SAĞLIKLI SAĞLIK TAVSİYELERİ-2-

SAĞLIKLI SAĞLIK TAVSİYELERİ-2-

 

Dr.  Aidin Salih – in Yitik Şifa kitabından özetler:

 

HASTALIKLARIN SEBEPLERİ

Fazla yemek  “Her hastalığın temelinde tokluk vardır.” Hz. Muhammed (s.a.v.)

“Yemek onlar için bir ceza, bir ağ, bir tuzak ve bir pranga olacaktır.” Hz. Davut (a.s.)

“Çok yeme ağacı diken, hastalık meyvesi toplar” Atasözü

 

* Kimyasal İlaçlar

Amerika’da her yıl 250.000 kişi tıbbi hatalar yüzünden ölmektedir. Bunlardan 127 bini hastahanede, yanlış ilaç verildiğinden veya ilaçların yan tesirleri yüzünden ölmektedir. Aynı sebepten hastane dışında ölenlere ait istatistik yoktur, ancak hastahane dışında ölenlerin sayısı mutlaka daha yüksektir. İlaçların yan tesirleri yüzünden hastalananlarla ilgili ise hiçbir istatistik yoktur. Tecrübeler gösteriyor ki, kimyasal ilaçlar hemen hemen bütün hastalıkların temelinde yer almaktadır.

 

* Yanlış Oturma

Çağdaş insanın zararlı bir alışkanlığı da sandalye ve koltukta oturma alışkanlığıdır. Sandalyede otururken aldığımız pozisyon karın ile bacaklardaki kan ve enerji dolaşımını zorlaştırır,- bağırsakların çalışmasını yavaşlatır, kabızlığa, prostat ve yumurtalık hastalıklarına, basura, varise, eklem ve omurga hastalıklarına davetiye çıkarır.

Bağdaş kurarak, dizüstü, bir bacak üzerine ikincisini bükerek, bacaklar arasında yerde oturmak veya çömelmek kan dolaşımını ve enerji dolaşımını kolaylaştırır.

Sandalye ve koltukta oturanlar, gün boyu sadece oturup kalkarken hareket ederken yerde oturmak, kaslar, eklemler ve tüm organlar için oturulduğu sürece devam eden mükemmel bir egzersizdir. Yerde oturanlar, yukarıda anlatılan hastalıklardan emin olur. Çocuklar, anne-babaları sandalye ve koltukta oturmaya alıştırıncaya kadar, hep yerde otururlar.

Büyük ve küçük abdest için alaturka tuvaleti tercih etmek ve çömelerek oturmak gerekir. Klozet üzerinde oturarak ihtiyacı gidermek tabiata aykırı ve sağlığa zararlıdır. Klozette otururken vücudun aldığı şekil, dışkının kalın bağırsaktaki hareketini engeller, kalın bağırsağın hareketi yavaşlar,- düz bağırsak, dışkının oluşturduğu baskıyla genişler ve kabızlık meydana gelir.

Büyük, küçük abdesti ve gazı fazla tutmak zararlıdır. Bu durumda, idrar, dışkı ve gazlardaki zararlı maddeler kana karışır, organları zehirleyerek yaşlanmayı hızlandırır.

 

* Çağdaş insan yiyecek, içecek ve vücut bakım ürünlerindeki koruyucularla, kullandığı kimyasal ilaçlarla adeta kendini mumyalamıştır. Bu yüzden son yıllarda Avrupa’da bazı mezarlardaki cesetler, çürümeden olduğu gibi duruyor. Çünkü böcek, sinek ve bakteriler artık cesetleri çürüterek toprağa karıştıramıyor. Doğal alanları da kirleten koruyucu katkı maddeleri ve ilaçlar yüzünden bir süre sonra hayvanların cesetleri de çürümez hale gelecektir.

Diğer taraftan böcek, sinek ve bakterilere karşı kullanılan kimyasallar ekolojik dönüşümü sağlayan bu vazifeli yaratıkların nesillerini tüketmektedir. Bu durum devam ettiği sürece, biyolojik çevrim yavaşlayacak,- bazı böcek, sinek ve bakterilerin nesli yok olacak, dünya ölü bataklığına dönüşecek ve ekolojik kıyamet kaçınılmaz olacaktır. Demek ki, deterjan, tarım ilacı, antibiyotik ve katkı maddelerini kullanan insan “ekolojik kıyamet”i bizzat kendi elleriyle hazırlamaktadır.

* Hadis-i Şerifte: “Hastalarınızı yiyip içmeye zorlamayın. Zira Allah, onları yedirir ve içirir”. Ve: “Bir kimse üst üste üç gece ateşlenirse, anadan doğduğu gün gibi günahlarından çıkar”. Ve yine: “Kulun hastalığı hatalarını giderir. Ateşin altın ve gümüşün kirini gidermesi gibi “. Ve: “Az yemek az günahtır” buyrulmuştur. Bu hadislerde hata, günah ve hastalık aynı anlamda kullanılmıştır. Bu durumda ilaç içerek veya ameliyat olarak sağlıklı olmayı beklemek haksızlıktır, imkansızdır.

“Hastalığınızın günahlar, ilacınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız.”

* Hz. Muhammed (sav.) “Bu dünyada ve öbür dünyadaki en iyi içecek sudur” buyurmuştur.

* Beyaz undan yapılan ekmeğin hazmı ağırdır, kanın asitini yükseltir. Safra kesesi, böbrek ve mesane taşlarına,- kılcal ve toplar damarlarda tıkanıklıklara sebep olur. Taze mayalı ekmek ise bağırsaklarda B vitamini üreten mikroplan pasifize eder. B vitamini eksikliği de sinirsel dengesizliğe ve kansızlığa yol açar. Sıcak mayalı ekmek bir çok hastalık ve bağırsak kurtları için yeterli bir sebeptir. Mayalı ekmek piştikten en az 3 saat sonra yenmelidir. Fakat mayasız yufka veya doğal mayalı hamurdan yapılan tandır ekmeği bazen sıcak da yenebilir.

Taze öğütülmüş eski buğdayı kepeğini ayırmadan ömerotu veya nohut mayası gibi doğal mayayla yoğurulup tandırda pişirilen ekmek vücuda hayat verir.

 

* İncir : Hadisi Şerifte ” Eğer cennetten gelme bir meyveyi zikretmem gerekseydi, incirdir derdim. Çünkü cennetlik meyvelerin çekirdekleri yoktur. Hemeroid ve gut hastalığı olanlar bu meyvelerden yesinler.” buyrulmuştur.

* Hadis-i Şerifte “Meyve yediğinizde, kavun ve karpuz yiyin, çünkü o cennet meyvesidir ve bin nimet ve bin rahmet içerir. Onu yemek, her hastalığı giderir” buyrulmuştur.

* Hadisi Şerifte: “Sarımsağı yiyin, onunla tedavi olun, zira o yetmiş derde devadır. Eğer bana melek gelmemiş olsaydı, ben de onu muhakkak yerdim” (Hazreti Ali r.a.’dan) buyrulmuştur.

Uyarı: Sarımsağın fazlası baş ağrısı yapar, gözlere zararlıdır.

* Hazret-i Enes’ten (r.a.) nakledilen bir Hadis-i Şerifte “Bu üç şey her şeye şifadır: sinameki, kimyon, çörekotu” buyrulmuştur.

* Hadisi Şerifte: ‘Yemeğe tuz ile başlayandan Allah üç yüz otuz çeşit hastalığı uzaklaştırır. Bu hastalıklar, delilik, cüzzam, bağırsak rahatsızlığı ve diş ağrısıdır. Kalanı Allah’ın yüce bilgisinde saklıdır”, buyurulmuştur.

Tuz derken, bugünkü rafine edilmiş sofra tuzu (NaCl, sodyum klorür) değil, doğal, işlenmemiş kaya tuzunu veya deniz tuzunu kastediyoruz. Bu tuzlar iyot, magnezyum, potasyum, çinko, silikat gibi insan sağlığı için gerekli makro ve mikro elementleri içerir.

* Hadisi Şerifte “Kuru üzümü yemeye devam edin. Zira o safrayı açar, balgamı keser, sinirleri yatıştırır, yorgunluğu giderir, ahlâkı güzelleştirir. Nefsi hoş eder, kaygıyı uzaklaştırır.” buyrulmuştur.

*”Her derdin aslı çok yemek ve her devanın aslı açlıktır” Hadis-i Şerif

Çok yemek, hastalık mayasıdır.       Feridüddin Attar

Yediğinizi hazmetmeden, tekrar yemekten çekininiz. İbni Sina

* Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hurma, üzüm, kavun, karpuz, salatalık, kabak, kereviz, bal, kaymak, süt, mercimek, pirinç pilavı, keşkek (buğdayla pişirilmiş et), koyun ve kuş etini severdi.

 

* Namaz Hareketleri

Rüku, iç organları, yumurtalık, rahim, prostat, böbrek, idrar yolları ve omurganın sağlığını korur. Mide, karın, sırt ve boyun kaslarını güçlendirir.

Secde, bedenin üst bölgelerine kan akışını artırır, beyinde sıvı ve kan dolaşımını düzenler ve korur. Beyni temizler, hafızayı güçlendirir, anlayış ve düşünce kabiliyetini artırır, akciğer, kalp ve sinir sistemini arındırır. Selam verirken omuzlara bakma hareketi, gözü kan dolaşımı bozukluklarından, göz kaslarını tembellikten, ense ve boyun kemiklerini kireçlenmeden korur. Secdeye giderken ve secdeden kalkarken yapılan hareketle vücudun tüm eklem ve kaslarının sağlığı muhafaza altına alınır.

Abdest ve namazın maddi faydaları saymakla bitmez. Burada örnek olarak sadece birkaçı anlatılmış, manevi hikmetlerine ise hiç değinilmemiştir Sağlığı korumak için, abdest almak, 5 vakit namaz kılmak, helal yemek ve yemeğini azaltmak yeterlidir.

Uyku “Uykusu çok olanın ruhu hasta, işi zordur”.

Uykunun en iyisi 5 saati geçmeyendir. Yetişkin bir insan için 6 saat uyumak normaldir. Çocuklar, ağır çalışanlar, hasta ve zayıflar 7-8 saat uyuyabilirler. Akşam yemekten 2-4 saat sonra, saat 22:00 23.OO’den 04.00-05:00’e kadar olan süre uyku için ideal bir zaman dilimidir. Hiç olmazsa, saat 24.00’e kadar yatılmalı ve güneş doğmadan kalkılmalıdır.

Hazreti Ömer (r.a.) “Sabahın erken vaktinde uyumaktan sakınınız! Zira ağız kokusu, ruhi dengesizlik ve tabiat (mizaç) bozukluğu meydana getirir.” Ayrıca “Uyku, kuşluk vaktinde uyuyana akıl noksanlığı, ikindide uyuyana ise delilik getirir” demiştir.

Güneş doğmadan kalkmak ve güneş batmadan uyumamak çok önemlidir, çünkü bu saatlerde bütün organları ve sistemleri faaliyete geçiren hayati hormonlar üretilir. Uyku halinde tüm işlemler yavaşladığından hormonlar da yeterli derecede üretilemez. Böylece fazla uyku hormon dengesizliğine ve buna bağlı hastalıklara, ayrıca psişik rahatsızlıklara sebep olur.

* İlaçların hayırlısı burna çekilen ve ağızdan alınan ilaçlar, müshil, hacamat ve sülükle kan aldırmaktır” Hadis-i Şerif .

 

*Ruhî hastalıkların sebebi modern dünyada çok az anlaşılmaktadır. Ancak Kur’ân-ı-Kerim’de gayet açık bir şekilde anlatılır: “Kim Rahman’ı anmaktan yüz çevirirse, biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık o ona arkadaştır” (Zuhruf Suresi, 36).

Bu “arkadaşlıktan” kurtulmak için, doğal tıbbi tedaviye ve manevi teda viye sıkı sarılmaktan başka yol yoktur. Devamlı abdestli olmak, ibadetleri düzeltmek, çok Kur’an-ı-Kerim okumak ve Allah’ı devamlı teşbih etmek gerekir.

  • Her gün, yarısı sabah namazından önce, yarısı da ikindiden sonra olmak üzere sırayı bozmadan: Fatiha-i Şerif, Bakara Suresi’nin ilk 5 ayeti ve 163-164. Ayetleri, Ayet-el-Kürsi ve Amenerrasulü, Yasin-i Şerif, Saffat, Rahman, Vakıa, Mülk, Kafirun, İhlas, Felak ve Nas Surelerini okumak gerekir. Tedavinin başlangıcında Kurân-ı Kerim’i bir hoca veya yakınlardan birisi okuyabilir, fakat birinci açlıktan başlayarak hasta muhakkak kendisi okumalıdır. İnsanın yemek yiyenlere bakarak karnını duyuramadığı gibi Kurân-ı Kerim’i kendisi okumayan da korunamaz.
  • Sad Suresi’nin 41’inci Ayet’inin yarısı  (Rabbi  inni’den  başlayarak), Mü’minun Suresi’nin 97- 98’inci Ayetleri, Saffat Suresi’nin 7’nci Ayeti devamlı tespih edilmelidir. Bu üç ayet de dua ayetidir.
  • Hz. Enes (r.a.)’dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte “Cinnilerin azılılarına Bakara süresindeki şu ayetlerden daha güçlü tesir eden bir şey yoktur: Ve ilahüküm ilahün vahidün’den itibaren iki ayet buyuruluyor. Bu ayetleri ezberlemek ve yukarıdaki dua ayetlerini günde en az 300 defa teşbih etmek çok etkilidir. Yatarken, gezerken, iş yaparken de teşbih edilebilir.

Peygamber Efendimiz (sav): “Vesvese şeytanın tohumudur. Tarlası tokların karnıdır. Toklukta vaki olan vesveseler kuvvetli ve artıcı olur. Vesvese ateşi açlıkla söner. Mecnun aç kalınca, deliliği kalmaz, akıllı olur”, buyurmuşlardır.

Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni

(SEN DOĞRU YOLDA OL, ALLAH SENİ UTANDIRMAYACAKTIR. Diyarbakırlı Mehmed Sâid Paşa.

ÇARESİZSENİZ
ÇARE SİZSİNİZ

 

MEHMET ÖZÇELİK

08-06-2018

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 27 Kasım 2015 Cuma

No ResponsesHaziran 8th, 2018

SAĞLIKLI SAĞLIK TAVSİYELERİ

SAĞLIKLI SAĞLIK TAVSİYELERİ
Aidin Salih – Gerçek Tıp kitabından özet notlar:
“Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin ta kendisidir.” Hadis-i Şerif
“Az yemekten başka hiçbir şey yoktur ki tamamen faydalı olsun ve içinde zarar olmasın.” İmam Gazali
Hastalıklar iki çeşittir; biri Allah‘tan, diğeri de insanların kendi hataları yüzünden, karışık, sistemsiz ve çok yemekten meydana gelir.
Bu sebepten meydana gelen hastalıklardan insan kendisi sorumludur.
Hasta olmak insanların ayıbıdır.
Sıhhatli olmak o kadar kolaydır ki yürümek ne kadar kolay ise, sıhhatli olmak da o kadar kolay.
*Fazla yemek: Çok yemek yenildiği zaman midenin daha çok enzime ihtiyacı olur. Enzimleri yapmak vücut için çok güçtür ve kıymetli maddeler gerektirir. Normal bir insan için 250 gr yemek yeterlidir. Bunu hazım ettirmek için kalp hiç zorlanmadan rahat çalışır. 2 kat yemek yenirse, kalbin yemeği hazım ettirmesi ve fazlalıkları çıkarttırması için 4 kat daha fazla çalışması gerekir.
Bu da kalp için çok ağırdır. Mesela bir araba düzgün bir yolda hiç zorlanmadan harcadığı benzinin 2 katını taşlı, bozuk, dik yolda harcar. Mesafe aynı ama harcadığı benzin farklıdır. Böyle zorlanarak devamlı çalıştığında motor harap olduğu gibi insanın
kalbi de devamlı ve çok çalışmaktan harap olur ve çabuk eskir. Genç insanlarda organlar kuvvetli olduğu için yenilen yemekleri hazım edebilir ve fazlalıklarını çıkarabilir. Fakat organların üzerine fazla yük bindiği için çok çalışmaktan çabuk eskir, kuvvetini kaybeder, zamanla fazlalıklarını çıkaramaz olur, depo yapar, vücudu yağ ve
kireç toplamaya başlar. Bazı insanlar çok yemelerine rağmen hep zayıf kalır ve bu durumlarının iyi olabileceğini düşünür. Hâlbuki hal öyle değildir. Çok yiyip zayıf kalanlar çok yiyip şişmanlayanlardan daha kötü durumdadırlar. Çünkü şişmanlar karışık ve yanlış yedikleri yemekten oluşan zehirlerin bir kısmını, vücudun topladığı
yağlarda depolayarak, bu zehirlerin organları tahrif etmesini kısmen  önleyebilmektedirler. Ancak çok yiyerek zayıf kalanlarda zehirli maddeler sürekli vücut içinde dolaşır. Böylece damarlarda, eklemlerde, organlarda ve kaslarda depolama yapar. Bu insanlar genelde sinirlidirler, sık hastalanırlar ve uyku bozukluğu yaşarlar.
Karışık yemek: Birbirine uygun olmayıp, hazım için ayrı enzim isteyen yemekler karışık yenirse hazım olunmaz çürür veya mayalanır. Örnek olarak karbonhidratlar ve proteinler birbirine zıt düşer. Çünkü bunların parçalanabilmesi için her ikisinin ihtiyaç
duyduğu enzimler birbirine zıttır. Bu zıtlık her iki enzimin birbirini yok etmesini sağlayarak, hazmın gerçekleşmesini engeller ve böylece hazım yapılmayınca çürüme başlar. Hazım olunamayan yemek, bağırsakta toplanır ve zamanla bağırsağı genişleterek cepler oluşturur.
Bu ceplerin içinde dışkısal taşlar toplanır ve yıllarca orada saklanır. Böylece bağırsağın duvarları kanalizasyon boruları misali zehirli artıklarla kaplanır. Buna bağlı olarak bağırsak ağırlaşır, hareketi yavaşlar ve sonuçta kabızlık meydana gelir. Bu durumda vücudun intoksikasyonu katastrofik şekilde büyür. (vücutta toksin birikmesi
katlanarak artar) Vücut çok halsiz kalarak yorulur, gaz ve uyku meydana gelir. Çürümüş yemekler bağırsağı zehirleyerek kana karışır.
Kandan bütün organlara ve hücrelere yayılarak onları zehirler ve hastalıklara yol açar. Çürümüş ve mayalanmış yemeklerden oluşan tuzlar vücutta kireçlenme yapar.
Çok sık yemek: Yemeğin hazmını beklemeden bir şeyler yemektir.
En hafif yemek 4 saatte hazım olunabilir, yemeğin ağırlığına göre hazım süresi 6–10 saate kadar uzayabilir. Bu zamandan önce bir şey yemeye başlayınca mide hazmını tamamen değiştirir ve midedeki diğer yemekler, karışık yemek gibi, hazım olmadan çürümeye başlar ve hemen gaz ve şişkinlik oluşur.
Zararlı düşünceler ve hareketler: Zararlı düşünceler vücutta fazla miktarda hormonlar çıkarır. Bu hormonlar kana karışarak zararlı zehirler çıkmasına sebep olur. Bu zehirler beyindeki su havuzlarını bulandırarak çok sinir yapar ve psikolojik ve diğer hastalıklara sebep olabilir. Sinirli olan insanlarda, karaciğer sertleşmesi, çeşitli kalp
hastalıkları ve dalak hastalıkları meydana çıkmaya başlar.
Ev temizliğinde kullanılan temizleyici ve deterjanlar: Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, mikroplara ne kadar zarar veriyorsa akciğer, karaciğer ve beyne de aynı şekilde zarar verir.
Bütün hastalıklara, ayrıca mantara yol açar. Klorlu deterjanlar (Tuz ruhu, çamaşır suyu, kezzap) bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep olur. Bu kimyasal maddeler nasıl vücudu yıpratır zarar verirse hastalıkları tedavi için kullanılan bütün kimyasal ilaçlar ve haplar da (Ağrı kesici dâhil) vücudu yıpratıyor ve zehirliyor
“Allah’ı zikirden ayrılmayan hayvanı avcı avlayamaz.” Hadis-i Şerif.
Zikirden ayrılmayan organ hastalanamaz. Karaciğerin dolmasına kadar bütün hastalık sebepleri aynıdır. Karaciğer hasta olduktan sonra insanın tabiatına göre farklı hastalıklar meydana gelmeye başlar. Onun için hangi hastalık olursa olsun sebebi aynıdır. O zaman tedavi de aynıdır. Önce yemekleri düzeltmeli, sonra bağırsak
temizlenip çalıştırılmalı, sonra karaciğer temizlenmeli, ondan sonra diğer hastalıklar tedavi edilmelidir.
Hz. Allah’ın insan vücuduna verdiği kanunlara göre tedavi yapılabilir. Bu kanunu değiştirmek ve başka tedavi şekli imkânsızdır.
Yemekleri düzeltmek için yemeklerin faydasını ve zararını bilmek lazımdır. Faydalı ve şifalı yemekler cennet yemekleridir Âdem a.s.‘a verilenlerdir: su, bal, meyve, sebze, süt.
Limon: Limonun suyu suyla karıştırılıp aç karnına içilirse çok büyük şifadır. Kan asidini yok ediyor, bütün kireçleri eritiyor, taşları parçalayıp düşürüyor. Akciğerden balgamı çıkartıyor. Şeker veya tuzla yenilirse zehirdir.
Sarımsak: Kan temizleyici ve bütün hastalıkları yok edicidir.
Kurtları döker ve bitleri öldürür. Günde 1-3 yutulması şartıyla.
İncir: Bütün meyvelerin faydaları içinde toplanmıştır. Kanı dondurucu, kan eritici, balgam sökücüdür. Yaraları iyileştirir, yemek borularını açar ve boşaltır, bütün hastalıklara şifadır. Elma sirkesi içerisinde sulandırılmış 3‘er incir (taze veya kuru) yiyen ateşli hastalıklardan kurtulur, safradan zarar görmez. Karaciğer, dalak, böbrek, mesane tıkanıklıklarını açar.
EŞSİZ İLAÇLAR
İncir, sarımsak, tarçın, anason, zencefil, keten tohumu, elma sirkesi, zeytinyağı, limon, nar, patates suyu, çimlenmiş buğday, çörek otu, misvak, sinameki, kimyon bütün hastalıklar için eşsiz ilaçlardır.
Her evde bulunmalıdır.
YÜKSEK TANSİYON: Fazla ve karışık yemek sonucunda yemekler hazım olmayıp çürüyor, bunlardan meydana gelen zehirler kana karışıyor. Kan çok koyu ve köpüklü bir hale gelerek ağırlaşıyor.
Vücut bu kanın organlara ve hücrelere dağılmaması için damarları sıkıyor, zehirleri daha şiddetli çıkarabilmek için damarlara baskı yapıyor ve kan hareketini hızlandırıyor. İnsanlar bunun üzerine ilaç kullanmaya başlıyorlar. Kullanılan ilaçlar damarları genişletiyor ve zehirler vücutta kalarak depolanıyor, hastalığı daha çok ilerletiyor.
Yüksek tansiyon olmaması için karışık ve fazla yememeli. Aksam yemekten 1,5 saat sonra sinameki çayı içilmeli. Yüksek tansiyon olanlar yemekleri düzeltse, tansiyon hemen düzeliyor. Az yemek yiyen ve her akşam sinameki içenlerde yüksek tansiyon olmaz.
Tansiyon yükselse hemen lavman yapıp soğuk su ile gusül abdesti alınmalıdır ve limon suyu içilmelidir. Bu hastaların muhakkak karaciğer temizlemesi yapması gereklidir. Aç karnına bol bol limon veya greyfurt suyu suyla karıştırılarak içilmelidir ve biberiye çayı
kullanılmalıdır. Biberiye olmazsa onun yerine her gün yarım çay kaşığı tarçın kullanılır (Bal ile karışık).
KALP HASTALIKLARI: Doğuştan olan kalp hastalıklarının dışındakiler yani sonradan olanların hepsi bozuk yemeklerden kaynaklanıyor. Karaciğer hastalanıp sertleştiği, kanı temizleyemez hale geldiği zaman kirli kan kalbe gelerek kalp damarlarını kirletir.
O zaman tedavi için ilk yapılacak şey önce yemekleri düzeltmek, bağırsakları çalıştırmak ve karaciğeri temizlemektir. Daha sonra kalp için tavsiye edilen ilaçlar kullanılır.

Kalp için ilaçlar: Tarçın baharat olarak kullanılır veya günde 3 defa ağza karanfil alınıp çiğnenir. Kanı sulandırmak için, kalp damarlarını temizlemek ve açmak için limon suyu kullanılmalıdır.
10 tane limonun suyu ve tahta havanda dövülmüş 10 baş sarımsak, 1 litre bal ile karıştırılıp cam kavanoza koyulur. Ağzı 3 kat beyaz bezle kapatılıp, karanlık ve serin yerde 7 gün bekletilir. Sonra kapak kapatılıp buzdolabına koyulur. 1 çay kaşığı ağzına alınarak dolandıra dolandıra eritilir, bu şekilde 4 çay kaşığı yutulur. Her gün aynı saatte aç karnına bütün karışım bitene kadar yutulur. Bu ilaç senede bir defa kullanılmalıdır. Kalp ve beyin damarları için mükemmel bir ilaçtır. Bu ilaçtan sonra kan ve damar temizlemesinde yazılmış olan sarımsaklı zeytinyağına limon suyu ile devam etmelidir. Kalp krizi geçirenler bunları muhakkak yapmalı, bundan sonra da 1 günlük, sonra 3 günlük, sonra 10 günlük oruçları yapmalıdır. Sonra doktora gidip kalp kontrolü yaptırarak sonucu görebilir.
TÜMÖR VE KANSERLER: Kanserin başlama sebepleri çok çeşitlidir fakat en çok yemek bozukluklarından meydana geliyor.
Burada yemek bozukluğundan olan kanserden bahsedeceğiz. Yetişkin insanlarda kanser ve tümör oluşması genelde vücuttaki kireçleme 20 kiloyu geçince başlar. Kireç 15 kiloyu geçince tümörler 20 kiloyu geçince kanser başlar.
Çürümüş yemekler bağırsağa inerek bağırsağı zehirler ve kana karışır. Zehirden korunmak için bademcikler şişer. Bademcikler sık sık şişince yanlış bir uygulama olarak ameliyatla aldırılıyor.
Bademcikler alınınca çürümüş yemekler bu sefer apandistin şişerek iltihaplanmasına sebep olur. Gene yanlış bir uygulama olarak ameliyatla apandisit aldırılıyor. Apandistin görevi bağırsak için gerekli mikropları üretmektir ki bu mikroplar tümör hücrelerini
yok eder. Apandisit ameliyatından sonra tümör hücreleri kontrolsüz kaldığı için kanla birlikte bütün organlara gider ve tümörler oluşmaya başlar.

ŞEKER HASTALIĞI: Gerçek şeker hastalığı (diyabet) genç yaşlarda başlar. Bu pankreas bozukluklarına bağlıdır ve tedavi etmek çok zordur. Bu hastaların hafada iki gün (pazartesi, perşembe) devamlı oruç tutmaları lazımdır.
Taze fasulyenin suyunu sıkıp 100 gram fasulye suyunu, 100 gram suyla karıştırarak fasulye mevsimi bitene kadar, aç karna içmeye devam etmelidir.
Taze fasulye bulunmadığı zaman kurutulmuş fasulye kabukları küçük küçük kesilir bir çorba kaşığı kabuk bir su bardağı suyla 5–10 dakika kaynatılır. Bu su üçe bölünerek yemeklerden önce aç karnına içilir. Bu hastalar her gün en az bir limon suyu içmelidir. 3 taneye kadar içebilir. Nar mevsimi bitene kadar nar suyu içilmeli, yeşil elma yenilmeli veya suyu içilmeli. Hiç bir şey karıştırmadan 1 tabak çilek yemek olarak mevsimi boyunca yenmeli. Blâbasr mevsiminde onu yemeli, tyttefaaer ve Solfaser de çok şifalıdır. Taze soğan ve sarımsak da çok iyidir. Bir soğan ince ince doğranıp bir bardak suyla
karıştırılarak 6–8 saat bekletilir. Sonra bir bardak ikiye veya üçe bölünerek aç karna içilir.
İleri yaşlarda başlayan şeker hastalığı diyabet değil sadece şeker dengesizliğidir. Onlar yemekleri düzeltmeli, bağırsakları ve karaciğeri temizlemelidir. O zaman şeker yükselmez. Daha emniyetli ve çabuk geçmesi için diyabetliler için yazılanlar tatbik edilmelidir.
“Et şüphesiz yemeklerin efendisidir. Efendi ile her gün görüşülmez.” Hadis-i Şerif
MİGREN: Migren ağrısı, safra kesesi ve kalın bağırsakla bağlıdır.
Kabızlık olsa, kalın bağırsağın sonundaki kısım genişliyor. Makat etrafında yaklaşık 100 tane akupunktur noktaları vardır ve hepsi beyinle bağlantılıdır. Bu ceplerde toplanan pislik akupunktur noktalarına baskı yapıyor, migren ağrıları meydana geliyor.
Migren ağrısı başlasa hemen lavman yapılmalı, gusül abdesti alınmalıdır. Mide bulantısı olursa ılık su içilmeli ve kusulmalıdır.

Tedavisi: Bağırsak boşaltılıp çalıştırılmalı, yemekler düzeltilmeli ve sonra da sırayla temizlemeler yapılmalıdır. Varis ve basur hastalıklarında da bağırsak çalıştırılıp, temizlemeler yapıldığında, görüntüleri tamamen düzelmese de, her hangi bir rahatsızlık vermez.
Varis ve basur için günde 1,5 gram muskat rendesi yemeklerle veya ağza alınarak veya çayı yapılarak kullanılmalıdır.

(Bunun içinde mükemmel bir uygulama ise, İkinci beyin olarak kabul edilen bağırsakların temizlenmesi için Sinamekkidir.)
CİNLER VE PERİLER: Cinler ve periler ibadetsiz veya ibadetini hatalı yapanlara musallat olurlar. Bu hastalıklarda karaciğerin sıhhatli olması çok önemlidir. Önce karaciğer temizlemesi yapılmalı sonra ılıktan başlayıp soğuğa geçmek şartıyla her gün gusül abdesti alınmalıdır. Duş yerine kovadan su kullanılması çok daha etkilidir. 1 günlük oruca devam edilmeli en güzeli 3 günlük oruçları yapmalıdır.
Müminun suresi 97–98. ayetleri ile Saffat suresinin 7. ayetine devam etmelidir. Bunlar her gün 300 defa okunur. Bir de hatim suyu içilmelidir.
“Kim Rahman‘ın zikrinden göz yumarsa biz ona şeytanı musallat ederiz artık o ona arkadaştır.”Zuhruf.36.
40 yaşından sonraki insanlar ve ibadetlerini yapan insanlar 5 yaşındaki çocuk gibi yemelidir. (250‘gr dan 500 grama kadar) bundan daha fazla yenildiği zaman, fazla artıklar vücutta hastalık yapıyor.
Vücut hastalıklarla değil yemeklerle uğraşıyor. O zaman sadece aç kalarak hastalıklardan kurtulabilinir. Çünkü vücut aç kaldığı zaman hasta hücreleri yemeye başlar. Yani hastalıkları kendisine yemek yapar. Kireçleri de eriterek kısmen kullanır, kısmen çıkarır.
Çocukların korkuları: 40 güne kadar çocuklar insanların gerçek vasıflarını, melekleri ve cinnileri görebiliyor. 2 yaşına kadar bütün sebepleri, dünyaya geliş sebebini dahi biliyor onun için onların her hareketleri manalıdır. 7 yaşına kadar cinleri görebilirler ve onlardan korkabilirler. Anne babalar korkan çocukları yalnız bırakmamalıdır.
Kur‘an-ı Kerim‘i çok okumalı ve çocuklara öğretmelidir. Ne kadar öğrenebilirlerse o kadarını öğretmelidir.
-HÜLASA:
1-Hamile kadın ilk 3 ay oruç tutmalı; ne kadar çok olursa o kadar iyidir. İfarda taze sıkılmış bol meyve suyu içmelidir. Meyve suları, hamile kadının vücudundaki artıkları dirilterek vücuda tekrar yemek yapar (vücuda toplanmış maddeleri vücut kullanır ve başka yiyeceğe ihtiyacı olmaz).
2-Hamile kadınların yemeği doğal olmalı, çiğ sebze ve meyve yemeli, en önemlisi yeşil sebzeler. Yeşil sebzelerin proteinleri insan proteinlerine çok benziyor.
3-Çok Kur‘an-ı Kerim okumalı, bebek terbiyesi için Hatm-i Şeriflere götürmelidir.
4-Son günlerde İnşikak okumalıdır. (İnşikak Suresi)
5-İlk 3 gün bebeğe ağızdan başka bir şey verilmemeli (su dâhil) çünkü bu üç günde bebek anne karnında aldığı bütün zararlardan kurtulacak.
6-Bebek 2 yaşına kadar anne sütünden başka bir şeye muhtaç değildir.
7-Bütün çocuk hastalıkları annenin bozuk yemeklerinden kaynaklanıyor.
8-Bütün hastalıklar açlıkla yok oluyor. Genetik hastalıkları (Hz. Allah‘tan gelenler) düzeltmek mümkün değildir. Sadece hafifletilerek zorluk çekmeden yaşamaya alıştırılabilir.
Hadis-i Şerif: Resulü Ekrem Efendimizden: Gündüz beyazlığı ve gece karanlığı içinde ikişer kere yemek ve içmek israf ve hastalıktır.
Et yemek ve çorba (etli) içmeye devam etmek sıkıntı verir. Kırk güne kadar et ve yağlı yemeye devam etmek ahlakı bozar, tabiatı değiştirir. Tok karnına yemek ve içmek vücut sıhhatine zararlıdır.

Sıhhatini korumak isteyen tokluğa devam etmeyip açlığı kadar yemekle lezzet bulur. Kudreti kadar aç kalsın, ta ki aklı saf, göğsü geniş ve kalbi nurlu olsun. Açlıktan sonra bir yemek üzerine devam etsin. Zira her hastalığın aslı tokluk, her devanın aslı açlık olduğu tecrübe edilmiştir. Tokluk üzerine yemekten kaçınmak mümkün ve lüzumludur. Zira o israf ve haram olduğundan başka, abraşlık verici, hastalık ve düşkünlüğe sebeptir.
Hz. Âdem‘i cennetten çıkaran, bütün çirkin huy ve davranışları peydahlayan ve gönlü cehenneme çeviren, insanın bütün hastalıklarının kaynağı olan aşırı yemek hırsıdır ki, cihan sarayını cana ziyan etmiştir. Açlık zevkini bulan, tokluktan rahatsız olur. Aşırı
yiyen sonunda yutulmuş olur. Zira her fazla lokma ruha vurulan bir prangadır. Akıllı olan arpa ekmeği ile kanaat edip az yer. Bir gün bir gecede 250 gramdan 500 grama kadar yemekle nefsini zayıf düşürüp ruhunu kurtarır.
Bedenin zekâtı az yemekte ve oruçta, aklın zekâtı az konuşmakta, gönlün zekâtı az uyumakta, kalbin zekâtı tutkusuz çalışmaktadır.
Hikmet bilgisi açlıkta bulunur, isyan ve cehalet de tokluktan gelir.
3 şey kalbi karartır: Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak. Az yemek az uyumaya, az

uyku da az konuşmaya, az konuşma da kalbin tutkusuz çalışmasına sebep olur.
NOT: Büyük âlimler bitki ve hayvanların zikrini işitiyordu. Hangi bitkinin zikri vücudun organlarının zikriyle aynı ise o bitki o organ için şifalıdır (onun zikrini düzeltiyor). Bunu din büyüklerinden başkasının görmesi mümkün değildir. Kimyasal ilaçlar faydasız ve zararlıdır. Doğal olsa bile yemekler düzeltilmeden, temizlemeler
yapılmadan önce vücutta çalışmaz ve şifa vermez.
* Bediüzzaman Said Nursi’nin Lokman Hekim ruhlu talebesi Ali İhsan Tola’dan tavsiyeler…
– Saf zeytinyağı ve kantaron, iç ve dış kanamaları önler, hücreleri yeniler, sinir uçlarını tamir eder. Kantaron yağı kanser ağrısını yok eder.
– Ağrı için ardıç yağı ve kantaron karışımı sürülür.
– Elmayı kabuğuyla yemek yüz güzelliği yapar.
– Çayı limonla içmek, çayın kan yapıcı özelliği yok etme keyfiyetini giderir.
– Saç için, kekik suyu ile saçlar yıkanır, dibine lavanta yağı sürülür. Kantaron yağı sürülür, saç diplerindeki cerahat boşalır, dibinden saç çıkar.
– Günlük 21 tane kuru üzüm hafızayı açar. Her birini besmele çekerek yemeli.
– Çörek otu baş ağrısını keser.
* ABDEST MUCİZESİ
-İnsan vücudu üzerinde yaklaşık 700 Biyolojik Aktif Nokta (BAN) bulunur. Bunların 66 tanesi Agresi noktası olarak adlandırılan ekstra aktif noktalardır.
-66 Agresi noktasından 61-i abdest azalarında yer almaktadır.
-Abdestte azalar yıkanırken BAN faliyete geçer.
Agresi noktaları denge kazanır.
Bu sebepten abdestteki sıra çok önemlidir.
-YÜZ YIKANIRKEN;
Mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi ve üreme organları.
-KOLLAR YIKANIRKEN;
bağırsakları, kalp , akciğerlerde, üreme organları, idrar yolları ve kan dolaşımı uyarılır
-KULAKLAR YIKANIRKEN;
Yaklaşık 100 BAN ın yer aldığı ve hemen hemen bütün organlarla bağlantılı olan bir komuta merkezidir. Kulak mesh edilirken bütün organlar uyarılmış olur.
AYAKLAR YIKANIRKEN;
Hormon dengesini sağlayan, büyüme ve üremeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır.
Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Ateş yükselince soğuk suyla abdest almak ateş bir buçuk 2 derece düşürür.
-Abdest
tansiyonu düşürür.
-Abdest başağrısını hafifletir. Uyuklamayı giderir, yorgunluğu ve öfkeyi giderir .
-Soğuk su kullanmak abdestin ve guslün faydalarını arttırır.
Ancak akciğer ve karaciğer hastası olanlar, ağır ameliyat geçirenler, yaşlılar ve ishal olanlar ılık su kullanmak daha iyidir.
 
Kısa Kısa:

AZ YİYİREM HEKİME İŞİM DÜŞMEZ, DÜZ GİDİREM HAKİME İŞİM DÜŞMEZ.

Can boğazdan çıkar.
Yememenin problem bir ise, yemenin problem birdir.
Problemler yemekle beraber başlar.
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.
 
Halkın gözünde devlet (iktidâr) gibi değerli bir şey yok.
Halbuki şu dünyada bir nefes sıhhat gibi devlet (güç) olamaz.
 
Saltanat didükleri ancak cihân gavgasıdur
Olmaya baht ü saâdet dünyada vahdet gibi.
 
Saltanat dedikleri sadece bir dünya kavgasıdır.
Dünyada Allaha yakınlık  gibi büyük saâdet ve baht açıklığı olamaz.
 
Ko bu ayş ü işreti çünkim fenâdur âkıbet
Yâr-ı bâkî ister isen olmaya tâat gibi.
 
Bu eğlenceyi yeme içmeyi bırak, sonu kötüdür.
Eğer ebedî bir sevgili istiyorsan ibâdet gibisi yoktur.
 
Olsa kumlar sağışınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çerh içre bir saât gibi.
 
Ömrün, kumlar sayısınca sınırsız ve hesapsız olsa bile,
Bu feleğin fanusunda ( çıtasında) bir saât gibi bile gelmez.
 
Ger huzûr etmek dilersen ey Muhibbî fâriğ ol
Olmaya vahdet cihânda kûşe-i uzlet gibi.
 
Ey Muhibbî, eğer huzur içinde olmak istersen, ferâgat sâhibi ol (vazgeç)
Dünyada yalnızlık köşesine çekilmek gibi Allaha yakınlaşma olamaz.
 Kanuni Sultan Süleyman –      “Muhibbi”   ( 1494 – 1566 )
MEHMET ÖZÇELİK
06-06-2018
No ResponsesHaziran 7th, 2018

BATI VE TÜRKİYE

BATI VE TÜRKİYE

Dünya tek kutuplu medeniyete doğru ilerlemektedir.

Bu medeniyet içerisinde en etkili olacak olan İslam medeniyetidir. Zira Batı medeniyeti Sefahat ve Rezalet üzerine, egoist ve menfaat üzerine bina edildiği içindir ki; başka Medeniyetleri yutmakla beslenmektedir. Elbette geriye mazisi parlak olan İslam medeniyeti hâkimiyetini sürdürecektir.

-Maddi olan savaş bugün yerini manevi ve sanal savaşlara bırakmaktadır.

Sınırlar kalkmaktadır.

Sanal olarak insanlar birbirlerine hakimiyetini sürdürmektedirler.

En uç ve yüksek noktası ise başta enerji olmak suretiyle enerji hakimiyetleri, daha çok gelir elde etme, devletleri ve milletleri kendi kontrolü altına alma sevdasıdır.

Kültürel olarak topluma, Hakimiyet toplumu biçimlendirme, toplumu şekillendirme yönünde hareket edilmektedir.

Şudur ki; toplumlar bir yandan refahın vermiş olduğu saadetin, huzurun, bolluğun, bereketin vermiş olduğu sebeple bir kısım insanlar safa içinde gider, olumsuz bir çizgi takip ederken, diğer taraftan geçmişi baz tekrar değerlerin adeta yumurtanın çatlaması ile ortaya çıkması gibi değerlerin hakimiyeti devreye girmektedir.

Dinin kutsal değerleri, Başörtüsü gibi bu değerler ön plana çıkmış olmaktadır. İnsanlar böylece iki şey için mücadele etmektedirler; geçmişte sahip oldukları değerlerin muhafazası ve aynı zamanda maddenin hakimiyetidir. Güzel olan nokta şudur ki; İslam dünyasında Müslümanların içerisinde bazı aksaklıklar ile beraber materyalizmin ortaya çıkması, geçmişteki eksikliklerin, fakirliklerin telafi edilmesine çalışılması ile beraber bir israf söz konusudur.

Ve madde hakim olsa da manası ile beraber gitmektedir. İnşallah madde manaya da bir adım ve bir basamak oluşturmaktadır. Zira bu zamanda İslam’ın terakkisi maddeten terakki diyen Bediüzzaman; kontrollü olaraktan maddi gelişmenin de İslam’ın temelinde bir derece harç olmasını, ona bir basamak olmasını, bir adım olmasını tavsiye etmiş olmaktadır.

Yani İslamiyet bir terakki aracıyla yükselmeye vesiledir. Böylece madde esas değil ancak manaya bir basamak oluşturmuş olmaktadır.

Medeniyetler çatışmasının da işte bu değerlerin çatışması, bu geçmişten gelen değerlerin korunması ile beraber, değerlerin aynı zamanda değersizlerle mücadelesi, Tıpkı imanla Küfrün farklı versiyonları ve dalları olaraktan kendisini göstermektedir.

Adem’den beri süregelen mücadele aynen bu zamanda da hem sanal alemde hem teknolojik alemde devam etmektedir.

Hem petrollerin ve enerjiden kaynaklanan hakimiyetin ve en önemlisi de değerlerin korunması ve ön plana çıkması yönünde kendisini göstermektedir.

-Batı medeniyeti dışı sus içi pis bir medeniyettir.

Şu an Batı medeniyeti her zamanki gibi başkasını yutmakla beslenir.

Vermeden alan Batı bugün daha iyi beslenmek ve yutacaklarını daha iyi beslemek amacıyla vererekten almaktadır.

***********************

Medeniyetler çatışması kitabının 98 sayfasında Mustafa Kemal ile ilgili olarak şu söylenir; Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntılarından yeni bir Türkiye yaratmış ve ülkeyi modernleştirmek yani batıya ulaştırmak için büyük çabalara girişmiştir. Bu yola baş koyan Atatürk ülkenin İslami geçmişini reddederek Türkiye’yi parçalanmış bir ülke durumuna getirmiştir. Bir yanda dini gelenek görenek ve kurumları İslam’a dayanan ama Diğer yanda da ülkeyi Modernleştirmek ve Batı ile bir yapmak isteyen yöneticilere sahip bir ülke yirminci yüzyılın sonunda Dünya.

Batılı kimlikle değiştirmeye çalışmaktadır.

Reddetmecilik, toplumu gittikçe küçülen dünyada tecrit etmek gibi ümitsiz bir çaba içine sokmaktadır.

Bir kültürü yok edip onun yerine bir başka medeniyetten alınan bütünüyle yeni bir kültüre geçirmek gibi güç ve sarsıcı bir çaba gerektirmektedir.

Üçüncü seçenek modernleşmeyi, toplumun yerli kültürünün temel değerleri uygulamaları ve kurumlarını koruyarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu tercih kolayca anlaşılabileceği gibi batılı olmayan elitler arasında en popüler olanıdır.”

-Dünya hızla bir oluş ve Diriliş içerisine gitmektedir.

Bununla beraber bu doğumu engellemek amacıyla kaoslar oluşturulmakta özellikle İslam dünyası içerisinde.

Birbirlerine düşmeleri için her türlü fitne unsuru devreye konulmaktadır.

Dinlerin ve kültürlerin Yükselişi hızlı sürmektedir.

Bu arada Hristiyanlık da gittikçe çöküşe gitmektedir.

– İslamiyet dünyaya hakim olmaya çalışırken, inanç sistemiyle ve getirdiği değerler ile dünyaya Hakimiyet kurmaya çalışmaktadır. İslam dünyasına yapılan bütün bu saldırıların temelinde aslında İslamiyeti engellemek değil belki hıristiyanlığın çöküşünü geciktirmeye çalışmaya yönelik faaliyetlerdir.

Müslümanlar birbirleriyle kırdırılmaya çalışılmaktadır. Etnik gruplar, faaliyetler, alevi-sünni, Atatürkçü olan ve olmayan diyerekten farklı fikir akımları oluşturulmaya ve böylece İslam içten yıkılmaya çalışılmaktadır.

Adeta 50 yıldır uygulanan plan devreye konulmuş ve İslam dünyası böylece içeriden çökertme yoluna gidilmiştir. En azından hiç olmazsa sulandırmaya çalışılmıştır. Müslümanların zihinleri bulandırılaktan böylece bir keşmekeş içerisine düşmeleri sağlanmıştır. Ancak bütün bu yapılan menfi ve olumsuz faaliyetler İslamın yükselişini engellemekte değil, belki yavaşlatma yoluna gidilmektedir.

İslam Yükselişte, Müslümanlar Uyanış içerisindedir.

Evet Müslümanlar büyük bir bedel ödemektedirler. Ancak bu bedel ödenirken bir yandan da maddi ve manevi olaraktan nüfusca dünya hakimiyetde bir gelişme içerisine gitmektedir. Müslümanlar dün petrole hakim oldukları gibi Petrol ile güçlerini ortaya koymuşlardır. Bugün aynı zamanda teknolojik açıdan da, enerji açısından da bir güç içerisine girme yolundadırlar.

100 yıl önce kaybetmiş olduğumuz Sanayi devrimi bugün teknoloji ile elde edilmeye çalışmakta, teknolojik gelişmeye ayak uydurmaktadırlar.

100 sene önce Sanayi Devrimini kaybettik şimdi teknolojiyi devrimini kaybetmeyelim. İslam dünyası kayıplarını telafi etme yolunda hızla ilerlemektedir. Dünya Global hale, tek bir devlet haline, tek bir sınır haline, tek bir köy, tek bir ev hatta tek bir hane haline gelmiş olmaktadır. Öyle bir hal ki; artık o durum bile geniş gelmekte, dünya bir oda haline gelmektedir.

-Batı adeta sülük gibi başkasını emmekle beslenmektedir ancak uyanan dünya ve Dünya beşten büyüktür diyen düşünce batının keyfini kaçırmaktadır.

Çalan batının çökmesi ile eskisi gibi sömürge durumunu kaybetmiş, Dünya Yeni Bir uyanışın eşiğinde olaraktan Avrupa’nın bir yandan ekonomik ve bir yandan kültürel baskısından kurtulma yoluna gitmektedir.

Hem ekonomisi ile de batı kaybetmeye mahkumdur.

-100 yıl önce Türkiye’nin farkedemediği körü körüne Batı saplantısı içerisine girmiş iken, bugün durum öyle değildir. Nitekim İslam dünyasından bir örnek olaraktan 1994 yılında Bir Suudi yetkili şöyle bir açıklamada bulunmuştur;

“Parıltılı ve yüksek teknoloji ürünü olarak ilgi çekici şeylerdir ama başka yerlerden ithal edilmiş fiziksel varlığı olmayan sosyal ve siyasal kurumlar ölümcül olabilir. İsterseniz bunu İran şahına sorun. İslam bizim için sadece bir din değildir aynı zamanda bir yaşam biçimidir.”

Yenileşmek istiyorum ama batılılaşmak değil. Bugün Batı müşterisi olmayan insanların kendisini reddetmesi ile artık iflasın eşiğine gitmiştir. Batı artık mallarını satamamaktadır. Eskisi gibi müşteri olunmamakta, dünya bir uyanışın eşiğindedir.

-Dünyanın bir çok yeri gibi Kıbrıs; orada hakikaten az petrol yok! Yani oradaki Petrolü elde etmek amacıyla özellikle İngiliz’in orada bir hakimiyeti var. Zaten yıllardır Aslında Kıbrıs’ı Biz fethettik ama aslında maddi olarak fethettik. Orada manevi olarak hala İngiliz’in hakimiyeti var. Birçok İngiliz ajanı ile beraber Kıbrıs’ta hakim. Onun için dünya aslında bir Hakimiyet kurma meselesi içerisinde.

Mesela Araplarda Ortadoğu’da bir petrol hakimiyeti var ama kontrolü Amerika’nın elinde… Bir diğer taraftan Rusya kontrolü eline almaya çalışıyor. Ortadoğuyu biçimlendirmek.. 100 sene önce nasıl biçimlendirdilerse, nasıl Abdulhamid döneminde 15 milyon metrekareye hakimdik, bugün ise 781 metrekareye hakimiz.

Bu sefer ne yapacak? İşte Huntington’un Medeniyetler Çatışmasındaki açıklamalar;

İşte o dünyayı küçük küçük devletler haline getirip kontrol edebilmek, düne kadar biz Rusya diyorduk. 70’lerde en önemli şey oydu. Böl- parçala- yut politikası vardı. Bugün aynı politika bu sefer Amerika tarafından yapılmakta, dünyayı küçük küçük lokmalara, bütün ekmeği dilimlere ayırıp ondan sonra lokmalara ayırmakta, ondan sonra rahat yutma yoluna gitmektedir.

Amerika bunu yaparken özellikle kültürel olarak hakim olmaya çalışıyor. Kültürel olarak ve bir yandan da gelişen teknolojisini ortaya koymuş oluyor. Önce bunun fikir yapısını geliştiriyor, kendi de fikir olarak dünyaya kabul ettiriyor. Ondan sonra da bir derece bunu uygulama alanı olarakta ortaya koyuyor.

İşte onun için bize de ne yapıyor? Yani Kendisi işi bedavaya getirmek amacıyla bizi bize kırdırmaya çalışıyor. Kültürlere ayrıştırıyor.

En çok başarmaya çalışmak istediği alan ise; Alevi Kültür çatışması.. 7 küçük pasta. Bunu daha geniş alana yayıp mesela Irak’da ve Suriye de Alevi hakimiyeti var. Maliki  onun temsilcisi. Böylece bunu ortadoğu’ya yayaraktan Sünni Alevi çatışmasını oluşturmak.

İster Azerbaycan olsun, Irak olsun, Suriye olsun, Belki Ürdün’ün bir kısmı olsun bu kesimi bir blok oluşturup, Diğer taraftan da İslam dünyasını başta Türkiye’yi olmak suretiyle, bir yandan Suriyeyi çekmek, bir yandan Birleşik Arap emirliklerini bu noktada kullanabilmek.

Diğer taraftan İsrail’in alttan alttan iç kaosları oluşturma yönündeki faaliyetleriyle  geniş bir alevin ortaya çıkmasına çalışıyor ki, bu da Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın; kıyametin 10 büyük alametinden birisi de Ortadoğu’da büyük bir ateş çıkacak, insanları önüne katıp götürecek.

İşte Amerika bunun gerçekleştirilmesi için faaliyet gösteriyor.

Yani oraya doğru gidiliyor. Müslümanların uyanık olması lazım yani kıyamete doğru gittiği doğru ama bu Kıyamet İnşallah sadece Müslümanların başında değil İsrail’in de, Amerika’nın da, Avrupa’nın da başında patlayacaktır.

Bugün Amerika ve Avrupa çöküşte. Bugün İsrail’de bu tehlikeyi biliyor. Yani hem nüfus olarak yükseliyor, hem de maddi manevi gelişme olarak yükseliyor. Hem dünyanın birçok değerli madenleri, Enerjileri orada, Avrupa’da bir şey yok. Asya’da, Ortadoğu’da Türk cumhuriyetlerinde…

Amerika ne yapıyor? Avrupa, İngiltere aynen 100 sene önce yaptığı sömürgeciliğini bugün de sürdürmek istiyor. Aynen asalak gibi, sülük gibi…

-Dünyada bir yandan da alttan alta İngiliz Amerikan çatışması da devam ediyor. Yani ikisi de ortadoğu’ya kendisinin hakim olmasını istiyor.

Aslında işi kurgulayan İngiliz, hâkimiyetini sürdürmeye çalışan ise Amerika. Biraz da İngilizlerde bu hazımsızlık var. Mesela İngiliz ne yaptı, Avrupa Birliği’nden ayrıldı. Başlı başına bir Hakimiyet kurmak istiyor, rakip kabul etmiyor.

Dünya Devleti olarak görüyor kendisini.

İslam dünyasını bölmüş, mesela haritaları çizmiş. Müslümanların hakim olduğu yerlere bakıyorsun ki, dünyanın yarısına yakınına neredeyse Avrupa hakim.

Sömürge ülkesi. Cezayir’de, Afrika’yı sömürmüş, şimdi ise gücünü kaybetme durumu var. Azalmadı fakat gücünü kaybetmekte.

Bugün Erdoğan’ın cümle küçük de olsa büyük etki yapan; Dünya beşten büyüktür, sözü, dünya bugün bunun yavaş yavaş farkına varıyor. Gerçekten Dünya beşten büyükmüş.

Böylece İslam dünyası, bir dirilişin bir uyanışın içerisinde, bende varmışım, gerçekten ben büyükmüşüm demektedir.

Bugün Hindistan az mı? Rusya az mı ama Amerika’nın borazanı ötüyor. İngiliz’in, İsrail’in borazanı ötüyor. Dünyada birçok onlarca ülke İsrail’i reddediyor, protesto ediyor ama bir yaptırım yok.

İşte o sebepden dolayı İsrail’de elçilik kurdu Amerika. Kudüs’ü de İsrail’e mal etmek üzere Kudüs’te elçilik kurdu. Zaten Trump’ı da onun için getirdiler. Ancak bu İsrail’in yok oluşuna sebeptir.

İsrail ve Abd müslüman ülkelerdeki kaostan besleniyor.

Türkiye’de ki dolar krizi gibi. Buradaki amaç krizden beslenen insanlar var. Hem içerde hem dışarda.

Tahtakale’de hiç tanınmayan bazı insanlar anormal derecede dolar alıyor. İşte krize sokmanın yolu.

Necdet Sezer Ecevit’e kanun kitabını fırlattı, bu olay basit bir olay ama birileri bundan kriz ortamı oluşturdu. 21 tane bankanın içi boşaltıldı.

Türkiye’nin güçlenmesi istenilmemektedir. Ne olmalı  ne de ölmelidir.

Solarsa sulanmalı, büyürse budanmalı.

Gücümüzü kazandıkça Afrin’e girdik. Meğer Afrin 60 yıldır baskı altındaymış! Biz daha yeni giriyoruz. Diyelim ki PKK bizde 40 yıldır var, Afrinde 60 yıldır var.

İslam dünyası içinde biz güçlendiğimiz zaman, İslam dünyasındaki birçok ülke de batının boyunduruğundan, PKK’nın, Deaş’ın boyunduruğundan kurtarmış olacağız. Bizim istiklalimize kavuşmamız İslam dünyasının istiklaline kavuşması demektir.

İslam ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri, Afrika ülkesi en fakir yaşayan ülke. Bunun sebebi de; ya Avrupa Zalim kâfirleri veya Asya münafıkları gasp edip çalmaktadır.

Avrupa kâfirleri ve Asya münafıkları İslam dünyasını ve Afrika’yı sömürüyor, söndürüyor.

Hristiyan misyonerleri Afrikaya gelirken onların ellerinde kitap vardı, Afrikalılarda zenginlik vardı. Onlar buradan giderken Afrikalıların elinde İncil oldu, Onların elinde tapu ve zenginlik oldu.

Bugün Filipinler’de Müslümanlar yüz sene önceye kadar yüzde doksan, hristiyanlar  yüzde on iken, Hristiyanlar bugün yüzde doksan, Müslümanlar yüzde ondur.

İnsanları Hristiyanlık ile, İncil ile kandırmış, ellerindeki tüm zenginlikleri, madenleri, yer altı zenginliklerini ele geçirmiş.

-Şu an islam dünyası yozlaştırılmaya, kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

Çatışmayı tetikleyen unsurlar toplumdaki bu farklılıklardan çatışma durumuna gidiyor. Osmanlı bu farklılıklardan zenginlik çıkarttı.

Rabbim uyanıklık versin. Müslümanlarda bir diriliş var, bir uyanma var, bir toparlanma var. Kendine gelme var. Ayağa kalkma var ama bununla beraber bir kalitede düşüklük de görülmektedir.

Tozu silkelemeye ve cilalamaya ihtiyaç var.

15 Temmuz o tozu sirkeledi, o dirilişi hayata geçirdi ve hakikaten bu millet adam olurmuş dedittirdi.

Onlar kıvılcımla Türkiye yansın deyip kıvılcımı yakarken, ateşi tutuşdururken hesap etmedikleri nokta o kıvılcım milletin içerisindeki kor ateşin ortaya çıkmasına neden oldu, onu tetiklemiş oldu.

*******************

Atatürk planmış Devrim yoluyla halkını Osmanlı ve Müslüman geçmişinden uzaklaştırma girişiminde bulundu. Kemalizmin temel ilkeleri ya da Altıok Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, laiklik, devletçilik ve devrimcilik de çok uluslu bir imparatorluk fikrini reddeden Kemal, homojen bir ulus-devlet meydana getirmeyi amaçlamıştır. Bu süreçte Ermeniler ve Yunanlılar ülkeden zorla kovulmuş ve öldürülmüştü. Daha sonra sultanı tahttan indirdi ve batılı tipte Cumhuriyeti Bir siyasal rejim kurdu. Dinsel Otoritenin Asli kaynağı olan halifeliği kaldırdı. Geleneksel eğitime ve din işleri bakanlıklarına son Verdi, bağımsız din okullarını kapattı, İslam hukukunu uygulayan dinsel mahkemeleri lağvetti. Onun yerine İsviçre Medeni yasasına dayanan yeni bir hukuk sistemi kurdu. Ayrıca geleneksel takvimin yerine Gregoryen Takvimi geçirdi ve İslam’ın devlet dini olmasına resmen son verdi.

Dinsel gelenekselcilik bir simgesi olduğu gerekçesiyle fesi yasakladı, halkı şapka giymesi için teşvik etti ve Türkçe’nin Arap harfleriyle değil Latin harfleriyle yazılmasını kararlaştırdı. Bu son reformun büyük bir önemi vardı. Bu reform Latin harfleriyle okuma yazma öğrenen yeni kuşakların engin bir geleneksel literatüre erişmesini imkansızlaştırılan Avrupa dillerinin öğrenilmesini teşvik etti ve okur yazarlık oranını arttırma sorununu büyük ölçüde kolaylaştırdı. Türk halkının ulusal, siyasal, dinsel ve kültürel kimliğini yeniden tanımlayan Kemal 1930’lu yıllarda enerjik bir şekilde batılılaşma hem modernleşme ile el ele yürüdü hem de modernleşmenin vasıtası oldu.

Türkiye Avrupa ile kimlik sorunu yaşamaktadır. Kimlikleri birbirleri ile uyuşmamaktadır. Bunu Avrupalıların kendisi de söyler. Nitekim Avrupalılar Türklerin kültürleri açısından Avrupaya ait olmadığı kanısında.

Cumhurbaşkanı Özal’ın 1992 yılında söylediği gibi; Türkiye’nin İnsan Hakları konusundaki sicili, Türkiye’nin Avrupa’ya kabul edilmemesinin hazır mamul gerekçesi olsada gerçek sebep bizim Müslüman onların hristiyan olmasıdır. Devamında ise şunu söyler; ama Avrupalılar Bunu açıkça söylemiyor. Avrupa Birliği görevlileri de bu sözlere yanıt olarak birliğin bir Hıristiyan Kulübü olduğunu söylemiştir ayrıca şu hususu da kabul etmişlerdir; Türkiye çok fakir, çok kalabalık, çok müslüman, kültürel açıdan çok farklı. Velhasıl Türkiye her şeyi bakımından çok fazla.

Bir gözlemcinin yorumuna göre, Avrupalıların itiraf etmedikleri kabusu Batı Avrupa’da at süren Arap süvariler ve Viyana’nın kapılarına dayanmış Türklerdir. Bu tutumlar sonuçta Türkler arasında batının Avrupa’da Müslüman bir Türkiye görmek istemediği doğrultusunda yaygın bir algılayış üretmiştir.

Türkiye 60 yıl boyunca kendisine Avrupalı kimliği ile tanımlamaya çalışıyor.

-Huntington’un medeniyetler çatışması kitabı, Aslında gerçekleri bir yandan dile getirirken bunun kadar önemli olan bir şeyi de; böyle bir inancın, düşüncenin Fikri altyapısını oluşturmaktır. Nitekim Avrupalılar, Amerikalılar, İngilizler bir şey yapmadan önce, onun fikir yapısını oluştururlar.

Onu uygulayacakları zaman insanlar zaten hazır olduklarından dolayı, Aha bu söylenmişti, bir derece onun kabulü kolay olur.

Topluma o fikri empoze eder, ondan sonra onun uygulamasını gerçekleştirir. Bunu Hollywood filmlerinde de yapar, bunu kitaplarında da, konuşmalarında da bütün fikir altyapısını oluştururlar.

-Huntington’un tespitinde Türkiye İslam’ın çekirdek Devleti olmak için gerekli tarihi nüfusa, orta düzey bir ekonomik gelişmişlik, ulusal birliği sahiptir.

Atatürk’ün Türkiye’ye net bir şekilde laik bir toplum olarak tanımlanması Türk Cumhuriyetinden dışlanmasına, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralmasını önlemiştir. Türkiye anayasasındaki laiklik ilkesine bağlılığından ötürü İslam ülkelerinin kurucu üyesi bile olamamıştır. Türkiye kendisini laik bir ülke olarak tanımladığı sürece İslam’ın liderliğine soyunma olasılığı yoktur. Bununla birlikte Türkiye kendisini yeniden tanımladığı takdirde ne olur?

Türkiye’ye bir noktada Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip batıda çok daha etkileyici ve onurlu tarihsel rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir.

************************           

Geçmişten günümüze doğru gelen ve özellikle batının sahiplendiği medeniyet putperestlik ve heykel tıraşlık üzerine bina edilmiştir.

Buda bazen taşa, demire, kayaya aksettirilmiş.

Zulmün taşlaşmış ve devam ettirilen baskı aracı olarak kullanılmıştır.

Bu resimde de kendisini sürdürür.

Bu medeniyet korku medeniyetidir.

İnsanların gönüllerinde yer alamayanlar hâkimiyetlerini bu zorbalıklarla sürdürmüşlerdir.

Put ve heykellerle varlıklarını sürdürmeye çalışanlar, toplumda kök salamamış, gönüllerde yer tutamamış, yıkılmaya mahkum olmuşlardır.

İnsanlık tarihi boyunca Nemrut, Firavun gibi zorbalar imparatorluklarını korku, baskı, heykelleri ile sürdürürken; Peygamberler sevgi ve düşünceyi ön plana çıkarmış, kalblerde yer etmiş, akıllarda kalmışlardır

İslâm medeniyeti şablon, simge, şeair olarak ufku açacak, düşündürücü, taklid etmeyen farklı bir yapı oluşturmuştur.

-Batı medeniyeti maddeci medeniyettir..

Materyalist…

İçi boş, ruhsuz medeniyet.. Nursuz medeniyet..

Bu da onda bazı hastalıkların zuhuruna sebeb olmuştur.

Avrupa insanındaki hastalıklar ise;

Tedirginlik, Kaygı, Endişe, Güvensizlik, Fazilet gibi değerler.

Değerlerle değil, kurallarla ayakta durur.

Bunlar şaşkınlık sebebidir.

Avrupa insanının saldırgan oluşu, kahramanlığı oluşturacak iman, gaye, hedefin olmayışıdır.

MEHMET ÖZÇELİK

05-06-2018

Yüz’de ısrar etme, “Doksan da olur”.
İnsan dediğinde, “Noksan da olur”…
Sakın büyüklenme, “Elde neler var”.
Bir ben varım deme, “Yoksan da olur”.
Hatasız Dost Arayan Dosttan da olur….

HZ.MEVLANA

No ResponsesHaziran 5th, 2018

MECAZ ALEMDEN HAKİKAT ALEMİNE

MECAZ ALEMDEN HAKİKAT ALEMİNE

Mecaz alemden hakikat alemine..

Bedenden sıyrılmayan insan mana alemine geçemiyor.

Öyle ki benim dediği her şey; El- kol –baş- ayak- vücut- bütün güzellikler burada kalıyor. Öbür aleme sadece giden ruhu…

Gerçek aleme geçiş bu bedeni burada, bedene ait her şeyi buraya ve burada ve de benim dediği her şeyi burada bırakmaktan geçilebilir.

Bunlar insan için bir yük olaraktan adeta elbisenin çıkarılması gibi, bütün sahip olduğu hayat boyunca beslediği, baktığı ve güzelliğine ihtimam göstermiş olduğu bütün aletleri, edevatları, duyguları kısaca her şeyi burada bırakarak mana alemine geçmektir.

Zira bu fani alemin silik parası, baki alemin cevherleri karşısında kıymetsiz olduğundan teneke mesabesinde kıymetsizdirler.

Bu bir tecerrüddür.. Bu bir soyutlanmadır.. Bu adeta insanın Ahiret yolculuğunda fazlalıklarını bırakıp gerçek sahibi olduğu değerleri ile beraber sonsuz aleme göçmesi, sonsuz aleme geçmesidir.

Bekaya giden yol, fenadan geçmektedir.

Dünyanın kıymeti bi zatihi değil, bi ğayrihidir.

Yani ahirete giden yolda bir köprü ve geçiş yeri olmasıdır.

Üzerlerinden geçenlerden ve gdilecek yerin öneminden dolayı bir değer taşımaktadır.

En önemlisi de Cenab-I Hakkın esmasının tecellisine mazhar ve makes olmasındandır.

Bin yıl yaşasak yine cihan bu,

Gerdiş bu, zemin bu, âsumân bu.

-Masivadan el çekip mahlukattan ümit kes

Virdim olsun her nefes “Allah bes, baki heves.

Bir çok zat hakikatı terkte bulmuşlardır.

“’Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk / Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk.’

Hakikate ulaşmak için Nakşi yolunda giden bir müridin dört şeyi terk etmesi gerekir. Bunlardan birincisi dünyayı terk etmektir.

İkincisi terk-i ukbadır. Yani ibadet ve niyette cennet sevdası ve cehennem korkusu maksat ve gaye olmayacak tam manası ile her şey Allah’ın rızası için olacak.

Üçüncüsü terk-i hestidir. Allah’a karşı benlik ve varlık davasını bırakıp, kulluk ve ubudiyet tavrına girmektir.

Dördüncüsü ise terk-i terk etmektir. Yani dünya, ukba ve benliği terk eden birisi, ben bunları terk ettim diyerek böbürlenip kendinin üstün bir mevki ve makamda olduğunu tevehhüm dahi etmemelidir.”

Bir Kıssa:

BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ!!!
Satın aldığı bataklık araziyi ekilebilir hale getiren adam tek gözüyle bakarak;
– “Ey tarla şimdi asıl sahibini buldun!” demiş. Tarla dile gelip cevap vermiş:
– “Seninle beraber üstümden tam 99 tane tek gözlü geçti. Beni bırakıp giden çift gözlülerin hesabını var sen yap!

Bu dünya kimseye kalmaz. Öyleyse elini korkak alıştırma, korkma ve ALLAH için ver.

MEHMET ÖZÇELİK

31-05-2018

 

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 20 Kasım 2015 Cuma

 

No ResponsesMayıs 31st, 2018

ANDROİD DOSYALAR-İNDİR

*Radyo Mehmet Özçelik

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.aysapkmo

*TESBİTLER

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tesbitler.seslieserler&showAllReviews=true

*Bilgisayarınıza indirip kurarak sürekli dinleyebilirsiniz.

Radyo Mehmet Özçelik-Bilgisayarına indir

http://www.girdapajans.com/masaustuplayer/tesbitlerradyo.rar

*Tüm Sitem Tek Bir Pdf Halinde – Foxit reader kur-

www.tesbitler.com

www.mehmetözçelik.com

https://drive.google.com/open?id=14z7Pe0GVv_5-lqZKKx3lt6_Y9MEbixm2

https://drive.google.com/drive/folders/1YrTj1NWKOEMlEodfwOF9x7o6HhhPMFK4

DİJİTAL E-BOOK- 20 DOSYA-İNDİR

 

 

No ResponsesMayıs 31st, 2018

GAZETELERDEKİ MAKALELERİM

ADIYAMAN HABER AJANSI

ADIYAMAN NABIZ HABER

ADIYAMAN GÜNEBAKIŞ HABER

ŞANLIURFA GÖBEKLİTEPE HABER

ANKARA HABER111

No ResponsesMayıs 31st, 2018

NEFİS VE SİZ

NEFİS VE SİZ

 Nefis ve siz.

Nefis hayatın önünde bir siz.

Siz nefis ve nefis ise siz.

İnsanda büyük bir iz.

Önünüzde engel, altınızda binek.

İnsanın hayvani veya diğer bir ifadeyle madde ve bedeni yönünü temsil ediyor.

O cihetle de madde alemine bakmaktadır.

On mertebesi olup, Yusuf Peygamberin ifadesiyle; “Muhakkak ki nefis kötü şeyleri emreder. Ancak Rabbimin rahmet ve merhameti, himayesi hali müstesna”[1]

Terbiye edilmiş, yola ve hizaya gelmiş hali ise, doymuş hali olan Nefs-i mutmainnedir.

-Nefis hayatımızdaki sis gibidir. Nasıl mı?

Sisin oluşum süreci bulutların oluşum sürecine benzer. Sıcak ve nemli hava ani bir soğumaya maruz kaldığı zaman mikroskobik su damlacıkları oluşur. Havada asılı halde bulunan bu su damlacıkları, görüş mesafesini kısaltır. Tanım olarak, sisin varlığından derece için görüş mesafesinin bir kilometreden kısa olması gerekir.

-Kafası bulutlu, gafletle kapalı olan insanlar oluşan perde ile önünü göremezler.

Eğer bunu rahmete çevirebilirlerse rahmet yağmuruna dönüştürebilirler.

Bizde nefis alemde sis.

Yerle temas eden hava içindeki su buharının yoğuşması veya donarak kristalleşmesi sonucu ortaya çıkan çok küçük su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelmiştir. Sis içinde çisenti biçiminde çok hafif yağış olabilir.

Nefis de hayat toprağımızın sulanmasına ve gelişmesine; neşv-ü nema bulmasına sebeb olduğu gibi, hayatımızın kararmasına da sebeb olmaktadır.

Âyette:”De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.”[2]

Yani her insan işte bu nefsindeki tinete, mayaya, karektere, oluşum ve değişime göre hareket eder.

Arı su içer bal akıtırken, yılan su içer zehir akıtır.

Nadir bulunur tiynet-i kâmilde kusur

Kem mayeden eyler ne ki eylerse kusur.

Nefsin kötülüklerinden Allahın rahmetiyle tıpkı Yusuf Peygamber gibi korunmanın yolu; Allaha iltica ve dua ile mümkündür.

Bir Kıssa:

Arabasızlık canlarına tak etmişti.

 Bu böyle olmayacaktı.

Araba olmayınca istedikleri hayrı ve yardımı da gerçekleştiremiyorlardı.

Madem maddi durumları yoktu, duaları da mı yoktu.

Elbette dualara cevap veren ve kendilerini işiten bir Rableri vardı.

Bir gün beraber oldukları kardeşiyle bir anlaşma yaptılar.

Madem ki en makbul dua, gıyabi duadır. Kardeşinin günahsız ağzıyla dua etmektir.

O halde gel, bizde birbirimiz için dua edelim, dediler.

Birbirlerine dua ettiler.

Çok sürmedi birisi araba sahibi oldu.

Ancak diğeri o kadar zaman geçmesine rağmen ve maalesef hâlâ da araba sahibi olamadı.

Bu durum dikkatini çeken arkadaşı sordu, arkadaş, ben senin araban olsun diye dua ettim. Sen araba sahibi oldun.

Sen yoksa benim için dua etmedin mi?

Veya ne diye dua ettin?

Arkadaşı cevabında; Allahım, arkadaşımın duasını kabul eyle.

Dua kabul olmuştu.

Hadiste;“Bir Müslüman, yanında bulunmayan bir din kardeşi için dua ederse, mutlaka melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder.”[3]

“Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, ‘Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.’ diye dua eder.”[4]

Konuyla ilgili birkaç ayet:

 “Bunlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla.”[5]

“Hem kendinin, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!” [6]

“Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün mü’minleri bağışla!” [7]

Ger günahım Kuh-i Kaf olsa ne gam yâ Celil
Rahmetin bahrine nisbet ennehû şey’un kâil

Lâedri

(Günahım kaf dağı kadar olsa ne gam ey Allah’ım! Senin rahmet denizine göre, Kaf Dağı büyüklüğündeki günah küçük bir şeydir.)

MEHMET ÖZÇELİK

28-05-2018

[1] Yusuf.53.

[2] İSRA-84.

[3] Müslim, Zikir 86; Ebû Dâvûd, Vitir 29.

[4] Müslim, Zikir 87, 88; İbni Mâce, Menâsik 5.

[5] Haşr Sûresi, 59/10.

[6] Muhammed Sûresi, 47/19.

[7] İbrâhim Sûresi, 14/41.

 

No ResponsesMayıs 28th, 2018

SINANIYORUZ

SINANIYORUZ

15 Temmuzda bu millete kurşun sıkanla, bu gün doların yükselmesinden dolayı sevinen veya her gün bunu diline dolayarak; öldük, bittik, mahvolduk, tatile bile çıkamıyoruz, son model araba ve telefon alamıyoruz, artık modası geçmiş olan evimizi değiştiremiyoruz.

Ev eşyalarını değiştiremiyor, alıştığımız çok lüks yaşantıyı sürdüremiyoruz.

Kör olup geçmişi düşünmeden ve görmeden…

Nerden nereye geldiğini görmeden daha ötesini her yerden saldırıya uradığımız şuan ve zamanda içten bir kurşunda kendisi sıkarak, İnsan gerçekten çok nankördür- hakikatını da teyid etmiş oluyor.

Allah kör eder, elindekini de alır…

Elbette, mevcuda iktifa dun-himmetliktir.

Ancak mevcudu görmemek de basiretsizlik ve adiliktir.

Kirli oyuna gelmektir.

Piyasaya atılan kemiklere sahip çıkanlar, içlerindekini de açığa çıkarmaktadırlar.

Maneviyattan bi-behre olan bu insanlar, maddede kör olmuş insanlardır.

Maddenin zebunudurlar.

Yanan ateşe benzin taşıyan ahmaklardır.

Mesele şahıs ve şahsi menfaat meselesi değildir.

Asıl mesele istiklalimizi tehlikeye atan istikbalimizdir.

Piyasa her yönüyle dalgalı.

Bu dalgada herkes şimdiye kadar yediği naneyi, zihnindeki ve kalbindeki mevcut kalite ve kapesiteyi de ortaya koymaktadır.

Allah seviyemizi ölçüyor.

Taneler samandan, altınlar kömürden, samimiler samimiyetsizlerden, yüz yıllık hesabı olanlarla ilahi hesaba dahil olanlar, diğer bir ifadeyle akıllılarla akılsızların, bilnlerle bilmeyenlerin, münafıklarla samimi Müslümanların, kısaca imanla küfrün mücadelesi devam ediyor.

O halde;

Durmak yok, yola devam…

Millete selam…

BİR KISSA: Bir sarhoşun nasihatı.

Ahmed bin Hanbel’in oğlu diyor ki:

– Babam zindandan çıktıktan sonra sürekli bir sarhoşa dua edip duruyordu. Sordum, baba kimdir bu adam? Niye bir sarhoşa dua ediyorsun?

Babam dedi ki:

 “Evladım! İşkence günlerimde Allah beni bir sarhoş ile destekledi ve dayanma gücü verdi. Ellerim, ayaklarım zincirli, hücremden kırbaçlanmaya götürülürken birisi eteğimden çekti. Baktım, yere yıkılmış sarhoş bir mahkûm.

Bana dedi ki: “Bana bak İmam! Ben bu beldenin en büyük ayyaşıyım. İçki ve günah uğrunda tam 18 bin kırbaç yedim, inat ettim yine de bu batıl davamdan dönmedim. Sen ise Müslümanların imamısın. Sakın ola kırbaç yediğinde hak davandan ve söylediklerinden vaz geçmeyesin!” dedi.

 “Evladım! Nice âlim dostlarım bana vazgeç de kurtul derken, o sarhoş bana direnişi ve mücadeleyi nasihat etti. İşkence altında o sarhoşun sözleri beni dimdik tuttu. Allah ondan razı olsun, hidayet versin…”

MEHMET ÖZÇELİK

26-05-2018

 

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 5 Mayıs 2015 Salı

No ResponsesMayıs 26th, 2018

ALEM NAKIŞ NAKIŞ

ALEM NAKIŞ NAKIŞ

Allah atomdan kainata herşeyi nakış nakış dokuyor, dantel dantel işliyor, bir kitap gibi okuyor ve okutuyor.

Alem ilâhi bir mektup, okunmak için.

İlahi bir manzara, nazarlara sunmak için.

İlahi bir tecelli, mazhar ve müzhir olmak için.

İlahi bir sofra, istifade etmek için.

İlâhi bir köprü, bekaya geçmek için.

İlâhi bir fotoğraf, temaşa etmek için.

İlâhi bir resim, ressamı görmek için.

İlahi bir kelâm, dinlemek için.

İlâhi bir lafız, anlamak için.

İlâhi bir mana, anlamak ve anlamlandırmak için.

İlâhi bir defter, yazmak ,yazılmak, yazdırmak için.

İlâhi bir tarla, ekmek ve ekilmek için.

İlâhi bir ses, dinlemek ve dinlenmek için.

İlâhi bir nağme ve musiki, kulak vermek için.

İlâhi bir sınav, geçmek için.

İlâhi bir ırmak, akmak ve göçmek için.

İlâhi bir proje, olmak ve oluşmak için.

İlâhi bir fabrika, mahsul almak için.

İlâhi bir ağaç, meyve almak için.

İlâhi bir lâmba, aydınlanmak ve aydınlatmak için.

İlâhi bir han, gelip göçmek için.

İlâhi bir pazar, alış veriş yapmak için.

İlâhi bir mesaj, almak ve anlamak için.

İlahi bir köprü, bekâya namzet olup, süreklilik kazanmak için.

Maddi alemi şekillendiren, manevi alemdir.

Manevi alemi besleyen ise, maddi alemdir.

Manevi alemin mahsulatı, maddi alemin mezruatındandır.

-İnsanla diğer canlılar arasında kabiliyet,  kapasite, duygu, his, iletişim, ifade, anlama, anlatma, kavrama, kapsamlılık, güncelleşme yani android sistemi gibi sonsuza dek güncellenme özelliği var.

Efendimizin son sözü; La ilahe illallah, Refik-i A’la’ya, ulvî ve yüksek Refik’e, beni Refik-i A’la’ya ulaştır.”, maa’r-refîkil-a’lâ” dedi.

En yüce dosta.. sonsuza dek, O’nunla beraber.

Allahın insana koyduğu tek bir şey bile sonsuza kadar idare etmede ve sürdürmede yeterli olabiliyor.

İştah duygusu gibi.

Bir de bunun gibi birkaç duygunun daha konulması ve açılması halinde değil kainat hatta kainatlar bile insana dar ve az gelir.

-Kayyum isminin kainatta insana verilmesi herşeyin insanla kaim olmasından.

Kayyum zati sıfat.

-Allah yer ve göğün, hayvanların, insanların konuşmalarını ezeli kelamıyla dillendiriyor.

O varlıklar geçici, kendisi ise ezeli olup, ezeli ilmiyle seslendirmiş oluyor.

İnsanı kendisine dost seçen Allahı, insanda ebedi beraberliğin sırrıyla dost seçmiştir.

Ebede uzanıp giden bir dostluk.

Ebedi dostluk…

MEHMET ÖZÇELİK

19-05-2018

 

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 8 Şubat 2015 Pazar

No ResponsesMayıs 19th, 2018

İNANÇ ANKETİ

İNANÇ ANKETİ

Gündeme gelen haberde; İmam Hatiplerde Deizmin yaygınlaştığı rapor edilmişti, bir kısım öğretmen ve medya tarafından…

Acaba bu haber gerçekten doğrumuydu?

Yoksa Evvelen; İmam Hatiplerin 12. Sınıflarının 2. Döneminde ateizm, Satanizm gibi Deizm konusu da işlenmiş olduğundan mevzii olan bu rapor umuma taşmil edilmiş, maalesef hem imam hatipler zan altında bırakılmış ve de aynı zamanda Deistlerin ekmeğine yağ sürülmüş oldu.

Eğer bir hassasiyetten dolayı ancak araştırılmadan gündeme getirilmiş olmasından dolayı iyilik değil kötülük yapılmış oldu.

Zira bir süredir İmam Hatipleri karalama amacıyla saldırılarda bulunulmaktadır.

Bir hakikat olarak da hepimiz İmam Hatiplerde bir keyfiyetin yetersiz olduğu konusunda müttefikiz.

Aradığımız kaliteyi yeterli derecede bulamamaktayız.

Ancak bu durum onları ortadan kaldırmaya değil, kaliteyi arttırma yönünde tedbir alınıp gayret göstermeye sevketmelidir.

Şüphesiz farklı ailelerden gelip, kendi isteğiyle gelmeyen, sınav sonucu gelmiş farklı öğrenciler bulunmaktadır.

Bu durumun doğruluğunu öğrenmek amacıyla bir İmam Hatip okulunun 12. Sınıflarında 180 kadar öğrenci üzerinde bir anket yapmayı niyet ettim.

Aşağıda göreceğiniz gibi ağır ve dik sorular sorduğumda öğrencilerin neredeyse hepsi tepki göstererek, -Hocam böyle şey mi olur?- diyerek sorularımı garip gördüler.

Bende kendilerine böyle olduklarını değil, genelde sorulan sorular olduğundan dolayı durum değerlendirmesi yapmak için sorduğumu söyledim.

Öyle deizmin yaygınlaştığını gösteren bir durumla karşılaşmadığımı da gördüm.

-İsminizi Yazmayın.- diyerek de rahat yazmalarını da sağlamış oldum.

İşte soru ve cevapları;

*1-Allaha iman ve varlığı konusunda aklına takılan ve bocalama yaşadığın hususlar nelerdir. 3 madde yazın.

-Yoktur.                                                                                                                                   -Bocalama yaşadıgım bir husus yok.

-Çok şükür yok.                                                                                                                      

-Allah (c.c) dünyayı yaratmadan once ne yapıyordu?                                                                       -Biz islam dinine inandık ,fakat hristiyanlar ve yahudiler neden bizim dinimizi seçmiyor? Nasıl bir bilinç altına sahipler? Nasıl anlatılmış onlara bu din-islam konusu                                                     -İman ve varlık konusunda yoktur.                                                                                      

Allahın yapma dediklerini neden yapıyoruz?

Neden iman edip neden başka sekilde hayat sürüyoruz?

Neden iman edip müslümanız deyip inkar yollarına gidiyoruz?

-Hocam benim kafamda sorular var tabi fakat benim sorularmı ben sormaya korkuyorum cünkü bu sorular belki de dinden çıkaracak sorular. Bu sebeple sormak istemiyorum.

Allah kullarının kötülügünü istemiyor fakat neden cehennem var?

Neden bizler yaratıldık, durduk yere neden dünya yaratıldı?                                                              -Allah tek ilah ise neden 4 büyük melek var?                                                                                      – İbadetimize ihtiyacı yoksa bizi neden yarattı?                                                                                   

-Fıtratımıza konulan nefisten neden sorumluyuz?                                                                              -Bizi herşeyimizi Allah yarattı ama bize neden bizi nefsimiz ve şeytanla baş basa bıraktı?

-Kur’an’a göre güneş dünyanın etrafında dönüyor diye bir soru geldi bana ben cevap veremedim?                                                                                                                                     Allah neden dünyayı  6 günde yarattı, tek seferde yaratmadı?                                          

Allah neden görünür değil?                                                                                                                Tövbe haşa Allah nasıl var oldu?                                                                 

Allahı görmeden nasıl inanıyoruz?                                                                                                   Gönlümüze  imanı veren kim?                                                                                                         Allahı görmeden ona nasıl inanıyoruz? Niçin bize kendini göstermiyor gösterse ne olacak ?

Allah bizi nasıl yoktan var etti? Madem yok idik biz nasıl yaratıldık?                                                Allah biz yokken ne yapıyordu?                                                                                                        Allaha iman hakkında hiçbir şüphem ve aklıma takılan bir şey yok.          

Neden bir sürü din var, maden din konuşunda itikatlı tek bir din ortaya çıkarsaydı?                          Peygamberler yol göstericiyse neden şimdi yok, madem peygamber yok bizi doğru yola nasıl iletsin?                                                                                                                                                                                                                                   

*2-Allaha iman konusunda tereddütlerin var mı. Nelerdir?

-Hayır                                                                                                                                               -Yok                                                                                                                                                   -Yok  vallah                                                                                                                               -Allahıma bin şükür yok.                                                                                                               

-Hiç bir terettütüm yoktur çünkü o yoktan var eder. O ol deyince olduran, gönüllerimizi bir arada iman ile doldurandır ama çok iman edip hala münafık gibi yaşadıgımız var yani  dört dörtlük olamadık hala..

-Allaha iman konusunda tereddütüm yok fakat ilk soruda da belirttiğim gibi korkuyorum yanlış birşey söylemeye, Allah affetsin ben Allahın nasıl var oldugunu, güçlerini nerden aldıgını , paralel evreni, bizleri neden yarattığını ve dünyanın ilk yaratılış sebebinin Hz. Adem yasak meyveyi yemesiyle oldu ve Hz. Adem dünyaya indirildi,  tövbe etti,  af diledi, Allah onu bağışladı. Peki Allah Hz. Ademi bagışladıktan sonra neden dünyada bıraktı, neden geri yanına almadı?

-Nedeni ise, diğer dinleri araştırıp kendime bir olgu yaratıyorum o yüzden tereddütlerim var?

-Allahın var olduğuna inanıyorum ama bence tek değil.                                                                    Ahiretin varlığına inanıyorum.                                                                                                                          

*3-Ahiretin varlığı konusunda ne düşünüyorsun?

Ölüp ve orda bekleyecegimizi.

Vardır.                                                                                                                                                La ilahe illalah. Allah birdir.                                                                                                               Her nefis bir gün ölümü tadacaktır.

Gerçek bir olaydır, iman sartlarından birisidir. Çünkü  insanın korku ve endişe duyduğu yer.           İnanmıyorum.                                                                                                                                                      Ahiret vardır, haktır. İyiler ödüllendirilip kötüler cezalandırılacak.

Ahiretin varlığına inanıyorum.

Bence ahiret vardır, biz orada hesap verecez ve insanoğlu bu hesap sonuçunda ya ebedi olan hayata yada ateşler içinde yanacak.

Kabir azabı.                                                                                                                                   İman varsa imkanda var haşa Allahın işine karışmak gibi olmasın, hepimiz anne karnında müslüman olarak doğduk, ne kadar doğru, tamam. Kelime-i tevhid getirdik ama ne kadar müslümanız? Hepimiz ahiretin var olup olmadığını duyuyoruz tamam da Kur’an da yazıyor mu?

Allah şahit bir kez bile Kuranı açıp şu var  mı bu varmı diye bakmadım, hep çevremin kulaktan dolma bilgileriyle öğrendik ama bunu sorgulamadık. Şimdi  size soruyorum, ahiret varsa niye inanalım ki yada inanmayalım?

İmanın sartlarından biride ahirete imandır.

İnsanın korku ve endişe duyduğu yer.

Dünyadan sonraki hayatta cennete gitmek istiyorum ve ahiretin varlığına inanıyorum.

                                                                                                                                                                                                                                                                         

*4-Allaha ve Ahirete imanı olmayan insan hakkında ne düşünmektesin?

Belki ailesinin peşinden taklidi gidiyordur ve ona doğru geliyordur.                                          Küfürdedir, yanlış yaparlar, cehennemliktirler.                                                                                Hiç birşey.                                                                                                                                         Beni ilgilendirmez, herkes düşünçesinde özgür, dinde  zorlama yoktur.

Bence yanlış bir düşünce.                                                                                                        

Cahil diyip geçerim  çünkü cahile ne anlatırsan anlat anlamaz.                                                        Beynini kullanmayan insan topluluğu, cehennemin odunları.                                                            Zavallı dünyaya boş gelmiş boş gidecek.                                                                                           Bir ilaha  ya da tekrar dirilmeye inanmamak çok saçma. Herkesin bir ilahı vardır.

Müslüman değildir.                                                                                                             

Allahın gazabına uğrasınlar.                                                

Herkesin dini kendine Allah ıslah etsin.                                                                                 Kafir.                                                                                                                                       Yanacak.                                                                                                                                                    Allah’a ve ahirete iman etmeyen kimse sürekli kendisini boşlukta hissedecektir.                              İslam dini dışında herhangi bir dine inanan bir vatandaşlardır                                                           Dinde zorlama  olmaz, özgürçe  davranabilir.                                                                                    Allah en kışa zamanda hidayete erdirsin inşallah.                                                                 İnsanlıktan acizdir.                                                                                                                 

Dünya hayatında çok güzel yaşıyacağımı düşünüyorum.

Allah imanı nasip eder inşallah.                                            

5-Kader deyince aklına gelen 3 şeyi yaz.

İrade , tevekkül, cüz-i irade                                                                                                                               Gelmiyor.                                                                                                                                             Allah’ın bizim yapacaklarımızı öceden bilip takdir etmesi.                                                               Biz her şeyi kader ile (bir ölçüye göre) yarattık. Hayrı ve şerri, iyiyi, kötüyü.                              Allah’tan başka ilahın olmadığına, yaratıcının bulunmadığına inanmak demektir.                            Amentünün bir parçasıdır.

Kaza, baht, şanş.

Hakikat, özgür düşünçe, kader, alın yazısı.

İhlas, iman, takdiri ilahi.

Hayat, belirli yaşantı, Allahın bize hikmetleri.                                                                                   İnanç, sorumluluk, yapılan eylemler.

Ölüm, yaşam ve insanların olacaklarına varması.                                                               

Önceden belirlenmiş olan bir bir şeyin günü geldiğinde meydana gelmesidir.

İyi kader, kötü kader.                                                                                                               

Yazı, ölüm, doğum.                                                                                                                   

İnsanın hayatı, Allahtan geldiğine iman etmek, yaşamı boyunca başına gelenler.    

Yaşayıp öğrenmemiz gereken şeyler.

Allahü tealanın doğmadan alnımıza yazdıgı yazıdır.                                                          

Akıl yok ki bende.

Ahirete iman, kaza ve kadere iman, Allaha iman.

Olgu, inanç, iman.                                                                                                                  

Nasip kısmet.      

6-İnancının kendin için yeterli olduğuna inanıyormusun, neden?             

Hayır, gece gündüz ibadet bile etsek Rabbimize azdır.                                                               Hayır, çünkü namaz kılmıyorum.                                                                                                                          

İslam dinini her açıdan kusursuz buluyorum, tek sorun benim üşengeç biri olmam.                          Herkes hayır diyor ama bana gore evet,  nedeni  ise islam ülkeleri arasında en iyi durumda olan biziz, bu sebeple yeterli olduğunu düşünüyorum.                                                                     Yeterlidir, fazlasına gerek yok.                                                                                               

Şu an düşünmüyorum çünkü namazlarım tam değil.                                                                          Herkes kendi kendine yetecektir, nedeni ise herkes çizdiği yolda yürüyecek.

Hayır bu duruma çok üzülüyorum çünkü Kuranı tam anlamıyla  hayatımıza uygulayamıyoruz.         Tam değil çünkü islamı gereğiyle   yaşamıyoruz.                                                                     İnanıyorum, Allah bizi salihlerden eylesin.                                                                     

İnanıyorum çünkü rehberimiz Kuran ve Rabbimize sonsuz iman ediyoruz.

Hayır, bir müslüman imanını yeterli bulmaz, daha çok çalışır.                                                             Namazını kılarsan iyi bir müslüman olursun, burda namazın önemini belirtiyorum.                      İnanıyorum, insan araştırmadan vazgeçmez.

İnanıyorum çünkü Allaha iman ediyorum.                                                           

İnanıyorum fakat ibadetleri çok sık yapmıyorum bu konuda ruhen rahatsızım.                 

Yeterli bulmuyorum.

Yapılan bu anketi doğru bulmuyorum, bizlere neyin niçin var olduğunu kendiliğimizden öğrenmek yerine, sizin öğretmeniz bizi küçük düşürüyor.                                                                                                                                                                                                         

7-inanç, iman, itikad konusunda çevrende gördüğün farklılıklar nelerdir?                          

Çok farklılık yoktur.

Sözde müslümanlar, ramazanda müslümanlar, Cuma namazında müslümanlar.                         Kimi tarikat olmamalı demekte, kimi ise Allahın Kuranı size yetmiyor mu ki siz kendinize yol rehber ediniyorsunuz?                                                                                                            Çoğunlugu imanlı ama yerine getiren kişi bana ğöre az.                                                              Çevremde hiç bir farklılık görmüyorum.                                                                                   

Bazı okullarda okuyanların ateist olduğunu gördük.                                                             Hepimizin inancı birdir, şimdiye kadar farklı inanan arkadaşım olmadı, olsa çevremde farklı seyler görürdüm.                                                                                                                

Farklı inançaların farklı ibadetleri.                                                                                                Cemaatlerin çoğalması.                                                                                                                                                           Bilmiyorum.                                                                                                                               Görmüyorum.                                                                                                                                            Farklı mezhep ve etnik kökenlerden insanların dine bakışı.                                                                Ortalık müslümanlığı güzel yaşayamayan, sadece adı müslüman olanlarla doldu ve bunun yanında müslümanlığı bilmeyen ve ateist ve deist düşünen, kabul etmese de onlar gibi yaşayanlarla dolu.                                                                                                              

Halkımız imandan yani Allahın emirlerinden gittikçe uzaklaşıyor ve bilgileri siliniyor fakat sorsanız  müslümanız derler.                                                                                                  

Fark yok tarz var.                                                                                                                              Pek bir farklılık yok, çevremde gördüğüm çoğu herkes müslüman.                                             Dikkat etmedim.                                                                                                                                                                           Bu konu hakkında bir görüş belirtmek istemiyorum.                                                                  İnançsızların sayısı her geçen gün artığını görüyorum.                                                            

Devir değişiyor, bu yüzden onlarda değişiyor.                                                                          

İtikadi Mezhebine çok karışıyor.

Çevremden banana, kendime bakarım.                                                                                   Müslüman artık işine geldiği gibi yaşıyor, müslümanım deyip geçiyor ama kendine bakmıyor. Müslümanın müslümana üstünlüğü yok diyor ama müslümanı eziyor acaba ne kadarlık müslümanlık yapmış olsada kendini dört dörtlük görüyor acaba sonumuz nasıl olacak?                                                                                        

9-Allahın sıfat, vasıf ve özellikleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

Birdir, tektir, eşi ve benzeri yoktur. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Herşey ona muhtaçtır.                   Yorumlamak istemiyorum.                                                                                                             İsimlerin en güzelidir.                                                                                                          

Allah her şeyin sahibidir, Hakimdir.                                                                                            

Çok yüce ve çok büyük olduğunu düşünüyorum.                                                                      Allahın bildiğim her sıfat ve özelliğinin tecellisine şahidim.                                                             Allahın özelliklerine bizim aklımız yetmez, bu yüzden fazla düşünmemek lazım.                            Allahın sıfatlarını vasıflarını, vasıflarını falan eleştirmek bizim haddimize mi ?                      

Allahu Teala herşeyde en üstün ve bilinçli olan evrenin yaratıcısıdır, onun güçünün üstünde güç yoktur.                                                                                                                                                                   Allah tüm evreni ve dünyayı yaratandır.                                                                               

Allah büyüktür.                                                                                                                               Zati ve Sübuti sıfatlar, Allah bize ne öğrettiyse ancak onu biliriz.                                            

Küçük bir beynimiz var, onuda böyle sonsuz şeyler düşünerek yakmayalım kısaca Allah akla hayale sığmaz.                                                                                                                              Allah herşeyi görüp duyan , işitendir. Herkezi görür. Allahın bu özellikleri hakkında ister istemez sorular oluyor. Tabi Allah bizim bu dünyada neler yaşayaçağımızı bile bile neden hala hayattayız? Allah geleceği görüyor, değil mi? Neden  hayattayız? Nasıl yaşıyacağımızı Allah biliyor? Neden hala  yaşıyoruz? Allah bu güçleri  nasıl nerden aldı ve nasıl her yerde alabiliyor? Neden şeytanı yok etmiyor? Şeytan Allaha şirk koştuğu halde  sıfatlar var. Allah ta var fakat bunu gösterebilecek kimse yok.                              

Tektir.                                                                                                                                            

Yani Allah herşeyi yaratandır.                                                                                                             Allah birdir. O doğmamış ve doğrulmamıştır.  Onun eşi ve benzeri yoktur.                                        Her türlü kötü şeyden münezzehtir.                                                                                             Herhangi bir düşünçem yok.                                                                                                       

Allah Haydır Kayyumdur.                                                                                                                                  He Herşeyden haberdardır, herşeyi görür, işitir.                                                                                    Sonsuz ilim ve kudret sahibi, Onu anlamanın mümkün olmadığı.                                              Doğmamış ve doğrulmamıştır.                                                                                    Düşünemiyorum şu anda.                                                                                                        

Zati ve sübuti olarak  sıfatlar  ikiye ayrılıyor. Zati olanları tek kendinde bulunur, sübuti olanlar ise diğer insanlarda da bulunur .                                                                                                               Allahın adaletinin geç geldiğini düşünüyorum, olan masum insanlara oluyor.  Zalimler krallar gibi yaşıyor.                                                                                                                           

Eşi benzeri yoktur.                                                                                                                         Allahın vasıfları sıfatları başka hiçbir varlıkta yok.                                                            

Allah her şeyden üstündür.                                                                                               

Çok yüce bir varlıktır. Sonsuz Kerem ve İhsan sahibidir.                                                                      Allah rahmet sahibidir, adaletlidir, affedicidir.                                                            Bilmiyorum.                                                                                                                                       Allahın bizi, şüphesiz bütün yaptıklarımız olumlu veya olumsuz eylemlerimizden dolayı sorgulayacağı için hep iyi eylemlerde bulunmalıyız.

MEHMET ÖZÇELİK

18-05-2018

No ResponsesMayıs 18th, 2018