ORİJİNAL     TESBİTLER

 

    "Okyanusların derin karanlıklarında yaşayan balıkları düşünelim...Ömürleri boyunca karanlık bir alemde dolanıp dururlar.Bunlar için gece,gündüz,mevsim,güneş,ay ve yıldızlar yoktur.Dünyada sadece iki şeyi bilirler:Yenilecek ve yenilmeyecek şeyler.Güneşin doğup batması,günlerin,mevsimlerin vebir ömrün geçmesi onlar için bir mâna ifade etmez."

    "Meşhur bir ressamın şu ifadesi dikkate değer:

    "Ben talebelerime bir modelin resmini yapmalarını söylemem,ben onlara görmeyi öğretirim.San'atı meydana getiren teknik değil,görüştür."

**"Düşünün!Güneş 100 yılda bir doğsaydı,ağaçlar,çiçekler 40 yılda bir çiçek açsaydı?

İnsanlar kim bilir neler yapardı?"

**İbrahim Hakkı Marifetnamesinde:

    "Eflâkin hareketi ve yıldızların ışığı ile toprağın bin cüz'ünden ancak bir cüz'ü nebat olur.Nebatın bin cüz'ünden ancak bir cüz'ü nan (ekmek) ve hayvan olur.Hayvanın bin de biri ancak insan gıdası olur.Gıdanın bin cüz'ünden bir katre meni hâsıl olur.Bin katre meniden ancak bir katresi rahme vâki olur.Ve erhâma düşen nutfelerden binde biri muammer olur.Ve bunca beka bulanın binde biri makam-ı akla bâliğ olur.Ve nice bin âkilin ancak biri mü'min olur.Ve nice bin mü'minin ancak biri âlim olur.Ve nice bin âlimin ancak biri muhakkik olur.Ve nice bin muhakkikin ancak biri ârif-i billah olur.Ve nice bin ârifin ancak biri (âmil) olur.İmdi felekler (kâinat) in hareketinden ve unsurların imtizacından,varlık ve kâinatın zuhurundan murad ve maksud,kâmil insandır."

**"Hafıza sistemimizde son anlarda müdhiş bir şarj olur.Adeta ölüm anında hafıza bütün mazinin filmini bir anda gösterecek şekilde yüklüdür.Hayatın hesab tablosunun bu son ve yekun bilançosuna aid, şahsın ölürken bazen bu sırrı beyan edebildiği bilhassa asılmalarla yapılan tecrübelerde görülür.

     Kulaklarda aşırı bir hassasiyet teşekkül eder.Vücudumuzun en sıhhatli anlarında almaya muktedir olamadığımız bir çok ses dalgalarını ölüm anında çeşitli sesler halinde duyuyoruz.Sanki beynimizde o an gizli alemlerin işaretlerini alan yepyeni bir radyo merkezi kurulmuştur.Hatta sayısız şahsi müşahedelerimizle gördük ki,son anlarını yaşayan bir çok ağır hastalar,izah kudretinde olmayarak bizde manasız addedilecek hareketlerle bu duyulanların sırrını belirtmek için etrafına ikazlarda bulunur.

        En mühim ölüm inkilabı göz merkezlerinde husule gelir.Göz bebekleri bütün kâinatı içine alacakmış gibi büyür.(Göz bebeklerinin byümesi alelade bir adale felci veya vegelatif sinir sistemi kimyası yoluyla husule gelmiş bir hadise değildir.Narkoz halinde olduğu gibi,ölürken göz bebeklerimizde büyüme yerine küçülme olabilir.)Keza göz madde hududunun ötesini görüyormuş gibi hassaslaşır.Mutlaka müstesna şartlara ayarlanmış ve başka manzaralar temaşasına başlamıştır.Agoni halinde ölümün son basamağında bulunan hastaların bir noktaya müteveccih korkunç dalgınlıkları ve garib ihtiyaçlarını hatta hiç beklemedik manzaraları çeşitli işaretlerle izah ettiğini görmek mümkün değildir.Keza bir çok ihtizar halindeki hastalarda müşahede ettiğimiz şekilde ölen insanlar son anlarda çok eskilere aid normal şartlarda hafızada silinmesi icab eden hadiseleri müşahede ediyor ve bize de kısmen anlatıyorlar.Son cümlenin ifadesi şümulünde bazı ilim adamlarının iddia ettikleri şu hakikati de belirtmek isterim:

    İnsanların hayatda iken başkalarına karşı yaptıkları cürümleri ve bu hadiselere aid tablolar ölüm anında bir fotoğraf gibi teferruatıyle canlanıyor.Bu hususta garib tecrübeler halinde göz bebeklerinde cürmü tesbit eden fotoğraflar bile almak bir zamanlar adli tıbbı müşkül duruma düşürmüştü."(Haluk Nurbaki.İslamın Nuru)

 

    **ABDESTİN VE NAMAZIN SIRLARI

    Azerbeycanlı profesör Sultanov,Sabah gazetesine yaptığı açıklamalarda,abdestin ve namazın insan sağlığına yaptığı müsbet tesirleri de anlatmış.Şöyle diyor Sultanov:

    "Sizler abdest almayı sadece temizlik sanırsınız.Aranızda namaz kılanların abdest alırken yaptığı hareketlere bird ikkat ediniz.Kılmayanlar!Lütfen onları izleyiniz.Yıkama hareketlerinde ellerin alına,boyuna,ayaklara sürüldüğünü göreceksiniz.Boyuna sürülen ellerin tersi boyun damar ve adalelerine,ayaklar üzerinden dize doğru sürülen eller ise ayak ve bacak damar ve adalelerine mesaj yapmaktadır.Allah ve peygamberimiz bunları sadece bir ibadet töreni olarak mı istedi sanıyorsunuz?Çok yanılıyorsunuz.Bu hareketler göstermelik değil,sert ve yavaş biçimde yapıldığı takdirde günde beş defa beyne giden damarlar ve adaleler ile yaşlı insanlarda kan dolaşımının en tehlikeli bölgesi ayak damar adalelerine masaj yapmaktadır.

    "Abdestte neden soğuk su kullanılır?Çünki soğuk su sinir uçlarını harekete geçirmekte,yani uyarmaktadır.Sinir uçlarının beyne giden haberleşme sisteminin ilk ve son noktaları olduğunu düşünürseniz,söylediklerimin önemini kavrarsınız.

    "Bir de namazın hareketlerini yapın.Dizleriniz üzerine her büküldüğünüzde,kadın adalelerini sertleştiriyorsunuz.Oturup secdeye vardığınızda,bel ve sırt adalelerini hareketlendiriyorsunuz.Her selam verişinizde boyun adalelerini harekete geçirip kireçlenmeye karşı güçlendiriyorsunuz."

    Evet,bizler sadece ve sadece Allah emrettiği için abdest alıp namaz kılıyoruz;ama bu ibadetlerin sağlığımıza ne büyük faydalar sağladığı da ortada...değil mi?"

**İNANÇ ÖMRÜ UZATIYOR

    **Sabah'ın Melodi ekinden bir kaç cümle:

    "Hanımlar arası kabul günlerine katılmayıp dedikodulardan ve kağıt oyunlarından uzak duran kadınların daha uzun ömürlü olduğu ortaya çıktı.

    "Özellikle dini inançları kuvvetli olan ve ev işlerinden arta kalan zamanlarını ddinin ön gördüğü koşullarda geçiren ev kadınlarının sitrestten uzak kaldığını belirten uzmanlar,dini inançlarını üzüntü ve sitresin atılmasında büyük rolü olduğunu söylüyorlar.İnancın insana moral kazandırdığını belirterek,inancı olanlar,inancı olmayan insanlara oranla olaylar karşısında daha dirayetli ve soğukkanlı olabiliyorlar.Böylelikle güçlülükleri daha kolay aşıyor ve uzun yaşıyabiliyorlar,diyorlar.

    Buna karşılık,uzmanlara göre,gününü konken oynayarak,dedi kodu yaparak geçirenler,sürekli bir heyecan içinde olduklarından sitres içinde yaşıyorlar.Buda ömrü kısaltıyor.

    **TINA TURNER SORUYOR:"NEREDEN GELDİM,NEREYE GİDİYORUM?"

    Amerika'nın ünlü pop şarkıcısı Tına Turner,ilerlemiş yaşına rağmen sahnede yaptığı türlü çılgınlıklarla şöhret kazanmış bir kadın.Ancak geçenlerde,onun pek bilinmiyen ilginç bir  yönünü öğrendik.2-Ocak tarihli Sabah'ın Melodi ekinde çıkan bir habere göre,Tına'nın kendi kendisine en çok sorduğu soru şuymuş:"nereden geldim,nereye gidiyorum?"Bu soruya cevab bulmak için kafa yoran ve bol bol kitap okuyan Tına Turner,şöyle diyormuş:"Hayat çok kısa ve ben bu kısa zamanı mümkün olduğunca dolu yaşamak istiyorum."Tına'nın müziğe dört elle sarılmasının sebebi,buymuş.

    Yaptığı çılgın müziklerde"Ben kimim?Nereden gelip nereye gidiyorum?"sorularının cevabını nasıl bulduğu ap ayrı bir konu;ama Tına Turner gibi bir kadının bu sorularla meşgul olması gerçekten enteresan,değil mi?"(Yeni Bizim Aile.Sayı.13.)

    **Bilim adamları ufak deniz canlılarının,ölümcül hastalıkların çoğu için bir ilaç kaynağı olduğunu keşfettiler.Farmakoloji ve bioteknoloji şirketleri bu sahadaki araştırmalara milyonlar döküyorlar.

    Küçük bir deniz canlısından lösemi de dahil olmak üzere çeşitli kanser hastalıklarının azalmasını sağlayan ilaçlar elde ediliyor.Bir yengeç türünden elde edilen madde şoka sebeb olan bakterinin zehirini etkisiz hale getiriyor.

    Bir sünger türünden elde edilen ilaç ise organ nakillerinde,bünyenin organı reddetmesini önlüyor.Bir mercan türünden elde edilen madde vücutta iltihaplanmaya yol açan biyokimyasal işlemlerin çoğuna engel oluyor.

    Evet,Rabbimizin nimetleri ve şifa kaynakları çok bol.Bunlardan hangi birini inkâr edebiliriz ki?(Bizim Aile.Sayı.47)

**"Ortalama 36 günlük ömrü olan arı,bazı Prof-ların yanıldığı hesabların tatbikatını şaşmaz bir doğrulukla yapmaktadır.Termitler termitaryum denilen gökdelenlerini inanılmaz mükemmellikte inşa etmektedir.Bütün hayvanların kâinat ile olan münasebetlerindeki ahengi sağlayacak proğram en mükemmel şekilde hazırlanmıştır."

**Ortalama 50.000 bal arısının yaşadığı bir arı kovanında her an için mükemmel bir disiplin ve organizasyon mevcuttur.Peteklerin inşası,balın yapılışı,sıcaklık ve nemlilik ayarı,kirli havanın dışarı atılması,yabancı cisimlerin kovandan uzaklaştırılması,arıları ve kovandaki besin stoklarını tehlikeye düşürecek parazitlerin zararlı bakterilerin imha veya kontrol altına alınması gibi pek çok hayret verici faaliyetler büyük bir intizamla yapılmaktadır.Zaten bu intizam olmasaydı bir arada yaşamaları hiç mümkün olur muydu?"

**"Bir kovanda üç tip arı bulunmaktadır.Bunlar kraliçe arı ile erkek ve işçi arılardır.

    Kraliçe arı:Kovanda yumurta yapabilme kabiliyetine sahib tek yaratıktır."Kovanın annesi"olarak kabul edilen kraliçe arının herhangi bir sebebten ölümü arıların darmadağın olmasını netice verir.Bununla beraber kovanda hiç bir zaman iki kraliçe arıya da yer yoktur.Kovanda iki kraliçe arı olduğu zaman bunlar içlerinden birinin ölümüyle sonuçlanan bir düello yaparlar.İşçi arılar da kraliçe arıya çok saygı gösterirler.Bunlardan bir grup hiç düşünmeden seve seve kendilerini ölümün kucağına atarlar.İşçi arıların koruyuculuktan ayrı olarak kraliçe arıya karşı bir çok vazieleri vardır:

    Bunlar,kraliçe arıyı beslerler,eğlendirirler ve onun temizliğiyle uğraşırlar.

    Kraliçe arının  yumurta bırakma faaliyeti daimidir ve hiç dinlenmemektedir.Mevsimi gelince bir günde bıraktığı yumurta 3000'i bulmaktadır.Bırakılan yumurtalar kendi ağırlığının 2,5 katı kadardır.

    Kraliçe arının bıraktığı yumurtalar iki çeşit olmaktadır:Bunlardan birinci is erkek arı,ikincisi ise işçi arı yumurtasıdır.Kraliçe arı hangi yumurtalardan erkek arı,hangilerinden işçi arı çıkacağını bilmekte ve yumurtaları buna göre petek gözlerine bırakmaktadır.

    -Erkek arılar:Hergün bir işçi arının beslenmesi için lüzumlu balın bir buçuk mislini yerler.Çiçek tozunu da işçi arılardan sağlarlar.Erkek arılar,arı neslinin devamı için lüzumlu birer unsurdıurlar.

    Kraliçe arı erkek arıların içinden en güçlüsünü seçmekte,sonra diğer erkek arıların hepsi de kovandan kovulmaktadır.

    İşçi arılar:Kovandaki en kalabalık topluluğu işçi arılar meydana getirmektedirler.Hayatları boyunca daimi olarak iş görürler.Ortalama 35 günlük ömürlerinde geceleri bile dinlenmeyi düşünmezler.İşçi arıların hayatları da diğerleri gibi belirli bir proğrama göre ayarlanmıştır.Bal arılarının duyargaları yardımıyla gece karanlığında bile petekleri inşa edebilmesi ve en üstün geometrik biçimi vermesi hayret edilecek bir husustur.Frish:"Bütün bu nizam ve ahenk bize Büyük Yaratıcımızın gücünü göster miyor mu?"

**"Arının yaptığı işi yüzlerce fen adamı yapamadığı halde,odamızdan içeriye bir arının girmesi halinde ona ne hürmet gösteriyor,ne de ayağa kalkıyoruz.Bal yapmak arıyı hayvanlıktan kurtarmadığı gibi,maneviyatı unutarak sadece dünyevi bir meslekte yükselmek de bir kimsenin insaniyetini tekâmül ettirememektedir."(Mehmet Kırkıncı)

***"Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Davut Başaran, en gelişmiş bilgisayarın, saniyede 16 milyar işlem yaparken, bir arı beyninin saniyede 10 trilyon işlem yapabildiğini söyledi.

AA-Prof. Dr. Başaran, arılarla ilgili teorik araştırmalar yaptığını belirtti. Başaran, arıların, çok mükemmel işleyen bir yaşamları olduğunu anlattı. Erkek, işçi ve kraliçe arı olmak üzere 3 tip arı bulunduğunu, kraliçe arının 5 ile 7 yıl, erkek arının en fazla 1 hafta ve işçi arının, larvadan çıktığı andan itibaren 1 ile 6 ay arasında yaşadığını dile getiren Başaran, kraliçe ve işçi arının 2 kromozom, erkek arının yarım kromozomdan oluştuğunu, kraliçe ve işçi arıların 2 kromozomdan oluşmasına rağmen beslenmeden dolayı kraliçe arının ömrünün daha uzun olduğunu vurguladı.

İşçi arının dişi, ancak kısır olduğunu; kraliçe arının ise dişi, ancak kısır olmadığını ve yaşamı boyunca bir defa döllenen kraliçe arının 5 ile 7 yıl boyunca yaklaşık 400-500 bin spermi muhafaza ettiğini ifade eden Prof. Dr. Başaran, şöyle dedi:

"İşte mucize burada. Normal şartlara eksi 196 derecede spermler muhafaza ediliyor. Ama kraliçe arı, yaklaşık 7 yıl boyunca bu kadar spermi muhafaza edebiliyor. Yumurtadan, işçi arı 21 gün, kraliçe 16 ve erkek arı 24 günde ergin olarak çıkıyor."

Kovana geri dönen kraliçe arının, işçi arıların temizlediği yuvalara her gün yaklaşık 2 bin yumurta bıraktığını ve dünyanın hiç bir yerinde bu kadar yumurta meydana getiren bir sistem bulunmadığını bildiren Başaran, yumurtadan çıkan arının, jet hızıyla bal toplamaya çıktığını anlattı.

Başaran, arılar arasında mükemmel bir işbölümü bulunduğunu ve bir arının ömrü boyunca topladığı bal miktarının, bir çay kaşığının 12'de 1'i kadar olduğunu ifade etti."(Yeni Şafak.30-04-2005)

**"İpek örümceğe ev yapımında da yardım eder.Bazı örümcekler yuvalarının içini ipekle astarlarlar.Ev örümceklerinin ağı sık dokunmuş örtü biçimindedir.Bahçe örümcekleri ise usta birer sanatkâr gibi iç içe dairelerden meydana gelmiş ağlarını örerler.Bazılarının yuvası silindir biçimli dikey ve hemen hemen şişe boynu ölçüsündedir.Bazan bunun ağzının etrafına bir korkuluk duvarı ve bunun üzerine hafif bir kapak ilave edilmiştir."Morrison:"Hayvanların hayat devrelerinde takib ettikleri,hareket tarzı pek aşikâr bir surette yaratıcı ve merhametli bir Allah'ın varlığını ilan etmektedir."

**"Gübre böcekleri gübreyle beslenirler.Erkek ve dişi vazife taksimi yapar.Biri iterken diğeri çeker.Bundan sonra yerde bir delik açarak gübre topunu bu deliğin içine bırakırlar.Dişi böcek,gübreyi armut şekline sokar ve ince ucunda bir oyuk açarak yumurtalarını buraya bırakır.Yumurtadan çıkan larvalar bu gübreyle beslenirlerAyrıca gübrenin bitkileri besleyici casfı bulunduğundan,gübre gömülen topraklar,besin bakımından zengindir."

**"Sivrisinek hortumu kalınlığında bir iğne deriye saplandığı zaman hissedilmekte,fakat sivrisinek iğnesini sapladığı zaman hissedilmemekte,hissedildiği zaman da iş işten geçmiş olmaktadır.Bu konuda inceleme yapan ilim adamları enteresan şeyler tesbit ettiler.

    Sivrisinek cerrahlık yapıyordu.İğnesini saplamadan önce konduğu yeri anestezi etmekte yani uyuşturmaktaydı.İğnesini sapladıktan sonra kanın pıhtılaşmasını önlemek için bir başka sıvı bırakmaktaydı.Bu sıvı zehirli olmasına rağmen sivrisinek operasyonunu bitirdikten sonra tesirini göstermekte,kızarma ve kaşıntılara sebeb olmaktaydı.Acaba bu küçücük sineğe anestezi ilmini ve kan çıkarma sanatını kim öğretti ne nerede öğrendi?"

**Som balıkları nehirlerde çoğalır,hayatlarının büyük bir kısmını denizlerde geçirirler.Yumurtadan kesecikli yavrular çıkar.Bunlar kesecikteki yumurta sarısı kalıntılarıyla beslenir.Bir ay sonra böcek yavruları yiyecek kadar gelişirler.Yavru balıklar suyun akıntısıyla nehirden denize doğru yol alırlar. İki yıl sonra boyları 10-20 cm olmuştur.Denize vardıklarında 3 veya 7 yaşlarına gelmiş olurlar.3-4 yılda denizde beslenir ve büyürler.

    Bundan sonra som balıkları uzun bir yolculuk yaparak doğdukları nehre geri dönerler.Bu yolculukta güneş ve yıldızlardan faydalanarak usta bir kaptan gibi istikametlerini tayin ederler.Kıyıya gelip doğdukları nehrin suyunun tadını alır almaz,akıntıya karşı yüzerek nehri takib ederler.Onları,aradıkları nehirden başka bir nehre koysanız kendi yoları üzerinde bulunmadıklarını anlayacak ve kendi nehirlerine dönmek için mücadele edeceklerdir.Bu arada yolları üzerindeki engelleri ne pahasına olursa olsun aşmaya,yakalandıkları ağları paralamaya çalışırlar.Önlerine bir çağlayan çıktığında 2-3 metre yüksekliğe sıçrayabilmektedirler.İlk atlayış başarılı olmadığı takdirde bunu ikinci,üçüncü,ilh...atlayışlar takib edecektir.

    Küçük akarsuların dibindeki çakılların üzerine bırakılan yumurtalardan çıkan balık yavruları annelerini hiç görmezler.Fakat aynı faaliyetleri yıllar sonra bu balıklar da tekrarlayacaklardır.

    Şimdi biraz durup düşünelim:Som balığı binlerce mil uzaktan doğduğu nehre acaba nasıl sevk olunmaktadır?Bu sevk olunuş bir sevk ediciyi bildirmiyor mu?"

“Tefekkür:sakat olan bir fil yavrusunu annesi ve kız kardeşi terketmeyip,sabırla,sakat olup yürüyemeyen,ayağının düzelmesi için sabırla yanında kalıp,sonuçda yürüyebilmesinin gerçekleşmesine sebeb olurlar.Ve Penguenin yumurtayı ayağının ucuna alışı,buzullarda bütün penguenlerin birbirine sarılarak tam bir askeri düzen içerisinde dört ay bekledikten sonra yumurtadan çıkan yavrunun sağlıklı oluşu ki,eğer yere bırakmış olsa idi yavru donacaktı,belki tüylerinin altına alarak onu hayata kavuşturmuş oldu.Kaplumbağaların yumurtadan çıkıp,doğruca suya dalışı ve yolunu bulamayan bir yavruya simsahın ağzına alarak yol göstermesi.toprağın altındaki yumurtadan çıkan bu yüzlerce yavrunun özellikle suyu aramaları tam bir mucize eseridir.Timsahın ayrıca yavrularını ağzına alışı,yumurtadan çıkmayanların yumurtasını ağzında incitmeden kırıp hepsini suya götürerek suyun içine bırakışı,birden suyu kaplayan yavruların karayı bularak çıkışları tesadüfi olamaz.Varlıklardaki harikalardan biriside Kamuflaj sistemidir.Her canlı küçük olsun büyük olsun bulunduğu ortama mükemmel bir şekilde uymaktadır.Bitkilere,yaprağa,ağaca, kumlara,renginin birden bire girdiği yerde değişerek uyum sağlaması üstün bir tasarım sistemidir.

***Termodinamiğin veya Entropinin kanununa göre;evrende kendi haline terkedilen herşey,eskir,dağılır,çürür ve bozulur.Evrim geçirip başka bir varlığa dönüşmez.Yani düzensizlik düzensizliği doğurur.Einstain ise entropiyi,bütün bilimlerin,birinci kanunu olarak niteler.Evrim teorisi,materyalizm,kominizm gibi izm-ler,insanı bir materyal yani madde olarak görürler.Evrim daha ziyade gelişmemişigelişme sürecine giren toplumlarda kendisine müşteri bulabilir,o boşluktan yararlanarak.Gelişen toplumlar bunu aşarlar.Çünki ilimler ilerledikçe,varlıklardaki harikalıklarda daha net görülmektedir.Varlıklardaki kompleks yapı ve tasarım tam bir harika eseridir.Embriyolar farklı farklıdırlar.Maddeyi algıladığımız,kavradığımız kadar bilmekteyiz.Ya bilmediğimiz vede bilemediğimiz noktalar?Darvinin oğlu Francis Darwin şöyle der:"Babamın kafası kesinlikle bilimsel değildi ve bilgisini genel kanunlar  altında genelleştirmeyi denemedi.Ancak onun yaptığı karşısına çıkan hemen hemen herşey için bir teori üretmekti.Onun bilgisinin bana bir şey kazandırdığını düşünmüyorum."(Evrimcilerin itirafları.H.Yahya.17)Yakın zamanlarda insanın insandan olduğunun milyarlarca delili mevcutken,olmayan bir şeye saplanıp kalmak,körü körüne bir saplantıdan başka bir şey değildir.İşte ibret;Her doğan 40 insana karşılık,700 milyon karınca dünyaya gelmektedir.***Yalçın Doğan-ın darwinizmi benimseyen yanılgıları.(Bak.evrimcilere net cevab.1-H.Yahya.220)

***9-şubat.2001-de cumhuriyet gazetesindeki yazısında İlhan Selçuk -İnsan ve Hayvan-başlıklı yazısıyla insanın maymundan geldiğini,9-ocak 2000'de Yalçın Doğan milliyet gazetesinde yöneticisi de olduğu gazetedeki yazı başlığında-Milyon yıl sonra,insan bize benziyor-yazısıyla emrimi savundu,daha önceki yanlışına ne kadar da benziyor,zira önceki bir yazısında -Kur'an-da faiz yiyenlerin kurtuluşa erdiklerini yine kur'andan delil getirmeye çalışması gibi,oysa Kur'an-da faiz faiz olarak değil,riba olarak geçmektedir.Ancak kendisi araştırma zahmetinden ziyade sözlük bilgisinden öteye gidememiş,faizin sözlük anlamını vermişti.

**Tabiat alimleri Yeni gine'de 2700 metre yüksekte bir çardak kuşu yuvasına rastlamışlardır.Bu çardak,ormanın kuytu bir köşesinde,ince dalların,bir fidanın etrafına yığılmasıyla vücuda getirilmişti ve yüksekliği 120 santime yakındı.Tabiat alimleri,"Bu mimar kuş böylece tahtadan ince bir Eyfel kulesi meydana getirmişti sanki"demekten kendilerini alamamışlardı."

***Çapı bir mm. olan ipek ipliği,aynı kalınlıktaki bir çelik telden beş kat daha sağlamdır.Ve kendi uzunluğunun dört katı kadar esneyebilmektedir.İpek hafif olup,dünyanın çevresi boyunca uzatılacak bir ipek ipliğinin ağırlığı sadece 320 gram gelmektedir.

**Toprağa gömülen herhangi şeyi günler sonra tekrar bulabilmek,şayed belirli işaretler ve açık seçik bir planda yoksa muhakkak ki çok zordur.Fakat bazı hayvanlara bu noktada hayranlık uyandıracak bir kabiliyet verilmiştir.Mesela alakargalar meşe palamudunu toprağa gömmekte,kış gelince de erzak deposunun yerini şaşırmadan bulabilmektedir."

**"Amofil denilen bir böcek,yumurtlayacağı zaman bir tırtıl arar.Maksadı yumurtadan çıkacak yavrularına taze bir et bulmaktır.Bunun için Amofil,avı olan tırtılda bulunan dokuz sinir merkezini,bir anotomi frofesörü ustalığıyla bulur,o dokuz sinir merkezine bir iğne batırır.Bu iğneler tırtılı felç eder.Sonra başını çiğneyerek ezer,ama asla öldürecek tarzda değil,onu tam hareketsiz bırakacak tarzda yapar.Böylece yumurtadan çıkacak yavrulara taze,canlı,adeta konserveleşmiş bir yem hazırlar.Eğer av yanlışlıkla böyle kötürümleştirilecek yerde öldürülürse,yavrulara kokuşmuş bir gıda bırakmış olurdu.Acaba Amofil bir biyoloji aliminin bilebileceği o sinir merkezlerini nereden,hangi okuldan öğrendi_Ve usta bir operatör maharetiyle tam o merkezlere iğne yapmayı kim öğretti ona?

    Demek ki,yaban arsıı dünyaya gelmeden evvel,onun ufacık kafasına hayatı bilgileri dolduran biri vardır.O bir olan zat,kâinatı yaratan,mutlak ilim ve kudret sahibi Allah'tır."

**"Mezarcı böcekler,yumurtalarını ölmüş hayvanların üzerine bırakırlar.Bunlar,ölü hayvanın altındaki toprağı kazarlar.Ölmüş hayvanın vücudu,kazılan bu mezara düşer ve üstü toprakla örtülür.Bundan sonra,erkek ve dişi böcekler çiftleşirler.Dişi,yumurtalarını ölü hayvanın yanına bırakır.Yumurtadan çıkan larvalar,ölü hayvanın vücudunu yerler.

    Mezarcı böcekler çabuk çalışırlar,zira ağır davrandıkları takdirde,sineklerle başka temizlik memurları çok geçmeden leşten hisselerini almaya geleceklerdir.Sinekler,leşin üzeri leş böcekleri tarafından örtülmeden yetişecek olurlarsa,bunun üzerine yumurtalarını yumurtlayacaklar,yumurtadan çıkan sinek larvaları ise,leş böceği larvaları daha dünya yüzüne çıkmadan bütün yiyeceği yiyip bitireceklerdir.

    Görülmektedir ki;ölüm ve hayatın iç içe olduğu kâinat fabrikasında,insan eli karışmadığı müddetçe,her taraf tertemiz olacaktır.Çünki;bunlar temizliğin kutsallığından gelen emirleri dinlemektedirler."

**"Bazı beyaz kelebekler,yumurtalarını lahanaların üzerine bırakırlar.Ergin dişi kelebeğin lahana yememesine karşılık,yumurtadan çıkan yavrular,lahanayla beslenirler.Dişi kelebek,bitkinin lahana olduğunu bacaklarıyla anlar ve yumurtalarını yaprakların alt yüzüne bırakır.Bu şekilde yumurtalar,güneş ışıklarından korunmuş olur.Yumurtadan çıkan yavrular da annelerinden bir şey görmedikleri halde aynı şeyleri tekrarlarlar."

**Trikopter böceğinin yavruları suda yaşar.Bu yavrular,ipekten bir ağ örerek kum taneleriyle süslerler ve bunu içinde yaşarlar.Trikopter yavrularının bir çeşidi,ağını bir taşın altında ve akıntıya karşı örer.Su akımı ile sürüklenen küçük bitki parçaları ağa takılır.Ve yavru da bunları yiyerek beslenir.Elbetteki suyun içindeki aciz,zayıf yavruların rızkını ihmal etmeden gönderen,ilham ile onlara ağ örmesini öğreten,onları başıboş bırakmayan Allah yeryüzünün en mükemmel varlığı olarak yarattığı insanları da başı boş bırakmıyacaktır ve bırakmamıştır.

**"Bütün hayvanların hastalıklardan korunma ve tedavi bilgileri ile proğramlandıklarını biliyor muydunuz?"

**"Bütün hayvanların hepsi vücut bakımı ve temizlik bilgileri ile proğramlanmıştır."

"Mesela yeraltı sarayında yatıp kalkan porsuk pis hayvanlardan sayılmasına rağmen gerçekte hayvanların en temizlerinden biridir.Kürkünü daima temiz tutmakta ve sık sık değiştirdiği bir yeri yüznumara olarak kullanmaktadır.İninde de zaman zaman temizlik yapmakta ve kirlenmiş samanlarla birikmiş çöplri dışarıya taşıyarak yuvasına uzak bir yere yığmaktadır.

-Mesela;Tilki,ağzına koca bir yosun demeti almakta ve bununla suya girmektedir.Bütün vücudunu yavaş yavaş suya gömmekte,bu arada yalnız ağzı ile ağzında tuttuğu yosunlar dışarıda kalmaktadır.Postundaki bütün pireler bu durumda boğulmamak için yosun demetinin üzerine çıkmaktadırlar.İş bu dereceye gelince,Tilki pireli yosunları atmakta ve temizlenmiş vaziyette soğuk sudan çıkmaktadır.

    Filler derlerini temizlemek için çamurların içinde yuvarlanırlar.Hortumları bu arada onlara duş vazifesi görür.Bahçe hortumu gibi vücutlarının orasına burasına su fışkırtırlar.Bazan vücutları çamurla kaplanırsa da kuruyan çamur çok geçmeden dökülür ve bütün pislikleri beraberinde götürür.Arslan,kaplan ve bütün büyük yırtıcı hayvanlar ev kedileri kadar temizdirler.Kürklü küçük hayvanların çoğu,vakitlerinin büyük bir kısmını tuvaletlerine ayırırlar.Mesela sıçanlar,uyanık kaldıkları zamanın  yarısında kürklerini dişleri ve ayakları ile sistematik bir suretle temizlemekle meşgul olurlar.

    Foklarla gergedanlar kuvvetli masaj taraftarıdırlar.Bu maksadla taşlara sürtünerek vücutlarını zamanla ayna gibi cilalarlar.Samur,yaşlı ağaç gövdelerinin içinde kendine bir oyuk oymakta ve güzel kürkündeki son toz taneciği de düşünceye kadar bunun içinde yuvarlanmaktadır.

    Dişleri olan bütün hayvanlar ağızlarının bakımına önem verirler.Kurdun dişleri çirkin bir sarı renkte olabilir.Ama bu renk o dişlerin tabii rengidir.Yoksa daima temiz tutulan bu dişlerde besin artığı arasanız bulamazsınız.

    Tuvaletlerine özellikle düşkün olan kurtlar,tüylerini pirelerden ve bitkilerden temizleyen toz banyosu yaparlar.Hemen hemen bütün kuşlar suya girerek yıkanmakta ve esaret hayatında dahi bu alışkanlıklarından vazgeçmemektedirler.Ayrıca kuşların çoğunun kuyruk çevresinde küçük bir yağ guddesi vardır:Hayvan yıkanıp temizlendikten sonra,bunun sayesinde tüylerini yağlayıp yumuşatır.

    Kuşların yuvalarını temizliğine de diyecek yoktur.Yuvasını kirleten kuş yoktur denilse yeridir.Yavrularının temizlikle ilgileri olmadığı müddetçe,anne bunların pisliğini gagasıyla toplar ve yuvasından aşağıya atacak yerde biraz öteye uçtuktan sonra yere bırakır.

    Bazı balıklar,diğer balıkların ağızlarının içine kadar girmesine müsaade ederler.Mavi benekli deniz levreği,ağzı açık olarak sessizce bekler ve temizleyici Lapin balığı ağzına girerek artıkları yer,ağzını ve dişlerini temizler.Burada yardımlaşma yoluyla temizlenmede görüldüğü gibi hadsiz hayvanlarda görülen birbirinden orijinal temizlenme usulleri güneş ışığının güneşi göstermesi katiyetinde herbir anda bütün kâinatı gören ve nazarı teftişinden geçiren Allah'ı (C.C9bildirmektedir."(Zafer dergisi ilavesinden)

 ** "Sinirler vücudumuzun haberleşme telleridir.Parmağımızla dokunduğumuz tahtanın sertliğini duyan parmak ucundaki sinirler,bu sertliği beyne iletirler.Yediğimiz yemeğin tadını,yine dilimizde bulunan sinirler beyne iletirler.

    Beynimiz sinirler aracılığı ile emir verir.Böylece yürür,oturur,iş yaparız.Sinirler duyu organlarımızın(göz,kulak,burun,dil,deri) dışarıdan aldıkları haber ve uyarıları beyne iletirler.Yine beyinden aldıkları emir ve uyarıları duyu organlarına götürürler.Sinir sistemimizin iyi çalışması sağlığımız açısından çok önemlidir.Sinir sistemindeki bozukluk ve hastalıklar,çeşitli davranış bozukluklarına yol açarlar.Sinir sistemindeki bu aksam bütün vücumuzu etkileyebilir.

    Bu sebeble sinirlerimizin sağlığına da gereken özeni göstermeliyiz.Sinir merkezimizin yer aldığı başımızı bir yere çarpıp zedelenmeye dikkat etmeliyiz.Güneş altında çok kalmamalıyız.

    Yanlış yapılan bir hareket omurgamızı ve omur iliğimizi zedeleyebilir.Bu yüzden kaçarken ve oynarken dikkatli davranmalıyız."(M.Bilgi)

** KARADELİKLER BİR GÖK KAPISI MI

Sema Kapıları

Kur'an-ı Kerim'de "semanın görünmez kapıları"na dikkatimiz çekilir. Kapılar geçit yerleri olduğuna göre, "sema kapıları" ifadesini; başka uzay-zamana, farklı boyut ve kâinatlara geçit noktaları olarak anlamak mümkün müdür? Kur'an-ı Kerim'de yer alan "sema" teriminin, bugünkü mânâsı ile "uzay-zamana" karşılık geldiğini söyleyebiliriz.

Bir türlü çıkamadığımız kâinatın dışına nihayet çıkabilecek bir kapı bulduklarını düşünen astrofizikçilere göre de, karadelikler bir uzay-zaman kapısıdır. Kur'an'ın rehberliğinde kâinattaki sırlara yorum ve açıklama getiren Bediüzzaman'a göre gökteki yıldızların bir kısmı Ahiret âlemlerine bakmaktadır.

Parelel Evrenler ve Karadelikler
Uzay gerilmiş bir ağa benzetilebilir. "Çevir de gözünü semaya bak, bir çatlak, kusur görecek misin?" (Mülk-3) âyeti uzay-zaman ağının son derece sağlam örüldüğününün de işareti olsa gerek.

Ağ, üzerine konan ağır cisimlerce eğip bükülüyorsa, adına sema dediğimiz uzay-zaman ağı da içine "oturmuş" bulunan büyük kütleli gök cisimlerince öylesine eğilip bükülür. Karadelik sonsuz bir ağırlık anlamına gelmektedir. O bölgede uzay-zaman ağı eğilip bükülmekle kalmaz, âdeta yırtılıp çatlamakta, daha uygun bir tabirle delinmektedir. Delinmenin anlamı fizik kanunlarının geçerliliğinin kaybedilmesi, o yörede fizik ötesi âleme kapı açılmasıdır.

Karadeliklerin tesir sahasını bir "huni" şeklinde tasvir edebiliriz. Bu bölgenin en geniş sınırı "olay ufku"dur. Bir de çekim tesirinin olağanüstü arttığı, âdeta sonsuz hale geldiği bir bölge vardır ki, burası "huninin" inceldiği uç kısmı teşkil eder ve "tekillik" (singularite)" adını alır. Tekilliğin ötesi farklı kanunların geçerli olduğu bir bölgedir. Bir kısım bilim adamının kanaatine göre karadelikler, kendi varlığı ve öz hacmi ile kendi "dışına" taşmakta; "uzay-zamanı" da beraberinde götürerek bizim âlemimize benzemeyen "farklı" bir âleme geçiş kapısı görevi görmektedir.

Kozmoloji ile ilgili eserlerinden tanıdığımız ünlü fizikçi Paul Davies bu konuda: "Uzay, çok karmaşık bir şekilde 'zamana' bağımlıdır. Uzayın 'gerildiği ve büküldüğü' gibi, zaman da 'gerilir ve bükülür." demektedir.

Zamanın 'donarak' ebediyen durması, karadeliklerdeki tekilliğin (singularite) en belirgin özelliğidir. Zamanın durması, zamanın "sabit" kalması; fizik kanunlarının geçerliliğini kaybederek; uzayın bütün öz ve özelliğini yitirmesi ve yepyeni bir başka kâinat'ın içine girilmesi demektir. "Orası" bizim evrenimize hiç benzemeyecek, zaman, madde ve boyutlar farklı keyfiyete bürünecektir. Alıştığımız değer birimlerine sığmayacak özelliklere, fiziğin dar kalıpları ile açıklama getirmek zor görünüyor.

Kâinat dışına açılan "kapı" arayan astrofizikçiler için karadelikler umut kapısı olmuştur. Esasen paralel evrenler, "karşı" âlemlerin yani ahirete ait dünyaların varlığına işaret eden ilgi çekici bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizim dışımızdaki evrenleri tasavvur etmek kolayca mümkün olmadığından, başka kâinatlar konusuna önceleri şüphe ile bakılmıştı. Ama bazı fizikçilerin kozmik ışınlar üzerinde sürdürdükleri çalışmalar ışıktan hızlı ışınların varlığını gösterdi. Üstelik matematikî denklemler de mücerret kâinatlara işaret ediyor, mücerret uzayları kabul etmeden ve dikkate almadan yapılan hesaplamaları yanlış çıkarıyordu.

Gelişen olaylar gittikçe ışık hızından binlerce ve milyonlarca daha hızlı mücerret elemanlardan kurulu ve örülü evrenlerin varlığına destek veriyor ve konuya sıcak bakan uzmanların sayısını artırıyordu.

Gelişen bilim, madde ve uzay konusunda yepyeni kavramlar getirdi. Önceleri maddenin bu kadar kısa ömürlü olacağı kimsenin hatırına gelmemişti. Madde gibi zaman dediğimiz sürecin karadelik çekimiyle başka bir akışa girmesinin sonsuz ve farklı boyutta dünyaları gündeme getireceği tahmin edilemezdi. Eskiden değişmez ve dokunulmaz ilân edilen ve âdeta ilahlaştırılan fizikî prensiplerinin karadeliklerde alt üst olacağı tahmin edilemezdi.

Bu kâinat niçin yaratıldı ve niye yok ediliyor? Beklenen karadelik kıyametinden sonra yeni bir yaratılış var mı?

Bu konular günümüzde sadece dinî sohbetlerde yer almakla kalmıyor, en modern astronomi merkezlerinde de yer alan tartışmalar arasında bulunuyor.

Mecerra yahut, Şemsü'ş-Şumus: Karadeliklerin ötesi
Uzayın dışına çıkabilecek tüneller olarak vasıflandırılabilen karadelikler kıyametle ilgili bazı hadislerin yorumunda bizlere ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarıyla "Mecerra ve Şemsü'ş-Şumus" konusuna bazı yaklaşımlarda bulunabiliriz. Ayrıca uzay ve kozmos ile ilgili âyet ve hadislerin üzerinde de bu çerçevede bazı yorumlarda bulunmak mümkündür.

İlk hadis müellifi olarak kabul edilen San'ani'nin kayıtlarında Peygamberimiz'in (sas) şu sözlerine rastlıyoruz: "Bana günler sunuldu. Cuma gününü gördüm; onun güzelliği ve nuru hoşuma gitti. Orada siyah nokta şeklinde bir şey gördüm. "Bu nedir?" diye sordum. "Kıyamet onun içinde" kopacaktır" denildi. Hadisin diğer bir geliş şeklinde, "Cuma günü bir aynada bana gösterildi." denmektedir. (Abdürrezzak San'ani, Musannef, III/256, No. 5559, 5560).

Hadiste yer alan ve kıyametin onun içinde kopacağı belirtilen "kara nokta" ile anlatılmak istenen nedir? İslamî literatürde yer alan "Mecerra" ve "Şemsü'ş-Şumus" tabirleri ile ne anlatılmak istendiği konusunda âlimler çeşitli yorumlar yapmışlardır. Kıyamet sırasında göğün yarılacağını, kapı kapı açılacağını ifade eden âyetin (Gök yarıldığı zaman -ve hep yapageldiği gibi- Rabb'inin buyruğunu dinlediği zaman) tefsirinde Hz. Ali (ra)'nin göğün "Mecerra"dan çatlayıp yarılacağı, açıklaması hayli dikkat çekmektedir.

(Kadı Beyzavi, II/592; âyet için bkz. İnşikak. 84/1-2). Astrofizikteki gelişmeler çerçevesinde şimdi bu haberleri daha kolay kavrama imkânına sahibiz. Bilindiği gibi karadelikler için en belirgin özellik ağ şeklinde ve sağlam bir surette tesis edilen uzayın "çatlayıp delinmesidir." Mevcut bilgilerimize göre âyetlerin vurguladığı "sema yarılmasını" şehadet âlemi olarak idrak ettiğimiz fizik dünyanın, yani uzay-zamanın değişerek farklı boyutlara kapı açılması olarak yorumlayabiliriz.

Kur'an bize her zaman ipuçları vermekte ve birçok yerde de bunların "anlayan, akıl sahibi ve bilgili kimselere misâl, âyet (ipucu, delil)" olduğunu tekrarlamaktadır. Enbiya-32'de "Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yaratttık." ilâhî fermanı bu gök tavanının arkasında başka dünyaların varlığına akla kapı açmaktadır. Semanın yani uzay-zaman denen fizikî kâinatın sağlam bir yapıda olduğu yanında, "çatlaksız" olduğu da (Mülk-3) açıkça anlatılmaktadır. "Gözünü bir çevir göğe bak, bir çatlak görebilir misin?" buyurulmaktadır. Ancak kıyametle ilgili ayetlerde, semada çatlamanın vuku bulacağı sürekli vurgulanır. "Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir." (İbrahim, 14/48) âyeti de kıyamet esnasında bu "çatlaklarla" ahiret âlemlerine kapı açılacağı açıkca belirtmektedir.

Şemsü'ş-Şumus
Çok hassas ve ileri bir çekim ölçme cihazı olan Weber dedektörünü kendi galaksimiz olan Samanyolu'nun merkezine yönelttiğimizde belli şiddette bir karadeliğin bize ulaşan çekim ışımasını kaydederiz. Bu, galaksimizin tam merkezinde bir karadeliğin bulunduğuna işaret etmektedir.

Gerçekten de galaksimizin merkezinde çok şiddetli kozmik hadiseler cereyan etmektedir. Oradan alınan ışınlar merkeze yerleşmiş dev bir karadeliğin bulunduğunu göstermektedir.

Galaksimizin güneşi diyebileceğimiz bu karadeliğin tahminen üç milyon Güneş'e eşit kütlede ve birkaç ışık saniyesi (bir ışık saniyesi 300.000 km) çapında olduğu tahmin edilmektedir. Onun çekim gücünün büyüklüğünü anlamak için Güneş'in Neptün gezegenine yaptığı çekim tesirini ta on ışık yılı uzaktaki bir gök cismine uyguladığı söylenir. Karadeliklerin ağırlığını yani çekiminin şiddetini ise bir çay kaşığı kadar miktarı 40 milyar ton gelen nötron yıldızları ile kıyaslayabiliriz. Karadelikler, nötron yıldızlarından yüz binlerce defa daha ağırdır. Her karadelik gibi Samanyolu merkezindeki karadelik de durmadan yutmaya devam etmekte, gitgide büyümekte ve güçlenmektedir. Yani tesir sahası gittikçe artmaktadır. Uzun kırmızı ötesi (infrared) astronomisinin tesbitleri, her saniye Güneş Sistemi'nin 50 km hızla onun yutulma sahiline yaklaştığımıza göre, dünyanın sonu bu karadelik yoluyla mı olacak? sorusu gündeme gelmektedir.

Son yıllarda ortaya çıkan tesbitlere göre de dünyayı kendisine çekip götüren sadece galaksi merkezindeki karadelik değildir. Sürdürülen seri hesaplamalar ve hassas gözlem ve araştırmalarla, Güneş'in de kendi- ne has bir hareketi olduğu anlaşılınca, bi-lim dünyası büyük bir şok daha geçirdi. Güneş, Herkül Burcu yakınlarındaki ve ismine VEGA denen bir yıldıza doğru hareket halindedir. Güneş'in bu hareketinin, Kuzey Kutup Ekseni ile 37 derecelik bir açı yapacak şekilde gerçekleştiği ortaya çıkmış ve bu açıya bilimciler, "solar apex" adını vermişlerdir. Güneş, işte bu Vega yıldızına doğru her saniyede 20 kilometrelik bir hızla hareket halindedir.

Güneş'in bu hareketine, çekim gücü sebebiyle sisteme dahil bütün gezegenler gibi üzerinde yaşadığımız yaşlı ve yorgun Dünya da iştirak etmekte; böylece Güneş Sistemi belli bir doğrultu boyunca, hiç şaşmadan, şaşırmadan yoluna devam etmektedir.

Güneş Sistemi galaksi merkezine doğru hareket etmekle birlikte bir miktar sapma göstermektedir. Acaba Güneş'imiz galaksi merkezine doğru olan rotasındaki aykırılığın kaynağı ne olabilir? Aykırılığı telâfi etmek için bizi çeken başka bir merkez daha olmalıdır. Bu eğer beyaz cüce veya pulsar olsaydı görülürdü. Eğer bu bir kara cüce yahut nötron yıldızı olsaydı, uzun süreçler gerektirirdi. Bu çok zayıf ihtimal göz ardı edilirse, tek bir açıklama kalıyor geriye... Bu bir karadelik olmalıdır.

Bir karadelik veya mini mini bir kara nokta, her zaman her yerde birden karşımıza çıkabilir. Aniden burnumuzun dibinde veya yanı başımızda bitebilir. Karadeliklerin ışıyan yıldızları itip-kakma örneği, evrende çok yaygın olup, şimdi tahmin ettiğimizin on ile yüz katı daha çok olması beklenmektedir: Karadelik uzmanı Kipp Thorne'a göre en ihtiyatlı bir ölçümle, yalnız Samanyolu kollarında bir milyon karadelik bulunmaktadır. Kısacası evren, tasavvurumuzun çok üstünde karadelik barındırmaktadır.

Güneş'imiz diğer güneşlere göre istisna olarak tektir. Güneş'imizin bir ikizi nin olması gerektiğini gök bilimciler kabul etmişlerdir. Güneş'imizin yakınlarında bir yıldız ışıması olmadığına göre "Güneş'in eşinin" erkenden bir karadeliğe dönüştüğü üzerinde durulmaktadır. Uranüs, Neptün, Plüton gezegenlerinde de çekim dengesizliğinden söz edilmektedir.

Güneş Sistemi'mizde kaç tane gezegen olduğunu dahi doğru dürüst bilmemekteyiz. Plüton gezegeninden sonrasını göremiyoruz. Güneş Sistemi'mizde bugün bilinen dokuz gezegen vardır. Ancak bu çok eski bir bilgidir. Bazı uzmanlara göre Güneş Sistemi, on iki gezegenden ibarettir. Bunlardan birisinin parçalandığı tahmin edilmektedir. Tietz-Bode, Güneş Sistemi'nin çapını Dünya ile Güneş arasını bir birim kabul ederek 374,8 birim olarak hesaplamıştır. Plüton gezegeninden sonraki mesafeye tam üç gezegen sığmaktadır.

Meselenin başka bir boyutuna gelince, Güneş Sistemi'nde on iki gezegenden söz eden Bediüzzaman, Güneş'in manzumesiyle beraber Şemsü'ş-Şumus'a hareket ettiğini Kur'an'ın işareti olarak dile getirmektedir.

Şemsü'ş-Şumus'u çok daha büyük bir yıldız olarak kabul ettiğimizde erken ölüme mahkum olmuş ve karadeliğe dönüşmüş Güneş'in ikizi olacaktır. Büyük yıldızların yakıtlarını küçüklere nisbetle çabucak bitirdiğini bu yüzden de "ölüme" erken gittiğini burada belirtelim. Hatırlatacağımız diğer bir nokta ise, büyük yıldızların sonunun karadelik haline gelmektir.

"Veşşemsu tecri limüstekarrin leha" (Yasin 38) âyeti (Güneş de bir delildir onlara, akar gider yörüngesinde) Güneş'in manzumesiyle beraber Şemsü'ş-Şumus'a doğru hareketine işaret eder."

Diğer açıklamalara da göz atalım:
"..Ta Şemsü'ş-Şumus'un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır." (Barla Lahikası, 325):

Dünyanın ömrü ise Şemsü'ş-Şumus'un hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyam iledir. (Barla Lahikası, 326):

"Ve Şemsü'ş-Şumus'a tâbi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü, Şemsü'ş-Şumus'un işarat-ı Kur'anîyede ile her bir günü 50.000 (elli bin) sene olmasıyla..."

"Şemsü'ş-Şumus'a tâbi dünyaların bekâ âleminden olduğu ve dünyamıza baktığı..."

Bu ifadelerden çıkardığımız sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:

- Güneş sistemi topluca Şemsü'ş-Şumus'a doğru yol almaktadır.

- Şemsü'ş-Şumus ahiret ve bekâ âlemlerindendir. Yaşadığımız fizikî dünyadan farklı bir âlemdir ve önemli görevler yüklenmişlerdir.

- Şemsü'ş-Şumus'ta geçerli zaman akışında bir gün, bizim ölçülerimize göre elli bin seneye eşittir. Buralarda zaman olağanüstü genişlemiştir. Bu zaman ölçüsü başka ayetlerde meselâ meleklerin sürati için dile getirilmektedir. Bu hızın, bekâ âlemlerinin, nurun hız ve zaman akışı olduğunu düşünebiliriz.

Tarihî kayıtlarda Rabbü'ş-Şıra adlı bir güneşten söz edilir. Eğer gerçekten böyle bir güneş var idiyse, şu anda böyle bir güneşin görünmemesini, onun karadelik haline gelmesi ile açıklayabiliriz. Bilindiği gibi fezada bütün yıldızlar çift olarak bulunurlar. Güneş neden istisna olarak tek yıldız halinde bulunuyor? Eğer Güneş bir istisna olarak yaratılmamışsa onun da bir eşi olmalıdır ve Güneş'ten daha büyük bu ikiz şimdi karadelik olarak yerini almış olabilir. Uzayda birçok örneği görüldüğü gibi, daha önce karadelik haline gelen yıldız, zamanla eşini kendine doğru çeker ve sonunda onu bütünüyle yutar.

Galaksi merkezindeki karadelikten başka, 6.000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Cygnus X-1 çift yıldız sistemindeki mavi dev HDE-226868 en yakınımızdaki karadelik olup, dünyada görebildiğimiz ikizinden devamlı surette madde yutmaktadır. Bu karadeliğin ikizinin yuttuğu maddenin içeri girerken sıkışarak ısınması sonunda dışarı çıkardığı âdeta ölüm çığlığı niteliğindeki röntgen ışınları, dünyadan kolaylıkla gözlenebilmektedir.

Yakın zamanlarda ortaya çıkarılan bir diğer gerçek ise çok daha şaşırtıcıdır. 1987 yılının bir sabahında, dünyanın önde gelen yedi bilim adamı, Washington' da bir araya geldi. Tartıştıkları konu şuydu: İçinde Güneş gibi 200 milyar yıldız barındıran Samanyolu, tarifi imkânsız bir hızla uzayda nereye gidiyordu? Astrofizik alanında isim yapmış bu yedi uzman, kısa süren bir tartışmadan sonra çalışmalarını ortak bir raporla bilim dünyasına duyurmaya karar verdiler. Samanyolu yıldız adası, saniyede 700 kilometrelik bir hızla, 300 milyon ışık yılı uzaktaki Hydra-Cenaurus adı verilen bir galaksinin de ötesinde bir bölgeye doğru büyük bir hızla sürükleniyordu. Bu bölgede, on binlerce galaksiyi içine alacak büyüklükte, şimdiye kadar görülmemiş olağanüstü çekim gücüne sahip bir cisim vardı. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda bu çekim sebebinin bir karadelikten kaynaklandığı anlaşıldı. Bu karadeliğin adına Büyük Çekici mânâsında "Great Attractor" adı verildi. Samanyolu'nun bu hareketine ise Garip Özel Hareket manasında "Peculiar Motion" dendi. Takip eden birkaç sene içindeki çalışmalar en az 900 galaksinin bu Büyük Çekici'nin tesiri altına girdiği- ni ve korkunç hızlarla ona doğru sürük- lendiğini ortaya çıkardı.

Mecerra
"Gökler kapı kapı açılır, her tarafı kapı haline gelen gökten melaike orduları birden indirme yapar." (Nebe, 78/19) âyetine göre açık kapısı olmayan ve geçit vermeyen uzay-zaman dört boyutlusunun kıyamet günü açılacağı ilk etapta akla gelmektedir.

Nebe-19'da, "Gök kapı kapı açılacaktır." ayetinin kozmik izahını nasıl yapabiliriz? "Gök kapılarının" ne olduğu konusunda tefsirleri incelediğimizde birçok müfessir, açık ve yakın manalardan ziyade uzak manalara yer verir. Peygamberimize atfedilen "mecerra" ifadesi üzerinde yoğunlaştığımızda bazı ipuçlarına ulaşabiliyoruz. Tefsir yorumcularından bazılarına göre "mecerra" ile Samanyolu kastedilmektedir. Yaptığımız araştırmada, Kuran'ın ilk yorumcularından ve bizzat Peygamberimiz'den (sas) ders almış olan İbn-i Abbas'ın açıklamalarını konumuz açısından dikkat çekici buluyoruz. Peygamberimiz'in (sas) ifadelerine göre "Mecerra" sema kapısıdır ki, sema buradan yarılacaktır. Taberani'nin eserinde bulunan bir sözü ise şöyledir: "Gökte bulunan mecerra, arşın altındaki yılanın teridir (salyası)."

Peygamberimiz (sas) o gün anlaşılmasında zorluk bulunan ince ve yüksek hakikatları çoğu kere teşbih ve mecazlar yoluyla anlatmıştır. Karadelikler için yapılacak en uygun benzetmelerden birisi de "yılan" lâfzıdır. İki uzayı birbirine bir tünel-hortum şeklinde bağlama özelliği sebebiyle karadelikler için bilim dünyasında "Worm hole" yani "solucan deliği" tabiri kullanılmaktadır. Yılan bünyesine göre iri şeyleri yutabilmekte ve yutulan şeyi "dar ve uzun bir tünelden" geçirmektedir. Karadeliklerin Şehadet Alemi'ni Arş'a bağlayan tünel olduğu ihbarı da bu hadisin ifadesinden sezilebilir.

Geometrik çekim dengesinin bozulmasıyla -Genel Relativite'nin de ispatladığı üzere- göklerin uzay-zaman düzlüğü Kuran'a ait ifadeyle, dürülebilir ve bir kâğıt gibi buruşturulabilir, yıldızlar yerinden düşer. Çünkü gök cisimleri cazibe ipleri ile hassas bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Karadeliklerin müthiş çekimi bu dengeleri alt üst edebilecek kuvvettedir. Karadelikler konusunda dünyada ileri derecede uzmanlaşmış birkaç kişiden birisi olan Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı eserinde, kâinatımızda "görülen" yıldızlardan daha fazla karadeliğin mevcut olduğunu belirtir. Hatırlayalım ki, sadece bizim galaksimizde 200 milyar görünen yıldız var! Bu durum tabii ki, ilim adamlarını "Acaba kıyamete bir adımlık mesafe mi kaldı? Siyah deliklerde kaybolan madde, ısı ışık nereye gidiyor? Bunlar gerçekte yokluğa mı gidiyor?" diye de sormak mecburiyetinde bırakıyor.

Nitekim astrofizikçiler, bir türlü dışına çıkamadığımız kâinatın, belki de dışına çıkabileceğimiz bir kapı bulduk diyorlar. Meselâ Kur'an'da geçen "göğün görünmez kapıları" siyah delikler ise, o zaman ahiret âlemleri fazla uzağımızda bulunmuyor demektir.

"Karadeliğin tekilliğinden sonra ne vardır?" sorusuna, "Hiçbir şey yoktur." şeklinde verilen bir cevap herhalde hiç kimseyi tatmin etmez. İspatı şimdilik yapılamayan ancak ağırlıklı desteklemelerle ileri sürülen ve çok sayıdaki bilim adamının inandığı "Akdelikler" (White Holes) gündemin ilk maddesini oluşturuyor. Tartışmalar şu noktada odaklaşıyor. Diyorlar ki, karadeliğin tekilliği bir başka evrenin bir başka tekilliği ile dar bir tünel şeklinde, kum saati gibi birleşmiştir. Bir başka evrenin tekilliği, o evrenin akdeliğidir. Akdelikler, karadelikler gibi çevresindeki her şeyi yutmazlar. Aksine onlar, kendisine ulaşan her şeyi dışarı püskürtüp fırlatır. Karadeliğin aksine çok aydınlık olan bu bölgelerde çekme yerine itme ve kaldırma söz konusudur. Buradaki çekime gravitasyon diyorduk. "Oradaki" özellik çekiş değil itiştir (levitasyon).

Akdelikler aslında Big-Bang gibi yeniden doğuşu temsil etmektedir. Ayet-i Kerime, âlemin toplanıp dürüldükten sonra tekrar ilk haline iade edileceğini bildirmektedir. "Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kâğıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddır. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz." (El Enbiya, 104)”( Prof.Dr. Osman Çakmak/sızıntı.14-09-2003)

**"Gazetelerin birinde okuduğum bir yazı,beni son derece duygulandırdı.Bir kedi yavrularını emzirirken memesine yapışıp sütünü emen yavru fareye hiç ilişmemiş,onu dakikalarca emzirmiş...

Kedi,gözlerimin önüne geldi.Beyza,pamuk gibi göğsünü açmış,gurur,feragat ve asaletle yavrularını emzirirken,mini mini bir fare,belki daha gözleri açılmamış kedi yavrularının birbirinin üzerine tırmanırken boş bıraktıkları bir memeye yapışıyor...

O fare yavrusunu derhal parçalayıp yutmak,uzviyetine geçirip taze süt halinde yavrularına ikram etmek ne zevkli bir şey!...

Fakat hayır,o şimdi kedi değil anadır.

O pamuk gibi göğsünde gözleri yumulu yavrularına hayat sunarken,hilkatin mini mini pembe memelerine verdiği nimeti mukaddes bir alicenablıkla can düşmanından esirgemeyen,belki de onu şefkatle yalayan aziz ana!

Anladım ki analık,can verici bir rahmet halinde serpilmeye başladı mı,uzviyetin bütün kasırgaları ve tufanları siner,susar."(Prof.A.N.Tarlan)

**YUMURTA KABUĞU MİMARİSİ

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın,çatlağı olmayan bir tavuk yumurtasını,iki ucundan tutarak,baş ve işaret parmaklarınız arasında sıkıştırmak suretiyle asla kıramazsınız.

Almanya'nın Münih eyaletindeki Garshing atom reaktörü böyle "yumurta şeklinde"bir kabuk konstruksiyondur.Böylece çok az malzeme kullanarak olağanüstü sağlamlığa sahib bir eser ortaya konmuştur.

Yumurta kabuğu mimarisinden ilham alınarak yapılan Garshin'deki atom reaktörünün,mimarsız,mühendissiz olamıyacağını bilen bir insan,yumurta kabuğu projelerinin tavuklar tarafından hazırlandığını (!) kabul edemez elbette.Şayet yumurtanın sanatkârı olarak tavuğu tanırsak,insanoğlunun ilim ve tekniği tavuklarınkinin yanında çok geri sayılmalı.Çünkü ufacık bir yumurtanın kısa zamanda faal bir canlı haline gelmesi hususunu bürüyen esrarın yanında,20 asrın ilmi taş devrini yaşamaktadır.

Yumurta içindeki civcivin,kabuğun üstün mimarisinden habersiz yaşaması makul karşılanabilir,ama akıl sahibi insanların Kâinatın Mimarından habersiz yaşamaları mümkün mü?O şuur ve düşünceden uzak geçen hayata yaşamak denebilir mi?"(S.Bengisu.Zafer.Nisan.1991)

**YIL'IN KAZASI : "Fabrikadan Haberler"isimli derginin Eylül sayısında,kaza geçiren ve hastahanede yatmakta olan bir işçinin ağzından"Yılın Kazası"şu şekilde anlatılıyor:

Sayın Şefim,iş kazası tutanağına"Plânlama Hatası"diye yazmıştım.Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz.Şu anda hastanede yatmama sebeb olan olaylar,aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur:

Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım.İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı.Yaklaşık 250 kg.kadar olduğunu tahmin ettim.Bu tuğlaları aşağıya indirmem gerekiyordu.

Aşağıya indim,bir varil buldum.Ona sağlam bir ip bağladım.6.kata çıktım.İpi bir çıkrıktan geçirdim.Ucunu aşağıya saldım.Tekrar aşağıya indim.İpi çekerek varili 6.kata çıkardım.İpin ucunu aşağıya sağlam bir yere bağladım.Yukarıya çıktım.Bütün tuğlaları varile doldurdum.Aşağıya indim,bağladığım ipin ucunu çözdüm.

İpi çözmemle beraber,birden kendimi havalarda buldum.Ben yaklaşık 70 kiloyum.250 kg-lık varil süratle aşağıya düşerken beni havalara çekti.Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim.Yolun yarısında,dolu varille çarpıştık.Sağ iki kaburgam bu sırada kırıldı.Tam yukarıya çıkınca iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı.Parmaklarım bu sırada kırıldı.Yere çarpan varilin dibi çıktı.Tuğlalar etrafa saçıldı.Varil hafifledi.Ben süratle aşağıya inmeye başladım.Yolun yarısında varille çarpıştık.Sol bacağımın kaval kemiği bu sırada kırıldı.Can havliyle ipi bırakmayı akıl ettim.Başımı kaldırım yukarıya baktığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm.Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum.Bayılmışım...

Gözümü hastanede açtım..."(Zafer.Aralık.1991)

**İNSAN 60 SENELİK ÖMRÜNDE NELER YAPAR?

-19 bin litre ter ifraz eder.

-45 bin litre tükürük ifraz eder.

-45 ton ağırlığında yemek yer.(3 vagon dolusu)

-35 bin litre su içer.(Römorklu 2 tanker dolusu)

-17 yıl ayakta kalır.(Durak-ta)

-2200 beygir gücü enerji sarfeder.(Büyük bir uçak motoru kadar)

-300 bin metre yüksekliğe çıkar.(Everestin 34 misli)

-125 bin kilometre yol yürür.(Yeryüzü çevresinin 3 mislinden fazladır.)

-101 gün suda kalır.

-Günde 5 bin liradan olsa 126 milyon lira yiyecek masrafı yapar.

-24 yıl uyur.

-Tırnakları 5 metre 10 cm,Sakalı 12 m.50 cm,Saçları 11 m.50 uzar.

-Takriben 2,5 sene ibadetle meşgul olur.

-80 milyon kelime söyler.

-288 ton ağırlık kaldırır.(Bu 100 m3-lük bir granit bloğun ağırlığı kadardır.)

-Sigara kullananlar 116 bin sigara içer.(116 kg)Bu sigaralar ucuca eklenebilse 11 km-yi bulur...

Ömür sermayesi pek azdır.Lüzumlu işler pek çoktur.Bediüzzaman.(Zafer.Haziran.1992)

***'Sigarayla Savaşanlar Vakfı' Başkanı Ubeyd Korbey, Türkiye de her yıl sigaraya bağlı olarak 110 bin kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, önlem alınmadığı taktirde 20 yıl içinde bu sayının 250 bine ulaşacağını söyledi. Avrasya Vakfı'nda düzenlenen bir toplantıda sigaranın zararlarını anlatan Korbey, "Ülkemizde bir yıl içinde sigaraya harcanan para 10 katrilyon 500 trilyon liraya ulaştı" dedi. Sigara tiryakilerinin yüzde 60'ının kalp krizi ve yüzde 10'unun beyin felcinden, geri kalan kısmının da diğer hastalıklardan öldüğüne vurgu yapan Korbey şunları söyledi: "Artan sigara bağımlılığı yüzünden ülkemizde kalp krizi yaşı 20'ye indi. Her yıl bin 500 bebek, yanında sigara içildiği için hayatını kaybediyor." Yeni Şafak.9-3-2005

”Güneş’te yüzyılın en büyük patlamaları

ÇANAKKALE/ Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Rektör Yardımcısı, Astrofizik Araştırma ve Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, güneşte 20 gün içinde son 100 yılın en büyük patlamalarından birinin yaşandığını söyledi.

Güneşin, özellikle doğu ufkunda büyük bir patlamanın meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Demircan, “Meydana gelen bu patlamanın yüzü dünyaya dönük değildi. Ancak güneşin dönmesi nedeniyle 1 hafta sonra patlama dünyaya yöneldi’’ dedi.

Bu patlamalarda, tonlarca maddenin uzay boşluğuna dağıldığına işaret eden Prof. Dr. Demircan, şunları söyledi:

“Güneşte 400 bin kilometre yükseklikte meydana gelen patlamayla saniyede 700 kilometre hızla 100 bin ton madde uzay boşluğuna dağıldı. Bu maddelerden bazıları da dünyaya ulaştı. Ulaşan maddeler, atmosferi deforme ettiği gibi elektromanyetik alanlar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturdu. Özellikle telefon ve telsiz frekansları bu durumdan oldukça fazla etkilendi.’’ (a.a)”Milli Gazete.9-11-2003

    ” Bilindiği gibi beynimiz kafatasımızın içinde korunur ve kafatası ışığı içeri geçirmez. Yani kafatasımızın içi zifiri karanlıktır. Ama biz bu zifiri karanlıkta masmavi denizleri, yemyeşil ağaçları, rengarenk çiçekleri, güneşin pırıltılarını ve renklerin her tonunu görebiliriz. Bu, son derece ilginçtir ve üzerinde düşünülmesi gerekir. Çünkü eğer biz varlıkların bizim dışımızdaki hallerini görüyor olsaydık, bu dışarıdaki görüntünün ışıltısını, renklerini, pırıltısını asla göremezdik. Çünkü bu pırıltılar ve ışıklar kafatasımıza takılacak ve beynimizeki görme merkezine asla ulaşamayacaktı. Öyle ise biz bu pırıltıları, ayın ve güneşin ışığını, salonumuzdaki avizenin parlaklığını nasıl görebiliyoruz? Işığın asla ulaşamadığı beyinde ışıklı görüntüler nasıl oluşuyor?”

…… Beynimizin içinde bulunduğu kafatası, ışığı içeri geçirmez. Dolayısıyla kafatasımızın içi zifiri karanlıktır. Ama biz bu zifiri karanlıkta masmavi denizleri, yemyeşil ağaçları, rengarenk çiçekleri, güneşin pırıltılarını ve renklerin her tonunu görebiliriz.İnsanın yaşamı boyunca gördüğü her görüntü beynin arka kısmındaki görme merkezinde oluşur ve bu merkez yalnızca birkaç cm3 büyüklüğündedir. Dar bir odanın görüntüsü de, geniş bir manzaranın görüntüsü de beyindeki bu küçücük alana sığmaktadır.

“Dünyada küresel ısınma alarmı
Peru And dağlarındaki buzullar eriyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma da dünyanın bir an önce alternatif enerji kaynaklarına geçmesi gerektiğini vurguluyor.
09.07.2001     ntvmsnbc

Kayıp karbon nerede?
İnsanoğlu yılda sekiz milyar ton karbon atığını atmosfere yüklüyor. Bu miktarın yarısından azı atmosferde kalıyor. Küresel ısınma açısından can alıcı soru ise şu: Geri kalan karbon nerede?
30.01.2004     ntvmsnbc

Yeryüzü cenneti suya gömülecek
Bir cennet kısa süre içinde yok olacak. Avustralya'nın kuzeydoğusundaki Tuvalu Adaları
23.02.2004     Radikal

Dünyamız kararıyor
Artan hava kirliliği nedeniyle dünya yüzeyine ulaşabilen güneş ışınlarının yüzde yirmi oranında azaldığı belirlendi.
18.12.2003     ntvmsnbc


2004 daha sıcak olacak

Dev buzdağı sekiz parçaya bölündü
Dünyanın en büyük buzdağı ekim ayında önce ikiye bölünmüştü, şiddetli fırtına ile sekiz parçaya bölündü..
22.11.2003     Hürriyet Bilim sayı-98


Küresel ısınma, bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini yok edebilir
Uluslararası çapta yapılan bir araştırma, küresel ısınmanın, 2050’ye kadar, bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini yok edebileceğini ortaya koydu.
08.01.2004     ntvmsnbc


ABD, çevre için büyük tehdit
İngiltere'nin en üst düzey bilim danışmanı Sir David King, dünyaya yönelik en büyük tehdidin, ABD'nin iklim politikası olduğunu söyledi.
10.01.2004     Akşam-The Independent


14 yıl önceki facia hálá öldürüyor
“Exxon Valdez” tankerinden yayılan petrol bugün bile Alaska kıyılarındaki hayvanlara ve bitkilere zarar veriyor.
18.01.2004     Hürriyet Bilim sayı-111


K.Amerika ve Avrupa’yı ‘soğuk’ bir gelecek bekliyor
Bilim adamları, küresel ısınma yüzünden Atlas Okyanusu’ndaki sıcak su akıntılarının durması durumunda Avrupa’nın bir bölümü ile Kuzey Amerika’nın ciddi biçimde soğuyabileceğini bildirdi.
23.01.2004     ntvmsnbc


St.Petersburg, yok olma tehdidi altında
Rusya’nın St. Petersburg kentinin, küresel ısınmaya önlem alınmaması halinde 20-30 yıl içinde tamamen sular altında kalabileceği bildirildi.
31.01.2004     ntvmsnbc


Kıyamet 20 yıl içinde kopacak
Çevre sorunlarını umursamayan Bush'a en ciddi uyarıyı Pentagon yaptı. Bush'a sunulan gizli raporda, önümüzdeki 20 yılda küresel ısınma sonucu ortaya çıkacak .
23.02.2004     Milliyet


Bu mercanların 46 yılı kaldı
Pasifik Okyanusu'nun eşsiz mercan kayalıkları alarm veriyor.
24.02.2004     Radikal



Dünyayı en çok kirleten ABD
Birleşmiş Milletler çevre toplantısında, ozon tabakasının delinmesinin ve sera etkisinin en büyük sorumlusunun ABD olduğu açıklandı
12.09.2000     ntvmsnbc


‘Asya kahverengi bulutu’ milyonları tehdit ediyor
Bulutun, Pakistan’ın kuzeybatısı, Afganistan, Çin ve Orta Asya’nın batısındaki yağışları %40 oranında azaltabileceği, asit yağmurlarına yol açarak, ekinlerle ormanlara zarar verebileceği ve solunum yolları hastalıklarına neden olabileceği belirtiliyor.
12.08.2002     ntvmsnbc


Şili’de ozon alarmı verildi
Antarktika üzerindeki ozon deliği giderek büyüyor. Şili’nin Punta Arenas kentinde halk, gündüz saat 11:00 ile 15:00 arasında dışarıya çıkmamaları konusunda uyarıldı
10.10.2000     ntvmsnbc


BİR YADA İKİ NESİLLİK VAKTİMİZ KALDI.
Merkezi Washington’da bulunan “Worldwatch Institute” yıllık “Dünyanın Durumu” raporunu açıkladı.
10.01.2003     ntvmsnbc


İklim değişikliği geleceği tehdit ediyor
FELAKETTEN SADECE 6 DERECE UZAKTA OLABİLİRİZ
14.08.2003     ntvmsnbc


Dünya Tanrı'ya havale...
Çevre ve yoksulluk gibi küresel sorunlara yönelik Yeryüzü Zirvesi dün Johannesburg'da karamsarlık içinde başladı. AB acil eylem planı için bastırırken, ABD ayak diriyor. Yoksul ülkeler yine umutsuz
27.08.2002     Radikal


Kayıp karbon nerede?
İnsanoğlu yılda sekiz milyar ton karbon atığını atmosfere yüklüyor. Bu miktarın yarısından azı atmosferde kalıyor. Küresel ısınma açısından can alıcı soru ise şu: Geri kalan karbon nerede?
30.01.2004     ntvmsnbc


Yeryüzü cenneti suya gömülecek
Bir cennet kısa süre içinde yok olacak. Avustralya'nın kuzeydoğusundaki Tuvalu Adaları
23.02.2004     Radikal


BM: AIDS yayılıyor
Birleşmiş Milletler (BM), AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün Batı Avrupa'da yeniden yayılmaya başladığını, hastalığın Doğu Avrupa ve Orta Asya'da da büyük tırmanışa geçtiğini bildirdi.
24.02.2004     Hürriyet”

 

Evrenin en büyük elması
Harvard Üniversitesi astronomları, uzayın derinliklerinde 10 milyar kere trilyon kere trilyon (10.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000) karat ağırlığında bir elmas gezegen tespit ettiler. Tercüman.16-2-2004.

 ***”Depresyon Kadınlarda Genetikmiş.Doktorlar yüzyıllardır kadınların erkeklere oranla depresyona neden daha fazla meyilli olduğunu açıklayabilmek için sayısız argüman geliştirdiler.Kadınların sinir sistemlerinin erkeklerden çok daha hassas olmasında adet dönemlerinin,çocuk doğurmalarının,işteki veya eşteki baskının rol oynadığı düşünüldü.Araştırmacılar artık kadınların neden erkeklerden iki kat fazla depresyona girdiklerini açıklamak için daha bilimsel teoriler geliştirmeye başladılar.Kadınların toplum içindeki sosyal konumunun,cinsel tacizin ve fakirliğin önemli rol oynadığını söyleyen uzmanlar ancak asıl sebebin kadınlarda bulunan genler olduğunu söylediler.”(Yeni Şafak.18-04-2004)

 ***Bir Astroidin dünyamıza çarpması halinde 1,5 milyar insan ölecektir.Ancak o Astroidin çarpma ihtimali,bir milyon yıl içinde yüzde birdir.Yıkıma yol açacak olan Astroidlerin sayısı ise 500 ila 1000 arasındadır.Bu kadar çarpma ve yıkılma ihitmallerine rağmen kurulan düzen saat gibi işlemekte,ilahi düzen ve denge korunmaktadır.

***“Beynimizin 1 cm3’de, bir trilyon bağlantılı, 100 milyar  nöron bulunmakta ve bu nöronlar arasında her bir  saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı  gerçekleşmektedir. Tüm bunlar 1300 gramdan daha  hafif, sınırsız kompleks bir kimyasal fabrikayı  oluşturmaktadır. Bu fabrika içerisinde hücreler arası  bağlantılar ve etkileşimler ve bu etkileşimi sağlayan kimyasal maddeler hafıza sistemimizin temelini teşkil  etmektedir.”

 “Beyinle İlgili Bazı Gerçekler

* Yaklaşık 1.400 gram ağırlığındaki insan beyninin % 90’ı sudur.

* Beyin zarları arasında dolaşan koruyucu serebro-spinal sıvı günlük olarak yenilenir (400-500 ml/gün).

* Görme sinirlerimizdeki optik liflerin sayısı 1.200.000’dir.

* 100 milyar hücre arasındaki bağlantıların (sinaps) sayısı 60 trilyondur. Her hücrede bir milyara yakın protein, her proteinde ise 40.000 atom bulunmaktadır. Amino asitlerin yanlış bir dizilişi zehir tesiri yapabilmektedir

* Her gözde 130 milyon ışık alıcı hücre vardır. Buraya gelen sinyaller 5 santimetrelik görme siniriyle beyne ulaşır.

* Göz, bir anda beyne 1,5 milyon bilgi sinyali gönderir.

* Bütün hücreler gibi beyin hücreleri de atomlardan oluşmuştur. Bir hücrede 10 katrilyon atom vardır.

Kertenkele beyni 0,08 g, filinki 6 kg, timsahınki 80 g, köpeğinki 92 g, tavşanınki 10 g, deveninki 760 g, atınki 500 g, şempanzeninki 400 g, koyununki 140 g, fareninki 2 g, kutup ayısınınki 500 g, zürafanınki 680 g, kedininki 30 g, baykuşunki 3 g, balinanınki 8 kg, kaplumbağanınki 0,3 g, aslanınki 240 g, su aygırınınki 580 g, kirpininki 25 g'dır.

Bütün organlarımız gibi beynimiz de en mükemmel şekilde yaratılmış ve hizmetimize sunulmuştur. Allah abes iş yapmadığına göre her hücrenin hattâ her zerrenin kendine has vazifeleri vardır. İnsan basit ve sabit bir madde değildir.”(Başarının Sırları.)

***"Uludağ ve Erciyes gibi dağların 30x50 km'lik yani 1500 km2-lik bir bölümünde kışın her gün ortalama 1 mt.yüksekliğinde sıkışmış kar birikecek kadar kar yağışı düşer.Bunun toplamı 1,5 milyar ton su kar şeklinde dağ başında tutuluyor demektir.Bu manada herbir karlı dağ,büyük bir baraj demektir.Ağrı'sı,Palandöken'i ve Cilo'suyla daha nice barajlar demektir.

Şayet bu yağış kar şeklinde değilde yağmur olarak gönderilse idi,elbette kar gibi yavaş yavaş eriyip toprak altı hazinelerini beslemek yerine,sel olup azab olacaktı.Her musluk başına vardığımızda ve içtiğimiz her bardak suda,karla kaplı dağları,Halıkı namına hatırlayalım ve dağbaşında milyarlarca ton suyu tutan ve yavaş yavaş eritip ihtiyaç sahiblerine gönderen kudret ve merhamet sahibine binlerce şükredelim." 

***”Bir tuz tanesinin tüm atomlarını saymak istediğimizi düşünelim. Saniyede bir milyar (1.000.000.000) tane sayacak kadar eliçabuk olduğumuzu da varsayalım. Bu dikkate değer beceriye karşın, bu ufacık tuz tanesi içindeki atom sayısını tam olarak tesbit edebilmek için beşyüz yıldan fazla bir zamana ihtiyacımız olacaktır.

***"Bayezid-i Bistami hazretleri akıl hastanesinin önünden geçerken,bir tabibin havanda ilaç dövdüğünü görerek:

-Çok günahkârım,der.Benim için de ilaç hazırlarmısın?

Tabib daha cevab vermeden,konuşmaları dinleyen bir hasta,pencereden seslenir:

-Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır.Kalb havanında tevhid tokmağı ile döv.İnsaf eleğinden geçir,göz yaşı ile yoğur,aşk fırınında pişir ve sabah akşam bol bol ye.Göreceksin,hastalığından eser kalmayacak

Bistami hazretlerinin gözleri dolar ve:-Ya Rabbi,der.Şu dünya hastahanesinde ne hastalar var."

***Yusuf Aleyhisselam aç kaldığı günlerde kandisine;"Canım,Mısır hazineleri elinin altında,aç durmana sebeb nedir?"dediklerinde cevaben:"Tok olursam fukaranın halinden gafil kalabilirim diye korkuyorum.Onun için fakirlerin mübtela olduğu açlığın kendimde de her zaman mevcudiyetini arzu ediyorum ki ben ondan incinip eza gördükçe halkın ızdırab ve derdini dindirmekte acele edeyim."der.(Edebüd Din ved Dünya)

***İbn Abbas: “Hiçbir senenin yağmuru diğer senenin yağmurundan fazla değildir. Lakin Allah öz kudreti ile bir yıl bir yere çok yağdırır, diğer yıl da başka yere. Ta ki insanlar ibret alıp Allah’a şükretsinler.” Demiştir.

****”Verilen sağlam habere göre :Kerbela cinayetine katılanlardan,hemen hemen hastalığa uğramayan kimse kalmamış,coklarida delirmişti.

Yezid : İçkiye çok düşkündü ;oruç tutsa,onu içkiyle acardı.Huvvarin nahiyesinde sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üzerinden maymunun üzerine binmiş,yaban eşeği tepilip koşturulunca duşmuş,boynu kirilmiş,karni yarılmış ve olmuştur.  ”

***

  Bir esir maddesinden Big Bang teorisi sonucu oluşan alem...

  Maddenin yapı taşı olan atom, proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdek ve bu çekirdeğin etrafında durmadan dönen elektronlardan meydana gelir .

 ***”Çekirdek, atomun tam merkezinde bulunmaktadır ve atomun niteliğine göre belirli sayılarda proton ve nötrondan oluşmuştur. Çekirdeğin yarıçapı, atomun yarıçapının onbinde biri kadardır. Rakam olarak verirsek; atomun yarıçapı 10-8 (0,00000001) cm, çekirdeğin yarıçapı ise 1 0- 1 2 (0,000000000001) cm kadardır. Dolayısıyla çekirdeğin hacmi,atomun hacminin 10 milyarda biri eder.

Çekirdeğin 10-13 cm olan çapı ile, atomun 10-8 cm olan çapını kıyasladığımızda şöyle bir sonuç ortaya çıkar: Atomu bir kare şeklinde

kabul ederek bu kareyi tamamen çekirdekle doldurmak istediğimiz takdirde bu iş için 1015 (1.000.000.000.000.000) atom çekirdeği gerekecektir.

Ancak bundan daha şaşırtıcı bir durum vardır: Boyutları atomun 10 milyarda biri olmasına rağmen,çekirdeğin kütlesi atomun kütlesinin % 99.95Õini oluşturmaktadır. Peki bir şey nasıl olur da bir yandan kütlenin yaklaşık tamamını oluştururken, diğer yandan da hemen hemen hiç yer kaplamaz?”(Atomun sırları)

 ***”Temel parçacıklar arasında çok büyük bir boşluk egemendir. Eğer bir oksijen çekirdeğinin protonunu şu önümdeki masanın üstünde duran bir toplu iğnenin başı gibi düşünürsem, o zaman çevresinde dönen elektron Hollanda, Almanya ve İspanya'dan geçen bir çember çizer. (Bu satırların yazarı Fransa'da yaşamaktadır.) Onun için,bedenimi oluşturan tüm atomlar birbirlerine değecek kadar bir araya gelseydi, artık beni göremezdiniz. Zaten, artık beni çıplak gözle hiçbir zaman gözlemleyemezdiniz: Neredeyse milimetrenin birkaç bindebiri boyutunda ufacık bir toz kadar olurdum.İşte bu noktada evrende bilinen en büyük mekanla, en küçük mekan arasında bir benzerlik ortaya çıktığını farketmekteyiz. Öyle ki, gözlerimizi yıldızlara çevirirsek, orada da atomdakine benzer bir boşlukla karşılaşabiliriz.Yıldızlar arasında da, galaksiler arasında da milyarlarca kilometrelik boşluklar mevcuttur. Ama bu boşlukların her ikisinde de insan aklını zorlayan, anlama kapasitesini aşan bir düzen hakimdir.”(A.sırları)

 

*** Milyarlarca yıldan beri elektronlar atom çekirdeğinin etrafında dönüp durmaktadırlar .

***** Renkler olmasaydı nasıl bir dünyada yaşardık?

**** Su molekülü.Harika bir desen.Çoklukla olsa ve hergün içsek de...

 

***  Şemada solda tek bir su molekili, sağda ise birbirleriyle 'hidrojen

bağı oluşturmuş su molekülleri görülmektedir .

***     

Üstteki resim kötü bir koku molekülüne, soldaki ise güzel bir koku molekülüne aittir .Görüldüğü gibi güzel koku ile çirkin kokuyu birbirinden ayıran gözle görülemeyen alemdeki bu ufacık farklardır .

***Kur'andaki mucizeler;Kur'an-da,7 (seb-a semavat-gök)7 kere geçmektedir.

yevm-30,eyyam-365,yevmeyn-12 kere geçer.

-hıyanet-16,habis.16 kere

-Bitki.26,ağaç.26.

-ceza-117,afv.(iki katı) 234.

-Dünya.115,Ahiret.115.

-Şeytan.88,Melek.88.

-İman.25,Küfür.25.

-Zekat.32,Bereket.32.

-Rahmet.79,Hidayet.79.

-Ebrar.6,Füccar.3.

-Yaz-sıcak.5,Kış-soğuk.5.

-Sizi yarattı.16,Kulluk.16.

-Hamr.6,Sekr.6.

-Zenginlik.26,Fakirlik.13.

-İnsan.65,Yaratılış safhaları;toprak.17,nutfe.12,alak.6,Mudğa.3,İzam.15,Lahm.12.Toplam.65.(Kur'an Mu'cizeleri.H.Yahya.sh.71)

 

***AA - Avustralya'nın güneyindeki Melbourne kentinin bir plajını onbinlerce yengeç işgal etti.
Futbol sahası genişliğinde bir arazide üst üste yığılan yengeçlerin sayısının 50 bini aşkın olduğunu belirtti. Örümcek türü yengeçlerin bir metre yüksekliğinde bir tepe oluşturdukları kaydedildi.
İlginç olayı gözlemleyen bilim adamları Mark Norman ve Julian Finn, "Bilim-kurgu filmi gibi. Her yer yengeç dolu. Üreme döneminin bir bölümü" diye konuştular.
Bilim adamları, bu bölgede daha önce de üreme dönemlerinde bu tip bir yengeç yığılmasının gözlendiğini, ancak şimdiye dek hiç bu boyutta olmadığını belirttiler.
Avustralya'nın bu bölgesindeki örümcek türü yengeçlerin gövdeleri 20 santimetre kadar olmasına karşılık uzun bacakları 40 santimetreyi buluyor."(26-05-2005)

 

****

"İngiliz, Avustralyalı ve Amerikalı bilim adamlarından meydana gelen iki ayrı çalışma grubu, yıllar süren araştırmalarında, toplamda yaklaşık 266.000 galaksiyi 3 boyutlu olarak konumlandırıp haritalandırdılar. Galaksi dağılımı hakkında topladıkları verileri, evrenin her yerinde yayılan Kozmik Fon Radyasyonu verileriyle karşılaştıran bilim adamları, galaksilerin kökenine dair önemli bulgular elde ettiler. Çalışmaları yorumlayan araştırmacılar, galaksilerin, Big Bang’den 350.000 yıl sonra oluşan maddenin nispi olarak kümelendiği bölgelerde oluştuğunu ve yer çekimi kuvvetinin etkisiyle şekillendiği sonucuna vardılar."

****"Kalpten Ölüm %30 Oranında Azaldı", "İyileşme % 11 Hızlandı", "Kısırlık Tedavisi %25 İlerledi" , "Toplu Dua AIDS'i İyileştirdi"…

Son günlerde gazetelerde yer alan bazı haberlerdeki bu başlıklar dikkat çekici bir araştırmanın sonuçlarının özeti niteliğindedir. Dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı incelemek amacıyla yürütülen araştırmalar son derece önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Mind/Body Medicam Enstitüsü'nün kurucusu Dr. Herbert Benson tarafından 10 yıl boyunca devam eden ve 1800 kişinin katıldığı bir araştırma, bu alanda şimdiye kadarki en geçerli sonuçların elde edildiği araştırma olarak nitelendirilmektedir. ABD'de federal hükümetin 2.3 milyon dolar fon ayırdığı araştırmalarla ulaşılan sonuç, dua ve hastalıkların iyileşmesi arasında birebir bağlantı olduğudur."

***

 

İntihar eden koyunlar ABD gündeminde...

Dün Van'da 1480 tane koyun uçurumdan aşağıya yuvarlanmıştı. Haber, tüm dünya medyasının ilgisini çekti. İntihar eden koyunlar Amerika'nın gündemine oturdu

09.07.2005...

***"Los Angeles, ABD’deki Güney California Üniversitesi’nden Led Adleman, yaptığı hesaplamalara göre, sadece 1 gram DNA molekülünün, 1 trilyon CD’ye (compact disc) eş değerde bilgiyi saklayabilme kapasitesi olduğunu ifade etmiştir."

 

*** İLGİNÇ BİLGİLER

**”(Rahim,  dıştan  içe  doğru  üç  doku  ile  yapılmıştır:Parametrium,Miometrium,Endonetrium  dokuları.Bu  dokular,ışık,ısı  ve  su  geçirmez  zarlarla  sarılmıştır.Kur’an ,  ışık  geçirmez  bu  perdelere  zulmet  diyor  ve  insanın  üç  zulmet  içinde  yaratıldığını  söylüyor.Ne  yüce  söz,  ne  ebedî  mucize!)”

**"40-50 bin arının olduğu bir kovanın önünde birkaç nöbetçi arı içeriye giren yabancıları tanımakta,o 40-50 binden ayırmaktadır.Ne hikmet…(Hayatım-Hatıralarım.M.Kırkıncı.64)

**24– Bir fârisî risâleden terceme olunmuşdur: Hazret-i Süleymân “alâ nebiyyinâ aleyhissalâtü vesselâm” bir gün, deniz kenârında oturmuşlar idi. Bir karıncanın geldiğini gördü. Ağzında bir yeşil yaprak tutardı. Deniz kenârına ulaşdı. Sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geri döndü. Karıncadan sordular ki, bunun hikmeti nedir. Karınca cevâb verdi ki, bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmişdir. O taşın arasında [içinde] bir kurdcağız [böcek] halk etmişdir. Beni onun rızkına sebeb etmişdir. Ben her gün o nesneyi, ona yetecek kadar rızkı getiririm. Deniz kenârına ulaşdırırım. Allahü teâlâ hazretlerinin, kurbağa sûretinde yaratdığı bir meleği o rızkı benden alır, o kurdcağıza [böceğe] verir. O böcek, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kudreti ile, fasîh dil ile söyler ki; Sübhânallah ki, beni halk etdi, deniz ortasında ve taş arasında bana mekân verdi. Benim rızkımı unutmadı. İlâhî, ümmet-i Muhammedi ümîdsiz etme!(Menakıbı Dört Büyük Halife)

***

“Fareler Kusamaz.
-Zürafalar yüzemez.
-Yılanlar duyamaz.
-Karıncalar uyuyamaz.
-Kirpiler suda batmaz.
-Kutup ayıları solaktır.
-Sineklerin 5 tane gözü vardır.
-Zürafanın ses telleri yoktur.
-Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.
-Develerin 3 tane kaşı vardır.
-Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.
-Zürafanın dili 35 cm. kadardır.
-Istakozların kanı mavi renktedir.
-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
-Fil zıplayamayan tek memelidir.
-Sığırların 4 tane midesi vardır.
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.
-Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.
-Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
-Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.
-Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
-Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.
-2600 kadar kurbağa cinsi var.
-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.
-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.
-Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.
-Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
-Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.)
-Sadece dişi sivrisinekler ısırır.
-Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
-Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.
-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.
-Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.
-Çekirgenin kulağı dizindedir.
-Yeryüzünün en sıcak yeri Afrika'da El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)
-Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika’da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece)
-Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu.
-İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı.
-Eski Roma'da şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.
-Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısır'ın El-Ezher üniversitesidir.
-Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam'dır.
-İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irak'ta Fırat nehrinin altından geçmişdir.
-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.
-Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.
-Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.
-İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.
-İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır.
-Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çin'de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933)
-Güneş dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.
-Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.
- Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.
-Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.
-Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir.
-Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun.
-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.
-Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.
-İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.
-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.
-Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.
-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.
-Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.
-Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.
-İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmakta,en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.
-İnsanlar beyinlerinin %10’nu kullanırlar.
-Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.
-Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır.
- Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.
-Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler.”

*******

”Beyin mesajlarının hızı saatte 580 km’ye kadar çıkabilir.Bir uyarının insanın ayak ucundan başına ulaşması saniyenin yüzde birinde gerçekleşir

Her bir beyin hücresi saniyede binlerce sinyal alabilmektedir.

İnsanın beynindeki nörolojik bağlantıların sayısı dünyadaki kum taneleri kadardır.(Kesretten kinaye)Bu sayı kâinatta bulunduğu kabul edilen atom sayısından bile büyüktür aslında.Yani beyin en karmaşık nesnedir.

Sinir hücreleri beyinde ‘ağlar’oluşturarak beynin farklı bölgelerinin birbiriyle haberleşmesini sağlar.Sinir hücreleri ‘sinops’adı verilen bölgelere bıraktıkları kimyasal maddeleri alıp vererek haberleşirler.Dolayısıyla insanoğlunun yapabileceği en gelişmiş bilgisayar,muhteşem organımız beynin yanından bile geçecek kudrette değildir.”(Genç Beyin.sayı.15.sh.31)

***Sultan 2.Abdulhamid devrinde Haliç sandalcılarından Hasköylü Salih 15 defa deniz kazası geçirmişti.Bunların hepsinden ölümden kurtulmuştu.Fakat bir gün Eyüp'te kahvede su içerken boğuldu.

***Amerikan bilim adamları, beynin fonksiyonları hakkında son derece önemli bir buluşa imza attı. Harvard ve Iowa Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan bir araştırmada, beynin "ahlaki karar verme" merkezi bulundu. Burun ve alnın hemen arkasında kalan ve "ventromedial prefrontal korteks" adı verilen bölgenin ahlaki kararlarda etkili olduğunu ortaya çıkaran bilim adamları, bu bölgenin zarar görmesi halinde kişilerihn ahlaki kararlar almasının imkânsız hale geldiğini de kaydetti. Bilimadamları, beyninin bu bölümü zedelenenlerin "boşverci, beceriksiz, geveze, sosyal ilişkilerde sorunlu" kişiler haline dönüştüğünü, daha fazla şiddet hatta cinayete bile eğilimli olduğunu belirtti.

***

NORVEÇLİ bir bilim adamı, insan gözünün görebildiğinden çok daha geniş bir ışık yelpazesini görme kapasitesi bulunan böceklerin çiçekleri nasıl gördüğünü saptadı. Norveçli Bjorn Roslett, insan gözüyle görülemeyen bu renk ve desenleri ultraviyole ışıkla fotoğrafladı.
Fotoğraflarda görülen renkler temsili olsa da, insan gözüne tek renkli olarak görünen birçok çiçeğin, böcekler tarafından rengârenk ve desenli olarak görüldüğü ortaya çıktı. Desenlerin, böcekleri çiçeklerin üzerindeki polene yönlendirdiği sanılıyor.

*****************

BİR YILDA VÜCUDUMUZDA NELER OLUYUR?

 

            HAYATIMIZDA bir yılı daha geride bıraktığımızda, yaşlandığımızı pek fark etmeyiz. Ancak 365 gün içerisinde vücudumuzda çok büyük değişiklikler oluyor. bir yılda 36 milyon’a yakın beyin hücresi ölüyor, derimiz inceliyor, 100 bin’e yakın saç kılı kaybediyoruz. Bir yılda vücudumuz şöyle yaşlanıyor;

            KALP: Kalbimiz vücudumuzun her yerine, her yıl yaklaşık 2 milyon 270 bin litre kan pompalıyor. Dinlenme anında bile kalp dakikada 80 kez atıyor. Kalp vücuda 1 dakikada yaklaşık 5 litre kan pompalıyor. Bir insan 1 yıl boyunca hiçbir şey yapmadan yatsa bile, kalp 42 milyon kez atıyor. Her yıl kalp bir parça küçülüyor ve kalp damarları daralıyor. Kan basıncı 30-70 arasında yüzde 20-30 oranında artıyor.

            KAN: Vücudumuzda sürekli temizlenerek yenilenen 5 litre kan dolaşıyor. Kanın yüzde 40’ını milyonlarca alyuvarlar oluşturuyor. Kanın yüzde 5’ini de kan pulcukları teşkil eder. 25 yaşından itibaren içinde oksijen bulunan kanın miktarı azalır. Bu kanın miktarı, her yılda yüzde 5-10 oranında azalır ve bu nedenle insan her yeni yaşla beraber daha çabuk yorulur.

            KASLAR: 30-70 yaşlarındaki bir kadın, kaslarının yüzde 35’ini kaybeder. Kadının gücü 20-70 yaş arasında üçte bir oranında azalır. Buna karşılık her yıl vücuttaki yağ miktarı artar. İnsanların çoğu 30-40 yaşları arasında yaklaşık beş kilo şişmanlar. Bu yağlar genellikle kalçada birikir. 50 yaşın ortalarından itibaren İNSAN KÜÇÜLMEYE BAŞLAR.

            SİNDİRİM SİSTEMİ: Günde 2 bin kalori yakan bir kadın, yılda 730 bin kalori yakar. Bu miktar yaklaşık 1460 paket çikolata veya yaklaşık 12 bin elmanın verdiği kaloriye eşittir. Her 10 yılda bir insan vücudunun yaktığı kalori miktarı yüzde 2 oranında azalır. 70 yaşındaki bir insanın 700 kaloriye daha az ihtiyaç vardır. Vücut bir yılda yaklaşık 627 litre sıvı sindirir.

            TERLEME: Dücut her gün yaklaşık 0,57 litre su kaybeder. Bir yılda 208 adet bir litrelik kola şişesine denk gelir. Terleme ile vücut ağırlığının sadece yüzde 1-2 oranındaki su kaybı insanın kondisyonunun yüzde 5-8 oranında düşürür.

            CİLT: Derideki hücrelerin yenilenmesi her geçen yılla yavaşlar. Cilt esnekliğini kaybeder. Çabuk kurumaya başlar. Bunun sonunda 20 yaşın sonlarlında ciltteki, 50 yaşından itibaren de ağız çevresindeki ilk kırışıklıklar ortaya çıkar.

            SAÇLAR: Sağlıklı bir saç, ayda 1,27, yılda 15 cm. uzar. Yetişkinler de her gün 150-300 adet saç kılı dökülür. Bir yılda 100 bin adet dökülür. Gençlerde dökülen saçların yerine yenisi çıkar. Ancak bu sürecin hızı özellikle her yıl azalır. 30 yaşından itibaren boya pigmenti melanin miktarını azalması nedeniyle saçlar beyazlaşmaya başlar. 50 yaşındaki her iki kadından birinin saçları beyazdır.

            AYAK TIRNAKLARI: Ayak tırnaklarının uzama süresi el tırnaklarını uzama süresinin iki katıdır. Ayak tırnakları, kırılmamamsı ve kesilmemesi halinde yılda 2,5 cm uzar.

            EL TIRNAKLARI: Sağlıklı el tırnakları bir yılda 5 cm uzar. Tırnaklar da ölü hücrelerden oluşur.

            BEYİN: Her yıl, toplam 100 milyon beyin hücresinden 36 milyonu ölür. Sinir sisteminin çalışmasını sağlayan milyonlarca beyin hücresinin en aktif oldukları yaşlar yetişkinlik çağlarıdır.

            KEMİKLER: Kemikler, 35 yaşından itibaren güçlerini kaybeder. 40 yaşından itibaren her yıl kemik maddesi yüzde 1-1,5 oranında azalmaya başlar.

 

 

 

                                                                                                                        Mehmet  ÖZÇELİK

                                                                                                                            09-09-2003