3. DÜNYA SAVAŞI İŞGAL SAVAŞIDIR

  1. DÜNYA SAVAŞI İŞGAL SAVAŞIDIR

Yeni dünya savaşının adı, işgal savaşıdır.

Abd azınlık ve teröristlerle dünyayı işgal peşinde.

Türkiye, Pakistan, Irak; Fetö- Muhammet Tahir’ül Kadri- Kesnizani ile işgal yolunu seçmiştir.

Yarım asırlık bu planla, hem askeriye ve hem de hukuk eliyle işgale yeltenilmiştir.

Abd- Fetö- Pkk ve güç odaklarıyla Türkiye-yi işgalle ele geçirmeye çalışmaktadır.

Darbelerle istediğini tamamen yerine getiremeyenler, bil fiil işgal yolunu seçmişlerdir.

Bae Yemeni işgal etmede, Arabistan Katarı, Pkk Suriyeyi, İsrail ortadoğuyu işgal çabası içerisinde.

Bu rusya için olduğu gibi, afrika ülkeleri içinde de cereyan etmektedir.

  1. dünya savaşı mevzii ve stratejik işgallerin savaşı haline geldi.

Darbeler artık işgal yöntemiyle yapılmaktadır.

  1. dünya savaşı işgal savaşıdır.

Mesela, Filistinliler Filistini satmadılar.

İngilizlerin oyunuyla tarlalara konulan ağır vergiler neticesinde, vergisini ödeyemeyenlerin elinden gasb edilmiş oldu.

Bu günde Üsame Bin Ladinle, ikiz kulelerin vurulması ve teröre destek bahanesiyle yapılmaktadır.

-Abd 15 Temmuz işgalini kaybetmenin şokunu yaşıyor.

Bu kendisinde hırs ve nefret uyandırmış durumda.

50 yıldır besleyip büyülttüğü Fetöyü bu günler için hazırlamış ve B planı olarak ciddi ihtiyaç anında kesin bir çözüm almak için kullanacakken, maalesef Fetö ve millet onu hayal kırıklığına uğrattı.

Bunun acısını çıkarmak için açıktan açığa cephe oluşturacaktır.

Bir tesbitte dikkat çekildiği üzere Tramp sivilleri değil de Pentegon yani Abd-nin askeri kanadını yanına çekmesi, artık silahların konuşacağının bir göstergesidir.

1960 –dan beri münafıkane yaptığı şekillendirmeyi, bu gün açıktan açığa yapmaktadır.

Pkk-ya gönderdiği bin tır silah ve onlara vermiş olduğu 6 ay içerisinde kürt devleti kurma vaadi de bu kabildendir.

Bu da pkk eliyle işgal faaliyetidir.

Pkk- ya, ypg- ye, deaşe saldırtarak ve kendisi de israilin Diyarbakıra kadar uzanan yolunu açmak için saldıracaktır.

-11 Eylül ikiz kule bahanesiyle ve Üsame bin Ladin uydurmacasıyla Afganistana, Irak- a saldıran Abd ve batı Daeş ve teröre destek gibi bahanelerle orta doğuya saldırmaya devam etmektedir.

Kuzuyu yemek için uydurulan kurt bahanesi her zamanda hazırdır.

Senenin belirli zamanlarında bombalar patlatılırken, ondan sonra birden durmaktadır.

Belli ki bir yerlere verilen mesajlar yerine ulaşmış, alınması gerekenler alınmıştır.

Silahı elinde tutanlar, parayı elinde tutanları bastırmaktadır. Suud ve Katar gibi.

Abd başkanı Trump-un dediği gibi; Borçlarını arap ülkelerine ödeteceği sözünün uygulamada olduğunu görmekteyiz.

MEHMET ÖZÇELİK

09-08-2017

 

 

 

 

No ResponsesAğustos 12th, 2017

SERZENİŞ

SERZENİŞ

Bu yazıyı;” Cemaat Abilerinden Bir Grubun Fethullah Gülen’e Açık Mektubu [1] ,ve “Bu bir FETÖ ablasının itiraflarıdır.”[2] yazısından ilham alarak yazıyorum.

Bu yazıyı her Gülen mensubunun okumasını tavsiye derim.

Belki de 2013- den şimdiye kadar yüzlerce sayfa yazı yazdım Fetö ile ilgili olarak.

Ancak şuna inanıyorum ki, içeriden birilerinin –yukarıdaki mektup da olduğu gibi- görüp yazdıkları kadar etkili olmayacaktır.

“Altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet. “ olan bir yapının elbette ki ibadetle meşgul olan alt yapısı, bu ibadetin verdiği sorumluluk ve ahiret sorgusu göz önünde bulundurularak daha hayatları bitmemişken ve de kendilerine keffaret-üz zünub olacak bir hizmette bulunacaklardır.

Nitekim darbeden önce onlardan bir öğretmen arkadaş; Hocam bizimkiler pkk- ya oy vermemizi söylüyorlar. Oysa onlar bizim dershanelerimizi yaktılar, arkadaşlarımızı kovdular. Ben nasıl verebilirim, deyince kendisine;

-Bunu onlara söyledin mi, dediğimde;

-Nasıl söylerim, beni aforoz ederler, deyince bende kendisine;

O halde sen sorumlusun ve serzenişte bulunmaya da hakkın yok.

Ve işte o söylememenin ortaya koyduğu sonuç.

-Şimdiye kadar Fetöye mensup bir şehirde binlerce, bu memlekette milyonlarca insan vardı, bunların içlerinden ancak itirafta bulunacak birkaç abi mi çıkabildi.

Madem dünya hayatı, maddi hayat bitirildi, bari ebedi hayat tehlikeye girmesin.

Daha hayat devam ediyorken milyonlarca insanın daha neyi kaybetmesi bekleniyor?

Daha bilinmeyen ve de anlaşılmayan, kandırılmanın ve ihanetin açık bir belgesi neler kaldı ki, onlar beklenmektedir?

Gülenin geçmişte söyledikleri ortada iken, darbe emrini bizzat ben verdim diye ağzından çıkması mı beklenmektedir?

Bu bir saf-derunluk olmaz mı?

Dünya hayatı geçicidir. Kendimizin aldanması münferit bir olayda olsa, milyonların kaybetmesi ve kaybetmelerine sebeb olmak az bir şey midir?

Sizler bir araya gelip de bir hesap ve muhakeme yapmıyor musunuz?

Ortada bir yanlışlık, daha da ötesi bir ihanet yok mu?

Söylemesi ağır mı geliyor?

Peki öylece bu dünyadan gitmek, o ağır yükün ağırlığıyla Allah-ın huzuruna çıkmak daha ağır değil midir?

Mübalağa etmiyorum, sizlerde binlerce çok iyi niyetle, maddesiyle manasıyla bu yola girmiş insanlar var.

Peki şu anda neredesiniz?

Bütün bunlar açık ve açıkta iken, eğer bana son sözünü söyle dersen şunu derim;

Dünya ve ahiret zilleti de olsa, sonu hapisle de bitse ben bu yolda devam edeceğim, de ve çık, açıkça ilan et.

Ya da tüm milyonlarca insanın aldanıp aldandığını dile getirdiği gibi aldandığını söyle ve bildiklerini başkalarına da faydalı olması için dile getir.

Bin yıllık tarihimizde ihanetler, cinayetler ve darbeler olmuştur. Ancak hiç biri bu denli organizeli, haince, kapsamlı bir işgali yaşamamıştır.

İş bitmemiştir. Tehlike hala kapımızdadır.

Bunu defetmek için mensuplarının bildikleri gerçekleri dile getirmeleriyle hafifletebilirler.

Sonuç alamayan haçlı güruhu 15 Temmuzdan daha sert ve açıkça üzerimize gelecektir.

Eğer hala içteki destekçilerinin bu destekleri kırılmazsa tehlike vahimdir.

En büyük diğer bir tehlike ise, bu kavganın 40 yıllık pkk kavgasından daha dehşetli olarak bir elli yıl daha devam etmesidir.

-Ey Ahmetler, Mustafalar, Ethemler, Suatlar size sesleniyorum. O kadar kalem-şörleriniz vardı, ne oldu? Silah-şörlerin yerini mi aldılar?

Hani o kadar hatipleriniz vardı, Lâl mi oldular? Neden konuşmuyor, bizleri aydınlatmıyorlar?

Bizlerin karanlıkta olduğumuz bir durum varsa bizleri aydınlatsınlar.

Bütün bu yapılanlara karşı ne gibi bir meşruluk kılıfı giydireceklerdir?

Hizmet mi, dava mı, cihat mı, ulül emre itaat mi, neler ve neler. İzah etmek gerekmez mi?

İnsanın inandığı şeyleri söylemesi gerekmez mi?

Eğer gerçekten işin içinde bir Allah rızası varsa bir karar verilsin, dünya imtihanı bitmeden…

Vatan hepimizin, kusuruyla da olsa bu millet bizim. Kaybedersek bu kayıp hepimizin kaybı olur.

Bir karar verin. Yeni kavgaların önünü açmayın, kapatın.

Öyle zannediyorum ki; 15 Temmuzda memleket işgal edilseydi mutlu olmayacaktınız.

O halde yeni bir işgal denemesini mi bekliyorsunuz?

Eğer gerçekten bir şahsiyet, bu millete bir minnet, bu vatana bir namus borcunuzu yerine getirmek istiyorsanız bildiklerinizi dile getirin. Sizlerin ve hatta hepimizin düştükleri hatalara bizden sonrakiler düşmesin veya uyanmak isteyenler uyansın.

Sizden kimse iftira etmenizi istememektedir. Aklınızın, kalbinizin, vicdanınızın sesini dinleyerek gördüğünüz ve düştüğünüz yanlışları bir keffaret olarak dile getiriniz.

Gelin hep beraber gelen selin ve felaketlerin önünde baraj oluşturalım, sayısız ortak değerlerimizde birleşelim, zulme rıza göstererek ortak olmayalım.

Fe teemmel… Düşünüle…

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2017

 

[1] http://www.haksozhaber.net/cemaat-abilerinden-bir-grubun-fethullah-gulene-acik-mektubu-80881h.htm

[2] http://www.yeniakit.com.tr/haber/bu-bir-feto-ablasinin-itiraflaridir-200091.html

No ResponsesAğustos 8th, 2017

İSLAMIN ÖNÜNDEKİ ENGEL TERÖR

İSLAMIN ÖNÜNDEKİ ENGEL TERÖR

Bu gün islamın kabul edilmesi veya ilerlemesinin önündeki en büyük set ve engel, terör ve terörizm akımıdır.

Nitekim İslama hamile olup,  Doğum sancısı çeken avrupa, en yakın zamanda bir islam devleti doğuracaktır.

Biz yüz sene önce onlara hamile idik, tam bir batılı doğurduk. Şimdi onlar bunun sancısını çekiyor.

Doğumu geciktiren ise iki şey;

1.Bizim iyi bir örnek olmayışımız.

2.Onun içimizde terör estirmesi. Avrupa ve Hristiyan dünyası bunu biliyor. Bildiği içindir ki, islam dünyasını sürekli terörle meşgul ediyor.

-İsraile Onu Minute, dedik.

Abd- ye demenin ise zamanı geçti bile. Çünkü teröre açık destek vermektedir.

40 yıl savaştığımız pkk-ya Abd, bin tır silah vermiştir. O da son sistem silahlar.

Sıra Nato da. Terörün ve teröristin gizli hamisi olan Natoya, ‘Third One minute’ demenin zamanı gelmiştir.

Önce İsrail, sonra Abd, sonra Nato, sırada, Almanya, One, Second, Third, sırada bu Fourth…

“Sizi Şer ve Hayır ile imtihan ederiz. Dönüşünüz bizedir.”[1]

İslam dünyası şerle imtihan edilmektedir.

3 nesil şerri defetmekle uğraştık. Dileriz bundan sonraki nesiller hayırları celb ile uğraşırlar.

Şer bulutları def oluyor, şerlilerle beraber.

Şerliler kara bulutlarıyla beraber göçüyorlar.

-Yecüc mecüc devrede.

Yecüc mecüc yani terör ve terörist, anarşi ve anarşist artık koordineli ve planlı olarak terör estirmektedirler.

Müslimi gayrı müslimi, ırkı ve milleti gözetmeksizin hatta devlet olarak ve ihale yoluyla sürdürmektedirler.

-Avrupa arayış içerisinde, kiliseler boş, hrıstiyanlıktan kopmuş, gideceği limanı arıyor.

-Avrupa ve yeni haçlı güruhu hem içimizde ve hem de dışımızda terör ateşini sürekli yakıyor, fitne ateşini fitilliyor.

Mesela her birinin maddi bir hesabı vardır. İsrail gibi.

İsrail için Diyarbakıra kadar olan Arz-ı Mev’ud ne ise, Ermenistan içinde Doğu odur. Oyunda onların oyunudur.

Terörün en başta gelen özelliği; gizli, kripto ermeni, Yahudi, sabataist, dersim mağduru, ihanet içerisinde olabilecek şaibeli kimseleri büyüttü.

Makam, para, kadın, menfaat faktörünü çok iyi kullandı.

Yalnız Fetönün bilmeden yaptığı en önemli iş, bunların açığa çıkmasına vesile oldu.

Münafıkane, gizli yapılan işler açığa çıktı, saflar belirginleşti.

Pkk ile ortaklığı deşifre oldu. Daeşle ittifak yaptı. 15 Temmuzda darbe değil, terör saldırısı yapıldı.

– Askeriyede 15 temmuzdan önce, 15 temmuzda vatandaşa sıkılan kadar pkk-ya sıkılsa, aynı kin ve saldırı pkk için gösterilse idi, pkk biterdi.

Ordunun içerisindeki Asker görünümlü teröristler pkk-nın bitişini engelliyor, boş dağları bombalıyordu.

*Ameliyattan yeni çıkan bir insan ameliyatın sıcaklığından pek bir şey hissetmez. Zaman geçtikçe yaranın acısı sızlamaya başlar.

15 Temmuzun acısı ve dehşeti ise zaman be zaman daha iyi anlaşılacaktır.

Nuh peygamber bedduasında kafirleri ve onların çocuklarını sağ bırakma derken; onlardan bu güne gelen Esed gibi, Avrupa ve etbalarını kastetmektedir.

Yoksa o zalimlerin yaptıkları şimdiki sadece Esedin yaptığının yüzde biri bile değildir.

Nuh peygamberin bedduası cüz-i, şahsi ve mevzi-i bir beddua değildir.

Külli ve kıyamete kadarkilerini kapsamakta idi.

-Fetönün münafık karakterinin yanında en belirgin özelliği, yapmayı istediği veya kendisinde bulunan özelliğiyle başkalarını, itham etmesidir. Takiyye gibi.

İran taraftarlığı, cami bombalama gibi.

Efendimizden bu yana halis münafık görmek isteyen, Fetö-ye baksın.

Fetö dinin değil, cumhuriyet idaresinin ürettiği bir üründür. Ondandır ki Chp ona sahip çıkmaktadır. Avrupa ve Abd himaye etmektedir.

– Obamanın münafıkane yapıp, irana saldırıyı başaramaması veya alt yapısı olan Deaşı oluşturmasından sonra, yerine kasıtlı olarak getirilen, deli dolu bir adam olan Trumpun getirilmesiyle fitil ateşlenmiş oldu.

Allah muhafaza etsin, 3. Dünya savaşının başlamasına start verilmiş oldu.

Türkiye doğrudan zarar görmese de; İran, Suud-i Arabistan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin ateşleri yükseltilerek, savaşın alevi tüm orta doğuya yaygınlaştırılacak.

Rusya ve Abd-nin karşı karşıya gelmesi halinde göçler tehlikeli boyutlara ulaşacaktır.

*Parayı en iyi kullananlar Yahudiler, Dini en iyi kullananlar İngilizler, terörü en iyi kullanan abd-liler, dünya kültürünü etkilemede en iyi kullanan Fransızlar, bunları bir araya getiren veya bunların bir araya getirdiği kimse ise Fetödür.

– Fetönün devre dışı olmasıyla, islami safiyet ortaya çıktı.

Rekabet kalktı.

Cemaatların önü açıldı.

Trt1-de ilk defa Kur’an-ı Kerim yarışması düzenlendi.

Memleketin taşları yeni yeni yerine oturuyor. Trt 1- de ilk defa yayınlanan; “Kur’an-ı Kerim-i Güzel okuma Yarışması- bunun ilkidir.

Dünya-mal-makam sevdalılarının yoğunluğu kalktı.

İltimaslar dost iltimaslarıyla devam etse de, soru çalma gibi hırsızlıklar kalktı.

Devlet rahatladı. Soyulup soğana çevrilmenin önemli bir kanalı kapatılmış oldu.

Din fetönün tekelinden kurtarıldı.

Belki de en önemlisi, görünen vitrinin arkasındaki münafık yapı deşifre olup, yıkılmış oldu.

Risale-i Nura perde olmuştu. Böylece perde kalkmış oldu.

Sadeleştirme bahanesiyle yaptığı tahrifte engellenmiş oldu.

– İslamın uyanışı, uyuyan arapların uyanışına bağlıdır.

Arapların uyanmaması için terör ön plana çıkarılmaktadır.

Sürekli islam dinine saldırıldı.

-İngiliz oyunu; dini yasakla ve alternatif din uydur. Dini serbest kıl, onu sulandır.

İslam ile toplumun arası sürekli problemli kılındı.

 

 

 

 

[1] Enbiya.35.

 

No ResponsesAğustos 5th, 2017

ALLAH NİYE KANDIRSIN Kİ

ALLAH NİYE KANDIRSIN Kİ

Öyle ya, Allah niye bizi kandırsın ki?

İhtiyacı mı var?

Bize muhtaç mı?

Allaha ve ahiret gününe inanmayanlar şunu düşünmüyorlar mı ki, kendileri yüz sene önce yok idiler, yok iken var oldunuz.

Neden öldükten sonra var olmayasınız ki?

Allah gönderdiği kitaplarında vaatta bulunuyor, bazen de tehdit ediyor.

Bu bir haktır.

Allahın hakkıdır. Allah hakkını kullanıyor.

İnsana düşen hak yolda olma hakkını kullanmak kalıyor.

Allah hak etmeyene, hakkı olmayana neden lütufta bulunsun ki, onu neden gereksiz yere beslesin ki?

-Aslında insanların Allah-ın kandırdığını düşünmesi, Allaha olan düşmanlığından, bu ise Allah ile olan kulluğunu ve irtibatını kurmamasından kaynaklanmaktadır.

Mesela; -Elde etmek istediklerine ulaşamama.

-Kibir ve gurur.

-İnat ve diretme, direnme.

-Allaha karşı savaş açanlar bu kinlerini açıkça dile getirmektedir.

Bazıları bunu bilinçli olarak dile getirirken, diğer bazılarını da Allah söyletir.

Bazılarının Allahtan korkmuyorum, gibi ifadelerini kalpleri aslında titreyerek onaylamamaktadır.

Bir tedirginlik söz konusudur.

Vanası kapatıldığında her şeyinin biteceğini bilmemesi söz konusu değildir.

Bu durum bir yandan nihayet acziyetin bir ifadesi ve göstergesi iken, diğer yandan da Allah-ı güçsüz gösterip, aciz bırakma düşüncesidir.

Bütün Allah ile ilgili olan problemlerin ana kaynağı marifetteki yetersizliktir.

İnsan Allah ile olan irtibatı nisbetinde her türlü O’nunla ve yarattıklarıyla olan nisbet ve bağını kurabilir.

Allah eğer ahiret var diyorsa, madem bu mesele O’nun meselesidir, bize ancak inanmak ve kabul etmek düşer.

Başlangıçta gerek biz ve gerekse hiçbir varlık yok iken bu gün var ise, neden yarın yaratacağını ve hatta şu an var olduğunu söylediği ebedi ahireti vereceğini söylemesine  inanılmasın ki?

Hiçten yaratan, var olan şeyleri bir araya getiremez mi?

Mülk O’nun ve güç O’nun ise güçsüz olan bize O güç sahibinin gücüne inanmak düşer.

Problem Allah-ın bizi değil, nefsimizin ve şeytanımızın bizi kandırmasıdır.

İnanalım, kendi kendimizi kandırmayalım.

MEHMET ÖZÇELİK

23-07-2017

 

No ResponsesAğustos 2nd, 2017

ALLAH EKİYOR BİÇİYOR DERİYOR

ALLAH EKİYOR BİÇİYOR DERİYOR

İnsan bu dünyaya ekmeye ve ekilmeye gelmiştir.

Bir yandan ahirette biçmek için ekiyor, diğer yandan duyguları itibarıyla sümbül verip neşv-ü nema bulması için de ekiliyor.

Allah-ın varlıkları yaratması ise adeta onları ekmesi, onlardan esmasının mahsulatını almak içindir.

Allah cüz-i ücretle, külli işler yaptırmaktadır.

Kâinatta canlılarda olan tenasül kanunu gibi.

Bu konuda Bediüzzaman; “âlet-i tenâsül-i insan, insan nazarında bahsi hacâletâverdir. Fakat şu perde-i hacâlet, insana bakan yüzdedir. Yoksa, hilkate, san’ata ve gàyât-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacâlet ona hiç temas etmez.” [1]

-“bütün hayvanâtın şehâdetiyle ve izdivaç eden nebâtâtın tasdikiyle sabittir ki, izdivâcın hikmeti ve gàyesi, tenâsüldür.”[2]

-“Hayvanattan olsun, nebatattan olsun, tevellüdle tenasül şümulüne dahil olan her fert, veçh-i arzı istila ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine has ve halis bir mescid yapmakla Fatır-ı Hakimin esma-i hüsnasını izharla Halıkına gayr-ı mütenahi bir ibadette bulunsun.
Evet, kuşların, balıkların, karıncaların, yumurtalarında, eşcar ve sebzevatın semeratında ve o semeratın tohumlarındaki ifrat derecesini bulan kesret o vaziyeti tenvir eder. Lakin alem-i şehadetin darlığına ve müstakbel ibadetlerin Allamü’l-Guyübun ilminde mevcut olduğuna binaen, niyetten fiile henüz çıkmayan onların ibadetleri kabul edilmiştir.” [3]

-“Tenasül, teselsülde şerait-i âdiye-i itibariyedendir.” [4]

-“Hem, mâdem o Hàlık-ı Kerîm, tenâsül kanun-u azîminde istihdam ettiği hayvanâta ücret olarak, birer maaş gibi, birer lezzet-i cüz’iye veriyor. Ve arı ve bülbül gibi, sâir hidemât-ı Rabbâniyede istihdam olunan hayvanlara birer ücret-i kemâl verir, şevk ve lezzete medâr birer makam veriyor; ve şunda bir muazzam “kanun-u kerem”in ucu görünüyor.”[5]

-“ Tenasülün devamı için, hikmet-i İlâhiyece o fıtrî hizmete bir ücret olarak bir fıtrî meyil ve şevk vermiş. Halbuki o zevk, on dakikada bir lezzet verse de, eğer meşru ise, erkek bir saat meşakkat çekebilir. Fakat kadın, on dakikalık o zevk için on ay çocuğu kendi vücudunda zahmetini çekmekle on sene çocuğun hayatına yardımla meşakkat çeker. Demek, o on dakikalık fıtrî meyil, bu uzun meşakkatlere sevk ettiği için, ehemmiyeti kalmaz. His ve nefis, onunla onu izdivaca tahrik etmemeli.”[6]

-“Cennet tenâsül yeri…” olmadığından[7] insan dünyaya vazifeli olarak yani tavzifen gönderilmiştir.

-Tenasül beşeriyetin iktizasındandır.

“tegayyür veya tecezzî veya tenasül eden, ilâh olamaz.” [8]

Ve Allah nesillerin çoğalmasını ve çoğaltılmasını çok ve çokça yapmaktadır.

-“Kalem-i kudret şu sırr-ı tenasülü pek acip istinsah ediyor.” [9]

-“ Evvelâ, bu kanun-u tenâsül, mebde’ itibârıyla, iki yüz bin envâ-ı hayvânâtın mebde’leriyle hark edilmiş ve nihâyet verilmiş. Yani, en evvelki pederleri âdetâ Âdem’leri hükmünde, iki yüz bin o evvelki pederler, kanun-u tenâsülü hark etmişler. Peder ve valideden gelmemişler ve o kanun hâricinde vücud verilmiş.
Hem her baharda gözümüzle gördüğümüz, yüz bin envâın kısm-ı âzamı, hadsiz efradları, kanun-u tenâsül hâricinde-yaprakların yüzünde, taaffün etmiş maddelerde-o kanun hâricinde îcâd edilir.” [10]

-“ Kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükümet yoktur ki, kesret-i tenasüle taraftar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: (ev kemâ kàl.) Yani, “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim.”[11]

Başta insan dahil yaratılan tüm varlıkların kendine bakan bir ciheti varsa, yaratıcıya bakan sonsuz cihetleri vardır.

Adeta Allah eşyayı kendine bakan sonsuz cihetlerin tezahürü için yaratmıştır.

Bu O’nun ihtiyacı olduğu yönüyle değildir.

Muhtaç olan varlıklardır. O Samed-dir.

Kenz-i Mahfi olan Allah, varlık aynasında kendisini görmek istedi.

Sanatkarın kendi ustalığını ve sanatını göstermek için yaptığı sanat gibi, Allah tezahür etmek irade etti.

O iradeyle her birerleri diğerlerinden farklı olup benzersiz varlıkları yarattı.

Hatta kendi yarattıklarını öldürenlerin varlığına bile hikmeti gereği müsaade etti.

İrade O’nun, varlık O’nun elinde, kudret O’na aid.

Varlıkların bize görünen noktası belki de hiç hükmünde ve gayet sınırlıdır.

En gelişmiş olan bizler bile tam kapasite çalışmamaktayız.

Ve hiçbir zamanda bunun künhüne varılmayacaktır zira idrak ve ihata söz konusu değildir.

Yaratılan her bir varlık aynı zamanda bir başka varlığın vücuduna sebeb olacak bir fabrika niteliğindedir.

Her bir varlığın sahip olduğu özellikler, duygu ve hislerde ayrı bir meseledir.

İnsanlar yanlışlıkla sanata odaklanmaktadırlar.

Oysa o sanat sanatkârın sayısız özelliklerinden dışa yansımız bir özelliğidir.

Varlık alemindeki sanatlarda kendisi için olmayıp, sanatkârlarını göstermesi içindir.

O sanatkâr bilinir ve anlaşılırsa, sanat daha iyi anlaşılmış olur.

MEHMET ÖZÇELİK

17-07-2017

 

 

 

[1] Sözler.211.

[2] Sözler.373,165.

[3] Mesnevi-i Nuriye.184.

[4] Muhakemat.112.

[5] Sözler.511.

[6] Emirdağ Lâhikası.293.

[7] Sözler.591, İşârâtü’l-İ’câz,196,Mektubat.79.

[8] Hutbe-i Şamiye.141.

[9] Hutbe-i Şamiye.122.

[10] Lem’alar.9.Lem’a.364.

[11] el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269, no: 3366; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1021; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, no: 3366.Lem’alar.200.

No ResponsesTemmuz 29th, 2017