KORKU    NAMAZI

 

            Adıyamanın ilk vilayet olduğu yıllardı.Köy hizmetleri de yeni yeni köy yollarını yapıyor,sulama kanalları açıyordu.

            Bir kanalın açılışında beni de çağırmışlardı.Nasıl olduğunu sordu müdür bey?

            İyi olmamış dedim.Zira aşağı köyün suyunu almış,yukarı köyün bahçelerine sulama kanalları yapmışsınız.Aynı suyu her iki köyede yapacağınız kanalla ulaştırabilirdiniz.

            Bir kere yaptık,bu köylüler çok bastırdı,koyunlar kesip,davetler verdiler,bu arada da aklımızı çelmiş oldular.

            Açılış törenleri için hazırlıklar yapılıyordu ki,birden büyük bir gürültü kopmaya başladı; Tutun, yakalayın, öldürün, komayın, haksızlık, zalimleeeeeerrr….

            Dönüp aşağıya doğru baktım ki,büyük bir toz bulutu içerisinde aşağı köylüler,ellerine almış oldukları kazma,kürek,balta,keser ve sopalarda dört nala koşmaktalar.

            Müdür tehlikenin büyüklüğünün geçte olsa farkına varmıştı.Ne yapacağını şaşırmıştı.Az kalsın ağlayacak,imdat diye bağıracaktı.

            Hemen bana dönerek Hamdi bey,yaparsan sen yapar,bu işe bir çare bulursun.Bahtına düştüm bunlardan beni kurtar…

            Bende açılışı yapıp kurdelayı kesmem için beni çağıran müdürü elbette ortada bırakamazdım.

            Hemen Korku (Havf) namazı için namaza durmasını teklif edip,kısaca anlattım,kısa zaman süresi içerisinde…

            Müdür çadıra girerek namaza durdu.Ancak arada bir karşıya bakıyor,yüzünün sararmışlığı ile titremeler sürüyordu.Akibetinden yine de emin değildi.

            Köylüler büyük bir heybetle gelmiş,müdürü arıyor,müdürü soruyorlardı.

            Onlardan birisi çadırda olduğunu öğrenir öğrenmez hınçla çadıra daldı.Dalmasıyla birlikte çıkması da bir oldu.Kendi kendine;

            -Namaz kılıyormuş.Neyse kılsın ondan sonra o görür…

            On dakika sonra tekrar hınçla girip,tekrar çıkarak;

            -Hala bitmemiş yavv.Bir bitirsin,bizde onu bitireceğiz.

            Bir saat geçmesine rağmen müdürün namazı bir türlü bitmemişti.Köylüler ise onca beklemelerine rağmen bir netice alamamış ancak namazda olan müdürü de bir türlü istedikleri gibi dövememişlerdi.

            Beklemelerden bir sonuç alamayan köylüler,birazda sinirlerinin yatışmasıyla birlikte;

            -Gidelim,daha sonra gelir onunla görüşürüz,diyerek oradan ayrıldılar.

            Onların gittiklerini anlayan ve göz ucuyla da seyreden müdür namazı bitirmiş ve kısa bir törenden sonra sağ salim oradan ayrılmıştık.

            -Benim bu çözüm bulucu maharetimi duyan hanımlar da her vesile ile bana danışır,akıl alırlar.

            Yine kadınlardan birisi devamlı anahtarı evde unutma adetlerine yakalanmış,karadenizli olan kocasının hışmından zangır zangır titremektedir.Bana başvurdu,nolur,ne kadar para istiyorsan vereyim de bizi şu adamın ellerinden kurtar,yoksa çekeceğim var.

            Bende kendisine verdiğim talimatımı uygulamasını söyleyerek,anlattım.

            Akşam işten dönen koca,herkesi kapının önünde görünce sinirleri tepesine çıkıyor,apartmanda başkalarının duymasından da korkarak,göz ucuyla hamınına bakıp,kafa sallıyor.

            Beyinde yanında anahtarı yok ancak daha önceki tecrübelerine dayanarak uzun uğraşmalar sonucu kapıyı açıyor.

            Beyinin arkasında rüzgar gibi içeriye dalan hanım,beyinden gelecek fırtına,dolu ve tipilerden korunmak için hemen Korku namazına başlıyor.Koca namaza hürmeten,hanımının hürmetini kırmayı geciktiriyor..ne çare,bekliyor.Maşallah kadın çok ehli takva birisi olduğundan adeta bir hatim yapacak kadar namazı uzatıyor..tabiki bu arada kocanın sinirleri yatışıp bir yere oturuyor..

            Sonuçta abdestsiz kıldığı korku namazı sayesinde ufak tefek söz yaralarıyla büyük bir ölümden kurtulmuş oluyor...

 

AKILLI HAMDİ

25-09-2005