DOĞU VE KÜRTLER

DOĞU VE KÜRTLER

-Türkiye-nin hassas karnı Alevilik ve milliyetçilik yani Türk-Kürt ırkçılığı yani Kürtçülüğü tetikleyen faktörler ki; tam bir seretan hastalığı..kanserdir..

-Kürtler başta Rusyanın ve onlarla bağlantılı olan solun kıskacı altındadır.[1]

-Doğu vilayeti sürekli bir şekilde hariçten kaşınmış ve kanatılmıştır.

Problem halktan değil, çok az bir azınlıktan kaynaklanmıştır.

O da bu milletin kanını taşımayan insanlar tarafından…

Bu karışıklıkların altında bir çok hesapların ve heveslerin bulunduğu ermenilerdir.

Ancak bütün bunların Ermenilerin yapması ve de üstesinden gelmesi mümkün olmadığından; başta Rusya, İran, İsrail ve de Avrupa ülkeleri tarafından desteklenmiş ve planlanmıştır.

İşte o ayaklanma veya daha doğru ifadeyle ayaklandırmalar;

*CUMHURİYET DÖNEMİ AYAKLANMALARI:

 Nasturi isyanı (1924- Hakkari)Jilyan isyanı (1926- Siirt)Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır)Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli)Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır)Eruh’lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani)Güyan isyanı (1926-Siirt)Haco isyanı (1926- Nusaybin)I. Ağrı isyanı (1926)Koçuşağı isyanı (1926- Silvan)Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926)Mutki isyanı (1927- Bitlis)II. Ağrı isyanı Biçar harekatı (1927- Silvan)Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh)Zeylan isyanı (1930- Van)Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs)Oramar isyanı (1930- Van)III. Ağrı harekatı (1930)Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis)Abdurrahman isyanı (1935-Siirt)Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt)Sason isyanı (1935-Siirt)Dersim isyanı (1937-Tunceli)PKK terörü (1984-1999)

 MARKSİST VE LENİNİST ÖRGÜTLER:

 –       Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)

–       Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD)

–       Devrimci Halk Kültür Dernekleri (DHKD)

–       Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASDK-DER)

BÖLÜCÜ ÖRGÜTLER :

 –       TürkiyeKürdistan Demokratik Partisi (TKDP)

–       Kürdistan Öncü İşçi Partisi (KÖİP-PPKK)

–       Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi ( TKSP)

–       Rizgari Örgütü

–       Ala Rizgari Örgütü

–       Kawa Örgütü

–       Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları Örgütü (KUK)

–       Kürdistan SosyalistHarekatı (TSK)

–       Kürdistan Sosyalist Birliği(Yekitiya Sosyalista Kürdistan – YSK)

–       Tekoşin örgütü

–       Kürdistan Kurtuluş Harekatı (TEVGER)

–       Kürdistan İşçi Partisi (Partiye Karkaren (işçi) Kürdistan /PKK)

SURİYE:

 –       Kürt Sosyalist Partisi

–       Suriye Kominist Partisi [2]

* Kürtleri ve dolayısıyla doğudan çıkmış olan Bediüzzaman Hazretleri asrını olduğu gibi doğuyu da çok iyi analiz etmiş, tesbit ve teşhiste bulunarak, bunların tedavi ve çözüm yollarını ortaya koymuştur.

İşte o tesbit ve tedavi yöntemlerinden iktibaslar:

“Altı yüz seneden beri bayrak-ı tevhidi umum âleme karşı i’la eden ve istibdata şiddet-i itaat ve terk-i adat-ı milliye ile ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi peşkeş ve hediye edelim. Ona bedel onların akıl ve marifetinden istifade edeceğiz ve asaletimizi göstereceğiz.”

*“Elhasıl: İttifakta kuvvet var. İttihadda hayat var. Uhuvvette saadet var. İtaat-ı hükümette selamet var.”[3]

*”Bu saltanatı şahsiyeyi muhafaza, teşebbüs-ü şahsi ile ellerinizden geldiği kadar bu ittihad-ı millete ve meşrutiyete her cihetle hizmet ettiniz!.. Zira bizim belki umum milleti İslamın ve mutlak Osmanlıların necat ve hayatı bu ittihad-ı milletle kaimdir.”

*” ´Türkler bizim aklımız, biz de onların kuvveti; mecmuumuz bir iyi insan oluruz. Hodserane yapmayacağız. Bu azmimizle başka unsurlara ders-i ibret vereceğiz. İyi evlad böyle olur. Hem de istibdat zamanında bir batman itaat etmiş isek, şimdi bin batman itaat ve ittihad farzdır.´

*”´İstanbul’da Kürdlere Edilen Telkinat´ başlıklı makalede Said Nursi kürtlere sesleniyor ve keskin bir şekilde türklerle ittifak etmelerini, hatta hükümete itaat etmelerini söylüyor, hayır adeta emrediyor.

Bu makalede öncelikle Said Nursi üç cevherden bahsediyor: 1. İslamiyet 2. İnsaniyet 3. Millet. Bu üç cevherin şeriat, namus, gayret lisanlarıyla muhafaza edilmesi gerektiğini beyan ediyor.

Ardından kürtleri mahveden üç düşmandan bahsediyor: 1. Fakr 2. Cahillik 3. Keşmekeşlik. Bu üç düşman nedeniyle kürt milletinin zarar gördüğünü yazıyor.

Peki bu üç cevheri muhafaza etmek ve bu üç düşmanı mahvetmek için ne gerekli? Bunun için de Said Nursi çözüm sunuyor. Çözüme dikkat: 1. İttihad-ı Milli 2. Sa´y-ı İnsani 3. Muhabbet-i Milli.”[4]

*“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; san’at, marifet, ittifaksilâhıyla cihad edeceğiz.” [5]

*“Şu cihan-ı medeniyette ve şu asr-ı terakki ve müsabakatta sair ihvan gibi yekâheng-i terakki olmak için, himmet-i hükümetle Kürdistanın ka­saba ve kurasında mekatib te’sis ve inşa’ buyrulmuş olduğu ayn-ı şük­ranla meşhûd ise de, bundan yalnız lisan-ı Türkiye âşina etfal istifade ediyor. Lisana âşina olmayan evlâd-ı Ekrad yalnız medaris-i ilmiyeyi mâden-i kemâlat bilmeleri ve mekatib muallimlerinin lisan-ı mahalliye adem-i vukufiyetleri cihetiyle maariften mahrum kalmaktadır. Bu ise; vahşeti, keşmekeşi… dolayısıyla garbın şematetini davet ediyor. Hem de ahalinin vahşet ve taklid, hâl-i ibtidaisinde kalmaları cihetiyle evham ve şükûkun te’siratına hedef oluyor.  

Eskiden beri her bir vecihle Ekradın madûnunda bulunanlar, bu gün onların hâl-ı tevakkufta kalmalarından isti­fade ediliyor. Bu ise ehl-i hamiyyeti düşündürüyor. Ve bu üç nokta Kürdler için müstakbelde bir darbe-i müthişe hazırlıyor gibi ehl-i bâsîreti dağidar etmiştir.  

Bunun Çaresi: Numune-i imtisal ve sebeb-i teşvik ve terğib olmak için, Kürdistanın nukat-ı muhtelifesinden;

Biri: Ertûşî aşâiri merkezi olan Beytüşşebab cihetinde…  

Diğeri: Motkân, Belkân, Sason vasatında…

Biri de: Sipkân ve Hayderan vasatında olan nefs-i Van’da:

Medrese nâm-ı me’lûfîyle ulûm-u dîniye ve fünûn-u lâzîme ile bera­ber, –hiç ol­mazsa, ellişer talebe bulunmak ve oraca medar-ı maişetleri hükûmet-i senîyece tesvîd edilmek üzereüç dâr-üt talim te’sis edilme­lidir.

Bazı medarisin dahi ihyası maddî ve mânevî Kürdistanın hayat-ı istikbâliyesini te’min eden esbâb-ı mühimmesindendir. Bununla maarifin temeli teessüs eder. Ve bu mebde-i teesüsten ittihad takarrur edecek, ih­tilâf-ı dâhilîden dolayı mahvolan kuvve-i cesimeyi hükûmetin eline vermekle, harice sarf ettirmek için hakkıyla müstehakk-ı adâlet ve kâbil-i medeniyet oldukları gibi… Cevher-i fıtriyelerini göstereceklerdir. “[6]

*“Ben Kürdistanda Kürdlerin hal-i perişanını görüyordum. Anladım ki: Dünyevî saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedîde-i medeniye ile olacak O fünûnun da gayr-ı müteaffin bir mecrası ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ, ulema-i din, fünûn ile ünsiyet peyda etsin.

Zira, o vilâyâtta, yarı bedevî vatandaşların zimam-ı ihtiyarı, ulema elindedir. Ve o sâik ile Der-Saadete geldim.Saadet tevehhümüyle?! O vakitte şimdi münkasım olmuş ve şiddetlenmiş olan istibdadlar, umumen Sultan-ı Mahlu’a isnad edildiği halde; onun Zabtiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedâr etmedim. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk et­medim. O şefkatli sultana boyun eğmedim… “[7]

*“Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz emir, hakikî adalet ve meşve­ret-i şer’iyeden ibarettir. Hüsn-ü telakki ediniz. Muhafazasına çalışınız!.. Zîrâ, dünyevî saadetimiz meşrutiyettedir. İstibdaddan herkesten zi­yade biz zarardîdeyiz.”

Her yerden bu telgrafların cevabı, suret-i hasenede geldi. Demek Kürdleri tenbih ettim, gafil bırakmadım. Tâ ki yeni bir istibdad onların gafletinden istifade etmesin…”[8]

-“… İstanbul’da yirmi bine yakın Kürdler, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- müstebidlerin onları iğfal ile Kürd kav­mini lekedar etmelerinden korktum. Kürdlerin umum yerlerini ve kahvele­rini gezdim; Geçen sene anlayacakları bir tarikle meşrutiyeti on­lara tel­kin ettim. Şu mealde: “İstibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşruti­yet, ada­let ve şeriattır. Padişah ne vakit Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygam­bere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.” [9]

*“… Sultan Selim’e biat etmişim, onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira o, vilâyat-ı şarkiyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Şarklılar, o zamandaki Şarklılardır. Bu meselede seleflerim; Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin ve İttihad-ı İslâmı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selimdir ki demiş:

 İhtilâf ü tefrika endişesi,

 Kûşe-i kabrimde hattâ bikarar eyler beni;

 İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz,

 İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni…”[10]

*“Şu eserlerden herbirisi Kürd olduğu gibi; aynı halde Türk, aynı vakitte Arabdır. Güya herbir eser Arab abâsını iktisa’ ve Türk pantolonu giymiş kü­lâhlı bir Kürddür…” [11]

*“Ben Kürdçe düşünürüm, Türkçe ve Arabça yazıyorum.[12]

*“Size cemi-i kuvvetimle yalnız Kürdistana değil, belki âleme işittirecek tarzda bağırarak müjde veriyorum ki; umum İslâmın, lâsiyyemâ, Osmanlıların, bâhusus Ekradın saadetinin fecr-i sâdıkının geldiğini hatta Bâşid başında görüyorum.” [13]

*”Ermeniler’in maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü ileride Kürdlerin kemiyyeten hal-i ekseri­yette bulunduklarını inkar edemeseler bile, keyfiyyeten, yani ilmen, irfanen kendilerinden dûn oldukları bahanesiyle,Kürdleri bir millet-i ta­bie haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraftar değillerdir. Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif oldukları isbat ediyorlar.

Kürdlük davası pek mânâsız bir iddiadır..  Çünkü herşeyden evvel Müslümandırlar.. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine isal eden hakiki müslümanlardan… Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bu­lunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez.

-“Kürdlerin asıl ve nesepleri ne olursa ol­sun, İslâmdan iftiraka vicdan-ı millîleri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin Arap kavm-i necibi ile ırken alâkadar bulunduğu hakâik-i tarihiyedendir.

Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler esasat-ı İslâmiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on ki­şiden ibaret!.. Hakiki Kürdler kimseyi kendilerine vekil-i müdafaa olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek an­cak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyedeki mebuslar olabilir.

Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediliyor… Kürdler, ecnebî hi­mayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar. Eğer Kürdlerin serbestii inkişafını düşünmek lazım gelirse; bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i âliye düşünür. Hülâsa: Kürdler bu hususta kimsenin tevassut ve müdahalesine muhtaç değildirler. Seyyid Abdülkadir Efendinin beyanat-ı ma’lumesine gelince: bu hususta şimdi­lik bir şey söyleyemem. Bununla beraber bu beyanatın tahrif edilip edil­mediğini bilemiyorum.”[14]

-“Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garbda gelmesi Kader-i Ezelinin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir; akıl ve felsefe değildir. Madem Şarkı intibaha getirdiniz.. fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa sa’yiniz ya hebaen-mensurâ gider veya sathî kalır.

….Âlem-i küfür; bütün vesaitiyle ve medeniyetiyle, felsefesiyle, fünuniyle, misyonerleriyle; Âlem-i İslâma hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettikleri halde; Âlem-i İslâma dinen galebe edemedi. Ve dahilî bütün firak-ı dâlle-i İslâmiye, birer kemmiyye-i kalile-i muzırra suretinde mahkûm kaldığı ve İslâmiyet, metanetini ve salâbetini sünnet ve cemaatle muhafaza eylediği bir zamanda, lâubaliyane, Avrupa medeniyet-i habisesinden süzülen bir cereyan-ı bid’akârâne sinesinde yer tutamaz. Demek Âlem-i İslâm içinde mühim ve inkılâbvari bir iş görmek; İslâmiyetin desatirine inkıyad ile olabilir; başka olamaz, hem olmamış, olmuş ise çabuk ölüp sönmüş.

*“Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “Kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve birinci harb-i umumîde yine ırkçılığın istimali ile mübarek kardeş Arabların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-ı umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeğe çalıştıklarına emareler görünüyor. Halbuki menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek, ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde; evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezcolmuş, kabil-i tefrik değil. Türk, Müslüman demektir.Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Arablarda da Arablık ve Arab milliyeti İslâmiyetle mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir.Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.”

*“….Câmiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir Darülfünun, bir İslâm Üniversitesi Asya’da lâzımdır. Tâ ki İslam kavimlerini, mesela: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsad etmesin.

-“bu asil ve mâsum Türk milleti aleyhine bir milli­yetçilik tarafgirliği meydana gelecek. O vakit ha­kikî Türkleri, Ecnebîler boyunduruğu altına gir­meye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair un­surdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve un­surculuk damarıyla bir Ecnebîye istinad ile ma­sum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar.”[15]

*“1920´de Ermeni Heyet Başkanı Bogos Nubar Pasa ve Kürtlerin temsilcisi Şerif Paşa bağımsız bir Kürdistan için imza attıklarında, Said Nursi gazetelerde haykırmıştı: ´Henüz 500.000 şehidin kanı kurumadan yapılan anlaşmayı protesto ediyoruz. Kürtler, İslamiyet’in zararına olacak bir ayrılık peşine düşmeyecekler, antlaşmayı imzalayanları tanımayacaklardır.’

“Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş.Hususan dessas Avrupa zalimleri, bunu İslâmlar içinde menfî bir surette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp onları yutsunlar.

Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsanî var; gafletkârane bir lezzet var; şeametli bir kuvvet var. Onun için şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara, “Fikr-i milliyeti bırakınız!” denilmez. Fakat fikr-i milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfîdir, şeametlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adavetle devam eder, müteyakkız davranır. Şu ise, muhasamet ve keşmekeşe sebebdir.” [16]

*“Eski zamandan beri menfî milliyet ve unsuriyet-perverliğe, Avrupa’nın bir nevi firenk illeti olduğundan, bir zehr-i katil nazarıyla bakmışım. Ve Avrupa, o firenk illetini İslâm içine atmış; ta tefrika versin, parçalasın, yutmasına hazır olsun diye düşünür.”[17]

*-“Ben Felillahilhamd müslümanım. Her zamanda, kudsî milletimin üçyüz elli milyon efradı vardır. Böyle ebedî bir uhuvveti tesis eden ve dualarıyla bana yardım eden ve içinde Kürdlerin ekseriyet-i mutlakası bulunan üçyüz elli milyon kardeşi, unsuriyet ve menfî milliyet fikrine feda etmek ve o mübarek hadsiz kardeşlere bedel, Kürd namını taşıyan ve Kürd unsurundan addedilen mahdud birkaç dinsiz veya mezhebsiz bir mesleğe girenleri kazanmaktan yüzbin defa istiaze ediyorum!..”[18]

*“Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim.

Dedi: “Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar.”

Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum.”

Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur. “[19]

MEHMET ÖZÇELİK

 

 

 

[1] http://www.tesbitler.com/2015/01/01/kurtler-solun-kiskacinda/

 

[2] http://www.hurriyet.com.tr/bugune-kadar-kac-kurt-isyani-oldu-7957402  

http://kicgine.blogcu.com/turkiye-de-kurt-isyanlari/1125921

http://www.akintarih.com/turktarihi/cumhuriyetdonemi/isyanlar.htm

http://www.sabah.com.tr/fotohaber/gundem/osmanlidan_bugune_isyanlar_597071031250/20360

https://www.google.com.tr/search?q=do%C4%9Fu+isyanlar%C4%B1&ie=utf-8&oe=utf-8&gws_rd=cr&ei=EZCLVv6UHMH2sAHjtKEw

[3] Asar-ı Bediyye, s.461.

[4] https://misawatruth.wordpress.com/2011/11/11/11-11-2011-bediuzzamanin-kurtlere-turklerle-ittifak-edin-cagrisi/

[5] Divan-ı Harb-i Örfi 15.

[6] Molla Said-i Meşhur- Asar-ı Bediyye 464.

[7] Asar-ı Bediiyye 414

[8] Asar-ı Bediiyye 407.

[9] Asar-ı Bediiyye 408.

[10] Tarihçe-i Hayat 67.

[11] Asar-ı Bediiyye 289.

[12] Asar-ı Bediiyye 290.

[13] Asar-ı Bediiyye.

[14] Asar-ı Bediiyye 520.

[15] http://www.nurasadakat.com/237/bediuzzaman-ve-kurd-meselesi.html

Bak. http://documents.tips/documents/58416543-0-asar-i-bediiyye.html

[16] Mektubat 323.

[17] Mektubat 63.

[18] Mektubat 419.

[19] Emirdağ Lahikası/Emirdağ Lahikası – II/120.

No ResponsesOcak 8th, 2016

Yoruma kapalı .