MASAÜSTÜ RADYO PLAYER-İNDİR-BİLGİSAYARINDA DİNLE

No ResponsesKasım 12th, 2019

TEFSİR VE SOHBET VİDEOLARI

No ResponsesEkim 2nd, 2019

DEV ARŞİV-1-

No ResponsesAğustos 11th, 2019

TEFSİR KİTAPLARI VE DERSLERİ-İNDİR-25 GB.

https://mega.nz/#F!G2hR2QrK!3c4s7s_RJpG0VNfVKwoCQg

ARAPÇA-TÜRKÇE SÖZLÜKLER-6.14.GB

https://mega.nz/#F!XjJmGQjY!IlUyBonWalC4KoFTbgyNRQ

No ResponsesAğustos 9th, 2019

PLAY STORE- DAKİ UYGULAMAM

https://goo.gl/tbJDWm

No ResponsesAğustos 5th, 2019

TesbitlerTv.

https://tesbitler.fm.tv.tr/

www.mehmetözçelik.com

No ResponsesTemmuz 30th, 2019

TÜM UYGULAMALARIM

TÜM UYGULAMALARIM

Play store uygulaması- NURLU HAKİKATLAR

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.Tenvir&hl=tr

No ResponsesTemmuz 28th, 2019

İMAN EMN-U EMAN VE GÜVENDİR

İMAN EMN-U EMAN VE GÜVENDİR

İman nedir? Emandır- Güvendir- İtimattır- Dayanmaktır- Nisbet ve İntisabtır.

İnsanlar o imanla ancak hayatta kalıp, ona güvenle varlığını devam ettirebilir.

O’na güven olmadığı takdirde insan neye güvenecek? Nasıl güvenecek? Nasıl yaşayacaktır?

Kâfir bile olsa, şüphede olsa, şek halinde bile olsa; O güvenle Yaşar.

O Güven olmadıktan sonra gelişinin başlangıcından öncesi olmayan gitti.

Sonrası kendisi için olmayan bir insan bu hayatta hangi güven ile, Neye dayanarak varlığını devam ettirecek ve Neye dayanaraktan varlığının devam etmesini, sonradan var olmasını sürdürebilmesini, ebediyete kadar nasıl uzanabilecek?

Neye tutunacak? Neye dayanacak? Neye güvenecek? Kimden istimdat edecek ve kimden Medet alacak?

Tutunacak bir dalı olmayan bir insan, varlıklar içerisinde neye tutunacak? Neye sarılacak, ne ile varlığını sürdürebilecek? Güvenci nedir? Neye güveniyor? Kendine mi güveniyor? Enaniyetine mi güveniyor? Nefsine mi güveniyor? Heva ve hevesine mi güveniyor?

Yoksa bunların ötesinde bütün bu sahibi alemin, sahibi kainatın sahibi olan Allah’a mı güveniyor?

O Allah’a güven olmazsa hangi Güven o insanı güvende tutar, ayakta tutar, var eder? İman hayata bir nurdur hem kuvvettir.

Evet hakiki imanı elde eden adam kâinatın fevkinde bir güç ve kuvvet elde eder. Kâinata meydan okuyabilir.

O iman ve güvenini kaybetmiş olan aslında güven demek olan iman, insanın hayatının devamında da, var olmasında da, Rabb’i ile irtibatını sağlamasında da esas olan bir unsurdur.

O iman olmadığı zaman o insan küfrün karanlıklarında güvensiz, her şey vahşi ve vahşet içerisinde kalır. Hayatın her anı Onun için yaşanmaz hale gelir. Öyle ki cehennemin fevkinde bir cehennem olaraktan o insanı yakar. Yaşantısını öldürücü bir zehir hükmüne getirir.

Ondandır ki Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi; âsi bir müminin cehennemdeki maddi azabından, cehennemin yakıcılığından daha şiddetli olarak, kâfirin bu dünyadaki manevi Cehennemi, küfrü Cehennem olaraktan onu Yakar, mahveder ve bitirir.

Ehli imanın bu dünyada dahi Allaha olan güveninden dolayı bir cennet hayatını yaşamış olması, Hayatından lezzet almış olması, bir güvencesinin, bir Sigorta ve garantisinin olmasından, Ezel ve ebed sultanı olan Allah’a dayanmasından, güvenmesinden kaynaklanır. O güven olmazsa hayat zehir olur, hayat hakikaten çekilmez olur, ölümden beter olur. Ancak o güvendir ki mümini yaşatır, o iman ile o mümin yaşamış olur.

Allah’a iman edip güvenen ve ona İtimat edip dayanan insanla, ona inanmayan ve o güvenci kaybetmiş olan insanın arasındaki fark; adeta cennet ve cehennem arasındaki fark kadardır.

O halde gerçek Kurtuluş imandadır. İmanla kurtulabilir. Çünkü iman da o güç var. O güven var.

Küfür ise o garantiyi kestiği, o mensubiyeti ortadan kaldırdığı içindir ki, hiçbir dayanağı olmamaktadır.

Gerçek sahibi ile olan güvenini kaybettiği gibi O’na mensup olan, onun yarattığı varlıklar ile de güveni yıkılmış ve sarsılmış olur. Allah’a dayanmayan onun yarattığı varlıklara hangi suretle dayanacaktır?

Çünkü mülk onundur. O Malik-el Mülktür, her şeyin sahibidir. Her şeyi var eden, yaratan ve Her şeyi elinde tutandır.

O halde güvende O’nadır, imanda O’na bağlılıktadır.

******************  

Beni ben yapan imanımdır.

Beni ben yapan ve beni unutmayan Bir Rabbim var.

Zaten kendisi için yokluk olmayan rabbim, beni karanlıktan aydınlığa çıkardı.

 “lâ te’huzühu sinetün velâ nevm. “-“O’nu ne gaflet basar, ne de uyku.” (Bakara.255.)

3. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.

6. Seni yetim bulup da barındırmadı mı?

7. Seni yolunu kaybetmiş olarak bulup da yola iletmedi mi?

8. Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi?” (Dua suresi.)

“İmanın şuuruyla ve iman rabıtasıyla, Arz ve Semâvât San’atkârına intisap noktasında gökleri yıldızlarla, zemini çiçekler ve güzel mahlûklarla yapan, süslendiren ve böyle herbir san’atta yüzer mu’cize gösteren bir san’atkârın eser-i san’atı ve böyle hadsiz harikalı bir ustanın yapılışı olmak, ne kadar antika ve kıymettar ve şuuru varsa ne kadar iftihar eder ve şereflenir…” (Bediüzzaman. Şualar. 107.)

“Hayat, Zât-ı Bâki-i Hayy-ı Kayyûma baktıkça ve iman dahi hayata hayat ve ruh oldukça, hem bekà bulur, hem bâki meyveler verir. Hem öyle yükseklenir ki, sermediyet cilvesini alır; daha ömrün kısa ve uzunluğuna bakmaz . (Bediüzzaman. Şualar. 111.)

Allah bes gayrı heves.

MEHMET ÖZÇELİK

14-12-2019

No ResponsesAralık 14th, 2019

HAT SANATI

No ResponsesAralık 8th, 2019

BİRLEŞEN LEŞLER

BİRLEŞEN LEŞLER

Abd-nin şimdiye kadar yaptığı operasyonlarda 27 milyon Müslüman öldü.

Geçen yüz yılda 200 milyon insan ölürken, bu durumun gittikçe yeni elektronik, gıda, ilaç gibi silahların devreye konulmasıyla bunun artacağını göstermektedir.

-Abd ve Avrupa içimizdeki kirli ellerin deşifre olup temizlenmesi sürdükçe, desteğini kaybetmenin sıkıntısını saldırarak gösterecektir.

Bunun en başını fetönün elli yılda yerleştirdikleri bunun en bariz örneğidir.

Münafık yapı bitmedi. Nifak perdesi altında devam etmektedir.

Cemaat hakkında neden bu kadar yazıyorsun? Diyenlere verilen cevapta bu durum özetlenmiştir.[1]

-İlaç ve aşı sektörü ölmeyen ancak iyileşmeyen hastayı, makbul hasta görür.[2]

-İnsanlar ve dünya ilaçlarla kontrol edilirken, gıda ve su ile kontrol edip edilmeye çalışılıyor ve insan adeta belli şirketlere bağımlı hale getirilmektedir. Yani ne olacak ne ölüp iyileşecek belki ikisinin ortasında hayat boyu ilaç, hayat boyu gıda, hayat boyu su şeklinde bir bağımlılık içerisine İnsanoğlu sevk ediliyor.

-Evelden vermeden bizi sömüren batı, bugün verip şişmanlattırarak, besleyip kanlandırarak emmekte ve sömürmektedir.

*****************   

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Aboul Gheit, bugün yaptığı açıklamada Türkiye’nin Suriye’de Fırat’ın doğusuna yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekatı için ‘işgal ve egemenlik ihlali’ dedi. [3]

-İsyanların arkasındaki İngiliz gizli örgütü: Arap Büro.

Beyoğlu’ndaki evinin sokağında ölü bulunan İngiliz eski askeri istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’e ilişkin soruşturma sürerken, 1.Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti’ne karşı İngiltere tarafından kurulan istihbarat örgütü “Arap Büro”nun bilinmeyenleri de arşiv belgelerle gün yüzüne çıkarıldı. İngiliz Ulusal Arşivleri belgelerine göre, istihbarat örgütü “Arap Büro” adıyla Kahire’de kuruldu. Örgüt, 1920’ye kadar Arap isyanlarını organize ederek, Osmanlı parçalanmasında büyük rol oynadı.[4]

-İngilizin karanlık zulmü, etrafın aydınlanmasıyla ortaya çıkıyor.

-İngiliz The Times gazetesinin resmi bir rapora dayandırdığı haberine göre, İngiliz askerlerinin aralarında çocukların da bulunduğu cinayetleri ile işkence uygulamaları, komutanlar tarafından örtbas edildi.[5]

-“İngilizler, istihbaratıyla ün salmış Sultan II. Abdülhamid Han’ın yanına bir casus yerleştirmeyi başarmışlardı. Hem de bu casus II. Abdülhamid Han’ın en yakınlaeındandı. 10 yıl boyunca ingilizlere kesintisiz bilgi aktarımı yapmıştı, ingilizler, II. Abdülhamid’i gözlerinde çok büyüttüklerini düşündüler. Ta ki o casus öldüğünde kişisel dolabı açılana dek. Casusun dolabını açtıklarında çok büyük bir şaşkınlık yaşadılar çünkü bu dolapta bazı belgeler ile Sultan II. Abdülhamid Han’ın mührü vardı, işte o an anlamışlardı, aslında Sultan II. Abdülhamid Han’ın nasıl yüce bir zekâya sahip olduğunu. O gün o dolaptan çıkardıkları belgelerden ve mühürden anlamışlardı ki oyuna getirilen Sultan II. Abdülhamid Han değil, İngilizlerdi. ingilizlerin Sultan II. Abdülhamid Han’ın yanına casus diye yerleştirdikleri adam, aslında Sultan II. Abdülhamid Han’ın casusuydu. İngilizlere yanlış bilgiler sunuyordu. İngilizler de Sultan II. Abdülhamid Hanı sessiz sakin biri sanıyorlardı. Onlar dünyayı avuçlarında oynattıklarını zannederken, aslında Sultan II. Abdülhamid Han onları parmağında oynatıyordu.”[6]

***************

İran tesbiti.

Doğan Güreş, 6 Aralık 1990 – 30 Ağustos 1994 yılları arasında 21. Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptı.

Doğan Güreş 1990 yıllarında NATO’ya gittiğinde Genelkurmay Başkanı olarak masanın üzerinde dünyanın 8 Bölgeye ayrıldığını, bunlardan Amerika’ya Irak- Suriye ve İran’ın verildiğini gördüğünü anlattı.

İran içten yıkılmaya çalışılıyor.

Çevresindeki olaylar hep iranın güç ve desteğini yıkmak içindir.

Allah korusun eğer iç savaş çıkar ve göç olursa bundan en çok zararı Türkiye görür.

Bu en çokta PKK’ya yarar. Zira yüz yıldır düşünülen PKK- Kürt ve sosyalist devletçiği, ikinci bir İsrail’in temeli atılmış olur.

Suriyelileri gönderirken, Allah korusun, İranlıların gelmesi daha ağır olur.

-Tarih boyunca kirli oyun ve ittifaklar hiç bitmedi.

Ancak her zaman en tehlikeli olanı, kurdun gövdenin içine girdiği an oldu.

*****************

YÜZ YIL SONRA BİR İSTANBUL İŞGALİ  Mİ?

Türkiye İstanbul-dan kuşatılmaya ve imf-ye bağlanmaya çalışılıyor.

1920- de İstanbula girip hiçbir mukavemetle karşılaşmadan, babasının hayrına olsa gerek ki!?, tıpış tıpış İstanbulu bize bırakıp çekip gitmişler.

Bir şey mi vermişler yoksa bir çok şeyi alıp, daha doğrusu bağlayıp öyle mi gitmişler?

Yüz yıl sonra bir İngiliz İstanbul işgali daha olmasın?

Ne verilmekte ve ne alınmaktadır?

Borçlanmak mı?

Kanal İstanbulun yapımının engellenmesi mi?

-Bu bağ laiklik midir?

-“Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri efendi “Eğer ümmet laik bir hükümeti seçip  kabullenirse, bana göre kesinlikle dinden çıkar. Bundan şüphe eden de dinden çıkar. Tevbe edip, dinî hüküm ve dinî yönetime dönmedikleri sürece müslüman sayılmazlar.”  

-Sevr mi oldu?

-Vahdettin sevri imzalamadı. Çünkü o zamanda meclis kapalı olduğundan, daha ona her hangi bir ulaşma durumu söz konusu değildi.[7]

-İstanbulda musibeti celbedici işler oluyor.

**************   C – Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir.

Hep vere vere zaten bu hale geldik ya!

Timur, İran’ı istîlâ edip Şîraz’a girdiğinde halkı haraca bağlar. Vergi memurları Hâfız-ı Şîrâzî’den de vergi isterler. Zaten maddî sıkıntı içinde yaşayan Hâfız, bu vergiyi ödeyecek durumda değildir. Çareyi Timur’un huzûruna çıkarak hâlini arz etmekte bulur. Timur ise;

“–Aman Hâfız, sen bir şiirinde;

Eger an Türk-i Şîrâzî bedest âred dil-i mârâ,
Behâl-i hinduyeş bahşem Semerkand ü Buhârârâ

«Eğer o Şîrazlı Türk gönlümüzü tutsak ederse yanağındaki siyah ben için Semerkant’ı ve Buhara’yı bahşederdim» demiyor musun? Sevgilisinin yüzündeki bir ben için Semerkant’ı ve Buhara’yı verebilen insan nasıl yoksul olur? Bunu diyen insan nasıl iflâs ettiğini söyler?” dediğinde Hâfız Şîrâzî;

“–İşte o bol keseden yaptığım ihsanlar yüzünden iflâs ettim Sultanım!” cevabını verir. Bu cevaba gülen Timur, şairi vergilerden muaf tutarak ihsanlarda bulunur.

-İsmet İnönü’nün 12 Ada’yı reddettiği belge paylaşıldı.[8]

Not: Asrımı anlamaya ve de asırları anlamaya çalıştım.

Bunu özetleyeyim dedim.

Yazdıklarım asrımın ve asırların bir özetidir.

Hoca Andre Gide şöyle derdi: Anı yazmak, ölümden bir şeyler koparmaktır.

MEHMET ÖZÇELİK

07-12-2019

C – Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. C – Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir.

C – Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir.


[1] https://www.facebook.com/100008346600781/posts/2550850681869794/

[2] https://www.yeniakit.com.tr/haber/carpici-aciklama-ilac-asi-ve-endustriyel-gida-sektorleri-yuz-binlerce-akademisyeni-finanse-ediyor-ve-istediklerini-soyletiyorlar-h1574540220-c5ece4.jpg-956909.html

[3] https://www.seslimakale.com.tr/haberdetay/arap-birligi-genel-sekreterinden-hadsiz-aciklama-17190

[4] http://www.milliyet.com.tr/gundem/isyanlarin-arkasindaki-ingiliz-gizli-orgutu-arap-buro-6081460

https://m.facebook.com/MB.AKKOYUNLU/posts/1179751662226418
https://www.islamidavet.com/suudi-hanedanin-tarihi-belgelerle-yahudi-oldugu-kesinlesti/

[5] http://m.haber7.com/dunya/haber/2916529-olay-olacak-iddia-buyuk-skandal-ortbas-edildi

[6] Devletin Gizil Sırları HEYET.Sh.5.

[7] http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/1585893-vahdettin-sevri-onaylamis-miydi

[8] https://www.ensonhaber.com/ismet-inonunun-12-adayi-reddettigi-belge-paylasildi.html

No ResponsesAralık 7th, 2019

BEN-İM ÖNÜMDEKİ BENDLER

BEN-İM ÖNÜMDEKİ BENDLER

Ben-im önümdeki bendler benden küçük ancak bendeki nefsimle ortaklık yapıp çok büyük işler yapmaktadır.

Sevinmiştim dünyaya geldiğimizde ancak önümdeki sayısız bendler ve şeytanın bendeleri, beni kendilerine bende yapmaya çalıştılar.

Dünya bütün şa’şaasıyla önümde sayısız çin sedleri gibi bendler oluşturdu.

Beni kendine bende yapmak için.

Ancak Ben beni Yaratana Bende olacaktım.

Onun ve O’nun için vardım.

Benim gibi çok benler vardı.

Çoğu hayatta bir yüzdeki bir ben gibi kaldı.

Benliklerin arasında boğulmayacak ve Ben-lere kurban olmayacaktım.

Beni bana bırakmadılar.

Sen olmaya zorladılar.

O Benler gibi olmamı istediler.

Ben Ben kalmalı ve ben olmalıydım.

Sen olan Ben, Ben olamazdım.

Ben benlikten uzak bir Ben olmalıydım.

Ben-imi ve benliğimi O’na mikyas, vahid-i kıyasi ve ölçü birimi yapmalıydım.

Ben O’nla var oldum, varlığımı O’nunla devam ettirmeliydim.

Ben O’na bende olursam Ben kalırdım.

Yoksa Benimi de benliğimi de kaybederdim.

Çünkü bana üfleyen o idi.

Ben O değilim ancak Ben O’ndanım.

Minallah ve İlallah…

“Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn(munkalibûne).”

“Ve her halde biz dönüp dolaşıp Rabbımıza varacağız.”(Zuhruf.14.)

Heme Ost değil, heme Ezostum.

Firavun; “ Ene Rabbükümül a’la” yani,- (Ey Mısırlılılar!) Ben sizin en büyük Rabbinizim.- (Ben olmazsam sizi kim yedirir ve kim içirir.)

Demiş ve Ben-in de, benliğinde, kibrinde boğulmuştu.

o fir’avun O’ndan ve O’ndan yana olmamıştı.

O kendi de olmadı, olamadı ve kendi de kalamadı.

Tüm Benler O’na ayinedarlık yaparken, o fir’avun aynanın arka yüzü oldu.

Benliğini O’nda bulanlar, aynanın ön yüzü gibi parlak kaldı.

O’nu buldu, O’nu sevdi ve O’nu görüp gösterdi.

“Küntü kenzen mahfiyyen fe halaktül halke li ya’rifuni.” Hadis-i Kudsisinde;

“Ben gizli bir hazine idim mahlukatı (insan ve benleri ) yarattım ta ki Kendimi Bileyim ve Bildireyim.”

Her şey işte o Ben-de gizliydi.

Ben-in korunması içinde onu koruyan beş şeyin korunması gerekti;

Malın- Canın- Neslin- Dinin ve Aklın…

O varken başkasına söz düşmez.

Söyleyen varsa dinlemeli, dinleyen varsa da Söylemeli.

Söz de Ben de O’nundur ve O’ndandır.

“La yukellifullahu nefsen illa vus’aha … (Bakara Suresi 286.)

“Allah hiçbir Benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez/ teklifte bulunmaz..”

***************   

-Şeref-ul Mekan bil-Mekin, -Bir şeyin kıymeti ve şerefi o mekanda bulunan ile ölçülür. Tıpkı bunun gibi; insanın kıymeti insandaki yüksek duyguların kıymeti ile orantılıdır. Mesela cömertlik kâfirde bile olsa o cömertlik onu kıymetli yapar, Üstün yapar, değerli yapar, farklı yapar.

Ondan dolayıdır ki Efendimiz aleyhisselatu vesselam şöyle buyurur;

“Es Sahiyyu Habibullahi velev kâne Fasikan vel Bahilu aduvvullah velevkane Salihen” Yani Çömert olan insan Allah’ın dostudur, Fasık bile olsa. Cimri olan bir insan Allah’ın düşmanıdır, Salih bile olsa.”

Buradaki cömertlik Fasık olanı Allah’ın dostu yaparken, Diğerinde ki cimrilik ise Salih bile olsa onu Allah’ın düşmanı kılmaktadır.

Son ve İlk Söz: Kişi nerede çok kalacaksa, yatırımını da oraya yapmalıdır.

-İnsan toprağından yaratıldığı yerde ölür. (Şamlı tüccar.)

MEHMET ÖZÇELİK

07-12-2019

No ResponsesAralık 7th, 2019

A’RAF SURESİ-48-53

No ResponsesAralık 5th, 2019

MAİDE SURESİ-111-120

No ResponsesKasım 30th, 2019

YA O OLMASAYDI

YA O OLMASAYDI

Ya O olmasaydı???!!!

Ya Allah ezelden, varlığı kendinden, Kayyum, bi Zatihi kaim olmasaydı, ne olurdu?

Hiç bir şey vücuda çıkmaz, var olmaz, var edicisiz varlık aleminde bulunmazdı.

Aksini düşünmek, varlığının zıddı olmayan yokluğunu bir an düşünmek bile cehennemden öte bir halettir.

Bir anlık geniş daireden dar dünyamıza kadar kâinat olmayacak, dünya bulunmayacak, insan ve diğer her bir varlık hayata çıkmayacaktı…

Anne karnındaki hayatınızı bir düşünün!

Pek bir şey hatırlamıyorsunuz değil mi?

Ana rahmine düşüşünüzde hiç bir dahliniz söz konusu değil.

Öncesinde dünya ve içindekiler yokken, onun öncesine gittiğimizde yer ve gök, galaksi ve samanyolları gibi cirim ve cisimlerde yoktu.

Öncesinde mi?

Efendimizin ifadesiyle; O vardı, hiç bir şey yoktu.

Onun öncesi mi?

Onun öncesi yoktu.

Zira O evvelinde Evveli, ahirinde Âhiri, zahirin de Zahiri ve batımında Batınıdır.

İyi ki O var.

O var, her şey var.

Onu bulan neyi kaybeder ve Onu kaybeden neyi bulur?

Onu bulan her şeyi bulur.

Onu kaybeden hiçbir şeyi bulmaz ve de bulamaz.

Bulsa da başına bela olur.

Elhamdülillahi alâ külli hâl, sivel küfri ved dalâl.

Küfür ve sapıklığın dışında, her halükarda Allah’a hamdolsun.

***********   

Devletin kendisinde bir veya birkaç vasfı görünen güçleniyor, güçlü görünüyor.

Ya Allah’ın kendisi üzerinde bir kaç vasfı tezahür eden bir insanın durumu kim bilir nasıl olur?

Alemler ve varlıklar üzerinde en fazla Allah ile irtibatı ve tezahür ve tecellisi bulunan insan ve özellikle ehli imandır.

İşte insanı kâinatın fevkine çıkaran asıl sebeb, Allah ile olan irtibatı, Allaha istinad ve mensubiyetidir.

– İnsanların Rabbiymiş gibi, onların kusurlarına bakma.

Sen kulsun, kendi kusurlarına bak. (İSA PEYGAMBER)

MEHMET ÖZÇELİK

27-11-2019

No ResponsesKasım 27th, 2019

2019 ÖĞRETMENLER GÜNÜ HATIRASINA

2019 ÖĞRETMENLER GÜNÜ HATIRASINA

Öğretmenler günü hatırasına bir hakikati ifade etmek istiyorum.

Bir çiftçi düşünün ki; önündeki önlüğünde bulunan tohumları rast gele savuruyor. Nereye attığını ve ne kadar olduğunu bile bilmiyor.

Öyle ki, komşusunun tarlasına atmaktan, taşın arasına saçmaya kadar kendi bilmez ve de unutmuşken Allah unutmamıştır.

Toprağın kesif karanlığında, gübrenin yakıcılığı içerisinde, kışın kar ve yağmur gibi şişirici tüm özellikleriyle parçalanan o tohum; bahar mevsiminde bire yedi, yetmiş  ve yedi yüz vermiştir.

Tohumu unutmayan Allah, samimi bir öğretmenin, samimi duygularla ve de ihlaslı olarak ifade ettiklerini elbette zayi etmez.

Nitekim 1400 sene önce Peygamber Efendimizin söylediği hakikatler nice ölü kalpleri diriltmekte, insana ve hayata hayat olmaktadır.

“Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.

Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.”[1]

“Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.”[2]

“Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz âyetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.”[3]

***************

Öğretmenlikte menfiler ve menfiliklerle mücadele etmekten, müsbet hizmetlerde bulunmaya yeterli zemin bulamadık.

Şerrin def’inden, hayrın celbi yeterli olarak gerçekleştirilemedi.

Şeytanı taşlamaktan, Rahmana yönelme aksadı.

Şeytana lanetten, Peygambere salavat az kaldı.

Resmiyette samimi çalışma yeterli yapılamadı.

Ne demek istediğim yani mesele anlaşılıyor değil mi?

-Tokat mı yumruk mu?

Öğrenciye 30 öldürücü yumruğun hesabı sorulmazken, öğretmenin toz silkeleyici bir tokadının hesabı ağır bir şekilde ve mahkeme tehdidiyle sorgulanmaktadır.

İşte eğitimimiz ve öğretmenimizin hali pür melali.

-Yaramazlık yapan kız öğrenciyi uyarmak amacıyla başına kalemle vuran Öğretmen, tacizden mahkemede sorgulanmaktadır.

-Sigara içen öğrenciyi uyaran Öğretmen, öğrenci tarafından okulun dışında olup müdahale edemezsin denilirken, veli tarafından da aynı saldırıya maruz kalmaktadır.

-Okulların tatil edilmesinden veli rahatsızlık duyup, çocuğunun evden çok okulda kalarak, sıkıntıyı okulun çekmesini düşünürken, okul onları koruma adına, başarılı olacak öğrencilerde harcamaktadır.

-Haklı olarak hep tenkid edildiğini söyleyebilir veya sizde tenkid ediyor olabilirsiniz.

Hiç mi iyiliği yok?

Elbette iyi insanların gayreti, selin önünden kurtarma çabaları az bir şey değildir.

Acaba başarısız olanlar mı eğitimin defolusu, yoksa başarılı olanlar mı?

Eğitim eğitiyor mu yoksa üğütüyor mu?

***********

ABD’DE BİR OKUL MÜDÜRÜ; HER EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞINDA ÖĞRETMENLERE BU MEKTUBU GÖNDERİRMİŞ;

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim.

Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü.

İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.

Sizlerden isteğim şudur:

Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır…”

MEHMET ÖZÇELİK/ 224-11-2019


[1] İbrahim.24.25.

[2] Fatir.10.

[3] Araf.58.

No ResponsesKasım 25th, 2019

ÖĞRETMENLER GÜNÜ MÜNASEBETİYLE

No ResponsesKasım 25th, 2019

HOCAM

Hocam! (Bir Annenin Ağzından)

Sizlere emanet şu körpe yavrum,
Ortalıkta sürtüp gezmesin hocam!
Gözümün çırası tek kaygım, tasam,
Aç, câhil, perîşan kalmasın hocam!

Fidanıma hoş bak, aman solmasın,
Kahraman yetişsin, korkak olmasın,
Rabbini tanısın, dinsiz kalmasın,
Ahrette yakanı tutmasın hocam!

Tabancayı değil, kitabı sevsin,
İnsana yakışır örnekler versin,
Körpece gelmiştir, efendi gitsin,
Boykotmuş, işgalmiş yapmasın hocam!

Millet şerefini hem şeref bilsin
Kur’an’ı okusun, hak nedir görsün
Her bir kötülüğü aklından silsin,
Kendi milletine çatmasın hocam!

Câhil bir anayım, ne diyem daha!
Benim diyeceğim evlâdım aha;
Hep dua ederim yüce Allah’a,
Sonunda anarşist olmasın hocam!
Bilal ışıklı…..

No ResponsesKasım 25th, 2019

DENGE

DENGE

İster insani olsun ister hayvani olsun, insanlar ve hayvanlar bu dünyaya kendilerine vücut giydirilerek, vücut elbisesi ile donatılıp, Talim ve taallüm amacıyla bu dünyaya gönderilmiştir.

Bu dünyada eğitimini yapan insanlar kendi Kemal derecesinde buradan mezun olurlar. Seviye içerisinde kabiliyetinin standartları çerçevesinde aynen ahirette de devam edeceklerdir.

Mesela İnsan Cennet hayatında aynen burada, dünyada sevmiş olduğu işlerini orada mecburiyet tahtında olmaksızın bir zevk içerisinde, aynı hizmetini, isteğini, çabasını, mesleğini, gayretini Terakki ederekten sonsuza kadar yükselerek devam ettirecektir.

-Ahirette hiçbir şey sıfırdan başlamıyor. Buradaki -Tabiri caizse- mânen emekli olunan katma değer üzerinden, derece itibarıyla ahirette aynısı, aynı Pergel açısı içerisinde devam edecektir.

Sonsuza dek ve iki insan arasındaki bu dünyadan farklı emeklilik, farklı açı ahirette kapanmaksızın, o açı sürekli bir şekilde açık kalarak sonsuza dek devam edecektir.

****************

Alemdeki eksiler artışlara ve artıların artmasına vesiledir.

Alemde eksi olarak, nokta olarak, kusur olarak görülen şey aslında başka artıları, başka mükemmelliklerin ortaya çıkmasına vesiledir. Böylece alemi ve her şeyi ve de olayları bir bütün olarak değerlendirmek, bir bütün içerisinde olaylara, meselelere, varlıklara, hayata, yaşayışa, seyre bakmak lazımdır.

Ceylan’ın görmedeki kusuru, çıtanın görmedeki üstünlüğünü ortaya çıkarır.

Bazı hayvanların zafiyet ve acziyeti, onu avlayan diğer avcı hayvanların avcılık karakterinin gelişiminin önünü açar.

Böylece umum varlıklar kemal yolunda kabiliyetlerin gelişimine sebeb olurken, alemde sürekli kabiliyetler üretilmiş olur.

Nebatat hayvanlara hizmet ederken, hayvanat da insana hizmet etmektedir.

Hepsi bir bütün olarak kabiliyetlerin gelişimine ve manen şükür mahsulünün devamına sebeb olur.

İşte Kader bir bütündür. Kader tüm artıların toplamıdır. Kader olaylara tüm eksi ve artıları ile, bir bütünlük içerisinde bakmak demektir.

Kader neticedir. Kader Hülasadır, Kader Tahterevallidir Kader bütün varlıklar arasındaki denge unsurudur. Nizam, intizam ve ölçüdür. Hakim İsminin tam tezahürüdür .

Allah’ın bütün isim ve sıfatlarının ana anahtarı alim ismindedir.

Kader Allahın ilmidir.

İlim ise maluma tabidir, malum ilme değil.

Yarıştaki amaç ve hedef başarılı ve iyi olanı ortaya çıkartmaktır. Bir yandan başarısız olanlar dökülürken, finale ve hedefe ulaşacak olanı seçmektir. Âlemdeki toplu yardımlaşmada bu başarıyı elde etmeyi hedefler …

Kemalini tamamlayan varlığını sürdürürken, tamamlayamayanlar dökülmektedir.

Mesela; yumurtanın üzerinde 21 gün oturulması halinde hayat devam ediyor.

Oluşumunu tamamlamayıp erken doğum, harici müdahale buna mani oluyor.

Aleme her şey kemalini tamamlamak için gönderilmiştir.

MEHMET ÖZÇELİK

18-11-2019

No ResponsesKasım 18th, 2019

BİR MEMLEKET DÜŞÜNÜN Kİ…

BİR MEMLEKET DÜŞÜNÜN Kİ…

Bu memlekette kavgacıların kavgalı konularını çıkaracak olsanız, başta aydınlar olmak üzere anlatacakları ve üretecekleri bir şeyleri olmayacak ve kalmayacaktır.

Gerek memleketimiz gerek İslam dünyası ve de batı dünyasından siyasi kavgaları çekip alsanız, adam gibi hakikatleri anlatacak insan nadir bulunacaktır.

İşte kavgaların sebebi problemleri çözmek değil, müzminleştirmek amaçlıdır.

Eğer dünyada siyasi kavgalar bitmiş olsa, birdenbire insanların nazarları İslamiyet’e dönecektir.

-Bir memleket düşünün ki; O memlekette kavga edip suç işleyenler polis tarafından bütün sıkıntılara rağmen toplanıyor. Emniyete götürülüyor, işlemler yapılıyor ve neticede mahkemeye çıkarılıyor. Mahkemede ise bir sebeple salıveriliyor. O adaletten ne kadar bir adalet beklenir?

Yıllarca söyledim ve yazdım, Memleketimizin birinci problemi, hukuktaki çözümsüz ve yetersiz problemlerdir.

Yıllar önce şehrin ortasında iki kişi şiddetle kavga ediyorlardı.

Karşı taraftaki kitapçıda bulunuyordum. Valiliğin önünde vatandaşlar toplanmış, büyük kalabalık oluşmuştu. Epey sonra polis geldi, olaya el koydu.

Kitapçıda bulunan bir sivil polis durumunu söyleyince kitapçı neden müdahale etmediğini söyledi.

O ise bunun faydasının olmayacağını söylemişti.

Elbette mecbur değildi ancak karışması halinde sıkıntı yaşayacağını biliyordu.

-Bir okul düşünün ki öğrenciler keyfi olarak her türlü hareketi yapabiliyor. Fakat öğretmen neticede arada kalarak o yapılan suçlarda suçlu duruma düşüyor. Suçlu olan öğrenciler iken, öğretmenden hesap soruluyor.

Öğrencinin onlarca yumruk atmasının hesabı sorulmazken, mağdur olup zarar gören ve uyarı amaçlı tokat atan öğretmene hesabı soruluyor.

Öğrenciler öğütle serbest bırakılırken, öğretmen adeta sorguya çekiliyor.

Adeta kadın üzerinden erkeğe yüklenildiği gibi, öğrenci üzerinden de öğretmene yüklenilmektedir.

-Bir öğrenci düşünün ki; sınıf ortamında öğretmenin üzerine yürürken, sadece bir kınama ile öğrenci uyarılırken, bir yıl boyunca o sınıfa giren öğretmenin düştüğü zilleti düşünün!

Öğrencinin bu rahat ortamına öğretmen sahip değildir.

Bakanlık acilen öğretmenden önce, öğretmenin izzetini korumalıdır. Yoksa eğitim diye bir şey kalmaz.

Öğretmen güçlendirilmeli, öğrencilerden devam mecburiyeti kaldırılmalı, gerçek manada okuyacak insanlar ciddi eğitime tabi tutulmalı, liyakat ve başarı ön plana çıkarılmalıdır.

Ödül ve ceza hakkıyla uygulanmalıdır.

Bu ikisinde okullarımız yetersizdir.

Yıllar önce bir müdür arkadaşa; haklı olarak bir öğrenciyi okuldan atmasını, bunun diğerlerine yüz kere söylemeden daha etkili olacağını söylemiştim.

O müdür; bunu üç kere yapıp Milli Eğitime gönderdiklerini ve her seferinde; -Bir daha görüşmek üzere- deyip geri gönderdikleri ızdırabını dile getirmişti.

Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; her sınıfı en fazla üç veya beş öğrencinin bozduğunu, dersi işlenmez hale getirdiğini müşahede etmekteyiz.

Geçmişte eğitimde ifrat olan davranışlar, bu gün tefrit ile sürdürülmektedir.

Geçmişin sıkıntılı ve ifrat döneminde öğrenci idik, bu tefrit döneminde öğretmen olduk.

Bunun vasatı bulunamaz mı?

Eğitimde hala vasat yakalanamadı, o da her alanda…

– Bizler nerelerde yanlış yapıyoruz?

Bir öğrenci grubuna yiyecek dağıtıldığında kontrolden çıkıyor, kıtlıktan çıkmış insanlar gibi saldırgan hal alıyorlar.

Bir otobüse bindirildiğinde, bir yere sevk edildiğinde binerken büyük bir izdiham yaşanıyor.

Yemekte kapışma, her şeyde saldırma bir türlü azalmıyor.

Afrikalı aç toplumlarda bile bu hal görülmez iken, eğitilmiş hayvanlarda bile, hangi sebeple olursa olsun, böyle bir durum yaşanmazken, neden bu öğrencilerde bu kontrol mekanizması oluşturulamamaktadır?

Herhalde bir yerde değil, çok yerde yanlış yapılmaktadır.

Eğitimin sevdirilmesinden daha öncelikli yapılacak iş, nefret ettirmenin önüne geçmektir.

Toplumda okumuş banka soyan insanlar olmaktansa, varsın okumamış saygılı, helal ve haramdan korkan bir toplum olsun…

MEHMET ÖZÇELİK

18-11-2019

No ResponsesKasım 18th, 2019

BERCESTE..

No ResponsesKasım 17th, 2019

MUHAMMED SURESİ

No ResponsesKasım 16th, 2019

ÖLÜMDE HAYAT VAR

ÖLÜMDE HAYAT VAR

Kuss bin Sâide, Ukâz Panayırı’nda, aralarında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in de bulunduğu bir cemaate yaptığı ve bi’set-i Nebî’den bah­seden şu meşhur hitâbesinde konumuzla ilgili olarak;

Yaşayan ölür, ölen fenâ bulur, olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, anaların babaların yerini tutar. Sonra hepsi mahvolur gider. Vukuâtın ardı arkası kesilmez; hepsi birbirini tâkib eder.

-Somon Balığı suyun ters istikametine giderek ölümüne, öleceği yere yumurtasını yani hayatını bırakır ve ölür.

İnsanlar doğduktan sonra ölmek için bir ömür yer iken, yediği şeyler onu yer.

Dinlenmek için ölümün küçük kardeşi olan küçük ölümü, hayatının en az üçte biri kadar sürede sürdürür ve tüm hayatını sürdürme bahasına ölür.

Ölüm hakikatı, hayat hakikatından daha büyük bir hakikattır.

Zira doğumun yolu ölümden geçer.

Toprağın altına öldürmek için attığımız tohumu öldürmek için sürüp ezer, gübreyle yakar, kışın dolu, kar ve soğuğuyla parçalarız ta ki baharda bire yedi yüz sümbül versin.

Sabah doğmak ve dinç kalmak için, gecenin ölü gibi yatışını gerçekleştirmek gerektir.

***********

HER CANLIYI AVLAYAN BİR AVCI VAR

Her canlıyı avlayan bir avcı var. Ekolojik dengeyi sağlamak amacıyla birbirlerini kontrol etmek ve  tedbir amacıyla doğum ve ölümler devam etmektedir.

İnsanınki ise şerefli avcı Azraildir. O müşfiktir. Memurdur. Her an ölmektedir. Oda ruhunu aldıkları sayısınca..

Vennaziati ğarken…..

Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakka demiş ki: “Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.”

Cenâb-ı Hak, lisan-ı hikmetle ona demiş ki: “Seninle ibâdımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.”

Evet, nasıl ki hastalıklar perdedir, ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikî olarak hikmet ve güzellik, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir. Öyle de, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyyeye bir perdedir.

-Peygamberimiz (s.a.v.) “Allah’ı zikirden ayrılmayan hayvanı avcı avlayamaz”  buyuruyor. Sağlıklı hayvanı ne yırtıcı bir hayvan ne de avcı avlayabilir. Zikirden ayrılmayan organ da hastalanmaz. (Bilimsel araştırmalar avlanan hayvanların tamamının hasta olduğunu göstermiştir).

-Allah bu dünyada asgari ücretle çalıştırıyor. Cüz-i Nimet karşılığında türlü mahsulat-ı külliye yani şükür aldırıyor. Her ne kadar o Nimet’in olması bütün kainatın dönmesine bağlı ise de, alınan netice olan hamd- şükür –iman- marifet-muhabbet gibi neticeler kainat çapındaki külli neticileridir. Onun için verilen nimetten daha büyüğü, o Nimet neticesinde Hasıl olan şükür ve hamd ve ibadettir. Ancak Allah o insanın bu türlü mahsulü, Şükrü, Hamdi netice vermesinden dolayı başlangıçta külli bir proje, kainatın fevkinde bir proje olarak yer alıp yaratılıyor Ve o insanı bu neticeyi vermiş olmasından dolayı ahirette, cennette de ebediyen ödüllendiriyor.

MEHMET ÖZÇELİK

16-11-2019

No ResponsesKasım 16th, 2019