YAKUB KADRİ'DE ÖLÜM HAKİKATI

Arasıra,âhiretten haber gelseydi ölüm bu kadar müdhiş olmayacaktı.Giden gidiyor,hiç dönmüyor ve gittiği yerden hiç ses çıkmıyor.Dönmesin,kalsın.Fakat bu ağır,bu kesif,bu korkunç sükut neden?

            Gidenler arkalarından bu kadar ağladığımızı,haykırdığımızı,kalbimizde açtıkları derin boşluğu bilmiyorlar mı?Gözleri kapanmadan önce başı ucunda hıçkırdıklarımız,vücudları soğumadan evvel ellerini sıktıklarımız ve çeneleri sarkmadan evvel yüzünden öptüklerimiz var;bizi hepside mi unuttu?Orada dost dostu,kardeş kardeşi düşünemiyorsa kabilmi ki analar yavrularını,sevdalılar sevgilerini hatırlamasın!Halbuki o kadar analar gitti,o kadar sevdalılar gitti ve hiç birinden haber gelmedi.Aziz dost,bunda muhakkak dehşetli bir sır var...

            İşte bu dehşeti sır önündedir ki bütün varlığımız titriyor.

            Daha bir yıl evvel,daha bir gün evvel yanıbaşımızda kımıldıyordubakıyordu,konuşuyordu,ağlıyordu,gülüyor ve düşünüyordu,birdenbire yok oldu;tamamıyla bir daha dönmemek üzere yok oldu.Buna nasıl ihtimal verilebilir?Bu nasıl akla sığar?Ölenlerin erişilmez,uzak ve müphem bir diyarda hala yaşadıklarını tasavvur etmek ize daha munis,daha insani geliyor.Ne kefen,ne tabut,ne o muzlim çukur,ne kokan ve çürüyen et,ne çözülüp dökülen kemikler,ne kaditlerin bakışı ve gülüşü,uhrevi mıntıkaların eşiğinde gözlerimizle gördüğümüz,ellerimizle dokunduğumuz bütün bu adem tecellileri bizden o tatlı zehabı silemiyor.

            Her yaşın ilk günlerinde içim intizarla doludur.Mevtanın mutlaka döneceğini zannederim;günlerce kapılarda,pencerelerde beklerim ve sabrım tükenmeye başlayınca gidip taze mezarı açmak ve taze ölüyü çıkarmak ve elimden tutarak yavaş yavaş evine getirmek isterim.Neden sonra ölüm mefhumu ta içimden bir uzvun kırılışı gibi,bende takarrur eder de aczimden ağlamaya başlarım.Yıllardan beri kendileri için bir tel göz yaşı dökmediğim aziz ölüler var.Zira,onları hâla bekliyorum.Bir tanesinin yanından daha dün ayrılmış gibiyim.Alnı bir küçük mermer parçasına,elleri fil dişinden oyulmuş,narin ve nadir bedialara benziyordu.İncelmiş şekillerle uzanan cesedinde en sağlam maddelerin mütehakkim tavrı vardı ve ağzı gülüyordu.O zamandanberi ölümü,başka türlü,daha uzun ve daha metin bir varlığın başlangıcı sayarım.

            Kimbilir,belki de öyledir.Aksini zannetmek,Halıka karşı bir küfür sayılmaz mı?Halık –haşa-deli bir sanatkâr mıdır ki,yıllarca çalışarak yaptığı eserleri bir anda mahvetsin?

            Aziz dost,diyelim ki,yarım saat kalmış,bozulmuş,çirkin ve adi eserler ne ise...Fakat ruha ibadeti,gönüle cuşişi öğreten vücutlar da çürüyor,içlerinde ezeli şuleden bir şey parlayan gözler de sönüyor.Her gülüşü yeni bir alemin doğuşu kadar mucizeli ağızlar da kuruyor!Bin çeşit hayata mahzar nebiler;mermere can vermiş,söze ebediyetten râşeler koymuş dünya içinde başka bir dünya yaratmış sanatkârlar;ateşi,suyu,bahtı,fırtınayı kendine râm etmiş kahramanlar da herhangi bir fâni gibi fenâ buluyor.

            Aspasya,Cleopatra,Lükreçya,İzabella v.b neden öldü?Ulvi”Sokrat”,”Eflatun”,”Senek”neden öldü.Virjil,Horatyüs,Dante ve hilkatten daha kuvvetli Mikel Anjello neden öldü?Makedonyalı kara saçlı genç Serdar,çelik bilekli Romalı Sezar,tek gözlü mehip Anibal ve Bisanz fatihi II:Mehmet ve Mısır fatihi Selim,birer dar çukura nasıl sığdılar?

            Ey dost,bununla beraber,adlarını saydığım bütün büyük ölülerdir ki,çok zaman kalbimden ölüm korkusunu sıyırıyor.Onların gittiği yere gitmekten niçin korkayım?Orası niçin buradan daha kasvetli,daha elim ve daha korkunç olsun?Bahusus ki,hayata bir kıymet verenlerin hepsi de hayattan el çekti.

            Evet,kişi âhirette sevdikleriyle beraberdir.”(Okun Ucundan)