin daha da kolaylaşacak.

 

  

EZBERE DAYANAN KONULARA SESLİ OLARAK ÇALIŞ

 

Ezbere dayanan konuları sesli olarak çalışmak; sessiz çalışmaya oranla, verimin daha da artmasına yarar.

Bazı konular genel olarak ezbere dayanır. İçinde formüller ve bazı yabancı kelimeler bulunan bir kısım dersler böyledir.

Bazı metinleri ise tamamen ezberlemek gerekir. şiir, dua, sure, fiil çekimleri gibi şeyler bu türdendir.

Ezberleme işi, anlamadan çok, bir hafızaya kayıt işidir. Bazen insan, anlamını hiç bilmediği metinleri bile rahatlıkla ezberler.

Bir metin, ezberleme isteğiyle sesli olarak okunursa, metin ile hafıza arasına başka düşüncelerin sızması pek mümkün olmaz. Ama söz konusu metin, sessizce okunmak suretiyle ezberlenmek istenirse; araya başka düşüncelerin girmesi mümkündür. Çünkü hafıza, ezberlemek istediği şey üzerinde fazla düşünmeden onu kaydetmeye çalışır. Anlamak için değil de ezberlemek için üzerinde yoğunlaşılan konu ile hafıza arasına başka düşünceler girmesini engellemenin en iyi yolu sesli olarak çalışmaktır.

O halde bir metni kolay ezberlemek için sesli olarak çalış.

Sesli olarak çalışmak için, uygun ortam ve zaman ayarlaman gerekir. Çevrendekilerin rahatsız olmayacağı ortam ve zamanı titizlikle seç.

  

EZBERLEMEN GEREKEN METİNLER İÇİN ŞU YÖNTEMİ UYGULA

 

Ezberlenmesi gereken metinlere sesli olarak çalışmanın dışında şu yöntemi uygulaman yararlı olacaktır:

-Önce baştaki birkaç kelimeyi veya mısrayı ezberle.

-Sonra ikinci kelime grubunu veya mısraı ezberle.

-Daha sonra baştan başlayarak ezberlediğin kısmın hepsini oku.

-Sonra bir bölüm daha ezberle ve yine baştan başlayarak oku.

-Metnin sonuna kadar bu şekilde git.

-Metni tamamen ezberledikten sonra fazladan on kere daha tekrar et.

-Birkaç gün sonra yeniden tekrar et.

-Ezberlediğin şey, senin ayrılmaz bir parçan oluncaya kadar ezberden okuma işlemlerini yinele.

Yukarıdaki yöntemde ortaya konan ilkeleri uygulaman halinde hem kolay ezberlersin hem de ezberlediklerini unutmamak için gerekli önlemi almış olursun.

Ezberleyeceğin metin bir sayfadan fazla ise, yukarıdaki yöntemi her sayfa için ayrı ayrı uygula.

Ezberlemen gereken şeyleri gözünde büyütme. Çünkü beyninde ihtiyaç duyacağın bilgiden daha fazlasını kaydedecek kadar yer mevcuttur.

Ezberlemeyi kolaylaştırmak için yukarıdaki yöntem önemli olduğu gibi zamanlama da önemlidir. Bunu da ayrı bir başlık altında inceleyelim.

  

BİR METNİ EZBERLEMEK İÇİN EN UYGUN ZAMANI SEÇ

Ezberlemen gereken konular için seçilecek zaman son derece önemlidir.

Bunun için sırasıyla aşağıdaki kurallara uyman yerinde olur:

1-Ezberlemen gereken konuya uyumadan önce çalış.

2-Ezberlemek istediğin şeylere çalıştıktan sonra, araya başka bir iş koymadan uyu. Beynin sabaha kadar ezberlemeye çalıştığın konuyla ilgilenecektir. Sekiz saat uyursan, bir buçuk- iki saat kadar daha ezberlemeye çalıştığın konuyla ilgilenmiş gibi olacaksın.

3-Sabah uyanınca aynı yere tekrar çalış; kısa sürede ezberlediğini göreceksin.

Bu üç kuralı art arda uygulaman halinde, bir şeyleri ezberlemek senin için zor olmaktan çıkacaktır.

İnsanlar uyuyunca beyin pasif bir şekilde de olsa çalışmaya devam eder. Beynin uykuda iken ilgilendiği şeyler; genellikle gündüz yaşanan olaylar, seyredilen filmler ve okunan kitaplardır. Ancak en çok yatmadan önceki zaman diliminde ilgilenilen şeyler beyni meşgul eder. Hele hele ilgilenme olayı, bir şeyleri ezberleme uğraşısı ise, beyin o konularda daha çok yoğunlaşır. Bu yoğunlaşmanın uykuya yansıyan kısmı, uykuda geçen zamanın dörtte veya beşte biri kadardır. Yani bu yöntemi uygulaman halinde bedavadan bir buçuk-iki saat kazanmış olacaksın.

Vakit, senin için çok önemli olduğuna göre, bu yöntemi öğrendiğine bir hayli memnun olmuşsundur.

Gördüğün gibi her yeni konu, yeni bir kolaylıkla tanıştırıyor seni. Her kolaylık ise, başarılı olmak için yeni bir imkân demektir.

Son üç konuda, istediğin bilgi ve metinleri kolay ezberlemene yarayacak üç önemli yöntem hakkında bilgi sahibi oldun. Bunlar; ezbere dayanan konuları sesli olarak çalışma, ezberlenecek metinleri küçük bölümler halinde ezberleyip birbirine ekleme ve ezberleme için en doğru zamanı seçerek uykuda geçen vakitten bile yararlanma şeklinde özetlenebilir.

Bu sayfaya kadar kırk altı konu veya yöntem gördük. Ancak incelememiz gereken konular bitmedi.

Şimdi, sıradaki konular için bir giriş olmak üzere şu cümleyi dikkatle oku: “Çalışma konusunda kendine güven; ama tembel olmak için hiçbir mazerete sahip olma.”

Nasıl mı? Beraber inceleyelim.

ÇALIŞMANI ERTELEME

 

“Yakında çalışmaya başlayacağım.” deme. Eğer bugün çalışmıyorsan, çalışma konusunda gelecek günler üzerine bir takım hayaller kurman gerçekçi olmaz.

Ali Fuat Başgil’in Gençlerle Başbaşa isimli eserinde çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “Çalışmak için en iyi zaman, derhaldır.”

O halde çalışmanı erteleme. Hemen çalışmaya başla.

Şu tür sözleri az duymamışsındır:

“Gelecek yıl çok çalışacağım.”

“İki ay sonra çalışmaya başlayacağım.”

“Karar verdim, bir ay sonra süper çalışacağım.

“Gelecek hafta çalışacağım.”

Bu tür sözler gelecekle ilgili olup birer temenniden ibarettir. İleriki zamanlara havale edilen bu iyi dileklerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli değildir. Hatta gerçekleşme ihtimali çok zayıftır. Çünkü bu sözlerin, bugünkü tembelliğe mazeret bulmak için  söylenmiş olma ihtimali de az değildir.

İçinde bulunduğu bir günde çalışmayan bir insan, her zaman; “Yarın çalışacağım” dese bile, sonuçta hiçbir gün çalışmamış olur. Bu durumdaki insanlar çalışmanın lafını etmekten öteye geçemezler.

Bugününü çalışarak değerlendirmekte olan bir insan; “Yarın da çalışacağım” derse, kimse yapacağından şüphe duymaz. Ancak böyle biri, “Yarın çalışacağım” demez. Çünkü onun zaten günlük bir çalışma programı vardır; ve bugün olduğu gibi yarın da çalışacağı bellidir.

Baştan beri yapılan açıklamalardan bu dersi çıkardığından şüphem yok. Yine de tekrar ediyorum:

Yarın çalışacak olmanın garantisi, bugün çalışıyor olmaktır. Yarın elbette çalışacaksın; ama önce bugün çalış. Çalışmanı erteleme.

 

   

HAFTA SONLARINDA UYKU DÜZENİNİ BOZMA

 

Hafta sonlarında uyku düzenini bozmak, yeni haftaya isteksiz ve yorgun bir şekilde başlamaya neden olur.

Her gün saat 22:00’de uyuyup sabahleyin saat 06:00’da uyanan bir öğrenci, bu uyku düzenini en fazla birer saat farkla hafta sonunda da sürdürmelidir.

Belirtilen uyku düzenine sahip bir öğrenci hafta sonunda gece saat 12:00’de uyur, gündüz saat 10:00’da uyanırsa, uyku düzenini bozmuş olur. Böyle yapan bir öğrenci pazarı pazartesine bağlayan gece yatağına erken girse bile uykusu gelmez; çünkü Pazar sabahı çok geç uyanmıştır. Gecenin saat birine doğru ancak uyur. Bu sebepten pazartesi sabahı vaktinde uyanmakta zorluk çeker. Annesinin zorlaması ile yatağından kalkar. Zorunlu olarak, okula gitmek için hazırlanmaya başlar. Ancak yeterince uyuyamadığı için yorgundur. Yorgun olduğu için de okula gitme konusunda isteksizdir. Pazartesi günlerini hiç sevmediğini düşünür. Eşyalarını yerleştirirken biraz kaba davranır. Okula gitmek zorunda olduğu için, haksızlığa uğramış gibidir. Annesine karşı yeterince nazik davranamaz. Bu şartlar altında okula gittiği için, yeteri kadar verim elde etmesi de mümkün değildir. Yani gerçek anlamda bir “Pazartesi sendromu” ile karşı karşıyadır.

İşte bütün bunların sebebi, hafta sonunda uyku düzeninin bozulmuş olmasıdır.

O halde sen, hafta sonlarında uyku düzenini bozma. “Bu kadar düzenli davranmak mümkün mü?” diye itiraz ediyorsan, cevabım şu:

 “Uyku düzeninde yapacağın değişiklik, bir saatten fazla olmasın. Bir saatin sebep olacağı düzensizlik telafi edilebilir; ancak iki üç saatlik düzensizliğin pazartesi gününe verimsizlik olarak yansımaması mümkün değildir.”

 

    

 

              GÜNLÜK UYKU İHTİYACINI BELİRLE

 

Uyuma ihtiyacı yaşa ve kişiye göre değişir.

Bir bebeğin günlük uyku ihtiyacı yirmi saat civarında iken 10-12 yaşlarındaki bir çocuğun on saat uyuması yeterlidir. Yaş ilerledikçe uyku ihtiyacı azalır. On beş yaşından itibaren sekiz saat yeterli hale gelir. Yirmi beş yaşını bulan biri için yedi saat de ihtiyacı karşılar. Ancak bunlar genel bilgilerdir.

Aynı yaşta da bulunsalar her kişinin uyku ihtiyacı aynı değildir. Her insan biyolojik ve ruhsal yapısına göre değişik sürede uykuya ihtiyaç duyar.

Bir kişinin kendine ait uyku ihtiyacını saptaması için en ideal yöntem şudur:

Tatil gibi rahat bir zamanda ve rahat bir ortamda, sabahları belli bir saatte uyanma mecburiyeti olmadan, beş gece boyunca her gün ne kadar uyuduğunu bir kenara yaz. Daha sonra bu beş rakamı toplayıp beşe böl. Çıkan sayı, senin uyku ihtiyacındır. Neden beş günün toplamı? Çünkü bir gün eksik uyuyan kişi, öteki gün fazla uyur. Uyku, günler arasında gerekli transferi sağlayarak ihtiyaç duyduğu zamanı dengeler. Bu yöntem sayesinde gerçek ihtiyacın ortaya çıkacaktır.

Bazı insanlar, altı saat uyku ile yetinirken; bazıları dokuz saate ihtiyaç duyarlar. Senin uyku ihtiyacın ne kadarsa o kadar uyu. İhtiyacından daha az veya daha fazla uyuman doğru değildir.

Son iki bölümde; hafta sonlarında uyku düzenini bozmama ve günlük uyku ihtiyacını belirleme konularını inceledik. Bu iki konuda öğrendiğin bilgileri muhakkak uygula.

Uyku, insan hayatında son derece önemli bir yer tutar. Çünkü insan ömrünün üçte biri uykuda geçmektedir

O halde uykuyu ve uyku düzenini ciddiye al. Uyanık vakitleri verimli geçirmenin yolu iyi bir uykudan geçer. Her gün zamanında ve yeteri kadar uyursan; uyanık zamanların, uykulu gibi geçmez.

  

 

ÇALIŞMAMAK İÇİN MAZERET ÜRETME

 

Her insanın içinde iyilikle kötülük daima yarış halindedir. İyi olmanı isteyen taraf seni çalışmaya teşvik ederken, kötü olmanı isteyen taraf tembel olmanı ister. Çalışmamanı haklı göstermek için aklına gelen mazeretler kötü tarafın telkinleridir. Bu telkinlere aldırma.

Çalışmamak için ne gibi mazeretler gelir insanın aklına? Bunların bir kısmını daha önceki konularda dile getirmiştik. Kötülüğümüzü isteyen taraf, havanın güneşli, kapalı, yağmurlu ve karlı olmasından bile mazeretler üretir. Bu tür mazeretleri elinin tersi ile itmesini bilip katiyen ciddiye almamalısın.

Sen bu mazeretlere yüz vermeyince, tembel olmanı isteyen taraf yeni mazeretler üretecektir. Hiçbir şekilde aldanmamak için olası mazeretleri tanıman gerekir:

1-“Beynimin kapasitesi doldu, kafam dersi almıyor.” deme. Çünkü beyin kapasitesi, sana lazım olan bilgilerle dolmaz. Bilgisayar diliyle konuşacak olursak şöyle diyebiliriz: Beyin isimli hard disk, bir kişinin çalışmasıyla doldurulamayacak kadar geniş kapasitelidir. Yorulmak belki mümkündür; ama kapasitenin dolması asla mümkün değildir.

2-“Bugün çalışmayayım, bunun yerine yarın çalışırım.” deme. Bu şuna benzer: Aylık geliri kadar borcu olan bir kişi, “Bu ay borçlarımı ödemeyeyim, gelecek ay öderim” diyor. Halbuki geçinebilmek için gelecek ay da borçlanması gerekecek. Veya bu ay ödemesi gereken taksitler önümüzdeki ay zaten devam ediyor. Bu şartlar altında borcunu öteki aya erteleyen kişinin yaptığı ne kadar yanlış ise; bir öğrencinin bugünkü çalışmasını yarına bırakması da o kadar yanlıştır. Çünkü ertelenen çalışma da hesaba katıldığında, yarın toplam iki günlük bir çalışma yapması gerekecek. Bu da mümkün değildir.

3-“Moralim bozuk, bugün çalışmayayım” deme. Yeterli moral güce sahip olman için neler yapman gerektiğini daha önce öğrenmiştin. Bu tedbirleri almışsan, yüksek moral gücüne sahip olan mutlu bir kişisin. Moralin bozuk değildir. Bu fikir, başarısız olmanı isteyen tarafın telkininden ibarettir.

Bu tür mazeretler, çeşitli kılıklar altında karşına çıkabilir. Onları kovmaya hazır ol.

Her yanlışın, hatta her suçun bir mazereti bulunabilir. Ama şunu unutma ki; hiçbir mazeret yanlışı yanlış, suçu da suç olmaktan çıkarmaz.

Eğer mazeretler ve mazeret kılığına bürünmüş bahaneler ciddiye alınsaydı, suç işleyenlerin cezaevine konmaması gerekirdi.

Tembelliklerine mazeret bulmaya çalışanlar, başarısız kimselerdir.

 

ÖĞRENDİĞİN GÜZEL BİLGİLERİ DAVRANIŞ HALİNE GETİR

 

Buraya kadar çok güzel bilgiler öğrendin. Şimdi aşağıya iki cümle yazacağım. Eğer bu iki cümlenin gereğini yerine getirirsen, gerçekten başarılı bir insan olursun. Eğer bu iki cümleden birine uymazsan bütün öğrendiklerin boşa gider.

Bu kadar iddialı konuştuğuma için söz konusu iki cümleyi çok merak etmiş olmalısın.

Birinci cümle başlıktan ibaret:

“Öğrendiğin güzel bilgileri davranış haline getir.”

İkinci cümle ise ilk cümlenin açıklaması gibi:

“Bilgin arttıkça terbiyen de artsın.”

 Bu iki cümle çok önemli. Bu cümlelerdeki anlamları hayat prensibi haline getir.

Trafik kurallarını bilip de bu kurallara uymayan kişi, kaza yapmaktan kurtulamaz. Evet, bilmek çok önemli; ama uyguladığın sürece. Uygulanmayan bilgi hiçbir işe yaramaz.

O halde buraya kadar öğrendiğin kural ve yöntemleri davranış haline getir.

Şimdi dönüp baştan beri okuduğun konuları yeniden incele. Hala davranış haline getirmediğin bölüm varsa, gerekli önlemleri al.

Bilgi ile terbiye de daima doğru orantılı olmalıdır. Bu yıl geçen yıla göre, bu ay geçen aya göre, bu hafta geçen haftaya göre ve bugün düne göre daha terbiyeli, daha efendi, daha kibar, daha olgun olmalısın.

Eğer bir insanın bilgisi arttığı halde, terbiyesi azalıyorsa ters giden bir şeyler var demektir.

Şimdi yukarıdaki iki cümleye bir ant gibi yeniden oku:

“Öğrendiğim güzel bilgileri davranış haline getireceğim. Bilgim arttıkça terbiyem de artacak.”

İnanıyorum ki, artık sen mükemmel bir insansın.

Yürek dolusu tebrikler.

  

SANA LAZIM OLMAYAN BİLGİLERİ ÖĞRENME

 

Her bilgi bize her zaman lazım olmaz.

“Ayaklı kütüphane” olmak gibi bir iddia içinde olmak yanlıştır.

Hangi bilgi ne kadar lazımsa, o kadarını öğrenmeliyiz. Dünyadaki bilgiler, tamamı öğrenilemeyecek kadar çoktur.

O halde mutlaka öğrenmen gereken bilgileri ana başlıklar halinde tespit et ve ona göre çalış. Sana lazım olmayan bilgilerle ilgilenme.

İnsanı hayatta başarıya götüren, gereğinden fazla bilgiye sahip olmaktan çok, iyi bir muhakeme gücüdür. Kısa sürede lazım olmayacak bilgileri öğrenip hafızaya yüklemek yerine, o bilgilere kolayca ulaşma yöntemini öğrenmek daha önemlidir.

Yani öncelik sırasını iyi saptamak gerekir. Sana iki ay sonra lazım olacak bilgiler dururken, beş sene sonra dahi lazım olup olmayacağı pek belli olmayan bilgilere zaman ayırman doğru olmaz.

Genel kültür çerçevesi içindeki bilgileri de gereği kadar öğren; ama gereğinden fazla öğrenme. Mesela bütün illerin telefon kodlarını ezbere bilmen gerekmez. Yine Amerika’daki NBA liginde oynayan bütün oyuncuları isimleriyle sayacak derecede tanıman icap etmez. Bu tür bilgiler, kimseye bir şey kazandırmaz.

Sana lazım olmayan bilgilere yönelirsen enerjini, hafızanı ve zamanını israf etmiş olursun. Savurganlığın her türlüsü zararlıdır.

Neleri öğrenmeyi bilmen gerektiği kadar, nelerle ilgilenmemen gerektiğini de bilmelisin.

Ne güzel! Artık sana lazım olmayan bilgilerden uzak durman gerektiğini de biliyorsun.

Sen gerçekten bilinçli bir öğrencisin.

 

  

GEREKSİZ BİLGİLERİ UNUT

 

Gereksiz bilgileri unutmak hafızaya dinamizm kazandırır. Bu tür bilgileri sürekli canlı tutar ve hafızanı onlarla meşgul edersen, yeni bilgiler davetsiz misafir muamelesi görür.

Gereksiz bilgiler nelerdir?

Zamanında öğrenilmemesi gerektiği halde fazladan öğrenilen bilgiler gereksizdir. Geçmişte ihtiyaç duyulduğu için öğrenilen; ancak artık zamanı geçmiş olan bilgiler de böyledir.

Bu tür bilgileri unutmanın yolu nedir?

Kimse bir şeyi hemen unutamaz. Buna gerek de yoktur. Önemli olan bu bilgilerle artık ilgilenmemek ve hafızada aktif bir şekilde tutmamaktır. Yani doğal unutma sürecini devreye sokmaktır.

Doğal unutma süreci, hafızayı yeni ve gerekli bilgiler için hazır hale getirir.

Herkesin çocukluğundan başlayarak başından birçok olaylar geçmiştir. Zamanla bu olaylardan bir bölümü tamamen, bir bölümü kısmen unutulur. Bazı olaylar ise hiç unutulmaz. Bu, doğal bir süreçtir.

Unutmak büyük bir nimettir. Unutma diye bir şey olmazsa, çoğu insan psikolojik rahatsızlıklardan kurtulamaz.

Unutuyorum, diye üzülme; unutulması gereken unutulur. Unutulanın yerini daha yeni ve daha gerekli bilgiler alır. Yeter ki sen, hangi bilgilerin unutulması, hangilerinin de unutulmaması gerektiğini bil.

Kitap boyunca hep öğrenmekten bahsedildi. Son iki bölümde ise, lazım olmayan bilgileri öğrenmemek ve gereksiz bilgileri unutmak anlatıldı.

Gördüğün gibi kimsenin sana gereğinden fazla bir yük yüklemek istediği yok.

Şimdi başarılı olma konusunda daha da bilinçlisin. Neleri öğreneceğini bildiğin gibi, neleri öğrenmeyip neleri de unutman gerektiğini biliyorsun.

Sen ve başarı, ayrılmaz bir ikilisiniz artık.

Şimdi sıra sınavla ilgili bilgilerde.

 

  

SINAVDAN ÖNCEKİ ON GÜNÜ ŞÖYLE GEÇİR

 

Sınav denince, üniversiteye giriş sınavının kastedildiğini biliyorsun.

Bu sınav, hayatında bir dönüm noktası. Yıllardır bu sınavda başarılı olmak için hazırlık yapıyorsun. İpi rahat bir şekilde göğüsleyebilmen için, sınavdan önceki on gün son derece önemli. Bu on gün boyunca nelere dikkat etmen, yaşam biçimini nasıl düzenlemen gerekir?

Aşağıda sıralanan kurallara uyarsan, yapman gereken şeyleri yerine getirmiş olursun:

1-Her gün, sanki yarın sınav olacakmış gibi erken uyu, erken kalk.

2-Sosyal ol, içine kapanık davranışlar sergileme.

3-Ağır işlerden uzak dur. Hafif sporlar yap. Doksan dakikalık bir futbol maçında oynama.

4-Geçmişte öğrendiğin konuları tekrar et.

5-Daha önce hiç çalışmadığın ve bilmediğin bir konuya başlama, kalan zaman böyle bir iş için yeterli değil.

6-Bedensel, zihinsel ve ruhsal sağlığını koru.

7-Gücünü aşan bir başarı için hayal kurma, gerçekçi ol.

8-Alan seçimini doğru yaptığına inan.

9-Kendine güven.

10-Beslenme düzenin sağlıklı olsun; hafif yiyecekler al.

11-Çay, kahve, kola, limonata gibi uyarıcı içecekleri ölçülü kullan. Akşam yemeğinden sonra bu içecekleri almamaya çalış.

12-Sınavdan birkaç gün önce sınava gireceğin okul git ve sınav salonunu gez. Seni olumsuz etkileyecek bir aksaklık saptarsan okul idaresine bildir. (Sıranın sağlam olmaması, oturacağın yerin güneş alması gibi.)

Sınavdan önceki son on gününde yukarıdaki kurallara uyarsan doğabilecek birçok aksaklığı önceden önlemiş olursun.

Artık büyük sınava her açıdan hazırsın.

 

 

 

SINAV GÜNÜ ŞU KURALLARA UY

 

Bugün önemli bir gün. Bugüne yeterince hazırlandığın ve sağlıklı bir şekilde bugüne ulaştığın için mutlusun. Üniversiteye girmeyi hak etmen için birkaç saat kaldı artık.

Bu önemli sınav gününü başarılı bir şekilde geçirerek herhangi bir aksaklıkla karşılaşmamak için uyman gereken bazı kurallar var. Uygulanmasında hiçbir zorluk olmayan bu kurallar şöyle sıralanabilir:

1-Kahvaltını ve sınav hazırlıklarını aceleye getirmeden yapabilmen için, sınavın başlamasına yeteri kadar vakit varken uyan.

2-Güzel ve rahat bir elbise giy. Gerekiyorsa tıraş ol. Saçlarını tara. Aynaya baktığında kendini bakımlı ve mutlu görmelisin. Bunlar, başarılı bir sınav geçirmenin ön hazırlıklarıdır.

3-Hafif yiyeceklerden oluşan doyurucu bir kahvaltı yap.

4-Seçtiğin yiyecekler fazla su içmeni gerektirmesin; çünkü sınav boyunca dışarı çıkmana izin verilmeyecektir.

5-Çevrendekilere karşı mutlu tavırlar sergile; bir tartışmaya yol açabilecek konuşmalara girme.

6-Kaygı ve panikten uzak dur.

7-Sınav yerine, sınav başlamadan yarım saat önce git.

8-Sınavla ilgili belgeleri yanında götürmeyi unutma.

9-Yanında en iyisinden iki kurşun kalem ve silgi bulundur.

10-Sınav öncesi kodlamaları doğru yap. Kitapçık türünü kodlamayı unutma.

11-Kendine güven. Şunu unutma ki; sınavda başarılı olabilmek için özgüven, bilgiden de önemlidir. Kendine güvenmen, her türlü stresten uzak durabilmen için de gereklidir. Kendine güvenirsen panik ve stres yanına yaklaşmaz.

12-Sınav görevlileriyle tartışma. Sınav kurallarına uy.

13-Cevap anahtarındaki kodlamaları kaydırma.

14-Her yarım saatte bir gözlerini yirmi saniye kadar kapatıp birkaç derin nefes al. Ardından sınava yeni başlıyormuşsun gibi taze bir enerji ile soruları cevaplandırmaya devam et.

15-Zamanı dikkatli kullan.

16-Vaktinden önce sınav salunundan ayrılma.

17-Kodlamaların hepsini sınav sonuna bırakıp kodlama işlemini bitirememe riskine girme.

Evet, sınav bitti. Hem geçmiş olsun, hem de tebrikler. Rahat ol ve sonucu sabırla bekle.

Son iki konuda sınav öncesi on gün ile sınav gününü nasıl geçirmen gerektiğini inceledik.

Kitaba önsöz ile başlamıştık. Ortalarda bir de arasöz söyledik. Şimdi sıra sonsözde.

Sonsöze geçmeden sana tavsiyem şu: Bu kitabı, eline geçtiği yıldan başlayarak, üniversite sınavını kazanıncaya kadar, her yıl bir kere oku. Verilen bilgileri öğren. Ve öğrendiğin bilgileri davranış haline getir.

Bu kitabı okur, anlatılanları öğrenir ve öğrendiklerini uygularsan mükemmel bir öğrenci olursun. Benim bundan şüphem yok, senin de olmasın.

Baştan beri söylenenleri çok iyi anladığının farkındayım.

Şimdi hem iyi bir insan, hem de iyi bir öğrencisin.

Sana bir başka konu anlatma ihtiyacı bile duymuyorum. Kitaba önsöz ile başlamıştım, sonsöz ile bitiriyorum.

Son sözler daima önemlidir.

 

  

SONSÖZ

 

Birçok kitap önsöz ile başlar. Bu kitap da önsöz ile başladı. Ardından öğrencinin kişisel gelişimi için gerekli olan bilgi ve davranışların izah edilmesine geçildi. Bu bilgi ve davranışların izahından sonra, diğer kitaplardan farklı olarak, bir arasöz söylendi. Ardından öğrenme verimini arttırabilmek için bilinmesi ve uygulanması icap eden yöntemler öğrenildi. Şimdi sıra, diğer kitaplarda “Sonuç” olarak adlandırılan “Sonsöz” de.

Bu kitabın incelediği konular açısından sonsöz olarak söylenmesi gereken en önemli cümle şu: “Tembelliğin, insan onuruna yakışmayan bir durum olduğunu asla unutma.”

Bu cümleden sonra, yeni şeyler yazıp sözü uzatmaya gerek yok. Ancak seninle paylaşmak istediğim bir hikâye var. Bu hikâyeyi nakledip ana fikri üzerinde durmazsam, büyük bir noksanlık bırakacakmışım gibime geliyor.

Paulo Coelho‘nun Simyacı isimli romanında anlatılan hikaye şöyle:

<<Bir tüccar Mutluluğun Gizi’ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.

Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.

Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi’ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık  vermiş.

“Ama, sizden bir ricada bulunacağım,” diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. “Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.”

Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.

“Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?

Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.

“Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı,” demiş ona bilge. “Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.”

İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.

“Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?” diye sormuş bilge.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

“Peki” demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, “Sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.”>>

Bilge kişinin yaptığı öğüt herkes için geçerlidir.

Sen, bu hikâyeyi ve öğüdü kendi açından değerlendir.

Hem dünyanın bütün harikalarını gör, hem de sorumluluklarını unutma.

Planlaman bilinçli olsun. Çalışman gerektiği kadar çalış, dinlenmen gerektiği kadar dinlen.

Bugün gereğinden fazla dinlenirsen, yarın gereğinden fazla yorulmak zorunda kalırsın.

Yirmi dört saat, iyi planlandığı zaman, çalışmaya da dinlenmeye de yeter.

Planlamanı doğru yap, başarılı ol.

Başarılı olmak senin de hakkın.


 

İÇİNDEKİLER  

ÖNSÖZ. 1

ÜÇ TEMEL NİTELİĞE SAHİP OL. 3

KÖTÜ ALIŞKANLIKLARDAN UZAK DUR. 5

MUTLU OL. 7

DAİMA KİBAR OL. 9

YETERİ KADAR SPOR YAP. 11

DENGELİ BESLEN.. 13

OKULA GİTMEDEN KAHVALTI YAP. 15

KENDİNİ TANI 17

AİLENLE UYUM İÇİNDE OL. 19

YETERLİ MORAL GÜCE SAHİP OL. 21

OTUZ YIL SONRASINI DÜŞÜN.. 23

SİGARA İÇMEYİ DENEME. 25

KENDİNE VERDİĞİN SÖZLERİ TUT. 28

OKUL KURALLARINA UY. 30

DERSTE GEREKLİ KURALLARA UY. 32

İMREN AMA KISKANMA. 35

YERSİZ KONUŞMA. 37

DERS DEFTERLERİNİ GÜZEL TUTMAYA ÖZEN GÖSTER. 40

KENDİNİ OLDUĞUNDAN FAZLA BİLGİLİ GÖSTERME. 42

DERSİ GEREĞİ GİBİ DİNLE. 44

ARASÖZ. 46

BİLMEDİKLERİNİ MERAK ET. 48

ÖĞRENMEN GEREKEN BİLGİLERİ ÖNEMSE. 50

KENDİNE ÖNEM VER. 52

YAKIN BİR HEDEFİN BULUNSUN.. 54

UZAK BİR HEDEFİN BULUNSUN.. 55

İRADENİ DOĞRU YÖNDE KULLAN.. 57

PLANLI YAŞA. 59

GÜNLÜK BİR ÇALIŞMA PROGRAMI YAP VE BU PROGRAMA UY. 60

BOŞ VAKİT KAVRAMINI DOĞRU TANIMLA. 62

BOŞ VAKİTLERİNİ DE DEĞERLENDİR. 63

KİTAP OKUYARAK KONUŞMANI GÜZELLEŞTİR. 64

ÇALIŞMANI GİZLEME. 65

ÇALIŞMAK İÇİN UYGUN BİR ORTAM SEÇ. 67

ÇALIŞMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE SANA LAZIM OLAN  ARAÇ VE GEREÇLERİ HAZIRLA  68

ÇALIŞMAYA DEVAM ETMEKTE ISRARCI OL. 70

ÇALIŞIRKEN, ÇALIŞMAN BİTTİKTEN SONRA KENDİNİ ÖDÜLLENDİRECEĞİNİ DÜŞÜN   72

BAŞLADIĞIN İŞİ BİTİR. 73

AYNI NİTELİKTEKİ DERSLERE ÜST ÜSTE ÇALIŞMA. 74

GENİŞ BİR KONUYU ÖĞRENMEK İÇİN ŞU YÖNTEMİ UYGULA. 75

ÖĞRENDİĞİN KONUYU BİRAZ DAHA TEKRARLA. 77

ÖĞRENDİĞİN KONULARI KENDİNE ANLAT. 78

BİR ŞEYİ ÖĞRENMEK İÇİN TUTAMAK NOKTALARINDAN YARARLAN.. 79

ANLAMAYA DAYANAN DERSLERE SESSİZCE ÇALIŞ. 82

EZBERE DAYANAN KONULARA SESLİ OLARAK ÇALIŞ. 84

EZBERLEMEN GEREKEN METİNLER İÇİN ŞU YÖNTEMİ UYGULA. 85

BİR METNİ EZBERLEMEK İÇİN EN UYGUN ZAMANI SEÇ. 86

ÇALIŞMANI ERTELEME. 87

HAFTA SONLARINDA UYKU DÜZENİNİ BOZMA. 88

GÜNLÜK UYKU İHTİYACINI BELİRLE. 89

ÇALIŞMAMAK İÇİN MAZERET ÜRETME. 90

ÖĞRENDİĞİN GÜZEL BİLGİLERİ DAVRANIŞ HALİNE GETİR. 91

SANA LAZIM OLMAYAN BİLGİLERİ ÖĞRENME. 92

GEREKSİZ BİLGİLERİ UNUT. 93

SINAVDAN ÖNCEKİ ON GÜNÜ ŞÖYLE GEÇİR. 94

SINAV GÜNÜ ŞU KURALLARA UY. 95

SONSÖZ. 97

İÇİNDEKİLER. 99

 

  Arka kapak için:

Ali BOZKURT, l952 Adıyaman doğumlu. İlk öğrenimini Adıyaman’da, orta öğrenimini Kahramanmaraş’ta, yüksek öğrenimini Konya’da tamamladı. Çeşitli okullarda öğretmen olarak çalıştı. Besni İmam-Hatip Lisesi, Adıyaman İmam-Hatip Lisesi ve Adıyaman Zeynep Turgut İlköğretim okulunda müdürlük yaptı. Adıyaman Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak çalıştı.Halen öğretmenlik yapıyor.

Yerel ve ulusal basında deneme, makale, öykü ve roman dallarında çeşitli eserleri yer aldı. “Şehir Az İleride” isimli romanı kitap olarak yayımlandı.

“BAŞARMAK İÇİN” isimli eser, her yaştaki bütün öğrencilere hitap ettiği gibi, öğretmen, idareci ve velileri de yakından ilgilendirmektedir. Önsözden sonra yer alan yirmi konu ile iyi öğrenci olmanın şartları, arasözden sonraki otuz beş konu ile de başarılı öğrenci olmanın yöntemleri anlatılmıştır. Çünkü başarılı bir öğrenci olabilmek için, önce iyi bir öğrenci olmak gerekir. Kitaptaki konular belli bir mantık içinde sıralanmıştır.

Bu kitaptaki bilgileri ciddiye alan öğrencilerin, başarılarını birkaç kat arttıracaklarını ümit ediyoruz.

Bütün öğrencilere başarı, sağlık, mutluluk ve esenlikler diliyoruz.