Kabala ve Masonluk




MASONLUK ve DİN

Masonluğun dinsizliği ve din düşmanlığı uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. Mason üstadlar, zaman zaman basına verdikleri demeçlerde bu iddiaları yalanlamışlardır. Bütün dinlere saygı duyduklarını, hatta ateist olanların masonluğa alınmadığını, mason giriş töreninde üç mukaddes kitabın üzerine yemin edildiğini söyleyerek de kendilerini savunmuşlardır.

Fakat, masonların kendi kaynaklarına bakıldığında durumun farklı olduğu anlaşılmaktadır.

Üstte bir mason üstadı loca kıyafetiyle, yanda ise masonlar locada toplu halde

Masonlukta Allah İnancı:

Masonlar her konuda olduğu gibi Allah inancını kaldırmayı da derece sistemini kullanarak yavaş yavaş yapmaktadırlar. Masonların yayınlarına bakıldığında, Allah yerine, Kainatın Ulu Mimarı (K:. U:. M:.) deyimini kullandıkları görülür. Bu deyim, aslında ateizme geçişin ilk aşamasıdır. Kainatın Ulu Mimarı daha ileri derecelerde "enerji" olarak değerlendirilmeye başlanacaktır.

"Masonluk, Evrenin Ulu Mimarı mefhumunu mutlak bilgi, kemalin son aşaması ve total enerji olarak telakki etmiştir... Bu gerçekleri kendine prensip, doktrin, öğreti ve iman olarak almıştır." (Mason Dergisi 1982, sayı 5, sf. 20)

Kainatın Ulu Mimarı terimi yavaş yavaş belirsiz bir kavram haline gelir. Bunun amacının ne olduğu, aşağıda yer alan Mason dergisindeki ifadeden anlaşılmaktadır:

"O halde mabedimizi tetkik edersek, kendimize; kendimizi tetkik edersek "K:. U:. M:." a gideriz ve görürüz ki Kainatın Ulu Mimarı içimizdedir." (Mason Dergisi, Sayı 27-28, sf.40)

Görüldüğü gibi, Kainatın Ulu Mimarı deyimi bir aldatmacadır. Dini inanışlar yavaş bir şekilde köreltilirken, sonuçta Kainatın Ulu Mimarı, insan, yani mason olmaktadır.

"İptidai cemiyetler (ilkel toplumlar) acizdiler, aczleri dolayısıyla etraflarındaki kuvvetleri ve hadiseleri ilahlaştırdılar. Masonizm ise insanı ilahlaştırdı." (Selamet Mahfilinde Üç Konferans, sf.51)

Dolayısıyla, masonlukta Allah inancı yoktur. Ve insan adeta ilahlaştırılmaktadır. Bu sapkın görüşler mason kaynaklarında sık sık tekrarlanır:

"Mason, kaynağına yaklaştıkça nurlanır, fakat yanar. Hedef güneşe varmak değil, güneş olmaktır. İşte bu güneş Allah'tır." (Doğuş Kolu, Mason Yıllığı, sf.41)

Konunun önemli bir yönü ise, masonların kendilerince ilahlaştırdıkları "insan" kavramının sadece "masonik ilkeleri sinesinde toplayanlar", yani masonlar oluşudur:

"Bizim anladığımız insan, sokakta her gün gördüğümüz insan değildir. 2 ayaklı, 2 kulaklı, az çok usa (akla) da sahip insanı, biz burada kastetmiyoruz, biz insan dediğimiz zaman, bütün masonik ilkeleri sinesinde toplayan bir insanı, insan olarak ele alıyoruz." (Mimar Sinan Dergisi, sf.27-28, sf.35)


Masonlukta Din Anlayışı:

Allah inancını kabul etmeyen masonluk, tabi olarak dinlere de karşıdır. Kendi felsefelerini sözde dini yok edecek bir güç olarak görmektedirler. Üstad mason Selami Işındağ, masonluğun dinlere olan bakış açısını şöyle aktarmaktadır:

"Masonluğun gerçek ihtirası, tüm dinlerin üstüne yükselerek insanlık ülküsünü oluşturacak olan büyük ruh gücüdür." (Masonluk Bir Ahlak Okuludur, Üstad Mason Selami Işındağ sf.33)

Kuşkusuz masonların bu iddiası büyük bir yanılgıdan ibarettir. İnsanı ve evreni yoktan var eden Allah, insanlara tarihin hemen her döneminde, onları doğru yola iletecek hak dini göndermiş, elçileri aracılığı ile insanlara gerçeği göstermiştir. Zaman içerisinde bir kısım insanların hak dinleri dejenere etmeye yeltenmiş olması bu gerçeği değiştirmez. Bu gerçek, Allah'ın koruması altında olan son hak kitap Kuran'da da insanlara bildirilmiştir.

Masonlar, dine karşı olan tavırlarını açıkça ortaya koymazlar. Düşük dereceli masonlar yavaş bir şekilde eğitilerek dini inançlarından uzaklaştırılır. Masonluğun dini inançları dereceli bir şekilde kaldırması, üstad Selami Işındağ tarafından şöyle anlatılır:

Tefekkür hücresine alınmış bir mason adayı

"A-Masonluk, hiçbir kardeşinin şahsi inanışına müdahale etmez. Her mason, dilediği gibi bir dini benimser. Bu konuda tamamen hürdür. Siyasi düşüncelerde de böyledir.

B-Biz, masonlukta bunun böyle başlamasını kabul ediyoruz. Fakat, zaman ve masonik derecelerle yükselme ilerledikçe masonların artık dereceli olarak, masonik kimliğe ve şahsiyete girmelerini, düşünce ve inançta birleşmelerini uygun buluyoruz. Masonluk bizce çeşitli insan örneklerini alır, ana prensiplerinin telkinleriyle onları yoğurur, yontar, cilalar, değiştirir ve hikmete ulaştırmaya çalışır. Böylece bir süre sonra şimdiki mason, o eski hariciden bambaşka bir insan olarak ortaya çıkar. Masonluk, insan değiştirici hatta imal edici bir kurumdur." (Masonik Dialog, Dr. Selami Işındağ, Akasya Tekemmül Mahfili Yay. Ekin Basımevi 1964 sf.14)

Tefekkür hücresinden sonra, Mason adayının loca salonuna alınışından evvel fiziksel hazırlığı tamamlanır; gözleri bağlanır, tek dizi sıvanır. Daha sonra boynuna geçirilen bir iple salona getirilecek olan yeni mason, yemin edecek, sırları açıkladığı takdirde öldürülmeyi kabul edecektir. Bundan sonra, gözleri açılan mason yeni biraderleri ve üstadı ile karşılacaktır.

Hala dini inançlarından kopmamış olan düşük dereceli masonların varlığı da, mason üstadlarını rahatsız eden bir durumdur:

"Bir dinin tesirinden hala kendini kurtaramayan, masonik prensip ve hakikatleri kavrayamayan masonların mevcudiyeti çok üzücüdür." (Mimar Sinan Dergisi S.4 sf.40)

Din hakkında bu denli büyük bir yanılgıya sahip olan masonlar, dinde yer alan bütün gerçekleri de inkar etmektedirler. Örneğin masonlukta ahiret inancının kabul edilemeyeceği masonlara ait bir kaynakta şöyle açıklanmaktadır:

"Tamamıyle rasyonalist ve pozitivist olan masonluğun ölüm sonrasında bir alem kabul etmesine imkan yoktur." (Otuzuncu Derece Ritüelinin Tetkiki, Üstad Mason Selami Işındağ sf.39)

"Ve sonra külli ve İlahi İradenin (yani Allah'ın) kabulü, daha birçok inançların kabulünü de gerektirir. Bilinmeyen, görülemeyen, ve ispat edilemeyen ahiret alemi, dinlerin kabulünü emrettiği bu merhum (vehmedilen, hayali) alem, bunların arasındadır." (Türk Mason Dergisi-Ekim 1968 sf.3724)


Masonluk, ahiret inancını reddederken ilginç bir biçimde Yahudilikle ortak bir yanılgıda buluşmaktadır. Çünkü Yahudilikte de belirgin bir ahiret inancı yoktur:

"Yahudi sinagoglarına bile girmemiş olan cennet ve cehennem ilkelerini anlamak imkansızdır."

Oysa ahiret günün varlığı Kuran'da insanlara bildirilmiş olan mutlak bir gerçektir. Dünya üzerindeki her varlık belli bir süre ile yaratılmıştır, bu süre tamamlandığında ölümle karşılaşan insan, ölümünün ardından da dünyada yaptıklarından hesaba çekilmek üzere ahiret gününde diriltilecektir. Dünya hayatında yapıp ettikileri o insanın, ya sonsuz cennet hayatı ile ödüllendirilmesine ya da sonsuz cehennem ile azaplandırılmasına neden olacaktır. Kıyamet gününün ve ahiretin kesin bir gerçek olduğu bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:

İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Sebe Suresi, 3)

Tamamen ateist ve materyalist olan bu örgüt tabii ki ruhun varlığını da reddetmektedir:

"Ruhun ölmezliğine inanmak, imgeye (hayale) kapılmaktır." (Mason Dergisi-Ocak 1975, sf.8)

"İnsanlarda ruh fikri ölüm korkusundan, daha doğrusu birden bire yok oluşun kabul edilememesi, bu korkunun elem ve azabının hafifletilmesi düşüncelerinden doğmuştur." (Türk Mason Dergisi 1965, S.59, sf.3038)

Din konusunda böylesine batıl görüşlere sahip olan masonlar, peygamberlere de çeşitli iftiralar atmaktadırlar. Halka karşı, peygamberleri övücü sözlerle anan masonlar, gerçek fikirlerini sadece kendi üyelerine dağıtılan dergilerde işlemekteler.

Masonların bu tavırları, aslında Kuran'da bize bildirilen ve tarih boyunca tüm inkarcıların gösterdikleri tavrın bir benzeridir:

İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)

Unutmamak gerekir ki, peygamberleri inkara yeltenen, onların getirdiği hak dinleri dejenere etmeye çalışanları, ahiret gününde acı bir son beklemektedir. Bu kişilerin kurtuluşu, dünya hayatında iken yaptıklarından vazgeçip tevbe etmeleri ve Allah'ın emrettiği yola uymalarıdır.


Masonların Din Düşmanlığı:


Masonların localarda en sık kullandıkları öğelerden biri, masonik önlük.
Masonlar, dini kabul etmedikleri gibi aynı zamanda dine ve dindarlara karşı da büyük bir düşmanlık beslemektedirler. Bu düşmanlığa çoğu mason kaynağında rastlanır. Medreseler, minareler ve dini hatırlatan herşey masonlara göre yıkılmalıdır. Bu, dini kurumların masonları nasıl rahatsız ettiği aşağıdaki ifade de açıkça görülmektedir:

"...Nasıl ki Milli Mecliste, hiç münasebet almadığı halde caminin sıralarından yükselen ezan sesi: Ben yaşıyorum, ölmedim, ölmeyeceğim diyen onun "Essela"sından başka bir şey midir?.. Memleket aydınlarının kulaklarını tırmalayan bu ses, hepimize ikaz ve basiret görevini ihtar eden bir hatırlatmadır." (Büyük Üstad Haydar Ali Kermen Hatırası Broşürü, Birlik Tek:. Muh:. Mahfili Yayını 1949 No:1 sf.10)

Görüldüğü gibi, masonların batıl düşüncelerine göre kulaklarını "tırmalayan" ezan sesi, onlar için bir tür masonik görevin hatırlatmasıdır. Varlığını devam ettiren din ahlakının ortadan kaldırılması, samimi dindar ve vatansever kimselerin susturulması, masonların en büyük görevidir. Masonlar, din aleyhinde halka verilmesi gereken telkini ise şöyle ifade edilir:

"Halk olumlu bilim ve akıl ile eğitilirse, aydınlatılırsa, dinlerin boş inançları kendi kendine yıkılır." (Mimar Sinan, 1982 S.44 sf.14)

Bu büyük yanılgı, masonluğu ayakta tutan en önemli temellerden biridir. Üstteki iddia bir yanılgıdır çünkü bilim ile dinin asla çelişmemekte tam tersine bilim dinin insanlara öğrettiği temel gerçekleri doğrulayan sonuçlar ortaya koymaktadır. Ateist ideolojilerin büyük bir çöküntü yaşadığı günümüzde, pek çok bilim adamı Allah'ın varlığını delilleri ile ispatlamakta, din ile bilimin çatışmadığını ortaya koymakta ve bilim dünyasından da pek çok insan dine yönelmektedir. Dolayısıyla masonların dini bilim yoluyla yıkma çabası, 19. yüzyıldan miras kalma bir yanılgı ve cehaletten başka bir şey değildir. Masonluk, din ahlakını ortadan kaldırmak için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Tarihte masonlar, din adamlarının arasına girerek dinleri dejenere etmeye çalışmışlardır.

Dine karşı alınması gereken tavır masonik kaynaklarda şöyle anlatılır:


"Toplumumuzda, İslam medeniyetinden kalma ve onu o medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvetler vardır. Bunun varlığını kabul etmekten kaçınmak lazımdır. Ama, onu ezecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak şarttır." (Bilgi Locası Neşriyatı, no:1, Kürtüncü Matbaası Ankara sf.74)

Masonların düşmanlığı yalnızca din ahlakına değil, her türlü manevi değere de yöneliktir. Bu nedenle samimi vatansever, milliyetçi insanlar da masonların önemli hedefleri arasında yer alırlar. Masonların söz konusu dini ve milli değerlere olan düşmanlığını hemen her gün görmek mümkündür. Masonların kontrolündeki bazı basın ve yayın organları sık sık din ahlakını ve milli değerlere sahip çıkmayı dolayısıyla dindarları ve milliyetçileri kötüleyen ifadelere yer verebilmekte, gizli ve açık bu çevrelerin aleyhinde kurulan tuzaklara destek olunmaktadır. Milliyetçi mukaddesatçı çevreler hakkında sayısız, aslı olmayan dedikodu ve iftira üreten bu masonik çevreler, "ben ölmedim ve ölmeyeceğim" diyen milli ve manevi değerleri yok etmeye çalışmaktadırlar.


Loca

Mason mabedi çok iyi korunmaktadır. Loca girişinde, içeri giren kişiler kontrol edilir. Tanınmayan bir kişi içeri girmek istediğinde durdurulur ve parola sorulur. Loca girişindeki parola sistemi, bir mason tarafından şöyle anlatılıyor:

"Kapıyı açan kimseye içeri girmek istediğimi söylediğim zaman, beklememi istedi. Ardından, sonradan Ali Shan Muhterem Locasının üstad-ı muhteremi olduğunu öğrendiğim Joe Lee K. geldi. Ne istediğimi sordu. Türkiye'den geldiğimi, çalışmalarına katılmak istediğimi belirtince, o zaman bana kelimeyi veriniz dedi, ve ritüellik heceleme faslına geçtik." (Şakül Gibi, 1989 S.19 C.2 sf.5)

Masonların en gizemli ve merak edilen yönlerinden birisi de, locada düzenledikleri tören ve ayinlerdir. Belirttiğimiz gibi, mason locası çok iyi korunur. Mason olmayan kimse locanın kapısından içeri alınmaz. İçeride olanlar dış dünyaya her zaman bir sır olarak kalır. Mimar Sinan dergisi, locanın korunması konusunda izlenecek prensipleri şöyle anlatıyor:

"Locaya ziyaretçi olarak gelenlerin mason olup olmadığının usulüne uygun şekilde tahkik edilmesi. Kardeşler tarafından tanınmayan bir masonun, imtihana tabi tutulmadan locaya girmesinin yasak oluşu." (Mimar Sinan Dergisi, yıl 1977, s. 24, sf. 15)


Mason Mabedi

"Verdiğim sözleri yerine getirmediğim takdirde, kalbim göğsümün sol tarafından, dilim ağzımın dibinden koparılacak, boğazım kesilecek, vücudum vahşi atlar tarafından parçalanacak, med ve cezirin aktığı bir noktada deniz kumunun içinde 24 saat gömülecek, sonra kül oluncaya kadar yakılıp dört rüzgarın estiği bir yerde havaya atılacak ve böylece hatıram tamamen kaybolmuş olacaktır." (Başlangıçtan Bugüne Kadar Ritüelimizin İnkışafı, Celil Layıktaz, İstanbul,1972)

Bu yemin bir tiyatro oyunun veya bir romanın değil, içinde dünya çapında birçok devlet adamı, üniversite rektörü, sanatçı ve yazarın bulunduğu en çok merak edilen, en gizemli kuruluş olan masonların törenlerinin bir parçasıdır. Bu yemin, sırları açıkladığı takdirde, bir masonun başına nelerin geleceğini anlatmaktadır.

Dış dünyadan, mabede kabul edilecek kişi, ki bu kişi yeni mason olmaktadır, masonlarca "tekris" adı verilen bir törenle karşılanır. Bu gizemli dünyaya ilk adımını atan yeni mason, ilk andan itibaren çok şaşırtıcı ve ürkütücü olaylarla karşılaşacaktır. Mason adayı locaya girdiğinde, tekrisinden önce küçük bir odaya alınır. "Tefekkür hücresi", yeni masonun bu karanlık dünyaya ilk geçişidir. Mason adayı tekris töreninden evvel hala "harici"dir ve "Tefekkür hücresi" denilen karanlık bir odada bir müddet yalnız kalması gerekir. (Masonlar, mason olmayan diğer insanları harici olarak nitelendirirler.)

"Harici tekrisinden evvel, "Teffekür hücresi"ne alınır. Burası duvarları siyah boyalı, kemikler, bir insan kafatası, küçük bir masa, bir tabure ve bir yazı takımı bulunan bir hücredir. Loca katibi adaya üzerindeki paraları ve madenden yapılmış eşyayı elindeki keseye koymasını söyler. Vasiyetnameyi kılıcın ucuna geçirir. Daha sonra da büyük üstada vasiyetnameyi ve elindeki kılıcı verir. Tören sonunda üstad kılıcın ucundaki vasiyetnameyi yakacaktır." (Türkiye Büyük Mason Locası, Birinci Derece Ritüeli)

Mason adayının fiziksel hazırlığı gözlerine bağlanan örtü ve boynuna geçirilen ip ile tamamlanır. Artık mason adayı, "nuru ziyaya" kavuşmaya hazırdır:

"Adayın hazırlığı boynuna bir ip geçirilerek tamamlanır. Bu ip haricin geldiği dünya ile mevcut ilişkilerini sembolize eder. Bu arada, adayın gözleri bağ ile örtülüdür." (Çırak, Kalfa, Usta, s. 35)

Pek çok gizli ritüelin yapıldığı mason localarından birinin iç görünümü.
Gerekli işlemlerden geçen mason adayı artık Tekrise hazırdır. Büyük salonun kapıları açılır. Mason adayı, loca katibini yardımıyla iki sütunun arasına I. tören üstadının karşısına getirilir. Üstadla mason adayı arasında geçen diyalog, Mimar Sinan dergisinde şöyle anlatılıyor:

"Namzetlerin (adayların) boyunlarına birer ip geçirilir, sağ ellerinin ikişer parmakları dudakları üstüne koyulur. Hepsi, boynundan geçirilmiş olan ipin ucu merasim üstadının elinde olduğu halde, namzetler içeri alınır.

S: Buraya nasıl geldiniz?

C: Boynumda bir iple geldim. (Başlangıçtan Bugüne Ritüelimizin İnkilafı, S. 24, Mimar Sinan Yayınları 1)

Önce sizden bir şeref sözü isteyeceğim: Aramıza alınsanız da alınmasınız da, burada görüp işittiklerinizi dışarıda hiç kimseye açıklamayacağınıza söz verir misiniz?"

Yeni masonun verdiği sözden sonra üstad şöyle devam eder:

"...Uçları size çevrilmiş bu kılıçlar yemininizi çiğnerseniz, masonluğun sizden nasıl öç alacağını ve aynı zamanda çekeceğiniz vicdan azabını göstermektedir." (Türkiye Büyük Mason Locası, Birinci Derece Tüzüğü, S. 35)

Daha sonra mason adayının ensesinden tutularak loca zeminindeki Siyon Yıldızı öptürülür. Bu mason adayının Kabalist felsefeye ilk boyun eğişidir. Üstad, adaya kararlı olup olmadığını sorduktan sonra, şöyle devam eder:

"Mademki kararlısınız, hazır olun şimdi birtakım yolculuklar yapacaksınız. Önünüz engellerle doludur. Kaygılı olmayınız, azimli ve yürekli olunuz." (Çırak, Kalfa, Usta, S. 35)

İlk yolculukta, gözü bağlı olan adayın eli bir suya sokulur. İkinci yolculukta bir mum alevi adayın eline dokundurulur. Üçüncü de ise, adayın eli toprak kaba sokulur. Daha sonra adayın gözleri açılır:

"Bağ, aday nuru ziyaya kavuştuğunda açılır. Bağın açılması, tekris olanın duyması gereken "tekris şokunu" somutlaştırır." (Çırak, Kalfa, Usta, s. 35)

"Ayakta, sağ eli dört parmak bitişik, baş parmak gönye teşkil etmek üzere kalkık olarak boğazın altına koymak ve sol kolu aşağıya sarkıtmaktır. Daha sonra sağ el ufki olarak sol omuza çekilir ve aşağıya indirilir. Bu hareket sır verdiği takdirde adayın boynunun kesilmesine razı olduğu anlamına gelir." (Birinci Dereceye Mahsus Muhtıra, s. 13)

Daha sonra yeni masonun ketumiyet ve gizlilik konusunda ne derece dikkatli olduğunu anlamak için bir deney yapılır:

"Tekriste, derece bilgileri verildikten sonra, yeni çırak bazı evrakları imzaladığı sırada, I. veya II. tören üstadı ona bir kağıt uzatarak, aklında kalmış ise öğretilen kelimeyi yazmasını ister. Eğer boş bulunup da yazmaya kalkarsa, o sırada orada bulunan bir başka kardeş cetvelle eline hafifçe vurur. Bunun üzerine, üstad-ı muhterem, yeminde söylediklerini hemen unuttuğunu hatırlatarak yeni kardeşe dikkat ve ketumiyetle ilgili öğütler verir." (Çırak II. Derece Ritüeli, Tanju Koray, s. 22-23)

Bütün bunlar yeni masonun bu sır dünyasıyla tanışmasıdır. Kendisine birinci derecenin sırları, daha doğrusu telkinleri verilmeye başlanır. Zaman geçip, bilgisi artıkça derecesi yükselir. Ve yavaş yavaş düşünceleri değişmeye, inanışları kaybolmaya başlayacaktır. Mason dergisi konuyu şöyle anlatıyor:

"Ham taş insan zihnidir. Çekiç telkindir. Aslında iradeyi bilinçlendirip kıvama getiren telkinden başka bir şey değildir. Nasıl çekiç darbeyle ham taşı yontarsa, telkin de tıpkı onun gibi zihni yontar." (Sayı 23, s. 45)

Ülkemizde sayıları 7000'i aşan masonlar, toplum üzerinde büyük etkiye sahiptirler ve bazı önemli makamlara ulaşmışlardır. Politikada, ekonomide, basında, sosyal hayatta masonluk, materyalist masonik felsefeyi topluma empoze etme çabasındadır.

Masonluk merkezi dışarıda olan bir örgüttür. Türkiye'nin her yanında mason locaları vardır. Bunların hepsi tek bir locaya ve tek bir büyük üstada bağlıdırlar. Büyük loca ise yurt dışından gelen karar ve emirleri diğer localara ve Rotary, Lions gibi masonluğun alt kuruluşlarına iletmekle görevlidir.

Bu emir komuta sistemi sayesinde dünya masonluğunun, Türkiye hakkında aldıkları kararlar ülkemizde büyük bir titizlikle uygulanır.

Bu sistemin uygulamasının en önemli örneklerinden birisi 1989 yılında Avusturya'da toplanmış olan Dünya Büyük Mason Kurultayı'dır.

Dünya masonları her yıl Büyük Kurultay'da biraraya gelerek dünyanın geleceğine yönelik stratejiler geliştirirler. Masonlar tarafından "Konvan" olarak tanımlanan bu Kurultay'da alınan kararlar, ülkelere göre gruplanarak her ülkenin Yüksek Şurası'na bildirilir. Sadece 33. derecedeki masonlardan oluşan Yüksek Şura'da kararları uygun şekilde alt derecelere iletir. Böylece o ülkede uzun, orta ve kısa dönemde yürütülecek politikalar da belirlenmiş olur.

1989 yılında Avusturya'da toplanmış olan Dünya Büyük Mason Kurultayı'nda, Türkiye hakkında son derece önemli kararlar alınmıştır. Türkiye'de ilerideki on yıl boyunca uygulanacak politikaları belirleyen bu kararlar, ülkemiz üzerinde masonluğun planlarını, açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Daha önce konuyla ilgili diğer eserlerimizde yayınlanmış oldan Kurultay resimlerini, kararların tam metnini ve bütün kararların Türkçe tercümesini tekrar yayınlıyoruz.

Bu kararlar, Türkiye'nin Siyonist hedefler açısından ne derece önem taşıdığını ve masonluğun bu hedefler doğrultusunda ülkemizde oynadığı oyunları ortaya çıkaran en önemli belgelerden birisidir.


Kurultayda Alınan Kararların Türkçe Tercümesi

31. ve 33. başlıklarda belirtildiği gibi, İtalya'daki P2 skandalından sonra, Yunanistan'da biraderlerin açıklamaları ciddi krizlere yol açtı. Benzer sonuçlar Türkiye için de geçerlidir. Biraderlere derhal gerekli tedbirleri almalarını tavsiye ediyoruz.

Aşağıda 25 Nisan 1989'da Avusturya'da toplanan Kurultay'da, Grand Orient'e bağlı Türkiye hakkında alınan kararlar belirtilmiştir:

1989 Avusturya Büyük Mason Kurultayı'na, dünyanın dört bir yanından ülkelerin 33. dereceli üstad-ı azamları katıldı.Kurultay'da bütün dünyanın politik, ekonomik ve sosyolojik yapısı ve dünya masonlarının her ülkede bu konular hakkında uygulaması gereken önem ve yaptırımlar hakkında kararlar alındı.


Kurultay ülkemiz için büyük önem taşıyordu. Çünkü Türkiye konusu, Kurultay gündeminin önemli bir kısmını işgal etmekteydi.


Türkiye hakkında alınan kararlar 33. dereceli Türk mason üstadlarına tebliğ edildi. Bu kararlar, daha sonra masonluğun emir komuta zinciri sayesinde, uygun ve planlı bir şekilde alt derecelere ve kuruluşlara iletilecekti.

"Herhangi bir mason locasında bulunan üyelerin isimlerini araştıracak olursak görürüz ki, siyasi kanaatleri taban tabana zıt birçok kimseler aynı saf altında çalışmakta ve yekdiğerine kardeşim demektedir. Askerlerle sulhperverler, kral taraftarlarıyla cumhuriyetçiler aynı locada üye olabilirler." (Büyük Şark Mason Dergisi, s.10, sf.6)


KARAR 1:

A) Anti-masonik ve antisemitik bütün gelişmelerin tespit edilerek önüne geçilmesi.

B) Masonik ideallerin gerçekleşmesini engelleyebilecek hareketlerin yok edilmesi.

C) Son 10 yıldaki anti-masonik güçlerle ilgili detaylı bir rapor hazırlanması.


Kurultay ülkemiz için büyük önem taşıyordu. Çünkü Türkiye konusu, Kurultay gündeminin önemli bir kısmını işgal etmekteydi.


Türkiye hakkında alınan kararlar 33. dereceli Türk mason üstadlarına tebliğ edildi. Bu kararlar, daha sonra masonluğun emir komuta zinciri sayesinde, uygun ve planlı bir şekilde alt derecelere ve kuruluşlara iletilecekti.

"Herhangi bir mason locasında bulunan üyelerin isimlerini araştıracak olursak görürüz ki, siyasi kanaatleri taban tabana zıt birçok kimseler aynı saf altında çalışmakta ve yekdiğerine kardeşim demektedir. Askerlerle sulhperverler, kral taraftarlarıyla cumhuriyetçiler aynı locada üye olabilirler." (Büyük Şark Mason Dergisi, s.10, sf.6)



KARAR 2:

A) Basındaki biraderlerimiz arasında dayanışmanın güçlendirilmesi. Bununla birlikte, afişe olmalarını önlemek amacıyla, aralarında suni bir rekabet havası oluşturulması.

B) Önemli rollerdeki biraderlerin açıklanmasının engellenmesi için temel önlemlerin alınması.

C) Basındaki biraderlerin, dindarları bildirmek konusunda, daha duyarlı ve daha dikkatli olmaları için uyarılması.

KARAR 3:

A) Kitle partilerindeki biraderlerin sayılarının arttırılması ve etkilerinin güçlendirilmesi. Bununla birlikte, afişe olmalarını önlemek amacıyla, aralarında suni bir rekabet havası oluşturulması.

B) Parasal sorunlar için Avrupa localarının yardım ve iş birliğinin istenmesi.

KARAR 4:

A) Medya topluluklarının yardımıyla, yavaş yavaş arttırarak, masonik ahlak ve düşünüş biçiminin benimsetilmesi

B) Derhal masonlar hakkındaki şüphe ve ön yargı sorununun çözülmesi. Bu görev için birleşiğimiz olan klüplerimizin (Rotary-Lions vs.) görevlendirilmesi.


KARAR 5:

A) Büyük derneklerimizin GAP düzenlemesinin içine sokulması.

B) Güneydoğu'daki yatırım için faydalı koşulların hazırlanması.

C) Bu bölgedeki yatırımlar için girişimci biraderlerin biraraya getirilmesi.


KARAR 6:

A) Halkın, dini inançların dışında kalması için, eğitiminin sağlanması.

B) Akademik çevrelerde bulunan biraderlerimiz vasıtasıyla, üniversite çevresi içinde bu konunun güncelleştirilmesi.

C) Diğer bir yandan, medya kitleleri yardımıyla bu dogmatik eğilimlerin yerilmesi.


KARAR 7:

A) Sovyetler Birliği'ndeki Türk Devletleri'nin muhtemel bir bağımsızlık hareketi, Türkiye'nin Avrupa ve Ortadoğu'daki konumunu etkiliyebilir. Bölgedeki dengelerin korunması için etkili siyasi tedbirlerin alınması.

B) Sovyetler Birliği'ndeki rejim değişikliğine müteakiben oluşabilecek muhtemel bir Türk Birliği'ne karşı halkta oluşacak ılımlı bakışın, kitle psikolojisi yöntemiyle, yok edilmesi. Kamuoyunun böyle bir birliğin zararları doğrultusunda yönlendirilmesi.

Solda 1989 Avusturya Büyük Mason Kurultayı'nda Türkiye hakkında alınan kararların 1. sayfası. Sağda ise1989 Avusturya Büyük Mason Kurultayı'nda Türkiye hakkında alınan kararların 2. sayfası

KARAR 8:

A) Premasonik kuruluşlarımız (Lions, Rotary, Diners vs.) vasıtasıyla, uygun gençlerin gözlem ve seçimlerine devam edilmesi. Seçilen gençlerin, masonik idealler doğrultusunda, Avrupa ve Amerika'daki merkezlerimizde eğitimlerine başlanması.

B) Yeni seçilenlerin dışarıda eğitimi için, ödemelerin ve uygun şartların hazırlanması.




KARAR 9:

A) Her hafta tüm yeni gelişmelerin Paris Merkez Komitesi'ne ve Büyük Türk Konseyi yetkililerine aktarılması.

B) Büyük Chicago Locası'na gönderilen bilgilerin, zenginleştirilip, daha iyi hale getirilmesi.

KARAR 10:

A) İslami hareketlerin, kontrol edilerek, uzun vadede yok edilmesi.

B) Dini gruplar arasındaki ihtilaf ve bölünmelerin körüklenerek, masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması.

C) Dini akımların toplu gücünün değişik odaklara yönlendirilerek, masonik ideallere zarar vermelerinin önlenmesi.



Kurultay'da yapılan törenlerden bir görünüm.Avusturya Büyük Mason Kurultayı'nda Türkiye hakkında alınan kararlar, masonik hayat tarzı ve felsefenin ülkemizde tamamen yerleştirilmesi doğrultusundaydı. Ve bu ideale zarar verebilecek her türlü engelin bertaraf edilmesi üzerine duruluyordu.


KARAR 11:

A) Basındaki bütün anti-masonik yayınların takip edilmesi.

B) Tüm anti-masonik yayınların toplatılması ve satışının engellenmesi.

C) Fiili ve uygun yöntemlerle, anti-masonik yazarların ve yayın evlerinin tüm faaliyetlerinin durdurulması.


KARAR 12:

Halk arasında masonluk öncesi kurumların yayılması.

 

 

MASONLAR KÖŞK'TE

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1935 yılında "Cehennem olun gidin. Defolun karşımdan! Yahudi uşakları" diyerek Çankaya Köşkü'nden kovduğu Türkiye masonları, 70 yıl sonra Sezer döneminde Köşk'e geri döndü. Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası (diğer adıyla Nur-u Ziya Locası) Üstadı Kaya Paşakay, Büyük Üstad yardımcıları Harun Kuzgun ve Murat Çim'in Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile 45 dakika süren bir özel görüşme yaptıkları ortaya çıktı. Masonların sadece üyelere gönderdikleri Tesviye dergisinin Nisan 2005 tarihli sayısında yeralan habere göre; Çankaya Köşkü'ndeki görüşme 11 Ocak 2005 tarihinde gerçekleşti.
SEZER: MASONLUK LAİKLİĞİN KORUYUCUSU
Haberde şu ifadelere yer verildi:
"Sayın Cumhurbaşkanımız mesleğimize çok olumlu baktıklarını ve masonik prensiplerimiz nedeniyle özel bir konuma sahip olduğumuz mesajını vererek, bizleri ülkemizde Atatürkçülüğün, laikliğin koruyucusu ve teminatı bir topluluk olarak gördüklerini, bundan da büyük mutluluk duyduklarını ifade ettiler."
Ziyarette nelerin konuşulduğu konusunda detaylı bilgi vermeyen dergi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ise, Büyük Üstat Kaya Paşakay'a ziyaretten duyduğu memnuniyeti belirttiği ve tekrar görüşme konusundaki samimi isteklerini dile getirdiği dile getirildi. Tesviye dergisindeki haberde ayrıca, Sezer'in, misafirleri olan masonları samimi bir şekilde karşıladığı ve 45 dakika gibi uzun bir zaman ayırarak ziyareti önemsediği ifade edildi. Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası başkanı ve üyelerinin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i ziyaret tarih de ilginç bulundu. 11 Ocak(1935) tarihi, Atatürk'ün mason localarını kapattığı günü gösteriyor.
ATATÜRK MASONLARI KOVMUŞTU:
CEHENNEM OLUN GİDİN!
Cumhurbaşkanı Sezer'in 45 dakika görüştüğü, laikliğin ve Atatürkçülüğün koruyucusu ve teminatı olduklarını açıkladığı Türkiye Masonları, 1935 yılında da Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan Çankaya Köşkü'nü kovularak terk etmişlerdi. Mason localarının kapatılmak istenmesi üzerine Atatürk'ü ikna etmek için 11 Ocak 1935 tarihinde Cumhurbaşkanlığı konutuna çıkan Mason heyeti, Atatürk'ün büyük tepkisiyle karşılaşmıştı. Dönemin Van Milletvekili İbrahim Arvas anılarında bu tarihi gerçeği şu şekilde anlatıyor:
Masonların Büyük Üstadı Mim Kemal, Reis-i Cumhur'a hitaben: "Efendimiz biz zaten maiyet-i devletindeyiz fakat siz Meşrik-i Azam'ımız olursanız, bir pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız demiş. Reis-i Cumhur da; peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve mektebinizin ismi nedir?" diye sormuş.
"DEFOLUN KARŞIMDAN! YAHUDİ UŞAKLARI"
Mason Üstadı Mim Kemal "Biz Cenova'ya tabiyiz ve Reisimiz Barca Mişon'dur" diye cevap verince küplere binen Mustafa Kemal Paşa, "Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin. Yahudi uşakları! Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi. Ben sizin gibi bir çift Yahudi'ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün locaları kapatmadığınız taktirde, yarın teşkil edeceğim Divan ı Harb-i Örfi'ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan" diyerek masonları kovdu.
İbrahim Arvasi'nin "Tarihi Hakikatler" isimli kitabının 71 ve 72. sayfalarında anlattığına göre; Atatürk'ten ağır hakaret işiterek kovulan masonlar, o gece adeta yıldırım hızıyla durumu İzmir, İstanbul ve Adana'daki localara bildirirler. Sabah olmadan Türkiye'deki bütün locaların kapanma kararlarını aldırıp, ilgili belgeleri daha sabah kahvaltısı sofrasından kalmayan Atatürk'ün önünü koyup derin bir nefes alırlar.
75 yıl önce Çankaya Köşkü'nde yaşanan kovulma hadisesi, yakın tarih kitaplarına bu şekilde yansıdı. Atatürk'ün 1935 yılında Çankaya Köşkü'nden kovduğu Türkiye masonlarının Çankaya Köşkü'ne neden çıktıkları ve bu görüşmede ne konuşulduğu konusunda Cumhurbaşkanı Sezer'in bir açıklama yapması bekleniyor.vakit.11-7-2005

 

 

 

 

 

 

 

 

Müflis bir masonun not defteri

 

Sayı: 578 - 02.01.2006  |  Cemal A. Kalyoncu - c.kalyoncu@aksiyon.com.tr

Aydın Bilge ismi, geçen haftanın en çok merak edilenlerinden biriydi. Ona ilgiyi ise Mason oluşu ve evrakının müzayedeye düşmesi artırmıştı. Masonların, “tıbbî, hukukî, malî, içtimaî ve diğer hususlardan dolayı” sıkıntıya düşmüş olanlara yardım etmek için kurdukları komisyon, belgeler içerisinde en az Mason Yemini kadar ilgi çekiciydi.

Ali Aydın Bilge, ya da kamuoyunun ismini duyduğu şekilde Aydın Bilge geçen haftanın en çok merak edilen isimlerinin başında geliyordu. Merakın sebebi Simurg Kitabevi tarafından düzenlenen “Bir Masonun Evrak-ı Metrukesi” adlı müzayedeydi. Simurg’un sahiplerinden İbrahim Yılmaz, yaklaşık on yıl önce bir hurdacı / tezgâhçıdan satın aldığı bu masonun evrakını satışa çıkarınca, son ana kadar ortada olmayan aile fertleri, müzayede günü olaya müdahil oldu. Ali Bilge’nin eşi ve kızı talep edince İbrahim Yılmaz, hukuki bir engel bulunmamasına rağmen belgeleri müzayededen ‘vicdanen’ geri çekiverdi. Belgelerde, eski dönemlerden Mason isimlerinin yanında, 1975-82 yılları arasında aktif, Türkiye çapında tanınmış isimler olduğu gibi, masonların İstanbul, Ankara ve İzmir vadilerindeki localar hakkında bilgiler de yer alıyordu.

231 matrikül numaralı Ali Aydın Bilge, 1936’da dünyaya gelmiş, 1955 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne (İTÜ) kaydolmuş ve buradan yüksek mühendis çıkmış birisiydi. Babası Fahri Bey, Ziraat Bankası’nda şube müdürlüğü yapması sebebiyle Anadolu’da birçok yeri dolaşmıştı. Mason olmayan Fahri Bey, gerçek bir kitapsever ve çok önemli bir koleksiyoner olarak tanınıyordu. Fahri Bey öldükten sonra oğlu Aydın Bilge, birçok üniversite ile irtibata geçip babasının kitaplığını bir kısmını satmak istemiş. Chicago Üniversitesi basma kitaplara talip olarak satın almış, yazma kitapları da Kültür Bakanlığı kendi bünyesine dahil etmiş. Onlar, Millî Kütüphane’nin yazmalar bölümünde Fahri Bilge Koleksiyonu adıyla halen mevcut. Aydın Bilge’nin kalan kitaplarının bir kısmını da İbrahim Yılmaz müzayede yoluyla satışa sunmuş.

Aydın Bilge, üniversite tahsilini tamamladıktan sonra yüksek mimar olarak çalışma hayatına atılmış. Mason teşkilatına girmiş, Sevgi Locası’nın genel sekreterliğini üstlenmiş fakat ticarî hayatı çok parlak olmamış. Zaten bu belgelerin de müzayedeye düşmesi onun bu ticarî başarısızlığında gizli. Üç defa iflas eden Bilge, çok sıkıntılı bir yaşam sürmüş. Öyle ki ofisinin kirasını veremeyerek vefat ettiğinden, bürosu tasfiye edilirken bu belgeler de eskicinin eline geçmiş. İbrahim Yılmaz da onları bu eskiciden satın almış.

Aydın Bilge’nin evrakları arasında yer alan belgelerin en ilgi çekenlerinden biri masonluk yemini. Yeminin en dikkat çekici cümlesi ise “Bir Üstad Mason’un şeref ve namusunu, kendi şeref ve namusum gibi benimseyerek koruyacağıma” şeklinde kayda geçen cümlesi. Bu, masonik sistemde ‘kardeşlerin’ birbirlerine en üst seviyede destek ve arka çıkması anlamına geliyor. Yeminin tamamına gelince: “Evrenin Ulu Mimarını Anarak, Ben .... , Yüce’lerin Yüce’sinin huzurunda ve burada toplanmış Üstad Hür Mason’lar önünde, yemin ederim ki: Bana verilecek Üstadlık sırlarını, Çıraklara, Kalfalara ve Mason olmayanlara açıklamayacağım. Gönye ve Pergel ilkesine bağlı kalarak; işaretlere ve çağrılara karşılık vereceğim. İşde ve sözde beş Doktrin ilkesine bağlı kalacağım. Bir Üstad Mason’un şeref ve namusunu, kendi şeref ve namusum gibi benimseyerek koruyacağım. Bu yemini yerine getirmede Yücelerin Yücesi yardımcım olsun.”

Yemin töreni belli bir ritüel içinde yapılıyor ve form üzerinde “Bu taahhütnameyi .../.../ ... günü ...... Vadisinde, hakikat nurunun menbaı olan Muhterem ....... Locası’nın resmi celsesinde imza eyledim.” kaydı düşülerek ad, soyad, matrikül no yazıldıktan sonra, tarih ve imza atılarak resmiyet kazandırılıyor. Bu, muhtemelen Masonlukta terfi ve derece alacaklar için yapılan bir yemin. Bir de masonluğa adımını atanlar için hazırlanmış Katılma Yemini var: “Evrenin Ulu Mimarını Anarak, Ben, ...., burada toplanmış Kardeş’lerin önünde, elim şu Kutsal Kitab’ın üzerinde, Türkiye Büyük Locası’na bağlı ....No’lı.......... Locası’nın şerefli bir üyesi olacağıma, bu Loca’nın iç yönetmeliğine ve kararlarına uyacağıma, onun yararlarına var gücümle hizmet edeceğime yemin ederim.” Yeminin taahhüt, isim ve imza bölümleri aynı.

Masonlukta önemli bir şart, her isteyenin kendi gidip bir locaya kayıt olamaması. Locaya alınacak bir kişi ‘kardeş’ler veya üstadlar tarafından önerilerek, hakkında bir çalışma yürütülüyor. Üç bölüm hâlinde sorular yöneltilen mason adayı kendisinin doldurduğu bir bölüm dışında aile, arkadaş çevresinden edinilen bilgiler ve son aşamada da tahkik memurunun kanaatlarını belirttiği bölüme göre locaya alınıyor veya reddediliyor. Birinci bölümdeki sorular adayın kendisine soruluyor: “Din, felsefe ve toplum meseleleri ile ilgileniyor mu? (Uzunca bir konuşma şeklinde yapılacak ve Allah hakkındaki fikirleri de öğrenilecektir.) Mason olmayı neden istiyor? Masonlukta cazip bulduğu taraflar nelerdir? Kazancı ile ailesini ve bakmaya mecbur olduğu kimseleri geçindirmeğe müsait mi?”

Bu çalışma sırasında mason adayın yakın çevresinden ise “ahlakî durumu, aile ve dostlarına bağlılık derecesi, içtimai hayattaki mevkii, muhitinde hürmet görüp görmediği, mahkûmiyet alıp almadığı, aldıysa bunun yüz kızartıcı olup olmadığı, iş muhitinde nasıl tanındığı, mali durumunun masonluk aidatını ödemeye ve ilave taahhütleri yerine getirmeye müsait olup olmadığı” sorgulanıyor.

Bütün bunlar neticesinde tahkik memuru da adayın, “Masonluktan şahsi ve cemiyet namına bekledikleri, fikrî, maddi sahalarda Masonluğa uyabilecek kabiliyeti var mı? Hayat ve istikbalini emniyet altına almış görülüyor mu?” sorularını cevaplandırıp, uygunluğu veriyor. Bu araştırma en fazla üç ay içinde bitiriliyor.

Sorular zamanla değişiklik göstermiş anlaşılan. İzzet Nuri Gün ve Yalçın Çeliker’in 1968’de hazırladığı ve Yağmur Yayınları’ndan çıkan Masonluk ve Masonlar kitabında ilâve sorulara da yer verilmiş. Mesela bunlardan bir tanesi “Kadına, kumara iptilası var mıdır?” sorusu. Kitaptan, yeminin de değişime uğradığı anlaşılıyor. O zamanlar yeminin son bölümünde yer alan “(...) Bu taahhütlerimden vazgeçmekten ve onları bozmaktansa, ölmeyi tercih edeceğime...” ibaresi bu belgelerdeki yeminde yer almıyor.

Notlardan anlaşıldığına göre aidatını ödeme sıkıntısı çeken mason belirli bir zaman dilimindeki aşamalardan sonra istifa etmiş sayılabiliyor.

Sevgi Locası’nın Mali İşler başlığı altındaki 15. maddesi bir mason adayının Loca’ya üye olurken nasıl mali yükler üstlendiğini de gözler önüne seriyor: “Harici Envar aidat ve bağış olarak yapacağı tahsilâtın yüzde 10’unu, Loca çalışmaları için gerekli posta, matbu, kırtasiye ve diğer giderleri karşılamak maksadı ile tevkif eder. Bakiye kısmı Büyük Loca’nın bankadaki hesabına yatırır. (…) Harici Envar, yanında, Üstad Muhterem’in saptayacağı miktarda para bulundurur. Fazlasını Sevgi Muhterem Locası’nın Üstad Muhterem ve Harici Envar adına açılmış bankadaki hesabına yatırır.” 16. Maddede de Loca kararı ile lüzumlu hâllerde üyelere geçici mali yükümlülükler yükleyebileceği belirtiliyor. 18. Madde ise şunları öngörüyor: “Büyük Loca’nın tanıdığı giderler dışındaki Locanın masraflarını karşılamak ve emanet hesabında bulundurmak üzere tekrislerde (Masonluğa kabul töreni), terfilerde ve katılımlarda, Üstad Muhterem’in saptayacağı miktarda bağış alınabilir.”

Sevgi Locası’nın 20. Maddesi’nde “Temsil ve Yardımlaşma Komitesi, Locada kardeşler arasındaki sevginin daha yaygın hale gelmesi ve kardeşlik bağlarının daha da kuvvetlenmesi için çalışmalarını sürdürür.” dendikten sonra Masonların her açıdan birbirlerini desteklemesi öneriliyor: “Tıbbî, hukukî, malî, içtimaî ve diğer hususlardan dolayı yardıma ihtiyaç hisseden Loca’dan bir üyenin durumunu, o üyenin bizzat Üstad Muhterem’e veya komiteye müracaatı ile veya başka bir suretle öğrenen Tesanüt ve Yardımlaşma Komitesi, Üstad Muhterem’in tavsiyesine uyarak, durumun icabına göre, yardım edebilecek kardeşleri görevlendirir. Gerek komite üyeleri, gerekse yardımla görevlendirilen kardeşler, müracaat ve yapılan yardım hususunda azami ketumiyete riayetle mükelleftir. Tesanüt ve Yardımlaşma Komitesi Ebedi Meşrike intikal eden (vefat eden) her üyenin geride bıraktığı eş ve çocukları ile de aynı şekilde ilgilenir.”

Ayrıca Komite, yaz tatilinde, mahfel dışındaki geleneksel pazartesi yemekli toplantılarının devamına ve kardeşlerin bir araya gelerek ‘tuz ve ekmeği’ paylaşmalarına yardımcı olur’ bilgisine de yer verilmiş bu maddede. Loca’nın üyeleri arasında bir ihtilaf olduğunda ise geçici olarak bu amaçla kurulan Uzlaştırma Komitesi devreye giriyor.

Aydın Bilge’nin evrakları arasında çıkan belgeler incelendiğinde dikkat çekici bir husus, o zamanlar Sevgi Locası üyelerinin çoğunlukla mühendis ve avukat olmaları. Üyeler arasında tıp profesörleri de bulunuyor. Tüccarlar da epey mevcut. Çeşitli localardaki kayıtlar incelendiğinde dikkati çeken bir diğer husus ise Musevi kökenli vatandaşların mason listesinde çokça yer alması oluyor. Notlarda, bazı üyelerin üzerleri çizilip yanına yeni bir isim eklenmiş. Bu, locadaki sirkülasyonu da gösteriyor. Önemli günlerde birbirlerini hatırlamak için kişinin özeline yönelik kayıtlar da tutulmuş. Bu amaçla eşinin doğum tarihi, evlenme tarihleri gibi notlar da mevcut.

Mesela Şişe Cam Fabrikası’nın çok uzun seneler genel müdürlüğünü yapmış, 1916 doğumlu Şefkati Şahap Kocatopçu’nun art arda üç terfi aldığını anlıyoruz. Kalfalığa terfi etmek için bir masonun en az on çırak toplantısına, Üstatlığa yükselmek için ise en az üç Kalfa Toplantısı’na katılmış olması gerekiyor. Birinci dereceyi 6 Haziran 1955’te alan Kocatopçu, bir sonraki yıl yapılan terfi toplantısında ikinci dereceye, 2 Aralık 1957 tarihindeki toplantıda da üçüncü dereceye terfi etmiş. Şahap Kocatopçu, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, ismi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı için akla ilk gelenlerden birisi olarak da biliniyor. Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferansı, TÜSİAD, Türk Eğitim Vakfı kurucularından olan, 1985-86’da TÜSİAD Başkanlığı’nı üstlenen Kocatopçu, 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren ekip tarafından da ikinci kez Sanayi ve Ticaret Bakanlığı için Ankara’ya davet edilmişti.

Aydın Bilge’nin evraklarında adı geçen tanınmış bazı masonların isimleri şöyle:

Hürriyet Gazetesi eski sahibi Erol Simavi, Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı Nail Güreli, Galatasaraylı eski ünlü futbolcu İsfendiyar Açıksöz, Koç Holding yöneticisi Ferdin Hoyi, Büyük Loca logosunu yapan ve bundan dolayı ödüllendirilen Kemal Karamercan, gümrük müşaviri, iş adamı Besalet Barım, Alp Yalman’ın kardeşi Şen Yalman. Bunlar Fazilet Locası’ndan.

Yazar Rifat Bali ve Hahambaşı İsak Haleva, 500. Yıl Vakfı Koordinatörü Nedim Yahya, avukat Rıfat Saban o tarihlerde yönetiminin hemen hepsi Musevi olan Atlas Locası’nda yer alıyor. Hulus Locası ise Rum isimlerden müteşekkil.

Siyaset bilimci Prof. Dr. Esat Çam, Dışişleri eski Bakanı İsmail Cem’in amcası Üstad Muhterem Gönen İpekçi, Türk Adli Tıp biliminin kurucusu ve iki dönem başkanlığını yapmış Şemsi Gök, yazar Nejat Gülen. Bunlar da Delta Locası’na kayıtlı.

Türk Ekonomik Araştırma Vakfı Kurucusu, Kamu Hukuku Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halit Kemal Erbil, Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası eski yönetim kurulu üyesi, işadamı Yaşar Malta, Türkiye’de ilk uçak fabrikasının kurucusu Nuri Demirağ’ın damadı Mansur Azak, Sadık Dostlar Locası’ndan.

Fevziye Mektepleri eski Yönetim Kurulu Başkanı Osman Erbelger Ahenk Locası’nda kayıtlı görülüyor. Cemal Kutay’ın kardeşi Kenan Kutay, müzisyen Metin Gürel, Türkiye ve Dünya Lions Kulüpleri Başkanlarından Münip Tarhan. Bunlar da Gün Locası’na kayıtlı.

TİSK eski Başkanı ve 28 Şubat sürecinin yılmaz savunucularından Refik Baydır Özlem Locası’nda.

Çeşitli localarda kayıtlı olan bazı isimler de şöyle: Prof. Dr. Selçuk Erez, gazeteci-yazar Nesim Benbanaste, İstanbul Jimnastik İhtisas Kulübü kurucusu ve başkanı Nihat Yılbar, Can Paker’in kayınbiraderi Lütfi Paker, sanat tarihçisi Prof. Dr. Kerim Silivrili, Mehmet Eymür’ün dayısı Fethi Gürel. (Gürel’in eşi Sina Hanım, Mısırlı Prenses Zeynep’in oğlu Ali Haydar Barşal ile Selah Cimcoz’un kızı Fatma Hanım’ın kızıdır.)

Demirel’in danışmanlarından Bozkurt Güvenç, Can Arpaç, Siyami Hersek’in arkadaşı Dr. Moiz Berker, Masonların Dünyası (Tekin Yayınevi) kitabının yazarı Sabahattin Arıç, Galatasaray’ın eski yöneticilerinden avukat Haluk Uğur, İTO eski Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Torunoğlu, Hazine ve Kambiyo Başkontrolörlüğünden emekli ve Toplumsal Saydamlık Hareketi Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Boran, Skal International İstanbul Yönetim Kurulu Üyesi Rıfat Zeynioğlu, yüksek mimar Alpaslan Koyunlu, tıp profesörü Hıfzı Özcan, Musa ve Yahudilik kitabının yazarı Hayrullah Örs, astronomi hocası Macit Erbudak, Ziya Umur, yönetim danışmanı Ergun Zoga, finans yöneticisi Tayfun Oral, işadamı Vitali Hakko, Yupi Piliçleri’nin eski sahibi, Altay Kulubü eski başkanlarından Hanri Benazus, söz yazarı Adnan Yunuk, müzik eleştirmeni Üner Birkan, Prof. Dr. Halil Nadaroğlu, edebiyat öğretmeni Selim Rıza Kırkpınar, Selim Edez, ilaç sanayiinde idarecilik yapmış İnal Ataç, Yüksek mimar, Lions camiasının duayenlerinden İsmail İşmen, Prof. Dr. Sadi Aral, Aytaç Manço, Muhittin Darga, Ahmet İnal, Muzaffer Ergin, Yılmaz Altuğ, Edip Çizmeci, Leon Levi Coşkun, Lazer Rusu, Yusuf Zara, Selim İşman.

Bu belgeler arasında yer alan özellikle basına yönelik isimler aslında gazeteci-yazar İlhami Soysal’ın 1988 yılında Der Yayınları’ndan çıkardığı Masonlar ve Masonluk kitabında yer alıyordu. Soysal’ın listesinde basından Erol Simavi ve Nail Güreli dışında Tufan Türenç, Çetin Emeç, Cenk Koray, Orhan Tokatlı, Doğan Hızlan, Cemal Kutay, S. Halil Kakınç, Kenan Morton, Çetin Altan, Dinç Bilgin, Ahmet Örs gibi bazı isimler de mevcuttu.

Masonların yeminlerine ne kadar sadık kaldıkları ortada. Aksi takdirde bugüne kadar, onlar hakkında daha içeriden bilgiler edinmek bizleri bu kadar şaşırtmazdı. Yoksa ‘bütün mason balonları’ patladı da bizim haberimiz mi yoktu?