BURNU SÜRÜNSÜN O ÖĞRENCİNİN Kİ…

BURNU SÜRÜNSÜN O ÖĞRENCİNİN Kİ…

Evet burnu sürünsün o öğrencinin ki, kendisi için çırpınan, dünya ve ahiret hayatını kurtarmak için gayret gösteren hocasından nefret eder.

Bir öğretmen arkadaş (Bu tüm öğrencileri kapsamasa da, mevzii de olsa bir sıkıntının dışa vurmuş halidir.) 11. Sınıf öğrencinin sınıfta ayrım gözetmeksizin tüm öğretmenlerden nefret ettiğini, arkadaşın nedenini sormasına rağmen cevap vermediğini anlatmıştı.

Yani öğrenci sınıfta rahatlıkla tüm öğretmenlerden nefret ediyorum, cesaret ve kararlılığını gösterebiliyor, okulun önlerinde öğretmenlerin geçmelerine aldırmadan sigara içebiliyorsa, büyük şehirlerde uyuşturucu ilkokul seviyesine kadar düşmüşse, öğrenci çalışma diye bir derdi yokken, bütün bu olumsuz ve çürükleri koruma uğruna okula getirme mecburiyeti içerisinde zorla yemeği ağzına sokmaya çalışmak, sağlam ve iyi öğrencileri onlara kurban etmektir…   

Bizde buna yakın durumlarla karşılaşmaktayız.

Her zaman söylüyorum, zorla derse gelen en fazla 3 veya 5 öğrenci sınıfı bitiriyor. sınıf 3-5 kopuğa feda ediliyor.

Elbette öğretmenlerde sorgulanmalı, bunu açıklayarak yaptım. Ancak iyi niyetli ve gayretli öğretmenleri üzenler için burnu sürünsün diyorum.

Nasıl mı?

“Peygamber Efendimiz (a.s.m) bir keresinde minbere çıkarken, her adımda “âmin” dedi: Bir adım çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”; bir adım daha çıktı, “âmin…”

Hutbesi bittikten sonra: “Yâ Rasûlallah! Minbere çıktığınız zaman ‘âmin’ dediniz, her adımınızda bunu neden söylediniz?” diyerek sebebini sordular.

Buyurdu ki: “Cebrail (a.s.) üç dua etti, ben de onlara amin dedim.

– Birisi: Cebrail (a.s.): ‘Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!’ dedi, ben de amin dedim.”

Anne babasını üzen çocuğun, öğretmenini üzen öğrencinin burnu sürünsün…

Hiç bir insan bir başkasının kendisinden üstün olmasını istemez. öz kardeş bile olsa. Ancak iki sınıf insan müstesna; biri anne ve baba, diğeri ise öğretmendir.

Anne baba çocuğunun kendilerinden üstün olmasıyla gurur duyarlar.

Öğretmende öğrencisiyle…

-Eğitim okulun 4 duvarını aşmalı.4 duvara mahkum edilmemeli.

Eğitime bir açılım sağlanmalı, nefes aldırmalı, zorla ve zorlamayla değil, sevdirip, sevenlerle götürmelidir.

Eğitim stresli 40 dakika ile sürdürülmemeli. Öğretmen öğrenciyi değil, öğrenci öğretmeni sorularıyla zorlamalıdır.

-Her insan dünyaya işlenmemiş, yontulmamış ve biçimlememiş olarak gönderilir.

Genel olarak bu eğitimle mümkün olur.

Eğitim gerçek manada eğitici ve öğretici olmalıdır.

En başta insanlara huy ve ahlak kazandırılmalıdır.

Hepinizin bildiği gibi, baba oğluna, oğlum sen adam olmazsın, der.

Çocuk ise bunu ispatlamak üzere çalışı o beldeye yönetici olur. İlk iş olarak da bir görevliye, falan yerde bir adam var, onu al gel der. Babası olduğunu da söylemez.

Görevli adamı apar topar getirip amirinin huzuruna adeta bir suçlu gibi atar.

Köşesine kurulan çocuk babasına, hani adam olamazsın diyordun. Bak ben buranın en büyük yetkilisi oldum der.

Derinden derine oğluna bakan baba cevaben; oğlum ben sana şunu olamazsın, bunu olamazsın demedim ki, ben sana adam olamazsın dedim. Eğer adam olsaydın beni ayağına getirmez, sen benim ayağıma gelirdin, der.

TARTIŞMA
Kurt ile Eşek tartışıyorlarmış.
Kurt: “Çimen yeşildir.”
Eşek: “Çimen sarıdır”diye iddiaya tutuşmuşlar.
Neyse konuyu orman kralı aslana anlatmışlar.
Aslan, Kurt’a bir ay hapis cezası, Eşek’e de özgürlük kararı vermiş.
Kurt şaşkınlıkla aslana yaklaşmış ve sormuş:
Hakikaten sen çimeni sarı mı görüyorsun?
Aslan: Hayır yeşildir çimen.
Kurt: O halde neden bana 1 ay hapis cezası veriyorsun?
Aslan: Eşekle tartıştığın içindir bu ceza…
Eşşeklerle tartışmanın faydası olmaz. Sarıdır deyip geçin. Siz siz olun laftan anlamayanlara laf anlatmayın.

MEHMET ÖZÇELİK

23-11-2017

No ResponsesKasım 23rd, 2017

DERİN DİN

DERİN DİN 

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.”[1]

Hak Dinler her zaman için ya ortadan kaldırılmaya, ya yaşanılmama ve sulandırılma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır.

Yani tehdit sadece dış kaynaklı değil belki ondan daha tehlikelisi iç tehditlerle karşı karşıya kalmasıdır.

Ya inanılmış veya inkâr edilmiştir.

Veyahut da ahmakane, hainane, cahilane bir surette yıpratılmış, tahrif edilmiştir.

-İslamoğlu gibilerin tarzı; isbat üzerine değil, inkar ve red üzerine kuruludur.

Ümmetin icmaı değil, ferdi bir çıkıştır.

Konuşulup kabul görmemiş, söyleyenin adı bile zikredilmeden, zayıf görüşü ifade eden Kıle yani denilmiş ifadesiyle gündemden çıkmış görüşlerin, alt yapısı olmayan, cilalanarak  yeni versiyon diye sunulan ve muteber olmayan görüşlerdir.

Üretime yani katkıya yönelik değil, tüketime yöneliktir.

İslama katkısı olmayıp, islamı katletmektedir.

Rahmete değil zahmete yönelik, ittifaka değil ihtilafa yönelik, pek de seviye gerektirmeyen çıkışlardır.

Aslında bu bir projedir.

Ağacın içindeki kurt, baltanın başındaki sap gibidir.

Evveli şaibeli ve sıkıntılı olanların işidir.

Kendisini bile temsil edemeyenlerin, islamı temsile yeltenmeleridir.

1400 senedir süre gelen ehli sünnet çizgisinden sapmış, sapıtmış, sapkın çıkışlardır.

Dün bu sapık iddiada olanlar sessizliğe büründüler. Zillete mahkum oldular.

Tarihte bir leke olarak kaldılar. Hayırla yâdedilmediler.

Hayırsız olarak kaldılar.

Köksüz olan görüşler, hiçbir zaman kök tutamazlar.

-Hazreti Enes’ten rivâyete göre Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Üç kişiye merhamet ediniz, acıyınız: Fakirleşmiş bir kavmin zengini, zelîl olmuş bir kavmin azîzi (büyüğü, reîsi) ve câhillerin oynaştıkları, maskaralığa aldıkları fakîh.” 

-“Eğer Rabb’in dileseydi, bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat insanlar  sürekli olarak ihtilafa düşüyorlar. Yalnız Rabbinin rahmet ederek ihtilaftan sakındırdıkları müstesnâ…”[2]

-Şu âyetler de aynı anlamdadır:

-“Çünkü Allah, kitabı gerçekle indirmiştir: Kitab hakkında ihtilâfa düşenler

derin bir anlaşmazlığa saplanmışlardır.”[3]

-“Kendilerine kitab verilenler, onlara ilim geldikten sonra sırf aralarındaki

kıskançlıktan dolayı ihtilâfa düştüler.”[4]

-“Sakın kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılığa saplanıp ihtilafa

düşenler gibi olmayınız.”[5]

-“Dinlerinde ayrılığa düşüp gurup gurup bölünenlere Sen’in yapacağın hiç bir

şey yoktur.”[6]

Öte yandan Allah Teâlâ hristiyanlar arasındaki ihtilafı anlatırken şöyle

buyuruyor:

-“Bu yüzden Kıyamet gününe kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Allah

ilerde onlara ne yaptıklarını bir bir haber verecektir.”[7]

Yahudiler arasındaki ihtilaf da Kur’an’ın iki yerinde şöyle anlatılıyor:

-“Biz onların arasına Kıyamet gününe kadar sürecek kin ve düşmanlık saldık.

Ne zaman bir savaş ateşi yaksalar Allah onu söndürür.”[8]

-“Fakat onlar dinleri konusunda çeşitli guruplara bölünüp parçalandılar. Her

gurup kendi inancı ile böbürlenir oldu.”[9]

Öte yandan Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“İleride ümmetinin yetmiş üç guruba ayrılacağını, Bu gurup, bu gün Benim ve sahabilerimin yolundan gidenler olduğunu, buyurmuştur.

-Hak geldikten sonra, batıl olanlar ayrıldılar ve ayrıştırıldılar.

“Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.”[10]

Mehmet ÖZÇELİK

19-11-2017

[1] Ahzab 36.

[2] Hud: 118-119.

[3] Bakara: 176.

[4] Âl-i İmran: 19.

[5] Âl-i İmran: 105.

[6] En’am: 159.

[7] Mâide:14.

[8] Mâide: 64.

[9] Mü’minun: 53.

[10] Beyyine.4-5.

No ResponsesKasım 19th, 2017

HAŞHAŞİ

HAŞHAŞİ

Med cezir, inişli çıkışlı, gel gitli bir hayat

Melekle şeytan, nefisle kalbin, bedenle ruhun, akılla midenin arasındaki gel gitler.

Cennetle cehennem arasında dokunan mekikler.

…şeytan insanı hatta insanları yemeye çalışıyor.

Aç gözlü.. doyumsuz.. hırslı.. aynı zamanda haris yani cehennem bekçisi,

Sonuçta cehennem ona ve o cehenneme muntazır…

-Mısırda İhvanı müslimini temsilen Seyyid Kutup Kral Faruku yıkmak için Cemal Abdunnasır ile ortaklık yaptı.

Yıktı da…

Abdunnasır başa geçer geçmez 40 bin ihvanı müslimini idam etti, hapislere attırdı.

Bu gün Fetö milyonların harcanmasına sebeb olmuştur.

Tarih hep tekerrür ediyor.

Bu ise siyaset cephesinden, devlet iktidarına doğrudan veya dolaylı olarak talip olunmasından kaynaklanmaktadır.

-İzmir’de tutuklu bulunan ve ABD’nin üst düzey ajanlarından olduğu belirtilen Papaz Andrew Brunson’a ait kayıtta, papazın gence ABD’de özel harp asker ve subaylarının kullandığı bir su arıtma cihazı, 5 gün aç kalması halinde bile yüksek kalori alabileceği haplar ile soğuk ve sıcağa dayanıklı özel bir fular verdiği anlaşılıyor. Brunson 6 yıl öncesine ait ses kaydında gence, 15 Temmuz 2016’da yapılacak darbe girişimine atıfta bulunurcasına, “2016 yılında yaz aylarında büyük bir deprem olacak. Bunları önemli ve her an bulabileceğin bir yere sakla. O depremden sonra İstanbul ABD Konsolosluğuna benim yanıma gel” diyor.[1]

-Abd ile oluşan kriz, yüz yıllık bağlarımızı çözmek için bir fırsattır.

FBI Ajanı Paul Wıllıams anlatıyor, yaz bozda; Yıllarca Fetöyü Araştırdığını ve sonucu şöyle değerlendiriyor; Cıa-Fetö-Uyuşturucu üçgeni.

Ajan ifadesinde; Cıa uyuşturucudan elde ettiği paralarla Fetöyü destekliyor ve özellikle orta asyada onun okullarını kullanıyor.

Fetönün okulları Cıanın o ülkeyi işgal kapısıdır.

Aynen bu ajan Deaşı biz kurduk, diyor.

Trumpun Obama kurdu, dediği gibi.

-Gündem kasıtlı olarak atatürkçülükle değiştiriliyor.

Tıpkı ayasofyanın camiye çevrilmesinin gündemde iken, nazarları ve fikirleri bulandırarak gündemin değiştirilmesi gibi….

-Abd.nin 17.25 aralığını yaşanıyor.

Dünyayı değiştirmeye çalışan abd, içten içe oyularak, değiştirilmeye çalışılıyor.

Ettiğini bulacak, çektirdiklerini çekecek.

Bir asırdır gizli ve münafıkane oynanan oyun, bugün yoruma gerek bile görülmeden, ihanet açıkça görünmektedir.

Bunu görmeyip de hala birliğimizi bozacak girişimlerde bulunup muhalefet edenler, sadece kör, sadece sağır, sadece de dilsiz değil, insan ismine bile layık değillerdir.

İçimizdeki bir asırlık kriptolar aktif olarak devrededirler.

Devlet olarak israil ve onun hamisi olan abd, teröre ve teröriste destek olması ve kurmasıyla, terör devleti olduğu belgeleriyle tescil edilmiştir.

Bu amaçla batıyı, almanya gibi devletleri de kullanmaktadır.

 

[1] http://www.aksam.com.tr/guncel/abdli-papazin-sok-ses-kaydi-ortaya-cikti/haber-668613

 

No ResponsesKasım 18th, 2017

RABBİM BİZİ GERİ GÖNDER

RABBİM BİZİ GERİ GÖNDER

Dünya imtihanına gönderilen insanlar, imtihanları ve vazifeleri bittikten sonra, kendilerini yaratıp gönderen Rabbi Kerimlerine döneceklerdir.

Ya Aziz olarak ya da Zelil olarak…

İman küfür mücadelesi Hz. Âdemden kıyamete kadar devam etmektedir.

Bu gün dünyada hala önemli çapta ateist olan ülkeler bulunmaktadır.

Çin.% 67, Japonya. % 29, Hong Kong. % 30, Türkiye. % 6, İran. % 4..[1]

Bediüzzamanın deyimiyle, kâfirin bu dünyadaki manevi cehennemi, asi bir müminin ahiretteki maddi cehenneminden daha dehşetlidir.

Oysa bu durumda dünya ve ahiretini kaybetmiş olduğunun farkında değil.

-“Günahlar, hayat-ı ebediye de daimî hastalıklardır.”[2]

Bu hastalıklar salgınlaşıp, manevi ve toplumsal hastalıkları da beraberinde getirmektedir.

“Şahs-ı zahirisinin hatasıyla şahs-ı manevisi hasta olduğu…”[3]

-Cehennem suyu şifalı sulardandır ancak imansızlığı tedavi etmeyip, acısını azaltıyor.

-Dünyadaki binlerce batıl inancın devamını sağlayan sebep, atalarını yanlış yolda bulup, körü körüne taklid edip, devam ettirilmeleridir.[4]

-Abdullah ibn-i Amr ibn As (r.anh)’den rivayet edilmiştir: Bir gün Rasulullah (s.a.v.) ‘namaz’dan söz etmiş ve şöyle demiştir:”

“Kim namazına devam ederse bu namaz kıyamet gününde onun için (karanlığa karşı) nur, (doğruluğuna) delil ve (azabtan) kurtuluş olur. Kim namazına devam etmezse onun nuru, delili ve kurtuluşu olmaz. O kimse kıyamet gününde Karun, Firavun, Haman ve Ubey İbn Halef ile beraber olur”[5]

Karunla beraber olması mala düşkün olması, zenginliği Allahtan değil kendisinden bilmesi, Firavunla beraber olması güç sahibi olması, Hamanla beraber olması, yöneticiliğinin namaza engel teşkil etmesi, Übey ibni Halefle olması, tüccar olan Übey gibi ticaretinin ibadetine mani olmasındandır.

-Mümin için afv ve mağfiret söz konusu iken, kâfir için bu durum artık bitmiştir.

Müminlerde üç türlü muamele görürler;

-Ya ayıbı yüzüne vurulup cezalandırılır, af etmeden. Bu ise gerekendir.

Afv, ayıbı yüzüne vurarak, cezalandırmayıp bağışlar.

Mağfiret ise, yüzüne vurmadan bağışlar.

Bakara suresinin sonundaki gibi; Va’fuanna, vağfirlena..

-“ (Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?”[6]

Ahirette iman etmeyenler, hayvanların cesedlerinin toprak olduğunu gördüklerinde şöyle diyeceklerdir;

“Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.”[7]

“De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!

Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.”[8]

“Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”[9]

Dönüşü olmayan bir hayata gitmekteyiz.

Rabbim! Bizi tekrar geri gönder, bak nasıl iyi amelde bulunacağız, sözünün geçerli olmadığı bir gidişe sevk olunmaktayız.

Dünya sınavının tekrarı yok.

Neyiz? Ne olduk? Ne olmaktayız?

Hangi atmosferdeyiz?

******************   

“YA RESÛLALLAH! HANZALA MÜNAFIK OLDU!”

Hanzala ibni Rebî r.a. anlatıyor:
“Resûl-i Ekrem s.a.v.’in yanındaydık, bize öğüt verdi, cehennemden söz etti. Sonra eve geldim, çocuklarla güldüm eşimle eğlendim.
Daha sonra evden çıktım.

Yolda ağlayarak giderken Ebû Bekir’e rastladım.

“Neyin var, Hanzala?” diye sordu.
“Hanzala münafık oldu!” dedim.
“Fesübhânallah! Sen ne diyorsun?”
“Öyle ya, Resûl-i Ekrem s.a.v.in yanında bulunuyoruz.
Bize cennet ve cehennemden bahsediyor; onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz.
Huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce, çok şeyi unutuyoruz.” 

Ebû Bekir r.a. :
“Vallahi biz de aynı durumdayız. Yürü Resûl-i Ekrem´e gidelim.” dedi.
Birlikte yola düştük ve Hz. Peygamberin huzuruna girdik.

Ben:

“Ya Resûlallah! Hanzala münafık oldu.” dedim.

“Bu ne demek?” buyurdu.
“Ey Allah’ın Rasulü! Yanında bulunduğumuzda bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun; biz de onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Senin huzurundan çıkıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işimizin başına dönünce, bunların çoğunu unutuyoruz.”
Resûlullah s.a.v. şöyle buyurdu:
“Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz benim yanımda bulunduğunuz hâli devam ettirip hep zikirle meşgul olsaydınız,
melekler, yattığınız yataklarda yürüdüğünüz ­yollarda sizinle tokalaşırdı.
Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi dünya işlerine ayırınız.”
Resûl-i
Ekrem bu sözü üç defa tekrarladı.”[10]

MEHMET ÖZÇELİK

12-11-2017

 

[1] http://www.ahaber.com.tr/galeri/dunya/hangi-ulke-ne-kadar-dindar

[2] 25.lema.8.deva.

[3] Lemalar.fihrist.8.deva.

[4] Bak.Bakara.170.

[5] Ahmed bin Hanbel, Musned, II, 169; Darimi, 2/301; İbn-i Hibban, 1448

[6] İbrahim.44.

[7] Nebe.40.

[8] Secde.11-13, Müminun.99.100, Enam.27-8, Şuara.102, Mümin.11,45.46, Şura.44, Nisa.18,97, Münafikun.10.11, Mümtahine.13.

[9] Fatır.37.

[10] Müslim.Tevbe 12-13 ,Tirmizî .Kıyâmet 59 ,İbni Mâce. Zühd 28.

 

No ResponsesKasım 12th, 2017

SİYASET SEYİSLİK Mİ ?

SİYASET SEYİSLİK Mİ ?

Siyaset arapça asıllı olup, at bakıcılığı manasınadır.

Neden at bakıcılığı ile kıyaslanmış ve isimlendirilmiştir?

Çünkü at hassas, hisli ve sadık hayvanlardır.

Onu süvarisinin iyi yönlendirebilmesi için, kızdırmaması, hassasiyetine dikkat etmesi, bakımını ve ilgisini göstermesi, korkutup ürkütmemesi gerekir.

Siyasette insan bakıcılığı ve yöneticiliği olarak sürdürülebilmesi için, o toplumun hassasiyetlerinin göz önünde bulundurulması, korkutulup tehdit edilmemesi ve toplumun değerlerinin göz önünde bulundurulması gerekir.

İşte bir asırdır toplumu despot ve zorba yönetimlerle idare etmeye çalışanlar, gerçek manasından uzak, fıtrata aykırı toplumu yönetmeye çalışmaktadırlar.

Bu millet de iradesiyle onları başa geçirmemektedir ve de geçirmeyecektir de…

– Gerçek kimlik ve kişiliğini sergileyemeyen insanlar, gittikleri yere göre kişiliklerini oluşturmaktadırlar.

En çok da bunu siyasette görmekteyiz.

Yeni kurulan bir parti, daha önceki görev aldığı parti ile bağdaşmamasına rağmen, kendisine yapılan daveti kabul edip, gittiği yere göre de kişilik sergilemektedir.

Siyaset- makam ve para insanın kişiliğini çok da çabuk bozmaktadır.

İnsanlar gömlek değiştirir gibi, yıllarca mücadele ettiği partinin savunuculuğunu yapabilmekte, adeta geçmişini inkar etmektedir.

Acaba bu durumda yanlış olan hangisi idi?

Öncesi mi yoksa şimdiki temsilciliği mi?

Türkiye-nin siyasetteki kaybı, kişilik kaybıdır.

İnsan yanılıp geçmişinin yanlışlarını görerek doğruya yönelebilir.

Ancak hiçbir şey olmamış gibi, her yaptığını, önceki ve sonrakiyle kendisini hep doğru gören bir insan, ne kadar kaliteli ve değerli bir insandır!

Siyaset bir türlü durulmadı, temizlenmedi.

Kirli oyunlarla bir anda birileri götürülüp, hesapta olmayan ancak belli ki belli bir projenin hesabı olan kimseler sahneye sürülmekte, koyun gibi birilerinin bunu onaylaması kabul ettirilmektedir.

Türkiye-yi dizayn etmeye çalışanlar, siyaseti dizayn etmektedirler.

Kim kime değer katmaktadır?

Partiye katılan mı yoksa partiyi kuran mı?

Partiyi kuran oy için her cepheden adama teklif götürmekte ve de vitrinine koymaktadır.

Ancak katılan kişi ne kadar samimidir!

Niçin o partide aday olmuştur?

Kendisini hatırladığı için mi?

Orada bir makam alacağı için mi?

Kendisinin ve memleketinin hangi yönünü temsil edeceğini bildiği ve toplumun nabzını çok iyi tuttuğu için mi?

Yıllar önce bir dostum bir partiden kendisine aday teklifi yapıldığını söylemişti.

Benim de fikrimi sordu.

Kendisine kaçıncı sırada olduğunu sorduğumda üçüncü sırada olduğunu söylemişti.

Ben de kendisine, birinci sıradakinin bile kazanmasının mümkün olmadığı bir yerde, üçüncü sırada girmek harcanmaktır, dedim.

Kendini harcamış olursun, dedim.

Sözümü dinledi ve de aynı durum oldu.

Eğer beni dinlemeseydi, kazanamayacağı gibi, geçmiş tüm birikimlerini de kaybedecekti.

Siyaset kişilik kazanmalı ve de kazandırılmalı.

Yoksa o partiyi temsil edenler o partiye ne kadar bir kişilik kazandırabilmektedirler.

Siyaset zemini kaypak bir zemindir.

Kişilerin kendilerini ve değerlerini koruyabilmeleri zorlaş görülmektedir.

Bu imkansız ve de boş bırakılması gereken bir alan olmadığı da elbette bir gerçektir.

Partiler şaibeli, makam peşinde koşan, millet menfaatından ziyade kendi menfaatını ön plana çıkaranlardan temizlenmelidir.

Görevinde su-i istimalde bulunan memurlar gibi, siyasettekiler de alınabilmelidir.

Toplumun tüm kesimi temsil edilmelidir.

Toplumun inanç ve değerlerini hazmedemeyenler, siyasetten uzaklaştırılmalıdır.

-Yüz yıldır inanıp konuştuğumuz, bildiğimizi düşünüp savunduğumuz düşünceler ya boş ve yalan çıkarsa, tam tersi belgelerle sabit olursa nasıl bir akıl, ruh ve vicdan haline gireriz,

Onunla kalınmayıp yani aldanmamızdan daha büyüğü ya aldattıklarımızın yüzüne nasıl bakarız, günahını nasıl taşıyabiliriz?

Vebalinin ezikliğini dünya ve ahirette nasıl yükleniriz.

-Şimdiye kadar bilinmeyip artık bilinen, açıklanmayıp gizlenen ve gizli yapılan savaşlar; artık bilinir ve açık olarak yapılmaktadır.

MEHMET ÖZÇELİK

29-10-2017

No ResponsesKasım 7th, 2017