RE‘SÜL  MÂL

 

            İnsan bu dünyaya büyük bir sermaye ile donatılmış olarak gelir.Kabiliyetleri onun sermayesidir.Kabiliyeti arttıkça,sermayesi de orantılı olarak artar.Kabiliyetler dumura uğrayıp,âtıl ve ölü vaziyete düştükçe,oda orantılı olarak iflasa doğru yönelir.

            Dünya,insan kabiliyetlerinin geliştirilmesi için kurulmuş bir atölyedir.Herkes kabiliyeti doğrultusunda atölyesini tesis ve temin ederek donatmış olur.

            Kabiliyetleri teşvik edip kamçılayan ihtiyaçlar ve sınırı konulmamış emel ve arzulardır.Bunlar ise hayalin gittiği yere kadar giderler.

“Acz, nidanın madenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır.

            Feya Rabbî, ya Hâlıkî, ya Mâlikî! Seni çağırmakta hüccetin hacetimdir. Sana yaptığım dualarda uddetim fâkatimdir. Vesilem fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re's-ül malım, emellerimdir. Şefiim, Habibin (Aleyhissalâtü Vesselâm) ve rahmetindir. Afveyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle yâ Allah yâ Rahman yâ Rahîm! Âmîn!”[1]

            İnsan nihayet acizlik ve fakirlikte yaratılmıştır.Ancak bu acizlik zenginliği açacak olan bir anahtar mesabesindedir.

            Er olan bir asker aciz kalmayabilir ancak bir organeral makamıyla mütenasib olarak yükseldikçe acizliği yani ihtiyacı,başka başka ellere olan ihtiyacı,dünya ile irtibata kadar bağlantıları söz konusudur.

            Karanlığın şiddeti nisbetinde aydınlığın ortaya çıkması gibi,insan da nihayet acz ve fakrını Allaha karşı hissetmesiyle nihayet zenginliğe ulaşabilmektedir.

            İnsan Allahın sonsuz sıfatlarına karşı bir ayna olup,onları tam ve mükemmel olarak yansıtmak üzere bu dünya meydanına gelmiştir.

“Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re's-ül malımız olan istidadlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelî'den risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelî'nin risalet beratı olarak bana verdiği Kur'an-ı Azîmüşşan elimdedir. Şübhen varsa al, oku!”[2]

“O muhavereler içinde birden kafile-i benî-Âdem'den Muhammed-ül Hâşimî (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), emsalleri olan ulü-l azm peygamberler gibi fenn-i hikmete karşı kalktı. Ve Kur'anın lisanıyla dedi ki:

            "Ey müstantık hikmet! Biz mevcudat kafilesi, adem karanlıklarından Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle çıktık, ziya-yı vücuda girdik, varlık nurunu bulduk. Her bir taifemiz bir vazifeye girdik. Ve biz benî-Âdem taifesi ise, bir emanet-i kübra rütbesi ve hilafet-i zemin vazifesiyle sair mevcudat kardeşlerimizin içinde imtiyazlı ve memuriyet sıfatı ile bu meşher-i kâinata gönderilmişiz. Her vakitte yola çıkmaya müheyya bir vaziyetteyiz ve haşir yolu ile saadet-i ebediyenin kazanmasının tedariki ile meşgulüz. Ve bizim re's-ül mâlimiz olan istidadlarımızın çekirdeklerini sünbüllendirmeye, iman ve Kur'anla inkişaf ettirmekle iştigal ediyoruz. İşte o kafilenin reisi ve hatibi benim. İşte elimdeki bu fermanı; manevî ve maddî hava, bir tek lisan gibi bütün kâinata o fermanın her kelimesini bir anda milyarlar yapıp işittiriyor. İşte o menşur u ferman, Ezel ve Ebed Sultanı'nın kelâmıdır. Ve emirleri ve konuşmaları olduğuna delil-i kat'î, üstünde parlayan sikke-i şahanesi ve turra-i sermediyesine bak, gör, git, söyle."[3]

            İnsanlar bu dünyaya kabiliyetleri bir çekirdek mesabesinde olarak gelirler.İslamiyet suyu,imanın ışığı onu parlatıp,ibadetle geliştirir.

            Toprağa atılan çekirdek olada bilir,ölede bilir…

            Hadisde de belirtildiği üzere;insanlar madenler gibidirler.Kömürden elmasa kadar.İşlenmeye göre değer alırlar.İşlenmişliğe göre kıymet görürler.

            Yine hadisde belirtilen,peygamberimizin müflis yani iflas etmiş kimse olarak belirttiği kişi de;bu duygularını yitirerek,ahirette bir şeyi olmayan,bir işleme,bir amele muhtaç olan kimsedir.

            Âhirette işleme ve işlenme yoktur.Orada temizlenme ve ceza vardır.

            “Cehennemin yakması;bir çok vazifesinden birisidir.Dünyanın sobası olarak yaratıldığı halde,ceza için de kullanılmaktadır.Bu ise,ademe düşmekten koruyup temizleyici bir ara noktadır.Böylece ademe gitmektense yani vücud aleminde hayatını değerlendiriyor.”

            “Sani-i hakim her şey için o şeye münasib bir nokta-i kemal ve ona layık bir mertebe-i feyzi vücud ve o şeye,o nokta-i kemale sa’yedip gitmek için bir istidad vererek ona sevk ediyor ve bütün nebatat ve hayvanatta şu kanunu rububiyet cari olmakla beraber,cemadatta dahi caridir. Ki;adi toprağa,elmas derecesine ve cevahir-i âli mertebesine bir terakkiyat veriyor.Ve şu hakikatta muazzam bir -kanun-i rububiyet-in ucu görünüyor.”

“Çok alemler insan merkezine aktıkları gibi,insan da sürekli işlemeli,işlenmeli ve değişmesiyle bir çok alemlere akmaktadır.Alemdeki tüm değişimler,birer yeni haberlerdir.Son dakika ve günlük haberler gibi…”[4]

            Cennette yaşlar sabit,her yeniyi eskiten zaman orada yoktur.Herşey sabit olduğundan değişme de yoktur.Çünki her şey demirbaştır.

            “Alemdeki her an be an değişmeler,esmanın farklı tecellileri olmakla beraber,bu değişimlerle değişenler sürekli O’ndan istesinler,sürekli O’nun şe’ni uluhiyetine ihtiyaç duysunlar,bu da Samed isminin külli tecellisine mazhariyetin bir ifadesidir.Tıpkı her an nefes alış gibi.”[5]

            Cenâb-ı Hak insana verdiği bu kabiliyet çekirdeklerini Ene’nin eline emanet ederek,onun rehberliğinde geliştirmek üzere dünyaya göndermiştir.Bu çekirdeklerin sırrı enede olduğu gibi,ene yani benlik duygusunun kendisi de bir sır ve kapalı bir kutudur.

            Ruh cesede aid bir kanundur.Ene ise onun savcısı,akıl avukatı,vekili,Allaha bakan bir ayinedir ene.

Ruh cesede,ene Allaha nazır..ene,esmanın cevelangâhı..ruh ise,cesedin muharriki..ruh emir dairesinden,küm emrinin kanun hali yansıması..külli kanun…

Ene,insanın sırrı,

Zerre,kâinatın sırrı,

Kur’an onun anahtarı,

Rasulullah onun açıcısı…

İnsan eneyi yüklenmekle büyük kârla beraber,büyük bir riski de beraberinde almış,baştan kabullenmiştir.

Ene,gerek insanda,gerek alemde,gerek esma-i ilahiyedeki yüzlerce kapının ilkidir.Onunla onlara girilir..bu açılmazsa,diğer kapılarda açılmaz,kapalı kalır.[6]

Sorumluluğun bu derece büyük ve ağırlığındandırdır ki,âyette belirtilen mahlukat bu sebebten imtina etmiş ve kaçınmıştır.

“Evet Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar ve ondan korktular da insan yüklendi onu. O gerçekten çok zalim, çok cahil bulunuyor.”[7]

 

Mehmet   ÖZÇELİK

27-12-2005

 


 

[1] Mesnevi-i Nuriye.B.Said Nursi.106.

[2] İşarat-ül İ’caz.Agy.13.

[3] Emirdağ lahikası.2/93.

[4] Zerre risalesi ve şerhi ve Tesettür şerhi.Molla Muhammed.

[5] Bak.Rahman.29,zerre risalesi ve şerhi.Agy.

[6] Bak.Ene risalesi ve şerhi.Agy.

[7] Ahzab.72.