İKİ ARKADAŞ VARDI

 

“İki akran,iki arkadaş vardır.Birbiri ile görüşüp tanışmakta,konuşmaktadırlar.Yalnız,kalbleri birbirini tutmamaktadır.Çünki birisi gerçekten inanmış bir gönüle sahib,diğeri inanmamış bir kalbin sahibi.Her ikiside birbirini kendi dünyalarına çekmeye çalışır.Fakat muvaffak olamazlar.Kâfir,arkadaşı mümini saptırmak,Allah yerine kadına,paraya,şeytana kaptırmak için ona şu soruyu sorar:”Sen demek,ölü toprak ve çürümüş kemik haline geldikten sonra tekrar dirilip hesap vereceğimize,cezaya düçar olacağımıza veya mükâfata konacağımıza inanıyor musun?”Mü’min arkadaşı”Elbette,kendi varlığıma inandığım gibi buna da inanıyorum.”diyor,onu her sorusunu sorduğuna pişman eden bir iman müdafaası yapıyordu.Nihayet her dünyalı gibi bu iki arkadaş da öldüler,mümin cennete çağrıldı.Cennetli,mutlu arkadaşları ile karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş,ölüm korkusundan kurtulmuşların saadetleri içinde sohbet yapıyorlardı.Mü’min olan bu cennetli insanı mest eden bu sohbet esnasında birden bire dünyadaki kâfir arkadaşını hatırladı.”Benim bir arkadaşım vardı.Bu günlere inanmazdı.Biz,şimdi şeksiz şüphesiz cennete geldiğimize göre,acaba o nerede kaldı?”dedi.O anda bir noktaya dikkatli bakması emrolundu,bakınca kâfir arkadaşını cehennemin tam ortasında gördü.Cereyan tarzını ifadelerden aciz olduğumuz bir tarzda o,kâfir arkadaşına yaklaştı ve ona,”Az kalsın,sen beni de helak edecektin,kâfir”ona son bir defa daha hayıflandı ve ayrıldı.”(Saffat suresi.50-59 âyette anlatılmaktadır.Sohbetler-Hatıralar kitabından)