CİNAYET

CİNAYET

Dünyada Harf devriminden daha büyük bir cinayet, asırlar boyu daha büyük bir ihanet olamaz.

Bu kişinin hafızasını yitirmesi, silmesi ve silinmesi demektir.

Geçmişini hatırlamayan bir insan düşünün!

Geçmişinden kopuk insanlar düşünün!

Bir gecede 17 milyon okur insanlar, okumaz ve okuyamaz oldular.

Osmanlıdaki okuma ve eğitim oranı neredeyse yüzde yüz idi.

Bir çok kişi esnaf olduğu halde, yazmış olduğu divan edebiyatı şiirlerini bugün dalında Prof. olan bir çok kişi bu konuda yetersiz kalmaktadır.

-Prof.mu cahil yoksa anam mı?

Dil devrimi ile elinden okuma imkanı alınanlar, bir de o yetmiyormuş gibi, dinine dahledilmekte, başörtüsüne müdahale edilmekte, sefahetin önü açılmaktadır.

Bu okuyamama imkansızlığı içerisinde anam, eskimez yazı ile çok rahatlıkla bir üniversitelinin veya bir Prof-un veya her Prof-un okuyamadığı o osmanlıcayı anam çok rahatlıkla okumaktadır.

Yani; Tarih, edebiyat, hatta ilahiyatçı anamın okuduğu Ahmediye, Muhammediyeyi veya herhangi bir osmanlıca eseri, Osmanlıcasından anam gibi rahat okuyabilirler mi?

Anam okuyor.

O ilk okul mezunu bile değil. Bütün çocuklarını da okuttu.

**************   

Dedemin dönemi tam bir eğitim kıtlığı yaşadı. Babamın dönemi ondan geri değildi.

Benim dönemimin neredeyse yarısı kıtlıkla geçti.

Doğru dürüst bir kitap alamamaktaydık.

Nitekim 1980 yılında iken 2 yıllık İmam Hatiplik yapmaktaydım.

Adıyamanda Müslim adında, aynı zamanda naylon satan yaşlı birisi, eski Arapça eserleri Beyruttan getirmiş ancak kimseye de sattığı kitapları göstermiyordu.

Sadece kitabın adını söyleyin, getireyim, diyordu.

Allah insaf versin, ne fiyat isterse vermek mecburiyetinde kalınıyordu.

1980 yılında Elmalı Hamdi Yazır-ın Hak Dini Kur’an Dili tefsirini almak için yanına gittim.

Fiyatını sordum, bin lira dedi.

Eve gidip bir saat kadar bekledikten sonra dükkana vardım, almak istediğimi söyledim.

Birden bire bin beş yüz lira dedi.

Bin lira dediğini söyleyip, bir saat kadar konuştumsa da vermedi.

Eve geldim, dedem bizde kalıyordu. Emekliydi.

Kendisinden beş yüz lira borç istedim.

Parasının olmadığını söyleyip, vermedi.

Bacım daha sonra bana; Abi sen eve gelirken dedem elinde para sayıyordu. Senin geldiğini görünce parayı minderin altına sakladı, dedi.

Bunu hiç unutmuyor ve de unutamıyorum.

Bir ay sonra aldım, 15 sene sonrada o tefsiri bir kütüphaneye hediye ettim.

O kitapçı vefat edip, mirasçıları onun kitaplarını üniversiteye ücret karşılığında verdiler.

-1980 sonrası üniversite hayatımda beş kuruşumuz olsa, hemen kitap alırdık.

Biz kitapların olmadığı bir dönemde, kitapsız bırakılan bir dönemde yetiştik.

Bu acıkmışlıktan olsa gerek ki; bugün internet ortamında on binlerce kitabı arşivlemekteyim.

Bizden önceki, biz ve hatta bizden sonraki nesiller, kayıp nesillerdir.

Bizler büyük bir cinayete ve ihanete kurban gittik.

-Bu gün Milli Eğitim de bu konuda yetersiz kalmaktadır.

Akıl ve kalbin tatmin olmayıp yetersiz kaldığı bir eğitim sistemi içerisindeyiz.

-Milli Eğitimde Eğitim Sisteminin düzelmesi için gayret gösterip başaramayan bir çok insan olmakla beraber ancak başarılı olmaması için çalışıp da başarılı olan az bir kısım insanın olduğu da vardır.
Milli Eğitim akılla kalbi yani Fen ile Din ve ahlakı beraber götürmemekte ve de götürememektedir.

Tıpkı İran kültüründeki takiyye gibi. İnancını gizleme. Daha ötesi münafıkane faaliyet.

Milli Eğitim insan kalb, ruh ve aklının çevresinde değil, bizzat içinde gezmelidir.

MEHMET ÖZÇELİK

18-10-2018

 

No ResponsesEkim 22nd, 2018

CAMİDEKİ SÜPRÜNTÜLER

CAMİDEKİ SÜPRÜNTÜLER

Ne kadarda kirli ve süprüntü, kokmuş ve de kokuşmuş malzeme varmış caminin içinde.. içimizde…!

Şerri defetmekten, hayrı celbetmeye vakit bulunmuyor.

Hayırdan çok, şer insanları meşgul etmektedir.

Türkiye-deki ilahiyat sahalarındaki problemlerin kaynağı maalesef ilahiyatlardan ve de Pakistanlı Fazlurrahman gibilerden çıkıyor.

Biri dünyayı, diğeri Türkiye-yi kokutuyor.

Mesele değil, Allah şeytana bile müsaade etmiş.

Ancak sıkıntı müsbet görünüp de menfi insanlara adeta şakşakçı olanların bulunmasıdır.

Şimdiye kadar Kur’an-ı Kerimin etrafının boşaltılmasındaki sinsice en önemli hedef; Kur’an-ı Kerime direk saldırmak, O’nun hakkında şüpheler uyandırarak Müslümanları temelden koparmaktır.

Önce sahabiler özellikle Ebu Hureyre-ye, sonra hadislerin sahih olmadığına, sonra Peygamberimizinde diğer insanlar gibi normal bir özellikle olduğuna gidilerek, etrafı boşaltılan Kur’an-a böylece direk saldırıya geçilmiş oldu.

-Tarihselcilik zırva götürmez bir iddiadır. Bir hakikat arayışı değildir.

Gladistonun yüz sene önce, Müslümanların elinden alınması gerektiği veya Müslümanların Kur’andan soğutulması gerektiğini iddia ettiği bir sinsi çalışmanın farklı versiyonudur.

İşte Camiyi kirletenlerden biri de İlhami Güler.

Sirkeleyelim;

-Özellikle islamın barış dini olmadığını söylemekle kalmıyor, birde ötekileştirdiğini, bölücü bür din olduğunu iddia ediyor.…

-Kurandan okuduğu bir kaç ayetin –Hz. Musa ve Hızır beraberliğinde çocuğun öldürülmesi-, bunların bu gün değiştirilmesi gerektiğini iddia ediyor.

Oysa Kehf suresinde anlatılan – Kehf.60-82- olayın sonunda -82. Ayet- “Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”

Ayette belirtilen öldürme olayının kendisine aid bir keyfi olay olmadığını açıkça belirtiyor.

Eğer Allahın emrini yapmış olmasından dolayı sorumlu ise ondan önce sorgulayacağı melek Azraildir.

Erkekse ona bir şey desin!!!

Birde tefsirlerde zikredilen o çocuğun çocuk olmadığıdır.

Birde bu durum Ledünni bir ilimdir.

Zahire bakıp hükmetmek her şeyi maddede aramak demektir.

Herşeyi maddede arayanların gözleride maneviyatta kördür, görmez.

Ne garip değil mi; İlahiyatçı olan bir adam, materyalistler gibi işin manevi yönünü değilde, maddi yönünü araştırıyor.

Bu da kafa gözü olsa da, kalp gözünün körlüğüdür.

Hem burada Hz. Musa tatmin ve ikna olmuşsa, bire adam, sana ne oluyor.

Nitekim bir yorumda da;” Hz. Mûsâ’nın yoruma itiraz etmemesinden anlaşıldığına göre, onun mâsum zannettiği kimse çocuk değil, işlediği suçlardan dolayı öldürülmesi gereken ergin bir gençtir.”[1]

-Âyet-i Kerîmelerde şöyle buyurulur: “Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz.”[2]

Rasûlullah (s.a.s.), Hızır (a.s.)’ın ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı şöyle nakleder: “Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa’ya göstererek şöyle dedi: Allâh’ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, şu serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir.”[3]

-O günkü koşullarla bu günkü koşulların olmadığını, ondan dolayı değişmesi gerektiğini söyler.

Oysa Kur’anın hükmünün evrensel olduğunu görmezken, yorumda boğulmaktadır.

Dayandırdığı nokta ise, havsalasının almaması.

O zaman önce yapması gereken havsalasını control ettirmesi ve anlayışını arttırmasıdır.

-Kur’an-ı bile tanımlarken, O’nu beşer seviyesine indirmekte, Allaha aidiyetini inkar etmekte, izahtan aciz kalmaktadır.

Kur’anda bahsedilen, diğer varlıklara aid olarak söylenen ifadelerin Allaha aid olmayıp, o beşere aidiyetini iddia etmektedir.

O zaman Kur’an-ın Kelâmullah olması söz konusu olmamış olmaktadır.

-“ Kur’an-ı Kerimdeki kıssalar için masal, temsil gibi yakıştırmalar yapıp aslında öyle bir şeylerin olmadığını zırvalayan Mustafa Öztürk ve İlhami Güler’in fikir babaları Yahudi asıllı oryantalist Josef Horovitz.” Neden mi?

-Yahudi asıllı Oryantalist Josef Horovitz;”Kuran kıssaları bir suture, mitoloji, masaldır.”der.[4]

-Eskilerde öyle demişlerdi. “Ona âyetlerimiz okununca, “Eskilerin masalları” der.[5]

-Maalesef yanlış ve yalan üzerine bina edilen savunmalar, tutarsız ve hükümsüzdür.

Zira yanlış emsal olmaz.

Fetönün yanlışlarını, kendilerine göre olan doğrularına bina etmek, Fetönün yanlışlarına da ortak olmaktır.

Yanlış üzerine doğru bina edilemez.

-Birşeyi teklif ve tashih için illa diğer bir şeyi inkâr etmek mi gerekiyor.

Yani Ali Şeriati-nin yaptığı gibi; Kur’an’ın manasının öğrenilmesi için,  manasız tecvid öğrenmeyi reddetmek mi gerekiyor?

-Birde bu görüşlere hazmetmek gerektiği söyleniyor.

Bilmem ne yemenin hazmı ve hazımlılığımı olurmuş?

Kur’an-I Kerim-e şaibe uyandıran bu gibi heriflere hazmetmekten bahsediliyor.

Atay ve Fazlurrahmanın muhibbi ve talebesi elbette kendisi gibi olur.

-“ Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz.” [6]

-Diyanet bir an evvel kendi içinde bir heyet ile, menfiliklere, medyada çıkan yanlışlara, TV-lerde konuşulan tutarsızlıklara cevap verecek bir birim kursun…

MEHMET ÖZÇELİK

19-10-2018

 

[1] http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00497.htm

[2] Bakara, 2/216.

[3] Buhârî, İlm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ânı’l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-185.

https://sorularlaislamiyet.com/hizir-kissasinda-bir-cocugu-oldurdugunu-okuyoruz-musa-asa-neden-olarak-da-cocugun-kafir-olup-ilerde

[4] http://www.ihvanlar.net/2017/08/29/mustafa-ozturk-ve-ilhami-gulerin-fikir-babasi-josef-horovitz/

http://www.ihvanlar.net/2017/09/04/papa-francesco-mustafa-ozturk-ilhami-guler-ve-omer-ozsoy-ayni-seyi-soyluyor/

http://www.ihvanlar.net/2016/04/16/tarihselci-ilahiyatcilar-iyice-dinden-cikti-kuran-degistirilmeliymis-ilhami-guler/

[5] MUTAFFİFİN Suresi 13.

[6] Mesnevi-i Nuriye Habbe. Sh.107.

 

No ResponsesEkim 21st, 2018

ŞOL CENNETİN DERELERİ

ŞOL CENNETİN DERELERİ

Şol cennetin dereleri

Süttendir nehirleri

Baldandır şerbetleri

Akar Allah deyú deyú

 

Cennetlikler ayrıldı

Cehennemlikler haykırdı

Hepsi bir yere savruldu

Celil diye deyú deyú

 

Cennetlikler Cemale baktı

Cehennemlikleri ateş yaktı

Her birinin ki Haktı

Hak diye deyú deyú.

 

Buluşuruz havuzda inşaallah

Kuruluruz Kevserde inşaallah

Allah bes gayrı illallah

Deriz Allah deyú deyú…

Mehmet Özçelik….19.10.2018

Osmanlıca LŪGAT paylaştı: 30 Mart 2017 Perşembe

No ResponsesEkim 20th, 2018

BUGÜN ŞEHİDİMİZ VAR

BUGÜN ŞEHİDİMİZ VAR

Ötmesin kanaryalar

Havalansın Kartallar

Toplansın kurtlar

Bugün şehidimiz var

 

Doğmasın bugün güneş

Gözükmesin Yıldızlar

Açılsın Semalar

Bugün şehidimiz var

 

Kapkara bulutlar

Dalgalansın bayraklar

Rahat olsun müslümanlar

Bugün şehidimiz var

 

Mazlumlara Meltem

Zalimlere Tayfun

Düşmanlara Kasırgayız biz

Bugün şehidimiz var

 

Tutmasın kimse bizi

Bıçak damarı kesti

Akan kan Yetmedi mi

Bugün şehidimiz var

 

Uyanın ey Müslümanlar

Açılın Ey âlalar

Dalgalansın şanlılar

Bugün şehidimiz var

Dalgalansın bayrağımız

Dinmesin rüzgarlar

Huzurla dolsun Vatan

Bugün şehidimiz var

 

Unutulmasın akan kan

Unutulmasın batan Tan

Unutulmasın Yiğitler

Bugün şehidimiz var

 

 

ŞANLI BAYRAĞIM

Şahlandırdın bizi Taa uzaklardan

Nazlınla nice devletler yıktırdın yaradan

Uğruna Çöllere düşürdün yurdundan

Adaletinle hikmettirdin dünyaya

 

Ne denizler çıktı önümüze

Ne ordular geldi gözümüze

Ne sıcak ne soğuklar geldi önümüze

Hiçbiri engel olmadı ülkemize

 

Nice Yollar katettik bu uğurda

Hilal’in nazı Sürgüne götürdü bu uğurda

Yıldız’ın hatırına Kasırga olduk bu yolda

Hep senin şanını dalgalandırdık semalarda

 

Ne Yiğitler gülerek gittiler

Ne Yiğitler severek gittiler

Ne Yiğitler dönmeden gittiler

Ne Yiğitler görmeden gittiler

 

Senin uğruna kalkıp geldik doğudan

Senin uğruna geçtik kızgın Çorak topraktan

Senin uğruna gemileri yürüttük karadan

Senin uğruna geçtik Anadan yardan evlattan

 

Niceleri donarak şehadete erdiler

Niceleri yanarak şehadete erdiler

Kartalların uçtuğu er meydanında

Gece gündüz demeden ter döktüler

 

O kervana katılmak ne mutludur bize

Cennettir bizlere Heybetli dağlar

Bu saatten sonra son sözü Namlu Bağlar

Yolun Sonu kabirse yürürüz güle güle

 

Nelerden geçmedik ki biz bu yolda

Kimlerden geçmedik ki bu uğurda

Kasırga oluruz biz bu yolda

Kabre gireriz sonu ölüm olsa da

Sonuçta elbet sevdiklerimize kavuşuruz

 

 

SÜLEYMAN SAĞLAM

 

S evgilinin yanında mutluyum ben anne

Ü zülme ağlama Rahatım ben anne

L aleler bahçesinde Meleklerleyim anne

E y minik serçem sil o gözyaşlarını

Y e’se kapılma kavuşacak yollarımız

M eleklerle seni bekliyoruz anne

A lemin maliki bizi selamlıyor

N ebimizin gözyaşları sel oluyor

 

S üleyman oğlun Resulüne kavuştu

A ’la’nın yanında huzurla doldu

Ğ afuruna koştu Hasretine kavuştu

L ale bahçelerinde Resul’ün gölgesinde

A lemin en güzel  nebisinin dizinde

M eleklerle beraber Kevser’in gözünde

Burak çam

 

 

No ResponsesEkim 19th, 2018

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İSTİHBARAT

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İSTİHBARAT

Devletlerin başarısı, istihbaratlarının başarısı iledir.

Abd den daha meşhur olan Cıa ve Fbı –dır.

Kenan Evren 12 Eylül darbesini yaptıktan kısa bir siire sonra MİT-in içindeki sivil asker çatışmasından korkarak, bilgi infaz ve tetikçi gurubu kurdu. Bu grup kontrgerilla şeklinde olup sadece direkt konsey üyelerini bilgilendirmek, gelen tehditleri ve suikastleri önlemek için her kesimin adamından alınarak göreve başladı. Kenan Evren
darbeden sonra dış baskılardan bunalarak demokrasiye geçiş için bir hükümetin kurulması için Sayın Turgut Özal’a görevi verirken reddedileceği aklının ucundan bile geçmemişti. Kenan Evren’in hesabı çarşıya uymamış Turgut Özal’m bu reddini ta
suikaste kadar unutamamıştı.” [1]

Rahmetli Turgut Özalı su-i kasta götüren, başarısını uzun süre sürdürmesini engelleyen en önemli ve belki de tek sebep Mit-e tam hakim olmaması idi.

Bu gün ise Erdoğanı uzun süre başarılı kılan ise Mit- e olan hakimiyetidir.

Ondandır ki her vesile ile Mit başkanına saldırılmakta, ona darbe yapılmaktadır.

Erdoğandan önce Mite darbe yapılmaya çalışılmıştır.

-Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım var mı yok mu denilen Jitem ile ilgili şu notu veriyordu:” [2]

Ve o Eşref Bitliste bir su-i kasta kurban gidiyordu.

-Malatya da düşen uçakta bulunan 34 özel komando vefat etmişti. Bunlar ise;

-“ Abdullah Öcalan’ı, Semdin Sakık’ı yakalayıp adaletin kar­şısına çıkaran Bordo Bereliler’in karada bilekleri bükülmezken, Azrail’in oynuna gökyüzünde yakalandılar. Onlar, Genelkurmay’ın en seçkin birliği olan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda
görevliydiler. Çok gizli, çok özel görevlerde devreye giriyorlardı.
Ordu’nun gözbebekleri olan Bordo Bereliler, Semdin Sakık’ı Kuzey Irak’ta flmlere konu olabilecek nefes kesen bir operasyonla yakalayıp, Türkiye’ye getirmişlerdi.”[3]

-“Esasen sivil veya asker büyük mevkileri işgal edenlerin  elçiliklerde gizli sicil defterleri vardır. Her taraftan alınan düzenli bilgiler bu defterlere işlenir. Böylece Rusya Hükümeti Osmanlı Devleti Hükümdarlarının, Nazırlarının, Komutanlarının, Daire Başkanlarının, ve Kurmay Subaylarının ahlâk ve bilgi seviyelerini iç yüzleriyle öğrenmiş olurlar. İşte elçilikte yetişen casus öğrenci de bu şekilde İstanbul’da bulunmayan şahsiyetler hakkında da bilgi sahibi olurlar.

.. Cihan harbinde Bağdattaki ingiliz konsolosluğu evrakları arasında elimize geçen,oradaki kumandan ve kurbay subaylarımızın sicili bizi hayrete düşürmüştü. Hangi yabancı dili biliyor,kabiliyet ve ahlaki dercesi,kumar ve şehvete eğilimi,astları tarafından sevilip sevilmediği…hakkında tamamen doğru bilgiler yazılıydı.” [4]

-“Katolik misyonerlerinin büyük bir kısmını Fransa yetiştirmekte ve onların idaresi için büyük bir para sarfetmektedir.

…Merkezi londrada olan yalnız ingilizlerin ‘Hristiyanlığı bütün dünyaya yayma’ cemiyetleri 19. yy.da 7000 şube açtı. 28.000.000 din kitabı bastırdı ve dağıttı.Bu kitaplar bütün dünya dillerine çevirilerek çoğu bedava verildi.

1824’de Fransız protestanları da Pariste bir‘İncil misyon cemiyeti’ kurdu. ”[5]

-“İngiliz lordu İslamı da ancak İngiltere menfaatına kullanabilir.”[6]

-“Hacı Ali (Wavell) Olayı Önder Kocatürk.

Bu makale İngiliz Arthur Wavell’in (1882-1916) Yemen’de Osmanlı yetkilileri tarafından yakalanarak gözaltına alınması olayına ve sonrasında yaşanan gelişmelere ışık tutmayı amaçlamaktadır. Arthur Wavell 1910 Kasım ayında başladığı Yemen yolcuğu sonucunda Sana’da gözaltına alındı ve 1911 Haziran ayında sınırdışı edildi. Kendisini kaşif ve seyyah olarak tanıtmasına rağmen Arthur Wavell’in aslında gizli bir İngiliz ajanı olduğu anlaşılmaktadır. Makalede ağırlıklı olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan belgelerle Wavell’in hatırlarını anlattığı kitabının iki ayrı baskısı kaynak olarak kullanılmıştır.

-1911 başlarında Yemen’de durum son derece karışıktı. İmam Yahya Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmış ve Hudeyde-Sana yolunu kesmişti. Bunun üzerine Erkan-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet Paşa isyanı bastırmak üzere bizzat komutayı ele aldı ve 18 Şubat 1911 tarihinde Hamidiye kruvazörü ile Yemen’e doğru yola çıktı. Nisan ayı başlarında Osmanlı kuvvetleri Sana yolunu açarak şehre girdiler. Diğer taraftan Asir’de de Seyit İdris’in çıkardığı isyanla mücadele edilmekteydi. 1911 Mayısı’nda Yemen’de durum sakinleşmişti. Asir’de ise isyan Temmuz ayına kadar etkisini sürdürmüştür.

İşte böyle bir ortamda İngiliz uyruklu olup Müslüman olduğunu beyan ederek uyarıya karşın Yemen’de Sana şehrine gelen ve Hacı Ali takma adını kullanan Mr. Arthur Wavell,2 hükümetin dikkatini çektiğinden polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltında tutulduğu sırada Hudeyde İngiltere Konsolosu bu kişinin güvenilir olduğunu belirterek serbest bırakılmasını istedi. Ancak Osmanlı Hükümeti’ni dış güçlükler karşısında bırakmak amacıyla kendisine (Wavell’e) suikast yapılması ihtimali gerekçe gösterilerek, yalnız bırakılmasının uygun olmayacağı bildirildi. Bunun üzerine İngiltere Sefareti de devreye girdi ve Wavell’in hayatına kastedilse bile dava açılmaması şartıyla kendisinin serbest bırakılması için başvuruda bulunacağını açıkladı. 26 Nisan 1911 tarihinde Ahmet İzzet Paşa, İmam Yahya’nın yanına kaçması muhtemel olduğundan Hariciye

Nezareti’nden Wavell’in vilayet dışına çıkarılmasının sağlanmasını talep etti.

Hariciye Nazırı 15 Mayıs’ta Hacı Ali’nin vilayet dışına çıkarılmasının Hudeyde İngiliz Konsolosu’nun görüşüyle uyuştuğunu, bu nedenle şahsın Hudeyde’ye gönderilmesinin uygun olacağını İzzet Paşa’ya bildirdi (Bu telgrafın üzerinde “Hudeyde İngiltere Konsolosu’na teslimi” ibaresi çizilerek “Hudeyde’ye sevki” denilmiştir). Ancak Hacı Ali yani Wavell’in Hudeyde’ye gönderilmesi tebliğ edildikten ve yolculuğu için memur ve muhafız hazırlandıktan sonra kendisi tekrar kaçmış ve yakalanmıştır.”[7]

-“İngilizlerden durumu uygun olanlar nerede bulunursa bulunsunlar doğum yaklaşınca anavatana koşarlar. Ta ki çocuğu ‘Hintli, Mısırlı,Türkiyeli gibi tescil olunup da ilerde anavatan evlatlarından farklı bir muameleyle karşılaşmasın!”[8]

-Her misyonerlik çalışmalarının altında mutlaka istihbarat faaliyetleri de vardır.

Geçmişten günümüze hep böyle olmuştur.

Bu gün de Brunson hadisesi bunun ne ilk ve ne de son örneğidir. Devam da edecektir.

-*Hıristiyan ilahiyatçı H. Küng’ün bir tespitinde, “Pavlus olmaksızın ne Katolik
Kilisesinden, ne Yunan ya da Latin patristik teolojisinden ve ne de Hıristiyan-Helenistik kültürden bahsedilebilir.”

-Pavlus, bir ifadesinde şöyle der: “Bana her şey serbest; ancak ben hiçbir şeyin kölesi
olmam”

-“1894’te yalnızca Elazığ’da (Harput ve civarında) Protestanların açtığı okul sayısı 83’tür. 20. yüzyılın başlarında ise, çoğunluğu Amerikan Protestan gruplara bağlı olmak üzere Protestan ve Katolikler tarafından açılan okul sayısı 800 civarındadır.”[9]

-“1962-1965 yılları arasında gerçekleştirilen 2. Vatikan Konsili, Katolik Hıristiyanlığın
kendisini yeniden ifade etmesi ve Hıristiyan olmayan insanlara yönelik kilisenin geleneksel tavrını sorgulaması açısından önemli bir olay olarak tarihe geçti. Bu konsile ilişkin belgelerde, diğer insanlara İsa Mesih mesajını götürmenin ve bu çerçevede onlara yönelik misyonerlik faaliyetlerinin önemi tekrar tekrar vurgulandı. Gerek bu konsilde ısrarla önemi vurgulanan dinler arası diyalog gerekse geleneksel misyon yöntem ve tekniklerinin güncellenmesi bağlamında, misyonerliğin daha verimli yürütülebilmesinin yolları tartışıldı.”[10]

-“Hıristiyan misyonerlere yaptıkları şu öneriler oldukça ilginçtir:
… Bütün Hıristiyan misyonerler, bir yere, bir kültüre veya belirli bir halk arasına gitmeli; orada onların yaşam tarzlarını öğrenmeli, onları dinlemeli/gözlemeli, bir Hıristiyan olarak onların arasında yaşamalı, insanların ihtiyaçlarını öğrenmeli ve buna yardımda bulunmalı, İncil vaazı (daveti) için uygun bir zamanı beklemeli.”[11]

****************   

Kürt aşiret kuvvetleri devlet tarafından Hamidiye Alayları adı altında örgütlendiler
(Keskin, 2007: 69). 1308(1891)’de, uzak ve zor idare edilen Doğu Anadolu eyaletlerinde Rusya’nın olası girişimlerinden çekinen Abdulhamid, bölgeyi denetlemek ve acil bir güvenlik gücü sağlamak üzere “Hamidiye” birliklerini oluşturdu (Finkel, 2007: 446). Bu kuvvetler 1912–13 Balkan Savaşları’na dek kullanıldı. Sultan Abdulhamid ayrıca ismi sonradan Diyarbekir olarak değiştirilen ve Kürdistan olarak bilinen bölgede kalan küçük aşiret liderlerinin çocuklarını eğitmek ve belli bir dereceye kadar yönlendirebilmek için Aşiret Mektepleri’ni kurdu (Özoğlu, 2005: 89). II. Abdulhamid Han tarafından 1309(1892)’de aşiret çocuklarının eğitimi için İstanbul’da açılan okul, 21 Eylül 1892 tarihinde açıldı. Okula ilk olarak Halep, Bağdat, Suriye, Musul, Basra, Diyarbekir, Trablusgarb vilâyetlerinden 4’er talebe alındı.[12]

***************

”Mehmet Ruşen Çakır’la yaptığı röportajda şöyle diyordu: “Derin Devlet denen şeye
dayanıyor bunun ucu. 1980’den sonra devletin politikası değişti. Eskiden anarşist ve Marksistler tehlikeliydi, sonra dindarlar oldu. Öyleyse bu dindar gruplarla temas kurmak, onlarla beraber çalışmak gerekecekti. Amaç onları devletle barıştırmaktı. Bu amaçla görevlendirdikleri insanlar cemaatlerin ileri gelenleriyle temas kurdular. Cemaate (Fethullah Gülenciler) daha ziyade istihbarattan olanlar gitti. Bana da geldiler; ‘Yurtdışında Milli Görüş ve Süleymancılar’a karşı birlikte çalışalım’ dediler, ama ben reddettim… Bu ‘derin devlet’ dediğimiz büyük ölçüde bütün İslami gruplarla anlaşma içine girdi. Burada menfaatler karşılıklıdır. Her iki tarafın maksadı ayrıdır. Devlet bu gruplara, ‘Atatürk’e saygılı olun biz de size yardımcı olalım’ demiştir. Bakın bazı İslami gruplara, 12 Eylül’den sonra birden palazlandılar. Acaba kendi güçleriyle mi palazlandılar. Hayır.”

*******************   

-“Cizvit papazlarının hedefi ‘Biz okullarda altın nesil yetiştireceğiz. Sonra bu elit nesille dünyaya hâkim olacağız, dünyayı yöneteceğiz’ Dünyevi hakimiyet.. dünya iktidarı…

-“Ülkesinin ambargo uyguladığı ülkelere gizlice silah satan gizli servisler (örneğin CIA İrangate olayı ) uyuşturucu ile finans kaynağı oluşturan gizli servisler ( Ortadoğulu ve batılı gizli servislerin büyük bölümü ) terör yaratan, hastalık yayan, bilgiyi silah ve kara paraya dönüştüren , yeraltı ekonomisinin ve terör örgütlerinin tam göbeğinde olan gizli servisler bulunmaktadır.” [13]

-“MİT’e göre Türk siyasi yaşamının en renkli simalarından ve Cumhurbaşkanı Demirel’in yakın arkadaşlarından Çağlayangil “güvenilmez” dir.” [14]

-“Feridun Kandemir’in “Medine Müdafaası Peygaberimizin Gölgesinde Son Türkler” adlı hatıralarında bulunmaktadır. Nehir Yayınları tarafından, 1991 yılında çıkartılan hatıralarda Arap çöllerinde Türkler ile İngilizlerin gizli servislerinin kavgaları, tanıkların ağzından aktarılmaktadır.”[15]

-“Lawrence, Hicaz’da isyanı geliştirmek için kendi akıl ve zeka kabiliyetine güveniyordu. Lakin bir de Arapların içinden, kendisine yardımcı olacak bir şefe ihtiyaç vardı.
İhtiyar ve baba Şerif Hüseyin faal bir şef olamazdı. Oğullarından Abdullah’ı tombul ve rahatına çok düşkün, Ali’yi saf, Zeyd’i soğuk, durgun ve heyecansız buldu. Sadece Faysal’ı beğendi.
Lawrence hatıralarında bu konuda şöyle der:
‘Beni dikkatle süzen, beyaz ipekler giymiş bir şahsiyet gördüm. İlk bakışta anladım ki, Arabistan’da aradığım ve benim kendisine hizmet için gelmiş olduğum adam. Yani Arap isyanını zafere ulaştırabilecek şef gücüne haiz ve bizim hizmetimizden ve yardımımızdan istiğna etmeyecek akıllı adam bu idi. Bu zat bana sordu ‘Ordugahımızı nasıl buluyorsunuz?’ Ben de güzel fakat Şam’a pek uzak dedim. Şam kelimesi orda bulunanların içine bir kılıç gibi saplandı. Hepsinde bir kıpırdanma oldu, kaskatı kesildiler. Bir dakika nefeslerini tutular. Hepsi uzak seferin hayaline dalmış gibi oldular. En nihayet Faysal bana dönerek güldü. ‘Elhamdürillah Türkler daha yakın’ dedi.’
Lawrence Şerif Faysal’ı işte böyle seçti. Ve ondan sonra onunla bir işbirliği yaparak asilerin ihtiyaçlarını top, tüfek, altın dinamit, erzak, malzeme, araç, öğretmen, uzman, teknisyen vesaire tespit edip temine koyuldu. Ve Yenbu karargahına giderek ilk iş olarak bir üs kurdu.”[16]

-“1956 yılında yapılan bu soruşturma sırasında orta çıkar ki Amerikalılar belirlenebildiği  kadarıyla MAH’a ayda 100 bin, İngiliz gizli servisi 30 bin, Fransızlar 7-8 bin,İtalyanlar da 4 bin lira vermektedirler.”[17]

-“Doğu, bir Amerikalı istihbaratçıyı odasından kovmak zorunda kalışını şöyle
anlatıyor:
” Bir gün bir Amerikan istihbaratçısı gelerek bazı şeyler istedi.
Kendisine bunları veremeyeceğimizi söyleyince tehdide başladı. Kendisine ‘gömleğimizi aldınız, pantolonumuzu aldınız, ama donumuzu vermeyiz’.”
Daha sonra CIA’nin İstanbul istasyon şefi de Doğu’yu Başbakana şikayetle tehdit etmiş ama karşılığında ” Bildiğin yere kadar git” yanıtını almıştır. Yani Amerikalılarla ilişkiler çok ama çok kötü bir noktadır.
Sadece gizli servisin değil, Türkiye’nin onuru ile oynanmaktadır. Bu duruma son veren Başbakan Adnan Menderes ile görevlendirdiği Müsteşarı Ahmet Salih Korur ve gelişmelerden rahatsız olan teşkilat çalışanlarıdır.”[18]

Ecevitin ilk defa haber olup topluma yansıyan Kontgerilla ile ilgili olarak;” Eski Milli Savunma Bakanlarından Hasan Esat Işık, arkadaşımız Cüneyt Arcayürek’e bakın bu konuda neler demiş:
-Fikir planında geçerli ve doğru. Kontrgerilla her ülkede var. Genelkurmay bunu planlarına almış. Amacı şu: Ülke işgal edilecek olursa iç direniş nasıl yapılacak? Bu, fikir planında geçerli ve doğru. Yalnız şu durumlar var:
1- Fikri ABD vermiş,.2- Finansmanını yapmış. 3- Bu örgütü sızmalar olmuş. Bu uzmanlar , Pentagon’dan başlar CIA’nın sızmasına kadar sürer.[19]
-Türkiye’de Özal Harp Dairesi ilk kez başka adla 1952 yılında DP döneminde kurulmuş. Bugün bu daire ‘ Özel Birlikler Komutanlığı’ adını almış. O yıllar soğuk savaş yıllarıdır. Türk Milli Emniyeti ile CIA o tarihlerde içiçedir. Öyleki o zamanki adı ‘Milli Emniyet ‘olan MİT’in İstanbul’daki bir kısım görevlisinin aylıkları CIA tarafından ödenmişti. 12 Mart sorgularında kontrgerilla adının kullanılması, David Galula adlı Amerikalı’nın yazdığı ‘ Ayaklanmaları Bastırma Hareketleri Teori ve Pratiği’ adlı kitapta yer alan konuların bazı terör olaylarında ordu malı bomba ve tabancaların kullanılması bu kuşkuların doğmasına yolaçmıştır. İtalya’da ortaya çıkartılan Gladio örgütü NATO ülkelerinde milliyetçi sivil örgütlere askeri örgütlerin yaptıkları işbirliği konusundaki kuşkuları büsbütün arttırmıştır.”[20]

-“İSTİHBARAT UZMANI ERGUN GÖKDENİZ ANLATIYOR
– Sizin için 1960 ihtilali ne ifade ediyor?
Gökdeniz:1960, milattan önce milattan sonra gibi; Türk devleti için bir başlangıç hatta sondur. Dolayısıyla bütün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, organlarının yenilenmesi gerekliliğine inanan bir iktidar kadrosunun yapmakta olduğu tasarrufla babali düşürülecekti.İhtilal idaresi herkes gibi MİT’ten de geçmeyi düşünüyordu, tabiki kötü niyetle falan değil, daha iyi olması için .Fakat daha iyi derken bunun da yoruma açık olduğu bir gerçek.”[21]

-“Başbakan Çiller’in 4 Kasım 1994 günü İsrail’e yaptığı gezi sırasında MİT Müsteşarı Sönmez Köksal ile CIA ve MOSSAD yetkililileri arasında özellikle islami terör örgütlerine karşı eylem ve bilgi dayanışması konusunda kararlar alınmıştır. Çiller, aşırı sağcı ve bir dönem İsrail gizli servislerine de çalışan bir Yahudi tarafından girişilen suikast sonucu öldürülen İsrail Başbakanı Yitzak Rabin’den Türkiye’deki İslami terör olaylarına karşı yardım istemek gibi bir hataya da düşmüştür.”[22]

-Şaban Sevinç-le görüşen gazeteci Sevilay Yılmaz-a  Sevinç Halk TV genel Müdürü, Özkan’ın kendine CHP’de derin bir yapı olduğunu, kararların dışarıda alınıp, Kılıçdaroğlu tarafından parti kademelerinde resmileştirildiğini söylediğini söylüyor.[23]

*****************  

-“ Öğretiye göre “Vatikan’da öğrenilen sırlar öbür dünyada bile açıklanmaz,” Vatikan’ın sırtarını açıklayanların ve nesiller boyunca ailelerinin canları ve malları güvenlikte olmaz. Çünkü Vatikan gerçekten de inanılması güç sırları barındıran, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla tam anlamıyla “esrarengiz” sayılan bir yerdir ve bu şöhretini de yüzlerce yıldır sadece kendisine sakladığı sırların başkalarınca öğrenilebilmesini önleyerek edinmiştir.” [24]

-Dünkü bu istihbarat faaliyetleri bugün daha yoğun olarak devam etmektedir.

-“Suriye istihbarat teşkilatı eski yöneticisi Ahmet Cabir, ABD’lilerin istihbarat faaliyetiyle ilgili ilginç bilgiler verdi: “Haseke, Rakka, Deyrizor, Münbiç, Ayn el-Arab ve Tel Abyad’da son 2 yılda 3 binden fazla ‘haber elemanı’ devşirdiler”

Şu an Afrin, İdlib ve Fırat Kalkanı bölgelerinde gerçekleşen tüm PKK-ABD güdümlü bombalı eylemler işte bu muhbir ağının sağladığı bilgi ve lojistik destek sayesinde gerçekleşiyor.”

“Bölgeye yönelik istihbarat devşirme çabalarında ABD ve İsrail lider durumda. Fransa, Danimarka, İngiltere, Hollanda ve Kanada gibi ülkeler de aktif. Sözde DEAŞ’a karşı savaşmak üzere getirilen militan görünümlü Batılıların birçoğu farklı ülke istihbaratına mensup ajanlardı. Sahada belirli bağlantılar kurdular ve önemli bir kısmı halen bölgeyle ilişkisini kesmedi. Bu muhbirler arasında 200’den fazla Batılı, bölgeden kadınlarla evlilik yaptı. Irak ve Suriye toplamında her ne kadar dönem itibariyle değişkenlik arz etse de 10 bin civarında ajan var ve bu bölge şu an tam bir istihbarat bataklığı halini aldı.”

“Buralarda görev yapanların tamamı misyoner ve istihbarat görevlilerinden oluşuyor” dedi.

Eski Muhaberat yöneticisi Ahmet Cabir, Amerikalıların PKK’ya gelişmiş İHA sistemleri verdiğini söyledi. Cabir, “Münbiç, Ayn Dadad, Cerablus ve Tel Abyad bölgelerinde TSK’nın tüm hareketliliği ABD tarafından PKK’ya aktarılıyor. Son bir yıllık süreçte ABD ciddi sayıda Predator’u (insansız hava aracı) PKK’ya teslim etti. Sınır boyu ve Münbiç cephelerinde PKK’lılar bu İHA’ları kullanıyor. DEAŞ’ın bilinçli olarak yok edilmediği Hejin bölgesine ise bu İHA’lardan hiçbirisi gönderilmedi” diye konuştu.[25]

-Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, “Türk İmparatorluğu’nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitapta yer alan “Türkiye’nin 11’inci liderinin adı 11 harfli” cümlesinin Abdullah Gül’e işaret ettiğini belirtti ve ekledi: “Kehanetlere göre bu cumhurbaşkanı döneminde Türkiye devasa bir sarsıntı geçirecek”[26]

-Burada çok rahatlıkla ingiliz oyununu görebilir ve kimlerin o oyuna ortak olduklarını ve İngilizlerle iş birliğine girdiğini görebilirsiniz.

-Türkiye zibil kadar başta Abd ve İngiliz ajanları cirit atmakta ve de destek bulmaktadırlar.[27]

MEHMET ÖZÇELİK

05-10-2018

[1] YEŞİL ÖLDÜ MÜ? Yazan Hakan Türk. Sh.13.

[2] JlTEM’i Cem Ersever değil Eşref Bitlis kurdu.” Sh.19.

[3] Age. Sh.48.

[4] Birinci cihan harbine nasıl girdik. 2.cilt.Kazım Karabekir.Age.101.

[5] Age.107.

[6] Age.111.

[7] https://www.researchgate.net/publication/257617623_Haci_Ali_Wavell_Olayi

Bak.age.111.

[8] Age.117.

[9] MİSYONERLİK VE HIRİSTİYAN MİSYONERLER-Ş.Gündüz.10.

[10] Age.11.

[11] Age.13.

[12] (Keskin, 2007: 69)” Osmanlı Devleti’nin Aşiretlere Bakış Açısı ve Adıyaman İli Aşiretleri Üzerine Bir Araştırma (1840–1890) Yrd. Doç. Dr. Ramazan Arslan-Sh.3.

[13] MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MİT DÜNDEN  BUGÜNE GİZLİ DÜNYANIN BİLİNMEYENLERİ TUNCAY ÖZKAN.Sh.4.

[14] Age.22.

[15] Age.28.

[16] Age. 30-31.

[17] Age.108.

[18] Age. 110.

[19] Arcayürek, Demokrasi’nin Sonbaharı, sh.371.

[20] Age.114.

[21] Age.122.

[22] Age.177.

[23] http://www.seslimakale.com/videodetay/abdurrahman-dilipak–derin-chp-27279

[24] VATIKAN VE TAPINAK ŞÖVALYELERI-AYTUNÇ ALTINDAL-Sh.5.

[25] http://www.haber7.com/guncel/haber/2717757-cianin-muhbir-tarlasi-turkiyeye-sizma-girisimi/?detay=1

[26] https://www.facebook.com/AytuncAltindal/posts/bahsi-ge%C3%A7en-kehanetler-hakk%C4%B1nda-bir-yaz%C4%B1t%C3%BCrk-imparatorlu%C4%9Funun-y%C4%B1k%C4%B1l%C4%B1%C5%9F%C4%B1na-dair-ke/620931077918374/

[27]https://www.google.com/search?q=fet%C3%B6n%C3%BCn+ermeniler+hakk%C4%B1ndaki+s%C3%B6zleri&ie=utf-8&oe=utf-8&client=firefox-b

DİVAN Edebiyatı Kulübü paylaştı: 13 Mart 2017 Pazartesi

No ResponsesEkim 18th, 2018

BRUNSON MU HUKUK MU?

BRUNSON MU HUKUK MU ?

Türkiye-nin en önemli meselesinin hukuk olduğunu hep yazdım.[1]

Büyük fırtınalar koparan Ergenekon hakkında da epey yazdım.[2]

Ancak hepsinde de hukukun geri adım attığı, maalesef cezaların düştüğü görüldü.

Brunson olayında da 30-40 yıl ceza alan bu adam, birden bire gizli tanık ifadesini geri çekti ve Brunson tıpış tıpış memleketine gitti.

Trump ve Abd üst düzey yetkililerin hakaret ve tehditleri hukukun önüne mi geçti diye akıllarda şüpheler kaldı ve hep de kalacaktır.

-Acaba Kasımda Abd- de seçim yatırımı olarak bu durum Trum-a bir şeyler kazandırmak amaçlı mıydı, Sayın Erdoğan-a Belediye seçimlerini ve dolayısıyla da itibarını zedeleme amaçlı mıydı? Fısıltılarda cabası…

-Cumhurbaşkanı sözcüsü Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Brunson kararıyla ilgili olarak “Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu Türkiye’de yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu ortaya koymuştur” dedi.”

-Ondan mı 15 Temmuzda ilk önce 2500 hakim ve sonrasında binlerce hakim alındı?

Bu konuda ne kadar samimiler ve gerçekler söyleniyor.

Eğer hukuk gereğini yapıyorduysa bu tezatlar neyin nesi? Ne mi?

Hakkında 30-40 yıl mahkumiyet verilen birisi çok rahat bir sene bile yatmadan, diğeri göz hapsinde babasının çiftliği gibi bir koruma ve ziyaret altında 2 yıl dolmadan serbest bırakılıyor.

Tanık birden ifadelerini geri alıyor.

Alıyor mu yoksa ona yutturuyorlar mı?

Abd tüm üst yetkilileri sürekli tehdit ettiler.

Ekonomimizi çökerttiler ve de istediklerini aldılar.

*Beraberin de Cemal Kaşıkçı-nın Suudlular yani kral tarafından öldürtülmesi de ayrı bir senaryo.

Oyun belli ki bitmedi…

-Suud kralı Salman belasını arıyor.

-“20 Kasım 1979 sabahı beklenmedik bir hadise olur. Müslümanlar sabah namazını eda etmeye niyetlenecekleri sırada, içinde en küçük bir münakaşanın bile haram sayıldığı Ka’be’de, silahlar patlar.

Sonradan adının Cuayman el Uteybî olduğu öğrenilen bir kişinin liderliğindeki grup, Suud ailesinin şeriattan ayrıldığı ve “mehdinin zuhur ettiği” gerekçesi ile Kabe’yi işgal ettiğini ilan ederek el Kahtanî adındaki mehdilerine biat isterler. Günlerce süren işgal, Suudi kuvvetleri, Pakistan birlikleri ve nihayet görünüşte Müslüman olmuş (yapılmış) olan Fransız anti-terör birlikleri ile sonlandırılır. “[3]

Trump, Cemal Kaşıkçı olayının peşini bıraktı

Washington Post’un haberine göre, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada,”Bu kabul edilemez” diyen Trump,”Suudi Arabistan bizden 110 milyar dolarlık askeri malzeme alıyor. Bu da iş sahası yaratıyor. Gazeteci öldürdü diye onları cezalandırmayız.” dedi.

-“Brunson serbest bırakıldı.

FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen, tutukluluğu ev hapsine çevrilen ABD’li rahip Andrew Craig Brunson serbest bırakıldı. Mahkeme Brunson’a 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı ancak Brunson’un hapis yattığı süre göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi. Uzun zamandır merak edilen “Rahip Brunson serbest kaldı mı?” “Brunson’un tutukluluğu devam mı edecek” soruları cevabını buldu.

.. Türkiye’ye yönelik ekonomik darbe girişiminin önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkan ve ABD Başkanı Trump’ın ‘serbest kalmaması halinde Türkiye’ye sert yaptırımlar uygulamakla’ tehdit ettiği Rahip Brunson, İzmir’de terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla yargılanıp, 2016 yılında tutuklanmıştı.[4]

-ABD Başkanı Trump’tan Brunson açıklaması geldi. Trump, “Rahip Brunson hakkında çok sıkı çalıştık. Düşüncelerim ve dualarım Pastör Brunson’la. Onun yakında güvenle eve dönmesini umuyoruz.” paylaşımını yaptı.[5]

*Akın Öztürk: İsrail bizi sattı

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin en önemli isimlerinden biri olarak görülen Akın Öztürk’ün, darbenin başarısız olmasının ardından ‘İsrail bizi sattı’ dediği öne sürüldü.[6]

*”Brunson’ın hayali Orta Doğu’da Hristiyan Kürt devleti kurmaktı”

8 yıl Ajan Brunson’ın en yakınında olan gizli tanık ilk kez A Haber’de yayınlanan Yazboz programında Takvim Gazetesi Haber Müdürü Mevlüt Yüksel’e konuştu. Brunson’ın kilise aracılığıyla topladığı büyük paraları PKK’ya gönderdiğini belirten gizli tanık, “Brunson 15 Temmuz’dan önce darbenin başarılı olacağını düşündüğü için kendine sonsuz güveniyordu” diye konuştu. Ayrıca “Brunson’ın hayali Orta Doğu’da Hristiyan Kürt devleti kurmaktı” dedi. [7]

-Pkk da kendisine üst düzey görev verilen bir çaycı rahatlıkla bir bölgeyi idare etmekte, bir belediye başkanına emirler vermektedir.

Fetö de aynı sistemi uygulamıştır. Bir çaycıya çokça görev vermis, mali  ve idari idareyi onun ermine vermiştir.

-Darbeciler 15 Temmuz’da Öcalan’ı mı kaçıracaktı?[8]

Bütün kirli işler hep iç içe birbirleriyle bağlantılı…

*ABD’li generalin odasına sığınmış.

Eski İncirlik 10. Tanker Üs Komutanı tuğgeneral Bekir Ercan Van’ın 15 Temmuz gecesi, Amerikalı generalin odasına sığındığı ortaya çıktı. Albay Nejat Şimşek, Van’ı sabah saatlerinde Amerikalı bir komutanın odasında teslim aldıklarını söyledi.[9]

*Külliye’yi bombalamıştı! Tehdit yağdırdı.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi kavşağını bombalayan eski F-16 pilotu sanık Müslim Macit’in, tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nde infaz koruma memurlarını tehdit ettiği ortaya çıktı.[10]

*Bomba eğitimi ABD’den!

TSK, MİT ve polisin amansız mücadelesiyle büyük darbe alan ve kış hazırlığını yapamayan PKK, kalleş pusulara yöneldi. Batman’da 8 jandarma yola döşenen EYP’yle şehit edildi. PKK’lı teröristlere mayın ve EYP eğitimini Suriye’de ABD’li askerler veriyor. [11]

*Erdoğan, başlattıkları projelerin sabote edilmeye çalışıldığını ve ima yoluyla tehdit edildiklerini söyleyip, ABD’nin YPG’ye 19 bin tır, 3 bin kargo uçak silah gönderdiğini belirtti.[12]

*Fetö devletin derinliklerine daldı ve Ergenekon’u keşfetti.

Ve kendisi de o derinliklerde büyüdü ve büyütüldü.

Mısır’da, Afganistan’da, Pakistan’da yapılmak istenilenin aynısı Libya’da yapılmak istendi. Aynısı bizde de yapılmaya çalışıldı ancak Allah müsaade etmedi onun hilesini onun başına geçirdi.

Cübbeli Ahmet Hoca; “2000 Yılında Hapisteki Hahambaşı Gökhan Sami Baykara bana Fetö’nün Onlarla Anlaştığını Söylemişti”, der.[13]

Hasılı oyun büyük o da çok büyük…

MEHMET ÖZÇELİK

13-10-2018

[1] http://www.tesbitler.com/index.php?s=hukuk

[2] http://www.tesbitler.com/index.php?s=Ergenekon

[3] https://m.seslimakale.com.tr/videodetay/zekeriya-kursun–kabe-baskini-niye-yapildi-28202

[4] https://www.yenisafak.com/gundem/abdli-rahip-brunson-serbest-birakildi-3401524

[5] https://www.yenisafak.com/dunya/trumptan-brunson-tweeti-3401737

[6] https://www.yenisafak.com/gundem/akin-ozturk-israil-bizi-satti-3400923

[7] https://www.ahaber.com.tr/webtv/gundem/brunsonin-hayali-orta-doguda-hristiyan-kurt-devleti-kurmakti

[8] https://www.ahaber.com.tr/webtv/gundem/darbeciler-15-temmuzda-ocalani-mi-kaciracakti

[9] https://www.yenisafak.com/gundem/abdli-generalinodasina-siginmis-3400301

[10] https://www.habervaktim.com/haber/553033/kulliyeyi-bombalamisti-tehdit-yagdirdi.html

[11] http://www.haber7.com/dunya/haber/2728848-bomba-egitimi-abdden

[12] http://www.haber7.com/guncel/haber/2718015-erdogan-tehdit-edildik-deyip-ilk-kez-acikladi

[13] https://www.youtube.com/watch?v=v9R5YAcr28w

 

No ResponsesEkim 13th, 2018

İLHAM

KALEM VE KELÂM

Kalem geldi dile, ser-dekini dere dere

Bazen su, bazen sel, bazen dere

Güllere beste, bülbüllere gül deste

Kalem kelâma oldu güfte.

 

Aşıklar aşkla sarmaşık

Maşuklar meşkle karmaşık

Diller konuşmaya alışık

Kelâm kaleme oldu beste

 

Âhirette dil susup el konuşacak

Ayak konuşup organ dil olacak

Nice kirli çamaşır ortada kalınca

Akla kara birbirinden ayırt olacak.

 

İlk var olan kalem idi

Kelâmın ilk sözü yaz idi

Ezelden yazmaya başladı kalem

Bî-tâb ve yenik düştü kelâm

 

Ezelden inayet geldi kelâma

Denizler mürekkep oldu kaleme

Yapraklar yazmak için kaleme

Yenik düştü kalem kelâma…

 

Kelâm bitince kalemde bitti

Maşuk gidince aşıkta gitti

Fâni olanlar bitip gidince

Gönül ebedi Zâta gitti.

 

ŞEHİDİM…

PKK, deaş, fetö hepsi leş

Hem leş , hem de kalleş

Bunlar ebleh, hem de serkeş

Bunu yapan akıllı değil, keş.

 

Kalbde olmalı basiret

Olmamalı kin ve nefret

Günah kalbe perde olur

Kalb kalır nura hasret.

 

Şehide şehadeti şahit

Rabbinden almış ahit

Melekler onu karşılarken

Cennetler bile, bila zait

 

Nuh’un bedduası bedduam

Kafirleri sağ bırakma Allahım

Orduma kurşun sıkan kim varsa

Kahhar isminle kahret Allahım…

Mehmet Özçelik

05.10.2018

 

O VAR

Sar yüreğimi sar sar sar

Bak yüreğimde ne yaralar var

O yoksa hüzün var.

Hüzün yoksa O var.

O varsa ne gam ne keder var.

 

O’NA KOŞTUM

Sana koştum koştum

Sonsuza kavuşmadım.

Her şeyimi yolda kodum.

Sana ruhumu koştum.

MEHMET ÖZÇELİK

 

Fikr-i müstakbel ü maziyi bırak ârif isen
Böyledir hâl-i zamân bir var imiş bir yok imiş

KOCA RAGIP PAŞA

( EĞER ARİF İSEN GEÇMİŞ VE GELECEK ENDİŞESİNİ BIRAK. ZAMANIN HALİ BÖYLEDİR, BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ. )

No ResponsesEkim 12th, 2018

MEMLEKETTE BÜYÜK BİR KRİZ VAR

MEMLEKETTE BÜYÜK BİR KRİZ VAR

Memlekette her tarafı saran çok büyük bir kriz var.

Battık, bittik, tükendik, mahvolduk…

Ordu hemen müdahale etmeli.. halk sokaklara dökülmeli.

Ne var?

Kriz var, oda çok büyük…

Aslında krizden çok, çoklukla kerizin olduğu bir hakikattır.

Elbette memleket süt liman değildir.

Sıkıntı elbette vardır.

Ancak işin garib tarafı; Şişman adam açız diyor.

Bir milyarlık gömlek giyen Chp- nin İstanbul başkanı, cumaya gitmiş esnafın dükkanını göstererek, esnafın açlıktan kepenk kapattığını söylüyor.

Şimdiye kadar tatile gidemeyen öğretmen, iki maaşlı olduğu halde, bu seneki yol masrafının bir kaç yüz lira arttığını bir kriz olarak söylüyor.

-Tatilde otellerde yer yok ama gel gör ki kriz var.

Marketler dolup boşalıyor ancak kriz var.

Ev alıslarinda artış var, arabalar son model, evlerde 2,3 arabalara kadar gidilirken, evler yenileniyor ancak yine de kriz var.

Evlerin içinde de yenilenme, koltuklar değişilmekte, harcamalar artış göstermektedir.

İnsanların içine düştüğü kriz, açlık krizi değil, refahın biraz düşmesi krizidir.

Kur’anın ifadesiyle, Gerçekten de insan nankördür.

Geçmişi unutarak; tezek, odun,kömür, soba yakan insan, -o da bazen onu da alamıyor ve bulamıyordu- bu gün bunların hangisini kullanıyor.

Evvelden emekli olunca ev ve araba alacağım diyen memura karşı bu gün göreve başlayan hemen ev de alıyor araba da…

Şikayet edip kriz çığırtkanlığı yapanlar, genelde göbeği şişkin olanlardır.

Elbette en güzel bir şekilde herkesin yaşamayı istemesi normal bir haldir.

Ancak dışarıdaki hainlerin ekmeğine yağ sürmek için, onlardan daha fazla çığırtkanlık yapıp kriz çıkartmak, tam bir kerizliktir.

Çok çabuk unutan bir milletiz.

1990 yıllarında bir tv almak için hanımın bileziğini bozdurup, ön taksit verdim. Oda zorla taksit yaptırarak…

Bu yanlışlıkları alkışlamak veya gül gülistan içerisinde olduğumuzu düşünmek saflığı değildir.

Bu memleketi ve gelecek nesilleri düşünme düşüncesindendir.

Hükümet zaten yaptıklarını sayıyor ve sizlerde olanları görüyorsunuz.

Dün 15 Temmuzda hayatını ortaya koyan bu millet, doların darbe amaçlı olarak artması ve arttırılmasıyla açıkça soygunculuk yapmak, stokçulukta bulunmak, bu bahaneyle malı bir kaç katına çıkarmak gaflet ve cehaletinde hatta ihanetinde çok rahat bulunabiliyor.

Bu bir tezattır. Değerlerin kaybıdır.

Kör, sağır ve dilsizliktir.

Dedelerinin hatta babalarının sıkıntısını görmeyen gençlik, hayal dünyalarından çıkmalı, hakikata gözlerini açmalıdırlar.

Kerizliğin sırası değil. Bizler tekrar fabrika ayarlarına dönmeli, el birliği ile memleketin kalkmasına, kalkınmasına ve kalkındırılmasına yardımcı olmalıyız.

İhanet edenlerle beraber aynı safta durmamalıyız…

Yangın olduğu, daha doğrusu memlekette yangın çıkarıldığı bir gerçek.

O yangına benzinle değil, karınca misali su ile gidelim.

MEHMET ÖZÇELİK

08-10-2018

DİVAN Edebiyatı Kulübü paylaştı: 13 Mart 2017 Pazartesi

No ResponsesEkim 10th, 2018

CEZALAR BIKTIRICI OLMAMALI

CEZALAR BIKTIRICI OLMAMALI

İslam hukukunda ceza esas olmayıp, masumun hakkını ve hukukunu korumak esas ve amaçtır.

Amaç cezadan ziyade, caydırmakdır.

Türkiye Cumhuriyeti devlet ve hükümetlerinde hep baskı ve ceza yöntemi uygulanmıştır.

İşler ceza vererek, soruşturma tehdidinde bulunarak, midesinden yakalama yolunu seçip yönetmeye gidilmiştir.

Yani devlet kafası çözüm yöntemli değil, ceza yöntemli çalışmaktadır.

Adeta meseleyi çözmeye değil, çözmemeye yönelik çalışmakta, % 1 de olsa yanlış yapan emsal alınmakta, olabilirlerle hareket edilmektedir.

Eskisi kadar olmasa da; Bu gün git yarın gel, zihniyeti sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Oysa devlet sadece Peygamber Efendimizin şu hadisini kendisine emsal alsa yeter:

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin.” [1]

Bu her dönemde de olmuştur.

Mesela trafik cezaları ile ilgili şikayetleri Google- a girerek, insanların feryatlarını çok rahat duyabilirsiniz.

Elbette cezaların caydırıcılığı olmalıdır.

Ancak cezalar nefret ettirici, bıktırıcı, isyana vardıran, mağdur eden cinsten olmamalıdır.

-Yıllar önce arkadaşlarla bir taziyeye gidiyorduk.

Şöförümüz biraz hızlı gittiğinden ceza kesilen arabaların en arkasında ceza kesilmek üzere sıraya geçtik.

Amirin yüzünden düşen sinek bin parça olacak gibi sinirliydi.

Yanına yaklaştım ve taziyeye gittiğimizi ve eğer biz öğretmenlerde sizin çocuklarınızın yaptığı hatalardan dolayı para kesecek olsak, günde milyarlarca lira para cezası kesmemiz gerekecekti.

Bu sözüm üzerine yumuşayıp gülen amir, Haydi hocam gidin, dedi ve ayrıldık.

Acaba gerçekten trafik polisleri aynı anlayışı ne kadar göstermektedirler?

Bir ara karadeniz tarafında çoklukla cezalar yazılıyordu. Şikayet üzerine işin içerisinde kötü niyet olduğu anlaşılıp, cezalar iptal edildi.

Devlet cezalarla ve vergilerle idare edilmez.

Bu despot yönetimlerin işidir.

Elbette su-i istimaller, kötü niyetler, insan hukukuna kastedilen durumlar cezalandırılır.

Devlet af kozunu kullanacaksa, bu konularda kullansın.

Yoksa yolu güzel yapın, son model arabalar üretin ve 80- 90 ile giden araçlara ağır para cezaları yazın!

Bu hangi mantık ve hangi insaf ve yönetim işidir.

İçişleri bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü caydırıcı olmaktan çok, nefret ettirip bıktırıcı olan ceza-i yöntemlerini gözden geçirmeli, insafla hareket etmelidir.

Evet… Cezalar caydırıcı olmalı ancak Bıktırıcı ve Nefret ettirici olmamalıdır.

Devletin şu anki cezaları bir yandan ümitlendirici ancak cezaları Evet caydırıcılığı ötesinde bıktırıcı ve Nefret ettiricidir.

Bunun orta yolunun bulunması lazım.

Cezalar özgürlüğü engellememeli, başkalarının da özgürlüğünü kısıtlamamalıdır.

Denge unsurunu gözetmeli, dengede olmalı, dengeli olmalı ,dengeyi muhafaza etmelidir.

Cezalar ağır boyutta olmamalı.

Cezalar, Trafik kazalarını önleme bahanesinin önüne geçmemelidir.

Devletin gelir kapısı haline getirilmesin…

*****************   

Devlet evvelden bir okul açıp bir hapishane kapatmaktan bahsederdi.

Bugün devlet, bir okul açıp, bir de hapishane açmaktadır.

-Adam kış gelince hukuku çok iyi bildiğinden, dört beş aylık suç işliyor, hapishanede kalmak için.

Devlet buna tedbir alıp, adeta girmeyi yasaklasın…

-Derse gittiğim hapishanede 26 yaşındaki genç,7 kere girmiş çıkmış, 8.cide 3 kişi daha yanında getirmişti.

Ve bu kişi daha ilk haftada içerde soyacağı yerin planını yapıyordu.

Evet, söz verip, bir daha yapmayacaklarına dair yemin ettikten sonra, Kırıkkalede bir marketi soymanın planını yapıyorlardı.

İşte burada hırsızlığı caydırıcı tedbir almalı ve vatandaşı mağdur eden bu insanlar ağır cezalara çarptırılmalıdır.

-Bir merhum büyüğümüz başından geçen bir olayı yıllar öncesinde anlatmıştı.

Bir savcıyla konuşurken, el kesmeyi merhametsizlik gören bu savcının bir kaç ay sonra evi tamamen soyulur. Yani yıllık iznine ayrılan savcının kapısının önüne kamyon dayanarak, tüm ev boşaltılır.

Savcının tayininin çıktığını düşünen komşularda bir şey demezler.

Geldiğinde evi soyulan savcıya geçmiş olsuna giden bu büyüğümüze konuşmasında savcı;

Mahmut bunları öldüreceksin , öldüreceksin, der.

Mahmut abide taşı gediğine koyarak;

Hayrola savcı bey, Siz devletin hukuk dağıtan bir kişisi olduğunuz ve de el kesmeyi vicdansızlık ve merhametsizlik görürken, şimdi kalkmış adamın öldürülmesinden bahsediyorsunuz.

Savcı cevaben; Yok yok Mahmut, gerçekten öldürmek lazım.

Ben 25 yıllık memuriyetimde zorla kazandığım, katillerle, suçlularla mücadele edip 25 yılda biriktirdiğim evimi adam gelmiş bir kaç saat içinde boşaltmış gitmiş.

Yok yok, bunları öldüreceksin Mahmut.

Kim daha insaflı ve vicdanlı?

El kesen mi yoksa öldüren mi?

-Osmanlı döneminde Yedikule zindanları korkunçtu ama müşterisi azdı.

Bizim hapishaneler 3-5 yıldız ve korkusuz ancak müşterisi çok!

Bir batılı 1900 yıllarının başında, 10 yıl kaldığı İstanbulda 2 hırsızlık olayına şahit olduğunu, bunlardan biri gayrı müslim, diğeri ise müslümandı, der.

MEHMET ÖZÇELİK

08-10-2018

[1] Buhârî, İlm 12, Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7, (1732-1733).

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 10 Mart 2017 Cuma

No ResponsesEkim 8th, 2018

EVLERİMİZİ SARAN VE SARSAN TEHLİKE – BOŞANMA

EVLERİMİZİ SARAN VE SARSAN TEHLİKE – BOŞANMA

İslâmın temel esaslarını ihtiva eden Kur’an, Hadis ve İslam alimleri her yönüyle evliliği teşvik etmektedir.

Bu konuda sadece evliliğin büyük bir yük ve sorumluluk ihtiva ettiğini ifade için; Bekârlık sultanlıktır, diyerek, bekârlığın teşvik edilmesi değil, evliliğin büyük bir vebal ve emanet olduğu şu şiirle dile getirilmiştir;

Evlenen bahre düşer, evlat olursa ğark olur.

Sen sahili bahri tut, varsa sultanlık budur.

Anlam itibarıyla; evlenen denize düşer, çocuk olursa boğulur. Sen denizin sahilinde dur yani bekâr kal, denize düşme, varsa sultanlık budur.

Evlerle beraber tüm memleketimizi sarsan en büyük tehlike, boşanma tehlikesidir.

-Türkiye’de son 10 yılda boşanma rakamları 1 milyon 151 bin 590’a ulaştı. En az boşanma sayısı 2006 yılında 93 bin 489 olarak gerçekleşirken, 2015 yılında bu rakam 131 bin 830 olarak kayıtlara geçti.[1]

-Eşlerin birbirine kefaet olan denkliğin olmaması ve bu denkliğin özellikle maneviyatta, din ve ahlakta olmayışı bunun en önemli sebeplerindendir.

Manen tatmin olmayan eşler bunu hariçte ve başka yollarla tatmine çalışmaktadırlar. Mesela;

-“Konya’da hamilelikte de uyuşturucu kullanmaya devam eden 19 yaşındaki E.T.’nin dünyaya getirdiği bebeğin de eroin yoksunluğu nedeniyle kriz geçirdiği ortaya çıktı.

Hamilelikte uyuşturucu kullanımına bağlı olarak bebeklerin bağımlı doğması daha çok ABD’de görülüyor. ABD’de son 10 yıldır 130 binden fazla bebeğin uyuşturucu bağımlılığıyla doğduğu belirtiliyor. 2010’dan bu yana ise 110 bebeğin anne karnında ya da anne sütünden uyuşturucu aldıkları için hayatını kaybettiği kaydediliyor.[2]

Haram yiyen, haram-zâde olur.

-Boşanma asrın hastalığı haline gelmiştir.

Hiçbir insan yok ki, boşanmama garantisi olsun.

Hürmet ve merhamet ziyadesiyle sarsılmıştır.

Taraflar birbirlerini anlamaktan ziyade, anlamamaya ve dinlememeye çalışmaktadır.

-Bekârlar evlenmek için gayret gösterirken, evli olanlar da boşanma düşüncesine girmektedir.

Düne kadar evlenmek için yanan Gençler bugün çok rahat evlilik hayatını sonlandırmak da yıkıp yapmaktadır.

Aşk bedenle değil, hayatla ve ruhla yaşanır.

****************     

İslamiyet girdiği yerlerde yanlış uygulamaları kaldırmıştır.

“Açıktır ki, bu tatbikatı her şeye ve nasıl olursa olsun, uygulamak söz konusu değildi. Bir misal: İslam öncesi Mısır’da genç güzel bir kızı, bereket kaynağı olan Nil tanrısına kurban olarak sunmaktan ibaret olan bir tatbikat hüküm sürüyordu. Her sene, böyle bir genç güzel kız araştırılıp bulunuyor, diri diri Nil nehrine atılmadan önce, ziynet ve süs eşyalarıyla donatılıyordu. Nil’in bereket dolu taşmaları, Tanrı tarafından kabul edilmiş olan bu kurban takdimine atfediliyordu. Müslümanlar Mısır’a geldikleri zaman, ordu kumandanı Amr İbni el-As bu uygulamayı yasak etti. Gel gör ki, tesadüfen o sene yağmurlar gecikmiş ve Nil nehrinin taşması gerçekleşmemişti. Halk endişelenmeye, mırıldanmaya başladı; müslüman validen bu uygulamayı zorunlu kılmasını istediler. Vali de, detaylarını açıklayarak, durumu halifeye bildirdi. Derken şöyle cevap geldi: “Bu zarfta Nil’e hitaben bir mektup var, mektubu alıcısına gönder“. Hakikaten de aşağıdaki şekilde kaleme alınmış, Nil’ e hitap eden bir mektup bulunuyordu: “Ey Nil! Eğer kendi iradenle kabarıyorsan, bil ki sana ihtiyacım yok! Eğer, bilakis seni taşıran Allah ise, Allah ‘tan seni taşırmasını niyaz ediyorum“. Bu mektup Nil’ e atıldı ve ertesi gün o ana kadar duyulmamış seller oldu: Yalnız bir gecede su, on iki dirsek yükseldi. İşte o zamandan beri bu cani ve vahşiyane adet kaldırılmış oldu. Bir başka örnek de su: Hz. Ömer zamanında, Hindistan’ a giden müslümanlar orada, bir önceki kadar acımasız ve vahşi, ama esasında açıklanabilir bir uygulamayla karsılaştılar: Evlilik ebedi bir ilişki olduğundan, zevce kocasından sonra yaşayamazdı. Şayet, tesadüfen koca karısından önce ölürse dul kadın, kocasının cesedi yakılırken kendisini ateşe atarak canına kıymak zorundaydı. Müslümanlar hakim oldukları bölgelerde bu uygulamayı kaldırdılar.”[3]

-Aile çocuklar üzerinde baskı sebebini koz olarak kullanmamalı, onlara olumlu yaklaşılmalı, görüşleri alınmalı, fikirlerine danışılmalı, anlayış çerçevesi içerisinde aile hayatı sürdürülmelidir.

Ailenin bu konuda eğitimli olması, bilerek hareket etmesi önemlidir.

Manevi ve ahlak yönünden eşler denk olmalıdırlar.

Kuranı Kerim’de Ahzab suresinin 37-40 ayetlerinde Zeyd ve Zeyneb-in boşanması anlatılıyor.

Acaba bunlar ikisi de dindar, dindar’ın ötesinde ikisi de sahabi olup uyuşamayıp boşanmalarına sebep nedir?

Efendimiz evlilikte 4 esasın yani soyluluk, zenginlik, güzellik ve huy yani ahlaki durumun göz önünde bulundurulmasını, bunun birincisinin ve tercih sebebinin ise dindarlık olduğunu ifade ediyor.

Bundaki Hikmet nedir denilirse oda; onların dindarlık yönüyle değil de soyluluk açısından ikisi arasında bir uçurum vardı.

Birisi Soylu bir aile Zeynep, diğeri ise bir köle Hz Zeyd.

İkincisi evlilikte esas olan kefaettir yani denkliktir. Bu denkliğin en güzeli ahlak yönüyledir. Burada bir uyuşmazlığın olmasındaki sebep aradaki farklılıkların ön plana çıkmış olmasıdır. Yoksa dindarlık tercih sebebi olup tek sebep değildir.

Bediüzzaman bu konuyu Mektubat adlı eserin 7. Mektubunda geniş ve mukni bir şekilde izah etmektedir.[4]

-Mesela dinde gayrimüslim bir Hristiyan veya yahudi kadınla evlenmesi caizdir.

Hatta dinen o kişi kendi eşini Hristiyan ve Yahudi olması durumunda Müslüman olmaya zorlayamaz. Böyle bir yetkisi de yoktur. Ancak sevdirip teklif edebilir.

-Kuran-ı Kerim erkeğin iki özelliğini ortaya çıkartıyor. Kavvâmun ifadesi ve bir de Derece ifadesi ile üstünlüğünü meydana getiriyor.

Bu üstünlük kalite ve değer cihetiyle değil, sorumluluk cihetiyle olmuş olmaktadır.

Tıpkı Kuran-ı Kerim’de geçen leh ve aleyh sözcüğünü, İmamı Azam Ebu Hanifenin hak ve sorumluluk olarak tanımlaması gibi.

-Ailenin kurulmasında ifrat ve tefritten kaçınılmalıdır. Daha önceleri 15 – 17 yaşlarında daha sorumluluk yetkisini bilmeden evlendirilen çocukların yerinde bugün, 27 – 37 yaşlarında evlenmektedirler.

İnsanlar elbette madden ve manen evliliğe hazır olmalıdırlar. İfrat ve tefritten kaçınılmalı, evlilik hayatını sürdürebilecek his ve duygusu inancına vardıktan sonra evlenmeye karar vermelidir.

Çocuk bir mal olarak alınıp kullanılan bir şey olarak değildir.

Aile çocuğu bir mülkiyet olarak değil, Allah’ın kendisine ihsan ettiği bir emanet olarak değerlendirmelidir. Mülkiyet olunca üzerinde her türlü tasarrufa yetkili manası ve hatta kaba ifadeyle onun mal olarak değerlendirme manası çıkar. Ancak emanet olunca onun korunması yönünde ona rehberlik yapmak yönünde bir yükümlülük ve sorumluluk almış olur.

Anne olacak kişi çok çocuğun ileride ahlaken üstün olmasında önemli rol oynar. Böylece baba çocuğun kariyerini ön plana değil de, ahlakını ön plana çıkarmalıdır. Kariyer kazanmasından önce ahlaki değerleri kazanması yönünde gayret etmelidir.

Aile hayatı fıtrattandır, fıtridir. O halde aile fıtri olarak devam ettirilmelidir.

İlk insan anne ve baba olan Hz. Adem ve Havva ilk aile idiler.

-Aile nikahla başlar talakla biter. Bu konuları genişçe daha önce ele almıştım.[5]

-Aile nasıl kurulmalı değil de, aile nasıl olunmalı yönünde kafa yorulmalıdır. Aile nasıl kurulmalı derken maddi olarak şekilleri nasıl olmalı, düğün nasıl olmalı diye böyle bir telaş içerisine girmenin ötesinde; bir aile nasıl kurulmalı yani nasıl olmalı? Nasıl uyum sağlanmalı? Nasıl sürdürülmeli yönünde kafa yormalıdır.

 

FUHUŞ

Şeytanın aileyi yıktığı ilk şey haram  yedirerek fuhşu ortaya çıkarmasıdır.

“Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.

Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.

Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.

Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”[6]

-Bir asırdır bu milleti iman ve düşünce cephesinden yıkamayanlar yani kalb ve fikir yönüyle bitiremeyenler; şimdiler de yerli ve yabancı fuhuş ve sefahetler ve dizilerle vurmaya çalışıyorlar.

-Arap Yarımadasında erkekler, sayı tahdidi olmaksızın, istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi.

Kur’an-ı Kerim bu cahiliye adetine bir sınırlama getirdi. Azami olarak dörde kadar evlenebileceğini açıkladı. Cenab-ı Hak “Eğer hanımlarınız arasında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sadece bir tane ile yetinin.” buyurdu.[7]

Bediüzzaman şöyle diyor:

“Dörde kadar taaddüd-ü zevcat, tabiata, akla, hikmete muvafık olmakla beraber, şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekizden dörde indirmiştir. Bahusus taaddütte öyle şerait (şartlar) koymuştur ki, ona müraat etmekle (uymakla) hiçbir mazarrata müeddi olmaz (hiçbir zarara sebep olmaz). Bazı noktada şer olsa da ehven-i şerdir. Ehven-i şer ise bir adalet-i izafiyedir. Heyhat! Alemin her halinde hayr-ı mahz olamaz.”[8]

-Aile hayatı manevi bir atmosfer içerisinde yetişmeli.

Bir tohum bile rast gele her yerde yetişmiyor, yeşermiyor.

Her meyve bile her yerde yetişmiyor.

Mahalle baskısı önemlidir.

Kötü koku insanda kötü etki bıraktığı gibi, kötü çevre de insan üzerinde kötü etki bırakır.

Çocukların yetişecekleri iyi ortamlar bulunmalı, iyi insanlarla beraber olmaları sağlanmalıdır.

Kutsal ve manası yoğun yerler gezdirilmelidir.

Ecdat bu manada yaptığı külliyeler ile camiyi merkez almıştır.

Bu gün ise her şey AVM’ nin çerçevesi içerisinde gelişmektedir.

İnsanlar eskiden rahatlamak için merkezi noktadaki camiye giderlerdi ve ona göre merkezden muhite doğru bir rahatlama durumu olurdu.

Şimdi ise rahatlamak için merkezi noktada oluşturulan camileri değil, camilerin merkezdeki yerini almış olan AVM’lere gidiyor.

Bu noktada buraların tıklım tıklım olması maddeyi ön plana çıkıyor. Madde alanlar madde satıyor, maddeleşiyor.

Bu da Kültür yozlaşmasını ortaya çıkarıyor.

Nitekim Amerika Kuzey Kore’ye yapmış olduğu anlaşmanın şartlarından birisini; yemek şirketi olan McDonald’s-ın kendilerinde kurulmasını istiyor.

Her gün yedikleri yemek kültürlerini bozarak, hayatlarını da bozmayı amaçlıyor.

Aile hayatı, hayatın yanlışlarıyla sarsılmakta, bozulup yıkılmaktadır.

****************

Başkan Erdoğana Çağrı: Bir zaman Almanya’ya gidenler gitmek için eşleriyle boşanıyorlardı.

Birisi ile evlenme akdi yapıyorlar sırf orada kalma amaçlı olarak….

Devlet boşanma neticesinde kadınlara nafaka verme, malları yarıya bölme durumunu bir daha düşünmelidir. Elbette onlar mağdur edilmemelidirler. Acaba bu boşanmayı yavaşlatıyor mu arttırıyor mu düşünülmesi lazım?

Şarbon hastalığından, domuz gribinden, Kuş gribinden daha salgın bir şekilde bu boşanma hadiseleri baş göstermektedir. Buna bir an evvel çare bulunmalıdır.

Altı aylık evli olan da, 30-40 yıllık evli olanda bir çırpıda, kolaylıkla ve yoğunlukla boşanabilmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması” nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile yapılan anket çalışmasında; boşanmada birinci sebebin Yüzde 27,3’lük oranla ilgisizlik ve sorumsuzluk olduğu ifade ediliyor.

Bununla beraber Şiddet, kötü, kaba, küfürlü söz olduğu ifade ediliyor.[9]

Gerçek olmakla beraber içi boş bir ifade.. Acaba bu ilgisizlik tek tarfalı olarak erkekten mi kaynaklanmaktadır?

Veya devletten maaş almak amaçlı mı? Az da olsa bu durumda mevcuttur…

MEHMET ÖZÇELİK

11-08-2018

 

[1] http://www.habervaktim.com/haber/491944/turkiyede-son-10-yilda-1-milyon-151-bin-590-kisi-bosandi.html

[2] http://www.habervaktim.com/haber/487824/konyada-dogan-bir-bebek-uyusturucu-bagimlisi-dogdu.html

[3] Hz. Peygamber  Gayrİ Müslİmlere NasIl DavrandI? Prof Dr. Muhammed HAMİDULLAH-Çeviren: Suphi Seyf.

[4] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/mektubat/yedinci-mektub/31

[5] http://www.tesbitler.com/category/islamda-kadin-ve-aile/

http://www.tesbitler.com/category/islamda-kadin-ve-aile/page/2/

http://www.tesbitler.com/category/islamda-kadin-ve-aile/page/3/

http://www.tesbitler.com/category/islamda-kadin-ve-aile/page/4/

[6] A’raf.20-23.

[7] Nisa Suresi, 3

[8] Münazarat, 69.

[9] https://www.e-psikiyatri.com/iste-en-buyuk-bosanma-sebebi-31721

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 28 Şubat 2017 Salı

No ResponsesEkim 5th, 2018