UĞUR MUMCU DOSYASI

 


FARUK MERCAN

'Aranızdan biri hedefte'

MİT Müsteşarı Koman, kurumda öğle yemeği verdiği ve aralarında Uğur Mumcu da bulunan bir grup gazeteciyi ciddi olarak uyarmıştı.

Ankara’nın Gaziosmanpaşa semtindeki Karlı Sokak’ta bombanın patlayacağı o pazar gününe henüz zaman vardı. Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Teoman Koman, yüksek tirajlı gazetelerin Ankara’da görev yapan önemli isimlerine MİT’in Yenimahalle’deki karargahında öğle yemeği veriyordu.

MİT Müsteşarı’nın amacı kapalı kapılar ardındaki teşkilatı gazetecilere sınırlı da olsa tanıtmak, böylece zaman zaman teşkilata yöneltilen eleştirilere cevap vermekti. Kuruluşundan beri genellikle kapalı kalmayı tercih eden MİT için bu yemek aynı zamanda bir ilk uygulamaydı.

Bu yemeğin konuklarından biri de Cumhuriyet gazetesi başyazarı Uğur Mumcu’ydu. Gazeteciler, Türkiye’nin gündemi ile paralel olarak terör olayları ve siyasi nitelikli suikastler konularında MİT Müsteşarı’nın görüşlerini merak ediyordu.

Konu Bahriye Üçok’a yönelik bombalı saldırıya gelince MİT Müsteşarı Koman; “Bahriye Üçok’u ölümünden kısa bir süre önce bombalı paketlerin nasıl açılacağı konusunda eğitmiştik.” dedi. Müsteşarın bu sözleri, sonradan değişik yorumlara da konu oldu. Müsteşar Koman Türkiye’nin o günlerde yaşadığı puslu havaya işaret etti. Terör grupları ve onları taşeron olarak kullanan odakların her an yeni hedeflere yönelebileceğini anlatırken bir ara şu çarpıcı sözleri kullandı: “Terör önümüzdeki günlerde içinizden birini de hedef alabilir.”

...
Yüksekova çetesini ortaya çıkaran Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz’a göre, “Mumcu cinayeti Alaattin Çakıcı, Korkut Eken ve Ahmet Cem Ersever tarafından planlandı. Bombayı, çek senet işleriyle uğraşan eski ülkücü Şişko Tekin lakaplı Tekin Coşkuner yerleştirdi.” Tekin Coşkuner gelip Meclis Komisyonu’na ifade verdi, çıkışta da gözaltına alındı. Emekli astsubay Muharrem Tunç’a göre ise, “Mumcu, Talabani’ye verilmek üzere hazırlanan 100 bin silahın PKK’ya satılması ile ilgili dosyayı ele geçirdi. Bu dosyayı Mumcu’ya emekli albay Dursun Coşkun Kıvrak verdi. Mumcu’nun ölümünden sonra bu dosya ortadan kayboldu.” Bugüne kadar bu emekli albayın ifadesine başvurulduğuna yönelik herhangi bir bilgi basına yansımadı.

Susurluk’un itirafçıları olarak bilinen Murat Demir ve Murat İpek ise, “Mumcu, Kürdistan Demokrat Partisi, PKK ve bazı devlet görevlileri arasındaki silah ticaretini belgelemişti. Bombayı eski bir PKK’lı olan Velit Hüseyin arabaya yerleştirdi.” dediler. Velit Hüseyin, 2 Mart 1998 günü Silopi’de zehirlenerek öldürülmüş olarak bulundu.

Alaattin Çakıcı’nın, 22-23 Ocak 1993 tarihlerinde Meclis’in karşısındaki Büyük Ankara otelinde 806 numaralı odada kaldığını belgeleyen komisyon, Abdullah Çatlı’nın da Mehmet Özbay kimliğiyle 6 Haziran 1992 günü Uğur Mumcu’yu aradığını ortaya çıkardı.

Bilgi isteyen Komisyon’a MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, “Teşkilatın elinde hiçbir belge bulunmamaktadır” cevabını verirken, Ankara DGM’nin yeni Başsavcısı Cevdet Volkan, “Üzülerek söylüyorum ki Mumcu suikastinde çıkmazdayız.” dedi. Sonuçta Uğur Mumcu dosyasına yepyeni bir isim girdi. Kendisini çetelerin bombacısı olarak tanıtan Abdullah Argun Çetin hakkında Ankara DGM Savcılığı idam talebiyle dava açtı.

Ötekileri yazamadı...

Uğur Mumcu'nun son yazıları, onun son dosyasının içeriğini de yansıtıyordu. 5 Ocak 1993'te, aleyhindeki bir yazı için Özgür Gündem Gazetesi'ne cevap verdi. 7 Ocak tarihli yazısının başlığı "MOSSAD ve Barzani"ydi. Ertesi gün yine Özgür Gündem ve Yaşar Kaya'ya cevapverdi. 13 ocakta PKK-uyuşturucu bağlantısını yazdı ve şu cümleleri kullandı: "Türkleri Kürtlere, Kürtleri de Türklere karşı kışkırtıp uyuşturucu ve silah kaçakçılığından yine vurgunlar vurmaya hazırlananlar var. Bunların bir kısmı Kısmetim-1 ve Lucky-S gemileriyle yakalandı. Ötekiler kim?.." Mumcu, ötekiler kim sorusunun cevabını da mutlaka son dosyasında yazacaktı...

Son dosyası için her kaynaktan bilgi araştırıyordu. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'e de başvurmuştu: "Uğur Mumcu benim de yakın arkadaşım. Özellikle 12 Eylül'den sonra yakın münasebetlerim olan bir kişiydi. Bana söylediği birtakım şeyler var. Ben Apo ile ilgili çalışma yapıyorum, bana yardım edin diye. Ben de söylemişimdir. Mesela Apo'nun nüfus kütüğüne baktırdık.
Bunun dışında elinde birtakım belgeler ve uğraşılar vardı."(31 Ocak 1993 tarihli Nokta dergisi)

Baki Tuğ'a Apo'yu soracaktı...

Apo'nun kütüğü kadar, kimliği ve bağlantılarını da ortaya çıkarmak istiyordu. Eğer ölmeseydi 27 Ocak 1993 günü, 12 Mart 1971 döneminin askeri savcısı Baki Tuğ ile randevusu vardı. Baki Tuğ'a, "O dönemde gözaltına aldığınız Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan'ı neden serbest bıraktınız? Herhangi bir devlet biriminin tavassutu oldu mu?" Sorusunu yöneltecekti. Baki Tuğ, Öcalan'ın, "Komünizm propagandası, askeri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik, askeri kuvvetleri tahkir, suç olan fiili övmek ve suç işlemeye tahrik" suçlarından cezalandırılmasını istediği halde daha sonra fikrini değiştirip, yalnızca fakültedeki boykot eylemine katılmak suçundan cezalandırılmasını istedi. Böylece Öcalan, yalnızca üç ay hapis cezası aldı.

Apo-MİT bağlantısı!...

Mumcu, MİT'in o dönemde Sıkıyönetim Mahkemesi'ne göndermiş olabileceği, "Bizim mensubumuzdur." biçimindeki bir belgenin peşindeydi. Baki Tuğ, Mumcu'nun ölümünden bir gün sonra konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı:

"Uğur Mumcu bana son dönemde Apo ve PKK ile ilgili geniş bir araştırma yaptığını, bu araştırmanın sonucunda elindeki bulguların Apo'nun MİT'le bağlantısı olduğunu söylemiş, bu konuda benimle de görüşme talebinde bulunmuş, bilgi, belge istemişti. Mumcu ile bir hafta önce görüştük, 10 gün sonrası için (27 Ocak 1993 günü) tekrar randevulaştık. Vakit yetmedi. Kendisi bir cinayete kurban gitti ve artık bu randevu gerçekleşmeyecek... Ben, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 1971'de yargılandığı sıkıyönetim mahkemesinin savcısı idim. Benden bazı belge ve bilgileri istedi. Ben de tetkik ettikten sonra bir şeyler verebileceğimi söyledim. Ben bunları araştırırken maalesef bu felaket oldu. Benden Apo'nun MİT ile irtibatını sormuştu. 12 Mart yargılamaları sırasında elimden böyle bir bilgi geçip geçmediğini sordu. Ben elimde böyle bir şey olmadığını, ancak araştırdıktan sonra kendisine net bir şey diyebileceğimi söyledim. Tam sonuca gitmiş olsaydı makalesini yazacaktı. Mumcu'ya verdiğim söz doğrultusunda araştırmamı sürdüreceğim. Elde edeceğim bulguları açıklamakta yarar görürsem açıklayacağım... Mumcu son altı ay içinde PKK konusunu enine boyuna araştırmıştı." (26 Ocak 1993 tarihli Milliyet Gazetesi).


Bu kapsamlı araştırması için, yakın gazeteci arkadaşı Emin Çölaşan'dan da yardım istemişti. Çölaşan'dan İsmet Paşa dönemine ait bir Kürt raporu alan Mumcu, "Bu çalışmada çok yoruldum, ama dört dörtlük bir çalışma ortaya çıkarıyorum." demekteydi.
(Uğur Mumcu'nun son on günü, Celalettin Çetin, 9-12 Şubat 1993 tarihli Hürriyet gazeteleri).

Son bir ayındaki şifreler

Uğur Mumcu ve bağlantılı olarak Bahriye Üçok, Muammer Aksoy olayları hakkında en çok yazı yazan kalemlerin başında gelen Taha Kıvanç, yazılarında Uğur Mumcu suikasti hakkındaki öngörülerini şöyle anlattı: "Uğur'un ölümünden önceki son bir ayda kimlerle görüştüğünü, kimlere ne anlattığını tespit etmeye çalışsınlar; o tespitleri ile aynı dönemde yazdıklarını karşılaştırsınlar... Bu yolla, bugünlerde oldukça güncel bir konuya ilk ışık tutanın o olduğunu, önemli bulgularını kitaplaştırmaya hazırlandığını, bunu fikirdaş gördüğü bir gruba açtığını öğrenebilirler. Uğur Mumcu'nun sonunu, yanlış birinin de bulunduğu bir mecliste, gereksiz yere boşboğazlık etmesi getirmiş olabilir diye düşünüyorum." (Dördüncü Kuvvet Medya'nın web saygası, Kulis, Bir suikastın anatomisi, 3 Ocak 1999)

"Susurluk'tan hareketle biliyoruz ki, devlet içinde yuvalanmış çetelerle ilgili irtibatları keşfetmek için üç mahal çok önemli: Biri doğal olarak Ankara; diğeri çete mensuplarının kendi evleri gibi gidip geldikleri, üs olarak kullandıkları Almanya, sonuncusu da Papa-Ağca-mafya ilişkisi ve P-2 irtibatı sebebiyle İtalya. Uğur Mumcu Ankara'da yaşayan bir gazeteciydi; Papa- Ağca-mafya ilişkisinin izini İtalya'da sürmüştü ve son olarak Almanya'da araştırma yapmıştı. Bu sebeple, büyük ihtimalle Almanya'da rastladığı parmak izlerini sürerek İtalya'ya ulaşmış ve o sıralarda tam gaz ifşaatlara konu olan 'P-2' locasının bizdeki benzerinin varlığını kestirmişti. Bazılarının, neredeyse her gün temas halinde bulunduğu tipler olduğunu öğrenmesi onu çok şaşırtmış olmalı. Acaba, locanın kırmızı pasaportlu 'Üstad-ı Muhterem'inin kimliğini de keşfetmiş miydi?" (17 Ocak 1997, Kulis, Zaman)

"Uğur Mumcu'nun gazetecilik sezgileri, Avrupa'daki araştırmaları sırasında, onu Rabıta'dan çok daha önemli bir iz peşinde olduğuna ikna etti... Benim kanaatim, Uğur Mumcu'nun, Almanya'da Rabıta peşinde dolaşırken Susurluk'ta ortaya çıkan çarpık ilişkileri keşfettiğidir. Uyuşturucu, siyasi cinayet, kitle eylemleri, kara para aklanmasi gibi konularla çeteler arasındaki irtibatı, muhtemelen, herkesten önce Uğur Mumcu kurdu. Kurdu ve sonradan o tespitini ispatlayacak dosyaların peşine düşünce, kendisini aileden sayan, dost kabul eden, her istediğinde devlet arşivini önüne açanların bile koruyup kollayamayacağı bir mayınlı tarlaya girmiş oldu. Benim hükmüm şu: Meraklı gazeteci Uğur Mumcu'yu, o meraktan hiç hoşlanmayan birileri, vurucu güç olarak kullandıkları bir çeteye öldürttü." (1 Ocak 1997, Kulis, Zaman)

"Uğur Mumcu, P-2 mason locası ve İtalyan gladyosu gibi konulara ilk dikkat çeken gazetecilerdendi. Almanya'da peşine düştüğü aslında, 'Rabıta' bağlantısı değildi; kolunu Avrupa'daki Türk varlığına uzatmış o gizli odaktı. Ancak, sonradan edinilen bilgilere bakılırsa, buldukları onun da gözünü yıldırmış ve kendisine anlatılanları 'epey değiştirerek' Rabıta bağına indirgemişti... Ne de olsa devlet ile mesafesiz, Doğan Güreş'in, 'İyi görüşürdük', Nusret Demiral'in, 'Aile dostuydum' dediği bir gazeteciydi Uğur Mumcu... Öldürülmeden az önce PKK ile istihbarat örgütleri, Kürtler ve İsrail ilişkileri üzerinde kalem oynatmaya başlamıştı..." (24 Ocak 1996, Kulis, Zaman)

"Uğur Mumcu'nun öldürülmeden önceki günleri olağanüstü yoğun geçmişti. Yalnızca gazetedeki sütununu boş bırakmakmamakla kalmıyor, haftada birkaç kez panellere katılıyor, TRT'de Nurzen Amuran'ın Ayda Bir programında sözcü rolünü üstleniyor. Ateş Hattı, Yüksek Gerilim gibi programlarda sert görüşleriyle dikkat çekiyor, biz dahil birçok kişiyle kalem münakaşalarına giriyordu. C-4 plastik bombası otomobilini havaya uçurduğunda 500 bin kişiyi sokağa dökecek bir birikim sağlanmıştı bile...

Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu'yu ortadan kaldıranlar bu işin ilk provasını 1990 Ocak ayında Muammer Aksoy ile yapmışlardı. Kesin olarak bildiğim bir şey var. Bu üç siyasi cinayet, amaç bakımından da, işleniş bakımından da birbirine çok benziyor. Birini yapan diğer ikisini de yapmıştır. Adettir, devrimler kendi çocuklarını yer. Ülkedeki kopkoyu bir baskı rejimini yıllarca uygulayanlar, özgürlüklerin kapısını yıllarca aralamak istemeyenler, bu davranışlarıyla Türkiye'yi bölünmenin eşiğine kadar getirenler, gizli ve karanlık iktidarlarının bir süre daha devam etmesi için kendi adamlarını kurban vermekten çekinmediler.
Prof. Aksoy, Doç. Üçok ve Mumcu cinayetleri o karanlık güçlerin eseridir."