SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY

SESLİ MEAL-HASAN BASRİ ÇANTAY-OKUYAN MEHMET ÖZÇELİK- www.tesbitler.com   www.mehmetözçelik.com

https://mega.nz/#F!5XhRUb6C!trBVtt-mN2PI3vOrmVATzg

ÜÇ PARÇA HALİNDE:

https://mega.nz/#F!YfBD1YYD!ev42J1uWBBw0sFyMOeo4UA

YANKI HALİYLE:

https://mega.nz/#F!wGxUQQBR!A6NUDeidu6VdLyWgRlaGPw

https://mega.nz/#F!8TgUEKSb!pVk4PWV-WDHR6jZh9apHAg

No ResponsesŞubat 22nd, 2020

SESLİ RİSALE-İ NURLAR

İsarat-ül İ’caz-KÜÇÜK RİSALELER-10 ADET-LEM’ALAR-MEKTUBAT-Mesnevi-i Nuriye-5 ESER BİR ARADA

https://mega.nz/#F!OqIBmQSQ!3BlOj69t9crBIzCrlmrOVA

İsarat-ül İ’caz-KÜÇÜK RİSALELER-10 ADET-LEM’ALAR-MEKTUBAT-Mesnevi-i Nuriye-5 ESER-KÜÇÜK HALİYLE-AMR

https://mega.nz/#F!WnBBFIIL!jkC0OKEjGUAn-cVAlbS4Fw

SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-TEK PARÇA-KÜÇÜK HALİ-AMR

https://mega.nz/#F!anY12CiC!mgs4zlTkNca6W_EGPuSNJw

SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI-TEK PARÇA-KÜÇÜK HALİ-AMR

https://mega.nz/#F!anY12CiC!mgs4zlTkNca6W_EGPuSNJw

No ResponsesOcak 5th, 2020

MASAÜSTÜ RADYO PLAYER-İNDİR-BİLGİSAYARINDA DİNLE

No ResponsesKasım 12th, 2019

TEFSİR VE SOHBET VİDEOLARI

No ResponsesEkim 2nd, 2019

DEV ARŞİV-1-

No ResponsesAğustos 11th, 2019

TEFSİR KİTAPLARI VE DERSLERİ-İNDİR-25 GB.

https://mega.nz/#F!G2hR2QrK!3c4s7s_RJpG0VNfVKwoCQg

ARAPÇA-TÜRKÇE SÖZLÜKLER-6.14.GB

https://mega.nz/#F!XjJmGQjY!IlUyBonWalC4KoFTbgyNRQ

No ResponsesAğustos 9th, 2019

PLAY STORE- DAKİ UYGULAMAM

https://goo.gl/tbJDWm

No ResponsesAğustos 5th, 2019

TesbitlerTv.

https://tesbitler.fm.tv.tr/

www.mehmetözçelik.com

No ResponsesTemmuz 30th, 2019

TÜM UYGULAMALARIM

TÜM UYGULAMALARIM

Play store uygulaması- NURLU HAKİKATLAR

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.Tenvir&hl=tr

No ResponsesTemmuz 28th, 2019

MASON ELİ

MASON ELİ

-“ Tüm darbeleri masonlar planladı.

Mason İsmet İnönü, Türkiye’de CIA destekli 1960 darbesiyle yolu açtı. 12 Eylül askeri darbesi, 28 Şubat postmodern darbesi, 12 Mart askeri muhtırası, 27 Nisan e-muhtırası da mason patentlidir. 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin elebaşı Gülen dahil, FETÖ’yü kuran 23 kişinin 16’sı da masondu.”[1]

-“ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, “Darbe girişimi ve geri tepmesi, Türkiye’deki ulusal güvenlik aygıtının tamamını etkiledi. Bizim bazı muhataplarımız ya tasfiye edildi ya da tutuklandılar. Şüphesiz ki bu durum ABD’nin Ortadoğu stratejisini daha güç hale getirecek” dedi.

Ardından, Suriye’de PKK’lılarla işbirliği yapan ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel, “darbe girişiminin ardından ABD ordusunun Türk ordusundaki birçok yakın müttefikinin hapse konduğunu” söyledi. Daha sonra ise ABD Avrupa Kuvvetleri ve NATO Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Orgeneral Curtis M. Scaparrotti şu açıklamayı yaptı: “Bu subaylar NATO’ya önemli hizmetler verdi. Burada yetenekli ve yetkin insanlarla birlikte çalışıyordum ve şu anda ekibimde yetenek, uzmanlık ve üretilen iş anlamında bir zayıflama görüyorum.”[2]

-Fetö bir mason organizasyonu ve operasyonudur.

Fetönün 1965 lere dayanan bir mason oluşumudur.

-“Büyük kalleşlik ortaya çıktı! FETÖ’cü hainler MİT’çileri deşifre etmiş.

7 Şubat MİT kumpası hakkında yeni detaylar ortaya çıktı. MİT kumpası iddinamesi mahkemeye sunulurken davadaki tek müşteki olan Mustafa Özer, önemli açıklamalarda bulundu. Özer, “FETÖ’nün MİT kumpasıyla ilgili olarak FETÖ Dünya tv isimli bir kanal kurmak için Kandil’de Karayılan ile görüştü” ifadelerini kullandı. Karayılan’ın “hükümetle aranızda arabuluculuk yapabiliriz” diyen Selahattin Sevi’yi reddettiğini söyleyen Özer, FETÖ’nün eli kanlı terör örgütü PKK ile anlaşmak için MİT’çileri deşifre ettiğini açıkladı.”[3]

-“FETÖ’den tutuklu bulunan eski istihbaratçı Enver Altaylı’nın Sincan Cezaevi’nde Almanya’nın önemli diplomatik isimleri tarafından sık sık ziyaret edildiği ortaya çıktı.”[4]


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/tum-darbeleri-masonlar-planladi-3526453

https://www.sabah.com.tr/gundem/2016/02/29/komutan-kisladaki-kurani-yaktirdi

[2] https://m.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/hangisinin-zamaninda-ne-kadar-fetocu-atildi-41450379

[3] https://www.yeniakit.com.tr/haber/buyuk-kalleslik-ortaya-cikti-fetocu-hainler-mitcileri-desifre-etmis-1072744.html

[4] https://www.siyasetcafe.com/enver-altayliyi-cezaevinde-kimler-ziyaret-ediyor-iste-dikkat-ceken-isimler-63970h.htm

No ResponsesŞubat 23rd, 2020

DÜNYA HASTA

DÜNYA HASTA

En büyük hastalık, manevi hastalıktır.

Ebedi hayat olan ahireti bitiren manevi ve fikri hastalık, en büyük kayıptır.

Gerçek hastalık; Hayatı verip hayatı devam ettireni, hayatın içinden çıkarıp, emir ve yasaklarını tanımamak, devre dışı bırakmak, hayatı ve hayatı vereni tanımamaktır.

Hayat O’nun elinde olduğu gibi, devamı da O’nun getirdiği kurallar ile devam eder, ve de edebilir.

-Asya Gribi, 1957 yılında Çin’den başlayarak, Uzak Doğu’ya daha sonra da Avustralya, Amerika ve Avrupa kıtasına yayılmış olmasından ötürü bu adla anılmaktadır. Asya gribinden ölenlerin sayısının 2 milyon olduğu tahmin ediliyor.

-Batmaz denilen gemi Titanik.

2 bin 340 yolcusuyla ilk yolculuğuna çıkan Titanik transatlantiği, bundan tam 102 yıl önce, 15 Nisan 1912’de New Foundland’ın güneyinde bir buzdağına çarparak battı: 1513 kişi öldü.

-“Çin Başkanı Şi Cinping’in, “Çin’i durduracak hiçbir güç yok”

Firavunda;” Ben sizin en büyük rabbinizim, diyordu.

Su onu boğdu, suda boğuldu.

Suya gücü yetmeyen bir rab!?

Çindeki Korona virüsü sadece çini trilyon dolarlarla vurmadı, aynı zamanda tüm dünyayı ve dünya ekonomisini de vurdu.

Uçak seferlerinden, turizme, çinde bulunan tüm binlerce dünya şirketlerinin şirketlerini kapatması ve tüm kurumlardaki sözleşmelerin yani çinin dünya ile yaptığı anlaşmalar, dünyanın çinle yaptığı anlaşmalar hep iptal edildi.

Merkez çin olsa da, hedef dünya.

Fazla gelen dünya nüfusunu hem savaşlarla, yetmeyince virüslerle yok etme ve bitirme hedefi…

Asrımız asırların özeti bir asırdır.

Asırların kiri asrımızda toplanmaktadır.

Hayırlar da…

Son raund…

MEHMET ÖZÇELİK

23-02-2020

No ResponsesŞubat 23rd, 2020

41 YASİNİN KERAMETİ

No ResponsesŞubat 20th, 2020

TÖKEZLEMEMELİYİZ

TÖKEZLEMEMELİYİZ

Tökezlersek biter, tekrar eski eskimiş kavgalara döneriz.

Tıpkı belgesellerde de görüldüğü, avcı hayvan avlayan ne kadar büyük olursa olsun, isterse fil ve zürafa en önemli yapmaya çalıştığı ona diz çöktürmek, yere yatırmaktır.

Türkiye tökezlerse ilk saldırı içerden gelecektir.

Ağzını açmış, kulağını dikmiş, bir asırdır kıt ve kısır zihniyet tekrar saldırıya geçecektir.

Türkiye yeni yeni ayağa kalkmaya, çocuk gibi yürüme heyecanını yaşamaya başlamışken, çelme takan çok olur.

En acısı da bunu yapanın aynı toprakta yeşermiş ayrık otlarının her tarafı sarmış olmasıdır.

-Çok yönlü bir saldırı altındayız.

-Yüz yıl önce İngiliz sömürgeciler bakanı Gladiston-un Kur’an-ı Kerimi ortadan kaldırma çabası, bugün bunu içten dost görünümlü kimseler, bir yandan da meal çalışması olarak yapmaktadırlar.

Bu durum;”SON DÖNEM MEALLERİNDE KUR’AN’IN YENİDEN YORUMLANMASI ÇABALARI: TAHLİL VE TENKİT” çalışmasında ele alınmıştır.[1]

*****************

Uyuşturucu ve benzeri pkk ile irtibatlı tüm kirli ilişkisi olanlar nedense fetö ile de bir irtibatı ortaya çıkıyor.

“FETÖ’den ihraç edilen astsubay uyuşturucu satarken yakalandı.

Kahramanmaraş’ta sokak satıcılarına yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan uyuşturucu satıcısı, FETÖ’den ihraç astsubay çıktı.”[2]

Bizi iyi niyetimizden dolayı hep münafıkane faaliyetlerle içten yıkmışlardır.

Bizi yaralayan balta değil, onun sapı olmuştur.

***************

Bu günlerde ayak takımlarının ayak oyunları ayaklanma ve ayaklandırma çabası ve entrikası içerisine girmiştir.

İlker Başbuğ-la başlatılan kavga Hilmi Özkök bu iki eski genelkurmay başkanlarıyla devam ettirilip, ordu darbe yapacak sözleriyle hazırlanmaya çalışılıyor.

Yüz yıllık kirlenme ve kirletme bitmiş değildir.

Kemalistler yüz yıllık tahtlarını, keyfi açtıkları bahtlarını kolay kolay bırakmazlar.

Darbesiz durmazlar.

-Öymen anlatıyor: “Amerika rahatsız olunca muhalefeti değiştirmeye karar verdiler. ABD iki şey gördü. Hükümet her istediğini yapmayacak. Onun için hükümete tepki göstermeye başladılar. Doğrudan Cumhurbaşkanı ve hükümete yönelik yazılar yazıldı. İkincisi de muhalefet. Çünkü muhalefet bütün bu konularda Türkiye’nin çıkarlarını savundu. Bir anlamda bunlara tepki göstererek iktidarın da kendileriyle birlikte hareket etmesini sağlamış oldular. Amerika’da bu defa da farklı yazılar yazılmaya başlandı. ‘Erdoğan gitsin AK Parti kalsın’ şeklinde. Her istediklerini yaptıramadıkları için Erdoğan’dan rahatsız oldular. Olay böyle olunca da muhalefetten başladılar.”[3]

Kirli ilişkiler yıllar öncesinde başlamıştı.

Ve hala da devam etmektedir.


[1] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/815917

[2] http://www.haber7.com/guncel/haber/2938191-fetoden-ihrac-edilen-astsubay-uyusturucu-satarken-yakalandi

[3] https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2020/02/14/en-onemli-feto-izi

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2020/02/16/7-subat-mit-operasyonu-ve-ikiz-orgutler

No ResponsesŞubat 17th, 2020

60-DUHAN SURESİ

No ResponsesŞubat 16th, 2020

SON KALE

SON KALE

Yıktık, bitirdik, kalkamaz dedikleri Osmanlı ruhunun yüz yıl gecikmeyle de olsa ayağa kalkma çabaları içte ve dışta bir çoklarını tedirgin edip korkutmuş ve telaşa düşürmüştür.

Buna hınç da eklenerek bütün kuvvetleriyle adeta kaderin hükmünü zorlamaya çalışmaktadırlar.

İç ve dıştaki bu oyunların akıbetine baktığımız zaman olayların akışı şöyle gerçekleşmektedir;

-Ordu özellikle 1960 darbesi ile birlikte bu milletin iradesinden çıktı ve ordu ile millet irtica, şeriat, tesettür bahaneleriyle karşı karşıya getirildi.

Askerlerin temel yanlışı burada yatıyor. Onlar FETÖ’yü değil, Erdoğan’ı tasfiye etmeye çalıştılar. Oysa muhtıra verip partisini kapatmaya kalkışmak yerine Erdoğan’la işbirliği yapmayı tercih etselerdi FETÖ, TSK’da bu denli etkili olamazdı.

-Erdoğan’dan Işık Koşaner’e sert yanıt! ‘Otur oturduğun yerde…’.[1]

******************

15 Temmuzda Fetöcülerin başlattığı işgal başarılı olsa veya olacağı hissedilseydi hiç şüphesiz ordudaki Atatürkçü grub dahil olacak, şimdiye kadarki darbelerde oynadığı rolü oynayacaktı.

Uğur Mumcu;”Banka soyanlar kar maskesi,ülkeyi soyanlar ATATÜRK maskesi taktılar.” demişti.

Aslında 15 Temmuz şimdiye kadarki darbelerin farklı versiyonudur.

Soldan vuran, -Bizim çocuklar başardı.- diyen NATO ve ABD’nin yeşil kuşak çocukları bu sefer başarısız oldu ancak bitti ve duruldu ve de durulacak anlamına gelmemektedir.

İhanet ve oyun içten ve dıştan devam etmektedir.

15 Temmuz failleri Ergenekon faillerine benzeyebilir.

Ahtapotun iki kolu.

İslam ülkeleri olmak üzere başta Türkiye-de çoğunlukla azınlıklara kurban edilmekte, azınlıkların hakimiyeti sağlanarak, çoğunluklar bitmeyen bir kavganın içine çekilmektedir.

Bugün Fetö-nün siyasi ayağı diye gündemde tutulmaya çalışılan tartışmanın neticesi çok zahirdir.

Yüz yıllık siyasi ayak, Fetö-nünde ayağını oluşturmaktadır.

Bunu dağ başında yaşayan çoban bile bilmektedir.

60 yıllık geçmiş bunun aynası ve yansımasıdır.

-Eski MİT Müsteşarı Atasagun: ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’.

Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer etmişler. 

….Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar” cümlesi üzerinde durmak gerekiyor. FETÖ açısından devleti ele geçirmek, Genelkurmay Başkanlığı’nı ele geçirmekle eşdeğerdi. Nitekim dershane krizi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz olmasaydı, darbe girişiminde başı çeken tümgeneraller 2025 yılında orgeneral rütbesine yükselecek, FETÖ mensupları devleti tamamen ele geçirmiş olacaklardı.[2]

 –15 Temmuzun vehameti, tehlikesi, korkunçluğu günbegün daha net olarak ortaya çıkıyor. Belgeler, ifşaatlar, bu konudaki yapılan icraatlar hakikaten 15 Temmuzun hatta Çanakkale’ye denk gelebilecek derecede o derecede yedi düvelin vücudundan daha büyük olaraktan, O zaman 256 şehidimize karşı 251 şehidi vermiş olmamız hakikaten büyük bir hakikattır. Çünkü içten fethedilme ve daha doğrusu işgal edilmeye, ele geçirilmeye ve Türkiye’nin ikiye bölünerek doğu- batı gibi aynen Türkiye’nin Irak’ta, Suriye’de, İslam ülkelerinde parçalanmış bir halde ki hayalini gerçekleştirmek üzere temel merkezi bu şekilde imha etmek, yok etmek, parçalara bölmek, kardeş kavgasını arttırmak, Suriye’den daha tehlikeli bir şekilde uzun sürecek olan iç savaşların tetiklenmesine vesile olmak, günbegün yara gittikçe tehlike ve sızan kan işin vehametini daha da fazla göstermektedir.

15 Temmuz Beşer’in icraatı ile beraber büyük bir tehlikeyi, uçurumun kenarından dönmeyi ifade ederken, Kader diyeti ile bir asırlık kirlerin, irinlerin, yaraların temizlenmesine vesile oldu. Kader tersine çevirerek, elde edilip işgal edilme durumunda olan bir memleketin, işgal edilmiş ülkelerin kurtarılmasında tekrar eski haline gönderilmesinde, desteklenmesinde önemli ve aktif bir rol oynamış oldu. Yani mağlup durumdan en son rauntta da olsa Galip durumuna otomatikman geçmiş oldu.

Cenab-ı Hak böylece İslam dünyasının, Müslümanların feryadını, isteklerini, dualarını, yalvarışlarını karşılıksız bırakmadı. Onların imha edici ellerinden bayrağın düştüğü yerde, tekrar bayrağı ve sancağı ayağa kaldırdı. Bu milletin eliyle…

******************

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) güvenlik görevlisi olma vaadiyle kandırarak habersizce Libya’daki iç savaşa götürdüğü Sudanlı gençler BAE’nin sahibi olduğu Black Shield güvenlik şirketinin temsilcisiyle Sudan’da tazminat talep etmek için görüştü. Sudan basını, görüşmedeki çok ilginç Türkiye detayını yazdı.[3]

…yüz yıl önceki hain plan ve oyunları artık şimdi daha iyi anlamak hiç de zor değil.

*****************

“Wuhan virüsü” da denilen koronavirüs nedeniyle dünya çapında ölü sayısı gittikçe artarken, 1981 yılında yayınlanmış olan çoksatan kitaptaki şoke edici benzerlik, Twitter kullanıcılarının dikkatini çekti. Amerikalı yazar Dean Koontz’un imzasını taşıyan 1981 tarihli gerilim türündeki “Karanlığın Gözleri” romanında “Wuhan-400” adı verilen bir hastalık olduğu ortaya çıktı.
Kitapları defalarca New York Times’ın çoksatanlar listesinde yer alan Koontz, kitabının 39. bölümünde Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından Wuhan yakınlarındaki askeri laboratuvarlarda biyolojik silah olarak geliştirilen bir virüsten bahsediyor.

Koonz kitabında, “Wuhan-400 harika bir silah. Sadece insanları etkiliyor. Başka hiçbir canlıda yaşayamaz. Frengi gibi Wuhan-400 de insan bedeni dışında bir dakikadan uzun süre yaşayamaz. Bu da diğer ölümcül mikroorganizmalar gibi mekanlara ya da objelere bulaşamadığı anlamına geliyor.” diye yazmış.[4]

-Son kalenin son bekçileri yine kalelerinin başındadır.

Terazinin ağır basan kefesi işte bu kefedir ve bu kefededir…

MEHMET ÖZÇELİK

15-02-2020


[1] https://www.milliyet.com.tr/gundem/erdogandan-isik-kosanere-sert-yanit-otur-oturdugun-yerde-6143779

[2] https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/eski-mit-mustesari-atasagun-gulen-abdnin-yesil-kusak-projesidir-41447054

[3] http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/GAZETE/

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/belge-ortaya-cikti-panik-basladi-41440625

[4] https://seslimakale.com.tr/haberdetay/koronavirusu-39-yil-once-kitabinda-yazmis-o-ulke-askeri-laboratuvarda-silah-olarak-gelistirdi-19789

No ResponsesŞubat 15th, 2020

MEZARCIYLA RÖPORTAJ

MEZARCIYLA RÖPORTAJ

Selamünaleyküm Mezarcı.

Aleykümselam Bey’im.

Kaç yıldır bu işi yaparsın, mezar kazarsın?

Ustam, Vallahi tam 37 yıldır bu işi yaparım.

Şimdiye kadar kaç kişi gömdün?

Vallahi değişiyor, bazen 7, bazen 17, Ortalama olarak 7 ile 10 arasında gömerim.

Peki şimdiye kadar kaç kişi gömdün?

Sene 365 gün, onu onunla çarp. çıkanı da 37 yıl ile çarptın mı bunlar çıkar. Ben cahil adamım pek hesap bilmem.

Mezarcı gömdüklerin içinde çocuklar var mıydı? Gençler var mıydı?

O çocuk mezarı ayrıdır Ağam. Fakat artık Ordada yer bulunmamaktadır. Oraya gömmeye çalışanlar zorla yer bulmaktadır. Artık çocuk mezarları da dolu.

Söyle bakalım, ölülerle aran nasıl?

Vallahi gayet iyi. Dışarıdakilerden iyi. İyi konuşuyorum onlarla. Onlar dinliyorlar. Sessiz sedasız da, hiçbir şey yapmıyorlar. İtiraz bile etmiyorlar.

Gece neyse gündüz de aynı. Hepsi Suskun, Sakin, sessiz. Ölüler mezarda işte böyle. Susmuş insanlar. Dışarıdaki görüntüden ve gürültüden burada eser yok.

İnsanlar sağlıklı bir ortamda olmak istiyorlarsa, gelsinler buraya, itiraz yok, şikayet eden yok. Yerin altında olmalarına, yerleri dar olmalarına rağmen şikayet etmiyorlar. Niye ışığımız yok, Niye zam geldi, niye yerimiz dar demiyorlar.

Benim babam da bunlar arasında.

Hayatta iken her şeyden şikayet ederdi.

Borçlardan, alınacaklardan, ödemelerden bi-zar idi.

Hiç sıkıntısı bitmedi.

Ancak bu sıkıntılardan hiç bir şu anda yok.

Veya bize göre, bizim tarafımızdan baktığımız pencereden bunlar görülmektedir.

Bazen bazı sesler işitiyorum. Bazen derinlerden sesler geliyor. İmdat sesleri gibi, çığlığa benzer sesler veya bazen buna benzer. Tamamen keşfedemediğim, çıkartamadığım sesler.

Tefrik edemediğim bazı sesler çok uzaktan öylece geliyor. Ama genelde uykuyu kaçıracak cinsten değil gibi.

Deliler de buraya gelmeli, veliler de buraya gelmeli.

Burası ibret yurdu. İbretler Yurdu…

Aslında herkesin geleceği Son Durak burası…

Dünyadaki o kadar farklılıkların hiç biri burada yok.

Hepsinin yeri de makamı da aynıdır.

Gözü dünya ile doymayanların burada bir avuç toprakla dolmaktadır.

Dünyaya geldiği gibi gitmektedirler.

“Ana rahminden geldik pazara.

Bir kefen aldık döndük mezara”

“Çeşmi ibretle bakın dünya misafirhanedir.

Bir mukim adem bulunmaz ne acep kaşanedir.

Bir kefendir akıbet sermaye-i şah u geda.

Pes buna mağrur olan mecnun değil de ya nedir?”

“Mevti veren Odur. Yani, hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzâd eder. Yani, hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır.
İşte şu kelime, şöylece fâni cin ve inse bağırır, der ki:

Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” (Mektubat 20. Mektup sh. 220)

No ResponsesŞubat 10th, 2020

MÜJDE! OKULLAR TATİL

MÜJDE! OKULLAR TATİL

Yarın okula gitmiyoruz.

Holeyy, okullar bir gün tatil.

Dinleneceğiz…

Şeyy. Okul yoruyor mu?

Çok mu yoruldunuz?

Hoca yarın ödevlere bakacaktı, yarın Arapça, Matematik dersi vardı.

Kurtulduuukk.

Eziyetten mi? Bir sıkıntı mı vardı?

Eğitim sitresli mi oluyor?

Allah’ım noolur karı kesme, haftalık gönder!!!

Milli eğitimdeki Eğitimin ne durumda olduğunu daha iyi anlayabilmek için şuna bakmak lazım.

Gerek kar gibi bir sebepten dolayı okullar tatil edildiğinde başta öğrenciler olmak üzere öğretmenler büyük Sevinç içerisine giriyorlar. Girmenin sevincini, coşkusunu adeta haykırarak yaşıyorlar.

Üzülen var mı?

İnsan öğrenmemekten dolayı sevinir mı?

Hele hele bir de geçmiş zamanlarda, o imkansızlıklar içerisinde ilim için seyahat edenleri düşündükçe mukayeseye bile girmemektedir.

Yoksa çok üst perdeden mi konuşuyorum acaba?

Bundan sonra okul yok, ders verende alanda internet, 5G ve 6G üzerinden takip edilecek ve internet üzerinden hologram yoluyla ve de telekonferans yöntemiyle sınavlar olacak!

Nasıl olur?

Benden size büyük tatil.

Şimdiden iyi tatiller.

Diğer taraftan eğitim biter bitmez Hatta bitmeden öncesinde bile hatta ilk haftalarında dahi kendilerine bedava kitap verilen öğrenciler, büyük bir emek neticesinde yazılan eserler, O kitaplar bir bakıyorsunuz atılmış ya da geri dönüşüme gönderilmiş. okulun bittiğinde de kütüphanelerde görmemekteyiz. Tam tersine ortalıklarda, geri dönüşüm kutularında, kitaplar ambarlarda görülmekte, kaynak eser olarak maalesef saklanmamaktadır.

O halde bu eğitimin nasıl bir eğitim olduğu, Ruha uygun bir eğitim olup olmadığını düşünmek, Ona göre hareket etmek gerekir.

Eğitim sorgulanmalı.. İstekli hale getirilmeli.. Eziyet ve sıkıntılı hallerden kurtulmalıdır.

Zorunlu eğitim sorunlu eğitim olmaktan kurtarılmalıdır.

Eğitim toplumun ruhuna, inancına, tarihine, geleceğine, akıl ve kalbine, dünya ve ahiretine uygun ve uyumlu olmalıdır.

Kısaca, akıl fen ilimleriyle, kalb de din ilimleriyle aydınlatılmalıdır.

MEHMET ÖZÇELİK

09-02-2020

No ResponsesŞubat 9th, 2020

AKIL KİLİTLENMESİ

AKIL KİLİTLENMESİ

Aklım dondu.. aklında olması.. aklın kilitlenmesi..

Artık çalışamaz bir hale gelmiş olmasından dolayı veya bazen aklında olmasında da veya bazen aklın solmasında da ters durumlar olabilir. Bazı şeyleri almayabilir, aldığı şeyleri unutabilir Öğrenenler, bilinenler gizlenebilir. Bunun için bazen aklı rahatlatmak lazım  

Mesela uyku beynin, aklın, şuurun, idrakin resetlenmesi adeta çalışmaz bir haldeki bir bilgisayarın otomatikman kendisini güncellemesi, kendisini temizlemesi, arındırması, temizlemesi gibi, diğer bir yandan kopyalarken diğer taraftan da temizlemeye çalışması gibidir.

Akıl zaten kelime anlamı itibariyle takmak, takılmak, akla bir şeyin takılması, askı gibi manaya gelir. Onun için Askıya çok şeyleri asıp, her şeyi askıya asarsanız artık askıda bazen yer kalmayabilir Hatta asılan şeylerin ağır gelmesinden dolayı bazen akılda devre dışı olabilir.

Onun için her şeyi akla takmamak, aklı her şeye de takmamaktır. Ne başka şeyi akla takacaksın, ne de aklı başka bir şeye takmamaktır. Bu aynı zamanda aklın yanması manası manasına da gelir.

Onun için aklın sigortasını attırmamak lazımdır. Her şey olan akıl aynı zamanda müsbet manaya da yönelir, menfi manaya da yönelir. Akıl aynı zamanda hırsızdır yani kesicidir, yıkıcıdır, yakıcıdır. Diğer taraftan da yapıcıdır, olumludur, olumsuz olsun, ölümsüz olsun, enlı olsun ensiz olsun, ünlü olsun ünsüz olsun, birçok şeyi akıl kullanıldığı cihetiyle göstermiş olur.

En mükemmel akıl Kur’an’ın da ifade etmiş olduğu aklı-selimdir. Salim bir akıl, selametli bir akıl, korunmuş, arınmış, güncellenmiş, Rabbisi ile irtibatlı, bağlantılı olan bir akıldır.

Akıl kalp odaklıdır ve aynı zamanda kalp bağlantılıdır. Akıl akıldan beslenir. Külli Akıl kaynak mevkiindeki olan ilahi akıldır. İnsan ise onu aklı ile tanımak için kendisine verilen iyi akıl vasıtasıyla o Külli akla ulaşmayı hedeflemektedir. Yani Kürlü Akıldan beslenen akıl gerçek bir akıldır.

Aynen nasıl ki ruh bazen sıkılır, sıkıldığı gibi akıl da bazen daralır. Onun için aklın alanını geniş tutmalıdır. Külli Akıl sahibi ve aklın yaratıcısı olan gerçek Akıl sahibi, her şey elinde bulunan Rabb’i ile irtibatlı olmalıdır. Tabiri caizse kendi fişini o ilahi, külli akıl prizine takmalıdır.

Evet aklın akıl hocası kalptir, onun editörü ise vicdandır, ayakçısı ve ayaktakımı ise nefistir, aklın Efendisi ise ruhtur, onun taşıyıcısı bedendir, onun besleyicisi ise duygular olmuş olmaktadır.

Akıl duygular yoluyla sürekli beslenmektedir, kuvvetlenmektedir, güçlenmektedir, gerçek kimliğine bir derece ulaşmalıdır.

Akıl soyut manası ile mükemmel değildir. Her şey akıl değildir, akıl da her şey değildir. Bazen akıl tutulması olur artık düşünemez insan, anlayamaz, artık kavrayamaz, akıl almaz olur. Çünkü artık tabiri caizse yerde kalmamıştır. Bazı şeylerin boşaltılması gerekir.

Bazen insan bir şeyin akıl dışı olduğunu, aklının dışında bir şey olduğunu ifade edebilir. Tabi o aklında elbette akıl olması lazım.. Eğer o akıl akıl ise o zaman o şeyin dışımı içimi olduğu daha iyi anlaşılmış olur. Ancak en mükemmel akıl, meşveret halinde birçok aklın birleşmiş olduğu akıldır. Bir akıl başlı başına soyut olarak da ne kadar mükemmel olursa olsun, birkaç aklın bir araya gelmiş olduğu o akıldan ileride olsa, o birleşik akıl meşveret ve şura neticesinde ortaya çıkan akıl ve aklın  kararları elbette daha mükemmel olanıdır.

Bazen akıl taşıyamayabilir, ağırlığından dolayı taşıdığı şeyin altında bazen insan kalabilir. Ondan dolayı sigorta atma durumu da vardır.

Aklın örtülmesi ise artık aklın bir derece perdelenmesi ki buna mecnun da diyebiliriz. Mecnun cinnet geçirmiş ve aklın üzeri perdeli demektir. Hatta Bazen olur ki bu aklın perdelenmesi ve örtülmesinden dolayı yapılan işlerde bile insan mazur olabilir. Durumuna göre hiddet anındaki akıl esir olduğu gibi, akıl birçokları da esareti altına alabilir. Onun için aklın esareti, esir olması bir başkasının aklı çerçevesinde hareket etmesi demektir, kendi aklının devre dışı olması anlamına gelir.

En kötü akıl işgal edilmiş, aklı başkaları tarafından meşgul edilmiş, ele geçirilmiş, kumandası başkasında olan akıldır.

İşgal edilmiş olan ve zapt edilmiş olan bir akıldır.

Bazen akıl titrer. Akıl titremesi dediğimiz tahammül edememesinden ve şaşkınlıktan dolayı akıl titremesi de gerçekleşebilir.

Bazen öyle olur ki akıl durgundur. Aynen Suyun durumu gibi..

Denizin bazen dalgasız hali gibi ki insan içine kapanır, aklın durgunluğundan dolayı adeta diğer duygularda monoton bir hal almış olur, hareketsiz hale girmiş olur.

En kötü akıl aynı zamanda bitmiş olan akıldır.

Hiçbir kullanacak bir malzemesi olmayan akıl, Müflis olan akıl, en kötü akıldır.

Aklın üstünde akıl da vardır. Her akıl Üstün değildir. Her aklın üzerinde üstün bir akıl da vardır. İşte bu bir meşveret olabilir, bu onun üstünde dinlerin getirmiş olduğu kurallar olabilir. Elbette ki onun en üstünde de ilahi akıl, ilahi irade olmuş olur.

Gerçek akıl hedefe varan akıl, istikametini koruyan akıldır.

Aklın anladığı akıl: Alman birliğini kuran Otto von Bismark “Devlet adamları içinde akılların yüzde doksanı Abdülhamid’de yüzde beşi bende diğer yüzde beşi de öbür devlet adamlarında”

Kıssadan hisse. 

-Eğer insanları ikna edemiyorsan kafalarını karıştır. Harry Truman.

Aptalların cenneti akıllılar için cehennemdir. Thomas Fuller.
İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün. Doris Lessing.
Mehmet ÖZÇELİK

09-02-2020

No ResponsesŞubat 9th, 2020

59.CASİYE SURESİ

No ResponsesŞubat 8th, 2020

KORONA VİRÜSÜ VE ALINACAK DERS

No ResponsesŞubat 3rd, 2020

VİRÜS SAVAŞI- GÜNAHLARIN ÜRÜNÜ

VİRÜS SAVAŞI- GÜNAHLARIN ÜRÜNÜ

1980 yıllarında Hürriyet gazetesinde gördüğüm bir haber, beni tedirgin etmiş, dikkatimi çekmişti.

Haberde;” Ruslar labaratuvarda virüs üretiyorlar.”

Uzun yıllar gazeteden o haberi kesip saklamıştım.

Depremi tetikleyerek depremlerle devletleri yok etmek gibi, yeni bir biyolojik savaş mı başlatılmaktadır?

Bu savaş yaygınlaştırılıp tüm dünyanın karşılıklı savaşları haline döner mi?

Bizde olduğu gibi dünyanın elebaşları beyanatlarında şöyle diyorlardı; Dünyanın bu kadar insanı taşıyamayacağı yönünde idi.

Virüs, gıda, ilaç ve sularla dünya nüfusu bir milyar oranında azaltılmaya mı gidilmektedir?

Artık savaşların tarz ve yöntemleri değişmişti.

Aslında bu günahlarında yönteminin ve yönünün değiştiğini göstermektedir.

Günahlar sanal aleme taşınmıştır.

Sevaplar da…

Öldürmek ve çökertmek daha da ucuzlamış ve ucuza mal edilmişti.

Tıpkı her şeyinizin saklı olduğu bilgisayarınızın bir anda çöküp, her şeyin yok olması veya bankadaki hesapların bir anda boşaltılması veya devlet birimlerine yapılan sanal saldırı ve hacker ile tüm bilgilerin ortaya dökülmesi veya askeri gizli bilgilerle beraber elektronik harp araçlarının çalışmaz hale getirilmesine kadar her şey, virüs ve günahlar sanal ortama taşınarak alanı genişletilmiş oldu.

Bu durum sizi ümitsizliğe sevk etmesin.

Artık sadaka-i cariyeden tüm nur ve nurani hizmetlerde sanal ortama taşınmış oldu.

Dinin hizmet alanı da sanal alemde yerini almış oldu.

Ulaşılamayan çok noktalara çok da rahat ulaşılması mümkün oldu.

Unutulmamalıdır ki Şeytan da tüm avaneleriyle ve mensuplarıyla sanal alemdedir.

-Son senelerde gündeme gelen domuz gribinden kuş gribine, şimdi ise milyonları tehdit eden korona virisü salgını Çin-de çıkmasına rağmen tüm dünyayı tehdit etmektedir.

Çıkış nedeninin bir hayvan pazarında yılan veya yarasa çorbası gibi bir çok hayvanın tüketilmesinden kaynaklandığı ifade edilmektedir.

Ekolojik denge insanlık tarafından bozulmaktadır.

Bediüzzamanın ifadesiyle; “Nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevî bir kıyamet başlarında kopmazsa…”[1]

-“Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlâhiye namına ve hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve mânevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, Ye’cüc ve Me’cüclere teslim-i silâh edecekler…”[2]

Yani Hz. Âdemin ve dolayısıyla insanoğlunun cennetten çıkarılmasına sebep olan ağaca diğer bir ifadeyle harama yaklaşması gibi, insanlık yine kendi eliyle; ya bir ağaç kesme ve Avustralya’daki yangınlar, orman yangınları veya bunu bahane edip on binlerce develerin suları tüketmesi düşüncesiyle öldürülmesi veya rast gele ekolojik dengeyi bozacak hayvanların tüketilmesi dengeyi bozmakta, hastalıklar ve mikropları ve virüsleri engelleyen hayvanların devre dışı olmasıyla meydan virüslere terk edilmektedir.

Tüm dünyada oluşan depremler, tsunamiler, sel ve fırtınalar bu tehdidin habercileridir.

Büyük kıyametin provalarıdır.

Irak, Suriye gibi ülkelerde milyonlarca insanın öldürülüp ve milyonlarcasının sürülmesi belaların celbine bir değil bir çok yönüyle hızlandırıcı sebeplerdir.

Yahudilerin ve pentagon destekli bir kısım Hristiyanların içerisindeki Evangelist tarikatın ortadoğuyu kana bulayıp Armageddon diğer adıyla tanrıyı kıyamete zorlamak amacıyla her türlü entrikayı çevirmesi insanlığı tehlikeli bir yola sürüklemektedir.

-Dünya yeni bir doğumun ve doğuşun eşiğindedir.

Yıkarak doğmaya çalışanlar, yıkılarak doğumun önünü açacaklar.

Şerler hayırların celbine ve doğuşuna sebep olacaktır.

Kararan gecelerin sabahları yakındır.

Dünya fecre doğru doğuştadır.

Dünyanın şer babası Abd yıkılarak tıpkı orta doğudaki İslami devletlerin başına getirilip, demode olanların götürülerek, yerine yenilerinin getirilmesi ve kan değişimi gibi, Abd-yi yıkacak olanlar yine içinden olup, yeni bir kan değişimine gidecektir.

-“Elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevî bir  kıyamet başlarında kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’ân’ın kabulüne çalışan meşhur hatipleri ve din-i hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli dinî cemiyeti gibi, rû-yi zeminin kıt’aları ve hükûmetleri, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü, bu hakikat noktasında kat’iyen Kur’ân’ın misli yoktur ve olamaz ve hiçbirşey bu mu’cize-i ekberin yerini tutamaz.”

Peygamber Efendimiz Ahirzaman peygamberidir. Yani insanlığın ömrünün son zamanında gelmiş olup, kendisinden sonra bir dönem de olmayacaktır.

Aradan da 1400 küsur sene geçmiştir.

Bizler Ahirzamanın ahirinde bulunmaktayız.

İnsanlık tarihi boyunca tüm günah ve menfilikler bu asrın havuzunda toplanıp bir araya geldiği gibi, tüm helal ve olumluluklar ve olumlu şeylerde bu asırda bir araya gelmektedir.

Bir günahtan dolayı helak edilen peygamberlerin ümmetlerinin tümünün yaptıkları günahlar toptan bu asırda birden işlenmektedir.

-“Mûsâ tayin ettiğimiz vakit ve yerde bulunmak üzere kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Mûsâ dedi ki: “Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.”[3]

MEHMET ÖZÇELİK

30-01-2020


[1] https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/emirdag-lahikasi-i/191/191

[2] https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/hutbe-i-samiye/37

[3] A’raf.155.

No ResponsesOcak 30th, 2020

ALEMDE TESADÜF YOKTUR

ALEMDE TESADÜF YOKTUR

Başta insan olmak üzere varlıkların düzenli bir şekilde bu dünya hayatına gelip hayatlarını sürdürmeleri, idame etmeleri, arkasından Nizam ve intizam ve düzen içerisinde gidiş gelişlerin devam etmiş olması; Elbette ki tamamen tesadüften uzak, bilinçli, projeli, hesaplı, külli bir projenin, külli bir hesabın neticesidir.

Yine insanların Uçsuz bucaksız Kainat içerisinde, dünya hayatında rahat ve güvenliği, emniyet içerisinde dayanaklı bir şekilde hayatlarını devam ettirmeleri, korkudan uzak bir hayat içerisinde hayatlarını sürdürmüş olmaları da, aynı şekilde bir yaratıcının, bu alemdeki dengenin, düzenin, bir plan ve projenin, Güven içerisindeki bir dayanağın olduğunu Elbette göstermektedir.

O da tamamen Allah’ın varlığına dayanan bir dayanak, bir güç, bir enerji, bir imanın neticesi ve tezahürüdür.

İnsan kendi bir tek boğazını idare etmekten aciz kalırken, Bir de kendisi ile beraber eşinin ve 3 tane çocuğunun ve Toplam 5 kişinin idamesi için bir gün boyunca çalışmakta, sürekli koşturmakta, gece gündüz birçok sıkıntıları göstermektedir. Sırf bir Boğazı ve Toplam 5 Boğazı idare etmek için…

Bir de kainat ve dünya çapında ve şu andaki yedi buçuk milyar insan çapında olayı düşününüz…

Bir eve gireni değil, bir memlekete, bir devlete giren ve bir dünyadaki yedi buçuk milyar insanın sofrasına geleni düşününüz. Bir de Buna ek olaraktan karada, denizde, havada ve Buna ek olarak da mikroskobik sayısız canlıların, cinlerin, Ruhanilerin, meleklerin; bütün Bu varlıkların yaşayışlarını, doğuşlarını düşündüğünüz zaman nasıl külli bir Sofranın olduğunu, ona göre bu sofrayı dolduranın, doyuranın, bulunduranın, meydana getirenin ne kadar Kudret sahibi bir zat olduğu çok daha açık ve net olarak anlaşılacaktır.

O halde bütün bu varlıkları bir anda, bütün kainatı büyük bir sofra yaparaktan o varlıkların hayatını idame eden bir yaratıcıya karşı; bu insanları ve ölen varlıkları nasıl diriltecek denilebilir mi? Onları nasıl rızıklandıracak denilebilir mi?

Onları sürekli olarak nasıl rızıklandırıyorsa, Aynen öyle de diriltecektir. O da Allah’tır.

İnsan herhangi bir deprem sebebiyle bir müteahhidin  yapmış olduğu binaya güvenle girmiyor. Güvenli oturmuyor. Hayatını idame etmiyor.

Ancak bu kadar hızlı dönen ve milyarlarca senedir dönmesi devam ettirilen ve boşlukta yüzen bu dünyamızda; Bizler sarsılmadan ve güvenle  bu dünya gemisinde seyahat etmekteyiz.

Kâinat Okyanusunda yüzen bu dünya gibisin de çok rahatlıkla yolculuk yapmaktayız. Hiçbir korku hissetmemekteyiz. Bu bir güvendir. Bu da bize Yaratanın vermiş olduğu Güvenin bir ifadesidir.

*****************

Bediüzzaman hayata farklı bir bakış açısı getiriyor. O da şu an Ebedi hayatı kazanmak veya kaybetmek meselesidir.

Şimdiye kadar çok önemli çapta bir derecede olmayan, ebedi hayatını kazanmaya gayret ve çabası Bediüzzaman tarafından 1. Dereceye alınarak en önemli bir mesele olan insanın ebedi hayatını kazanması veya kaybetmesi meselesidir.

-“Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?”(Şualar.270.)

-“”Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!..”

-Risale-i Nurlar birer can simidi gibi insanı düşmekten, boğulmaktan, yıkılmaktan, çökmekten kurtarıyor. Her türlü zorluk Karşısında Oradaki bir iman hakikat insanı ayakta tutuyor.

Yuvarlanmayı engelleyen kuvvetli bir Halat gibi.

Zeminden zirveye çıkmayı sağlayan Bir asansör gibi, Risalelerin hakikatı karanlık dünyamızı aydınlatan birer Işık, birer Nur, birer fenerdir.

-“Ve bilhassa zîhayattan insanın mahlûkiyeti arkasında gayet âşikâr bir tarzda o mânevî teşahhus, o kudsî taayyün, sırr-ı tevhidle, imanla müşahede olunur. Çünkü o teşahhus-u ehadiyetin esasları olan ilim ve kudret ve hayat ve sem’ ve basar gibi mânâların hem numuneleri insanda var; o numunelerle onlara işaret eder. Çünkü, meselâ, gözü veren Zat, hem gözü görür, hem ince bir mânâ olan gözün gördüğünü görür, sonra verir. Evet, senin gözüne bir gözlük yapan gözlükçü usta, göze gözlüğün yakıştığını görür, sonra yapar. Hem kulağı veren Zat, elbette o kulağın işittiklerini işitir, sonra yapar, verir. Sair sıfatlar buna kıyas edilsin.
Hem esmânın nakışları ve cilveleri insanda var; onlarla o kudsî mânâlara şehadet eder.
Hem insan zaafıyla ve acziyle ve fakrıyla ve cehliyle diğer bir tarzda aynadarlık edip, yine zaafına, fakrına merhamet eden ve medet veren Zâtın kudretine, ilmine, iradesine ve hâkezâ, sair evsafına şehadet eder.
İşte, daire-i kesretin müntehâsında ve en dağınık cüz’iyâtında, sırr-ı vahdetle bin bir esmâ-i İlâhiye, zîhayat denilen küçücük mektuplarda temerküz edip açık okunduğundan, o Sâni-i Hakîm, zîhayat nüshalarını çok teksir ediyor. Ve bilhassa zîhayatlardan küçüklerin taifelerini pek çok tarzda nüshalarını teksir eder ve her tarafa neşreder.” (Bediüzzaman. Şualar.15.)

MEHMET ÖZÇELİK

27-01-2020

No ResponsesOcak 27th, 2020

BÜYÜK DEPREM

BÜYÜK DEPREM

Zilzal suresi: “1,2,3. Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman,

4. İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.

5. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

6. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

7. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.

8. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”

–“Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü donakaldılar.”[1]

-“Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: «Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin!  “[2]

-“Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!

O (saate) ulaştığınız Gün, emziren her kadın emzirdiği çocuğu unutur gider; her gebe kadın [vaktinden önce] yükünü bırakır; ve insanlar sarhoş olmadıkları halde sana sarhoşlarmış gibi gözükürler; ama yine de, Allah’ın azabı[nı gördükleri zaman duyacakları dehşet çok daha] zorlu olacaktır.”[3]

-“[Ama,] sizden önce gelip geçenler gibi sıkıntı çekmeden cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve kımıldatmaz darlıklar geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki (zelzeleye uğradılar ki) müminlerle birlikte Elçi de “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” diye feryad ediyordu. Gözünüzü açın, Allah’ın yardımı [daima] yakındır!”[4]

Bediüzzaman Hazretleri Sözler adlı eserinin 14. Sözün Zeylinde Depremin  çok hikmetli ve ibretli noktalarını nazara verir. Özetle:

-Küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bazan da titriyor.

-Depremin maddi zararından çok sebep olduğu korku ve dehşetin sebebi, günahlar ve özellikle Ramazan’da teravih vaktinde çekinmeksizin yapılan isyanlardır.

-Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zalim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.

-“Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.”[5]

-Madem mazlum zalim ile beraber musibete düşmek hikmet-i İlâhiyece lâzım geliyor. Acaba o biçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?

Bu suale karşı, cevaben denildi ki: O musibetteki gazap ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azaptan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazap içinde bir rahmettir.

-Kadîr-i Zülcelâlin musahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı, “Ehl-i gaflet ve tuğyanı uyandırmak için ateşlendir” diye olan emr-i Rabbânîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamâkatin en eşneidir.

-Bu hadise hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazan’ın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması, hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için o zelzelenin devam etmesi gibi çok emarelerin delâletiyle, bu hadise ehl-i imanı hedef edip, onlara bakıp, namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor.

-O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli iman muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlûp olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle, en evvel oraları tokatladı ihtimali var. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah.

-Tesla 1978 yılında 5 şiddetinde deprem oluşturdu.

Ordumuzda Haarp dairesi ve birimi var.

Rus müteahhit 2500 metre derinlikteki sesi kaydetti ve buna Hell yani cehennem adıyla internette ulaşabilirsiniz.

Bu konuda yazılmış bir çok eser vardır.

Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon Merkezi tarafından yapılan ölçümlere göre;1556 yılı ile 1975 yılı arasındaki 400 yıllık dönemde meydana gelen deprem sayısı: 110 iken (5.0’dan büyük) 1980 yılı ile 2003 yılı arasındaki 23 yıllık dönemde meydana gelen deprem sayısı 1685 olmuştur. (6.5’dan büyük) Bir başka deyişle, 400 yılda kayıtlara geçen deprem sayısı 110 iken,Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerine işaret eden 23 yıllık dönemde 1685 deprem yaşanmıştır.[6]

Teemmel… Düşün…

Allah her türlü bela ve musibetten muhafaza eylesin. Depremde ölenlere Allah-tan rahmet, yaralılara da acil şifalar dilerim.

MEHMET ÖZÇELİK

25-01-2020


[1] A’râf / 91.

[2] A’râf / 155.

[3] Hac / 1-2.

[4] Bakara, 2/214.

[5] Enfâl Sûresi, 8:25.

[6] US Geological Survey National Earthquake Information Center, “Earthquake Facts and Statistics”, 2000.

No ResponsesOcak 25th, 2020