RAMAZAN AYI VE ORUÇ

RAMAZAN   AYI   VE     ORUÇ

         Rahmet ve merhamete muhtaç biz insanlara Ey Rahmet Ayı Ramazan Hoş Geldin…

            Oruç;Cenâb-ı Hakkın rızasını gözeterek,ibadet niyetiyle imsak vaktinden yani fecrin tuluundan,güneşin gurubuna kadar olan zaman süresi içerisinde yemekten,içmekten,cinsi muameleden nefsini men etmektir.

            Oruç;kıblenin tahvilinden sonra,Hicretin ikinci senesinde,Şaban ayında,Bedir gazasından bir ay ve birkaç gün evvel farz kılınmıştır.

            “İslâm öncesi Mekke Arapları,Muhammed (SAM) dahi onlarla beraber,takvimlerinin birinci ayı olan Muharrem ayının 10. günü (Aşura) olmak üzere yılda sadece bir gün oruç tutuyorlardı.”[1]

            Ramazan kelimesi hususunda:”1)Hadis-de”Ramazan geldi,ramazan gitti”şeklinde konuşmayınız. Ramazan ayı geldi,ramazan ayı gitti”deyiniz. Çünki Ramazan Allah Taalanın isimlerinden bir isimdir.”demiştir. (Şehrullah,şehru ramazan gibi)

            2)Hadiste:”Ramazan ayı Allah’ın kullarının günahlarını yaktığı için,bu ad ile isimlendirilmiştir.”

            3)Günahlar,Allah’ın rahmeti karşısında öylesine tükenirler ki adeta yanıp biterler… İşte bu aya bereketiyle bütün günahların yanıp arınması manasında,ramazan adı verilmiştir.[2]

            Oruç gizli olduğu için,zahiri ibadetlerden namaz,hac gibi olmadığından,riyadan uzaktır.

            Oruçta Cenâb-ı Hak,onun mükafatını ben veririm,bana aittir,buyuruyor ve bunu haber veriyor. O halde büyüklerin büyüklüğüne yakışır bir şekilde ihsanda bulunması gibi,Allah’da şanına yakışır bir şekilde ikram ve atâ’da bulunacaktır.

            Oruçla şeytanın yolları kapanır. Hayvani duyguları zayıflatır,ruhani duyguları kuvvetlendirir. Melekiyet kesbeder. Süfli şeylerden uzaklaşır. Faziletlerle donanır ve süslenir.

            Allah’a karşı zaaf ve aczini anlar,Cenab-ı Hakkın kudretini bilir ve görür.

            Fakirlerin halini anlar ve onlara yardım elini uzatır.

            Lokman Hekim oğluna tavsiye eder:”Ey oğul! Karnını doldurduğunda fikrin uyur,hikmet (ilim-fen) söner,gider ve azalar ve organlar ibadetten,kalbin safası ve ince anlayışlılıkla duanın lezzeti ve zikrin tesirinden geri kalır.”

            Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri;Ramazandaki orucun bir çok hikmetlerinden:”Hem Cenâb-ı Hakkın rububiyetine,hem insanın hayatı içtimaiyyesine,hem hayatı şahsiyesine,hem nefsin terbiyesine,hem niâmı ilâhiyyenin şükrüne bakan hikmetleri var.

            … Ramazan-ı şerifteki oruç,hakiki ve halis,azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır.

            …İşte ramazanı şerifteki oruç;en gafillere ve mütemerridlere,za’fını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zaif vücudu,ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin fir’avunluğunu bırakıp,kemali acz ve fakr ile dergah-ı ilahiye ilticaa bir arzu hisseder ve bir şükrü manevi eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet kalbini bozmamış ise…

            …İşte ramazanı şerif adeta bir ahiret ticareti için,gayet karlı bir meşher,bir pazardır. Ve uhrevi hasılat için,gayet münbit bir zemindir. Ve neşv-ü nema-i a’mal için,bahardaki ma-i nisandır. Saltanatı rububiyeti ilâhiyeye karşı ubudiyeti beşeriyenin resmi geçit yapmasına en parlak,kudsi bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan,yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvani hâcatına ve mâlâyani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut ahiret ticaretine girdiği için,dünyevi hâcatını muvakkaten bırakmakla,uhrevi bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek;savmı ile,Samediyete bir nevi ayinedarlık etmektir. Evet,Ramazan-ı şerif;bu fani dünyada,fani ömür içinde ve kısa bir hayatta baki bir ömür ve uzun bir hayatı bakiyeyi tazammun eder,kazandırır.

            … Demek,beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur.

            …Onun içindir ki;Ramazan-ı Şerifte mü’minler,derecatına göre ayrı ayrı nurlara,feyizlere,manevi sürurlara mazhar oluyorlar.Kalb ve ruh,akıl sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen,onlar masumane gülüyorlar.”[3]

            Ramazan münasebetiyle camilerdeki coşkulu manevi hava,müslümanların arasındaki sohbet,birlik ve beraberlikler,teravih namazlarının huzuru ve zevki ile tüm İslam alemindeki maddi ve manevi hayatlarda birliği sağlayan mayayı oluşturmuş olur.

            “Sabreden zafere erer.”hakikatı ramazanda tezahür etmektedir.

            Böylece;sevabların artmasıyla adeta bir sevab pazarı oluşturur,maddi-manevi perhize alıştırır.

            “Ulemanın cumhuruna göre,sinni büluğa ermeyen çocuklara oruç vacib değildir. Seleften İbni Sirin ile Zühri gibi bazıları müstehab olduğuna kail olmuşlardır. İmam-ı Şafii-de bu tariki içtihadı iltizam ederek;çocuğun oruç tutmağa kudreti bedeniyesi kifayet derecesinde olursa temrin (alıştırmak) için,ibadete alıştırmak için ibadetle emrolunurlar,demiştir. Ve bununda haddini yedi ve on yaş olarak tayin etmiştir. İshak’a göre,oruçla emrin çağı on iki yaştır. İmam-ı Ahmed bin Hanbel’e göre,ondur. Evza-i,çocuğun kuvayı bedeniyesine zaaf arız olmaksızın üç gün arka arkaya oruç tutabilirse,istihbaben oruç tutturulur,demiştir. Eimme-i Malikiyeye göre,çocuk hakkında oruç meşru değildir.”[4]

            “Ekvator kuşağı” bölgesinde olanlar”,bu gibi bölgelerde 13 saat 30 dakika kadar oruç tutulmuş olacaktır.”[5]

 

            ORUCUN SAĞLIĞIMIZA SAĞLADIKLARI :

            a)Sindirim sistemine etkisi. Bu organlar ailesi ise;ağız ve çenemizdeki tükrük bezlerinden,dil,ağız,yutak,yemek borusu,mide,on iki parmak bağırsağı,karaciğer ve pankreas gibi organlarımıza fayda sağlar.

            “Eğer gerçekleri anlıyorsanız her güçlüğe rağmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”[6]

            b)Dolaşım sistemlerine olan etkisi. Kan hacmi azalır. Bu olay kalbe ciddi bir rahatlık sağlar. Bir aylık oruç küçük tansiyonun düşmesine sebeb olur.

            c)Damarların temiz olmasıyla tahrib ve damar sertliği önlenmiş olur. Böylece böbreklerde sağlığa bununla kavuşmuş olur.

            d)Hücreleri en çok etkileyen su dengesi ayarlanmış olur.

            e)Sinir sistemleri rahatlar,bunalım ve stresler kalkar.

            f)Oruçlu iken karaciğer dinlenmiş olduğundan,kemik iliğinin kan yapmak için ihtiyaç duyduğu maddeleri daha iyi ve sağlıklı hazırlar.[7]

            Orucun bu çok yönlü biyolojik hikmetleri nedeni ile zayıflar oruç tutunca şişmanlar,. Aksine şişmanlarda oruç tutunca genel sağlıktaki olumlu etkileri nedeni ile zayıflar,fazla yağlar erir.

            Bir yıl boyunca devamlı çalışan vücut,memurun yıllık izini gibi dinlenir.

            Hastalıkların çoğu mide hastalığından ileri gelir,oda rast gele yemenin neticesidir. Bundan dolayı doktorların en çok hastalarına yaptıkları tavsiye,perhizdir. Oruç ise,en büyük maddi ve manevi perhizdir.

            Tıbbın babası olan İbni Sina,tıb ilmini iki kelimede topladığını ifade ederek;biri,-konuştuğun zaman az konuş-,diğeri ise;yediğin zaman az ye,dört-beş saat geçmeden yeme,çünkü şifa hazımdadır.-der.

            Yapılan araştırmalar göstermektedir ki;”Kandaki,oruç tutan bir insanın kanındaki mikrop öldürücü akyuvarların çok daha güçlü olduklarını ve bu akyuvarların kanser hücrelerini yok ettiğini ve kandaki mikropları öldürerek vücut direncini güçlendirdiklerini”[8]ortaya koymaktadır.

                                  

                                   – BİR   KISSA   VE   BİR   HİSSE

            Bir ramazan günü,merhum Cemal Öğüt hoca İstanbul’da bir camide va’z eder. Der:Cemaat bizim hanım çok saftır,inşaallah içinizde değildir,der. Göz gezdirerek,tebessüm eder ve devamla:”Eve gittim ki hanım feryad edip, -Aaah aaah,bu günleri de mi görecektim”deyip duruyor. Sebebini sorduğumda:

            -“Kedi iftarlık pideyi yedi.” Bunda şaşılacak ne var hanım,dedim. Bir tane daha alırım. Hanım ise;ekmekte değilim,nasıl olur da bu oruç vakti kedi ekmeği yer,ben buna şaşırıyorum,dedi. Ben de kendisine cevaben dedim:

            “Hanım,hayvanlar oruç tutmaz. Hayvanlar namaz kılmaz. Hayvanlar sorumlu değillerdir,dedim de ikna edip,birazda geç kalışım ondandır…

 

                                   – AYETLERLE       ORUÇ   –

            “Ey iman edenler!Oruç, sizden önce (Adem’den beri) gelip geçmiş ümmetlere yazıldığı (farz kılındığı gibi) size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”[9]

            “Oruç size sayılı günler olarak yazıldı. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa,tutamadığı günler kadar diğer günlerde oruç tutar. İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da oruç tutmağa güçleri yetmeyenlere fidye gerekir. Fidye,bir fakir doyumu miktardır. Bunun dışında kim gönüllü bir hayır yaparsa,bu kendisi için daha iyidir.. Eğer gerçekleri anlıyorsanız,her güçlüğe rağmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”[10]

            “Ramazan ayı,insanlara yol gösterici,doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’an indirilen aydır. Sizden her kim Hilali (Ramazan ayının ilk hilalini) görürse oruç tutsun. (oruca başlasın) Kim o anda hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günler de tutsun. Allah size kolaylık ister,zorluk istemez. O,sayıyı tamamlamanızı,size doğru yolu gösterdiği için Allah’ı tazim etmenizi ister. Umulur ki,şükredersiniz.”[11]

            “Kullarım sana,beni sorduğu vakit deki,ben herhalde yakınım. Dua edenin duasını bana dua ettiği anda işitir,ona karşılık veririm. O halde kullarım da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar,umulur ki doğru yolu bulurlar.”[12]

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise,sizle onlar için birer elbise gibisiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul etti,sizi bağışladı. Şimdi (ve bundan sonra ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını isteyin (arayın). Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı),siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin,için,sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde ibadete çekildiğiniz anlarda,kadınlara hiç yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın yasak sınırlarıdır. Bu sınırları aşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.”[13]

(İslâmın ilk zamanlarında farz olan ramazan orucunu tutarken sahur yemeği yoktu. Oruç tutan kimse,akşam orucunu açınca yatsı namazını kılıp uyuyuncaya kadar yer içerdi. Bundan sonra yemek içmek ve kadınlara yaklaşmak haramdı. Bazı müslümanlar dayanamayıp kadınlara yaklaştı. Bazıları da iftardan sonra yorgunlukları sebebiyle hemen uyudukları için,ertesi gün açlık ve susuzluktan baygınlık geçirdiler. Cenâb-ı Allah mü’minlere acıdı ve bu ayeti gönderdi.)[14]

“Oruçlu olarak geçirdiğiniz günler karşılığı olarak şimdi afiyetle yeyin,için.”[15]

“Hiç kimse,onların işlediklerine mükafat olmak üzere saklanmış olan göz aydınlığını bilemez.”[16]

“Sabredenlere mükafatları bol ve hesapsız olarak ödenecektir.”[17]

“Yanlışlıkla olması dışında bir mü’minin bir mü’mini öldürmeğe hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mü’mini öldüren bir kimsenin,mü’min bir köle âzad etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola! (Bu takdirde diyet vermez.) Eğer ölen mü’min olduğu halde,size düşman olan bir toplumdan ise mü’min bir köle âzad etmek lazımdır. Eğer kendileriyle aranızda andlaşma bulunan bir toplumda ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mü’min köleyi âzad etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin,Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşi peşine oruç tutması lazımdır. Allah her şeyi bilendir,hikmet sahibidir.”[18]

“Allah,kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz,fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bununda keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek,yahut onları giydirmek,yahut da bir köle âzad etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. (Onlara riayet edin) Allah size ayetlerini açıklıyor;umulur ki şükredersiniz.”[19]

“Buna imkan bulamayan kimse (Zıhar cezasına),temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen,altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah ve rasulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kafirler için acı bir azap vardır.”[20]

HADİSLERDE    ORUÇ –

-Rasulullah İslamı tarif ederken:”Ramazan

-Orucunu tutmak”diye belirtir.[21]

-“Oruç tutun,sıhhat bulun.”

-“Oruç sabrın yarısıdır.”

-“Oruç bir perdedir,mü’minin sığınacağı kalelerden bir kaledir.

-“Oruç ateşe karşı (sağlam) bir perdedir. Yeter ki yalanla,gıybetle kişi onu yırtmamış olsun.”

-“Oruçlunun uykusu ibadettir,susması tesbihtir,amelleri misliyle kabul edilir,duası makbuldür,günahı affedilir.”

-“Oruçta riya yoktur. Allah taala hazretleri buyurur ki:”Oruç benim içindir,onun mükafatını ben vereceğim,oruçlu yiyecek ve içeceğini benim için bıraktı.”

-“Oruçlunun yanında birisi yemek yeyince melekler ona rahmet okurlar,bu hal,öbürü yemesini bitirinceye kadar devam eder.”

-“Oruçlu için iki sevinç vardır:Biri,orucu açtığı zamanki sevincidir. Diğeri de,rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf) Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.”(Ebu Hüreyre-den)

-“Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin,bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa:”Ben oruçluyum.”desin. (ve ona bulaşmasın)”(Kütüb-ü Sitte imamları)

-“Kıyamet günü olunca,Allah kullarını hesaba çeker,üzerindeki kul haklarını amellerinden karşılar,öyle ki oruç hariç hiçbir şeyi kalmaz. Allah baki kalan hakları kendinden öder ve orucuna dokunmaz,onunla da kulunu cennete koyar.”(İbni Hacer)

-“Kim Allah taala yolunda bir gün tutsa,Allah onunla ateş arasına,genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.”(Tirmizi)

-“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır,kimse oradan giremez.”(Buhari-Müslim-Nesa-i),”Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.”(Tirmizi)

-“Kim bir oruçluya iftar ettirirse,kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeble oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.”(Tirmizi-İbni Mace)

-“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır,cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.”(Buhari-Müslim-Nesa-i) (Dünya bir ay boyunca şeytansız bir dünyadır. Ancak onun vekili olan nefis vardır. Oda oruçla susturulursa,şeytani ve süfli hareketler rastlanmayacak veya nadirattan olacaktır.)

-“(Muteber) Oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir. (muteber) İftar, (hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (muteber) Kurban, (hep beraber) kurban kestiğiniz gündekidir.”(Tirmizi-Ebu Davud)

-“Oruç,giren şey için,abdest de çıkan şey için bozulur.”(Buhari)

-“Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünki ona Allah yedirip içirmiştir.”(Buhari-Müslim-Tirmizi-Ebu Davud)

-“Kim ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse,sanki yıl orucu tutmuş olur.”(Müslim-Tirmizi-Ebu Davud)

-“Sizden kimse,ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse,önceden oruç tutmakta idiyse,orucunu tutsun.”(Buhari-Müslim-Ebu Davud-Nesa-i)

-“Sahur yemeği yeyin,zira sahurda bereket var.”(Buhari-Müslim-Tirmizi-Nesa-i)

-“Bizim orucumuzla ehli kitabın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.”(Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-Nesa-i)

-“Biriniz ezanı işitince (yiyip içtiği) kap elinde ise,ihtiyacını görünceye kadar onu bırakmasın.”(Ebu Davud)

-“İnsanlar iftarda ta’cile yer verdikleri müddetçe hayır üzerine devam ederler.”(Buhari-Müslim-Muvatta-Tirmizi)

-(İftar duası)“Allahümme leke sumtü ve ala rızkuke eftartü.”(Allahım! Senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)”(Ebu Davud)

-“Kim sefer sırasında ramazana erer ve bereketinde kendisinin karnını doyuracak yere götürecek bir bineği varsa,nerede olursa olsun orucunu tutsun.”(Ebu Davud)

-“Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse,velisi ona bedel tutar.”(Buhari-Müslim-Ebu Davud)

-“Ramazan ayında,hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse,bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.”[22](Buhari-Tirmizi-Ebu Davud)

-“Kim inanarak ve sevabını Allah’dan umarak ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhari)

-“Peygamber Efendimiz minbere çıktıklarında üç kere (Evet, öyle olsun manasına) “Amin”dedi. Sebebi sorulduğunda Peygamberimiz:”Cibril bana geldi ve dedi:Kim ki ramazan ayına yetişir (Allah’a isyan ederek,fırsatı değerlendirmeyip tevbe etmez) bağışlanmadan cehenneme girerse;Allah onu rahmetinden uzaklaştırsın. Amin-de,dedi. Bende,amin,dedim.”buyurur.”(Buhari)

-“Karın,hastalığın (yeri,evi ve) aslıdır. Oruç (ve perhiz ise) deva (ve şifanın) aslıdır.”

-“Allah-u taala abid olan gençle,meleklere iftihar eder ve buyurur:Ey benim için şehvetini terk edip gençliğini feda eden genç,sen benim katımda,bazı meleklerim gibisin.”(Tirmizi)

-“Şeytan (ın hilesi),kan,damarda dolaştığı gibi,Adem oğlunda dolaşır,oruç ise onların yollarını daraltır.”(Buhari-Müslim)

-“Ebu Hureyre’den;Rasulullah dedi:”Eğer şeytanlar,Adem oğullarının kalblerinde dolaşmasaydı,onlar,gökler aleminin gizliliklerini görürlerdi.”(İmam-ı Ahmed)

-“Cabir,Enes’den rivayet etti ki,Rasulü Ekrem (SAM) buyurdu:”Beş şey orucu bozar (sevabını azaltır):Yalan konuşmak,Gıybet etmek,Kovuculuk yapmak,Yalan yemin,şehvetle bakmak.” (Bundan dolayı kamil oruç,bütün duygularla tutulan oruçtur. Bunlar:Gözün harama bakmaması,kulağın kötü söz dinlememesi,aklın kötü düşünmemesi,el ve ayakların kötülükte değil,hayırda kullanılması gerekir.)

-“Resul-i Ekrem’in (SAM) zamanında idi ki oruç tutan iki kadın akşama doğru,açlık ve susuzluktan helak olacak vaziyete geldiler;oruçlarını bozmak için müsaade almak üzere Resul-i Ekrem’e bir kişi gönderdiler. Peygamber Efendimiz de bir bardak verdi ve onlara,yediklerini bu bardağa (kaba) kusmalarını söyle buyurdu. Onlardan birisi safi kan ve et kusarak bardağı yarı doldurdu. Diğeri de aynı şekilde kusarak bardağı doldurdular. Bu vaziyetten herkes şaşırmıştı. Peygamber Efendimiz:”Bunlar, Allah taalanın kendilerine helal kıldığı şeyden tuttu ve fakat haram ettiği şey ile iftar ettiler.”buyurdu.

(sonra da bunu açıklayarak) Birisi diğerinin yanına sokuldu ve halkın gıybetini yaptılar. İşte şu gördüğünüz yedikleri insan etleridir.”buyurdu.”(İmam Ahmed)

“Ey gençler topluluğu. Sizden evlenmeye gücü yeten,evlensin. Evlenmeye gücü yetmeyen,oruca devam etsin. Zira o oruç onun için (şehvetten) koruyucudur..”(Nefsini frenleyicidir.)(Buhari-Müslim)[23]

-Vasile bin Esga’dan,İmam Ahmed dedi ki:Rasulullah (SAM) dedi:”İbrahimin suhufu ramazanın ilk gecesinde indi,Tevrat ramazanda tamamlandı,İncil ramazanın 13’de geçti,Allah Kur’an-ı ramazanın 24’de indirdi.”

Suhuf (sahifeler),Tevrat,Zebur,İncil onlardan her biri nebilere toptan indirildi. Amma Kur’an dünya semasında Beytül İzzet’e birden indirildi. Buda ramazan ayında,Kadir gecesinde idi. Daha sonra olaylara göre parça parça indi.”[24]

-İbni Ömerden rivayet edilmiştir:”İslam beş şey üzerine kurulmuştur.Allah’dan başka ilah olmayıp,Muhammed’ in (SAM) Allah’ın rasulü olduğuna şehadet etmek,Namazı kılmak,Zekatı vermek,Ramazan ayının orucunu tutmak,beyti (Kabeyi) haccetmektir.”[25]

-Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir:”Ramazan ayı girdiğinde rahmet kapıları açılır,cehennem kapıları kapanır,şeytanlar zincire vurulur.”

Ebi Ümame’den rivayet edilmiştir:”Kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa;Allah onun yüzünü,sahibine itaat eden soylu atın yarış meydanından koşuşu gibi,cehennemden yüz senelik mesafeye ve yere uzaklaştırır.”[26]

-Gündüzleri evine misafirin inip de,dumanının (ocağının) evinde tütmediği görülmeyen,(Devamlı misafiri hazır olan) Ebu Ümame anlatıyor,dedim:” Ya rasulallah,beni cennete götürecek bir ameli bana söyle veya buna benzer. Dedi:”Oruca devam et,çünkü onun (dünyevi-uhrevi-maddi-manevi) misli (ve benzeri) yoktur.”[27]

-Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir:”Her şeyin bir zekatı vardır,bedenin zekatı oruçtur.”[28]

-İbni mes’ud’dan,Rasulullah (SAM) dedi:”Burnu sürünsün o adamın ki;yanında (ismim) söylenir de bana salat getirmez.

Burnu sürünsün o adamın ki;ramazan girerde,bağışlanmadan (o ay) sona erer.

Burnu sürünsün o adamın ki;yaşlı anne-babasına (veya onlardan birine) kavuşurda,onlarla cennete giremez. (Onlara şefkat kanadını germek suretiyle…)”[29]

Ebu Hüreyre’den,Rasulullah yemin ederek dedi:”Müslümanlar üzerine ramazandan daha hayırlı bir ay gelmemiştir. Vaktaki,mü’min ibadete kuvvet hazır eder. Münafık ise hazırlamayıp insanların gafletine (uyar) ve kadınlarına (tabi) olurlar. Ramazan mü’min için ganimet olup,fâcir de (günahkârda) ondan istifade eder.”[30]

-Huzeyfe’den,Rasulullah elini göğsüne dayadı ve dedi;Kim,Allah’ın rızasını arar ve akibeti onunla neticelenmek üzere –La ilahe illallah- derse,cennete girer.

Kim bir gün_Allah’ın rızasını arayıp,akibeti (imanla) neticelenerek- oruç tutarsa cennete girer.

Kimde –Allah’ın rızasını arayarak ve akibet onunla neticelenerek- bir sadaka verirse cennete girer.”[31]

-Ebu Hureyre’den,Rasulullah (SAM) dedi:”Üç kişi vardır ki duası reddedilmez:Adil imam (devlet reisi,idareci),iftar edinceye kadar oruçlu (nun duası),Mazlumun duası.

Allah kıyamet günü o duayı bulutların üzerine çıkarır ve ona sema kapıları açılır ve Rab (taala) der:İzzetim hakkı için;(bir anlık) bir zamandan sonra da olsa,elbette sana yardım edeceğim (o dua sahibinin duasını kabul edip,reddetmeyeceğim.)”[32]

-Damrat bin Habib’den,Rasulullah (SAM) dedi:”Muhakkak ki her şey için bir kapı vardır. İbadetin kapısı oruçtur.”[33]

Sehl bin Sa’d’den,Nebi (SAM) dedi:”Cennet de bir kapı vardır,ona Reyyan denilir. Kıyamet günü getirilir,denilir:”Oruçlular nerede? Kim oruçlulardan ise,oraya girer. Oraya giren,ebediyyen susamaz.”[34]

-İbni Büreyde babasından,Rasulullah (SAM) Bilal’e dedi:”Biz rızkımızı yeriz,Bilal’in rızkının fazlası (ona fazla olarak) cennettedir.”

Âgâh ol (uyanık ol,bil ki) Ya Bilal,muhakkak ki sâim (in),kemiği tesbih eder,onun yanında yenildiği (oda sabrettiği için) melekler onun için istiğfarda bulunur.”[35]

-İbni Abbas’dan,Rasulullah (SAM) dedi:”Kim Mekke’de ramazana ulaşır (orada idrak eder) oruç tutar ve kâim olur (ibadette bulunursa) bundan dolayı;Allah’ın ona yüz bin ramazan ayı yazması müyesser olur. Bunun dışında;Allah onun her günü için bir köle âzad,her gecesi için bir köle âzad,her gün Allah yolunda iki at yüklü (sadaka tasadduk), her günde bir hasene (iyilik) ve her gecede bir hasene yazar.”[36]

-İbni Ömer’den,Rasulullah (SAM) dedi:”Mekke’de ramazan,Mekke’nin dışındaki bin ramazandan daha faziletlidir.”[37]

-İbni Abbas’dan,Nebi (SAM) ramazan ayı girdiğinde her esiri serbest bırakır,her isteyene (boş çevirmez,isteğini) verirdi.”[38]

-Ebu Said-el Hudri’den,Rasulullah (SAM) dedi:”Ramazan orucu (diğer) ramazana kadar,arasındaki (işlenecek) lere keffârettir.”[39]

-Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir:”Sahuru yapınız,muhakkak ki sahurda bereket vardır.”[40]

-Amr bin As’dan,Rasulullah (SAM) dedi:”Bizim orucumuz ile ehli kitabın orucunu ayıran sahur (da) yemektir.”[41]

-İbni Abbas’dan,Rasulullah (SAM) dedi:”Biz enbiyalar topluluğunun işi;iftarı acele,sahuru geç yapmak ve (namazda) sağ eli,sol el üzerine koymaktır.”[42]

-Ebu Hureyre’den,Rasulullah (SAM) dedi:” Sizde biri oruçlu olduğu halde yer ve içerse;orucunu tamamlasın,muhakkak ki onu,Allah yedirmiş ve içirmiştir.”[43]

-Hz. Âişe’den,Rasulullah (SAM) dedi:”(Oruçlu iken) Misvak;sâim (oruçlu) in hasletlerinin en hayırlılarındandır.”[44]

-Ebu Said’den,Nebi (SAM) yle beraber gazvede idik. Bizden bazısı oruçlu,bazısı oruçsuz idik. (Orucu) tutanı tutmayana karşı,tutmayanı da tutana karşı ayıplamazdı.”[45]

-Abdullah bin Amr’dan,Nebi (SAM) den ramazanın kazasından soruldu:”Onu (kaza ettiğin günlerde) ard arda kaza et,ayırsan da olur.”[46]

-İbni Abbas’dan,bir kadın Nebiye (SAM) geldi ve dedi:”Ya Rasulallah,kız kardeşim öldü,üzerinde ard arda iki ayın orucu vardı. (tutamamıştı) (Nebi (SAM) dedi:” Ne dersin? Eğer kız kardeşinin borcu olsaydı,onu öder miydin? Kadın –evet-dedi. Dedi:”Allah’ın hakkı (ödenmeye) en layıktır.”

İbni Ömer’den rivayette:”Her gün yerine bir fakiri yedirmesini” ve onun yerine oruç tutulmasına”Evet”der.[47]

-Cabir’den,bir adam Nebi’ye (SAM) sordu:”Ne dersin? Beş vakit farz namazımı kılarsam,Ramazan orucumu tutarsam,Helal’ı helal sayar,Haram’ı haram sayıp,buna hiçbir şeyi de ziyade kılmazsam cennete gider miyim?

(Peygamberimiz)”Evet”dedi. (adam) dedi:”Vallahi bunlara hiçbir şeyi ziyade kılmayacağım.”(Müslim)

-Enes’den,”Nebi (SAM) kışta hurma ile,yazda su ile iftar ederdi.”(Tirmizi)

-Amir bin Rabia’dan:”Nebi (SAM) yi oruçlu olduğu halde (çok) misvak kullanır gördüm. (çokluğundan) sayısını ve hesabını bilmiyorum.”(Buhari-Ebu Davud-Tirmizi)

-Hz. Âişe’den,Nebi (SAM) dedi:”Misvak ağzı temizleyici,Rabbın rızasını kazandırıcıdır.”(Buhari)

-Ebu Hureyre’den,Rasulullah (SAM) farz veya vacib gibi emir etmeksizin ramazan (gecesin) de (teravih için) kalkmayı teşvik ederdi de:”Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak ramazanda (ibadet için) kalkarsa,geçmişteki hataları bağışlanır.”buyurdu.(Müslim)

-İbni Abbas dedi ki:Rasulullah (SAM) insanların en sahavetlisi idi. Ramazanda Cebrail ile karşılaştığı zaman daha cömert olurdu. Cebrail,ramazanda her gece Resul-ü Ekrem’le buluşup kendisiyle karşılıklı Kur’an okurlardı. Rasul-ü Ekrem,Cebrail kendisine geldiği vakit,rahmet yüklü buluttan daha sehavetli idi.”(Buhari-Müslim)

-Ebul Yakzan Ammar bin Yasir dedi ki:”Kim (şaban veya ramazan olduğunda) şek edilen günde oruç tutarsa,Ebul Kasım (Muhammed) (SAM) a isyan etmiş olur.”(Ebu Davud-Tirmizi)

Hadisin rivayetlerinde vardır ki;Cenâb-ı Hak nefse demiş ki:”Ben neyim,sen nesin? Nefis demiş:”Ben benim,sen sensin.” Azab vermiş,cehenneme atmış,yine sormuş. Yine demiş:”Ene ene,ente ente”Hangi nevi azabı vermiş,enaniyetten vaz geçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş:”Men ene vema ente” Nefis demiş:”Ente rabbiyer rahim ve ene abdukel aciz.” Yani:”Sen benim Rabb-ı Rahimimsin,ben senin aciz bir abdinim.”[48]

                                                                       MEHMET   ÖZÇELİK

[1] İslam Peygamberi. Muhammed Hamidullah. 2 / 735.

[2] Tefsir-i Kebir Fahreddin-i Razi. (Heyet) 4 / 346.

[3] Mektubat. B.Said Nursi. Sh. 372-378.

[4] Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi. 6 / 288.

[5] İslam Peygamberi.age. 2 / 794.

[6] Bakara.184.

[7] Bak. Kur’an-ı Keri^’den Ayetler ve İlmi Gerçekler. Haluk Nur Baki. Sh. 38.

[8] Bak. Zaman Gazt.22-1-1997.

[9] Bakara.183.

[10] Bakara.184.

[11] Bakara.185.

[12] Bakara.186.

[13] Bakara.187.

[14] Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Açıklamalı Terc. (heyet) Sh.28.

[15] el-Hakka.24.

[16] Secde.17.

[17] Zümer.10.

[18] Nisa.92.

[19] Maide.89.

[20] Mücadele.4.

[21] İslam Peygamberi. age. 2 / 718.

[22] Kütüb-ü Sitte Muhtasarı. Prof. İ. Canan. 9 / 418-526,et-Terğib vet-Terhib. Münziri. (Arapça) 2 / 79- 150, Mevsuatül Hadisin Nebevi. (Arapça) 1 / 1 – 103,el-Lü’lü-ü vel Mercan (Arapça) 1 / 238 – 262, Tecrid-i Sarih. (Arp) Ahmed bin Abdullatif. 1 / 121 – 127,İhya-i Ulumiddin. İmam-ı Gazali.1 / 643 – 675,et-Tac. (Arp) Şeyh Mansur Ali Nasıf. 2 / 44 – 105, Riyazus Salihin. İmam Nevevi. Terc. M. Emre. 713,728 – 752, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih. Şarih. Kamil Miras. 4 / 70 – 96 , 6 / 247 – 311.

[23] Muhtasarı Tefsir-i İbni Kesir. (Arp) M. A. Sabuni. 1 / 159.

[24] Age. 1 / 161, Mecmuatün minet Tefasir. (Arapça) Beyzavi-Nesefi-Hazin-İbni Abbas- 1 / 260.

[25] Arapça Mevsuatül Hadisin Nebevi Kitabının 1. Cildinden tercüme edilmiştir. 1 / 9.

[26] Age. 1 / 34.

[27] Age. 1 / 36.

[28] Age. 1 / 36.

[29] Age. 1 / 48.

[30] Age. 1 / 52.

[31] Age. 1 / 54.

[32] Age. 1 / 55.

[33] Age. 1 / 56.

[34] Age. 1 / 64.

[35] Age. 1 / 65.

[36] Age. 1 / 66.

[37] Age. 1 / 70.

[38] Age. 1 / 70.

[39] Age. 1 / 91.

[40] Age. 1 / 194.

[41] Age. 1 / 198.

[42] Age. 1 / 224.

[43] Age. 1 / 298.

[44] Age. 1 / 302.

[45] Age. 1 / 475.

[46] Age. 1 / 543.

[47] Age. 1 / 549. (NOT:Kaynak olarak gösterdiğimiz bu “Mevsuatül Hadisin Nebevi”kitabı üç büyük cilt halinde olup,1618 sayfadan müteşekkildir. İki cildi –1104 sayfası- bütün oruç ile ilgili hadisleri ihtiva etmektedir. Üçüncü cilt ise,musannifin tasnifine ayrılmıştır. Arapça asıllı bu eser,ilgilenenlerce yazarından istenilebilir. Ücretsizdir. Adres:Abdulmelik Bekr Abdullah Kadı. Camiatül Melik Fahd ll Betrul vel Meadin. Reisu Kısmud-Dırasatil İslamiyye vel Arabiyye. Ez-Zahran).

[48] Mektubat. B. Said Nursi. 377-378.

 

No ResponsesHaziran 22nd, 2015

Maide-153-155.

No ResponsesHaziran 19th, 2015

TARİHE MESAJ

TARİHE MESAJ – Sesli Dinle

*Hedefte Kürtler ile Alevileri ön plana çıkarmak var.Uzun zamandır bunun üzerine çalışılmakta,zemin hazırlanmaktadır.

Tıpkı yüz sene önce İslam ülkelerine azınlıkları hakim kılıp,çoğunluğu mahkum kılarak,bir asırdır kavgayı sürdüren batı,bu sefer bunu Kürtler ve aleviler eliyle yapmaktadır.

*Abd-nin Mhp-li bir millet vekili ile görüşmesinin amacı,Akp-yi direk kontrol edemeyen Abd ve batı,Mhp kanalıyla Erdoğanı kontrol etmeye çalışmaktadır.

***************

*Işid-i kuranların birinci hedefi,göçe mecbur kıldığı o insanların,Türkiye-ye gitmelerini mecbur kılarak,Türkiye-yi bir yandan ekonomikmen ve sosyal bir gerçek olarak zor durumda bırakmak,ikinci olarak,Ortadoğu da yakılacak ateşe Türkiye-yi de çekmek.

-Dün Pkk-nın öldürdükleri sebebiyle gelen cenazeler,bu günde Işid bahanesiyle gelen cenazeler.

***************

*Dün Van da kurulmaya çalışılan ermeni tatil köyüne karşı bugün Vanlılar hdp-ye vererek Van-da yeni bir ermeni şehri kurulmasına sebeb mi olmaktadırlar?

Türkiye açısından olumlu sonuçlar vermeyeceğini belirten Tapu Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı Orhan Üzkaya, bunun bir hıristiyanlaştırma projesi olduğunu kaydetti. Üzkaya, yabancıların ve vakıfların yeni toprak satışları yasası çıkmadan önce bölgede toprak alabilmek için büyük çaba sarf ettiklerini ifade ederek, “Yeni yasa muhtemelen Anayasa Mahkemesi’nden dönecek. Yabancılar bunu bildiğinden yasa yüksek yargıdan dönmeden amaçlarına ulaşmak istiyorlar.Bu nedenle projeyi hayata geçirmek istiyorlar” diye konuştu.

Van’ı ele geçirecekler.
Burada oynanan oyuna dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden üzkaya, şöyle devam etti: “Ermeni tatil köyü projesi demek bu bölgede bir Ermeni cemaati yaratmak anlamına gelecektir. Bunun içinde dinler arası diyalog kavramından yararlanacaklar” şeklinde konuştu. Vakıflar yasası ile birlikte vakıfların şirketlerle ortaklık yapabileceklerini ve istedikleri kadar toprak satın alabileceklerini kaydeden üzkaya, “Bu sınırsız toprak alabilecekleri anlamına gelmektedir. Van ilinin imar planlı alanının yüzde 10’u yabancıların eline geçecek” dedi.[1]

Van Hdp belediye başkanını başkan yapıp,reklam amacıyla musluklardan kan akıtmasına sebeb olmuş,millet vekili seçimlerinde Hdp-ye oy vermiş,belaya davetiye çıkarmaktadır.

*Çözüm sürecini paralel yapı çözdü! Sekteye uğrattı…

Tıpkı öncesinde 33 erin öldürülmesi olayı gibi…

*Yahudi topluluğu ve batı kendisine ters düşen,başta onu –one minute -ile başlayan, Erdoğan-ı indirmek amacıyla bütün şerirleri ortak noktada bir araya getirdi ve öyle saldırdı.

İşin hayret verici tarafı ise,hayırlı görülenleri de etrafında topladı.

Bu gadab-ı ilahiyi celbe sebeb olacak bir durumdur.

***************

*Paralel yapının chp ve hdp-ye destek olmada Efendimizi örnek verirken,oysa Efendimiz küfre ve zulme ortak olmamıştır.

Ebu Cehilin ve Ebu Lehebin iktidarının devamını sağlamamıştır.

Tebbet suresi ile köksüzlüğünü,Kevser suresi ile de soysuzluğunu yüzüne haykırmıştır.

İnsanlık çerçevesinde onlarla münasebet kurmuş asla onları destekleyip,onlara oy verecek kadar düşmemiş –haşa- düşüklük göstermemiştir.

Hakkın hatırını âli tutmuştur.

Paralel yapının yaptığı hakkı ayaklar altına alanlara destek olmak gibi bir zulme ortak olmuştur.

-Bir garip tarafta,bunun bir imtihan sebebi olduğunu düşünürken,düşüş yükseliş olarak görülmektedir.

-Abdulhamid ve Menderesi devirmek için kullanılan bahanelerin aynısının bugün de kullanıldığını görmekteyiz.Bu bir basiretsizliktir.

*7 Haziran-da akp mağlubiyeti,okçuların yerini terk etmesi gibi,Uhud mağlubiyetidir.

O okçular da ,başta doğudaki paralel yapının Hdp-ye oy veren polisleridir.

*Paralel yapıyı bitiren en önemli sebeb;ihlasını -aynen ihlas finans gibi- kaybetmesidir.

Cemaat iflas etmiştir.

Zira gerek polisliğe ve gerekse tüm birimlere adam! Alırken hassasiyet göstermeyip, kendisine ayda 300 civarında aidat ödeyecek insanları yerleştirmişlerdir.

İşte onlardan mesela polisler,doğuda polis ve asker lojmanlarının bulunduğu sandıklardan Bdp-ye oy çıkması çok manidardır.

Demek cemaat kendisine göbekten bağlı insanları seçmiş,gönülden ve akıldan bağlı insanları memurluk ve görevlere pek almamış.

-Bir diğeri,önüne gelen herkese el açarak,şimdi mafya dediği insanlardan,helal haram düşünmeden para gelsin de nereden gelirse gelsin,düşüncesiyle adeta İslâmın izzeti zedelenmiştir.

Bu yıkımın Gülen-in vefatından sonra olacağını zaten beklemekteydim ancak iktidar hırsı,darbe çabaları yıkımı erkene aldırmış oldu.

Dünyayı taleb edenler -ihlası kaybettiklerinden dolayı- ahireti de kaybettiler ve de kaybettirdiler.

-Paralel yapı bu haliyle toplumda nefreti arttırdı.

-Paralel yapının şöyle güzel bir hizmeti olmuştur; yerine kendi oturmak amacıyla , Ergenekonu deşifre edip,gün yüzüne çıkarmıştır.

Bu amaçla da her türlü gayr-ı meşru yolu, meşru hale getirmiştir.

Çünkü güç zehirlenmesi yaşanmıştır.

*Hileler ile kozmik odaya girildi,üst akıl bu bilgilere ortak oldu.

*Erdoğan-ın samimiyeti,Teslimiyeti ve ciddiyeti,Gülen-den çok ötelerdedir.

Erdoğan-ın ağırlığından mı?

Hayır.

O zaten önceki gibiydi de,

Gülen hafifledi…

Gülen ona yetişemez.

Gülen-in seyyiat ve hasenatıyla devresi bitmiş,yeni bir ittihad-ı islamı netice verecek olan mehdiyetin üçüncü devresi olan siyaset devresi başlamıştır.

-Bu zamanda siyasetle uğraşan din adamı,din temsilcisi nakıstır.

Ulvi,ebedi hizmeti,dünyevi saltanata tercih eden kasır fehimlidir.

***************

Bu günlerde Abdullah Gül sürekli gündeme fitne sebebi olarak oturtulmaktadır.

Daha önce de onun hakkında yazmıştım

GÜL SOLDU [2] başlığında yazmıştım.

-Abdullah Gül gölge ediyor.

Nev-i şahsına münhasır hareket ediyor.

Arada bir de olsa suyu bulandırıyor.[3]

-Gül kullanılmaya çalışılıyor.

Kullanılmaya açık.

Basiretli olmalı.

En azından gölge olmamalı.

Açık ve net olmalı.

Açık kapı bırakmamalı.

İstemem ama yan cebime koyun,dememeli.

-Gül mevcudu muhafazaya çalışan bir kişi.

Ne şiş yansın ne kebap,ne suya dokunsun ne de sabuna.

O zaman kebap nasıl olacak ve kirler nasıl temizlenecek?

*Abdullah Gül böyle birini mi danışman yaptı?

Eğer doğruysa vah ki vah…[4]

Danışmanı böyle olanın kendisi ne kadar olur?

-Neden barı içip dağıtınca,kendisi de onu,Ahmet Sever-i dağıtmadı,gani göndermedi,Erdoğanın istemesine karşı,onu yerinde bıraktı?

 

****************  

*Yüz sene öncesindekilere bu günden sağlıklı bakamayanlar,yüz sene sonra da apo ve pkk gibi örgütlere de sağlıklı bakamayacaklardır.

Olaylara zamanın gözüyle bakmak gerektir.

MEHMET ÖZÇELİK

16-06-2015

 

[1] http://www.biroybil.com/showthread.php?7038-Ermeni-tatil-k%F6y%FC-projesi!

[2] http://www.tesbitler.com/2015/01/02/gul-soldu/

[3] http://www.habervaktim.com/haber/416494/erdogan-gulun-erivan-ziyareti-yanlis-oldu.html

[4] http://www.yeniakit.com.tr/haber/erdogan-ahmet-severin-ayyasligi-yuzunden-mi-kovulmasini-istedi-75044.html

 

No ResponsesHaziran 17th, 2015

TÜRKİYE-Yİ DİZAYN ETME OYUNLARI

TÜRKİYE-Yİ DİZAYN ETME OYUNLARI- Sesli Dinle

*Ak parti bulanıklaşıyor ve kirleniyor mu?

Nasıl mı?

Eğer doğru ise Beşir Atalay Hdp ile, Osman Can Chp ile koalisyon yapılmasını önerdi.[1]

Bu akp ruhuna aykırı bir tekliftir.

7 Haziran başarısızlığının bir sırrı görülmüş oldu.

Bu durum Akp-deki değişim ve bozulmanın,samimiyetin çözülmesinin bir göstergesi olarak görülmektedir.

Bu görüşümü ilk defa –eğer doğruysa- bu tekliften dolayı belirtiyorum.

Zira bu teklif Demirtaş-ın ve Aydın Doğan-ın yaptığı ve onlara yakışan bir tekliftir.

Zira bu bilinçli ve seviyeli bir teklif değildir.

Şakası bile ürperticidir.

Geçmişten ders almamanın bir körlüğüdür.

Akp kirleniyor ve bulanıklaşıyor mu?

Ciddi manada kendilerini test etmeleri gerekir.

Bu bir uygulama değil,bir teklifte olsa,kirli bir teklif ve bir kirlenmedir.

****************

Chp-Hdp devleti kurmaya davet ediliyor.Bilinçli ve bilinçsiz olarak.Bunların başında da maalesef akıllı gibi geçinenler de bulunmaktadır.

Oysa bu iki parti toplumu kamplara bölmekte,bir asırdır çatışma ortamı oluşturmaktadır.

Acaba canım bu devleti kimler kurmuş,kimlere kurdurmuşuz,kimlere kurdurmuşlar, varsın bunlar da kursun,deniliyorsa derim ki;

-Hala geçmişten ders alınmadı mı?

Çekilen ve çektirilenler az mı geldi?

Neyi kime teslim ediyorsunuz?

Teslim ettiğiniz kimseleri hala öğrenemediniz mi?

Böyle bir teklif şuurlu bir teklif mi?

Milletle alay mı ediyorsunuz?

Milletin yüzde kırkının verdiği emanet oylara böyle mi sahip çıkılıyor?

-Aç canavara karşı sevgi ve muhabbet,onun iştahını açar,döner dişinin kirasını da ister.

Bu bir diş kirası ödemek olmaz mı?

Kimin adına ödüyorsunuz?

Kim bu ödeme yetkisini size verdi?

Bu sınırı aşmış,haddini bilmezliktir.Basite alınacak,saflık ve iyi niyetlik değildir…

Şakası bile vicdanları rencide edecek bir tavırdır.

Demek ki bu düşüncede olanlar siyaseti de bilmemektedirler.

******************  

Türkiye-de bir asırdır uygulanan;-şeriat geliyor,laiklik elden gidiyor,rejim tehdit altında gibi toplumu tehdit bahaneleri,bu sefer ortadoğuya taşındı..

Bu sefer bu bizzat Abd tarafından kurulan Işid eliyle daha geniş bir çerçevede yapılmaya başlandı.

Bu sefer sadece Türkiye değil;Mısır,Suriye,Suud-i Arabistan gibi hassasiyeti olan devletler tehdit ediliyor,durdurulmaya çalışılıyor.

*Chp ve Bdp iktidar ortağı olursa,Türkiye Suriye savaşına sokulur.

Erdoğan-sız bir hükümetin amacı da;Ortadoğu da çıkarılan ateşe,Türkiye-yi de başta dahil etmek.

Diğerleri bahane…

Chp ve özellikle Kemal Kılıçdaroğlunun Esad hayranlığı,düşünce birliğinden ileri gelmektedir.

Esed-e destek olan batı ülkeleriyle beraber,Türkiye-den de destek olarak,Şialığı tüm ortadoğuya yaymak,ateşi kızıştırmak.

-Zamanın ahirinde bir Cemel ve Sıffin savaşı daha çıkarılmak isteniyor.

Bu ateş ortadoğunun tümünü yakacak bir ateştir.

Oyun büyük,aklın da o nisbette büyük olması ve büyük düşünülmesi gerek.

Histen uzak…

Türkiye de şu an yapılmaya çalışılan aklı örtecek hissi galeyana getirmektir.

Bu da içteki münafıklar,saflar insanlar,ismi değiştirilen Ermeniler,bir asırdır ekilen kirli tohumlar kullanılırken,diğer yandan da dıştan maddi ve manevi destek verilmektedir.

*Bu gün o dünkü zalimler yok.Onlara yardım edenler de…

Zalim olanlar lanetle anılırken,mazlumlar hayır ve dua ile anılmakta ve yâdedilmektedir.

*****************

Şimdiye kadar mit-i devreye koyan derin devlet,şimdilerde mit-i yani Hakan Fidan-ı devreden çıkarmaya çalışıyor.

Bu durum doğuyu daha rahat karıştırmaya,terörü alevlendirmeye,tekrar eski günlere dönmekle kalmayıp,bunu ortadoğuya yaymaya çalışmaktadır.

En azından Türkiye-den İslam dünyasına giden kanalı kapatmaktır.

-Yeni bir Kürtler Vadisi kuruluyor.

MEHMET ÖZÇELİK

15-06-2015

 

 

[1] http://www.habervaktim.com/haber/421394/iste-ak-parti-mkyk-toplantisinin-perde-arkasi.html

http://www.habervaktim.com/haber/421344/savci-sayandan-bomba-aydin-dogan-iddiasi.html

http://www.habervaktim.com/haber/421316/sozcuden-vahim-iddia.html

 

No ResponsesHaziran 15th, 2015

DOĞU HÂÂ LÂ CAHİL

DOĞU HÂÂ LÂ CAHİL – Sesli Dinle

*Bediüzzaman Doğuyu geri bırakan 3 tesbiti şöyle yapar;
“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır.

Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz”

İşte diğer bir tesbiti;

“Üçüncü Cinayet: İstanbul’da yirmi bine yakın hemşehrilerimi (hamal ve gafil ve safdil olduklarından) bazı particiler onları iğfal ile vilâyat-ı şarkiyeyi lekedâr etmelerinden korktum. Ve hamalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim. Geçen sene anlayacakları suretle Meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu meâlde:

İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adâlet ve Şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halîfedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar. Bizim düşmanımız cehâlet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı; san’at, marifet, ittifak silâhiyle cihâd edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zirâ husûmette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükümetin işine karışmayacağız. Zirâ, hikmet-i hükümeti bilmiyoruz. “[1]

-*Bediüzzaman, 1909’da Dini Ceride adlı bir gazetede “Dağ meyvesi acı da olsa devadır” adlı makalesinde fikriyatını “dokuz” madde halinde özetler. Bu makalenin alt başlığı, onun şuurlu şekilde belli maksatları mücadele programına aldığını göstermesi bakımından zikre değer: “Bediüzzaman’ın Fihriste-i Makasıdı ve Efkarının Programıdır.” Bu dokuz maddeyi şöyle özetleyebiliriz:

Birinci madde: İslâm âlemini terakkiye sevkedecek uyanışı sağlamak.

İkinci madde: İslâm maarifini sağlayan üç merkez arasındaki ihtilafı gidermek: Bu üç merkez medrese, mektep ve tekkedir.

Üçüncü madde: İlmî çevrelerde ilmî hürriyeti tesis etmek.

Dördüncü madde: Medreselerde ihtisas şubeleri te’sis etmek.

Beşinci madde: Mürşid-i umumi olan vaiz ve hatiplerin yetişmesini de ele almak.

Altıncı madde: Osmanlılarda terakki meylini uyandırmak. Burada asıl mevzumuzu teşkil eden üç düşman mevzubahis edilir.

Yedinci madde: Hilafet makamının ıslâhı meselesi.

Sekizinci madde: Osmanlı Devletinin beylikler devrine dönüşmemesi için, Müslüman halklar arasında ittihad-ı Muhammedî fikrinin geliştirilmesi.

Dokuzuncu madde: Millî birliği sağlayarak, Kürtlerin ihtilafı sebebiyle zayi olan kuvve-i cesimelerinden istifade etmek

*********************

Doğu hala cahil,cehaletten kurtulmuş değil.

Evet,doğu hala cahil.

Kandırılmaya müsait.

Belli ki hayattan ve geçmişten pek ders çıkarmış değil.

Havaya göre değişmekte,çok çabuk havalara girmektedir.

Bir farkla ki,eskiden diplomasız idi,buna bir de diplomalısı eklendi.

Doğu hala kuvvetli bir akla sahip olmadı.

Akıl gösterecek ve akıl verecek âkiller heyetinden mahrum.

Veya böylelerini oluşturmuyor,barındırmıyor,pek de aramıyor gibi…

Doğu hala saf,kolayca aldatılabilecek durumda…

Doğu hala kavgaya,teröre açık.

Doğu hala ekonomik yönden bir fark olsa da,yine fakir durumda.

Doğu hala ihtilafa açık,fitneye müsait,oyuna çanak tutabilecek durumda.

Doğu sürekli sıcaklığını koruyordu,ısınma daha da artacak gibi.

Doğu Türklerin bedeni,Türkler Kürtlerin aklı.

Doğu net değil.Kimlikler belli değil.

Müslim-gayr-ı Müslim,Türk-Ermeni,gizli eller,bulanık zihniyetler hala varlığını devam ettirmektedirler.

Doğu ekilen kirli tohumları dermektedir.

*İşte diğer tesbitler;

“Akıl ve ilim fen hükmettiği istikbalde elbette, burhan-ı akliye istinat eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek.” der.79

“İstikbal yalnız ve yalnız İslamiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacaktır.”

*”İstikbalde silah kılınç yerine hakiki medeniyet ve maddi terakki ve hak ve hakkaniyetin mânevi kılıçları düşmanları mağlup edip dağıtacak”

*Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki, bu ittihadımız bu üç sıfata hücumdur. Gayr-i müslimlere karşı hareketimiz iknadır. Zira onları medeni biliriz. İslâmiyeti (onlara) mahbub ve ulvi göstermektedir.”

*”Avrupa bizdeki cehalet ve taassub müsaadesiyle, şeriatı -hâşâ ve kellâ- istibdada müsait zannettiklerinden, nihayet derecede kalben üzülmüştüm. Onların zanlarını tekzip etmek için meşrutiyeti herkesten ziyade şeriat namına alkışladım.”

*”Ecnebilere düşman nazarıyla değil, belki saadetimize ve İ’la-yı Kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve medeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden, dost ve hâdim nazarıyla bakacağız..”

*”Hem de düşmanlarımız onlar (ecnebiler) değil. Asıl bizi bu kadar düşürüp İ’la’yıKelimetullaha mani olan cehalet ve neticesi olan muhalefet-i şeriattır. Ve zaruret ve onun semeresi olan sû-i ahlâk ve harekattır. Ve ihtilaf ve onun mahsulüolan ağraz ve nifaktır ki, ittihadımızın (gayesi) bu üçinsafsız düşmana hücumdur.”

*”Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden cehalet, ağa oğlu” “zaruret efendi ve hafidi (torunu) husumet” bey’dir. “Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç müfsidin kumandası altında yapmışlardır.”

MEHMET ÖZÇELİK

13-06-2015

[1] Divan-ı Harb-i Örfi | İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi | 23.

No ResponsesHaziran 13th, 2015

İMAM HATİPLER ÜZERİNE

No ResponsesHaziran 11th, 2015

GERÇEKTEN BİR PROJELERİ VAR MI

GERÇEKTEN BİR PROJELERİ VAR MI ? – Sesli Dinle

Seçim sonuçlarıyla beraber hiçbir partinin tek başına hükümeti kuramaması bazı alternatifleri gündeme getirdi.

Evvela;acaba Chp-Hdp-Mhp gerçekten bunlar hükümetin ortağı olarak hükümet kuracak olsa ne yapacaklar?

Özellikle Chp ve Hdp ne yapacak?;

Kılıçdaroğlu-nun dediği gibi,merkez bankasında para var ya.

On üç yıldır birikileni mi bitirecek?

İmam hatipleri kaldıracağını söylemişti?Kaldıracak mı?

Dört artı dördü kaldırıp,İmam Hatiplerin orta kısmını kaldırıp,Kur’an öğrenmeyi eskisi gibi ileri yaşa yani 8.sınıftan sonraya mı bağlayacak?

Gezidekileri desteklerden, onlar havaalanına,3.köprüye,kanal İstanbula karşı gelmişlerdi.Bunlara ve benzeri faaliyetlere ve projelere yok mu diyecek?

-Milletin değerlerinden kopuk olarak;Gerek kendisinin ve gerekse de partisinin içki sevdası [1] ve genel evde pkk-lılarla bir araya gelme gibi faaliyetlerini sürdürecek mi?[2]

Ssk –yı müdürlüğü döneminde zarara uğrattığı gibi,Türkiye-yi de zarar ve kayba uğratacak mı?

Devlet kademelerine sol düşünceli kimseleri getirip,baş örtü problemini tekrar hortlatacak mı?

Bir asırdır bu milletin manevi değerleriyle hep karşı karşıya gelen laiklik,rejimin korunması,şeriat geliyor yaygaralarını tekrar başlatıp,kaos ortamını sürdürecek mi?

Aslında soracak çok şey var.Ayinesi iştir kişinin,lafa bakılmaz.

Bir asırdır yaptıkları daha doğrusu olumlu yönde bir çivi bile çakmadıkları,hep kavga ortamını hazırladıkları bilinmekte,görünmekte ve yaşanmaktadır.

*Mhp-ye gelince Yüce divanla yargılanan Mesut Yılmaz-la ve de solu temsil eden Ecevit-le koalisyon kurup,onlara karşı kuzu olan Bahçeli ve Mhp,Akp-ye kurt kesilmektedir?

Bütün projelerini Erdoğan düşmanlığı üzerine oturtturan Mhp,belli ki projelerini anlatmaya vakit bulamadı?

Belki de olmayan projelerinin üstünü örtmek için böyle bir taktik uyguladı?

Gerçekten o ortaklık döneminde ne yapmıştı?Hatırlayanınız var mı?

Sağlık Bakanlığında biraz gürültü kopmuştu ancak pek bir yumurta yapılmamıştı.

Hele şimdi yapılanlarla hiç mi hiç kıyasa da girmez…

-Mhp aklını başına alsın,akp ile ortaklık kursun,varsa marifeti isbat etsin.

Tek başına da hiçbir zaman iktidar olamayacağı için,Ömür boyu muhalefette kalarak, içlerinde samimi ve iyi niyetli olan insanların oylarını heder etmesin…

*Hdp-ye gelince;hükümet ortağı olunca dağdan inenleri elde ettikleri devlet kurumlarından amir ve memur olarak nerelerde ve nasıl görevlendirecek?

Diyaneti kaldıracak mı?

Taksimi kıble yapacak mı?

Homoseksüel milletvekili adaylarının isteklerini yerine getirecek mi?

Materyalist,sosyalist,sol,Zerdüşt ve Ermenileri temsil rol ve düşüncelerini hayata geçirecek mi?

İsraile,İngiltere-ye,Abd-ye,Almanya-ya minnet borcunu nasıl ödeyecek?

Namazla alay eden pkk-lıların bu rollerini tasvib etmeye devam edecek mi?

Aslında sorulacak o kadar soru var ki;kısaca kimi ve kimleri temsil edecek?

Türk solu olan Chp-nin yerini,Kürt solu olarak mı devam ettirecektir?

***********************  

Pkk probleminin bir türlü çözümüne ulaşılamıyor.Mutlaka bir sekteye uğratma yoluna gidiliyor.

Dün çözüme 33 eri veya faili meçhulleri yaparak engelleyenler,bu gün de bunu 7 Haziran seçimleriyle iç ve dıştaki kirli ittifak örgütlerinin ittifakıyla gerçekleştirmişlerdir.

*Kökü dışarıda olan hiçbir kuruluş ve hizmet tarzı,müsbet ve isabetli,faydalı ve dengeli bir hizmet sergileyemezler.

Devamlı onların yularını tutan birileri vardır.

Onlarda dünyanın büyükleridirler.

Büyükler büyük lokma yutmak için küçükleri büyütür ve öyle yutarlar.

*******************

*Atatürk aldatmakla iş gördü.Önce cumhuriyet kurmayacağını,yerine bir halifenin seçileceğini söyledi.

Hep aldatarak ve kandırarak işlerini yürüttü.

Ancak başa geçtikten sonra en acımasızca uygulamalara gitti,Edirne-den Karsa kadar darağaçları kurdurdu.

Bursa nutkunda;Kanla kurulan devletlerin uzun ömürlü olduğunu söylemiştir.Mesela;

*Papalık bir şapka giyme emriyle Afrika-da yüz milyon şapka sattırıyor.İflas eden şapka şirketleri,bu emirle ve kiliseye verdikleri yüzdelikle zengin oluyorlar.

Türkiye-deki uygulamaya ne kadar da benziyor değil mi?

*Lawrensle Mustafa kemal Şam-da bir otelde bir araya geliyor.

Halep-te M.Kemal esir düşüyor,arab bedeviler tarafından esir alınıyor ve on bin altın karşılığında serbest bırakılıyor.

*1940 yılında, İnönü, Yunan Kralı’na gönderdiği tebrik telgrafında “Yunanistan’ın Osmanlı’dan Kurtuluşunu tebrik ediyorum, biz de siz gibi Osmanlı’dan kurtulduk” demişti. [3]

Yani bu sayede sizde bizde bir devlet olduk,demektedir.

****************  

Türkiye bir asırdır belirsizlikler ve gizli entrikalarla yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.

Son yıllarda patlak veren Ergenekon,aslında bir asır öncesine ve de İttihat ve Terakkiye kadar da uzanmaktadır.

*Süleyman Demirel, 12 Eylül 1971’de, askeri müdahaleyle istifaya zorlandığında; MİT’in, darbecilere ait bilgileri hükümetten gizlediğini söylemişti: “Bizim istihbarat teşkilatı Angola’da iki kabile birbiriyle çarpışmış, şu kadar Zululu, bu kadar Mululu ölmüş, onu size her sabah haber verir; ama Ankara’da altınızı oymuşlar, onu haber vermez.”[4]

*Rejimi koruyan Chp-ye karşı,Hdp rejimi mi yıkacak?

Atatürkçülük perdesi altına saklanan Chp-ye karşı,Hdp Atatürkçülüğe cephe mi alacak?

Sağın suskun kaldığı Atatürkçülüğü Hdp,sert tavırla karşılayacak.

*****************

*Bu Millet Cehalet’le Hukukunu Bilmezse Ehl-i Hamiyet’i Dahi Müstebit Eder.”Bediüzzaman Said Nursi

*Rivayetlerde var ki, “Deccalın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür.” [5]

Bunun iki tevili vardır:

Birisi: Büyük Deccalın kutb-u şimâlî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir. Çünkü kutb-u şimâlînin mevkiinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Bir gün şimendiferle bu tarafa gelse, yaz mevsiminde bir ay mütemadiyen güneş gurub etmez. Daha bir gün otomobil ile gelse, bir haftada daima güneş görünür. Ben Rusya’daki esaretimde bu mevkie yakın bulunuyordum. Demek Büyük Deccal, şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mucizâne bir ihbardır.

İkinci tevili ise: Hem Büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var. “Bir günü, bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede, otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır” diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş.[6]

Şu anda süfyanın dördüncü devresi yaşanmaktadır.Bu da hukuk eliyle olmaktadır.Bu da bu gün paralel yapıya yaptırılmakta veya paralel yapı buna perde yapılmaktadır.

Paralel yapı süfyaniyetin dördüncü devresinin bilinçsizce,tepedeki az bir kısmının bilinçli hareketiyle muhafazasına çalışmaktadır.

*Batı yeni bir Cem Sultan üretti ancak o Cem kendisini tüketti.

-Tarih boyunca bu kadar kirli ve gayrı meşru bir ilişki görülmemiştir.

Paralel yapı süfyanın 4.devresinin yani derin devletin yani dinsiz gizli komitenin muhafazasına çalışmaktadır.

Suya düşen paralel yapı yılanlarla dostluk ve ittifak kuruyor,o da kadim dostlarına cephe alarak…

*Millet olarak inançlı insanlar alınıyor,diye usulsüzce ve gayr-ı meşru sınav ve alımlara göz yumuldu.

Bu gün bu pahalı bir şekilde bedeli ödenmektedir.

Meğer perdenin arkasında kirli bir ilişki varmış.

Meşru hükümeti,gayrı meşru bir yolla devirmenin bedeli dünyada da ukba da da ağır olacak,silinmez bir leke olarak kalacaktır.

*” Muhali talep etmek, kendine fenalık etmektir. Zerrâtı günahkârlardan mürekkep bir hükûmet tamamıyla mâsum olamaz. Demek, nokta-i nazar, hükûmetin hasenâtı, seyyiâtına tereccuhudur. Yoksa, seyyiesiz hükûmet muhal-i âdidir. Ben öyle adamlara anarşist nazarıyla bakıyorum. Zira onlardan birisi-Allah etmesin-bin sene yaşayacak olsa, âdetâ mümkün hükûmetin hangi suretini görse, hülya ile yine razı olmayacak. şu hülyanın neticesi olan meylü’t-tahrip ile, o sureti bozmaya çalışacak. Şu halde, böylelerin fena zannettikleri Jön Türkler nazarlarında dahi, mel’un, anarşist ve iğtişaşcı fırkasından addolunurlar. Meslekleri ihtilâl ve fesattır.”[7]

MEHMET ÖZÇELİK

09-06-2015

 

[1]https://www.google.com.tr/search?q=k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu+i%C3%A7ki+i%C3%A7erken&client=firefox&hs=fuy&rls=org.mozilla:tr:official&channel=sb&biw=1440&bih=740&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ei=uMt2VbvgOMKUsgHPk7-4Bw&sqi=2&ved=0CAYQ_AUoAQ

[2]http://yandex.com.tr/yandsearch?clid=2186618&text=k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu%20genelevde

[3] 26 Mart 1940 -Tan Gazetesi.

[4] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral_calislar/miti_ele_gecirebilmis_olsalardi-1288029

[5] Müslim, Fiten: 110; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Tirmizi, Fiten: 59; İbn-i Mâce, Fiten: 33; Müsned, 4:181.

[6] Şualar | Beşinci Şuâ | 506

[7] Münazarat | İfâde-i Merâm ve Uzunca Bir Mâzeret | 51-2

 

No ResponsesHaziran 9th, 2015

ALMANYA VE ALMAN MİLLETİ

ALMANYA VE ALMAN MİLLETİ – Sesli Dinle

Almanya, halkı yamyam,küçük bir köyde krallık idi.

-Batılı yazarların barbar diye bahsettikleri ilk Germen kabileleri halkı hayvan derilerinden yapılmış kaba elbiseler giyen, taş ve madenden yapılmış balta, mızrak ve oklarla savaşan uzun boylu, sarışın kimselerdi. Bunlar, şeflerine sadık, karılarına vefakar, savaşçı insanlar olarak tasvir edilirler. Şehir hayatından nefret eder, ormanlarda, basit evlerde yaşarlardı. Gök Tanrısı Woden ile, silahı bir çekiçten ibaret olan Gökgürültüsü Tanrısı Thor’a taparlardı.

Otuz Yıl Savaşları: 1618’de başlıyan bu kargaşalıklar dinî bir savaş olarak bütün Almanya’ya yayıldı ve otuz yıl sürdü. Savaşlar 1648 de yapılan Vestfalya Antlaşması ile sona erdiği zaman imparatorların nüfuz ve itibarı hemen hemen sıfıra inmiş bulunuyordu.

-Almanya,on altı eyaletten oluşmaktadır.

-Germenler Romalılarla karşılaştıkları sırada savaşçı ve barbar bir kavimdiler. Kadınlar tarlalarda çalışır, erkekler de ava giderdi. Bu çağda Orta Avrupa’da Alemanniler, Franklar, Gotlar, Vandallar, Lombardlar gibi birçok Teuton kabileleri vardı.

*” HATIRAT
– I. Dünya savaşına giriş sebepleri ve girmemek mümkün müydü?
– Üçlü ittifak (Fransa-İngiltere-Rusya) hem bizi yalnız bıraktılar hem de şartsız olarak kimseyle bağlantı kurmazsak bütünlüğümüzü garanti ettiler.
– Anlaşmada (tamamen tarafsız kalma) maddesi izafi bir maddedir.
– Rusların niyetleri belliydi. Tarafsızlık bizim için yalnızlık demekti ve tarafsızlığını müdafaa şansı yoktu. Bu da Türkiye’yi paylaşma şansıdır. (Çekiç güç) – Savaşa katılmaya mecburduk. Çünkü Sevr Muahedesi veya I. Cihan Harbi hiç söylenmeyen asırlık hıristiyan kini ve ‘şark meselesi’dir.
– Milli mücadelede cihan harbinin devamıdır. Tarafsız kalamazdık. İttifak devletlerini istemedik ama onlar kabul etmediler. Biz sınırları müdafaa harbi istiyorduk, fakat Almanlar bizi tuzağa düşürdüler. Sait Halim Paşa’nın istifası kabul edilmedi.
– O gün (bugünkü gibi) içişlerini elde tutan Talat Paşa, Enver Paşa’lar sadrazama bilgi vermediler. Ermeni tehcirinde aşırılığa kaçtılar ve istenilen bilgiyi vermediler.
– Askeriye ile idare arasında o zaman da anlaşmazlık vardı. Yine büyük bir problem de ‘kaht-ı rical’di.
İki eksiklik:1. Yanlış sistem 2. İnsan yokluğu
– Bu bölümde Paşanın Divan-ı Harp’te verilen cevapları vardır.”

*Almanya konusunda Bediüzzaman şu tesbitleri yapmaktadır;

“Her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, komünist komitesinin tesisinde mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya’nın Başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin’den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya’nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.” [1]

*” Amerikalı filozof Carlyle, Alman edib-i şehiri Goethe’den naklen, Kur’an’ın hakaikine dikkat ettikten sonra, “Acaba İslamiyet içinde alem-i medeniyetin tekemmülü mümkün müdür?” diye sormuştur. Yine bu suale cevaben demiştir ki:

“Evet. Muhakkikler, şimdi o daireden istifade ediyorlar.”[2]

*” Alman âlimlerinden ve müsteşriklerinden Jochahim Du Rulph (Yoahim Dü Raf) Kur’ân’ın sıhhate verdiği ehemmiyetten bahsederken şu sözleri söylüyor:

İslâmiyetin şimdiye kadar Avrupa muharrirlerinden hiçbirinin nazar-ı dikkatini celb etmeyen bir safhasını bahis mevzûu etmek istiyorum. İslâmiyetin bu safhası, onun sıhhati muhâfaza için vukû bulan emirleridir. Evvela şunu îtiraf etmek lâzımdır: Kur’ân bu nokta-i nazardan bütün dînî kitaplara fâiktir. Kur’ân’ın tarif ettiği basit fakat mükemmel sıhhî kâideleri nazar-ı dikkate alırsak, bu mukaddes kitap sâyesinde bütün dünyanın bâzı kısımlarıyla, haşerât mahşeri olan Asya’nın, müthiş bir tehlike olmaktan kurtulduğunu görürüz. Müslümanlık, nezâfeti, temizliği, nezâheti bütün sâliklerine farz etmekle birçok tahripkâr mikropları imhâ etmiştir. “[3]

*” Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunan’ın iki dehâsı vardı; bir asıldan tev’emdi. Biri hayalâlûddu, biri maddeperestti.

Su içinde yağ gibi imtizâc olamadı. Mürûr-u zaman istedi, medeniyet çabaladı, Hıristiyanlık da çalıştı. Temzicine muvaffak hiçbiri de olmadı.

Herbiri istiklâlini filcümle hıfzeyledi. Hattâ el’an âdetâ o iki ruh, şimdi de cesedleri değişmiş. Alman, Fransız oldu.

Güyâ bir nevi tenâsuh başlarından geçmişti. Ey birâder-i misâlî! Zaman böyle gösterdi. O ikiz iki dehâ öküz gibi reddetti

Temzicin esbâbını. Şimdi de barışmadı. Mâdem onlar tev’emdi, kardeş ve arkadaştı, terakkîde yoldaştı; birbiriyle döğüştü, hiç de barışmadılar. “[4]

-“ Burada Almanlar disiplinde, bilimde ve hukukta, Roma dehâsını temsil ediyorlar. Fransızlar ise, ahlaksızlığı, sefâhati ve malâyaniyatı kendilerinde gösterip, bu ruhun yayılmasına hizmet ediyorlar.

Bu nokta-i nazardan Almanlara maddeperest, Fransız’lara ise hayalperest nazarıyla bakılabilir.” [5]

*” Meşrûtiyet devrinde, şeâir-i İslâmiyeye muhâlif çok âdât-ı ecnebiyeyi ahzetmek ve gittikçe Türkiye’de yerleştirmekle; ve şimdi Avrupa’da Kur’ân’a ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhassa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler, o ihbarı tamamıyla tasdik etmişlerdir.” [6]

*” Hem Avrupa milletleri şu asırda unsuriyet fikrini çok ileri sürdükleri için, Fransız ve Almanın çok şeâmetli ebedî adâvetlerinden başka, Harb-i Umumîdeki hâdisât-ı müthişe dahi, menfi milliyetin nev-i beşere ne kadar zararlı olduğunu gösterdi.” [7]

*” Yirmi sene evvel tabedilen Sünuhat risalesinde, hakikatli bir rüyada, âlem-i İslamın mukadderatını meşveret eden ruhani bir meclis tarafından bu asrın hesabına Eski Said’den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik tezahür etmiştir. O zaman, o manevi meclis demiş ki: “Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”
Cevaben Eski Said demiş ki: “Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namıyla âlem-i İslam, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. inayet-i İlahiyeyle onların muhafazası için kader mağlubiyetimize fetva verdi.”
Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede, “Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind’i de kurtararak, bizimle ittihata getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, faydasız bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?” diye sual benden oldu.
Gelen cevap, manevi cânipten geldi. Bana denildi ki: “Sen, yirmi sene evvel manevi suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafı iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibâne mümanaat görmeyecek bir tarzda, bu rejimi âlem-i İslama, mevki-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslamın selameti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler.”[8]

*” Bu içinde bulunduğumuz Alman ve İngiliz harbinin bidayetinden devamı müddetince hadsiz zındıka ve münafıkların hiç yoktan, sebepsiz olarak, şahsıma bir isnadat olsun için, gerek münevver fikirli âlim ve gerekse cahil mülhid, hemen hemen birkaç dostlarım müstesna, memleket halkı ve kudsi hizmetimden küstürmek için şeytan-ı aleyhi mâyestehık bütün memleket halkını iğfal ederek aleyhime tahrik etmiş olacaktır ki, “Nazif, muhalif bir siyasetle ittihat-ı İslama taraftar eder, siyaset propagandası yapıyor” zihniyetini şiddetle aleyhimde, memleket halkına ve erkân-ı hükümete kadar sirayet ettiriyorlar. Ve bütün şeytanların tecessüsleri tahrik edilmiş. Güya aleyhtarlarım benden bir intikam almak hasebiyle gıyabımda, hem müthiş cereyanı şiddetlendirmek için kendilerince menfur telâkki ettikleri “Almancı” namıyla hakaretlere maruz bırakmaktan çekinmediler. Halbuki ben, lillâhilhamd, Risale-i Nur’un irşadıyla, hakaik-i imaniye ve Kur’aniyeyi bütün kâinatın fevkinde gördüğümden ve itikad ettiğimden, değil küre-i arzdaki cereyanlara, belki bana verilse de, bütün dünya saltanatına da âlet edemem. Ben, yalnız hakikatçi ve imancı ve Kur’an’cı Risale-i Nur’un bir hâdimiyim.” Risale-i Nur şakirtlerinden Ahmed Nazif Çelebi (r.h.) [9]

*” Hem Berlin’de Almanlar Zülfikar’ı aldıkları vakit, bir gazetelerinde alkışlayarak ilân etmişler.” [10]

*” Sulh-u umumî taraftarı Almanya ve Amerika gibi bazı ecnebîlerin de Risale-i Nur’u tercümeye başladığını haber aldık.” Emirdağ Lâhikası | Umum Dostlarıma Ve Nur Kardeşlerime Bu Vasiyeti İlan Ediyorum | 451

*” Kâtip Osman’ın rüyasına ait bir fıkrasıdır.
Şâbân-ı Şerifin on beşinci Cumartesi leyle-i Berat gecesi rüyamda, büyük berrak, küçük bir deniz olan bir göl sahilinde İngiliz veyahut Almanla biz, yani Türk hükûmeti harp ediyormuş. Harp esnasında semadan bir karaltı zuhur etmeye başladı. “Acaba bu semadan inen nedir?” diye hepimizin nazar-ı dikkatini celb etti. Yakınlaştıkça bir insan ve sonra üzeri ihramlı yüzü bir parça esmer, başı beyaz ve büyük tülbentle sarılı bir kadın şeklini alarak, gölün ortasında, hemen ineceği zaman derhal oraya bir mermerden minber yapılarak minberin üzerine indi. Sonra, zât-ı âlinizden gelen umum mektupları okumaya başladı. Her iki tarafta sükûnet hasıl oldu. Okuduğu mektupları herkes can kulağıyla dinledi. Sonra nihayetinde “Evet, Hazret-i Kur’ân-ı Azîmüşşanın ahkâm-ı şer’iyesince amel ederseniz yakayı kurtarırsınız. Eğer Kur’ân-ı Azîmüşşanın ahkâm-ı şer’iyesine riayet etmezseniz, hepiniz mahv ü perişan olacaksınız” diye söyledi. Sonra evime geldim. Bizim Refet Beyle Rüşdü Efendi bizim eve geldiler, bendenize dediler: “Bu sırrı sen mi ifşa ettin? Bu mektuplar minber üzerinde okundu.” Bendeniz de cevaben, “Hayır kardeşlerim, bu sırrı siz anlamadınız mı? Bu gelen zat, semadan geliyor, bu mektupları oradan getiriyor. Ben kim oluyorum ki o havadisi oraya çıkarayım?diye onlara söyledim. Sonra bunlara bir hediye ikram edeyim diye baktım, evimizin deliğinde dört top helva gördüm. Birisini birine, diğerini öbürüne ve iki tanesini de kendim yedim. Ağzım tatlı olarak uyandım.
İnşaallah leyle-i Berat hürmetine ve duanız bereketiyle hakkımızda mübarektir. Lütfen tâbirini beklemekteyiz.Talebeniz Kâtip Osman ” [11]

*” Hem, bugünkü dünyadaki ihtilâfları halledecek olan; aklen, fikren terakkî etmiş yirminci asır insanlarına hak ve hakîkati anlatabilecek yepyeni bir ilmî keşfiyâtı ve bir teceddüdü Amerika’da, Avrupa’da, husûsan Almanya’da taharrî eden cereyanlar meydana gelmiş; eğer idrak edebilirler ve görebilirlerse, işte Risâle-i Nur külliyatı. Nitekim bu hakîkatin idrâk edilmeye başlandığını gösteren emâreler bahtiyar Alman milleti içinde görülmektedir.” [12]

*” Komünizmin icatçıları yalnız Yahudîlerdir. bugüne kadar bu komünistler, Idil-Ural, Kafkasya, Almanya, Kırım, Azerbaycan, Garbî Türkistan ve komşumuz Doğu Türkistan’ı istilâ ettiler. Altmış milyon kardeşimizin hukûku pâyimâl oldu. Hindistan dahi bir emperyalisttir. Nehru ve başka Hindûlar, İslâmiyetin düşmanıdırlar. Maalesef, Müslüman devletler bunu bilmiyorlar. Nehru, Keşmirli Müslümanlan öldürtüyor. Karachi Pâkistanlı Nur Şâkirdi Errabadlı M. Sabir” [13]

MEHMET ÖZÇELİK

03-06-2015

 

 

 

[1] Şualar | Beşinci Şuâ | 507.

[2] İşaratül-İcaz | Nübüvvet Hakkında | 167.

[3] İşaratül-İcaz | Ecnebi Feylesofların Kur´an-ı Kerim Hakkındaki Şehadetleri | 270.

[4] Sözler | Lemeât | 654.

[5]http://www.sorularlarisale.com/makale/10882/eski_roma_yunanin_iki_dehasi_vardi_o_iki_ruh_simdi_de_cesedleri_degismis_alman_fransiz_oldu_cumlesini_aciklar_misiniz_hangi_millet_hayalperest_hangisi_maddeperest_nasil.html

[6] Sözler | Konferans | 709.

[7] Mektubat | Yirmi Altıncı Mektup | 311.

[8] Kastamonu Lâhikası | Aziz Sıddık Kardeşlerim | 19

[9] Kastamonu Lâhikası | Emin İle Feyzi´nin Sordukları Bir Suale Üstaddan Aldıkları Cevap | 38.

[10] Emirdağ Lâhikası | Mahkeme-i Kübraya Şekva Ve Müdafaatın Bir Haşiyesi Olan Parçanın | 296.

[11] Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Yirmi Yedinci Mektubun Lahikasından Alınmış Mühim Parçalar | 47.

[12] Tarihçe-i Hayat | Sekizinci Kısım : Isparta Hayatı | 603.

[13] Tarihçe-i Hayat | Risale-i Nur ve Hariç Memleketler | 621-2

-Bak. http://www.sorularlarisale.com/index.php?q=alman&submit=&s=ara_google

No ResponsesHaziran 7th, 2015

CISSS….

CISSS…. – Sesli Dinle

Bir asırdır maddi ve manevi sürünen bu millet,ilk defa ayağa kalkmaya çalışıyor.

Ayağa kalkmaması için de her türlü kirli oyuna gidiliyor.

Bazen sağdan bazen de soldan saldırılıyor.

Her koldan…

Şimdilerde ise cephe değişmiş,hava kirletilmektedir.

On üç yıldır Ak Partinin maddi ve manevi yaptıklarını söylemeyeceğim.Zira bunu kendileri de söylüyor ve millet de görüyor.

Ancak ben bir asırlık olumlu yönde yapılmayanları veya olumsuz yönde yapılanları, kitapların bile bitiremeyeceği yoğunluktaki durumları özetlemeye çalışacağım.

İttihat ve Terakkinin altı asırlık çınarı özellikle maddi olarak yıkmasıyla başlayan süreçte,cumhuriyet döneminde;

Bin yıllık birikimler bitirildi.

Dil ve Din değiştirildi ve bu uğurda her türlü yol taşları döşendi.

Milyonlarca kitaplar atıldı,satıldı,yakıldı,gömüldü.

Harf devrimi ile beraber 17 milyon insan bir gecede cahil bırakıldı.Geçmişini okuyamadı ve anlayamadı.

Ezan değişti,medreseler kapandı,Müslümanların bir araya gelmesi yasaklandı,dini kitapları değil okumak,bulundurmak dahi suç kabul edildi.

Kur’an-ı Kerimi okumak ve bulundurmak bir cürm-ü meşhud kabul edildi.

Hilafet kaldırıldı,İslam dünyası ile bağlantılar koparıldı.

Bin yıldır yapılan köprüler bir bir yıkıldı.

Aslında yapılmayan ne kaldı ki???

1950-de ayağa kalkmaya çalıştı.On yıl ancak sürdü.

1982-de bir atak daha yapmaya çalıştı.Ancak on yıl sürdürülebildi.

2002-de bir atak daha yaptı.Sürekli tehditlerle önü tıkandı.

Ve sonunda şeytan sağdan geldi.

Bir kirli el,diğer bir kirli eli devre dışı bıraktı.

Temizel operasyonuna başladı.

Kirli elle temiz işler uzun sürmedi.Kirli ellerin birer birer kirleri dökülmeye başladı.

Soldan vuramayanlar,askeri darbeye sevkedemeyenler,sağı kullandı.

Paralel yapıyla vurmaya çalıştı.

Birbirini yiyenler,ortak menfaatte bir araya gelerek milletin tercihini hazmedemedi.

Oysa Unutmadık;

Gecenin yarısında hastanede sıra almak için kuyruğa girmeyi,

Bir tüp için kuyruklarda sıkıntı çekmeyi,

Şeker-tuz-yağ gibi zaruri ihtiyaçları bulamamayı,karaborsaya düşüşünü,

Elektrik,yakacak,giyecek gibi bir çok şeye ulaşamamayı,

Bir memurun emekli olursam iki şeyden birini alırım dediği;Ev ve arabayı,şimdiki memurlar göreve başlar başlamaz almalarını,

  1. madde ile iki kişi dini sohbet için bir araya gelip,dini bir kitap okuması,Risale-i Nurları okumasından dolayı hapsedilmesi,kitaplarının suç unsuru kabul edilmesini,

Yıllardır baş örtüsü sıkıntısını,milyonlarca mağdur insanları,

Buraya sığmayacak olan maddi ve manevi kayıpları,

UNUTMADIK…

-Bunları görmeyenleri Allah kör eder…..

Nankörlük edip ulaştığı maddi ve manevi refahı mukayese edemeyenleri Allah kör eder ve Elinden onu alır.

Münafıkane oynanan oyunları görmeyenleri,eski günleri arzu edenleri,bu millete bir asırdır çektirenlerle beraber olanları Allah kör eder…

Neden mi?

Milletin seçtiklerini her vesile ile devirmeye çalışıp,onun şahsında yıllardır kandırılan vaadlerle tekrar kandırılmaya çalışanları Allah kör eder…

Dünya da kör olan Âhirette de kör olur.

“Bu dünyada kalbi kör olan, ahirette de kör ve daha şaşkındır.”[1]

Bir asırdır darbelerde der-beder edilen bu millet,bu gün havaların kirletilmesiyle,bazı şeyler basit gösterilmekte,-bir ders verelim- münafıkane çıkışlarıyla bir körlük yaşanmaya ve yaşatılmaya çalışılmaktadır.

-Kur’an-ı Kerim-de nankör insan şöyle tavsif edilmektedir,Nankör insan olmamak için;

Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah’ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir. (2/61)
Öyleyse (yalnızca) Beni anın Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin. (2/152)

İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi. (10/12)
Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır. De ki: Allah’ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduğunuz tuzakları yazıyorlar. (10/21)
Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz. (10/23)
Andolsun biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak kuşkusuz o (artık) umudunu kesmiş bir nankördür. (11/9)
Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette “Kötülükler benden gitti” der. Çünkü o (bunu derken) şımarıktır, kibirlidir. (11/10)
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki insan pek zalimdir pek nankördür. (14/34)
Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun eğer nankörlük ederseniz şüphesiz benim azabım pek şiddetlidir.” (14/7)
Musa dedi ki: “Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.” (14/8)
O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür! (14/34)
Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük etti böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak ona açlık ve korku elbisesini tattırdı. (16/112)

Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman O’nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. (17/67)

İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizlige düşüverirler. (30/36)
İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş. (36/77)
Biz ona yolu gösterdik; (artık o) ya şükredici olur ya da nankör. (76/3)
Öyleyse Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme. (76/24)
Kahrolası insan ne kadar nankördür. (80/17)
İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti” der. (89/15)
Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise “Rabbim beni önemsemedi” der. (89/16)

Şüphesiz insan, Rabbine karşı pek nankördür. (100/6)
Şüphesiz buna kendisi de şahittir, (100/7)
Ve o, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür. (100/8)

MEHMET ÖZÇELİK

30-05-2015

[1] İsra.72.

No ResponsesMayıs 30th, 2015

Maide-49-52

No ResponsesMayıs 28th, 2015

SENARYO

SENARYO – Sesli Dinle

            Rahmetlik dedem söylemişti;

            Evvelden teröristler dağdaydı,şimdi şehre indi.

            Dedem bir şeyi görmeden gitti.

            O eksikliği ben tamamlayayım;

            Eskiden terörist dağdan şehre inmişti,şimdi ise meclise girdi.

            Nasıl mı?

            İşte senaryo….

            Bu gün Hdp-nin pkk-yı temsil ettiği,pkk-nın da ermeniyi temsil [1] konusunda kimsenin şüphesi yok.

            Bu gün pkk-nın içerisinde dünün zihni kirli ve kanlı olan sosyalist, ateist, ermeni, eş-cinseller aday olarak öne çıkmaktadır.

            Dünkü zihni kanlı olanlarla,bugünkü eli kanlı olanlar ve bunlara ek olarak dili kanlı olanlar ittifak ettiler.

            Ortada kanlı bir ittifak hüküm sürmektedir.

            Bu insanların koalisyon hükümeti içerisinde görev aldıklarını,bir bakanlığı ele geçirdiklerini bir anlık da olsa düşününüz.

            Bdp oraya kimleri getirecektir?

            Dağdan inen pkk-lıları,eş cinselleri,Ermenileri,kıblesi taksim olanları,zerdüştleri

yönetime alacaklarıdır.

            Dün dağda olup bu gün şehre inenler,yarın meclise,öbürsü gün de memleketi idareye başlayacaklardır.

            Nasıl bir idarede bulunacaklarını söylemek için kâhin olmaya gerek var mıdır?

            Bu sadece düşünceye açılan küçük bir kapı..

            Varın diğerlerini siz düşünün,neler olacaklarını…

            -Mesele Erdoğan meselesi değildir?

            Erdoğana saldırıp,onu bahane edenler,aslında Türkiye-yi Suriye-den de daha beter bir rotaya sürüklemektedirler.

            Kirli koalisyon ortaklığı yapanlar ve bu yönde propağandaya gidenler,şuursuzca Türkiye-yi elli yıl geriye götürmektedirler.

            -Yıllardır partilerinin başında durup hep partilerini aldatma laflarla iktidara taşıma vaadiyle kandıran liderler,gerçekten samimi ve dürüst iseler başkanlıktan ayrılır,daha başarılı olanlara bırakırlar.

            Hiç olmazsa bari batıdaki siyasilerden bu dürüstlük dersini almalıdırlar,varsa tabi ya…

            Dilerim bu seçimden sonra parti liderleri başarılarını arttıramadıklarında, partilerini bırakırlar.

            Dürüstlük ve seviyede budur.

MEHMET ÖZÇELİK

23-05-2014

           

           

[1] http://www.hasulkuhaber.com/haberdetay/ISTE-KURT-BILINEN-UNLU-ERMENILER.._/6908

https://www.google.com.tr/search?q=hdp-nin+adaylar%C4%B1+i%C3%A7erisinde&ie=utf-8&oe=utf-8&aq=t&rls=org.mozilla:tr:official&client=firefox&channel=sb&gfe_rd=cr&ei=GZFgVe7ZOMSo8wf-soC4AQ#rls=org.mozilla:tr:official&channel=sb&q=%C3%BCnl%C3%BC+ermeniler

No ResponsesMayıs 23rd, 2015

İHSAN ÜNLÜ

HOŞGÖRÜ – Sesli Dinle

“Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.

O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır. Hacı Bektaş Veli ‘helal değildir’ diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.

Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

Mevlana söyle der: ‘Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir’ der. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaş da şöyle der:

‘Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir’ der…

Şimdi günümüze geldiğimizde; hoşgörü noktasında gerçekten çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Daha doğrusu hoşgörüsüzlüğümüz yüzünden hayatın her alanında problemlerle karşılaşıyoruz.

Trafik çilesinden, alışverişe; sosyal konulardan siyasi meselelere; dini ve etnik farklılıklardan spor dünyasına kadar her alanda bir kaosun içinde sürükleniyoruz.

Tahammül sınırlarımızı zorlayıp karşımızdakine biraz daha esnek davranmayı becerebilsek belki de pek çok problemi başından önlemiş olacağız.

Hoşgörü demek, elbette Hıristiyan inancında olduğu gibi ‘yüzüne bir tokat vurana öbür yanağını da çevir’ anlamında sınırsız bir hoşgörü demek değildir. Bilakis, kendi hakkından taviz vermeden başkalarının da hakkına riayet etmektir.

Yine Mevlana hazretlerinin o müthiş benzetimiyle; pergel misali bir ayağın hakta sabit iken diğer ayağınla kamu âleme göz kulak olmaktır.

Hoşgörmek, günahı kusuru, yalanı yanlışı, zulmü haksızlığı görüp ses çıkarmamak demek hiç değildir. Hoşgörü, bu tür yanlışlar karşısında eğilip bükülmeden hakkı sahibine teslim etmektir.

Ne ki günah ve kusur aramak yerine görüldüğünde yüze vurmadan düzeltmeye çalışmak, ıslahı için gayret göstermek ve dua etmektir.

Bu anlamda “dövene elsiz, sövene dilsiz” diyen Yunus’u ve “Kim olursan ol yine gel” diyen Mevlana’yı da iyi anlamak gerekiyor. Burada anlaşılması gereken husus; seviyesi düşük insanların seviyesine düşmeden olgun bir şahsiyetle meseleleri ele almak, o insanların da hakikate ulaşması için sabırla gayret göstermek gerekir.

Sabır kavramında olduğu gibi, miskince oturup beklemek yerine çeşitli zorluklar karşısında direnerek hak ve hakikati ortaya koymak, bu yolda mücadele vermek gerekir diye düşünüyoruz.

Çok önemli bir değerimiz olan “hoşgörü” kavramının içinin boşaltılması bugün çok pahalıya mal oldu. Dini ve etnik taassuplar yüzünden etrafımız ateş çemberiyle çevrildi.

Bu çemberin içerisine atılma riskiyle karşı karşıya olduğumuz şu günlerde çok dikkatli olmak zorundayız. Farklılıklarımızla bir arada yaşayacağımız barış ve sevgi dolu günler için inanç haritamızda ve medeniyet kodlarımızda yer alan sabır ve hoşgörü değerlerini içselleştirmek durumundayız.

Bu değerler bir zamanlar yaşandı ve yaşatıldı. Bugün nöbet bizde, biz de pek ala bu değerleri yaşayabiliriz.

 

18.05.2015

İHSAN ÜNLÜ

No ResponsesMayıs 23rd, 2015