TÜM YOUBE VİDEOLARI TEK BİR LİNKTE

MEHMET ÖZÇELİK- Tüm Eserleri

KUR’AN DENİZİNDEN DAMLALAR-TEFEKKÜR DÜNYASI-SESLİ ESERLER

KURAN DENİZİNDEN DAMLALAR-624 video

TEFEKKÜR –484 video

TEFEKKÜR-TEFSİR-KURAN-ALLAH-AHİRET-MUHTELİF KONULAR

NURLU HAKİKATLAR- 424 video

No ResponsesMayıs 23rd, 2020

YOTUBEDEKİ KONULARINA GÖRE VİDEOLARIM-2-

TESBİTLER

KUR’AN-I KERİM VE TEFSİR

TEFSİR DERSLERİ

TEFEKKÜR DÜNYASI

SESLİ MUHTELİF ESERLER

KUR’AN-I KERİM VE TEFSİR- ARAPÇA CELALEYN ÜZERİNE

HAYATA DAİR-TEFEKKÜR DÜNYAMIZDAN

No ResponsesMayıs 20th, 2020

YOTUBEDEKİ KONULARINA GÖRE VİDEOLARIM

YOTUBEDEKİ KONULARINA GÖRE VİDEOLARIM

KURAN DENİZİNDEN DAMLALAR

TEFEKKÜR DÜNYASI

SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ RİSALE-İ NURLAR VE BEDİÜZZAMAN

SESLİ İBRETLİ- DÜŞÜNDÜREN ESERLER

ARAPÇA CELALEYN TEFSİRİ

SESLİ ÇANTAY MEALİ

No ResponsesMayıs 19th, 2020

TELEGRAM ARŞİVİ

ARŞİV-SESLİ ESERLER-MAKALELER
https://t.me/Tesbitler

https://t.me/tesbitler02

No ResponsesMart 4th, 2020

SESLİ ESERLER BİR ARADA

https://mega.nz/#F!FGwABAia!M1K41aeWjgsfr-hwl-99_Q

No ResponsesŞubat 25th, 2020

SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY

SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY-OKUYAN MEHMET ÖZÇELİK- www.tesbitler.com   www.mehmetözçelik.com

https://mega.nz/#F!5XhRUb6C!trBVtt-mN2PI3vOrmVATzg

ÜÇ PARÇA HALİNDE:

https://mega.nz/#F!YfBD1YYD!ev42J1uWBBw0sFyMOeo4UA

EKOLU HALİYLE:

https://mega.nz/#F!wGxUQQBR!A6NUDeidu6VdLyWgRlaGPw

https://mega.nz/#F!8TgUEKSb!pVk4PWV-WDHR6jZh9apHAg

EKOLU TEK PARÇA-SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY:

https://mega.nz/#F!dDZ0RQ7J!n2nGPPmmKvxkLZSjxX_vlw

No ResponsesŞubat 22nd, 2020

SESLİ RİSALE-İ NURLAR

İsarat-ül İ’caz-KÜÇÜK RİSALELER-10 ADET-LEM’ALAR-MEKTUBAT-Mesnevi-i Nuriye-5 ESER BİR ARADA

https://mega.nz/#F!OqIBmQSQ!3BlOj69t9crBIzCrlmrOVA

İsarat-ül İ’caz-KÜÇÜK RİSALELER-10 ADET-LEM’ALAR-MEKTUBAT-Mesnevi-i Nuriye-5 ESER-KÜÇÜK HALİYLE-AMR

https://mega.nz/#F!WnBBFIIL!jkC0OKEjGUAn-cVAlbS4Fw

SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-TEK PARÇA-KÜÇÜK HALİ-AMR

https://mega.nz/#F!anY12CiC!mgs4zlTkNca6W_EGPuSNJw

SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-TEK PARÇA-KÜÇÜK HALİ-AMR

https://mega.nz/#F!anY12CiC!mgs4zlTkNca6W_EGPuSNJw

No ResponsesOcak 5th, 2020

MASAÜSTÜ RADYO PLAYER-İNDİR-BİLGİSAYARINDA DİNLE

No ResponsesKasım 12th, 2019

TEFSİR VE SOHBET VİDEOLARI

No ResponsesEkim 2nd, 2019

DEV ARŞİV-1-

No ResponsesAğustos 11th, 2019

TEFSİR KİTAPLARI VE DERSLERİ-İNDİR-25 GB.

https://mega.nz/#F!G2hR2QrK!3c4s7s_RJpG0VNfVKwoCQg

ARAPÇA-TÜRKÇE SÖZLÜKLER-6.14.GB

https://mega.nz/#F!XjJmGQjY!IlUyBonWalC4KoFTbgyNRQ

No ResponsesAğustos 9th, 2019

PLAY STORE- DAKİ UYGULAMAM

https://goo.gl/tbJDWm

No ResponsesAğustos 5th, 2019

TesbitlerTv.

https://tesbitler.fm.tv.tr/

www.mehmetözçelik.com

No ResponsesTemmuz 30th, 2019

TÜM UYGULAMALARIM

TÜM UYGULAMALARIM

Play store uygulaması- NURLU HAKİKATLAR

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.Tenvir&hl=tr

No ResponsesTemmuz 28th, 2019

MİLLETE DARBE

MİLLETE DARBE

27 Mayıs 1960 darbesi millete karşı yapılmış köksüzlerin yaptığı ve hala sancısı devam eden bir darbedir.

Sancısı hala sürmektedir.

O dönemin şahitleri ve belgeleri gittikçe gün yüzüne çıkmaktadır.

Asırlar boyu silinmeyecek kirli bir lekeye sahiptir.

-Bundan 60 yıl önce bu milletin kanını taşımayanların ve temsil etmeyenlerin emri ve uygulamasıyla kanlı bir darbe gerçekleşti.

Aynı kanı taşıyanlar ve aynı heves içerisinde olanlar bugünde mevcuttur.

Darbeci ve heveslilerine binlerce nefrin.

Menderes’e bugün ve de 15 temmuzda yapıldığı ve yapılacağı gibi yalan isnatlar ve iftiralarla saldırıldı.[1]

-İnönü’den 27 Mayıs darbecilerine: Sizin emrinizdeyim.

Gürsel: Emirleriniz bizim için daima peygamber buyruğudur paşam.

İnönü: Büyük bir iş başardınız. Asıl başarınız için ben sizin emrinizdeyim. Zihniyet hala aynı, hiç değişmedi.[2]

İlber Ortaylı 27 Mayıs 2020 tarihi Habertürk televizyonunda saat 3’e çeyrek kala yapmış olduğu beyanatında bir tarihçiye yakışmayan şu ifadede bulunmuştur;

27 Mayıs 60 darbesinde İnönü’nün müdahil olmadığı, rolü olmadığını ifade ederek adeta onun basiretli davranıp daha büyük tehlikeyi engellediğini söyleyerek temize çıkarmaktadır. Kendi tarihçiliğinin taraflı olduğunu göstermekle kalmamış, isabetli bakış sergilememiştir.

Bununla da kalmayıp bunun üzerine gidilmemeli çok büyütülmeli demek sureti adeta bunu basite aldığını da bir yandan ifade etmektedir.

Oysa böyle ciddi bir meselede ve milletin 60 yılına mal olan kayıplı yılların müsebbibi olan İnönü’yü devre dışı bırakmak ve bu meseleyi gerçek yönüyle ortaya koymamak elbette ki tarihçi açısından noksanlık ve eksikliktir.

-27 Mayıs darbesinin tek bir ana sebebi ise: Menderes Temmuz’da Moskova’ya gidecekti.[3]

Menderes Rusya’ya gidecekti, darbe yapıldı.

Demirel bağlantı kurdu, darbeye maruz kaldı.

Erdoğan Rusya’ya yanaştı, hain darbe girişimi oldu.

Bugün de yarın da merhum Menderes gibiler rahmet ve hayırla yad edilirken, tüm darbeciler lanetle anılmaktadır.

-27 Mayıs’a Çankaya Köşkü’nde şahit olan koruma polisi[4] ve şahitleri yaşanan 27 Mayıs’ın kötü imajlarını ve karanlık süreci anlattılar.[5]

-Darbenin kansız olacağı söylenmişti, kansızlar tarafından…

“Sezai Feray, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakın bir grubun Şişli’de bir evde toplandığını ve toplantıya katılan “Münir Bey” adındaki eski bir CHP milletvekilinin “ Mayıs’ta mutlaka iktidara geleceklerini söylediğini” yazıyor. Sonra, bu milletvekilinin “Kan dökülmeyeceği, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes de dahil olmak üzere sadece beş kişinin öldürüleceği” şeklinde tüyler ürperten sözlerini naklediyor ve elde ettiği bu istihbaratı yetkililere ulaştırma imkânı bulamadığı için Kemal Aygün’ün yardımını istiyor.”[6]

O kavga hala devam etmektedir.

Darbe heveslileri darbe söylentilerini dile getirmektedirler.

Hala bu tehlike geçmiş değildir.

Ancak millet ve ordu dizgini eline almıştır.

Kirli oyunlar ve kirlenmiş ortaklar ortaya çıkıyor.

-Eski CHP’li isimden çarpıcı ifadeler: Kılıçdaroğlu FETÖ ve ABD operasyonuyla başa geldi.

CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, “Darbe ve İşgal” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Çok çarpıcı ifadeler kullanan Yılmaz Ateş, kaset kumpasıyla genel başkanlık koltuğuna oturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Fethullahçı Terör Örgütü’ne yakınlığını gözler önüne serdi. Kılıçdaroğlu’nun seçilme sürecinde kapalı kapılar ardında yaşanan hesapları kaleme alan Ateş, seçilme süreci için “kumpas” dedi.[7]

Artık açık kapılar önünde bu destekler sürmektedir.

-Bomba itiraf! Jandarmanın iknası ile terör örgütünden kaçtı ve her şeyi anlattı: ABD askerlerinden eğitim aldık.[8]

-İçişleri Bakanlığı terör örgütünün bitme noktasına geldiğini beyan ediyor.

Ancak korkutan ve tedirgin eden şu; acaba dağdan inip şehre yerleşmemi gerçekleşiyor?

Veya bazı belediyelerde görevlendirmeler mi yapılıyor?[9]

-Mehmet Çelik hoca 1982 yılında darbeci generallerin Erzurum’da yaptıkları toplantıda kendisinin de orada asistan olup adeta şakşakçı pozisyonunda olduğunu söyleyip, Prof-ların Kemalizm hakkında verdiği brifingi dinleyince komutanın biri; Prof-lara çıkışıp ağır konuştuktan sonra yaptıklarının ilkokul çocuklarına yapılan konuşma gibi basit olduğunu ifade ettiğini anlattı.[10]

Maalesef bu hastalık hala da devam etmektedir.

MEHMET ÖZÇELİK

27-05-2020


[1] https://www.google.com/amp/s/m.takvim.com.tr/guncel/2014/02/25/menderese-atilan-buyuk-iftira/amp

[2] https://video.haber7.com/video-galeri/164749-inonuden-27-mayis-darbecilerine-sizin-emrinizdeyim

[3] https://www.haber7.com/guncel/haber/2978339-utanc-gununun-taniklari-anlatiyor-teoman-duralinin-kaleminden-27-mayis

[4] https://www.sabah.com.tr/gundem/2020/05/26/27-mayisa-cankaya-koskunde-sahit-olan-koruma-polisi-yasananlari-anlatti.

[5] http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=2978586

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/27-mayisin-asirlik-sahidi-hurriyete-anlatti-namlularin-koske-cevrildigi-gece-41525813

[6] https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/2691768-27-mayisi-onceden-haber-veren-ve-simdiye-kadar-yayinlanmamis-ihbar-mektubu-darbe-kansiz-olacak-sadece-bayar-menderes-ve-uc-kisi-daha-oldurulecek-o-kadar-

[7] https://www.yenisafak.com/gundem/eski-chpli-isimden-carpici-ifadeler-kilicdaroglu-feto-ve-abd-operasyonuyla-basa-geldi-3541417

[8] https://www.ahaber.com.tr/gundem/2020/05/08/bomba-itiraf-jandarmanin-iknasi-ile-teror-orgutunden-kacti-ve-her-seyi-anlatti-abd-askerlerinden-egitim-aldik

[9] https://www.yenisafak.com/gundem/belediye-pkk-kampina-dondu-pkknin-dag-kadrosunda-bulunan-ve-teror-orgutu-propagandasi-yapanlari-belediyeye-doldurdu-3538621

https://m.yeniakit.com.tr/haber/uc-hakimden-daha-teroriste-destek-1234871.html

http://www.haber7.com/siyaset/haber/2976576-kilicdaroglu-hdpli-belediye-baskanlarina-sahip-cikti

[10] http://www.siradisiprogrami.com/10395-siradisi-tarih-ulke-tv-19-mayis-2020-%E2%80%93-turgay-guler-prof-dr-mehmet-celik.html

No ResponsesMayıs 27th, 2020

Kayseri Anadolu İmam Hatip Lisesi Kur’an-ı Kerim Bilinci Oluşturma Projesi

No ResponsesMayıs 26th, 2020

HAYIRDA YARIŞ

HAYIRDA YARIŞ

Yıllardır öğretmenliğim döneminde yardımlaşma, vakıflar gibi konuları ele alırken genelde ve çoğunlukla Osmanlıdaki farklı vakıflardan ve hizmetlerinden bahsederdim.

Çok şükür bir müddettir artık kendi memleketimin, güzel insanlarımın, güzel yardımlarından, yardım kurumlarından bahsetmekte ve gerçekten mütehassıs olarak fazlasıyla sevinmekteyim.

Çok şükür, bir tahdis-i nimet olarak söylüyorum; Deniz Fenerinin Adıyaman temsilciliğini yaptığımda yüzlerce tesbit için evlere gittim ve çok ibretli olaylarla karşılaştım.

Pansiyonlu okullarda yenilmeyip de dökülen yemeklerin muhtaç olan insanlara ulaştırılması önemli bir israfın önlenmesidir.

Diğer kurumlardaki israflarda buna göre kıyas edilsin.

Aslında sadece israf edilenler geri dönüşüme dönüştürülebilse toplumda aç ve açlık ve de açıklık kalmaz.

İşte bu güzel uygulamaların yüzlercesinden birkaç uygulama;

-“Hastaların eczanelere olan 30 bin liralık borcunu ödeyip zarfla para bıraktı.

Bursa’da bir hayırsever Ramazan ayı münasebetiyle hasta vatandaşların eczanelere olan 30 bin TL tutarındaki borcunu kapattı. Yardımsever vatandaş bununla da yetinmeyerek ihtiyacı olan kişiler için zarflarda ekstra para yardımında bulundu.[1]

-Adıyaman’da iş adamı 500 ailenin borçlarını ödedi.[2]

-Adıyaman’da ‘zimem’ geleneği.[3]

-Gaziantep Valiliği tarafından hayata geçirilen “Zimem Defteri” projesiyle, mahalle bakkallarındaki borçlar hayırseverlerin bağışlarıyla ödenmeye devam edecek.

Projenin ilk ayağında 200 bakkalın veresiye defterine 2 milyon lira ödeme yapılırken, hayırseverler için 400 yeni defter daha belirlendi.[4]

-Ambulans uçakla getirilen hastalara devletin yardımları ise başlı başına gurur verici bir durum.

Yere düşen insan onurunun ayağa kalkması, insanın ve insanlığın hayatta kalması ve hayat bulmasıdır.

-Binlerce örnekten birkaç örneği ise;

-“Başkan Erdoğan’ın talimatıyla Hollanda’da yaşayan ve lösemi hastası olan Türk vatandaşı Salih Kör bu sabah Türkiye’ye getirdi.”[5]

*Musibetler elbette istenmez ancak şuda bir gerçektir ki; musibetler bizleri birleştiriyor, bir araya getiriyor, birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Nitekim Van depreminde bunu fazlasıyla gördük.

-Yüz yıldır Türkiye’nin yerlerde sürünen ve bir türlü kendine gelemeyen izzeti artık ayağa kalkmıştır.

Yüz yıldır koyunların içerisinde büyüyen bu arslan yavruları ilk defa kükremeye ve kükremesini yükseltmeye ve de yükselmeye başlamıştır.

Artık ne gam!!!

-Ebu Sa’ide’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Bir bedevi Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a gelerek, Efendimizin uhdesinde bulunan alacağını istedi ve bunu yaparken sert davrandı. Hatta: “Borcunu ödeyinceye kadar seni taciz edeceğim” dedi. Ashab-ı Kiram hazretleri bedeviyi azarlayıp: “Yazık sana! Kiminle konuştuğunu bilmiyorsun galiba!” dediler. Adam: “Ben hakkımı talep ediyorum” dedi. Aleyhissalatu vesselam, ashabına: “Sizler niçin hak sahibinden yana değilsiniz?” buyurdu ve Havle Bintu Kays radıyallahu anha’ya adam göndererek: “Sende kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız gelince borcumuzu sana öderiz” dedi. Havle: “Hay hay! Babam sana kurban olsun Ey Allah’ın Resûlü!” dedi. Kadın, Resûlullah’a borç verdi, O’da bedeviye olan borcunu kapadı ve ayrıca yemek ikram etti. (Bu tavırdan memnun kalan) bedevi: “Borcunu güzelce ödedin. Allah da sana mükafaatını tam versin” diye memnuniyetini ifade etti: Aleyhissalatu vesselam da: “İşte bunlar (borcunu hakkıyla ödeyenler) insanların hayırlılarıdır. İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir cemiyet iflah olmaz” buyurdular.”

MEHMET ÖZÇELİK

24-05-2020


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/hastalarin-eczanelere-olan-30-bin-liralik-borcunu-odeyip-zarfla-para-birakti-3539670

[2] https://www.sondakika.com/haber/haber-adiyaman-da-is-adami-500-ailenin-borclarini-odedi-13211805/

[3] https://www.haberturk.com/adiyaman-haberleri/77727451-adiyamanda-zimem-gelenegi

[4] https://www.mebpersonel.com/genel/400-yeni-zimem-defteri-satin-alinacak-h240615.html

[5] http://www.haber7.com/foto-galeri/62835-baskan-erdogan-talimat-verdi-salih-kor-icin-hollandaya-ambulans-ucak-gonderildi

https://www.yenisafak.com/foto-galeri/koronavirus/abdden-turkiyeye-donmek-isteyen-vatandaslarimiz-ozel-ucakla-yurda-getirilerek-karantinaya-alindi-2038563?page=7

No ResponsesMayıs 24th, 2020

DÜNYA VE BİZ

DÜNYA VE BİZ

DÜNYADA DURUM

Bediüzzaman dünyadaki bozulmanın ızdırabını şöyle dile getiriyor:” Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.”

-Maddeyi elinde bulunduran Abd ve Avrupa devletleri dünyanın en borçlu ülkeleri olup belli ki madden de çökecekler.

Abd 25 trilyon ve Avrupa 70 trilyon borç içerisinde.

Acaba Abd’de koronadan ölümlerin artması lehlerine mi döndürülmeye çalışılıyor?

Ne kadar ölüm olursa, o kadar Çin’den tazminat alınır hesabı mı yapılmaktadır?

-Maddeten bir gramlık maddi mikropla çökecek olan Abd ve Avrupa manaya ve maneviyata yönelme mecburiyetindedir.

Madde ona huzur vermediği gibi, madde onu zulmüyle yarım asır taşıdı ve çöktü.

Materyalizm bitti.

Her şeyin madde ve madde de olmadığı en azından anlaşıldı ve mikropla anlatıldı.

-“Korona-virüs inançlı insan sayısını artırdı.

Şikago Üniversitesi ve Associated Press-NORC Halkla İlişkiler Araştırmaları Merkezinin yaptığı ankette; ABD sakinlerinin üçte ikisi salgını “hayat tarzlarımızı değiştirmemizi isteyen ilahi bir mesaj olarak görüyoruz” şeklinde yorumladı.

İLK ARAŞTIRMADAN DETAYLAR: 
– Ankete Allah’a inandıklarını söyleyen 85 binden fazla Amerikalı katıldı. 
-Amerikalıların %26’sı inanç veya mane-viyat duygularının güçlendiğini, sadece%1’i zayıfladığını belirtti. 
– Yale Üniversitesinden Kathryn Lofton, “Amerikalılar değişmedikleri takdirde bu sefaletin devam etmesinden korkuyor” dedi.
İsrail kaynaklı ikinci bir anket ise Filistinlilerin ve İsraillilerin Allah’a daha fazla inanmaya başladığını ortaya çıkardı.
İKİNCİ ARAŞTIRMADAN DETAYLAR:
– Filistinlilerin %49’u, Yahudilerin %34’ü Amerikalıların %39’u, İtalyanların %22’si ve İngilizlerin%18’i artık Allah’a daha fazla inanıyor.
-Birçok İsrailli, Filistinli ve Amerikalı, “Herkes Allah’ı tanımalı” dedi.
– Katılımcıların sadece üçte biri virüs teşhisi konmuş veya ölmüş birini tanıdıklarını söyledi. İtalya’da bu oran yüzde % 40 civarı. 
– Vatandaşların %55 ila %67’si liderlerinin salgın sürecini iyi yönettiğini söyledi. Bu oran Amerika’da %45 oldu.”
[1]

*****************    

Avrupa’ya krallık yeniden mi geliyor?

Dünya krallığı ve küresel krallık.

Kontrollü krallık, dijital krallık.

Pasta büyük olunca iştahlarda kabarmaya başladı.

Pastalara üşüşen eşek arıları krallığı.

Abd ve Avrupa paylaşma niyetinde değil, paylama ve çalma niyetinde.

Dünya hakimiyeti yolunda…

-ABD’li doktor Judy Mikovits, koronavirüsle ilgili şoke eden açıklamalarda bulunmuş ’’Virüs laboratuvarda manipüle edildi’’ diyerek bilimsel gerçeklerin saklandığını iddia etmişti..[2]

-Corona ile insanlar ve dünya resetleniyor ve fabrika ayarlarına döndürülüyor artık. Bununla da tekrar fabrika ayarlarına dönmesi ve resetlenmesi, vücudundaki virüsleri temizlemesi, fabrika ayarlarına dönmesi gerekir.  Aksi takdirde Allah korusun daha büyük musibetler gelebilir.

Tıpkı şu güzel sözle denildiği gibi; anne babanın terbiye etmediğini zaman edeplendirir. Kendisini terbiye etmeyen dünyayı zaman ve virüs terbiye etmektedir.

İnsanlar adeta freni boşalmış, yokuş aşağı son hızla inen bir kamyon halini almıştı.

Bir türlü freni tutmuyordu. Ayarı bozulmuştu.

Korona insanlığa bir ayar getirdi, onları frenledi.

****************

VE BİZDEKİ HAL

Bu işte başka bir iş var herhalde, kokusu sonradan çıkacak. Birdenbire Hdp ile ortaklık yapan yavru partiler HDP’yi tehdit ederek, tüm beraber ortaklık yaptığı, birbirlerini teşvik ettiği, oy verip oy vermesi için önünü açmaya çalıştığı ortaklık kurdular. Bu insanlar aradan kara kedi geçmiş olsa gerek ki birdenbire ortaklık bozuldu. Dün akıllarına gelmeyen uyarı bugün araya mesafe koymak gibi ifadelerle gündemi değiştirmeye başladı. Herhalde başka bir hesap var. Niyet başka, kokusu gelince duyarız.

Ahmet Davutoğlu’nun gündeme getirilmeye çalışılması, CHP’nin onlara milletvekili verip meclise taşıyacağını ifade etmesi, herhalde İyi Parti ile Saadet’in üzeri çizildi. Devreye Ahmet Davutoğlu konulacak. Yeni planda Davutoğlu var. Bakalım bu oyun ne kadar sürecek

Yeni ittifakın altyapısı oluşturuluyor. Eski ittifaklar sırrı ve büyüsü bozuldu ve yeni bir vitrin oluşturulmaya çalışılıyor.

-Yeni plan yeniden hortlatılmaya ve devreye konulmaya çalışılmaktadır.

Zaten yarım asırdır pkk-nın hedefi ve piyonluğu da bu kürt sosyalist devletini kurmaktır.

-“İsveç’te dördü Türk asıllı Sosyal Demokrat İşçi Partili milletvekili Parlamentoya, Türkiye, İran, Irak, Suriye’de Kürdistan devletinin kurulmasını için önerge verdikleri ortaya çıktı.[3]

-İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “ABD, Ankara’daki bir LGBT derneğine 22 milyon dolar yardım etti” dediğini hatırlıyoruz! (4 Eylül 2019)[4]

-Pkk ve onun partilerde bulunan temsilcileri değişik adlarla devletin farklı kurumlarına girerek; fuhşu, sosyalistlik ve ateizmi, lgbt- yi, toplumsal kaosu oluşturmaya ve de onlar eli ve dili ile oluşturulmaya çalışılıyor.

– Pkk ve mensupları öne çıkarılıyor.[5]

-Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink suikastından sonra yaptığı açıklamada  “Bizim nadasa bıraktığımız tarlaları başkaları sürmüş. Bizim tarlayı haberimiz olmadan sürmüşler” demişti.

Aynen onun gibi İslam dünyasını da ve memleketimizi de 100 yıldır bizden habersiz olarak birileri sürmüş ve sürmekle kalmamış ekimini yapmış. Onunla da kalmamış ilaçlamasını yapmış ve maalesef onu da dermektedir.

-“ Ehl-i dalaletin şerrinden kâinatın kızdıklarını ve anasır-ı külliyenin hiddet ettiklerini ve umum mevcudatın galeyana geldiklerini, Kur’an-ı Hakîm mu’cizane ifade ediyor. Yani: Kavm-i Nuh’un başına gelen tufan ile semavat ve arzın hücumunu ve Kavm-i Semud ve Âd’in inkârından hava unsurunun hiddetini ve Kavm-i Firavun’a karşı su unsurunun ve denizin galeyanını ve Karun’a karşı toprak unsurunun gayzını ve ehl-i küfre karşı âhirette   تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ    sırrıyla Cehennem’in gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın ehl-i küfür ve dalalete karşı hiddetini gösterip ilân ederek gayet müdhiş bir tarzda ve i’cazkârane ehl-i dalalet ve isyanı zecrediyor. 

Sual: Ne için böyle ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsî günahları, kâinatın hiddetini celbediyor? 

Elcevab: Bazı risalelerde ve sâbık işaretlerde isbat edildiği gibi: Küfür ve dalalet, müdhiş bir tecavüzdür ve umum mevcudatı alâkadar edecek bir cinayettir. Çünki hilkat-i kâinatın bir netice-i a’zamı, ubudiyet-i insaniyedir ve rububiyet-i İlahiyeye karşı iman ve itaatla mukabeledir. Halbuki ehl-i küfür ve dalalet ise, küfürdeki inkârıyla, mevcudatın ille-i gayeleri ve sebeb-i bekaları olan o netice-i a’zamı reddettikleri için, umum mahlukatın hukukuna bir nevi tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın âyinelerinde cilveleri tezahür eden ve masnuatın kıymetlerini, âyinedarlık cihetinde âlî eden esma-i İlahiyenin cilvelerini inkâr ettikleri için, o esma-i kudsiyeye karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini tenzil ile o masnuata karşı bir tahkir-i azîmdir. Hem umum mevcudatın herbiri birer vazife-i âliye ile muvazzaf birer memur-u Rabbanî derecesinde iken, küfür vasıtasıyla sukut ettirip, camid, fâni, manasız bir mahluk menzilesinde gösterdiğinden, umum mahlukatın hukukuna karşı bir nevi tahkirdir. 

İşte enva’-ı dalalet derecatına göre az çok kâinatın yaratılmasındaki hikmet-i Rabbaniyeye ve dünyanın bekasındaki makasıd-ı Sübhaniyeye zarar verdiği için, ehl-i isyana ve ehl-i dalalete karşı kâinat hiddete geliyor, mevcudat kızıyor, mahlukat öfkeleniyor. 

Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayb ve zenbi azîm bîçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlukatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur’an-ı Hakîm’in daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur’anın mübelliği olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesine ittibadır. Gir ve tâbi’ ol!”[6]

-Bediüzzaman bizdeki bozulmanın ızdırabını şöyle dile getiriyor; ”İstanbul seyahatinden muztarip olup olmadığını sordum: “Bana ıztırap veren,” dedi. “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!”[7]

MEHMET ÖZÇELİK

23-05-2020


[1] https://www.haber7.com/guncel/haber/2977695-koronavirus-inancli-insan-sayisini-artirdi

[2] https://www.ahaber.com.tr/video/gundem-videolari/abdli-doktorun-bilimsel-gercekler-saklandi-iddiasi-a-haberde-degerlendirildi

http://www.haber7.com/dunya/haber/2975773-universite-basina-sizdirdi-cindeki-gercek-vaka-sayisi-ortaya-cikti

[3] http://www.haber7.com/siyaset/haber/2976148-isvecte-turk-asilli-vekillerden-kustah-oneri

http://www.haber7.com/siyaset/haber/2976207-kilicdaroglunun-koronavirus-paketinden-pkk-cikti

[4] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamerkorkmaz/-bu-yankilerde-her-yol-var–2055172

[5] https://www.ahaber.com.tr/yasam/2020/05/22/izmirdeki-cav-bella-provokasyonuna-alkis-tutan-chpli-banu-ozdemir-hdpli-demirtas-ile-ayni-yerde-egitilmis

https://www.yenisafak.com/gundem/sabotajin-merkezi-chp-chpli-banu-ozdemirin-suriye-pkksina-destek-mesajlari-ortaya-cikti-3541025

[6] Lem’alar. Bediüzzaman. Sh.83.

[7] Tarihçe-i Hayat. Bediüzzaman . Sh.542.

No ResponsesMayıs 23rd, 2020

YAZARLIK HAYATIM.

No ResponsesMayıs 18th, 2020

BERCESTE

No ResponsesMayıs 16th, 2020

VARLIĞININ ZIDDI OLAN YOKLUK

VARLIĞININ ZIDDI OLAN YOKLUK

Genel bir kuraldır, “ Tu’reful eşyau bi ezdadiha” yani her şey zıddıyla bilinir.

Yani eşyanın mahiyeti ve hakikati, hususiyeti, özelliği, genel olarak tam bilinebilmesi zıddının varlığı iledir? Yani acı olmadan tatlının mahiyeti, soğuk olmadan sıcağın durumu, gece olmadan gündüzün varlığı bilinemediği gibi; aynı şekilde Allah Kur’an-ı Kerim’de; “Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.”[1] buyuruyor.

Her şeyin zıddı, çifti var ancak Cenab-ı Hakk’ın varlığının zıddı, çifti, dengi yoktur. Onun içindir ki Cenabı Hak hikmeti gereği olaraktan küfrün, şerrin, şeytanın vücuduna, yok olup hakikati olmayan, sonradan ortaya çıkartılan şeylerin vücuduna, inkarına müsaade ediyor.

Bununla da kendi varlığı daha iyi bilinmiş, varlığı açıklanmış olmaktadır.

Elbette güneş kendi kendine delildir. Kendi kendisini bizzat ifade, izah ve isbat eder.

Cenab-ı Hakkın varlığı elbette zıddının olmasına ihtiyaç olmadan bizzat kendi kendisine delildir.

Cenab-ı Hak-da hikmeti gereği bilinmesi için, varlığının zıddı olmayan yokluğunun kabul edilmesine, sanal da olsa şeytanın icat etmiş olduğu, hakiki olmayan inkârlara müsaade etmiş ve inkarı ile vücudu, varlığı bilinmiş, anlaşılmış ve sayısız delillerle isbat edilmiş olmaktadır.

Mahiyetine, sıfat ve Zatının varlığına, marifetine pencereler açmış oluyor.

-Allah’ın varlığının zıddı olan yokluğu yoktur ki, ispat edilebilmiş olsun. Belki o kâfir zihninde oluşturmuş olduğu vehmi, hayali, sanal, suni olan bir şey ile düşüncesini, daha doğrusu düşüncesizliğini onun üzerine bina etmiş olur. Onun inkâr etmiş olduğu şey de bir üfürükle, bir parmak işareti ile, hafif bir dürtme ile rahatlıkla ortadan kaldırılabilecek bir durumdadır.

Ondan dolayıdır ki kâfirin inkârı var değil ki ispat edilebilsin. Oysa olmayan bir şey ispat edilemediği gibi, inkâr edilen bir şey de varlığı vardır ki inkar edilmiştir. Var olan bir şey inkâr edilir. Olmayan bir şey yok ki isbat edilebilmiş olsun.

Hakikatleri gizleyerek üstünü ört bas etmeye çalışan kâfir ise, deve kuşu gibi kafasını dalalet kumuna sokar. Görmemiş ve bilmemiş olduğu bir şeyi adeta bütün kâinatı ihata etmiş, araştırmış ve bulamamış gibi inkâr etmeye kalkışır.

Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de; Hz Musa’nın Kendisini Tur-i Sina da, ‘Yarabbi Kendini bana göster.’ demesine karşı, -Gözler onu İdrak ve ihata edemezler. Ancak o gözleri ihata ve idrak eder buyurmuştur.[2]

O kâfir de idraksizliği, ihatasızlığı, eksikliği ve noksanlığı ile Ezeli ve Ebedi olan bir Zatı ihata edemediğinden, basit bir ifade ile onun inkârına gitmektedir.

Allah her şeyi ihata ve idrak edip kuşatırken, insan elbette ki sınırlı olan görme, duyma, düşünme gibi duygularıyla sınırlı olaraktan anlayabilmektedir?

Arifler ise bunu bildikleri için Cenabı Hakkı bilip; ‘Ma arafnâke hakka ma’rifetike ya ma’ruf’ demişlerdir.

Ey Allahım, ben senin marifetini hakkıyla bilemedim.

Yani bilinen ancak ihata ve idrak edilmeyen, var olup varlığının hakikatine ve künhüne varılamayan ve her bir şey de varlığının işaret ve alametleri mevcut olup ancak tümüyle ihata edilemediği için ancak ayetleriyle varlığının delilleri ile bilindiğini ifade ederek acizliklerini bu surette ifade etmişlerdir.

Ey bilinen Rabbim, seni hakkıyla anlayamadım, bilemedim, idrak ve ihata edemedim. Kendi sınırlı olan bilgi ve anlayışım ile ancak senin varlığının işaretlerine; Güneş’in tamamı ile ihata edilemediği gibi ışıklarının ve nurlarının belirtilerine iman edip, kabul etmek gibidir.

**************    

Allah iki tane sorumlu varlık yaratmıştır. Bunlardan biri insandan iki bin yıl önce yaratılan cinlerdir. Bunlarda akıl duygusu gelişmiş olup, bu duygu ile hareket etmekte ve sorumlu olmaktadırlar.

İnsan ise ekstradan kendisine ayrıca Kuvve-i Şeheviye ve Gadabiye yani istek ve kızma duygusu da verilmiş olup, bu üç duyguya Cenabı Hak sınır koymamıştır. Ebediyete kadar uzanacak bir özelliğe sahiptirler.

Bu üç duygu ile insanın diğer duyguları, kabiliyetleri, ruhu vicdanı, kalbi, aklı; bu duyguların serbest bırakılması ile daha da gelişmekte, ebediyete doğru uzanıp, ezeli ve ebedi olan Allah’ın marifetine, muhabbetine adeta kulaç atmaktadır. Sürekli terakki edip gelişmekte, önü açık olup ebede namzet bir varlık olmaktadır.

İşte bu insanın sınırsız özelliğidir ki; O insanı sonsuza dek gelişime müsait, kabiliyetlerinin gittikçe orantılı olarak ve imanı, marifeti ve ameli nispetinde gelişmesinin önünü ve yolunu açmış olmaktadır.

İnsanın bu yolculuğunda şeytanın varlığının hikmeti ve insanı aldatması dolaylı olarak terakkisine vesile olmaktadır.

Şeytan olmayan bir şeyi insana kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Hayali ve hakikati olmayan gölgeye tutunmaya davet eder.

Şeytan insanlara fısıldadığı gibi, Allah da ilham etmektedir.

Arıya vahyeden Allah, neden insana ilhamda bulunmasın!

Zaten 8 milyar insanın kalbiyle iletişim kuran Allah, neden onların kulaklarıyla bir anda iletişim kurmasın ve kuramasın.

Allah’ın insan üzerindeki tasarrufu sürekli ve kuvvetlidir.

Şeytanınki ise zayıftır.

– “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise tâğutun yolunda savaşırlar. Siz de şeytanın dostlarıyla savaşın. Gerçekte, şeytanın hilesi pek zayıftır.”[3]

-” Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur.

Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır.”[4]

– “Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular.

Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırt edip bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.”[5]

-“(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: «Şüphesiz Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah’a) ortak koşmanızı reddettim.» Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.”[6]

-”Şu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin hem cemâlî, hem celâlî iki kısım esmâsı bulunduğundan ve o cemâlî ve celâlî isimler, hükümlerini ayrı ayrı cilvelerle göstermek iktiza ettiklerinden, Hâlık-ı Zülcelâl, kâinatta ezdâdı birbirine mezc edip, birbirine mukabil getirip ve birbirine mütecaviz ve müdafi bir vaziyet verip, hikmetli ve menfaattar bir nevi mübareze suretine getirip, ondan, zıtları birbirinin hududuna geçirip ihtilâfat ve tagayyürat meydana getirmekle, kâinatı kanun-u tagayyür ve tahavvül ve düstur-u terakki ve tekâmüle tâbi kıldığı için; o şecere-i hilkatin câmi bir semeresi olan insan nevinde o kanun-u mübarezeyi daha acip bir şekle getirip, bütün terakkiyât-ı insaniyeye medar bir mücahede kapısını açıp, hizbullaha karşı meydana çıkabilmek için hizbüşşeytana bazı cihazat vermiş.
İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor. Ve gayet zaaf ve aczde olan dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl-i hakka muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar.”[7]

MEHMET ÖZÇELİK

16-05-2020


[1] Zariyat.49.

[2] A’râf Suresi 143. Ayet,En’am suresi.103.

[3] Nisa.76.

[4] Nahl Suresi 99-100. Ayet.

[5] Sebe’ Suresi 20-21. Ayet.

[6] İbrahim Suresi 22. Ayet.

[7] Lem’alar.Bediüzzaman Said Nursi.13.Lem’a.84.

No ResponsesMayıs 16th, 2020

BERCESTE

No ResponsesMayıs 15th, 2020

MUSİBETLERİN HİKMET CİHETİ

MUSİBETLERİN HİKMET CİHETİ

Başa gelen musibetler ister münferit olsun ister umumi elbette tek bir hikmete bina edilemez.

Hele hele bu musibet umumi ise, umuma bakan hikmet cihetleri vardır.

Herkes kendine bakan yönüyle hissesini alabilir.

Bir musibet umumi ise ve de umumun hatasından kaynaklanmışsa, umum ondan sorumludur.

O musibet umuma bakar.

Farkı ise sorumluluk ve ona takınılan tavır nisbetindedir.

Sadece dünyevi değil, uhrevi yönüyle de alakadardır.

“Kâinattaki şerlerin, zararların, beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icadları, şer ve çirkin değildir; çünki çok netaic-i mühimme için halk olunmuşlardır.”

“İnsan zaîftir, belaları çok.”[1]

Ancak ilk görülmesi ve düşünülmesi gereken; acaba gerek benim ve gerekse bizlerin hangi günahıdır ki, kader cihetiyle bu musibetin başımıza gelmesine kader cihetiyle fetva vermiştir.

Ancak ısrarla bunun bir hatadan gelmediğini izhar ve izmar edip yani açıklamak ve saklamak en az tabirle gafletin eseri olsa gerek.

Daha da ötesi özellikle birilerinin bundan günahlarına ruhsat çıkarmalarına sebep olunmuş olur.

Usul yapılırken, vusulün yolları kapanmaktadır.

Kendilerinin ve dünyanın günahlarına adeta açılan bir kapı görüp, kendilerine yontmalarına yol açılmış olur.

Başa gelen musibetler elbette ki tek bir yönlü değildir. Sadece günahlardan dolayı değildir. Ancak günahlardan dolayı musibetlerin gelmesi önemli ve hemen hemen neredeyse şu zamanımızda önemli bir sebeptir.

Nitekim Avustralya’da 20 bine yakın Devenin öldürülmüş olması, bir milyona yakın Devenin binlerce ormanın yanmasından dolayı suyu tükettikleri düşünülerek öldürülmeleri neticesinde, arkasından şiddetli ve büyük doluların yağmış olması; Elbette ki bir musibettir. Bir Ceza’nın neticesidir.

En azından şunu düşünmek lazım. Bela geldiğinde masumlar mükafatını alırken, zalim olanlar da cezasını alır. Ancak başa gelen musibetlerden dolayı insanın ilk düşünmesi gereken burada benim yanlışım nedir?

O olmasa bile önceki günahlarının silinmesine veya şehadet gibi sevapların kazanılmasına vesile olur. Zira musibet geldiği zaman umuma gelir yani umumu kapsar.

“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz, hepinize şamil olur. Biliniz ki Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.”[2]

“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.”[3]

-“ Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.” Fatır.45.

Allah imhal eder ancak ihmal etmez.

Yani bir süre verir ancak göz ardı etmez.[4]

-“ İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”[5]

Şevkânî’nin ve bazı müfessirler burada sözü edilen karadaki bozulmayı Hz. Âdem’in oğlu Kabil’in kardeşi Hâbil’i öldürmesi, denizdeki bozulmayı ise –Kehf sûresinde (18/71) zikri geçen– bir hükümdarın sağlam gemileri gasbetmesi şeklinde açıklar.

Muhammed Esed şöyle açıklar: “Böylece, günümüzde korkunç bir şekilde –üstelik henüz kısmen– ortaya çıkan doğal çevremizdeki yoğun çürüme ve tahribat, burada ‘insanın kendi yapıp ettiklerinin bir sonucu’, yani insanın, kendini tahrip eden –çünkü katı materyalist bir temele dayanan– teknolojik gelişmelerin ve insanlığı daha önce hayal bile edemediği ekolojik felâketlerle karşı karşıya getiren çılgınca faaliyetlerin bir sonucu olarak öngörülmüştür: Toprağın, havanın ve suyun sanayi atıkları ve şehir çöpleri yüzünden dizginlenemeyen bir şekilde kirlenmesi; bitki örtüsü ve denizlerin artan bir şekilde zehirlenip yok olması; yaygın uyuşturucu ve görünürde ‘faydalı’ ilâç kullanımı sebebiyle insanın kendi bedeninde ortaya çıkan her türlü genetik bozukluklar ve insanlara yararlı birçok hayvan türünün giderek yok olması. Bütün bunlara, insanın sosyal hayatındaki hızlı bozulmayı ve çürümeyi, cinsel sapıklıkları, suçları ve şiddeti ve son aşamada nükleer dehşeti ilâve edebiliriz. Bunların tamamı, son tahlilde, insanın Allah’a ve mutlak mânevî/ ahlâkî değerlere karşı umursamazlığının ve bunun yerine, ‘maddî ilerleme’yi tek önemli hedef sayan inançlara tutsaklığının bir sonucudur”(II, 828-829).

Her gün dünyada 25 bin insan açlıktan ölüyor.

“Türkiye’de ise 1 yılda 1,7 milyar ekmek çöpe atılırken, 214 milyar liralık gıda israfı yapılıyor.” dedi.

“Her yıl yaklaşık 600 milyon insan güvenilir olmayan gıda tükettiği için hasta olmakta ve bunların 420 bini ölmekte. Dünya kozmetik sektörünün küresel hacmi 200 milyar dolar olarak düşünüldüğünde aynı zaman diliminde Afrika’da çocuklar açlıktan ve 10 liralık antibiyotik ilaçları alamadıkları için ölmekte. Rakamlar acı verici.”

Dünyada 700 milyon obez ve 2,3 milyar fazla kilolu insan olduğu….

Dünya Bankası raporunda, çöplüklere atılan yiyeceklerin dünyada açlıktan ölen insanların 15 katını besleyecek miktarda olduğu.” İfade edilmektedir.

Hz. Âdem’in cennetten ihracına sebep işlenilen bir günah, ağaca yaklaşma olduğu gibi, dünyadan çıkarılışı da neden bir günahtan, ekolojik dengeyi bozmaktan veya ağaçları ve ormanları yok etmekten dolayı olmasın?

İnsanlar Korona-virüsten korktukları kadar, Allah’tan korkmuş olsalardı, bu kadar dehşet ve korku yaşanmazdı.

-Yine bilinir ki; Şuayb Peygamber’in kavminin helaki tartıdaki eksik tartmadan kaynaklanır.

-Yine bilinir ki; Semud Kavmi’nin helak edilmesi, mucize olan bir Devenin öldürülmesi iledir.

Bir devenin öldürülmesi sebebiyle büyük bir kavim helak olunurken, diğer taraftan Avustralya’da  20 bin devenin öldürülmesinin cezasız kalacağı nasıl düşünülür?

Yine bilinir ki; Musa Aleyhisselam’ın kavminin başına 9 kere bela gelir. Çekirge afeti, sularının kan olması, karınca istilası, Domuz ve maymun suretine çevrilmeleri, Tur Dağı’nın başlarının üzerine kaldırılması gibi ki, her seferinde de o Yahudiler Hz Musa’ya iltica ederek; Ya Musa, Rabbine dua et de, bu belayı üzerimizden kaldırsın. Söz veriyoruz, vazgeçeceğiz, yanlışı terk edeceğiz.

Her seferinde Musa Aleyhisselam dua eder ve o musibet kalkar.

Demek ki onların yanlışlarından dolayı o musibet gelmiş ve Musa Aleyhisselam’ın ilticası ile o musibet onlardan kalkmıştır.

Ve yine onların domuz ve maymun suretine çevirmeleri cumartesi ibadet gününün hürmetini göstermemeleri ve günahlarının neticesidir.

Ve yine; Lut Kavmi’nin helak olması Livata’dan kaynaklanır. Bugün gerek Türkiye’de ve gerekse de dünyada Lgbt’nin gittikçe artmış olmasından dolayı musibetin gelmeyeceğini söylemiş olmak, dünyanın başına gelen bu musibetlerde bunları görmemek en az tabirle basiret kapanması, bir kuruntu ve saf dillik! olur.

Bir rivayete göre de o kavimde 70 bin Teheccüd namazı kılan insanın olduğu ifade edilmektedir.

Bazı işte başa gelen şeylerin günahlarımızdan dolayı değildir demek menfi insanlara adeta çanak tutmak, ayna olmak ve onları memnun edici olmamak gerektir.

Ve yine; Irak, Suriye ve İslam ülkelerinde olan öldürmelerin bir bela ve musibeti celb edeceği göz ardı edilmemelidir.

Köpeğinin ölmesinden dolayı üzülüp ağlayan bir insanın, bütün dünyanın dönmesiyle ve her şeyin onun hayatının oluşumuna yöneldiği Allah’ın yarattığı milyonlarca insanın ölümünden dolayı belanın gelmeyeceğini görmemek körlük olsa gerektir.

Hep bir ceza olmadığı noktasına odaklanmak ve ceza olduğu düşüncesinden kaçınılmış olmak olaylara at gözlüğüyle bakmak demektir.

Belâ süresinin gelmesi ve dolması için daha kaç milyon insanın ölmesi gerekmektedir?

Bu zalimin zulmünden dolayı bir yönüyle cezalandırılmasıdır.

Mazlumun hakkını almak neden bir zulüm olsun ki?

Bir hak ve hukuk söz konusudur. Hakların ğasbı ortadadır.

Neden bu cezanın bir ibret olduğu düşünülmesin?

İfrat ve tefritten kaçınılmalıdır.

Bu sadece bir ceza olmadığı gibi, sadece kuru bir ibretten ibaret de değildir.

Elbette umumi bir temizlik söz konusudur.

Ölenlerde sadece koronadan değil, ecelle ölmüşlerdir.

-“ Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!”[6]

Unutulmamalıdır ki, beşer zulmeder, kader adalet eder.

Bu musibette alınacak çok güzel dersler vardır.

Geçmiş ümmetleri bir günahından dolayı helak eden Rabbimiz, bu asrımızda Efendimizin ümmetine helakin gelmemesi Efendimize olan vaadinden dolayıdır.

Ancak ona mukabil bazı musibetleri ve adı bilinmeyen hastalıkları vereceğini ifade etmektedir. Yani helak olmaya karşı başa gelen musibetler birer ihtardır, birer istiğfardır. Birer öğüttür, birer derstir, çok hikmetleri vardır.

“Ben, Rabbimden, benim ümmetimi helâk etmemesini istedim. Rabbim benim bu duamı kabul buyurdu. Dedi ki: ‘Onların helâki kendi aralarında olacaktır. Günah işledikleri zaman ben onları birbirine düşürecek ve vurduracağım.’ Ben bunun da kalkmasını diledim; ama Rabbim, bunu kaldırmadı.”(bk. Müslim, Fiten, 20).

-KADERE İMAN başlığında bu konuyu genişçe ele aldım.[7]

Ve “Risale-i Nur Külliyatından VECİZ SÖZLER” adlı eserimin BELA ve MUSİBET başlığında özetle şu dersler verilmiştir:[8]

-” Üçüncü Sual: Bazı eşhasın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.”

“Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebucehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile manevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.”

“Madem mazlum, zalim ile beraber musibete düşmek, hikmet-i İlahîce lâzım geliyor. Acaba o bîçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?

Bu suale karşı cevaben denildi ki: O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir.”

“Başına gelen musibetlerde kaderi görür, sabreder.”

“Elemler, musibetler nev’inde olan keyfiyat; bazı esmasının ahkâmını göstermek için lemaat-ı hikmet içinde bazı şuaat-ı rahmet ve o şuaat-ı rahmet içinde latif güzellikler vardır.”

“Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.”

“Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor.”

“Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.”

“Musibet, bir dest-i inayetle tanzim ediliyor.”

“Elîm musibetlerde, ne vakit kadere iman cihetine bakardım; musibet gayet hafifleşiyor görüyordum. Ve kadere iman etmeyen nasıl yaşayabilir diye hayret ederdim.”

“Musibete şükür ise, musibetteki sevab ve uhrevî ve dünyevî faideleri içindir.”

“Eğer denilse: “Bu dünyadaki musibetler, çirkinlikler, şerler; o ihatalı rahmete münafîdir, bulandırıyor.”

Elcevab: Risale-i Kader gibi Nur’un risalelerinde bu dehşetli suale tam cevab verilmiş. Onlara havale ile, kısacık bir işareti şudur:

Herbir unsurun, herbir nev’in, herbir mevcudun, küllî ve cüz’î müteaddid vazifeleri ve o herbir vazifenin çok neticeleri ve meyveleri var. Ve ekseriyet-i mutlakası, maslahat ve güzel ve hayır ve rahmettirler. Ve az bir kısmı, kabiliyetsizlere ve yanlış mübaşeret edenlere veya ceza ve terbiyeye müstehak olanlara veya çok hayırları sünbül vermeye vesile olanlara rastgelir. Zahirî, cüz’î bir şer, bir çirkinlik olur; bir merhametsizlik görünür. Eğer o cüz’î şer gelmemek için rahmet tarafından o unsur ve küllî mevcud o vazifesinden men’edilse; o vakit bütün hayırlı, güzel sair neticeleri vücud bulmaz. Bir hayrın ademi şer ve bir güzelliğin bozulması çirkinlik olması itibariyle; o neticeler adedince şerler, çirkinlikler, merhametsizlikler husul bulur. Demek birtek şer gelmemek için yüzer şerler, merhametsizlikler irtikâb edilir ki; bütün bütün hikmete, maslahata, rububiyetteki rahmete muhalif düşer. Meselâ: Kar, soğuk, ateş, yağmur gibi nevilerin yüzer hikmetleri, maslahatları içinde bazı dikkatsiz ve ihtiyatsızlar, sû’-i ihtiyarlarıyla kendileri hakkında şer yapsa; meselâ elini ateşe soksa, ateşin hilkatında rahmet yoktur dese; ateşin hadd ü hesaba gelmeyen hayırlı, maslahatlı, merhametli faydaları onu tekzib edip ağzına vurur.”

“Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye, masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.”

“Senin başına gelen zulümler ve musibetlerin altında kaderin adaleti var. İnsanlar, senin yapmadığın bir işle sana zulüm ediyorlar. Fakat kader senin gizli hatalarına binaen, o musibet eliyle seni hem terbiye, hem hatana keffaret ediyor.”

“Musibet, şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskidenberi İ’lâ-yı Kelimetullah ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile, kendini yekvücut olan Âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, Âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira şu musibet, mâye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını harikulâde ta’cil etti. Biz incinir iken, Âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız.”

“Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle Kadere fetva verdiniz ki şu musibetle hükmetti. Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasına terettüb eder. Hâzırda mükâfatınız nedir? Dedim:

Mukaddemesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmâlimizdir: Salât, Savm, Zekât. Zira, yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Taalâ bizden istedi. Tenbellik ettik. Beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Keffareten beş sene oruç tutturdu. On’dan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik. O da bizden müterâkim zekâtı aldı. El cezâu mincinsi’l-ameli (Ceza; yapılan işe göre olup,amelin cinsindendir.)Mükâfat-ı hâzıramız ise; fâsık, günahkâr bir milletten, humsu olan dört milyonu velâyet derecesine çıkardı; gazilik, şehadetlik verdi. Müşterek hatadan neş’et eden müşterek musibet, mazi günahını sildi.

Yine biri dedi:

– Bir âmir, hata ile felâkete atmış ise?

Dedim:

Musibet-zede mükâfat ister. Ya âmir-i hatâdârın hasenatı verilecektir, o ise hiç hükmünde, veya hazine-i gayb verecektir. Hazine-i gaybda böyle işlerdeki mükâfatı ise, derece-i şehadet ve gaziliktir.”

-Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ adlı eserinde;

Sizin işkenceli hapishanenin hâli: zaman müdhiş, mekân muvahhiş, mahbusîn mütevahhiş, cerideler mürcif, efkâr müşevveş, kalbler hazîn, vicdanlar müteessir ve me’yus. Bidayet-i halde zabitler şematetli, nöbetçiler müz’iç olmakla beraber, vicdanım beni ta’zib etmediği için o hâl bana eğlence gibi idi. Ve musibetlerin tenevvü’ü, musikînin tenevvü-ü nağamatı gibi bana gelirdi.

Hem de geçen sene tımarhanede tahsil ettiğim dersi, şimdi bu mektebde itmam ettim. Musibet zamanının uzunluğundan, uzun dersler gördüm. Dünyanın ruhanî lezzeti olan hüzn-ü masumane ve mazlumaneden, zayıfa şefkat, gadre şiddet-i nefreti istifade eyledim. Ümidim kavîdir ki: Çok masumların kalblerinden hararet-i hüzünle tebahhur eden Ây! Vây! ve Âh! lar, rahmetli bir bulut teşkil edecektir. Âlem-i İslâm’da yeni yeni İslâm devletlerinin teşekkülleriyle o rahmetli bulut teşekküle başlamıştır.

İstitrad olarak bir latife söyleyeceğim: (Böyle ciddiyât esnasında latife söylemekten maksadım; Dünyaya bir mel’abe nazarıyla baktığımı imâ ve işarettir. Zaten şuûnat-ı dünya santranc oyununa benzer.) Ben geçen sene Garibüzzaman idim… Sonra Bediüzzaman oldum.. Şimdi de Bid’at-üz zaman oldum. İstanbula da şeamet oldum. O da bana şeametli oldu. Beni sathında kabul etmez, batnına geçirmek istiyor. Bahusus Mart ve Mayıs müstebid aylardır.

Mart’ı kadro haricine çıkarmalı.. Mayısı da tekaüd etmeli, tâ müvazene-i malî husule gelsin.. Çıkılmayacak yola sapılmış bir işarettir.

Elhasıl: Ya ben İstanbul’da kalacağım.. Yahud bu “iki ay” gitmeyecekse, ben veda’ edeceğim!..

MEHMET ÖZÇELİK

13-05-2020


[1] Risale-i Nur Külliyatından VECİZ SÖZLER” adlı eserimin BELA ve MUSİBET başlığında; http://www.tesbitler.com/2015/01/02/veciz-sozler-1-a-dan-k-ye/

[2] Enfal, 8/25.

[3] Şûrâ Suresi – 30 . Ayet.

[4] https://www.google.com/search?sxsrf=ALeKk006-qgsajytCDjFKfiEItEXBQjC4w:1589364355919&q=Onlar+ba%C5%9Flar%C4%B1na+bir+s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1+geldi%C4%9Finde&sa=X&ved=2ahUKEwicr-nOy7DpAhX7QUEAHTtDCewQ1QIoAnoECAsQAw

https://kuranfihristi.net/fihrist/musibet

https://hadisci.com/hastalik-ve-musibetler-hakkinda-hadisler

[5] Rûm Suresi – 41 . Ayet.

[6] Nisa.78.

[7] http://www.tesbitler.com/2015/01/01/kadere-iman/

[8] http://www.tesbitler.com/2015/01/02/veciz-sozler-1-a-dan-k-ye/

No ResponsesMayıs 13th, 2020

ÂH ÇEKİYORUZ -ÂHI ÇEKİYORUZ

ÂH ÇEKİYORUZ -ÂHI ÇEKİYORUZ

Geçmişle köprüsünü yıkan, geçmişini sadece unutmakla kalmayıp, inkâr edip ve de eziyet çektiren bu millet bedel ödüyor.

Âh ödüyor.

Cumhuriyet döneminde çekilen bunca sıkıntının en önemli sebeplerinden birisi ve belki de birincisi;

155 kişilik hanedanı ve hizmetçileriyle birlikte 300 kişinin hanedanı sürmesiyle gerek Vahdettin’in ki tabutuna bile borcundan dolayı haciz konulmuş ve de Abdulmecid Efendiyle beraber kadın erkek hanedan mensupları parasızlık içerisinde sıkıntılar içerisinde yaşamışlardır.

-“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3Mart1924’te kabul ettiği 431 sayılı kanun uyarınca Türkiye dışına çıkartıldılar.
Şehzadelere 24 ile 72 saat, kadınlara bir haftayla on gün arasında, önem sıralarına göre değişen süreler tanınmıştı. Sadece padişah eşleri olan kadın efendilerden ve Hanım Sultan- Sultanzade çocuklarından, isteyenlerin Türkiye’de kalmasına izin verildi.
İkişer bin İngiliz lirasıyla sürgüne gönderilen hanedan mensuplarının Türk vatandaşlıkları ellerinden alındı, adlarına “sadece çıkışa mahsus” olan bir yıllık pasaport düzenlendi, Türkiye’ye girmeleri, Türkiye’den transit geçmeleri ve Türk topraklarında taşınmaz mal edinmeleri yasaklandı, mal varlıklarının da tasfiye edilmesi kararlaştırıldı.”[1]

-“Bir akşam üzeri, mektepten yeni dönmüştüm. Konağa iki polisle bir komiser geldi. Komiser, ağlıyordu. Bana bir kağıt imzalattılar. 14 yaşındaydım. Ne olduğuna bile bakmadan imzaladım. Acelem vardı, bisiklete binecektim. Meğer, 24 saat içerisinde Türkiye topraklarını terk edeceğime dair garanti vermişim”.
Sultan İkinci Abdülhamid’in torunu, “şehzade-i civan-baht, asaletlu, necabetlu Mehmed Orhan Efendi”nin 67 yıllık sürgünü, bu kağıdı imzalamasıyla başlamış.

“Ertesi gün babamı, beni ve kardeşlerimi Sirkeci istasyonuna götürdüler. Simplon Ekspresi’ne binecektik. Babam, annemi boşamıştı, kadıncağız İstanbul’da kaldı. Ailenin çoğu, istasyondaydı. Daha evvel, tren yerine vapurla gitmeyi düşünmüştük. Ama ‘hanedanı Gülcemal vapuruna koyup Çanakkale’yi geçtikten sonra vapuru batıracaklar’ diye bir şayia çıkmıştı. Şehzadelerin çoğu, bu yüzden fikrini değiştirip trenle gitmeye karar verdi.”[2]

-“..Memleketi, sevgili vatanı terk etmeye mecbur olmuştuk. Hangi diyarlara gidecektik? Türkiye’nin taşından, toprağından yaratılmıştık. Cesetlerimiz, kemiklerimiz, o toprağın mahsulü idi.
…Biz Avrupa prensesleri gibi yetiştirilmiş, hayatın ne olduğunu gören, bilen insanlar değildik. Üstelik servetimiz de yoktu.”[3]

-“1959 yılının son günlerinde, Bağdat’tan Kahire’ye giden askeri uçağın tek yolcusu vardır. Elleri kelepçelidir. Ayakları da, binlerce metre yüksekte uçarken kaçmaması için, zincire vurulmuştur. Yolcunun adı, Mahmud Namık’tır. 45 yaşındadır. Osmanlı hükümdarlarından Mehmed Reşad’ın torunudur. Dolmabahçe Sarayı’nda başlayan hayatı, 1965 yılında, Mısır’ın baş­kentindeki Tora zindanında noktalanacaktır.”[4]

-“Adına marşlar bestelenen, meydanlara heykelleri dikilen, üniversitelere ismi verilen, yarattığı Plevne Destanı hemen herkesin hafızasında olan Gazi Osman Paşa’nın erkek soyundan gelen tek torunu Bülent, sürgünde büyü­müştür. Türkiye’ye girişi yıllarca yasaktır, zira babaannesi hanedandandır, Abdülhamid’in kızı Naime Sultan’ dır.”[5]

-Abdülhakîm Arvasî Hazretleri, “Bu millet, Sultan Aziz’in âhını çekiyor; daha Sultan Hamid’e sıra gelmedi. Biz bu Hanedana Yapılan Zulme Kayıtsızlığımızın Cezasını Çekiyoruz. Hanedan Bedduası Müthiştir. Bizim Ecdadımız Hanedan Bedduasından Korkardı. Çünkü Onların Liderlikleri Allah’ın Tensibi, Takdiri ve Kendi Bileklerinin Hakkıydı…” demiştir.

Rahmetli Adnan Menderes ve Turgut Özal’ın muvaffakiyetlerindeki bir sırda; Bu hanedan mensuplarına olan müzaheretleridir.

“… Söğüt’ten elde kılıçla çıkıp, Viyana’ya kadar gidenlerin torunuyduk. Türkiye’nin fenalığını nasıl düşünürdük? Ama memlekete 600 sene hizmet ettikten sonra, bir gecede kovulduk. Diş değiştirirken kovuldum, saçlarıma ak düştü­ğünde dönebildim…”. Emine Mukbile OSMANOGLU.(Sultan Reşad’ın torunu)

“… Gurbeti, vatansızlığı anlayamazsınız…Hepimizin evinde, Türk toprağı vardı. Yıllarca, başucumda Çamlıca toprağıyla yattım. Çocuklarım Türkiye’de bü­yüsün, Türkiye’de evlensin, Türkiye’de yaşasın istedim. Her işi denedim…Hammallık yaptım, yağlıboya tablo sattım. İzin çıkınca koşarak geldik ama, “Niçin geldiniz?” diyenler oldu. Nasıl yaşadığımızı bilmeyerek, hala altın arabalarla gezdiğimizi sandılar …” Osman Nami OSMANOGLU. (Sultan Abdülhamid’in torunu)

-“…Biz, sürgün Osmanlılar, her baharda bir kere daha ölür, diriliriz… Bütün gençliğimiz, en güzel hatıralarımız, İstanbul’un baharı ile süslenmiştir” Ali Vasıb (1903-1984) (Beşinci Murad’ın torunu)

MEHMET ÖZÇELİK

12-05-2020


[1] SON OSMANLILAR. MURAT BARDAKÇI.6.

[2] Age.17.

[3] Age.48.

[4] Age.71.

[5] Age.92. Bak. https://www.youtube.com/watch?v=BO5OMK9kCr0&t=3s  https://www.youtube.com/results?search_query=ekrem+bu%C4%9Fra+ekinci+s%C3%BCrg%C3%BCndeki+hanedan

No ResponsesMayıs 12th, 2020

RABBİNİ TESBİH ET

RABBİNİ TESBİH ET

Kur’an-ı Kerim’de tesbih ifadesi bir çok ayette geçer.

Allah’ı bütün noksanlardan ve noksanlıklardan tebrie ve tenzih etmek anlamınadır.

O Mukaddestir.

Tesbih et manasına emri ifade eden âyetlerde şöyle buyurulur:

-“Zekeriya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”Âl-i İmran41.

-“O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.”Hicr.98.

-“(Resûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, hoşnutluğa eresin. “Taha.130

-“Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!”Furkan.58.

-“(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah’ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh et.” Mümin.55.

-“(Resûlüm!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et. 

Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu tesbih et. “Kaf.39-40.

-“Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.”Tur.48-49.

-“O hâlde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).”Vakıa.74,96,Hakka.52,A’la.1.

-“Rabbini överek tesbih et; O’ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.”Nasr.3.

-“Gecenin bir kısmında O’na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et.”İnsan.26.

-“Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam tesbihte bulunun» diye işaret verdi.”Meryem.11,Secde.15, Fetih.9.

-“O’nu sabah akşam tesbih edin.”Ahzab.42.

-“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan’dır.” İsra.44.

************   

İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz. Secdede ise dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma şansı daha fazladır.”Müslim, Salât 207.

-İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile askerleri tepelere çıktıklarında Allahuekber derler, düzlüklere indiklerinde de subhânallah diye tesbih ederlerdi.”Ebû Dâvûd, Cihâd 72.

-“Ey Fatıma! Allah’tan takva üzere ol. Rabbinin farzını yerine getir. Ehlinin işini yap. Yatağına girince; otuz üç kere Tesbih, otuz üç kere tahmid, otuz dört kere de tekbir et. Böylece yüz eder. Bu senin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.” Ramuz el e-hadis, 14. sayfa, 16. Hadis.

-“Sizden biri rükua vardığında ellerini dizleri üzerine koysun. Sonra mafsallarındaki bütün kemikler sükunet buluncaya kadar beklesin. Ve üç defa Tesbih getirsin. Esasen insanın bedeninde üçyüz otuz üç kemik ve üçyüz otuz üç damar Allah’ı Tesbih ederler. Secdeye vardığında da üç defa Tesbih etsin. Zira o kimsenin bedenindeki bütün kemik ve damarlar yine aynı şekilde Tesbih eder.” Ramuz el e-hadis, 48. sayfa, 11. Hadis.

-“Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve Velayet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti:
Nasıl ki, risalete inkılâp eden velayet-i Ahmediye (a.s.m.) bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarikatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki:
Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar heyet-i mecmuada nuranî bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar bir zat namazdan sonra sübhânallah, sübhânallah deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselamın müvacehesinde yüz milyon tesbih edenler, tesbih elinde çektiklerini manen hisseder. O azamet ve ulviyetle sübhânallah, sübhânallah der. Sonra o serzâkirin emr-i manevisiyle, ona ittibaen elhamdü lillâh, elhamdü lillâh dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş dâiresi bulunan hatme-i Ahmediyenin (aleyhissalâtü vesselam) dairesinde yüz milyon müridlerin elhamdü lillâh, elhamdü lillâh’larından tezahür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde elhamdü lillâh ile iştirak eder, ve hâkezâ Allahu ekber, Allahu ekber ve duadan sonra lâ ilâhe illâllah, lâ ilâhe illâllah otuz üç defa o tarikat-ı Ahmediyenin Aleyhissalâtü Vesselam halka-i zikrinde ve hatme-i kübrasında o sabık manayla o ihvan-ı tarikatı nazara alıp o halkanın serzâkiri olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselama müteveccih olup -Milyon kere salât ile milyon kere selam Senin üzerine olsun ey Allah’ın Resûlü.- der, diye anladım ve hissettim ve hayalen gördüm. Demek tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var.” Bediüzzaman. Kastamonu Lahikası.72-73.

MEHMET ÖZÇELİK

12-05-2020

No ResponsesMayıs 12th, 2020

ADETTEN İBADETE

ADETTEN İBADETE

İbadetlerimiz adete dönüşürken artık adetlerimiz ibadet haline dönüşmelidir.

Şu andaki Korana-virüs sebebiyle geçen Ramazanımız biraz daha Asude, Rahat, sakin ve huzurlu geçiyor.

Elbette cemaatle kılınan namaz diğer namazlardan 27 derece daha faziletlidir. Cemaat ile beraber olma ve sohbet elbette ki fazileti ile farklıdır ancak akşamleyin telaşla hemen iftarı yapmak, arkasından namaz kılıp teravihe gitmek veya varsa sohbete gitmek bu gibi telaşlar kişiyi adeta bir koşturmaca haline koyarak Ramazan’ın o Asude halini, sakin ve sürekli halini kaybettiriyor.

Bir koşturmaca içerisine giriliyor ve bir çaba içerisine giriliyor. Belki bazen tatlı bir telaş oluyor fakat bazen de tadını kaçıracak hallere de dönüşebiliyor. Bir derece insanın kendisini dağıtmasına sebep oluyor.

Şu andaki Ramazan ise dağıtılan insanın kendi iç dünyasına ve alemine, makro alemden mikro alemine dönmesine, kendisini düşünmesine, nefis muhasebesine, kendisine gelip dönüşmesine de vesile olmuş oluyor.

Bu iç dünyasına insanın dönmesi ailesine de yansıyor. Böylece gündelik aile hayatındaki adet olan haller, ibadet haline dönüşerek ailece bir ibadet, ailece bir teravih hayatı olmuş oluyor. İnşallah bu durum ailece Kur’an- Kerim-i Tilavete, çeşitli programlara aynı zamanda internet üzerinden online sohbet ve muhabbetlere de vesile olmuş oluyor.

Adeta başkası için yaşıyor, başkalarına koşturuyoruz.

 Kendimizi çok dağıtıyor, Makro alem ve âfakla çok meşgul oluyoruz.

************  

Gerçek dünyadan sanal dünyaya geçiş yapıyoruz.

Materyalizmden dijital ortama göçmekteyiz.

Maddi alemden manevi alemin kapısına girişi yaşamaktayız.

Vasıtalardan, vasıtaların kalktığı bir dünyaya aktarım gerçekleşmektedir.

İnsan kendisini keşfetme yolundadır.

Kendisini keşfeden ve bulan insan, Rabbini de bulan insandır.

-Adamın birisi çölde devesiyle beraber gider ve deve hastalanarak ölür. Hem kendisini ve hem de yüklerini taşıyan devesi ölür.

Bu durumdan hüzünlenir ve devenin başında oturarak şöyle der;

Ey Deve senden ne eksildi, der. Demek ki senden bir şey eksilmediğine göre; seni de, beni de taşıyan ve de sende de ben bende de bulunan bir şey varmış der.

Meğer ömür boyu ve yıllardır seni de, beni de ve de yükümüzü de taşıyan o imiş.

***************   

İman var olmaktan daha önemli ve önceliklidir.

Var olup da güvende olmamak veya güvende olmadığını düşünüp, güveni yani imanı kaybeden cehennemi her an yaşar ve yaşatır.

İman var oluştur. Küfür ise o varlığı, hakiki var oluşu kaybetmektir.

Dünyada en şaşılacak bir şey varsa, oda imansızlıktır.

Dünyada tedavisi olmayan bir hastalık varsa, oda imansızlık hastalığıdır.

Geri dönüşümü olmayan tek şey, imansızlıktır.

Gübrenin bile dönüşümü var.

Taş ve Kaya’nın bile güveni var. Zira onunla binalarımızı yapıyor, güvenle oturuyoruz.

İmansızlık ise o binayı da yıkar.

İman güvendir. Küfür o güveni yıkar ve çökertir.

“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..”
N. F. Kısakürek

Benim yetişmemde gübremsin.

-“ Hanzalenin çekirdeğinde hanzale ağacı mündemiç ve dahil olduğu gibi, Cehennemin de küfür ve dalâlet tohumunda müstetir bulunduğunu, şuhudî bir yakînle müşahede ettim. Ve keza, nasıl ki hurmanın çekirdeği hurma ağacına hamiledir; aynen öyle de, iman habbesinde de Cennetin mevcut olduğunu hads-i kat’î ile gördüm. Çünkü, o çekirdeklerin ağaçlara tahavvül ve inkılâpları garip olmadığı gibi, küfür ve dalâlet mânâsı da tâzip edici bir Cehennemi, imân ve hidâyet de bir Cenneti intaç edeceğinde istib’ad yoktur.”[1]

-“İman, kabuğunun içerisindeki lübbü gösterir. Küfür ise, lüble kabuğu tefrik etmez. Kabuğu aynen lüb bilir ve insanı cevherlik derecesinden kömür derecesine indirir.”[2]

-“ Cehennem-i cismani, arif olan mü’min için, asiye kafirin cehennem-i manevisine nisbeten cennet gibidir.”[3]

MEHMET ÖZÇELİK

09-05-2020


[1] Mesnevi-i Nuriye.Bediüzzaman Said Nursi.88.

[2] Age.60.

[3] Age.191.

No ResponsesMayıs 11th, 2020