YOUTUBE’LERİM

https://www.youtube.com/c/Mehmetözçelik

https://www.youtube.com/channel/UCRO9DPI_B0Xy_ndHw3OsBbA/videos

https://www.youtube.com/channel/UCaUVcgBJw1VGC6v3wpwPjWg

https://www.youtube.com/c/Mehmet%C3%B6z%C3%A7elik/videos

https://www.youtube.com/channel/UCu7pt7C9KjCP0qu-xMpK3nQ/videos

No ResponsesOcak 24th, 2021

ARŞİVİM

https://archive.org/details/@mozcelik02

No ResponsesOcak 1st, 2021

TÜM YOUBE VİDEOLARI TEK BİR LİNKTE

MEHMET ÖZÇELİK- Tüm Eserleri

KUR’AN DENİZİNDEN DAMLALAR-TEFEKKÜR DÜNYASI-SESLİ ESERLER

KURAN DENİZİNDEN DAMLALAR-624 video

TEFEKKÜR –484 video

TEFEKKÜR-TEFSİR-KURAN-ALLAH-AHİRET-MUHTELİF KONULAR

NURLU HAKİKATLAR- 424 video

No ResponsesMayıs 23rd, 2020

YOTUBEDEKİ KONULARINA GÖRE VİDEOLARIM-2-

TESBİTLER

KUR’AN-I KERİM VE TEFSİR

TEFSİR DERSLERİ

TEFEKKÜR DÜNYASI

KUR’AN-I KERİM VE TEFSİR- ARAPÇA CELALEYN ÜZERİNE

HAYATA DAİR-TEFEKKÜR DÜNYAMIZDAN

No ResponsesMayıs 20th, 2020

YOTUBEDEKİ KONULARINA GÖRE VİDEOLARIM

YOTUBEDEKİ KONULARINA GÖRE VİDEOLARIM

KURAN DENİZİNDEN DAMLALAR

TEFEKKÜR DÜNYASI

SESLİ İBRETLİ- DÜŞÜNDÜREN ESERLER

ARAPÇA CELALEYN TEFSİRİ

No ResponsesMayıs 19th, 2020

TELEGRAM ARŞİVİ

ARŞİV-SESLİ ESERLER-MAKALELER
https://t.me/Tesbitler

https://t.me/tesbitler02

https://t.me/tesbitlerpdf

https://t.me/kddtefsir

https://t.me/radyosohbetlerimp3

https://t.me/tefekkurdunyasi

No ResponsesMart 4th, 2020

SESLİ ESERLER BİR ARADA

https://mega.nz/#F!FGwABAia!M1K41aeWjgsfr-hwl-99_Q

No ResponsesŞubat 25th, 2020

SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY

SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY-OKUYAN MEHMET ÖZÇELİK- www.tesbitler.com   www.mehmetözçelik.com

https://mega.nz/#F!5XhRUb6C!trBVtt-mN2PI3vOrmVATzg

ÜÇ PARÇA HALİNDE:

https://mega.nz/#F!YfBD1YYD!ev42J1uWBBw0sFyMOeo4UA

EKOLU HALİYLE:

https://mega.nz/#F!wGxUQQBR!A6NUDeidu6VdLyWgRlaGPw

https://mega.nz/#F!8TgUEKSb!pVk4PWV-WDHR6jZh9apHAg

EKOLU TEK PARÇA-SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY:

https://mega.nz/#F!dDZ0RQ7J!n2nGPPmmKvxkLZSjxX_vlw

No ResponsesŞubat 22nd, 2020

SESLİ RİSALE-İ NURLAR

İsarat-ül İ’caz-KÜÇÜK RİSALELER-10 ADET-LEM’ALAR-MEKTUBAT-Mesnevi-i Nuriye-5 ESER BİR ARADA

https://mega.nz/#F!OqIBmQSQ!3BlOj69t9crBIzCrlmrOVA

İsarat-ül İ’caz-KÜÇÜK RİSALELER-10 ADET-LEM’ALAR-MEKTUBAT-Mesnevi-i Nuriye-5 ESER-KÜÇÜK HALİYLE-AMR

https://mega.nz/#F!WnBBFIIL!jkC0OKEjGUAn-cVAlbS4Fw

SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-TEK PARÇA-KÜÇÜK HALİ-AMR

https://mega.nz/#F!anY12CiC!mgs4zlTkNca6W_EGPuSNJw

SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-TEK PARÇA-KÜÇÜK HALİ-AMR

https://mega.nz/#F!anY12CiC!mgs4zlTkNca6W_EGPuSNJw

No ResponsesOcak 5th, 2020

MASAÜSTÜ RADYO PLAYER-İNDİR-BİLGİSAYARINDA DİNLE

No ResponsesKasım 12th, 2019

TEFSİR VE SOHBET VİDEOLARI

No ResponsesEkim 2nd, 2019

DEV ARŞİV-1-

No ResponsesAğustos 11th, 2019

TEFSİR KİTAPLARI VE DERSLERİ-İNDİR-25 GB.

https://mega.nz/#F!G2hR2QrK!3c4s7s_RJpG0VNfVKwoCQg

ARAPÇA-TÜRKÇE SÖZLÜKLER-6.14.GB

https://mega.nz/#F!XjJmGQjY!IlUyBonWalC4KoFTbgyNRQ

No ResponsesAğustos 9th, 2019

PLAY STORE- DAKİ UYGULAMAM

https://goo.gl/tbJDWm

No ResponsesAğustos 5th, 2019

TÜM UYGULAMALARIM

TÜM UYGULAMALARIM

Play store uygulaması- NURLU HAKİKATLAR

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.Tenvir&hl=tr

No ResponsesTemmuz 28th, 2019

FAİZLE MÜCADELE TERÖRLE MÜCADELE GİBİDİR

FAİZLE MÜCADELE TERÖRLE MÜCADELE GİBİDİR

Herkes mutsuz ve umutsuz…

Bardağın boş tarafına bakanlar, siyah tablo çizenler böyle değerlendirir her şeyi.

Herkes kendi dünyasındakini görür.

Siyah gözlükle bakan siyah götürmüş alemi.

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.

Muhalefet amacıyla her şeyi karanlık görenler, aslında temennilerini dillendirmektedirler.

Elbette her şey dört dörtlük değil.

Gül gülistan değil.

Dünyadan ve gündemden haberi olmayıp, geçmişten kopuk ve habersiz olanlar, nankörlüğün ve madde perestliğin etkisiyle şükürsüzlüğünü dile getirmektedir.

Bazı günlük gazetelerin genel başlığına baktığımda ya gündemden kopuk ya da kendi bakış açısını dar açıdan bakarak değerlendirmektedir.

Gelecek günler gelecek, bugünler de geçecek.

Geçmiş günler geçmedi mi?

Elbette bu günlerde, zor günler de, neşeli günlerde elbette geçecektir.

*************   

Faizle mücadele, terörle mücadele kadar önemlidir.

Faiz Allah ve Resulüne açılmış bir savaştır. Faiz İslam’a ve dolayısıyla topluma ve İslama mutlak bir zarardır. Hiçbir surette faydası söz konusu değildir. Sadece yüzde bir azınlığın memnuniyeti, %95’in ve 99’un ise mağduriyeti vardır.

Bizi yıllardır yani en az 50 yıldır terörle vuramayan batı ve birçok entrikalarla, gizli komiteler ile bizi yıkamayan batı, bugün en son kozu olan ve hakikaten oturduğu yerde bizi çökertmeye sebep olan ekonomi ile, ekonominin ana bozulma noktası olan faiz ile bizi vurmaya çalışmaktadır.

Dolar ve faiz ellerinde kullanmış oldukları en son silahları ve etkili silahlardır. Sürekli onunla bizi tehdit etmektedir.

Önceki Abd başkanı Trump gelir gelmez bizi dolar ve ekonomi ile tehdit etmişti.

Faiz Kur’an-ı Kerim ve Hadisçe yasaklanmıştır.[1]

Erdoğan belli ki birilerinin kuyruğuna bastı. Terörle mücadele ettiği gibi faizle mücadele edeceğini açık ve net olarak ortaya koydu. Çıkan ses, feryat, insanları sokağa dökme, gayet az ve azınlığın işi olup, terör destekçilerinin işidir.

Kesinlikle fakir fukaradan ses çıkmıyor, çıkan seste belli ki gıcırtılı ses, tamamen yüzde birin bankada parası olan, faize yatırılan, iş yapmayan, sülük gibi bu milletin kanını emen sülüklerin ve kemirgenlerin sesidir.

Yirmi küsur sene evvel memleketimin bankalarında ne kadar para olduğunu araştırdığımda 30 trilyon olduğu belirtildi.

Bir trilyon piyasaya aktarılsa ne olur dediğimde;

Piyasa çıldırır, denilmişti.

Şimdi ise en az 300 trilyon.

Para milli sermayedir. Milletin hakkıdır. Birileri bunu bankalar yoluyla gasbetmektedir.

Ancak faizle mücadelede terörle mücadele gibi uyanık, akıllı ve hesaplı yapılmalıdır.

Tehlikeyi önceden sezmeli, tedbirleri almalıdır.

Faiz bahanesiyle toplum ayaklandırılmakta, teröre bahane uydurulmaktadır.

“Komünistlerin gizli plânlarından birisi de, halkı hükûmet aleyhine teşviktir.” BEDİÜZZAMAN.

Kıssadan Hisse:

ZULME UĞRAYAN ASLA UNUTMAZ

Harun Reşid’in oğlu Me’mun henüz çocuk iken, hocası sebepsiz yere sopayla ona vurmuştu.

Me’mun:

-‘Neden bana vurdun?’ diye sordu.

Hocası ona sadece:

-‘Sus!’ dedi.

Biraz konuştular.

Me’mun tekrar sordu:

-‘Neden bana vurdun?’

Hocası yine:

-‘Sus!’ dedi.

20 yıl sonra Me’mun halife olunca, ilk iş olarak hocasını çağırttı ve:

-‘Bana neden sebepsiz yere vurmuştun?’ diye sordu.

Hocası tebessüm ederek:

-‘Onu hâlâ unutmadın mı?’ dedi.

Halife Me’mun:

-‘Vallahi asla unutmadım.’ dedi.

Hocası tarihe ibret olarak not düşülecek şu sözleri söyledi:

-‘Zulme uğrayanın asla unutmayacağını öğrenesin ve kimseye zulmetmeyesin diye yaptım.

Sakın ha kimseye zulmetme!

Çünkü zulüm, yıllar geçse de kalpte sönmeyen bir ateştir dedi…

MEHMET ÖZÇELİK

25-11-2021


[1] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/calisma-ve-faiz/  

https://islamansiklopedisi.org.tr/faiz

No ResponsesKasım 25th, 2021

YÜZ YIL SONRA İKİNCİ UYARI ABD-YE

YÜZ YIL SONRA İKİNCİ UYARI ABD-YE

Bu bir işaret fişeğidir.

Abd’ye ve Abd’nin başındaki Başkan Bıden’a.

Bundan yüz yıl kadar öncesinde;” O karanlık günlerde, Yunan Başbakanı Venizelos ve İngiliz Başbakanı Lloyd George, yeni yeni silahları ve taarruz plânlarıyla İslâmiyet’in son ordusu ve son kalesine hücuma hazırlanıyorlardı.”[1]

Cenâb-ı Hak bir maymunuyla tarihi değiştirdi.

Tıpkı Allah Ebabilleriyle Ebrehe’yi ve ordularını devirdiği gibi.

Şimdi de ABD başkanı Biden Yunanistan adalarına her türlü askeri silah, tank, savaş uçaklarını yığıyor, tam bir savaş hazırlığı içerisine giriliyordu.

Kısacası Yunanistan’da her yer ABD üssü haline geldi.[2]

Tıpkı Pkk üssünün 30 bin tır silahla terörün desteklenmesi gibi.

Hırçın çocuk Yunanistan kavga yani tahrikle savaş çıkarmak istiyor.

Bacak kadar boyuyla.

“Yunanistan, Türkiye’ye karşı 12 mil çılgınlığı yapabilir.”[3]

ABD bu durumu normal görerek, “ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Donfried, Yunanistan’ın ABD’nin silah deposu haline getirilmesinin Türkiye’de tepki çekmesine “üzüldüğünü” söyledi.”[4]

Tam böyle bir durumda ABD başkanı Biden haberi geldi.

“ABD Başkanı Joe Biden, kolonoskopi amacıyla hastaneye yatırıldı. Operasyon geçiren Biden, yetkilerini geçici olarak yardımcısı Kamala Harris’e devretti.”[5]

Belki bu bir uyarı idi.

PKK’ya binlerce tır göndererek terör hamiliyi yapan ABD,[6] bu seferde hırçın ve huysuz çocuk Yunanı beslemektedir.

Belki de Allah görünmez ordularıyla birlikte mikroplarını da gönderir, Ebabilde hazır ABD için…

İlk uyarı fişeği Biden’a gelmiş oldu.

Bekleryin…

Bizde bekliyoruz…

**************** 

İslam ülkeleri ve başta Türkiye hem dışta ve hem de içte bir kuşatma altındadır.

Tıpkı 1502 Safevi devleti, Şeyh iken Şahlığa soyunan Şah İsmail gibi.

Ogün Yavuz vardı, bugün ise yavuz gibi bir idare ve yönetime ve de kişiye ihtiyaç vardır.

İran Şahlığa soyunmaktadır.

İhanet içinde.. İhanete ortak olarak…

Suriye’de şu anda İslam ve Müslüman olanlar tamamen yok edilmek suretiyle, yerine tam bir Şia, İran destekli bir Şia Teşkilatı kuruldu.

Müftülükte tamamen kaldırılmak suretiyle onun yerine İran’da kurulmuş olan aynı şekilde bir Fıkıh Meclisi oluşturulmaya çalışılıyor. Tamamen Şia üzerine.

Bugün Türkiye’de Alevi Sünni kavgasını başlatamayan Amerika, bölge çapında böylece Alevi-Sünni çatışmasının İran’da tesis edeceği, İran’la beraber çevresinde de, Arabistan’da, Türkiye’de başta Suriye olmak suretiyle Afganistan’da kişileri bir araya getirerekten böylece bir yandan Kürt devleti, bir yandan da bu manada Şia devletini sayısını arttırmak suretiyle, bölgeyi böyle bir çatışma ortamı içerisinde oluşturmaya çalışmaktadır.

MEHMET ÖZÇELİK

21-11-2021


[1] https://www.zaferdergisi.com/makale/11600-bediuzzamanin-duasi-ve-maymuna-mersiyesi.html#:~:text=B%C3%BCt%C3%BCn%20d%C3%BCnyaya%20g%C3%BCld%C3%BCrd%C3%BCn.-,Cennetle,-m%C3%BCbe%C5%9F%C5%9Fer%20olan%20hayvanlar%C4%B1n

[2] https://www.google.com/amp/s/www.yenisafak.com/amphtml/dunya/yunanistanda-her-yer-abd-ussu-3711740

https://www.google.com/search?q=abd+yunanistan+%C3%BCss%C3%BC&oq=abd+yunanista&aqs=chrome.4.0i433i512j69i57j0i512l7.15061j0j4&client=ms-android-asus&sourceid=chrome-mobile&ie=UTF-8

[3] https://m.haber7.com/dunya/haber/3163925-mehmet-acet-yunanistan-turkiyeye-karsi-12-mil-cilginligi-yapabilir

[4] https://www.yenisafak.com/dunya/abd-disislerinden-turkiyenin-yunanistan-tepkisiyle-ilgili-aciklama-bunu-duyduguma-uzuldum-3722348

[5] https://www.google.com/amp/s/m.haber7.com/amphtml/dunya/haber/3164119-abd-baskani-biden-hastaneye-kaldirildi-yetkilerini-devretti

[6]https://www.google.com/search?q=abd+pkk%27ya+ka%C3%A7+t%C4%B1r+silah+g%C3%B6nderdi&oq=abd+pkkya+ka&aqs=chrome.1.69i57j0i13.7343j0j4&client=ms-android-asus&sourceid=chrome-mobile&ie=UTF-8

No ResponsesKasım 21st, 2021

KORONA HABERLERİ

KORONA HABERLERİ

-Bilim adamlarının, doğduklarında alışılmadık derecede hızlı yaşlanmaları için mutasyona uğramış bir gene sahip maymun embriyoları yarattığı bir laboratuvara..

Bu tür deneyler, otizm, kanser, Alzheimer ve kas distrofisi gibi insan hastalıklarını incelemek için yapılıyor. Koronavirüs pandemisinin ortaya çıktığı, Çin’in başka bir şehri olan Wuhan’da da bilim adamları, maymunlar ve tavşanlar da dahil olmak üzere binden fazla genetiğiyle oynanmış hayvan yarattı..

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ VİRÜSLER.

Laboratuvar hayvanlarına ayrıca, bazıları Kovid-19’a neden olan organizmaya çok benzeyen, genetiği değiştirilmiş virüsler enjekte edilir. Gerçek şu ki Çin, dünyanın başka yerlerinde izin verilmeyen her türlü deneyi gerçekleştirmek veya en azından hoşgörü gösterme konusunda bir üne sahip.

Çalışmaların çoğu, iki alanı yakından izleyen Halk Kurtuluş Ordusu tarafından denetleniyor: Daha iyi askerler yaratabilecek herhangi bir gen modifikasyonu ve insanların hiçbir savunması olmayan yeni biyolojik silahlar yapmak için genetiği düzenlenebilen mikroorganizmalar..

“YARASA KADIN” YAZMIŞTI.

Kovid-19’un olası kökenleri hakkında sayısız hikayenin bir sonucu olarak, Çin’in en tanınmış yarasa uzmanı ve mağaraları sık sık ziyaret eden “Yarasa Kadın” lakaplı virolog Shi Zhengli, 2015 yılında Nature Medicine’de ‘insanlarda ortaya çıkma potansiyeli gösteren’ yarasa koronavirüsleri hakkında ortak bir makale yayınlamıştı.

Ekibinin, at nalı yarasasının, insan üst solunum yollarını hedef alan son derece bulaşıcı bir virüs yaratma çabalarını anlatmıştı. Daha sonra, insan yapımı bu virüsün bir farenin ciğerlerine girip onu enfekte edip edemeyeceğini görmek için canlı bir fare ile deney yapmaya çalıştılar. Ve enfekte etti de..[1]

-Hindistan’da koronavirüsten sonra yeni salgın… ‘Siyah Mantar’ salgınının rakamını açıkladılar!

Koronavirüs pandemisinin pençesindeki Hindistan‘da şimdi de ‘siyah mantar’ alarmı verildi. Hızla yaylan hastalığa çözüm olarak binlerce kişinin gözleri doktorlar tarafından ameliyatla çıkarıldı. Vaka sayısının 10 bine yaklaşması sonrası hastalığın ‘salgın ilan edilmesi’ çağrısı yapılıyor.[2]

-Çin’in koronavirüs belgeleri sızdı… ABD’nin en yetkili isminden çok konuşulacak sözler

ABD istihbaratının bir raporunda, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılmasından hemen önce, Çin‘deki Vuhan Laboratuvarı’nda çalışan 3 araştırmacının virüs belirtileriyle hastaneye başvurduğunu iddia ettiği belirtildi. Koronavirüsün Çin laboratuvarından sızdığı iddiaları ile ilgili ABD’nin en yetkili isminden çok konuşulacak açıklamalar geldi.

Salgının başladığı günden beri yaklaşık yaklaşık 3.5 milyon kişinin hayatına mal olan virüs dünya genelinde 160 milyonun üzerinde kişiye bulaştı.[3]

 “Koronavirüste P1 şoku! Uyarı üstüne uyarı: Hamile kalmayın Brezilya’da P1 varyantının hamilelerde daha agresif olduğu açıklandı. Bu kapsamda çiftlerden hamilelik planlarını erteleme talep edildi.” Koronavirus artık yeni yeni devrede. Bir yıl alt yapısı yapılırken, yapılan alt yapıdan sonra uygulamaya geçildi. 1. Nüfus azaltma. 2. Kısırlaştırma. Nüfus kontrolü. 3. Alınan nefesleri bile kontrol. 4. Zihinleri kontrol. 5. Devletleri kontrol .[4]

-AİDS’in bulaşma sebebini araştıran İngiliz gazeteci Edward Hooper”The River”adlı kitabında:ABD’nin Şempanzelerden alınan dokularla üretilen aşıların,Afrikadaki çocuklara’Çocuk felci aşısı’nın yapılmasından sonra Aids-in yaygınlaşmış olduğunu söylemektedir.

-“Çin salgını kasten başlattı.

Eskiden Çin Komünist Partisi’nde yer alan Wei Jingsheng, İngiliz televizyonu Sky’a verdiği röportajda, Çin yönetiminin Kovid-19 salgınını kasten çıkardığını ve 2019’da Pekin’de yapılan Dünya Askeri Oyunlarını virüsü yaymak için kullandığını iddia etti.”[5]

-DOĞRUYSA YER YERİNDEN OYNAR.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (DSÖ/WHO)’NE İTAAT ETMEYEN İTALYAN DOKTORLAR KORONAVİRÜS SIRLARINI KEŞFETTİ  

Dünya Sağlık Örgütünün Coronavirüsten ölenlere otopsi yapmayın talimatına İtalyan doktorlar itaat etmediler ve ölüme neden olan şeyin VİRÜS DEĞİL, BAKTERİ olduğunu buldular. Bu kan pıhtılarına neden oluyor ve hastanın ölümüne neden oluyor.  

İtalya “Yaygın damar içi pıhtılaşması”ndan (Thrombosis) başka bir şey olmayan Covid-19 denilen şeyi bertaraf ediyorlar.  

Ve onunla savaşmanın yolu, yani tedavisi “antibiyotikler, iltihap gidericiler ve antikoagülantlar” iledir. ASPİRİN bu hastalığın zayıf şekilde tedavi edildiğini gösteriyor.  

Dünya için bu  sansasyonel haber, Covid-19 tarafından üretilen cesetlere otopsi yapan İtalyan doktorlar tarafından üretildi.   

İtalyan patologlara göre başka bir şey daha var, “Solunum cihazları ve yoğun bakım birimleri hiç gerekli değildi” 

Bundan dolayı İtalya’da protokollerin değiştirilmesi başladı, İtalya’ya göre küresel salgın WHO tarafından meydana çıkarıldı ve yükseltildi, bu tedaviyi Çinliler biliyordu ve iş yapmak için bildirmediler.  

Bakteri, aynı zamanda iltihap ve oksijen yetmezliği üreten 5G elektromanyetik radyasyon ile çoğaltılıyor. Covid-19’a yakalananların tek yapmaları gereken 100 mg Aspirin ve Apronax veya Parasetamol almak. Bunun nedeni, koronavirüsün kan pıhtılaşmasına neden olduğunun gösterilmesidir, bu da bedenin damarda kan pıhtılaşması geliştirmesine mecbur bırakır ve kan akmaz ve kalbe ve akciğerlere oksijen taşımaz, bu da nefes alamaması nedeniyle insanın hızla ölmesi ile sonuçlanır. 

İtalya’da doktorlar ölü bedeni kestiler ve kol ve bacakları ve bedenin diğer kısımlarını açtılar ve damarların kan ile genişlediğini ve kanın pıhtılaştığını kavradılar ve tüm damarlar ve arterler pıhtılar ile doluydu, bu kanın normal şekilde akmasını ve tüm organlara, başlıca beyne, kalbe ve akciğerlere oksijen taşımasını engeller ve hastanın ölümü ile sonuçlanır.  

Bu teşhisi keşfedince, İtalyan Sağlık Bakanı hemen koronavirüs tedavi protokollerini değiştirdi… ve hastalara 100 mg Aspirin ve Apronax vermeye başladı.  

Ve bu hastalar iyileşmeye başladılar, bu yeni yöntemin sonucu olarak, Sağlık Bakanlığı tek bir günde 14,000 den fazla hastayı evlerine gönderdi. İtalya standardı bozdu, çünkü onlar zaten bunalmışlardı ve binlerce ölümün ciddi kaosu içindeydiler.  

Şimdi WHO bir çok ölümü örtbas ettiği ve dünyada birçok ülkede ekonomi çöktüğü için dava edilecek; bedenlerin otopsi yapılmadan hemen yakılmasını veya gömülmesini ve bunların son derece kirletici olarak etiketlenmesini neden emrettikleri şimdi anlaşılıyor. 

Sadece aspirin de yetiyormuş.[6]

-Şok etkisi yaratan belgeler ortaya çıktı.

Kovid-19 salgınının kökenine dair tartışmalar hala sıcakken Çinli bilim insanları ile ilgili gelen son iddia ortalığı karıştırdı. Drastic grubu, yayınladığı belgelerle Çinli araştırmacıların salgından bir yıl önce koronavirüsleri yarasalara salıvermek için hibe teklifinde bulunduklarını açıkladı.[7]

-Şok etkisi yaratan belgeler ortaya çıktı.

Kovid-19 salgınının kökenine dair tartışmalar hala sıcakken Çinli bilim insanları ile ilgili gelen son iddia ortalığı karıştırdı. Drastic grubu, yayınladığı belgelerle Çinli araştırmacıların salgından bir yıl önce koronavirüsleri yarasalara salıvermek için hibe teklifinde bulunduklarını açıkladı.[8]

– New York Times gazetesinde yer alan habere göre, bilim insanları, koronavirüse yakalanan ilk kişiyi saptamayı başardı. Söz konusu rapora göre, bilinen ilk Kovid-19 vakası 11 Aralık’ta ortaya çıktı ve virüsün ilk görüldüğü kişi Wuhan’daki Huanan Deniz Ürünleri Pazarı’nda çalışan bir kadındı.[9]


[1]https://www.ahaber.com.tr/galeri/dunya/koronavirus-hakkinda-soke-eden-haber-yarasa-maymun-fare-derken/44

[2] https://www.hurriyet.com.tr/galeri-son-dakika-koronavirusten-sonra-yeni-salgin-iste-en-savunmasiz-grup-41826270/1

[3] https://www.hurriyet.com.tr/galeri-cinin-koronavirus-belgeleri-sizdi-41807606

[4] https://www.haber7.com/dunya/haber/3089664-koronaviruste-p1-soku-uyari-ustune-uyari-hamile-kalmayin

[5]  https://video.haber7.com/video-galeri/194392-salgini-kasten-baslattilar-tarihi-acikladi-24-eylul-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[6] https://www.facebook.com/100001030941148/posts/3559913030719693/

[7] https://video.haber7.com/video-galeri/194239-sok-etkisi-yaratti-salgindan-tam-1-yil-once-belgeler-ortaya-cikti-22-eylul-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[8] https://video.haber7.com/video-galeri/194239-sok-etkisi-yaratti-salgindan-tam-1-yil-once-belgeler-ortaya-cikti-22-eylul-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[9] https://www.haber7.com/foto-galeri/71374-koronaviruste-kayip-halka-bulundu-aylar-sonra-kimligi-ortaya-cikti

No ResponsesKasım 19th, 2021

HANGİ HELALLEŞME

HANGİ HELALLEŞME

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde partisinin geçmişte toplumda açtığı yaralardan dolayı helalleşme yolculuğuna çıkacağını duyurmuştu. Bu karar parti içinde de rahatsızlığa neden oldu. Ancak akıllarda soru işareti bırakan başka bir konu daha var: Hatırlanacağı üzere CHP yönetimine geçtikten sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden tek bir mesajla 13 binden fazla işçi kovulmuş, mağdurlar günlerce eylem yapmıştı. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun bu işçilerden de hallallik alıp almayacağı merak konusu oldu. Kılıçdaroğlu, 2019 yerel seçimleri sürecinde CHP tarafından alınan hiçbir belediyede işçilerin ekmeğiyle oynanmayacağını taahhüt ederek namus sözü vermişti.”[1]

Zahiren masum gibi görünüp, barışma girişimi gibi görünse de, geçmişten ve şimdiye kadarki ağız yanmasından dolayı bu zahiri temiz olan Helalleşmeyi üfleyerek içiyoruz.

Samimiyet güven vermiyor.

Toplumda partisinin derin yaralar açtığını söyleyen Kılıçdaroğlu, acaba sadece kendisinin ömrü değil, dünyanın ömrü o yaraları kapamaya yeter mi?

O lekeleri tüm sabun ve temizlik malzemesi fabrikaları hatta büyük okyanus üzerinden aksa temizleyebilir mi?

Bir asırdır, belki de en az üç nesil kaybetti ve mağduriyeti yaşadı. Dünya ve ahiret kaybı yaşadılar.

Onları kabrinden mi çıkartıp helallik dileyecek.

Cengiz ve Hülagu’nun 8 asır yani sekiz yüz yıl önceki zulümleri bile hala kapandı mı?

Bin yıllık birikimi bitirmek, arşivleri yok etmek, ezanı 18 yıl düşman işgalinde bile susmazken susturmak, kapatılan Ayasofya, kısaca bin yıl anlatılsa dahi bitmeyecek, kapanmayacak yarayı ne ile silecek ve kapatacak?

Yoksa buda ayrı bir senaryo ve tiyatromu?

Kendi içinde dahi netleşmeyi gösteremeyenlerin, dışarda ne kadar net olabilecekleri açık değil mi?

*****************  

Helalleşme…???

Hangi helal?

Dünyasındaki helal farklı olan için nasıl bir helal?

Kiminle?

Gidenler ne olacak?

Onca yapılanlar?

Geçen yüz yıl geri mi getirilecek?

Dünyası ve ahireti ya kaybolanlar ne olacak?

İşte yaşanmış hayattan binlerce örneklerinden sadece biri;

Yıllar önce bir müdür arkadaşın odasına vardığımda bir ilk okul öğretmeni emekliye ayrılacağını söyleyerek helalleşmek için gelmişti.

Müdür muavini arkadaşa şunu diyordu; Ya hu 25 yıldır öğrencilere yanlış fikir ve düşünceleri anlatıyormuşuz.

Gittikten sonra müdür muavini arkadaş onun solcu düşünceye sahip olduğunu söyledi.

Kendisine şunu söyledim; İnsan hata yapabilir. Hatası kendisini bağlar.

Ancak bu öğretmen 25 yıldır birinci sınıftan alıp beşinci sınıfa kadar, beş kere devir yapıp, her sınıfta kırk kişi olduğunu düşündüğünüzde toplam 200 öğrenci eder.

Peki kandırdığı, aldattığı, inançsızlığına sebep olduğu bu öğrencilerin ailesi var, aile kuracaklar, devletin muhtelif kademelerinde görev alacaklar. Öğretmen olup kendileri gibi öğrenci yetişecekler.

Peki aldanmışız, yanlışı anlatmışız sözü bunca kirliliği ve sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Sen aldanmış olabilirsin ancak Ya aldattıkların ne olacak?

Onları teker teker arayıp bulacak, kısa zamanda telafimi edeceksin, 25 yıldır yaptığını?

***************

Kendi içinde bile makes bulmayan bir helalleşme, dışarıda ne kadar ciddiye alınabilir?

Hala PKK’yı temsil eden partiyle ittifak içinde olup, mağdur olan Diyarbakır anneleriyle hiç ilgilenmeyen, kulak vermeyen, 15 Temmuzu senaryo ve piyes deyip şehit ve gazileri görmeyen, hala geçmişte yapılanlara sahip çıkıp yılların kaybına vesile olmak, ne kadar samimi olduğu hala tartışılan bir helallik ancak mahşerde çözülebilir.

Bu düşmanlığın devam ettirilmesi anlamına değil, kaybın telafisinin imkânsızlığıdır.

Yani açılan onca derin kanserli yaralar, bir helalleşme ile kapanacağı mı zannediliyor?

Büyük Okyanus bile üzerinden aksa temizler mi, bütün ilaçlar kullanılsa deva olur mu?

Yapılan onca müsbet çalışmalarda mesela baş örtüsü gibi çalışmalarda ne gibi katkısı ve yapıcı tavırları olmuştur?

İstanbul belediye başkanı da seçilmeden önce camiye gidiyor ve Yasin okuyordu.

Şimdi ne okuyor?

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz./ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

Helalleşmeden önce en yapılacak temiz iş, hiç olmazsa helali ve helalleşmeyi kirletmemektir.

Kendisiyle barışık olmayanlar, toplumla barışmaya çalışıyor.

Bir fikri, bir düşünceyi, bir akımı, bir partiyi temsil edenlerin Rabbisiyle ne kadar barışık olduğu ortada olanın, O Yaratıcının adına helalleşmesi ne kadar helalleşme ve insanlarla ne kadar barışmış olabilir?

Harama götüren helal söz. Harama götüren helal araç…

Bunu örnekle açıklamak istedim ancak uzun gider diye kısa kesmiştim.

Fakat bir siyasetçinin belli ki bilinçli olmayan Lgbt- liler ile ilgili adeta onları masum göstermek amacıyla getirdiği temsili, onlarında bir insan ve Allahın kulu gibi ifadeler belli ki hak adına olmaktan çok, siyasi ve oy hesaplarıyla söylenmiş bir sözdür.

Belli ki Lut kavminin hangi günahtan dolayı helak ve yok edildiğini ve de onlara ses çıkarmayan içinde teheccüd namazı bile kılan kimselerinde olduğunu düşünmemiştir.[2]

-Hakikatli Bir Lâtife:
Sultan Süleyman Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul’a getirdiği vakit, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: “Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa’dan getirdiğin cihetle, İstanbul’a öyle bir bok sıçtın ki, o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizleyemez.”[3]

-Kıssadan Hisse:

Vaktiyle bir derviş, nefs ile mücadelenin sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, kala, bıyık v.s Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.

– Vur ustayı berber efendi.. der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki daha sol tarafa geçmeden, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;

– Kalk bakalım kabak, kalk da traşımızı olalım diye kükrer.

Dervişlik bu, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek… Kaideyi bozmaz derviş, ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.

Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar.

Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder “Kabak aşağı, kabak yukarı”…

Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.

Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.

Berber ise şaşkın bir kabadayıya bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;

– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.

Derviş, mahzun ve düşünceli…

– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, _kabağın bir sahibi var_, O gücenmiş olmalı..

MEHMET ÖZÇELİK

16-11-2021


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/helalleselim-diyen-kemal-kilicdaroglu-ibbden-kovulan-13-bin-isciyle-de-helallesecek-mi-3711691

[2] https://www.ensonhaber.com/gundem/mehmet-ozhasekiye-lgbt-bireylerle-ilgili-dusuncesi-soruldu

[3] Sikke-i Tasdik-i Gaybi. Bediüzzaman.143.

No ResponsesKasım 16th, 2021

İBRETLER VE DERSLER

KISSALAR

Adam evlendi …

— Eşinin yüzünü açtı rengi siyahtı..

Yüzünü ekşitti .

eşi adamın yanına gitti ve dedi ki ;

”HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR”

adamı ikna etti,

Adamın kalbinden sıkıntı gitmiyordu…

Dayanamadı ve Bu kez şehri terketti gitti..

Aradan 20 yıl tam 20 yıl geçti..

Şehre döndü Namaz kılacaktı. Bir camiye girdi .

Camide genç biri vaaz ediyordu. Ama nasıl vaaz..

— insanlar pür dikkat dinliyorlardı.

Dehşete kapıldı , hoşuna gitti..

Sordu kim bu çocuk ?

Dediler ki “adı ENES”

Babası ?

Dediler ki :

 “20 yıl önce buralardan kaçtı gitti ..

Adı ?

 MALİK idi..

Adam şok oldu Eşinin söylediği söz aklına geldi yutkundu bir an utandı..

Sonra gencin yanına gitti ve dedi ki

“Seninle evinize kadar geleyim. Kapıda bekliyeyim

Sen annene deki ki:

HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR..”

Genç kabul etti.

Gittiler Genç eve girdi

Annesine Anne ; Dışarda bir misafir var, diyorki ; Belki hayır şerrin içinde gizlidir …

Anne hemen irkildi oğluna ;

— “koş evladım, o senin babandır” “kapıda bekletme.”

Öyle sıcak karşılama oldu ki.

Çünkü anne ; babasının iyiliklerinden bahsetmiş hiç kotulememisti.

— Bizi terk etti yalnız bıraktı gitti” dememişti.

Baba sevgisi çocukta taptaze idi.

O genç alim çocuk kimdir biliyormusunuz ?

Annesinin babasının yokluğunda yetiştirdiği  ;

 ENES İBN-İ MALİK ‘ tir

Efendimiz’den (SAV) birçok hadis rivayet etmiştir..

Efendimizin hizmetkarı olmuştur.

**************  

İKİ LAHMACUNA SATILAN EV..

Yaşı 75’e dayanmıştı Muhammed baba’nın. İki katlı evinin üst katını oğlu ve gelinine vermiş, kendisi de kapıcı dairesi gibi olan alt kattaki evde hayatını eşiyle sürdürüyordu.

Hayatı boyunca çalışmış helal rızk peşinde koşturmuş, dişinden tırnağından arttırdığı bir miktar para ile de gecekondu karışımı bu yeri on sene önce alabilmişti. Şükür borcu da bitmişti. Ayda bir aldığı Bağkur emekliliği maaşı ile de namerde muhtaç değildi, kira da vermiyordu.Kıt kanaat geçiniyordu çok şükür. Oğlu da iyi bir meslek sahibi idi, zengin değildi! Lakin fakir de sayılmazdı, orta gelirli biriydi.Gelininin arada bir iğneleyici sızlanmaları vardı.“Cahildir, ileride anlar iyiyi kötüyü” diye bakardı. Bu konuşmaları duymazdan gelirdi hep..İhtiyarlar devamlı hoşgörü timsali idiler. Kıymetli oğlunun ve gelininin haftada bir ziyareti, somurtarak da olsa bir iki defalık verdikleri bir tas yemeğe memnun olur garipler.

Günlerden pazar, vakit de öğlen idi.Muhammed Baba fırına gidip iki ekmek almıştı.

-Fırıncı: “Muhammed emmi, akşam için lahmacun malzemesi verdi senin oğlan, ne zaman hazır olsun.?Bana demedi, var mı bir bilgin.? diyen soruyu “haberim yok oğlum” diye cevaplamıştı.

Eve geldiğinde de 50 yıllık hayat arkadaşına “Ayşe Hanım, oğlan fırına lahmacun malzemesi vermiş akşama nasip olur herhalde, akşama bir şey zahmet etme, iki tane verir ne de olsa” diyerek ümitle beklemeye başlar.Akşam namazı için hazırlık yaparken oğlunun, elinde lahmacun dolu tepsi ile binaya girdiğini görür tesadüfen… Şimdi gelir, şimdi gelir diyerek bekler lahmacunu. Ümit bu ya belki gelir diye. Vakit gece yarısına gelir artık ve ümidi biter. İki sıcak lahmacun hayali iki soğuk lahmacuna dönüşür. Gece yarısına kadar bekle babam bekle! Nafile…Gelmez! Açlık ve üzüntüyle bekler de bekler. Bir türlü gelmez o iki sıcak lahmacun..!

Muhammed baba, sabah erkenden kalkar! Mahalledeki eski arkadaşının oğlu emlakçıdır. Emlakçı tanıdığının dükkânının yolunu tutar. Üçüne beşine bakmaz ve evi hemen satar. Ve bir şart koşar: “Ben ölünceye kadar alt kattaki evde oturmam şartıyla” diyerek ekletir tapu kaydına.Oğlanı hemen çıkartabilirsiniz diye de tembihler.

Bir kaç gün sonra oğlunun heyecanlı, heyecanlı koşarak, büyük bir merakla kapıya geldiğini görür.! Oğlu içeri girmeden sorar. ’Baba bugün iki kişi geldi ve evi boşaltmamı senin evi sattığını söyledi. Böyle bir şey yok değil mi? Haydi, satmadım de, diye bağırır.Muhammed baba susar, seslenmez bile..!! ‘’Baba ne oldu, dilini mi yuttun? der ve devam eder “haydi yalan desene..!” Babası ‘’Diyemem oğlum sattım, tapuları da verdim “der Muhammed baba. Üzgün de olsa gerçeği söyler. Oğlan şokta nutku tutulur, olduğu yere çöker ve “niye baba niye.Kaça sattın bari onu söyle.” der.Muhammed Baba buğulu gözlerle burnunu çekerek,

‘’İki lahmacuna oğlum, iki lahmacuna sattım burayı” der ve girer içeriye….

*************  

RIZIK ENDİŞESİ ÇEKENLER!

Musa aleyhisselâmın eceli yaklaşmıştı. Ey Musa, çoluk çocuğuna vedâ et emri geldi. Musa aleyhisselâm, emre uyarak, çoluk çocuğuna vedâ eyledi.

Küçük bir çocuğu vardı. Onu kucağına alınca kalbine, benden sonra bu küçüğün hâli ne olacak düşüncesi geldi.

ALLAHü Teâlâ, Ey Musa, deniz kenarına git buyurdu. Musa aleyhisselâm deniz kenarına gitti. Ey Musa, asânı denize vur buyurdu.

Denize vurdu. Deniz açıldı. Dibi göründü. Musa aleyhisselâm baktı. Bir taş gördü. Kaygan, yarığı, çatlağı olmayan, yekpare bir taş idi. Ey Musa o taşa işaret eyle buyurdu Taşa işaret eyledi. Taş yarıldı. Musa aleyhisselâm baktı. İçinde zayıf, gözleri görmez, bacaksız bir böcek gördü. Ağzında yeşil, taze bir yaprak vardı.

Ey Musa, ben O ALLAH’ım ki Razzâkım; zayıf, görmez, elsiz ayaksız bir böceği denizde sert, yekpare bir taşın içerisinde yaşatıyorum ve ona taze yeşil bir yem veriyorum da, sen, seni seven dostunun senin çocuğunu zâyi edeceğinden korkuyorsun.

Benim rahmetim senin çocuğundan üstündür ve senin şefkatinden ziyadedir buyurdu…

************* 

KERTENKELE

Japon mimarlardan biri evini baştan aşağı yeniliyordu. Tamirat esnasında söktüğü kapılardan birinin duvarla irtibatlı bölümünde, iç kısımda, iki tahta arasında sıkışıp kalmış bir kertenkele gördü. Biraz daha dikkatle bakınca kertenkelenin canlı olduğunu fark etti

Onu oradan kurtarmaya çalışırken bu kez kertenkelenin bir ayağından duvara çivilenmiş olduğunu gördü

“On yıl önce yapılan eve kapısı takılırken dışardan çakılan bir çivi, o an kapıyla duvar arasında bulunan kertenkelenin ayağına isabet etmiş olmalı” diye düşündü japon mimar.

Peki nasıl olmuştu da bu kertenkele, bir santim bile kıpırdayamadığı bu karanlık duvar boşluğunda onca zamandır  canlı kalmayı başarmıştı?

Mimar, tamirat işlerini bir kenara bırakarak kertenkeleyi izlemeye başladı Bu kertenkelenin sadece havayla beslenmediğine göre, bunca yıl yaşamını nasıl sürdürebildiğini merak ediyordu

Bir süre sonra duvar boşluğunda bir hareket oldu Japon mimar, nereden çıktığını fark etmediği başka bir kertenkelenin geldiğini gördü. Gelen kertenkele, yerinden kıpırdamayacak halde olana ağzından yiyecek taşıyordu. Bu kertenkele diğerinin belki annesiydi, belki eşi, belki de arkadaşı.

Kim bilir?

Ama bilinen bir şey var ki aralarındaki güçlü sevgi, birinin bıkıp usanmadan diğerini hayatta tutabilmek için ona yiyecek taşımasına neden olmuştu

Hayat şartlarının bir şekilde sevgiyi ve sevmeyi unutturduğu bu zamanda insanların arasında böylesi bir sevgiye rastlamak o kadar zorki….

*************  

🤔.. Yaşlı Hacı Süleyman amca CUMA GÜNÜ evde un kalmayınca eşeğine yüklemiş buğdayı, değirmene doğru koyulmuş yola… 👉… Değirmene vardığında, çuvalı indirirken eşek kaçıyor.

️… Eşeği aramaya çıksa, Cuma namazı kaçacak. Kendi kendine “Sen nereye gidersen git, ben Rabbimin emrinden çıkmam, doğru Cuma namazına gidiyorum” diyor…

🤔… Vakit giriyor ve huşû içinde ibadetini yapıyor…Cumadan sonra bakıyor, eşek hâlâ yok… Tarlaya gitse eşek lazımdır. Un için zaten yine eşek lazım.“Ben şimdilik eve gidip biraz dinleneyim, sonra çaresine bakarız” diye düşünüyor… Eve yaklaşınca, ahırdan eşek sesi geliyor. “Hanım, bu eşeğin burada işi ne” diyor. O da, “Efendi, bugün ödüm patladı, az kalsın ölüyordum” diyor: “Bir İri köpek eşeği önüne katmış, bir o tarafa, bir bu tarafa, derken ahıra kadar getirdi. Ben de korkudan odanın bir köşesine,saklandım.Pencereden baktım, iri köpek geldiği gibi gitti.” Hacı Süleyman amca “Hanım, bu bizim eşek değil mi?” diye soruyor. Hanım da “Evet bizim eşek” diye cevap veriyor. Hacı Süleyman amca şaşırıp kalıyor… Hanımı bu arada “Bey, senin karnın açtır. Taze un geldi, ekmek yaptım” deyince Hacı Süleyman amca hayretle “Hanım, un nereden geldi”diyor. “Sorma bey! Komşumuz değirmene gitmiş, kendi unu yerine bizim unu getirmiş, yanlışlığı anlayınca da unu bize bıraktı. Yani unumuz geldi… Sana bir haberim daha var bey! Bizim komşu bahçesini sulamış ancak kanalı açık unutmuş, bizim bahçe de sulanmış, Hacı Süleyman amca, eşinden bunları duyunca ellerini açmış ve ;“Allah’ım ben senin bir emrini yerine getirdim, sen benim üç ihtiyacımı gördün. Sana ne kadar şükretsem azdır ya Rabbi…”Eşek her zaman eşekliğini yapsa bile biz şükür içinde rabbimize gidelim. Bire 10 veren rabbimize binlerce şükürler olsun…

************* 

Husrev Altınbaşak’ın İbretlik Hapishane Macerası

Afyon hapsi, şartları ve mahkeme safhaları itibariyle en ağır geçenidir. Hapishane, altı koğuştan ibrettir. O gün hizmetin önde gelen isimlerinden olan Bediüzzaman Said Nursihazretlerinin talebesi Hüsrev Altınbaşak’ı ,çıkacak bir kargaşa sonunda ölüp gitsin diye önce içinde altmış kadar cani ve katilin bulunduğu koğuşa koyarlar.

Hüsrev Altınbaşak,bu koğuşa girer girmez selam verir,fakat selamını kimse almaz. Koğuşun bir köşesine geçip oturur. Üçgün beton üzerinde soğukta, yataksız yorgansız yatar.

Bu zaman zarfında namazını hiç aksatmadan kıldığını gören iri yarı koğuş ağası, üçüncü günün sonunda yanına gelerek, üst perdeden , “Hoca, benim bir sorum var,cevaplayabilirmisin?”der.

Hüsrev Altınbaşak ,”bildiğim bir soruysa cevap veririm, sor bakalım” dedikten sonra aralarında şu konuşma geçer:

• Ben on beş cana kıydım, türlü türlü suç işledim bu durumda ben cennete girebilir miyim?

– Oturda sana cevap vereyim. Sen nerelisin?

• Karadenizliyim.

– Karadeniz’e bir damla su damlatsak artar mı?

• Artmaz.

– Peki, ondan bir damla alsak azalır mı?

• Azalmaz, bir damla sudan ne çıkar?

– İşte aynen bunun gibi Cenab-ı hakkın sonsuz rahmet denizleri yanında senin günahların bir damla su bile olmaz. Eğer sen pişman olur, sadakat ile tövbe eder, beş vakit namazını kılarsan, değil cennete, orta yerine bile girersin.

Bunun üzerine koğuş ağası kalkar ve mahkumlara dönerek ,”Heyyyyt ulan hergeleler, bana bile cennet olduğuna göre size hayda hayda vardır haydi toparlanın bakalım!“ Diye bağırır.

Koğuş ağası, koğuşun köşesinde kullandıkları bir musluğun etrafını battaniyeyle çevirdikten sonra herkesin orada gusledip abdest almasını emreder.Bütün mahkumlar gusledip abdest alırlar .

O sırada öğle namazının vakti girer. Ağa, Hüsrev Altınbaşak’a gelerek, ”Hocam buyur, bundan sonra sen imamsın, biz cemaat” der.O günden sonra beş vakit namazı birlikte kılarlar.Bu arada Hüsrev Altınbaşakın başında sarık gören mahkumlar, sarıksız olmaz diye düşünüp yatak çarşaflarını yırtarak başlarına sarık diye dolarlar.

Mahkumların başları sarılı bir şekilde Hüsrev Altınbaşak’ın ardında namaza durduklarını gören gardiyanlar şaşkına döner.

Akşam olduğunda koğuş ağası bütün mahkumları toplar ve onlara şöyle seslenir:

-”Heyyyy size söylüyorum ,herkes yatağını alıp koğuşun ortasına getirsin.”Yataklar gelince bunları üst üste koyduktan sonra Hüsrev Altınbaşak’a döner,”Hocam bize ceza olarak şimdide üç gün bu yatakların üstünde” yatacaksın ‘der.

Hüsrev Altın başak mahcup ve şaşkındır.”Hayır olmaz” der .

“Olur, çünkü sen geldiğinde üç gün biz seni yerde soğuk betonda yatırdık hatırını bile sormadık şimdi bizde ceza olarak üç gün ceza olarak yerde yatıcaz, sen bu yatakların üstünde yatacaksın” der.

Hüsrev Altınbaşak,”kardeşim, siz onu bilmeden yaptınız. Ben bile bile buna razı olamam. Vicdanım beni uyutmaz iyisi mi siz bana yatacak bir yatak verin yeter “der.

Artık koğuşta namazlar, arasındaki uzun tesbihatlarıyla kılınır.Bir gün koğuş ağası Hüsrev Altınbaşakın tahliyesine yaklaştığı sırada önünde el pençe divan durarak ,”Hocam eğer ben buradan sağ sağlam çıkarsam, sen dünyanın neresinde olursan ol, vallahi ilk işim seni ziyarete gelmek olucak”der.

Hüsrev Altınbaşak’ın mahkumlar üzerindeki bu tesirini gören hapishane yönetimi, kendisini bu koğuştan alıp altıncı koğuşa Mehmed Feyzi, Re’fet, Halıcı Sabri, Halil ve Ceylan Çalışkanın yanlarına nakleder. Mustafa Osman önce ikinci koğuşta iken, sonra oda Tahiri Mutlu ağabeyin bulunduğu dördüncü koğuşa yerleştirilir.

Çok geçmeden Hüsrev Altınbaşak tahliye olur. Mahkumlar onu gözyaşları ile Uğurlar. Aradan iki yıl geçer, 1950’de demokrat parti iktidara gelince genel af ilan edilir. Herkes hapisten tahliye olup sevinçle ailesinin yanına giderken, koğuş ağası verdiği sözü uyarak yaya olarak Isparta’nın yolunu tutar. Hüsrev Altınbaşak’ı evinde bulup ziyaret eder. Hasret ve hürmetle ellerine kapanır.

Hüsrev Altınbaşak ‘’Neden önce ailenin yanına gitmedin ?’’ diye sorduğunda gözyaşları içinde, ‘’Ailem değil mi sen şöylesin, sen böylesin diye beni tahrik edip bu belalara sürükleyen? Sen ise benim ebedi hayatımı kurtardın.Amerikada’da olsan yine önce seni ziyarete gelirim’’ der.

************** 

Hasan Basri Çantay, Bediüzzaman ile mecliste neler yaşadı ?                                                 

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin talebesi Mehmet Fırıncı Ağabey, Cumhuriyet döneminin önde gelen âlimlerinden Hasan Basri Çantay’ın Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili bir pişmanlığını anlattı.

Birinci dönem milletvekillerinden olan Hasan Basri Çantay’ı 1960 yılının Nisan ayında hastanede tedavi görmekte olduğu bir sırada Bekir Berk, Mehmet Emin Birinci ve Hakkı Yavuztürk ile ziyaret ettiklerini belirten Fırıncı ağabey, ziyarette yaşanan diyalogları şöyle anlattı:

“Hasan Basri Hoca Bekir abiyi görünce hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ağlama sesini duyan doktor ve hemşireler geldi. “Ne oldu hastaya?” dediler. Bekir abi de “Bediüzzaman yeni vefat etmişti; biz de onun talebeleriyiz. Bizi görünce duygusallaştı” dedi.

Sonra sakinleşti ve bize “Bekir bey, Bediüzzaman Meclis’te M. Kemal’le mücadele ederken ben arkasından tuttum. ‘Hoca bizi bu adama mahvettirmeyesin, ne olur bu konuşmanı biraz tatil et, ertele.’ dedim. Halbuki, biz dört-beş kişi Hocadan (Said Nursi) tarafta olsaydık (M. Kemal) o icraatları yapamayacaktı. Ama biz taraftar olmadık, Hocayı sakinleştirme tarafını seçtik, büyük bir yanlışlık yaptık. Ben onun için bu kadar üzülüyorum’ dedi.

MEHMET ÖZÇELİK

No ResponsesKasım 9th, 2021

YASAK AĞAÇ

YASAK AĞAÇ

Şeytan Adem ve Havva’ya günah işletmek için o ağacın huld yani ebedilik ağacı olduğunu teklif etmişti.

Onlarda ebedi olma düşüncesiyle o yasağa yaklaştı, Rablerinden yani onun emrinden uzaklaşıp, şeytanın isteğine yöneldiler.

Aynı uygulama bugün de şeytanın çocukları tarafından devreye konulmaktadır.

İnsanın ebediliğini ifade sadedinde adeta o insanın tüm organlarına sahip olmayı, onları kontrol etmeyi adeta tüm insanları tek bir noktadan ve bağlantıdan ele alarak sahiplenmeye çalışılmaktadır.

Tıpkı şeytanın Adem ve Havva’ya bu aldatma ile sahip olmaya çalışması gibi.

Ancak Allah affetmesiyle şeytanın sahiplenmesinin önüne geçmiştir.

Batı daha doğrusu Yahudi zihniyeti şeytanın vekili olarak dünyayı global, küresel, tek bir noktadan idare, yönetim yani tek dünya devleti ve tek bir insan sistemine doğru sevketmektedir.

Şeytan mensuplarıyla Ademle başlattığı oyunun son kozunu devreye koymuş durumdadır.

-Bugün askeri alanda ve teknolojide geldiğimiz bu günkü noktanın şimdiye kadar ki engelleri ve engellemeleri Milli Eğitimde de ve diğer kurumlarda da hala sürmektedir.

Okul yönetiminden tutunda Bakanlık seviyesine kadar devletin tüm kurumlarındaki düşünce; bana zarar dokunmasın, bana problem getirmede ne yaparsan yap!!!

Belki buna ek olarak zahiren olumlu gibi şu noktalar görülmektedir;

657- ye aykırı olmasın, acaba kim ne der, medyada nasıl karşılanır, makamımı kaybeder miyim, kısırlaştırıcı ve kayıtlayıcı engeller bitmiş değildir.

Sadece ufak çapta bazı açılımlar veya bizde falandan geri kalmayalım veyahut yerimi sağlamlaştırmak ve bana bazı katılımlar sağlaması için ufak katılımlarda bulunma yoluna gidilmelidir.

Zincirler hala kırılmış değildir.

Nokta…

Evvela yöneticilerin kendisini aşamaması, aşanların önünde engel teşkil etmektedir.

Gölge etme başka ihsan istemez, hala geçerlidir.

Bizde büyük, engellenemez bir enerji birikimi var.

Ancak zayi edilip harcanmakta, israf edilmekte, kayba uğramaktadır.

-Selçuk Bayraktar İHA, Süha, Tiha’ların şimdiye kadarki serüvenini anlatırken yaşadığı bürokratik engelleri dile getirdi.

Ancak şu anda dünkü gibi mühendislerin öldürülmesi gibi bir durum yaşanmasa da, bürokratik ve hainane engellemeler kalkmış ve bitmiş değildir.

-Son günlerde siyasi cinayetlerin olacağı iddiası, aslında geçmişten günümüze düşünülen ve yapılan darbe zihniyetinin temennisi, dışa vurmuş hali ve de bir yerlere verilen mesajdır.

Bide’nın başkan olmadan önce içteki muhalif unsurları Sayın Erdoğan’a karşı harekete geçirme faaliyetleridir.

Yani uyuyan hücrelerin uyandırılması ve uyarılmasıdır.

Kanalizasyon kapağı açılmaya ve pislikler etrafa saçılmaya çalışılıyor.

İşte son günlerdeki ve aslında rezil olan ve bir an evvel valizlerini toplaması gereken 10 büyük elçi ve Kavala meselesi, ikinci bir 17-25 Aralık kalkışma fitilinin ateşlenmesidir.

-Gözü yukarıda olanlar hangi makamda olursa olsun iş yapamazlar.

Belediye reisleri, okul müdürleri ve bakanlar gibi.

MEHMET ÖZÇELİK

28-10-2021

No ResponsesEkim 28th, 2021

ŞAHSİYET KAYBI

ŞAHSİYET KAYBI

Gerçekten insan hakkında haklı olarak çok şeyler söylenmiş ancak insanın tam açılımını görmediğimiz veya göremediğimizden dolayı işin çok da farkında değiliz.

Bunu ebediyete kulaç atacak ve kucaklayacak bir varlık diye düşünmeden edemiyoruz.

Tıpkı II. Murat İstanbul’un fethiyle ile ilgili olarak Hacı Bayram Veliye sorduğunda o Zat beşikteki çocuk ile, kendi öğrencisi olan Akşemseddin’i işaret etmişti.

Fatih büyümüş, yaramaz bir çocuktu.

Bunun üzerine baba bu yaramaz oğlu için;

Bu mu İstanbul’u fethedecek? Diye küçümserken, olaya vakıf olan Akşemseddin;

Peder ne der, Kader ne der…

Yani peder adam olarak görmezken, kader fetih ve Fatihi İstanbul’un fethine hazırlıyordu.

Allah-u A’lem, Allah’da bizim görmediğimiz, bilmediğimiz ve de bilemediğimiz sonsuz boyutlarıyla bu insanlara bakıp değerlendirmektedir.

Aslında biz kendimizi bilmiyor, değerimizi anlamıyoruz.

Her insan kendi kemâlatına doğru yol almaktadır.

Allah’da onlar içerisinde kâmil olanları alıyor ve seçiyor.

İnsan gibi kâinatta kendi kemâlatına doğru yol alıyor.

Dökülenler dökülüyor, eleğin üstünde kalıp, alta dökülenler de ortaya çıkıyor.

Allah kâinatı eliyor.

İnsan kâinattan eleniyor.

Tıpkı insan vücuduna giren her şey vücutta kalmıyor. Vücuda liyakat kesbeden, vücutta kalıyor.

Veya kalitesine göre, vücudun kalitesine, vücudun kaliteli yerine yerleşiyor.

İşe yaramayan veya vazifesi biten, kısa veya uzun süre, sonra vücuttan atılıyor.

Kâinatta büyük bir insan olup; her bir insan da kıymetine göre yer almakta, yerini almaktadır.

***************  

Gerçekten zor bir durum. 950 yıl boyunca anlatıp da dinlenilmemesi, üstüne birde tehdit edilmesi, Nuh Peygamberin son raddede ağır bir şekilde helakleri için, ağır bedduada bulunması yerinde bir durumdu.

Öyledir ki; bedduası kabul oluyor ve kavmi helak oluyordu. Oda yer ve göğün ortak hareketiyle.

Hz. Musa hakeza. O da böyle isyankâr bir millete…

Bunu biz içinde 3 veya 5 tane uygunsuz veya uyumsuz çocukların olduğu sınıflardan çok rahatlıkla mukayese edip, anlayabiliyoruz.

Zor iş…

Zor tahammül…

Sürekli aradığımız insanın alıcıları kapalı olduğundan ulaşılamıyor.

Kasıtlı kapalı tutuyor. Kapsam alanı dışına çıkıyor.

************  

Her insan dünyaya gelirken kumaşı uygun, takım elbise bünyesine uygun, kapsayacak ve kavrayacak bir şekilde olabilirken, yırtıp tahrip edilen kumaşlar çöpe gidiyor.

İnsan madden ve manen yıpranıyor. Kişiliği törpüleniyor hatta değiştiriliyor. Yırtık geziyor. Yırtık ve aşınmış olarak yaşıyor.

Topraktan beslenen ağaçlar meyve verirken, topraktan yaratılan insan kavak gibi meyvesiz, neticesiz, nura inkılap edinceye kadar ateşte yanması gerek.

Ya burada yanılacak ya da orada…

Kul olmayan, kül olur.

MEHMET ÖZÇELİK

27-10-2021

No ResponsesEkim 27th, 2021

MANİLERİN DEF’İ

MANİLERİN DEF’İ

DENİZE DÜŞENLER VE YILANLAR

İkide bir Türkiye dengesizleştirilmek için seçim hattı mailine çekilmeye çalışılıyor.

Gerçi yenilen güreşçi yenildiği için, sürekli yenilmekten usanmazmış. Ancak bu sefer yenerim diye cesaretlenen insanlar, hakikaten kendisini ispat etmemiş, kendisini tanımamış, milletin kendisini tanıdığını bilmeyen insanlardır.

Bu insanlar böylece bu millete hizmet için değil, tam tersine hezimete sebep olmak için, sürekli bir şekilde geçmiş yıllarda olduğu gibi seçim lafları ile, seçim yapılmasını istemek atılacak adımları, yapılacak yatırımları ve hizmetlere de mani olmaya çalışmaktadır.

Muhalefet daha doğrusu muhalefetler, muhalefeti kendilerine dayanak yapıp, iktidar yolu ve kapısı görenler; ne yaptıklarıyla ve ne de yapacaklarına hiç bir surette güven vermiyor.

Şaibeli!!!???

-Allah korusun, 2023’ten itibaren iktidar değiştiği zaman, şimdiye kadar askeri alanda, teknolojik alanda yapılan, uzay alanında yapılan yatırımlar inanınız duracaktır. Sekteye uğrayacaktır ve en azından ilerlemeyecektir.

Çünkü bugün İstanbul, İzmir ve Ankara’da daha önceden yapılması tasarlanan şeylerin durumu şu anda nedir? Sadece heykel yapmaktan ve heykel açılışlarından öteye gidemeyen bu insanlar, acaba ne yaptıkları bir yana, acaba yapılanları durdurmuş olmaları bile bu konuda olumsuzluk olarak yetmez mi?

Bunun için bu konuda 2023 ne kadar önemli ise, 2023’ten sonraki ondan daha önemlidir

-Dışarıdakiler Türkiye’deki Bu gelişimi çok iyi görmektedirler. Ondan dolayıdır ki içerideki birtakım kimselerin iktidar hırsını çok iyi değerlendirirler. Onlar çok iyi kullanmaktadırlar.

Gerçekten şimdiye kadar 20 yıldır yapılanlar önemli olaraktan, 2023’ den sonra ne kadar devam edebilecek ve Allah korusun 100 Yıl geriye mi gidecek yoksa büyük bir atak yaparak yüzyıl ötesine bir geçiş mi yapacak?

Türkiye şu anda kavşak noktada ve geçiş noktasındadır, ya olacak ya ölecek ya da 100 yıl daha geriye giderek, 100 yıldır yaşadığı bunca maddi manevi sıkıntıları yaşayacak veyahut da 300 yılı telafi ederek yüzyıl ve 300 yıl öteye bir adım atarak bir geçiş sağlayacaktır.

Hatta bu durum sadece bizi değil, tüm İslam dünyasını ve orta doğuyu yeniden şekillendirmedir.

Büyük Kürdistan hayali, Yunan rüyası, Büyük Ermenistan ideali ve de Diyarbakır, Gaziantep ve Adıyaman’a kadar uzanan va’dedilmiş topraklar.

************  

Devlet midesini temizledikçe zincirlerinden kurtuluyor ve atağa geçiyor.

İnsanlara büyük vaatlerde bulunanlar daha önce de ve de İstanbul’da da vaatlerde bulunmuş ancak vaatlerini gerçekleştirmemiş, aksini yapmıştır.

İndirimde değil, bindirimde bulundular.

Ne garip değil mi, oy uğruna ümitler hapistekilerle dağdakilerin affına bel bağlanmış.

Tıpkı gezidekilere bel bağlama gibi.

Denize düşen yılanlara sarılmaktadır.

Milleti sokup, zehirlese de…

Ancak millet uyandı, hele hele yalancı vaatleri ve ağzının yanmasını unutmadı. Nitekim;” Nadir Nadi, Cumhuriyet gazetesindeki başyazısında CHP’nin yayınladığı beyanname üzerinden şunları söylemektedir: “‘Bizi seçerseniz size şunları şunları vaad ediyoruz’ diye sahifeler karalamak her halde pek inandırıcı bir metod sayılmaz. Bu şartlar altında halk gayet tabii olarak tereddüde düşecek ve bunca tatlı vaidlere girişen iktidar partisinin geçen devrede neler yaptığını kendi kendine soracaktır.”[1]

-Partilerin en büyük problemi kendi içindeki netsizlik yani bulanıklık halleridir.

İçle dışa yansıyan noktanın birbirinden kopuk olmasıdır.

Dindar görünmeye veya dini koruyacağına dair yarım ağız konuşanlar, şimdiye kadarki uygulamalarında bunun hep tersini yapmıştır.

Bir yandan çarşafa rozet takarken, diğer taraftan çarşafları yırtmaktadır.

Beden ile ruh uyuşmazlığı içerisindedirler.

Nitekim;” Nadir Nadi, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde CHP’nin bu durumunu şöyle eleştirmektedir: “Atatürk’ün kurduğu prensiplerden bir kısmı (bilhassa devletçilik ve laiklik) iyice zedelendiği için Halk Partisi kendi ideolojik bünyesine bir çekidüzen vermek zorundadır. Aman sempatik olayım düşüncesiyle softalara avans vermek, yahud da rey kaybetmek korkusu ile iktisadi politikada ileri geri bocalamalara düşmek bir parti için sadece zaaf alametleridir. Yazık ki Halk Partisi bu za’fı göstermiştir.”[2]

Bu dindeki bulanıklığı olumlu bir görüntü haline getirmeye çalışsa da sırıtmaktadır.

“CHP’nin şeyhlerle seçim pazarlığına oturması, DP’nin CHP karşıtı dinsel söyleminin gücünü kırmak amacıyla iktidarda olmanın getirdiği avantajları kullanması ile geliştirilmiştir denilebilir. Örneğin, CHP, Doğu Anadolu’da DP’ye yakın duran şeyhlerin karşısına daha güçlü şeyhlerle çıkarak oradaki etkinliği eline geçirmeye çalışmaktadır. CHP’nin bu duruma açıklaması, ilişkide olunan kişilerin “Cumhuriyet inkılabına inanmış” din adamları olduğu şeklindedir. Buna karşılık CHP, DP’nin ilişkide olduklarını “mürteci” ve “yobaz” olarak suçlamaktadır.”[3]

-“İsparta’da Garip Bir Hadise”, Cumhuriyet, 6 Mayıs 1950. Bu habere göre camide vaaz veren Keçiborlu müftüsü CHP’yi överek bu partiye oy vermenin Allah’ın emri olduğunu söyleyince cemaat karşı çıkarak camiyi terk etmiştir. Bedii Faik, CHP tarafından Adana’da dağıtılan bir tarafı altı oklu muskaların varlığından bahsetmektedir. Faik, s. 46. Zafer gazetesi CHP’nin bastırmış olduğu ve Karaköse’de dağıtılan bir kitapçıkta, CHP’nin bir din gibi halka tanıtıldığını ve DP’nin bir düşman partisi olduğu söylendiğini açıklamaktadır. Kitapçıkta, bu iddiaları desteklemek için birçok hadis ve ayetin kullanılmış olduğu söylenmektedir.”[4]

Kendini ana parti ilan edenlerin geçmişi kabre kadar hatta kıyamete kadar hangi şekle girerse girsin, peşini bırakmayacaktır.

-“DP iktidarının ilk günlerinde dinsel kesimlerin gösterdikleri tepkilere verilebilecek örnekler şöyledir: “Ankara Tacettin camii imamı Tevfık Efendi’nin, 30 Mayıs 1950’de camideki vaazından: ‘Halk Partisi hükümeti kanımızı emiyordu. Milyonları çalıp dinsizliği yaydılar. Allah bizi onlardan kurtardığı için hep beraber, Allah’a ve Demokrat Parti hükümetine dua edelim'”; “Ankara’da Hacı Bayram camiinde 4 Temmuz 1950’de vaaz veren vaiz şöyle konuşuyordu: ‘Cumhuriyet Halk Partililer, Fransa’dan bile daha kafirdirler. Çeyrek asırlık cumhuriyet ve inkılap hareketi, onların bu küfür yoluna sapmalarına vesile vermiştir. Bu gün, iyi idareye sahip olduğumuza göre, Allah indinde inşallah mevkiimiz düzelmiştir.” Aydemir, s. 107; Giritlioğlu, s. 278-279. Sebillürreşad dergisi, DP iktidara geldikten sonra önceki dönemde yapılanların intikamının alındığını şu sözlerle anlatmaktadır: “İşte kendi mevkilerinden bu kadar emin ve mutmain oldukları sırada azabı ilahi başlarına indi. Allah, yine kendilerinden olmak üzere, bir kuvvet halk etti ve kuvveti onlara musallat etti. ‘Ahaznahüm bağteten’ bu kuvvet ansızın onları enselerinden yakaladı, sığındıkları yerlerden söküp attı. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Ümitsizliğe, müthiş bir yeis ve fütura düştüler. İste Allah onlardan böyle intikam aldı. Kim onlar gibi olursa, ondan da intikam almaya kadirdir. ‘Vallahü azizün züntikam’.”[5]

-Bu insanların bir türlü dinle büyük bir problemi var.

İşte bizi yönetenlerden biri Erdal İnönü; “Erdal Hocanın söyledikleri hala kulaklarımda çınlıyordu: “Tanrı yoksa da, olmasını istiyorum. Öldükten sonra yok olmak istemiyorum.”[6] 

Zaten İttihat ve Terakkiden beri meşru yollarla iktidara gelemeyeceklerini bilenler, bunu askeri darbelerle ve toplumda terörü destekleyip besleyerek sürdürmüşlerdir.

-“Seçimlerden sonra, DP ileri gelenlerinin en büyük korkusu, CHP’nin seçimi kaybetmesine rağmen, özellikle İnönü’nün ağırlığına dayanarak ordunun DP’ye karşı yapabileceği bir darbe olmuştur. Bu korkunun sonucunda, DP kısa bir zaman içinde ordu içinde yeni düzenlemelere giderek bir darbe olasılığını ortadan kaldırmaya çalışacaktır. O dönemlerde ordu ile yakın ilişikleri bulunan Bekir Tünay, bütün bu korkuların aslında gereksiz olduğunu, çünkü, ordunun büyük bir çoğunluğunun DP’yi desteklediğini, bunu da subay mahallelerindeki sandıklardan çıkan oylardan anlayabileceğimizi söylemektedir. Hatta, eğer İnönü DP’nin seçimleri kazanması sonucu bunu engelleyecek bir girişimde bulunursa, karşı darbe yapabilecek subayların bile bulunduğunu belirtmektedir.”

Bekir Tünay, Menderes Devri Anıları-Gördüklerim, Bildiklerim, Duyduklarım, (İstanbul: Nilüfer Matbaacılık Tesisleri, 1960?), s., 91-96. Tünay, ordu mensuplarının DP iktidarını istediklerini, çünkü eğer DP iktidara gelirse ordunun daha modern bir görünüme kavuşacağını düşündüklerini iddia etmektedir.”[7]

– 15 Temmuz’un mimarı FETÖ,[8] Çatı Soruşturması kapsamında tanık olarak ifadesine başvurulan Cem Fadıl Bozkurt, 15 Nisan 2018 tarihli ifadesinde İzhak Alaton’un 28 Şubat darbe sürecine dair konuşmalarında,

Alaton’un şöyle konuştuğuna şahit olduğunu söylüyordu:

“Ben bu ülkede tankları yürütebilmek için dört ev verdim!”[9]

-Bu netsizlik bunları kirli oyunlara da sevk etmektedir.[10]

-Bu dün böyle olduğu gibi, bugün de aynen değişik kimselerce de sürdürülmektedir.[11]

 Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

-CHP’li Sağlar skandal sözlerini savunmaya devam etti.

CHP’li Fikri Sağlar, “Türbanlı hakim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var. Bazıları militanca ve ideolojik takıyor” sözleri ile CHP zihniyetinin özüne dönüşünün en net örneği oldu. Skandal sözlerin ardından tepkiler çığ gibi yükselirken Sağlar, başörtüsüyle ilgili çirkin sözlerini savunmaya devam etti.[12]

-2021’in ilk gününde Sözcü’den skandal manşet! Ayasofya’nın ibadete açılmasına felaket dedi.[13]

Tinet meselesi. Herkes kendi tinetinin gereğini yapar. Herkes kendi kabındakini dışarıya boşaltır.

Arı su içer bal akıtır. Yılan su içer zehir akıtır.

karakter meselesi.

Kömür da maden, bakır gümüş de maden, altın ve Elmas da Maden.

Ve Ebu Cehil de insan görünümlü, Hz Ebubekir de insan ama aralarında dağlar kadar fark var.[14]

-“De ki: “Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.” Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.”[15]

Gerçek yüzler şu ifadelerde görülmektedir, bunlar karara başlanmıştır;

Bir yandan irtica bahanesiyle dine, diğer yandan da kızıl kominizme karşı olduklarını ifade etmişlerdir. Age.22.

-“Cumhuriyet, 12 Nisan 1950; Cumhuriyet, 20 Nisan 1950. Ticani tarikatının başı olduğu gerekçesiyle tutuklanan Kemal Pilavoğlu, mahkemedeki savunmasında, evlerinde tarikat toplantısı değil CHP’ye oy vermeleri için çevresindeki insanlara propaganda yaptığını söylemiştir. Mahkemede iken, müritlerinin dışarıda olay çıkartması, Kemal Pilavoğlu’nun tarikat bağlantısı olduğunu kanıtlamaktadır. Fakat, savunmasında CHP propagandası yaptığını söylemesi doğru olabileceği gibi, verilecek cezadan kurtulabilmek için iktidara yakın görünmeye çalışmasının da bir sonucu olabilir.”[16]

-1950’deki seçimlerde; Demokrat Parti dört buçuk milyon oyla 434, Halk Partisi ise dört milyon oyla yalnız elli küsur yer kazanmıştı.

Demokrat parti millete ve milletin değerlerine kulak vermiş, değerlendirmiş ve değer vermişti.

“Mûsâ tayin ettiğimiz vakitte buluşmak üzere kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Mûsâ dedi ki: “Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.”[17]

**************   

Kime oy verdiniz ve vereceksiniz?

Kime oy verirseniz verin ancak bilinçli verin.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…

Zira bu durum dünya ve ahiret büyük sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.

Eğer oy verdiğiniz dağdaki eşkiyayı devlet dairelerine yerleştirmeyi, kaymakam yapmayı, vali yapıp cumhurbaşkanı yapmayı düşünen Marksist, sosyalist, terörist biri mi veya onlarla beraber hareket edip hapistekilerin çıkarılacağını söyleyip adeta hukuksuzluğu uygulayacağını söyleyen bir zihniyet mi?

Eğer gerçekten hapistekiler masum ve hukuksuzsa, o bugün de mücadele edilip, bugün de çıkarılmalıdır.

Yani bu insanlar yüz yıllık zaten ortada olan zihniyet ve uygulamalarıyla acaba bu milletin değerlerini ne kadar temsil etmektedirler?

Zihniyet, yaşayış ve uygulama, kökü ve tarihinin nereye bağlı olduğu veya kopuk olup olmadığı göz ardı edilebilir mi?

Bu millet veya milletin fertleri nasıllarsa elbette kendi gibilerini seçer ve tercih ederler.

Seçtiğine bak, kendini gör.

-Geçmiş yıllarda maliyenin bir sloganı vardı; Vereceğiniz her vergi size yol, köprü, çeşme ve cami olarak geri döner.

Aynen bunun gibi de; verilen her oy bize ya terör, ya dünya, ya ahiret, ya kazanç ya da kayıp olarak geri döner.

Kimi desteklememiz, kimle olup, kimle yürümemiz gerektiğine bakmalıyız.

Oklar kime gidiyor? Kim kimi niçin hedefliyor?

Artık tarafsızlık kalkmıştır. Zira bi-taraf olan, ber -taraf olur.

Karınca misal.. Sinsi Fir’avun-cuklar ve Nemrutlarla görünmek isteyen var mı?

Kişi sevdiğiyle beraberdir.

Allah sizi sevdiğinizle beraber etsin.

-Yüz yılın kavşağındayız.

Dünya darbelerle karşı karşıya.

Biz hariç olabilir miyiz?

-İki sıkıntımız var. Biri, bu toprakların başkaları tarafından sürülmüş olması.

Diğeri ise, o tarlaya bize aid olmayan tohumların ekilmiş olmasıdır.

Ayrık otları da cabası.

MEHMET ÖZÇELİK

18-09-2021


[1] Nadir Nadi, “C.H.P. Beyannamesi”, Cumhuriyet, 29 Nisan 1950.” 1950 SEÇİMLERİ V E PROPAGANDA. Sinan YİLDİRMAZ.

[2] Nadir Nadi, “Başlarken”, Cumhuriyet, 29 January 1950. Seçimlerden önce açılan türbeler ve açılış tarihleri şunlardır: Gazi Osman Paşa, 5 Nisan 1950; Barbaros Hayrettin Paşa, 18 Nisan 1950; Kanuni Sultan Süleyman, 20 Nisan 1950; Yavuz Sultan Selim, 21 Nisan 1950. Age.16.

[3] Haluk Durukal, “Doğu Anadolu’da Her İki Parti Ateşle mi Oynuyor?”, Cumhuriyet, 29 Nisan 1950. Tarikat şeyhi olduğu iddiasıyla DP’den çıkartılan milletvekili adaylarının, daha sonra CHP listelerine alındığı da söylenmektedir. Haluk Durukal, “Diyarbakır’da Baskı İddiaları Ortaya Atıldı”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 1950.Age.17.

[4] Zafer, 25 Şubat 1950.Age.17.

[5] Eşref Edib, “Hakka Arka Çevirenlerin Akıbeti”, Sebillürreşad, IV, 78 (Mayıs 1950), s. 36.Age.18.

[6] https://www.karar.com/yok-olmak-istemiyorum-1592588

[7] Tünay, s. 96.Age.21.

[8] 15 temmuz darbe planları

https://www.yenisafak.com/foto-galeri/gundem/akinci-ussunde-yapilan-aramada-bulundu-fetonun-darbe-plani-valizden-cikti-2054182

https://www.haber7.com/guncel/haber/3154524-mavi-valizden-hain-darbe-planinin-detaylari-cikti-erdogan-detayi-dikkat-cekti

[9] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/kapali-kapilarin-ardindaki-cevik-bir-2059421

[10] https://www.ensonhaber.com/gundem/iyi-partili-bahadir-erdemin-escinsellere-destek-videosu-ortaya-cikti

https://www.facebook.com/656108373/posts/10159036464383374/

https://www.haber7.com/foto-galeri/65820-18-kasim-gazete-mansetleri

https://www.haber7.com/foto-galeri/66568-chpnin-2020ye-damga-vuran-yalanlari

[11] http://www.tesbitler.com/index.php?s=chp

https://www.google.com.tr/search?q=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&prmd=nisv&sxsrf=ALeKk0271uOGTw4JfsBCIZEQgtDhjGRtdg:1593701310697&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=2ahUKEwiiwYGE6K7qAhVpzoUKHUbUDbEQ_AUoAnoECA0QAg&biw=360&bih=559&dpr=3

https://www.google.com.tr/search?biw=360&bih=559&tbm=vid&sxsrf=ALeKk03dIPhGMXn_u6thFXEjbZG6XT9zQg%3A1593701866422&ei=6vX9XrezGZuP1fAPpvuTqAI&q=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&oq=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&gs_l=mobile-gws-serp.12…0.0.0.18746.0.0.0.0.0.0.0.0..0.0….0…1c..64.mobile-gws-serp..0.0.0….0.Ob69L44BQ4c

https://www.google.com.tr/search?q=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&prmd=nisv&sxsrf=ALeKk014XoZFjDD9xKYY934p-PIx1N41SQ:1593701890995&source=lnms&sa=X&ved=0ahUKEwi4styY6q7qAhWdUBUIHVD_Ag4Q_AUIEygA&biw=360&bih=559&dpr=3

[12] https://m.haber7.com/guncel/haber/3051551-chpli-saglar-skandal-sozlerini-savunmaya-devam-etti

[13] https://m.haber7.com/guncel/haber/3051576-2021in-ilk-gununde-sozcuden-skandal-manset-ayasofyanin-ibadete-acilmasina-felaket-dedi.

[14] https://www.haber7.com/siyaset/haber/3045814-hdp-haddi-asti-terorist-cenazelerine-gidecegiz

[15] İsra.84

[16] Age.17.

[17] Araf.155.

No ResponsesEkim 27th, 2021

FIKIH BİLMEZ BEDEVİLER

FIKIH BİLMEZ BEDEVİLER

“Râsibî, Basra’da bulunan Hâricîlere yazdığı mektupta onların kendilerine katılmalarını, iyiliği emredip kötülükten menetmelerini istemişti[64]. Râsibi’nin bu teklifine olumlu cevap veren Basra Hâricîleri, Nehrevan Köprüsünde toplanmış olan Kûfe Hâricîlerine katılmak üzere Basra’dan çıkıp, Nehrevan’a yaklaşmışlardı. Bu arada, içlerinde Abdullah b. Habbab b. Erett ile doğumu yaklaşmış bir derecede gebe bulunan karısı veya cariyesi olan, bir topluluğa rastladılar. Abdullah b. Habbab’ın[65] boynunda bir Kur’ân asılı idi.

Hâricîler, Abdullah’a kim olduğunu sordular; ona, kendisini güvende hissetmesi gerektiğini söylediler ve sorularını doğru cevaplamasını istediler. İlk olarak, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hakkındaki görüşlerini sordular. Habbab, onları hayırla andı. Hz. Osman’ı sorduklarında ise, onun başlangıçta da sonrasında da haklı olduğunu ifade etti. Hz. Ali ile ilgili sorularına ise, “O, Allah’ı sizden daha iyi bilir ve dindeki ittikası sizden ziyadedir, görüşü de sizden daha açıktır.” cevabını verdi. Hâricîler İbn Habbab’ın verdiği bu cevaplardan memnun olmadılar ve kızarak şöyle dediler: “Sen havaya uyuyor ve kişileri işleri ile değil, adları ile tanıyorsun. Allah’a yemin ederiz ki, seni görülmedik bir şekilde öldüreceğiz.”

Bundan sonra, Abdullah’ı hamile olan eşi ile birlikte alıp, kollarını arkasına bağladılar ve yolda bir hurmalığa vardılar. Abdullah bunlara; “Ben Ehl-i İslam’ım, öldürülmemi gerektirecek bir harekette bulunmadım. Ayrıca size ilk rastladığımda bana emniyette olduğumu söylediniz” dedi. Ancak onlar, “Senin boynunda asılı olan Kitab, bize senin öldürülmeni emrediyor” diyerek, İslamiyet’e büyük hizmetler etmiş, birçok gazalarda bulunmuş bu önemli zatı yere yatırıp koyun keser gibi kestiler; karısının da hiçbir suçu yokken onun feryat ve yalvarmalarına bakmadan karnını yararak şehid ettiler. Ayrıca bu kafilede bulunan diğer dört kadını da kestiler[66].

Haber Hz. Ali’ye ulaşınca, olayı soruşturmak üzere el-Hâris b. Mürre’yi görevlendirdi. Hâris, oraya varır varmaz, Hâriciler tarafından sorgusuz sualsiz öldürüldü. Bunun üzerine, Hz. Ali’nin yanındakiler dehşete kapılarak, Muâviye’nin üzerine gitmeden, öncelikle Hâricilerin işinin bitirilmesi gerektiğini söylediler. Zira onlar, Şam’a gittiklerinde geride kalan ailelerine ve mallarına Hâricilerin zarar vereceklerinden korkuyorlardı.

….Abdullah b. Habbab’ı ve masum kadınları şehit ettikleri hurma ağaçları altında bir Harici, ağaçtan düşen bir hurmayı ağzına almıştı. O, “bedelini vermediğin bu hurmayı nasıl yersin?” diye arkadaşları tarafından öldürülmüştü[73]. Yine bu sırada zimmilerden birinin domuzu orada dolaşmaktaydı. Hâricilerden biri kılıcıyla bu hayvanı öldürdü. Hârici arkadaşları onu; “Yeryüzünde fesat icra ediyorsun” diye öldürmeye kalkıştı. O ise, domuz sahibini buldu, onu razı etti ve böylece ölümden kurtuldu.

….Hâriciler, bir Hıristiyandan bir hurma ağacı istediler. Adam; “Alın sizin olsun” dedi. Onlar ise; “Vallahi bunu parasız almayız.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hıristiyan adam; “Bu ne garip şey, Abdullah b. Habbab gibi bir adamı öldürüyorsunuz, fakat bizim hurma ağacımızı para vermeden almak istemiyorsunuz?” dedi[75]. Böylece Hâriciler; “iyiyi emr, kötüyü men” hükmünü yerli yersiz uyguladılar.

….Mu’tezile’nin önde gelen isimlerinden biri olan Vâsıl b. Ata, arkadaşları ile çıktığı bir yolculukta Hâricîlerden bir gurubun kendilerine doğru geldiğini gördü. Arkadaşları bu durumdan çok korktular. Vâsıl, arkadaşlarından kendisini Hâricîlerle yalnız bırakmalarını istedi ve bir çaresini bulup kurtulacakları yolunda ümit verdi. Arkadaşları, yaklaşan Hâricîlerin korkusundan dehşete düşmüş bir vaziyette idiler ve ümitlerini Vâsıl’ın bulacağı çareye bağlamışlardı. Hâricîler yanlarına geldiğinde, aralarında özetle şöyle bir konuşma cereyan etti: Hâricîlerin; “Siz kimlersiniz?” sorusuna Vâsıl; “Allah kelamını dinlemek ve hudud-u İlâhiyi öğrenmek isteyen müşrikleriz.” şeklinde cevap verdi. “Dehaletinizi kabul ettik” diyen Hâricîlere Vâsıl, kendilerine talimde bulunmalarını istedi. Bunun üzerine Hâricîler, kendilerinin ahkamını onlara tebliğ ettiler. Vâsıl da “Ben ve arkadaşlarım söylediklerinizi kabul ettik” dedi. Bunun üzerine Hâricîler, Vâsıl ve arkadaşlarına kendileri ile birlikte yürümelerini, artık bundan böyle arkadaşları olduklarını söylediler. Vasıl ise onlara; “Buna hakkınız yoktur, çünkü Allahu Teâlâ kitabında; “Eğer müşriklerden biri sana sığınacak olursa, Allah’ın sözünü dinleyinceye kadar onu koru. Sonra da onu güvenilir bir yere gönder.[69]” buyuruyor. Siz bizi, emin olacağımız yere götürmeye mecbursunuz.” dedi. Bunun üzerine Hâricîler birbirlerine bakındılar ve buna mecbur olduklarına karar verdiler. Kalkarak Vâsıl ve arkadaşlarını gidecekleri yere kadar götürdüler.

….Hâricîlerden bir grup, bir gün yolda giderken bir müslümanı ve bir hıristiyanı yakalamışlar, müslümanı öldürüp, zimmet-i nebeviyeyi muhafaza düşüncesi ile hıristiyana dokunmamışlardı.

…(Necdet b. Âmir el-Hanefî) demiştir ki: “Kim küçük bir günah işler veya küçük bir yalan söyler ve bunlarda da ısrar ederse, o kimse müşriktir. Fakat üzerinde ısrar etmeksizin, zina eden, hırsızlık yapan ve içki içen biri, inanışında kendisine uyanlardan olmak şartıyla, Müslümandır.” 

…..Hz. Ali’nin Hâricilere yaptığı şu konuşma, konumuzla ilgili güzel bir örnektir:

“Hele benim hata ettiğimi ve saptığımı iddia ediyorsunuz. Peki neden bütün ümmet-i Muhammed’i de sapıklıkla itham ediyor, benim hatam yüzünden onları hesaba çekiyor ve onları, benim günahlarım sebebiyle kafir sayıyorsunuz? Kılıçlarınız devamlı havada, onları suçluya da indiriyorsunuz, suçsuza da. Suçsuzu, suçlu ile karıştırıyorsunuz. Halbuki siz, Rasulullah (s.a.v.)’in evli olduğu halde zina eden kişiyi recmettirdikten sonra, cenaze namazını da kıldırdığını, daha sonra da mirasçılarını ona varis yaptığını; haksız yere birini öldürene kısas uyguladıktan sonra onun terekesini mirasçılarına dağıttığını, hırsızın elini kesip, evli olmadığı halde zina edene dayak attırıp daha sonra ganimet malından hisse verdiğini ve bunların Müslüman kadınlarla evlendiğini çok iyi bilmektesiniz.”

….Hâricîler, kendilerini gerçek Müslüman, diğer Müslümanları ise kafir, zalim ve fasık olarak görmekte idiler. Yaptıkları toplantılarda sürekli bunu dile getiriyorlar ve cihad konusunu sıklıkla işliyorlardı. Özellikle, Allah’ın verdiği güç ve takat nisbetinde kendi dışındakilerin yüzlerine ve alınlarına kılıçlarıyla vurmalarını istiyorlardı[102]. Bu durum onların hayat felsefesi olmuştu. Onlardan Sıffin’de ilk kılıç çeken şahıs, Urve b. Üdeyye’dir. Urve, Ziyad zamanında öldürülmüş ve hizmetçisine efendisinin özelliklerini anlatması istenilmişti. O da, onun önüne hiçbir zaman gündüzleri yemek koymadığını ve geceleri de yatak sermediğini söylemişti[103]. Görülüyor ki, Hâriciler şahsi yaşayışlarında son derece ibadetlere düşkündüler. Ancak onlarda başkalarıyla olan ilişkilerinde ve dini anlatmada denge bulunmamaktaydı. Aynı durumu zamanımızda da gözlemek mümkündür.

…..Bediüzzaman Said Nursi büyük günahların insanı dinden çıkarmayacağı, bu konuda Haricilerin hata ettiğini ifade ile şöyle der:

“Sonra, sabık işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlıklı çok noktaları aydınlattı. O nur ile lillâhilhamd, hem Kur’ân-ı Hakîmin azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu; hem ehl-i imanın desâis-i şeytaniyeye kapılmaları imansızlıktan ve imanın zayıflığından olmadığını; hem günah-ı kebâiri işleyen küfre girmediğini; hem Mutezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi “Günah-ı kebâiri irtikâpeden kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır” diye hükümlerinde hata ettiklerini; hem benim o biçare arkadaşım da yüz ders-i hakikati bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukut ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım, Cenâb-ı Hakka şükrettim, o vartadan kurtuldum. Çünkü sabıkan dediğimiz gibi, şeytan, cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gadabiye ise, şeytanın desiselerine hem kabile, hem nâkile iki cihaz hükmündedir.

İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakkın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur’ân-ı Hakîm’de peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor. Bismillâhirrahmânirrahîm kelime-i kudsiyesini her sûre başında tekrar ile ve her mübarek işlerde zikrine emretmesiyle, kâinatı ihata eden rahmet-i vâsiasını melce ve tahassungâh gösteriyor ve فَاسْتَعِذْ emriyle, اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ kelimesini siper yapıyor.”[1]

…Belki biraz zamana bırakmakla birlikte, Taliban ve Afganistan’ın geleceği ve ABD’nin 20 yıl sonra tıpış tıpış Afganistan’ı altın tepside,altı kirli vaziyette teslim etmesi ibret amizdir.

Zaman en büyük müfessirdir.

Derleyen: MEHMET ÖZÇELİK

18.10.2021


[1] https://www.iikv.org/arsiv/2214-islam-tarihinde-farkliliklara-tahammulsuz-bir-firka-olan-haricilik-ve-gunumuze-yansimalari

No ResponsesEkim 18th, 2021

FİRAVUNLAR MUSALARIN PEŞİNDE

FİRAVUNLAR MUSALARIN PEŞİNDE

Kovid son bir ayda hamile ölüm oranını 22 kat artırdı.

Dünyayı saran ve çok sayıda ölüme neden olan yeni tip koronavirüs, herkesi olduğu gibi anne adaylarını da tedirgin ediyor. Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Bölümü Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, Türkiye’de ve dünyada son 1 ayda hamile ölüm oranının 22 kat arttığını söyledi.[1]

Yoksa bu durum Musa’nın doğmasına engel olmak için midir?

Ortada bir firavunluk olduğu kesin.

Eskinin bir Firavun’una karşı, şimdi firavunlar ittifak etmiş, Musaların doğumunu engellemeye..!!

Birileri belli ki rüya görmüş.

Yorum ise; Adı sanı bilinmeyen, suda bulunan Musa’nın ve Musaların tehdit oluşturacağı

Ancak bu onun tacının düşmesine, tahtının yıkılmasına yönelik bir gelişme olarak tecelli edecektir, İnşaallah…

************ 

Bütün çaba, batının içte ve dışta giriştiği tüm entrikalar Musa’nın ve Musaların doğumunu engellemek.

Gerekirse bu uğurda binleri değil, milyonları bile gözlerini kırpmadan öldürmeyi hedeflemektedirler.

Suriye’de bir milyon, Irak’ta bir milyon iki yüz ellibin insanın ve de Afganistan gibi İslam dünyasında yapılan imhalar hep firavun ve firavunların taçlarının korunmasına yönelik öldürmelerdir.

Kanlarla yıkanan taçlar…

Firavunlar Musaların peşinde…

Firavunlar hayatta, Musa ve Musalar dünyanın rahminde…

Firavunlar kıtalar gezip, doğacak Musaları arıyor.

-“Özür dilemedi: Papa, Fransa’da 216 bin çocuğun cinsel istismar mağduru olması nedeniyle üzgün.

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Fransa’daki kiliselerde 1950’den bu yana 216 bin çocuğun cinsel istismar mağduru olmasından büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Franciscus’un istismarlar nedeniyle mağdurlardan özür dilememesi dikkati çekti.[2]

*************  

Yıllardır evrim teorisi ile İnsanı maymundan türetemeyip getiremeyenler, insanları maymun, domuza ve de maymun, domuz ahlakına götürecekler.[3]

************* 

“Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgâr sert esti. Üç tüy düştü şeytandan. Birisi paraya yapıştı, diğeri makama, öteki de ihtirasa. O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı…” Dostoyevski

MEHMET ÖZÇELİK

16-10-2021


[1] https://video.haber7.com/video-galeri/195239-son-bir-ayda-olum-orani-22-kat-artti-7-ekim-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[2] https://www.yenisafak.com/dunya/ozur-dilemedi-papa-fransada-216-bin-cocugun-cinsel-istismar-magduru-olmasi-nedeniyle-uzgun-3705632

https://m.haber7.com/dunya/haber/3148371-fransiz-kiliselerindeki-cocuk-istismari-avrupanin-mansetlerinde

[3] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/evrim-bilimsel-degildir/

http://www.tesbitler.com/2015/01/02/e-v-r-i-m-t-e-o-r-i-s-i/

http://www.tesbitler.com/2019/09/07/ilk-insan/

No ResponsesEkim 16th, 2021

KANAYAN YARAMIZ

KANAYAN YARAMIZ

Hassas karnımız, kanayan yaramız, iltihaplı uzvumuz, 1400 yıllık hüznümüz Cemel ve Sıffin vakalarıdır.

Hassas karnımızı Cemel ve Sıffin vakalarında Peygamber Efendimizin eşi Hz Aişe’den Cennetle müjdelenenlere kadar olan şahsiyetler bulundu.

Ancak fitnenin onların bütün parlaklıklarını gizlemiş olduğu ve bir kıvılcımın koca ormanı yaktığı gibi; fitne ateşi de Cemel ve Sıffin de çok sahabi şahsiyetleri yaktı.

Bugün aynı oyun Cemel ve Sıffin Vakası doğrultusunda alevi-sünni bahanesiyle, İslam  dünyası birbirleriyle karşı karşıya getirilmektedir.

Suriye bu yöntemle dağıldı ve dağıtıldı. Bir milyon insan ölüp, milyonlarca insanda farklı yerlere dağıldı. 4,5 milyon kadar Türkiye’de bulunmaktadır.

Beyrut’ta da aynı şekilde oyun sergilenmektedir.

İslam dünyası böylece farklı olan grupların birbirleriyle çatıştığı bir ortama itilmektedir.

Yok edilmeye, yıpratılmaya ve en azından gücünün azaltılmasına, kaos ortamının oluşturulmasına sebep olunmaktadır.

-1970’ten bu yana Türkiye’de Kahraman Maraş ve Çorum olaylarıyla bu sürekli alevlenmeye çalışıldı, hala da bitmiş değil.

Şu anda da her yönüyle tahrik edilmeye, yıpratılmaya çalışılıyor.

Afganistan’da nitekim öyle oldu. Son haftalarda iki cuma peş peşe şiilerin bulunduğu camiler bombalanarak, ölümlere ve birçok İnsanın yaralanmasına neden oldu.

Evet batı dünyası, gizli dinsiz komiteler İslam dünyasını alevi-sünni diye aynen asr-ı saadet’te olduğu gibi, başlangıçtaki noktaya çekmeye çalışmaktadırlar.

Müslümanı Müslümana kırdırmaya çalışmaktadırlar.

*************  

20 yıl Afganistan’da kalan ABD, yeteri kadar Afganlıyı öldüremeyip, bunun yöntemini değiştirerek tıpkı Irak’taki gibi terör saldırılarıyla, sürekli kaos ortamı oluşturmayı hedeflemektedir.

Evet, Afganistan Irak gibi yapılmaya çalışılıyor.

Özellikle Şii camisine yapılarak, alevi Sünni çatışması ve arkasından sünni camilerin bombalanmaya başlamasıyla körüklenmeye çalışılıyor.

Haçlı zihniyeti Suriye’de uyguladığı mezhep kavgasını, tüm İslam dünyasına uygulamaya çalışıyor.

*************   

BATI BALTASININ BİZDEKİ SAPI: İRAN

Lübnan’daki Hizbullah’ın ilk genel sekreteri Subhi et-Tufeyli, İran’ın Dağlık Karabağ krizinde neden Ermenistan’ın yanında yer aldığını açıkladı. Tufeyli, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in kendisine ”Türkiye’nin önünde koridor olması için Ermeniler ile birlikteyiz” dediğini iddia etti.[1]

Bunu İran körüklemekte, batının oyunu, oyuncağı ve piyonu olarak.

İçimizdeki Truva atları…

-Almanya’da Alevilik din olarak kabul edildi! ‘Yeni bir çatışma hedefleniyor’[2]

-Erdebili okulu 3 kuşak sonra Şiiliğe geçip, Şah ismaile de katılmıştır.

Yavuz Sultan Selim 1502 yılında Şah İsmail’le başlayan Şiiliği, bugün İran’ın uyguladığı yayılmacı haliyle olan çıkışını engellemiş, durdurmuştu.

-“Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ zaferinin ardından İran üzerinden Ermenistan’a, oradan da Avrupa’ya gönderilen çok miktarda uyuşturucu ele geçirdiklerini belirterek “Bu Ermenistan’ın yaklaşık 30 yılda İran ile birlik olarak Azerbaycan’ın daha önce işgal altında bulunan topraklarını Avrupa’ya uyuşturucu güzergahı olarak kullandığı anlamına geliyor.” dedi.”[3]

-“Aliyev’den ağır suçlama: İran, Karabağ’da uyuşturucu hattı kurdu.”[4]

MEHMET ÖZÇELİK

16-10-2021


[1] https://video.haber7.com/video-galeri/195177-iran-haddi-asiyor-zarifin-turkiye-hakkindaki-skandal-sozlerini-boyle-acikladi

[2] https://www.haber7.com/dunya/haber/3044406-almanyada-alevilik-din-olarak-kabul-edildi-yeni-bir-catisma-hedefleniyor

[3] https://www.haber7.com/dunya/haber/3151823-aliyev-ifsa-etti-cok-konusulacak-iran-ermenistan-cikisi

[4] https://www.yenisafak.com/dunya/aliyevden-agir-suclama-iran-karabagda-uyusturucu-hatti-kurdu-3707176

No ResponsesEkim 16th, 2021

ABD VE BATI MEDENİYETİ

ABD VE BATI MEDENİYETİ

Batı medeniyeti menfaat üzerine kurulu bir medeniyettir.

Menfaati olan şey ne olursa olsun, değerlerini ve inançlarını ayak altına almak da olsa, menfaatleri önceliklidir.

Kısaca batının dini, ya menfaatleridir veya menfaat üzerine kurulu bir dindir.

İslam dünyası ve de memleketimizde piyon olarak, ihanet şebekesi olarak ve de dinsiz komiteleri ve parayla besledikleri yazarları desteklemesi hep o menfaat üzerine kurulu olan siyaseti gereğidir.

20 yıl sonra da olsa, Afganistan’dan ayrılırken casus ve piyon olarak kullandığı elemanlarını orada Taliban’ın kucağına attı.

Aynı şekilde; hiç şüphe yok ki; yarın veya bir sonraki gün PKK- YPG ve kullandığı her türlü oyun aletini kıracak, ortada bırakacaktır.

Bakın başınızın çaresize, diyecektir.

Pkk bunun tehlikesini duyunca Biden’ dan garanti aldığını söyledi.

Menfaatinden başka onlarla kendisini bağlayan gerek geçmişten ve değerlerden hangi bir şey var ki?

Artık Allah bir kere bize yürü kulum, dedi.

Zincirler kırıldı.

Yüz yıl sonra sürünen felçli çocuk, ayağa kalktı.

Sancağı düşürdüğü ve yarım kaldığı işinin başına tekrar geçti, o da maddi ve teknolojik imkânlarla.

Bunu engelleyemeyeceğini çok iyi bilen ve içimizdeki bir kısım beyinsizlerden çok daha iyi farkında olan batı, bütün çabasıyla bunu geciktirmeye çalışıyor.

O da; çatışma ortamını hazırlamak ve toplumu basit meselelerle meşgul ederek, kaos ortamı oluşturmak.

CIA’in ajanı Graham Fuller; ”Türkiye daha fazla İslami olmamalı: Türkiye’nin daha çok Sol’a ihtiyacı var.”[1]

-İçimizde güya bizden yani bu milletten görülüp de, ihanet şebekesi içinde olanlara şunu derim;

Gerçekten şu üç günlük dünyada fırıldak olmaya gerek var mı?

Gerçekten makam için, mal için, geçici dünya için bu kadar 72 takla atmaya… Gerçekten var mı ki; içi ayrı, dışı ayrı, görüntüsü ayrı, bulunduğu yer ayrı, 50 yerde fırıldak gibi dönen insan, adeta kiralık kiralanma gibi, her tarafta rengi farklı, bukalemun gibi renklere bürünmeye;

Gerçekten şu üç günlük dünyada gerek var mı bunlara…

Elbette yok.

MEHMET ÖZÇELİK

02-10-2021


[1]https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/bugunku-derin-taslar-nasil-dosendi-filmi-geriye-sarip-birlikte-izleyelim-2059735

https://www.yenisafak.com/gundem/cetede-tsknin-ucus-kayitlari-cikti-3702641 PKK niye bitmiyor, anlaşılıyor, değil mi?

https://m.yeniakit.com.tr/haber/iyi-parti-genel-baskani-meral-aksenerin-gundeme-bomba-gibi-dusen-28-subat-videosu-1567523.html

https://video.haber7.com/video-galeri/192069-aksenerin-28-subat-soylemleri-gundeme-damga-vurdu

No ResponsesEkim 2nd, 2021

İBRETLİ NOTLAR

İBRETLİ NOTLAR

SESLİ DİNLE: https://youtu.be/JPsxUVd8r5k

Bir hanımefendi anlatıyor :
“Biraz fasulye ve biraz pilav alarak bakır bir tepsiye koydum. Üzerine patlıcan, salatalık ve bir kaç tane kayısı ekledim….Tam dışarı çıkacaktım ki babam sordu:
“- Nereye gidiyorsun kızım ? “
“Ninem bunları kimsesiz yaşlı adama götürmemi söyledi” diye cevap verdim.

Bunun üzerine babam:
“- Şöyle yap. Mutfaktan bir kaç tabak daha getir. Her bir şeyi ayrı tabağa koy ve tepsiyi güzelce düzenle. Yanlarına kaşık, bıçak ve bir bardak su da koy, öyle götür” dedi.

Dediklerinin hepsini yaptım ve elimdekileri dedeye götürdüm. Dönünce babama neden böyle yapmamı istediğini sordum. Babam :
“Yemek ikram etmek ‘Mal’ sadakasıdır. Bir şeyi düzgün vermek ise ‘Gönül’ sadakasıdır. Birincisi karnı doyurur; ikincisi ise kalbi doldurur.
Birincisi, kimsesiz dedeye, yardım isteyen dilenci hissini verir. İkincisi, yakın bir dost, iyi bir misafir olduğu hissini verir.” diye cevap verdi ve devam etti :
“-Maldan vermek ile gönülden vermek arasında büyük bir fark vardır. Gönülden olanın hem Allah katında hem de insanlar yanında değeri daha büyüktür.” Dedikten sonra biraz durdu. Sonra gözlerimin içine bakarak sözlerini şöyle tamamladı:
“- Bak yavrucuğum. Yapacağımız ikramlar, sevgi ve iyilikle birlikte olsun. Sakın aşağılayıcı ve küçük düşürücü olmasın”.

***********

ASLUHÛ NESLUHÛ

Bir gün bir sultan, bahçıvanının yanına uğrayıp, kendisine hediye edilen tayı sorar.
– Bahçıvan efendi! Nasıl bizim tay?
– Asluhû nesluhû (aslı neyse nesli de odur), sultanım.
– Nesi var ki?
– Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar. Ancak bizim tay adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.
Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır ve tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister. Tayı hediye eden adam der ki:
– Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra annesi öldüğü için onu ineğe emzirttik.
Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur ve sultan adamlarına emreder: Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek.

Başka bir zaman sultana güzel görünüşlü iri bir hindi hediye edilir.
Bir müddet sonra sultan bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar.
– Asluhû nesluhû, sultanım.
– Bahçıvan efendi, bunun neyi var?
– Sultanım, asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca başlar ötmeye. Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor. Galiba bunun da soyunda bir bozukluk var.
Sultan, işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır. O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin, ördek yavrularıyla birlikte büyüdüğünü anlatır. Bu meselenin de sırrı böylece anlaşılmış olur. Ve padişah emreder: Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek.

Sultan, güzel bir günün sabahında bahçede yalnız başına dolaşırken, bahçıvan gözüne ilişir ve ona doğru yaklaşarak;
– Bahçıvan efendi, bende de bir sıkıntı var mı? der.
– Asluhû nesluhû, efendim.
– Bende de mi? der ve hemen son demlerini yaşayan annesine koşar.
– Anacığım, inan sana kırılıp küsmem, kızmam da. Bende bir sıkıntı var mı?
Annesi durur, sıkıla sıkıla başlar anlatmaya:
– Oğul, babanla evlendiğimizde baban çok yaşlıydı, ben daha 15-16 yaşlarında genç, güzel bir kızdım. Gençliğimin duygularına kapılıp bir hata ettim. Sen bizim sarayın aşçısının oğlusun.
Hakikati öğrenen sultan, bahçıvana seslenir:
– Ey olayların perde arkasından bizlere sırlar sunan değerli insan!
Tay ve hindinin durumlarına vakıf oldun, anladık ta benim durumumu nasıl anladın? Bu nasıl bir bilgeliktir? Söyle bakalım bana.
– Ey yüce Sultan, bunu anlamaktan daha kolay ne var? Benim bildiğim sultanlar, ödül verirken “Verin bir kese altın!” der. Sen ise, “Verin fazladan bir kap yemek!” diyorsun.
Sultan adamlarına seslenir: Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek.

Asalet önemlidir. Nesiller aslına çeker. “Asil azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, onun da aslı ayrandır” demiş atalarımız. Sultan için “Otu çek köküne bak” sözü cuk oturursa da, diğer örnekler için eğitimin önemine işaret etmek gerekir. Ancak, “Soysuza silah vermişler, çekip babasını vurmuş” sözü de boşuna söylenmemiştir.
**************

[KISSADAN HİSSE…
Bir gün Hızır (a.s.) hamamda yıkanan bir ihtiyarın yanına yaklaşmış.
İhtiyar kendi kendine yıkanmaktaymış.
Hızır demiş ki:
– Ey ihtiyar! Gençliğinde yaşlılara yardım etseydin şimdi şu gençler de sana yardım ederlerdi.
İhtiyar adam şöyle cevap vermiş: – Ben gençliğimde yaşlılara yardım ederdim ama zamane gençliği şimdilerde yardım etmez olmuş.
Hızır (a.s.) bir taraftan ihtiyar adamın sırtını keselerken bir taraftan da konuşmaya devam etmiş:
– Demek ki yaptığın yardımları içinden gelerek yapmamışsın, ALLAH ’IN sevgisini kazanamamışsın, yoksa ettiğin o hayrı neden görmeyeceksin ki?
İhtiyar adam şöyle demiş:
Eğer yaptığımı ALLAH  cc  için yapmasaydım, O’nun sevgisini kazanmasaydım, ALLAH  bugün benim sırtımı Hızır’a keseletir miydi?
Hızır (a.s.) duydukları karşısında çok şaşırmış.
ALLAH ’IM demiş, bana verdiğin Seni sevenlerin listesinde bu ihtiyarın adı yok, bu nasıl olur? Yüce ALLAH  şöyle buyurmuşlar:
“Ey Hızır! Biz, bizi sevenlerin listesini sana verdik ancak bizim sevdiklerimizin listesi bizim yanımızdadır…
ALLAH’IM  bizleride sevdiklerinin listesine dahil eyle. AMİİİİN

************* 

Münir Özkul’un Hayatından Ufacık Bir Kesit. Kızı Güner Özkul anlatıyor:

Babam’ın hastalığının daha yeni ortaya çıktığı dönem 2000 yılının sonlarıydı ve ilk olarak hafıza kaybı ile başladı.
Bir gün: – Kemal’i çok özledim hiç gelmiyor arayıp sormuyor. dedi.
Oysa Kemal Sunal 4 ay önce vefat etmişti.

Öldüğünü söyleyemezdim çünkü babamın Kemal abi’nin cenazesindeki perişan hali gözümün önünden hiç  gitmiyordu.

Film çekimi için şehir dışında ve meşgul olduğunu söyledim. Babam o zamanlarda hep ölen arkadaşlarının hayatta olduğunu sandı. Mutlu olmasını istediğimiz için vefat ettiklerini söylemedik.

2002 yıllarının ilk aylarına geldiğimizde babam zor yürüyor ve sürekli rahatsızlığından dolayı yatıyordu.

Bir gün bana odasındaki televizyonun kanalını değiştirmemi söyledi. Kumandayla bir kaç kanal gezdim; birden ekranda:
– ‘limonnn’ diye bağıran o efsane aktör çıktı karşımıza. Yani babam…

Neşeli Günler’in kavga sahnesine denk gelmiştik tebessümle babama baktım ama söylediği sözler ile bir anda gözlerim doldu:
“BEN BU ADAMI ÇOK SEVİYORUM ÇOK GÜZEL OYNUYOR ADI NE BU ADAMIN?” dedi.

O koca aktör artık kendinin kim olduğunu da hatırlamıyordu…
HAYAT BU…

———–

* Ben kimim?Kâinatta bir nokta,Kur’an-da bir hareke,bir harf,bir kelime ve bir cümleyim.

* Cuma suresinde;Keşke toprak olsaydık,derler,elbette böyle dediler diye olurlar mı?”İnsanları kendilerine azabın geleceği (kıyamet) gününden korkutki,sonra zalimler;”Ey Rabbimiz,yakın bir müddete kadar bize süre verde senin davetine uyalım ve peygambere tabi olalım,derler.(Onlara)-Daha önce,sizin için bir zeval olmadığına,yemin etmemişmiydiniz?(denilir)”(İbrahim.44),”Ahirette uzuvlar şahitlik eder.”(Fussilet.20-22),”O gün zalimlere özür dilemeleri hiç bir fayda sağlamaz.Artık lanette,kötü yurtta onlarındır.”(Mü’min.52)

* Ana karnındayken bilmiyorduk, tercih hakkımız yoktu, dünyada ise öyle değil.

Halıkını tanımak ve bulmak için dünyaya gelen yolcu.

Cennette yokluğu mevzubahis değil ki tam bilsin, tanısın ve bulma olsun. Çünkü kaybetmemiş veya kaybını netice verecek bir durum olmadığından marifetine tam vakıf olunamamaktadır.

Dünya zıtlıklar yeri olduğundan marifette derece katedilmiş oluyor.

****

Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, âhirette de onlar için büyük azap vardır.

Bakara. 114

* “Göklerin ve yerin rabbi kimdir?” diye sor. “Allah’tır” diye de cevap ver; sonra de ki: “Öyle ise O’nu bırakıp da kendilerine bile fayda sağlama veya zararı önleme gücüne sahip olmayanları velîler yerine mi koyuyorsunuz?” Sor onlara: “Hiç körle gören bir olur mu; yahut karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?” Yoksa Allah’ın yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu iki yaratma arasındaki benzerlikten dolayı mı şaşırdılar? De ki: “Her şeyi yaratan Allah’tır. O birdir, karşı konulamaz güce sahiptir.”

O, gökten su indirdi; su, vadiler dolusunca sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan köpüğü taşıyıp götürdü. Yaktıkları ateşin üzerine koyup eriterek süs eşyası veya alet yapmak istedikleri madenlerden de üste böyle köpük çıkar. İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider; insanlara fayda veren şeye gelince, o dünya durdukça durur. İşte Allah böyle misaller getirir.

Rad. 16.7

* Müşrikler, inkârlarına bizzat kendileri tanıklık edip dururken, Allah’ın mescidlerini onarıp şenlendiremezler. Onlar, yapıp ettikleri boşa giden kimselerdir ve onlar ebedî olarak ateşte kalacaklardır.

*Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

Tevbe. 17.18

*****

 İsrâiloğulları’nı denizden geçirdik; derken kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavimle karşılaştılar. Bunun üzerine, “Ey Mûsâ! Onlara ait tanrılar gibi, sen de bizim için bir tanrı yap” dediler. Mûsâ dedi ki: “Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz!”

 “Şüphesiz onların düzeni yıkılmaya mahkûmdur; yapmakta oldukları da boşa gidecektir.”

A’râf Suresi – 138-139 . Ayet 

*******

sonbahar.dünyanın,insanın,senenin hüznü.güneşin gurubu,yeşilliklerin sararması ufule meyleden,kalbe hüzün,esintiler veren bir dünya,hüzün mevsimi,baharın sonu,herşeyin sonu.           

*Bilim dünyasında bir ilk: Konuşamayan felçli bir adamın beyin dalgaları, cümlelere dönüştürüldü

Bilim insanları ilk kez konuşamayan felçli bir adamın beyin dalgalarını kullanarak, söylemek istediklerini bilgisayar ekranında cümlelere dönüştürdü. Söz konusu çalışma, yaralanma veya hastalık nedeniyle konuşamayan insanların iletişim kurması için büyük bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.

ABD’li araştırmacılar, felç ve çeşitli hastalıklar nedeniyle konuşamayan insanların çevresiyle iltişim kurmasını sağlama adına büyük bir adım attı.

https://www.haber7.com/foto-galeri/69595-bilim-dunyasinda-bir-ilk-konusamayan-felcli-bir-adamin-beyin-dalgalari-cumlelere-donusturuldu/p2

***************  

İBRETLİK

*Bir bürokrat, görevli olarak* şehirden kasabaya giderken yolda sulak ama bataklık bir yerde mola vermiş. *Nasıl olmuşsa ayağı kayıp bataklığa düşmüş.*

İmdat..! Boğuluyorum. Kurtarın beni!” diye bağırmaya başlamış.

*O sırada yakınlardan geçen bir köylü, sesini duyup yaklaşmış.*

Bürokrat Bataklığa düştüm. Kurtar beni.!diye bağırmış.

*Köylü Geçmiş olsun demiş. Ama* kurtarmak için hiç gayret göstermemiş.

Hani neredeyse dönüp gidecek.

Bürokrat paniklemiş ister istemez..

*Lütfen.! bir dal uzat.* Kurtar beni.!

Diye yalvarmış..

*Köylü demişki; Olmaz.. Sen şu anda hazine toprakları üzerindesin. Hazine malından bir şey almak suçtur.*

*_Bürokrat Sen, dalga mı geçiyorsun._* Ölüyorum. Kurtar beni.! diye bağırmış ağzına dolan çamurlarla.

*Köylü* hiç istifini bozmadan cevap vermiş:

*Ben Hazine’den mal alıp suçlu duruma düşemem.*

*_Fakat_* seni böyle bırakacak değilim.

*Gidip muhtara haber vereceğim. O kaymakama, kaymakam da valiyi arar mutlaka. Mal müdürüne talimat verilir.*

*_Şayet, hazine arazisi değilse. İtfaiyeye talimat verir ve seni kurtarırlar.._*

*_Bürokrat Yahu, bunlar oluncaya kadar ben burada ölürüm, be adam._*

*Köylü* gülmüş,

Ben ölmezsin demiyorum ki…

*_Bizim devletle -Resmî kurumla bir işimiz olsa siz de bu yolları takip etmemizi söylemiyor musunuz.?_*

*Biz de oradan oraya gide gide ölüyoruz adeta. Sen de ölsen, mevzuata uygun ölmüş olursun!.. diyor..

Evet.! ÂLLÂH’ın kullarının en hayırlısı ÂLLÂH’ın kullarının işlerini zorlaştırmayan, yardımcı olan, ezâ etmeyen.. Hakkâniyet ve vicdan, merhamet, insaniyet ölçüleri ile onlara yardımcı olanlardır.

*_RESÛLÛLLÂH as buyurdular ki; Siz Allâhın kullarına merhamet edin ki Allâhın merhametine  nail olasınız.._

HADİSTE: Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin, buyruluyor.

***************    

İsa aleyhisselam bir ağacın altında ibadet eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları felçli olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen, mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:

– “Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!..”

İsa aleyhisselam kötürüm adama yaklaştı:

– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Peki hangi nimettir, nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?

Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:

– Allahü teâlâ bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de O’na şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. Ama Rabbim bana bu sevgiyi ihsan eylemiş.

İsa aleyhisselam;

– “Ver şu elini öyle ise!” diyerek elinden tutar, gözlerinden öper. Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:

– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygambersin, der. Sonra da ayakları üzerine kalkabildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:

– Yâ Nebiyyallah! Sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:

– “Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?”

Adam bunları söyledikten kısa bir zaman sonra ruhunu teslim eder.

Hadiseye şahit olanlar İsa aleyhisselama derler ki:

– Yâ Nebiyallah! Onu secdeye indiren nimetlere biz tâ baştan beri sahibiz. Ama hiçbirimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.

İsa aleyhisselam da onlara şöyle buyurur:

– Öyle ise, tefekkür edin, siz de düşünün! Düşünen, sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!

*İnsanoğlu nimet içerisinde iken nimetin kıymetini idrak edemez. Balık suda iken suyun kıymetini bilmediği gibi. Ne zaman ki su’dan bir mahrumiyet olur işte o zaman çırpınmaya başlar ama iş işten geçmiştir…Artık yolun sonu görülmüştür.*

Ya Rab! Zatının, sıfâtının, esmâının, efâlinin hudutsuzluğunca verdiğin nimetlere şükürler Olsun .

***********   

– KOMŞU KOMŞUYA SESLENİRKEN DAHİ ZİKİR EDEN BİR TOPLUMDUK BİZ!

– Hu Hu!.. Diye seslenirdik komşumuza..

– Eyvallah!.. Dilimizin pelesengi idi..

– Hay’dan gelip Hu’ya Giderdik..

– Hay, Hay Efendim! Diye kabul ederdik tekliferi

– Allah, Allah, Allah, Allah! Diyerek şehadete koşardık!

– Allah Allah, Sübhan’Allah, AllahuEkber, idi hayretlerimiz..

– Şimdilerdeki gibi “Vaaaauuv” diye ya da “ohaa” diye gayri müslim kırması çığlıklar atmazdık!

– Tövbe estağfurullah”  “fesubhanallah” zikri anlatırdı kızgınlığımızı..

– Aman Allahım” derdik “oh my god” girmeden dilimize..

– Salavat-ı Serife anlatırdı bazen yanlış bir iş yapıldığını…

– Neûzubillah” çekmek idi istemediğimiz bir şey görünce  zikrimiz…

– Bismillah”ile başlarlardı her hayrın başı..

– Hay Allah” iyiliğimizi vermeye devam edeydi..

– Allah Allah İllallah , Muhammedun Resulullah” sonrası derdik alkışlarla yiğitlere..

– Maşallah” “Ya sabır” öfkemizin ilacı idi..

– Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl!” diyerek Allah’ı “vekil” ederdik çaresiz kalınca…

– Ya Şafi” dokunurdu yaramıza merhemden evvel..

– İnna lillah” ayeti teselli ederdi geride kalanları..

– Hak’ka yürürdük” eskiden ölmezdik biz..

– Bu da geçer ya hû! “Vazgeç ya hû!”, “Hoş gör ya hû!” hatları süslerdi Tekke ve zâviyelerin iş yerlerimizin duvarlarını, psikiyatrik ilaçlarlar dünyamıza girmeden!

– Velhasılı kelam  Aziz Kardeşlerim!

– Eskiden hayatı yaşarken zikrederdik , şimdi zikrederken bile o hali yaşamıyoruz..

– Rabbim aslımıza rücû ettirsin bizi…

 Alıntı

*************  

DÖRDÜNCÜ IŞIK: Îcâz-ı Kur’ânî o derece câmi’ ve hârıktır; dikkat edilse görünüyor ki, bâzan bir denizi bir ibrikte gösteriyor gibi pek geniş ve çok uzun ve küllî düsturları ve umumi kanunları, basit ve âmî fehimlere merhameten basit bir cüz’üyle, hususi bir hâdise ile gösteriyor. Binler misâllerinden yalnız iki misâline işaret ederiz.

•Birinci misâl: Yirminci Sözün Birinci Makamında tafsîlen beyân olunan üç âyettir ki, şahs-ı Âdem’e tâlim-i esmâ ünvânıyla, nev-i benîàdem’e ilham olunan bütün ulûm ve fünûnun tâlimini ifade eder. Ve Âdem’e melâikenin secde etmesi ve şeytanın etmemesi hâdisesiyle, nev-i insana semekten meleğe kadar ekser mevcudât musahhar olduğu gibi, yılandan şeytana kadar muzır mahlûkatın dahi ona itaat etmeyip düşmanlık ettiğini ifade ediyor.

Sözler. 365. 25. Söz

*************  

*** İngiltere’nin ücra bir kasaba köyünde yaşayan, yaşlı ve kimsesiz Müslüman bir kadın, telefon ile yerel bir radyo programına bağlanır, durumunun çok kötü olduğunu, çoğu zaman yiyecek bir şey bulamadığını, hayırsever birinin ona yardım etmesini istediğini anlatır…

Yayını dinleyen Ateist bir iş adamı, şeytani bir gülüş ile sekreterini çağırır.

“GİT BOL MİKTARDA ALIŞVERİŞ YAP, O KADINI BUL VE ALDIĞIN ERZAKLARI VER. KİMİN YOLLADIĞINI SORARSA: ŞEYTAN YOLLADI DE”

Maksat bu yaşlı kadınla alay etmek olan iş adamının dediklerini yapar sekreter. Kadını bulur ve erzakları teslim eder. Yaşlı kadın çok mutludur “ALLAH RAZI OLSUN” der ve evine girmek üzere döner gider. O sırada sekreter “BUNLARI KİMİN GÖNDERDİĞİNİ SORMAYACAK MISIN?”

Yaşlı kadın;

” KİMİN GÖNDERDİĞİNİN NE ÖNEMİ VAR, ALLAH BİR ŞEYİN OLMASINI İSTERSE, ŞEYTANA BİLE İYİLİK YAPTIRIR”

************   

*”Mekke-i Mükerreme’de paramı kaybetmiştim.

*”Para bekliyordum, lâkin henüz gelmemişti.

*”Mâlum, Haccın bir rüknü olarak belli bir vakitte saçını sakalını kısaltman icap eder.

*”Bir berbere girdim.

*”Bir müşterisini tıraş ediyordu.

*”Utana-sıkıla

*”Afedersiniz; param yok, ALLAH rızası için saçımı-sakalımı düzeltebilir misin? diye sordum.

*”Berber beni bir an süzdü, sonra tıraş ettiği adamın yanındaki boş koltuğu gösterip,

*”Buyurun, oraya oturun” dedi.

*”Tıraş ettiği adama “müsaadenizle

sizi bekleteceğim biraz;

*”Sizi ücreti mukabilinde tıraş ediyorum, lâkin bu adamcağız ALLAH rızası için istedi; bekletmemem lazım” dedi

*”Ve benim de müşterinin de itiraz etmesine fırsat bırakmadan beni tıraş etmeye başladı.

*”Tıraştan sonra, üstümü fırçalarken cebime de biraz para sokuşturdu.

*”Ben “ama…” diye itiraz ederken tebessümle

*”Acil ihtiyaçlarını karşılarsın,

bu kadar kusuruma bakma diye fısıldadı.

*”Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi.

*”Doğruca ona gidip, içine düştüğüm durumun aslını anlattım ve binbir teşekkürle yüklü miktarda para

uzattım.

*”Gülümseyerek elimi tuttu, kibarca itti, *”Alamam dedi.

*”ALLAH için olan işin bedelini kullar ödeyemez, var git sen de başkalarına ALLAH için iyilik yap, ALLAH selamet versin.

*”Helalleşip herhangi bir ödeme yapamadan oradan ayrıldım.

*”Ama tam kırk senedir onun için duâ ediyorum.

*”Onun için dua etmeye doyamıyorum. *”Geceleri uyandığımda bile onun için dua ediyorum.

************  

Uhuda katılan 300 münafığın yoldan geri dönüp moral bozması ve savaşa katılmaları istendiğinde bahaneler uyduran cehalet asrının münafıkları gibi, bu asrın mınafıkları da bir şey yapmadıkları halde yangın, sel, deprem gibi afetlerde provakatif eylemlere girişmekte, işin içinde olmadığı halde sürekli fitne ateşini alevlendirmektedirler.

*************  

MUSKANIN TESİRİ
II. Bâyezid Amasya’da validir, av merakı ileri derecededir ve en marifetli tazılara sahiptir. Maiyetindeki sipâhilerden biri de ava meraklı ama tazısı başarılı olamaz.
Amasya’da iyi nam yapmış Mustafa Dede’nin çare olacağını düşünen sipâhi, biraz et satın alıp şeyhin kapısına dayanır. Karşısına 15 yaşlarında bir çocuk çıkar, babasının evde olmadığını söyler. Sonra sipâhiye;
— Ağam hacetiniz nedir ki?
Sipâhi mahcup boynunu büker, elindeki eti işaret eder;
— Şu eti getirdiydim ki şeyhe bir muska yazdıram; bizim it hiç av tutamaz hep şehzadenin tazılarını yakalar, der.
Çocuk cin gibidir ete de dayanamaz. Der ki;
— Sen hiç merak etme, ben babamdan izinliyim, o olmadığı zaman ben yazıyorum.
Çocuk çabucak bir muska yazıp sipâhiye verir eti alır. İkisi de sevinçlidir. Muska birkaç gün sonra çıkılan avda tesirini gösterir; sipâhinin iti Şehzadenin tazılarından evvel gider avı yakalar. Şehzade Bâyezid hayrettedir. İti getirtir bakar ki, boynu muskalı. Muska çıkartılır, yazı okunur; “tamah ettim etine, muska yazdım itine” Tutarsa tutmazsa da ipime… yazılıdır.
Şehzade sipâhinin başından geçen hikayeyi dinleyince bu delikanlıyı tanımak ister, tanır ve yanına alır. Yıllar sonra padişah olunca onu da İstanbul’a getirtir. Bu çocuk, asırlardır kendisiyle iftihar ettiğimiz Hattat Şeyh Hamdullah’tır.

************ 

Benimkinin Sırası Daha Sonra Gelecek

Aralarında bir Bektaşi de bulunan bir kervanı eşkıya basar. Bütün yolcuları soyarlar. Bektaşi, atına binmek üzere olan çete reisine, “Benim eşyamı geri ver, yoksa beddua ederim, Allah senin boynunu kırar” der. Reis sorar, “Ne vakit kırar?”

“Bir sene, beş sene, on sene sonra. Fakat herhalde kırar.”

Eşkıya “O halde daha vakit var erenler. Hoşça kal” diye atını sürer. Fakat atını sürmesiyle beraber atı düşer, atın altında kalarak boynu kırılır. Bunun üzerine babaya seslenir, “Ayıp değil mi sana? Beni niye aldattın? Allah hemen boynunu kırar deseydin eşyanı geri verirdim. Sana yalan yakışır mı?”

Baba cevap verir, “Ben yalan söylemedim, imanım. Allah şimdi boynunu kırdıysa bu eski fenalıklarının cezasıdır. Benimkinin sırası daha sonra gelecektir.”

************  

BİR VEFÂ HİKÂYESİ

1939 senesinde Filistinli bir  öğretmen, Riyad’da görev yaptığı okulların birinde, öğrencilerinden birisinin yüzünde, büyük bir üzüntü fark etti. Öğrenciye bunun sebebini sordu.*

Çocuk:

Okulun bir gezi düzenlediğini, katılım parasının bir riyâl olduğunu, ama âilesinin çok fakir olduğu için bu parayı ödeyemeyecek durumda olduğu için üzüldüğünü  söyledi.

*Öğretmen, çok akıllıca bir düşünce ile doğru cevabı bir riyâl olan bir yarışma yaptı. Tabii ki soruyu küçük öğrenciye sordu. O da cevabı verip bir riyâli aldı. Öğrenci tarif edilemeyecek kadar sevindi ve geziye katıldı…*

Haliyle o küçük çocuk, âilesinin şiddetli fakirliği sebebiyle, eğitimini tamamlayamadı. Hamal olarak, günde yarım riyâl karşılığında, yük taşımaya başladı.

Sonra, o zamanlarda elektrik olmadığı için, gazyağı tenekeleri taşıdı. Daha sonra bakkalda satıcı olarak, sonra da aşçı oldu.

Sonunda 400 riyâl biriktirdi ve onunla bir bakkal dükkanı açtı.

Sonra hacıların dövizlerini alıp satan bir döviz bürosu açtı…

*Sonra.. sonra… derken zenginliğin zirvesine ulaştı…*

Bu öğrencinin kim olduğunu size söylediğimde, garipsemeyin. O, *”El-Râcihi”* bankasının kurucusu, *”Süleyman el-Racihi”*… Sermayesi 124 milyar riyal (yani 600 milyar) Bütün dünyadaki 500 şubesinde, 8000 memur çalışıyor.

O da bunun Allah’ın fazlı sayesinde olduğunu bilerek, servetinin üçte ikisini, vakıflara ve hayır işlerine bağışlıyor.

Bu vefâlı öğrenci, öğretmenini ve kendisine onun geçmişte yaptığı iyiliğini unutmadı.

Bundan sonrasını kendisinin yazdığı: *”Mücâdele Hikâyesi”* adlı anılarından, nakledelim.

(Bu öğretmenimin yerini öğrenene kadar, tüm eğitim kurumlarını ziyâret ettim.) Nihayet onunla buluştum. Onu yaşlanmış, işsiz, zor durumda ve (dünyadan) ayrılmaya hazırlanıyor gördüm…

Tanıştıktan sonra dedim ki;

*- “Değerli öğretmenim, uzun yıllar önce, bende emânet olan büyük bir alacağınız var…”*

Hayretle;

*- “Kimseye benim borcum veya alacağım yok.”* dedi.

Ben de:

*- “Sana şöyle şöyle cevap verdiğinde, yarışma ile bir riyal verdiğiniz bir öğrenciyi, hatırladınız mı?”* dedim.

Düşündü ve hatırladı, sonra da gülerek;

*- “Evet, Evet”* dedi.

*- “Sen o musun, yoksa? Beni, bir Riyali geri vermek için mi, arıyorsun?”* dedi.

Ben de:

*- “Evet.”* dedim.

Biraz ısrardan sonra, onu arabama bindirdim ve beraberce gittik. Bir villanın önünde durduk ve arabadan inip içeriye girdik.

Sonra;

*- “Değerli Öğretmenim! Benim size olan borcumu bu villa, beraberinde bu araba, hayatınız boyunca istediğiniz maaş ve müessesemde de oğlunuzun memur olması, (ancak) alacağınızı kapatıyor.”* dedim.

Öğretmen şaşırdı, gözleri doldu ve dedi ki.

*- “Ama bu gerçekten çok fazla…”*

Dedim ki:

*- “İnanın, vaktinde sizin verdiğiniz bir riyalin bana verdiği mutluluk, bunun gibi on villadan daha büyüktü hocam. Hâlâ o mutluluğu, unutamıyorum.”* dedim…

*Bu öğretmen; bir riyalle küçük bir çocuğu mutlu etmesi, hayatının en zor anlarında kendisini tamamen değiştirmek için ona geri döneceğini hiç aklına getirebilir miydi?..”*

*Karşılıksız ve sadece Allah için yapılan iyilikler; Allah’la yapılan bir ticârettir. Kazancınızın takdiri Allah’a aittir… Cenâb-ı Hak buyuruyor:*

*”Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter…”* (El-Ahzâb, 3)

************  

Evin önünden Eskici geçiyordu. Evlat dedim. Ben de kırık bir kalp var alır mısın? Yok amca ya, dedi, para etmiyor dedi. ama evladım bari vereyim geri dönüşüme götür.

amca geriye dönmüyor ki, Geri dönüşümde de dönüşümü olmuyor. O yine aynı kalıyor.

Peki Japon Yapıştırıcılar var. Son sistem, mükemmel yapıştırıyor. Bunu yapamaz mısınız?

Aslı gibi yok amca, bu yapışkan tutmuyor, olmaz.

Peki ne yapayım, bende kalacak, ne olacak?

sana yük olacak bir ömür…

MEHMET ÖZÇELİK

29-09-2021

No ResponsesEylül 29th, 2021

NÜFUS PLANLAMASI- EGOİZM

NÜFUS PLANLAMASI- EGOİZM

Türkiye-de nüfus planlaması ve kontrolü üzerine temsilcisi olan Koç, o zamanlar 70 milyon olan Türkiye nüfusunun bunu kaldıramayacağını, bunun 30 milyon olması gerektiğini söylemişti.[1]

Ben de olabilir, demiştim.

Önce azaltmayı ve kontrolü sizden başlayalım, nüfusunuzu siz azaltarak.!

Nasıl olur?

Kurra mı çekelim, siz mi azalacaklarınızı belirlersiniz?

Yahudi zihniyeti.

Zira Kuranı Kerim bu duruma dikkat çeker.

“Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah’ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.”[2]

-“ABD’nin Georgia eyaletinde bulunan Rehbertaşı adındaki anıt üzerinde 10 emir bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de insan nüfusunun 500 milyona indirilmesi yönünde.

Yapımı 1979 yılında başlanan ve 1980 yılında da dikilen anıt, Robert C. Christian tarafından diktirilmiş. Bir gün Elberton Granite Finishing isimli şirkete giden Christan, şu cümleyi kurmuş: “Ben küçük bir grup Amerikalı’nın adına burada hem saat, hem takvim, hem de rehber olacak bir granit anıt siparişi vermek istiyorum.”

Şirketin sahibi ise Cristan’ın projesine sıcak bakmamış ve normal fiyattan 3 kat fazla para istemiş. Christan ise buna hiç itiraz etmemiş ve pazarlık bile etmeden ücreti ödemeyi kabul etmiş. Sonra yapılan araştırmalar, Christan’ın belediyeye fazlasıyla bağış yaptırdığı ortaya çıkmış. Anlayacağınız rüşvetler hazırmış.

Gel zaman git zaman anıtın dikilmesi konusunda anlaşmaya varılmış. Her biri 20 ton ağırlığında ve 5 metre yüksekliğinde olan taşların arkasında ve önünde 8 farklı dilde yazılmış, 10 tavsiye bulunuyor. “[3]

Oysa dünya ve dünya ambarındakiler herkese yeter.

Egoist, nefis perest, bencil, kişisel düşünmeye ve davranmaya gerek yoktur.

Dünyadaki kavgalar hep bu bozuk zihniyetin ürünüdür.

Hastalıklı zihniyet.

Oysa mutluluk ve zenginlik paylaşıldıkça artmaktadır.

İnsanlar savaş ve öldürmek için harcadıkları paraları ve ürettikleri silahları, insanların hayatı için harcasalar inanınız fazlasıyla yetecektir.

En basit ifadeyle; dünyada bulunan bir milyar obeziteli hastalar yedikleri ve hastalıkları için harcadıkları paraları ve yiyecekleri, açlıktan ölen ve sıkıntı çeken bir milyar insanla paylaşsalar hem hastalık kalkacak ve hem de açlıktan ölümler olmamış olacak…

Ne çok yiyirem Hekime gidirem.

Ne yanlış edirem Hakime gidirem.

MEHMET ÖZÇELİK

25-09-2021


[1] https://www.yeniakit.com.tr/haber/dunyayi-azaltma-planinin-turkiye-ayagi-mi-iste-turkiyede-50-milyonu-bile-fazla-bulan-is-adamlari-1169251.html

[2] Bakara.205.

[3] https://www.webtekno.com/uzerinde-insan-nufusunu-500-milyona-indirin-yazili-korkunc-anit-h36928.html

No ResponsesEylül 25th, 2021

ZAMANIN SAMİRİSİ VE PAVLUSLARI

ZAMANIN SAMİRİSİ VE PAVLUSLARI

Kur’an’ı Kerim her Asra hitap ettiği gibi, asrımıza da belki daha fazla hitap etmektedir.

Kur’an’ı Kerim’deki kıssalar asırlar boyu hisse almak içindir.

İşte yahudiliği şekillendiren Samiri ile, Hristiyanlığı biçimlendiren Pavlus zamanımızda faaliyet göstermektedir.

Tıpkı Ebu Cehilin ölmeyip kıtalar gezdiği gibi, Samiri ve Pavluslar da pörsümüş ruhları esir almakta, kendisine ram edip, yaptırmaktadır.

İnsanımıza bir tane ahmak dostun ve dost görünümlü postlu dostun verdiği zarar, yüzlerce düşmanın zararından daha büyüktür.

Onun için bir tane ahmak dostun olacağına, yüzlerce düşmanın olsun daha iyi.

Türkiye ne gördüyse bu ahmak dostlardan gördü.

Kurt gövdenin içinde.

İçten kemiriyor.

Virüs vücutta.

İçten yavaş yavaş öldürüyor.

İhanet şebekesinin adı dost olmuş.

Böyle dost düşman başına.

Düşman bunu çok iyi kullanıyor.

Asırlardır düşmanla mücadele ederken, bugün dost görünümlü her türlü posta bürünen dostlarla uğraşmaktayız.

Allah ayrıştırıyor.

Zaman yüzlerinin maskesini indiriyor.

Dünya istifrağ ediyor.

Kusmuklar dışarda.

-Her dönemin bir Samirisi vardır. İçimizdeki Samiriler de Musa’nın boşluğundan istifade ederek, O’nun Tura gidip Cenabı Hak ile konuşmasından ve o boşluktan istifade eden Samiriler, geride kalanlara putlarını yaparak, onları yaptığı o buzağıya taptırmaktadır.

Harun’un da bunlara gücü yetmemektedir. Samiri ağır basmaktadır.

Aynı zamanda Hz İsa’nın göğe çekilmesinden sonra, yine o boşluğu doldurmaya çalışanlar, rüya ile insanları kandırarak; İsa bana rüyamda dedi ki; Ben bu dini tamamlayamadım. Dindeki benim eksikliklerimi sen tamamla, diye kendisine mesaj geldiğini, rüyada kendisine yapacaklarının gösterildiğini ifade eden Pavlus insanları dalalete, hıristiyanlığı da tahrife sevketmiş oluyor.

Hem İslam dünyasında, hem Hristiyanlık dünyasındaki Samiriler şu anda meydanda gezmektedirler.

-“Dünyada en büyük ahmak odur ki, böyle dinsiz serserilerden terakki ve saadet-i hayatiyeyi beklesin.”(M.438)
“Ey “sadık ahmak” ıtlakına mâsadak bîçare ülema-üs sû’ veya meczub, akılsız, cahil sofiler! Hakikat-ı kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan Şecere-i Tûbâ-i İslâmiyet; mevhum, muvakkat, cüz’î, hususî, menfî, belki esassız, garazkâr, zulümkâr, zulmanî unsuriyet toprağına dikilmez! Onu oraya dikmeye çalışmak, ahmakane ve tahribkârane, bid’akârane bir teşebbüstür.”(M.439)
“Evet o küfür; ahmakane, sarhoşane, divanece bir hezeyandır.”(L.179)
“Ey ahmak-ul humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından çıkar, arkana bak; zerrattan, seyyarata kadar bütün mevcudat, ayrı ayrı lisanlarla şehadet ettikleri ve parmaklarıyla işaret ettikleri bir Sâni’-i Zülcelal’i gör.. ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın proğramını yazan Nakkaş-ı Ezelî’nin cilvesini gör, fermanına bak, Kur’anını dinle.. o hezeyanlardan kurtul!..”(L.185)

“Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaatı bulunan iyilikleridir! Yoksa, medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip taklid edip malımızı harab ettiler.”(T.93,131)

MEHMET ÖZÇELİK

21-09-2021

No ResponsesEylül 21st, 2021