FIKRALAR

 

Hayatımızda 1 ve 0 ın önemi
1982 yılı Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda 2. sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor. Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor, içeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor. Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.
"Bakın" diyor.
"Bu,kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey. "
Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor:
"Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar".
Bir (0) daha "Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz"
Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her
yeni (0)'ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca... Sonra eline
silgiyi alıp en bastaki (1)'i siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor. ve
Hoca yorumu patlatıyor,
"Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir"...


Nasreddin Hoca FiKRALARi


DEVA

Nasreddin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip :
-Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı.Bunun çaresi nedir?
-Çaresi kolay demiş Nasreddin Hoca, acıkmış bir kediyi ağzınıza sokup yutun!

EŞEK-KADI
Nasreddin Hoca eşeğini kaybetmiş ve aramaya başlamış.Bir tanıdığı ona şaka yapıp :
-Hocam duyduğuma göre eşeğiniz falan şehire kadı olmuş, demiş.
Hoca hemen :
-Ben de öyle olmuştur diye düşünüyordum.Ne zaman kadılardan söz etsem, dikkatle dinlerdi.


SEN DE ÇEKTİR
Nasreddin Hoca'ya bir kişi sormuş :
-Hocam gözüm hastalandı, ne ilaç kullansam olur?
-Benim dişim hastalandığında çektirip kurtulmuştum.Sen de çektir, kurtulursun, demiş.

TURNA AYAĞI
Hoca güzel bir Turnayı kızartıp tepsiye koyar ve Timur'a götürmek üzere yola koyulur.Ancak tepsiden gelen mis gibi kokular Hoca'nın ağzını sulandırır.Bir ağacın altına oturup Turna'nın bir budunu koparır yer.
Timur, Hoca'nın getirdiği Turna'nın tek ayaklı olduğunu anlayınca :
-Bu Turna'nın bir budu nerede Hoca?...diye sorar.
Hoca hemen yanıtlar :
-Bizim köyün Turnaları tek bacaklı olur da..
Timur inanmaz, gözüyle görmek ister.Kalkıp Hoca ile birlikte göl kenarına giderler.Gölde Turnalar tek ayakları üzerinde durduklarından Hoca keyifli keyifli söylenir :
-İşte devletlüm gözünüzle görünüz...
Timur, Hoca'ya döner :
-Al şu oku at, birini vur... emrini verir.
Hoca çaresizlik içinde ok atar.Turnalar birden öteki ayaklarını da çıkarıp kaçmaya başlarlar.
Timur :
-Gördün mü Hoca, hepsi de iki ayaklıymış...
Hoca lafın altında kalır mı? :
-Aman Sultanım, sizde sıkıyı görseniz iki ayağınızla kaçmaz mısınız?

YA AŞKA GELİRSE
Nasreddin Hoca ile arkadaşları Konya'da bir eve akşam yemeğine davet edilmişler.Ev eski ve ahşap, bastıkça tahtalar gıcırdıyor, hoca laf atmış :
-Evin tahtaları ses veriyor!
Adam ukala ya :
-Bizim ev pek sofudur, ara sıra zikreder!
Hoca laf altında kalır mı :
-Ya aşka gelip secdeye varırsa


YELPAZE
Nasreddin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış.Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış.
-Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı, demiş müşteriler.
Hoca :
-Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur, diye cevap vermiş.

DAVETİYE
Nasreddin Hoca'nın komşusu evlenirken Hoca'dan davetiye dağıtmasını istemiş.Hoca şehirde kendini beğenmiş olarak ün kazanan bir zenginin davetiyesini vermeye gitmiş.Hoca'yı gören zengin sinirinden :
-Davetiyeleri dağıtmaya iyi bir insan bulamamışlar mı? demiş.
Nasreddin Hoca :
-İyi insanlar da vardı, ama onlar iyi insanların davetiyelerini vermeye gitti, diye cevap vermiş.


CENNET DOLUP TAŞMIŞ
Bir gün padişah Nasreddin Hoca'dan sormuş :
-Hocam ben ölünce cennete mi gideceğim yoksa cehenneme mi, söyle bakayım? demiş.
Hoca padişahtan korkmadan :
-Cehenneme gidersiniz padişahım? demiş.
Padişahın sinirden sakalları titremiş.
Bu durumu gören Hoca :
-Kızmayın padişahım ben aslında size cennete gidersiniz diyecektim fakat sizin cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen suçsuz kişilerden cennet dolup taşmış.Bu yüzden cennete sığmazsınız diye cehenneme gidersiniz dedim, demiş.

BU NASIL NAMAZ
Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş.Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış.Bunu gören cami cemaati :
-Hocam bu nasıl namaz? diye sormuş.
Nasreddin Hoca :
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye cevap vermiş.

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN
Nasreddin Hoca'nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş.Hoca ona mantı pişirip getirmiş.Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış.Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız.
Hoca hemen :
-Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş.

BEN UYUYORUM
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun birşey mi var?
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :
-Ben uyuyorum! demiş.



ALLAH BİLİYOR
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış.Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş.


AKLIN VARSA GÖLE KOŞ
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken :
-Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur.Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır.Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar.Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmağa başlar.Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :
-Aklın varsa göle koş!



Nasreddin Hoca bir gün gençlerle otururken,gençlereden bir tanesi muziplik yapar ve Hocanın Heybesini saklar,durumu sonradan fark eden Hoca Nasreddin gazaba gelir ve kükrer:

--Kim benim Heybemi saklamışsa çabuk çıkarsın yoksa ben yapacağımı bilirim.!

Bu kükremeden korkan genç Hocanın Heybesini çıkarır ve iade eder.

Daha sonra sorarlar ürkek bir sesle:

-- Ya Hoca heybeyi sana vermeseydik ne Yapardın ?

Hoca mahzun bir seda ile ' Ne mi yapacaktım,Kilimi bozup Heybe yapacaktım.

Fıkralar

Şoför Temel

Kamyonu ile yol alan Temel yokuşun başına geldiğinde frenlerin tutmadığını farkeder. Bir yoklar freni yok iki yoklar, nafile. Tabi bu arada arabada yokuş aşağı gittikçe hızlanmakta. Kesin bir yere vuracak. Temel bir sağa bakar bir de sola, solda pazar yeri, girse en az 100 ölü. Sağda bir çocuk, ama 100 lerce insan yerine bir çocuk der ve doğru çocuğun üzerine...

Ertesi gün gazetelerde manşet.

- Pazara giren kamyon dehşet saçtı. 117 ölü.

Tabi alta Şoför Temel' in açıklaması.

- Bütün suç çocuğun. Eğer o çocuk sağdan sola pazar yerine kaçmasa o kadar insan ölmeyecekti.

 

Lütfen Dikkat:)

Amerika'da ölen bir kadin icin kilisede cenaze töreni düzenlenmisti.
 Tören sonunda cenaze görevlileri tabutu tasirken, tabutun ön
 bölümünü yanlislikla kilisedeki sütunlardan birine carptilar.
 Bu olaydan sonra tabuttan bir inilti sesi duyuldu.
 Tabut acildi ve öldügü sanilan kadinin yasadigi anlasildi.
 Bir süre hastanede tedavi edilen kadin iyilesti ve 10 yil daha yasadi.
 10 yil sonra öldügünde ise cenaze töreni yine ayni kilisede yapildi.
 Tören sonrasi görevliler tabutu tasirken, kilisedeki ayni sütunun önüne
 geldiklerinde, ölen kadinin kocasinin, arkalardan sesi duyuldu;
Aman ha o kolona dikkat edin:)

 

BİR NEDEN

Sabah, anne oglunu uyandirmaya gelir :

- Oglum, kalk artik, okula gitme zamanin geldi !

- Anne, okula gitmek istemiyorum.

- Okula gitmemen icin bana en az iki sebep gosterebilir misin?

- Tabii, birincisi ; cocuklar beni cok sinirlendiriyor,ikincisi ogretmenlerin cogundan hoslanmiyorum.

- Bunlar sebep degil, kalk ve hazirlan bakalim.

- Peki Anne, sen benim okula gitmem icin iki sebep soyleyebilir misin?

- Bir ; 52 yasindasin, Iki ; sen okulun mudurusun...

 

AMELİYAT YERİ

İki sevgili bir ağacın gölgesinde otururlar.Delikanlının tatlı sözleri arasında bir ara kız sevgilisinin kulağına fısıldar :

-Sevgilim sana apandist ameliyatı olduğum yeri göstereyim.

Delikanlının gözleri parlar.

-Göster canım göster.

Kız eliyle uzak bir yeri göstererek :

-Bak şu ilerde görünen sarı bina var ya, onun üçüncü katı....

 

BAKAN

Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu.Nihayet :

-Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler kendisi ile uğraşmaktan vazgeçsin diye düşündü ve ilan etti :

-Pazar günü saat 10'da denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.

Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada.Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı.Karşı kıyıya kadar da yürüdü ve geçti.Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.

Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :

-Bakan yüzme bilmiyor

 

BAKAN KARISI?

Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti. Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi :

-Bir bakan karısı olmak ister miydin? diye sordu.

Karısı biraz düşündü sonra:

-Hangisinin?

 

ENAYİ DEĞİLİM

Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş bir halde bulur.Cam sileceğinin altında bir kağıt vardır.Kağıdı açtığında, şu satırlarla karşılaşır :

-Ön vitesle geri vitesi şaşırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım. Arabanızda gördüğünüz gibi büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu kağıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar.Ne halin varsa gör, o kadar enayi değilim!

 

ÖNEMLİ NEDEN

-Hayrola nereden?

-Be be ben mi?Rad rad radyodan geliyorum...

-Ne vardı radyoda?

-Spi spi spi spiker sı sı sı sınavı vardı da...

-Eeee, ne oldu?

-Bı bı bı bırak yahu?Kı kı kıravat tak tak takmadık diye almadılar.

 

ÇORAP

Ayakları çok fena kokardı. Bir gün bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini teklif etti.

-Hay hay, dedi arkadaşı.Ama eve git, ayaklarını yıka ve temiz bir çorap giy. Söz mü?

Tiyatroya gittiler.Yerlerine oturdular.Aradan beş on dakika geçmeden etrafındakiler mendillerini burunlarına götürmeye başladı.

-Hani söz vermiştin, dedi arkadaşı.

-Vallahi değiştirdim, dedi.

İnanmazsın diye kirlileri de cebime koydum....

 

AVUKAT

Sehrin hayirsever vakiflarindan birindeki çalisanlar sehrin en basarili avukatindan henüz herhangi bir bagis almamis olduklarini fark ettiler. Bagis toplama görevindeki kisi avukati bagista bulunmasi için ikna etmeye çalisiyordu:

"-Arastirmalarimiza göre yillik geliriniz en az 500 000 dolar, ancak bugüne kadar hiç bir hayir isine bir kurus bagista bulunmamissiniz. O paranin bir kismini bir sekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?" Avukat bir süre düsündü, sonra:

"-Önce, arastimalariniz annemin uzun bir hastaliktan sonra ölmek üzere oldugunu ve hastane masraflarinin onun yillik gelirinin bir kaç kat üstünde oldugunu da gösterdi mi?" Görevli utandi:

"-Sey, hayir."

 "-Sonra, kardesimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum oldugunu?"

 Görevli utancindan kipkirmizi kesilmis bir halde özür dilemeye çalisirken avukat onun sözünü kesti:

"-Ya da kizkardesimin kocasinin bir trafik kazasinda öldügünü ve onu üç çocuguyla bes parasiz biraktigini?"

 Görevli yerin dibine geçmisti, sadece,"-Hayir, hiç bir bilgim yoktu ..." diye mirildanabildi. Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti: 

"-Pekala, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin vereyim?"

 

TEMEL FIKRALARI


ASMAK

Dursun evinden çiktigindanda birde bakar ki komsusu Temel kendini belinden agaca asmis halde duruyor.Hemen gidip ipi agactan çözer.Komsusunu agactan indirdikten sonra merakla sorar :
-Ha sen ne yapayudun öyle?
-Hiç kendimi asaydum...
-Ha usagum, penum pildigum insan poynundan asilayi.
Temel üzgün ve çaresiz bir halde komsusu Dursun'a baktiktan sonra cevap verir :
-Ben de öyle yapmis idum.Ama ipu poynima pagladium zaman bi türlü nefes alamayrum.


ARABAM DISARIDA

Temel kirtasiye'ye girmis, tezgahtara :
-Pana pir roman lazum, demis.
Kirtasiye tezgahtari sormus
-Efendim agir mi olsun hafif mi?
Temel :
-Farketmez, nasul olsa arabam disarudadur.




AGAÇLARADAN GÖREMiYORUM

Temelle Dursun ormanda yürüyorlar.Bir ara Temel Dursuna sesleniyor :
-Dursun ormanyn güzelligine bak.
Dursun:
-Agaçlardan göremiyorumki.


AYNI YERDE

Temel uzun zamandir görmedigi arkadasi Cemal'le Istanbul'da karsilasinca :
- Usak nasilsun pakayum?
-Iyiyum...
-Çocuklarin nasildur?
-Onlar da iyidur.
-Peki karin nasildur?
Temel böyle sorunca Cemal'in birden yüzü degisir...Temel arkadasinin karisinin geçen yil öldügünü hatirlayip hemen söyle der :
-Yani hala ayni mezarda mi yatiyii?



BULASIKÇI

Temel bir lokantanin önünden geçerken "Bulasikçi Araniyor" ilanini görmüs.
Hemen içeri girip patrona :
-Pen ha purada pulasikçiluk yapapilirum.
demis.Patron sormus:
-Kaç dil biliyorsun?
Temel hiç duraksamadan cevap vermis :
-On tört
Önce biraz sasiran patron sonra sinirlenmis ve :
-Sen benimle alay mi ediyorsun?
Temel :
-Valla önce sen paslattun...



BAS GAZA

Tir söförü Dursun ile muavin Temel kamyonlarina 6 metre yüksekliginde havaleli mal yüklemis gidiyorlarmis.
Birden bir tünel ve önünde bir uyari isareti :
"DIKKAT !! Azami Yükseklik 4 metre"
Muavin Temel, etrafa dikkatle bakmis. Sonra Dursun'a dönerek :
-Bas gaza usta ! Etrafta polis molis körinmeyu...




PES KISILUK
Cemal silahçi dükkanina girer ,
-Ha pi tapanca almak isteyrum.
Satici sorar :
-Nasil bir tabanca?
Cemal :
-Pes kisiluk...



DÖRDÜNCÜ MOTOR

Temel Reis , Idris reisle birlikte uçakla Istanbul'a gidiyormus.Bir sarsinti olmus.Herkeste bir telas...Pilot konusmus:
-Bir motorda ariza var.Ama meraklanmayin, üç motorla da gidebiliriz...
15 dakika sonra bir anons daha :
-Bir motor daha istop etti ama telaslanmayin, iki motorla gideriz...
10 dakika sonra pilot üçüncü motorun da bozuldugunu ama tek motorla da gidebileceklerini söylemis.
Temel Reis dayanamayip:
-Ula Idris Reis, ister misun simti törtünçü motor da pozulsun da hepten havata kalalum...



ARSLAN

Temel hayvanat bahçesinde gezerken açik buldugu bir kafesten içeri dalmis.
-Hoop ! Dur , ne yapiyorsun? Orasi aslan kafesi...
diye bagirmislar.Temel geri dönmüs ve kizarak :
-Sankim aslaninizu yedük...



SIKINTI
Temel Ingiltere'ye gidip gelmisti.Cemal sordu:
-Ula Temel ,sen incilizçe bilmeyidun.Çok sikinti çektin mu?
Temel :
-Hayir, asil sikintiyi inciluzler çektu...



SABIKA

Hakim Temel'e sorar :
-Sabikan var mi?
Temel :
-Hayir efendum, Allah'tan paska kimsem yoktur...



KONYA'YI GÖR
Temel Konya'ya bir arkadasini görmeye gitmis.Arkadasi Temel'e birkaç gün Konya'yi gezdirdikten sonra :
-Eee Temel, atalarimiz "Gez Konya'yi, gör Dünya'yi" demisler. Sen ne diyorsun?
Temel :
-Ne tiyecegum.Onu tiyen atalarumuz pizum oralari körmemislertur...



MAKINIST

Temel'in kol saati durmus.Içini açmis ve içinden ölü bir karinca çikmis.
Temel:
-Uyy...Zaten pen tahmin etmistum makinistun öltügünü...



ÇARESIZLIK

Hakim Temel'e sorar :
-Niye adamin basina sandalyeyle vurdun?
Boynu bükük Temel :
-Ne yapayum ,çaresizluk efendum.Masayi kaltiramatum ki...



MERAK
Cok kalabalik bir belediye otobusunde yolculuk eden Temel'in ayagina iri yari bir adam basar....
Nasiri aciyan Temel, adamin yanina yaklasir ve sorar:
- Ula usak, sen nerelisun?
Adam, Temel'e bakar, nereli oldugunu söyler ve sonra da sorar :
- Niye sordun?
- Hic der Temel, bu cins ayular hangi memlekette yetisur diye merak ettum da.....



DEVEKUSU
Temel avustralyaya devekusu avlamaya seyahata cikiyor.Orada malzemelerini hazirlayip maceraya atiliyor.
Bir viraji donunce bakiyor 10,15 tane devekusu.
Hemen arabayi durduruyor silahini dogrultuyor.
Devekuslari silahi gorunce urkerek kafalarini kuma gomuyorlar. Yani kendi akillarinca saklaniyorlar.
Temel etrafa bakiyor, ve kendi kendine sinirli sinirli soruyor:
-ulan nereye gitti bu hayvanlar?...

ASURE
Adamin biri asureyi cok severmis ( benim gibi :)
Bir gun o kadar cok asure yemis ki kut diye dusup bayilmis.
Telasla hemen doktor cagirmislar.
Doktor gelmis, durumu anlamis. Adami zar zor ayilttiktan sonra bir hap, bir bardak da su uzatmis.
'Bunu ic, hic bi seyin kalmaz', demis.
Adam da su ile hapa soyle bir bakip 'Git isine ya!', demis. 'O kadar yer olsa asure yerim'

 

Avcinin biri anilarindan birini anlatiyormus:
--Günün birinde av yaparken öyle bir yere geldim ki patikanin üst tarafi sarp kayalik,alt tarafida uçurum.Aniden karsima bir ayi çikti.Arkami döndüm bir arslan geliyoooo!
DINLEYICILER:eeeeeeeeeeeeeeeeeee!
--Mermimde bitmis.
DINLEYICILER:eeeeeeeeeee!Peki sonraaa...?
--Beni yediler.

 

Bir berber fikrasi
Çeçenistan’da bir avuç mücahid dünyanin en güçlü ordularindan birine kök söktürüyor...
Konuyla ilgili bir fikra:

Rus’un biri berberde saçini kestiriyormus.
Berber durduk yerde “Askerlik yaptiniz mi?” diye sormus.

“Yaptim” demis adam.

“Nerede yaptiniz?”

"Çeçenistan’da."

"Çeçenistan’da mi?”

"Evet, Çeçenistan’da."

Aradan bir-iki dakika geçmis. Berber tekrar sormus:

“Askerligi nerede yapmistiniz?”

"Çeçenistan’da."

"Nerede nerede?"

"Çeçenistan dedim ya!"

Bir-iki dakika sonra yine ayni hikâye:

“Demek askerligi Çeçenistan’da yaptiniz.”

“Evet, evet, evet! Çeçenistan’da yaptim!”
...

Berber birkaç dakika sonra ayni konuyu bir daha açmaya kalkisinca müsteri isyan etmis:

“Kardesim, askerligimi Çeçenistan’da yaptigimi elli kere söyledim.
Niye tekrar tekrar soruyorsun?”
Berberin cevabi:
“Çeçenistan deyince saçlarin diken diken oluyor, daha rahat kesiyorum.”

Meshur Cimri Pasa, atlarinin arpa yemesi gerektigini soyleyen seyislerine kizar ve her seferinde "La havle" cekermis.
Bir gun arabasinin atlari dermansizliktan yigilip kalinca, hiddetle sormus:
- ATLARIMA NE OLDU?!
Seyis cevap vermis:
- Ne olacak efendim, "La havle" yiye yiye "Ve la kuvvete" oldular.

Temel Net
Temel is için basvurmus.
- Önce bilgi testinden geçmen gerek, demisler ve sormuslar,
- Internet ne demektir?
- Ise ciremedum temektur.

Hazır Cevaplar

Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der.  Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
 - Ben çekilirim!!-

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için
Sheaksper' a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:
- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..

Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar
fakirsiniz? diye sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.

Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui' ye:
- Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalağı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.

Kral, alaylı alaylı gülerek: - Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarınından biri: - Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi? Galile: - Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?

Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon' un bir muharebede tenkide
kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini
zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:
- Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

Bir toplantıda bir genç M. Akif küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veterinermisiniz? demiş. M. Akif hiç istifini
bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?

İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:
- Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında:
- Bu bana iyi bir ders oldu!!

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı
yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri
ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: - Bende bilirim.

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken,
keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Bizde onlara yaklaşıyoruz.

Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanırmısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle
açıklardım.

 

-Adam arkadaşına dert yanıyordu:”Başıma gelenleri sorma!Bizim hanım üçüz doğurmaz mı?Ama ona söylemiştim,şu üç silahşörleri okuma.Üçüz doğuracaksın...”

Öteki birden haykırdı:”Eyvah felaket”

Ne oldu birader?

Bizim hanım dünden beri kırk haramileri okuyor da.”

 

-Temel ile İdris Amerika’da okuyorlarmış.Sene sonu gelince Temel karneyi almadan Türkiye’ye gelmek için yola çıkmış.İdris’e de tenbih etmiş:

Eğer karnemde bir zayıf varsa,bir peygamber ümmetinin selamı var,iki zayıf varsa,iki peygamber ümmetinin selamı var,dersin demiş.

Temel,memlekete vardığında İdris,karneyi almış,bakmış ki bütün dersler zayıf.Temele telefon açıp,”Alo,Temel,ümmeti Muhammedin selamı var”demiş.

 

-Annesi ceza için sekiz ve on yaşlarındaki çocuklarına soğan soyma görevi verir.Az sonra küçüğün soğan soyduğunu,diğerinin kardeşinin yanında beklediğini görünce sorar:

Sen neden soymuyorsun,kızım?

Biz iş bölümü yaptık anneciğim.Kardeşim soyuyor,ben de bir bezle onun göz yaşlarını siliyorum.

 

-Temel ile Dursun Sultan Ahmed’te gezinirken bir turist gelip kendilerine bir adres sorar.

Turist İngilizce,Almanca,Fransızca sorar;fakat bizimkiler de tık yok.

“Ula Temel bir İngilizce öğrenemedik gitti”der Dursun.

Temel:”Neye yarayacak ki,bak adam dört dil biliyor;gene de derdini anlatamıyor.”

 

-İdris,Dursun ve Temel 75-80 yaşlarında üç arkadaştılar.Bir gün İdris,Dursun’a telefon eder ve temel’e oturmaya giderler.Biraz muhabbetten sonra Temel kalkıp kahve yapar ve içerler.

Aradan biraz zaman geçer.Temel”Kusura bakmayın,unuttum.Birer kahve yapayım içelim”der.

İdris ve Dursun’da tık yoktur.Getirir de içerler.

Aradan biraz zaman daha geçer.Temel,”Size bir kahve bile yapmadım”der.Ve tekrar kahve yapar,içerler.

İdris ile Dursun akşama doğru bastonlarını tıkırdatarak yürürken,aralarında konuşurlar.”Şu temeli gördün mü?Ne kadar cimrileşmiş.Bize bir kahve bile ikram etmedi.”

“Temeli ne zaman gördün ki?”

 

-Temel,üniversite imtihanına girmiş.Her soruya yazı tura atarak cevapları işaretliyormuş.İki saat sonra öğrencilerin çoğu sınav kağıdını verip salonu terk etmiş.

Temel hala yazı tura atıyormuş.Öğretmen başına dikilmiş.”Oğlum soruların hepsi için yazı tura atıyorsun,hala bitiremedin mi?”

“Bir saat önce bitirdim de şimdi cevabları kontrol ediyorum hocam!”

 

-Temel oğlundan gururla söz ediyordu.”Uşağım hala tıp fakültesinde”

“Sahi mi?Hangi alanda uzmanlık yapıyor?”

“Oğlum değil,doktorlar oğlumun üzerinde uzmanlaşmaya çalışıyorlar.

 

 

                                                                                                          Mehmet   ÖZÇELİK