EN’AM.32-34

No ResponsesNisan 28th, 2016

BİTMEYEN GARABETLER

BİTMEYEN GARABETLER

Abdullah Gül gerçekten de ölçüsüz bir kişiymiş.

Daha önceleri bir çok yanlışını dile getirdiğim bu zat; bu seferde;

“Abdullah Gül terör sorununda yumuşak güçten yana olduğunu, askeri gücün sadece hazır olarak bekletilmesi gerektiğini söyledi.”[1]

Bu ağız hiç de milletin arzu edip istediği bir ağız ve söz değildir.

Oysa aç olan canavara şefkat göstermek onun iştahını açar, döner bir de dişinin kirasını ister.

Gül, onları tanımamış olsa, yarım asırdır hala bilememiş olsa gerek ki, yumuşak güçten bahsetmektedir.

-Gül- ün cumhurbaşkanı olması acaba bir hata mıydı?

Gül-ün bu tavrı ve düşüncesiyle Türkiye yönetilemez…

***************************  

İşte bir örneği daha;

“AK Parti’ye yakınlığı ile bilinen ve eşi de AK Parti kurucularından olan Mazlum-Der Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, PKK’yla silahlı mücadeleyi “cehenneme gidilecek yol” olarak değerlendirip, açılım sürecinin yeniden başlatılmasını istedi.”

AK Parti 22. dönem Adıyaman milletvekili ve İHH mütevelli heyet üyesi Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, TÜSES’in bu çağrısına tam destek vererek, “çözüm sürecine dönülmeli” dedi.[2]

Meğer yarım  asırdır pkk-nın neden bitmediği gün be gün ve şimdilerde çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu insanlarda hiç mi anlayış, şuur, tarihten ibret alma, geniş düşünme ve mertlik yok mu ya Rabbi!!!

Hala oyun görülmüyor, onca şehit olan asker ve polisin acısı vicdan ve kalblerde hissedilmiyor!!!

*Pkk ve onu destekleyenler kesinlikle ve kesinlikle bu milletin kanını, Türk kanını taşımamaktadırlar.

Bu milletin askerine ve polisine, Türk Kürt ayırmadan vuran insan, bu milleti temsil eden, bu vatanın evladı olmayıp, kanı da temiz bir insan değildir.

*****************   

*Öcalan-ı devreye süren abd ve batı, Güleni geri planda bekletmekteydi.

Hesapların değişmesi veya planın olgunlaşması üzerine bir müddet soldan bu millete vururlarken, bu sefer Öcalanı paketleyerek bize teslim eden Abd, Güleni devreye koydu.

Bu sefer de sağdan vuracaktı, gayet masum görünerek…

-Paralel yapı şu anda, dahili ve harici her türlü kirli ittifakı yapmaktadır.

50 yıllık sinsi oyununu gerçekleştirmek üzere, inançta ve  yaşayışta, fikirde ve zikirde taban tabana birbirleriyle muhalif olan cemaat ve cemiyetlerle ortaklık yaptığı gibi, ittifaka açıktır da…

-Gülen Risale-i Nur hizmetinin önünde de perde hatta engeldi.

Kader onu sildi.

-Sırada kim veya kimler var?

İran her zaman yedekte…

O kimler tarafından desteklenecek veya sağ-sol karışımı birisimi piyasaya sürülecek?

**********************   

Derin devletin, derinine giriliyor.

Süfyanizmin dördüncü devresi de bitiyor.

Yeni dönemde dahilde cemaatlerin önü açılırken, hariçte İttihad-ı İslama gidilmektedir.

Gizli komite ile , gizli dinsiz komitenin beraber kullandığı ağlar çözülüyor.

Ordu dizginini derin devlet ve gizli komitenin boyunduruğundan kurtarıyor.

*************************  

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AK Partili Mustafa Şentop, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözlerinin bireysel görüşü olduğunu, laikliğin Anayasa metninden çıkarılmasının söz konusu olmadığını açıkladı. Şentop, “Laikliğin anayasadan çıkarılması konusunu tartışmış bile değiliz” dedi.

Kahraman’ın sözleriyle ilgili konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Bostancı da “Anayasa taslağında böyle bir gündemimiz de yoktur” ifadesini kullandı.

TBMM Başkanı İsmail Kahraman dün yaptığı açıklamalarda 1982 Anayasası’nın herhangi bir yerinde Allah isminin geçmediğini belirterek “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım” demişti.[3]

-İşte kim haklı?

Birleşik Haziran Hareketi adlı marjinal grup TBMM Başkanı’nın laiklik yorumundan sonra Ankara’da eylem çağrısında bulundu.[4]

-Hiç olmazsa bari papa kadar olun…

14 asırdır bu milletin çekmediği zulüm, bu son asırda Laiklik adıyla çektirildi.

Bunu görmemek ve de bilmemek sadece körlük, basiretsizlik değil, seviyesizlik ve telafisi mümkün olmayan bir vebaldir.

“Papa 16’ncı Benedict’in Avrupa’da artan ahlaksızlığın nedeni olarak “Laiklik”i hedef gösterdiği kaydedildi.[5]

-Gerçekten Türkiye-de şu anda at izi ile it izi birbirine karışmış durumda.

********************  

Ekonominin dibe vurması sonrası ayağa kalkması gibi , milli eğitimin de dibe vurması gerekiyor.

Dibe vurmamış mı ki?

Daha varmış her halde…

İşte bir dibe varış yolu daha…

Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilerle ilgili garip bir teşvike imza attı. Sinemaya, tiyatroya gidene ek TEOG puanı verilmesi planlanıyor.[6]

***********************     

1970- lerde kominizmle bozulan insanlar, 1980 –lerde kalben bozulmaya, 1990- lardan itibaren de terörle yaşantısı bozulmaya başlamıştır. Bu gün o üç kuşak derilmektedir.

Ortaya aklı bozuk, kalbi bulanık, yaşantısı dengesiz bir toplum çıkmaktadır.

İyi olanlarda defolu kısmından… Saded harici olanlar…

***********************   

Ergenekon davalarının bir düzmece olduğu söylenmektedir.

Tamamen iftira, kaos oluşturma, birilerinin önündeki engelleri kaldırma faaliyetidir, gibi değişik gerçekler söylenir.

Bütün bunlar ne kadar doğru olursa olsun ancak şu hiçbir zaman unutulmamalıdır;

Pis bir zemine, derin devleti oluşturmaya, gizli komite olmaya çalışan kim olursa olsun, hangi cephede bulunursa bulunsun, mutlaka önceden oraya yerleşmiş olanları devre dışı bırakmadan oraya yerleşemez.

Ergenekon bahanesiyle ergenekonun sol kolu deşifre oldu, sol kolu koparıldı ancak yerine sağ kolu yerleşmeye çalıştı.

Güzel olan ise hem eskisi hem de yenisi deşifre olmuş oldu.

Paralel yapının şer oyunu, -istemese de- hayrın ortaya çıkarak, ikisinin de devre dışı bırakılmasına sebeb olmuştur.

Ergenekon kesinlikle ve kesinlikle masum değildir.

Kirli, şaibeli, derin insanlar ,diğer bir kirli el bahane edilip de masum gösterilemez.

-Türkiye de Ergenekon yoktur, diyenler, Türkiye-nin bir asırdır geçmişini bilmemesi demektir.

*************************   

Özal, Osmanlı’nın çöküşüne neden olan İttihat ve Terakki ile bugünkü CHP yöneticileri arasındaki paralelliğe de dikkat çekti: “CHP’lilerin büyük dedeleri Mithat Paşa ve ‘Kinim dinimdir’ diyen Ispartalı Hüseyin Avni Paşa ekibidir. Dedeleri ise Jön Türkler ve 600 yıllık Osmanlı devletini 6 yılda yıkmayı becerebilen 3’lü çete: Yüzbaşılıktan paşalığa yükselen Enver, posta memurluğundan paşa olan Talat ve malum Cemal paşalar… Halifeye saygıyı dini bir vecibe sayan Hint Müslümanlarını bir türlü kontrol edemeyen İngilizler, Osmanlıdan sonra kurulacak yeni devlete bir şartla izin verdiler: 5 yıl içerisinde hilafeti kaldırmak… Ve 1924 yılında hilafet kalktı, Müslümanlar başsız kaldı. Şimdi Hıristiyanların Papa’sı var, Müslümanlar ise darmadağın. Bunun sonucu, İngilizler, Hindistan ve petrol havzalarını rahatlıkla kontrol ederken, halife Vahdettin Han’ın dünya Müslümanlarından son isteği Anadolu’da başlattığı direniş için dua istemek oldu. Hindistan Müslümanlarından dua dışında bir şey istenmediği halde bu direnişe destek için tonlarca altın gönderildi. Ancak bu altınlara CHP’liler el koydu ve bir kısmıyla da malum İş Bankası’nı kurdu.”

*Merhum Özal, Türk gazetelerindeki şeriatçı devletler tartışması konusunda ise şunları söyledi: “İran Şiidir, bu güne kadar daha gayrimüslim bir devlet ile savaştıkları görülmemiştir. Şiiliği yaymak için sürekli Sünni Müslümanlarla savaşmışlardır. Vahhabiler ise İngilizlerin kurduğu  bir cereyandır, bunlar da çok Sünni kanı dökmüştür. Bunların ikisi de mezhep değildir, birbirlerine düşmandır.  Şeriat  İslam’ı yaşamaktır, bizim gazeteciler din cahili oldukları için bilmiyorlar ve bunlara şeriat devleti diyorlar. Tıpkı Paris’te bir patlamada ölen Hıristiyanlara  şehit diye haber yaptıkları gibi.”[7]

*Eskiden Avrupalı kadınlar çocuklarını uyuturken,- Bak Osmanlı geliyor- diyerek çocuklarını sustururken, bu gün içimizdeki sol ve karışık zihniyet –eyvah, yoksa Osmanlı mı geliyor- telaşı ile yaygara koparmakta, bunu tehdit unusur saymaktadır.

*Yüz sene önce islamın ve İslam ümmetinin şeref ve izzet mücadelesini vermekte olan Osmanlıya karşı bu gün Türkiye aynı izzet ve şerefi koruma mücadelesi vermektedir.

MEHMET ÖZÇELİK

26-04-2016

[1] http://www.haber7.com/siyaset/haber/1916350-gul-teror-sorununda-yumusak-gucten-yanayim

[2] http://www.habervaktim.com/haber/467452/ahmet-faruk-unsaldan-yeni-acilim-cagrisi.html

[3] http://www.haber7.com/siyaset/haber/1916625-ak-partiden-laiklik-aciklamasi

[4] http://www.habervaktim.com/haber/467460/birlesik-haziran-harekatindan-provokasyon.html

[5] http://www.habervaktim.com/haber/467444/papa-benecdict-ahlaksizligin-nedeni-laiklik.html

[6] http://www.habervaktim.com/haber/467436/milli-egitim-bakanligi-sinema-ve-tiyatroya-giden-ogrenciye-ek-puan-verecek.html

[7] http://www.habervaktim.com/haber/466621/iste-turgut-ozalin-kayip-roportaji.html

 

No ResponsesNisan 27th, 2016

ADIYAMAN-DA VEFA

ADIYAMAN-DA VEFA
-Vefa mı dedim? Nerede bulunduğunu söyleyeyim;
1960-70 yılları arası on yıl kaldığım; İstanbul-Edirnekapı- Vefa semti- Vefa stadı- Vefa bozacısının bulunduğu yerde.
-Önce bir yağlama yapayım ta ki bir gıcırdama olmasın.
Adıyaman-ın toprağı gibi insanları da münbit ve verimlidir.
Ancak vefasızlık ve sahipsizlikten dolayı kaybetmektedir.
Tıpkı Kayısı ve Narın kaynağı Adıyaman iken, bu gün Malatya buna sahiplenmiştir.
-Türkiye-nin neredeyse her tarafında Adıyamanlılarla karşılaşabilirsiniz. Hemen hemen hepsi de bulundukları yerde başarılıdırlar.
Peki bu başarı neden burada görülmemektedir?
Çoktan beridir yazmayı düşünüyordum ancak neresini yazayım ki diye bekletiyordum.
Bu Pazar günü arkadaşlarla Ş. Urfa yolundaki Çadırkent’e giderken gördüğümüz yolun durumu ve arkadaşların haklı tenkidi sitemimi dile getirmeye sebeb oluşturdu.
Nitekim Malatya- G. Antep ve Ş. Urfa tarafı yapılmış iken bizim taraf tam bir keşmekeş içinde.
Bir yandan da normal görüyorum. Nasıl mı?
Adıyaman-ın en eski mahallesi Bahçelievler mahallesidir. Ben 19 yıldır, annem 23 yıldır orada oturmaktadır.
Şimdiye kadar orada belediyenin bir icraatı görülmemiştir.
Birkaç kere muhtara söyledim, bir keresinde de –iyi niyetli olup ancak beklenilen gayreti göstermeyen muhtara, seninle kavga etmeye geldim, dediğimde nedenini sordu;
19 yıldır ister beceriksizlikten, ister yetersizlikten, isterse iyi niyetli ve samimi olmamaktan dolayı bir şey yapılmadığını söylediğimde; kendisinin Başkanlara söylediği halde, buna vakıf olduklarını söyleyip ancak geçiştirdiklerini dile getirdi.
Belediyeye ayıp ve leke olarak Bahçelievler mahallesinin yol ve görüntü kirliliği yeter. Köy yolları bile bu kadim mahalleden daha iyi.
-Şu bir gerçektir ki; Türkiye –az bir fark olsa da- Avrupa-dan 30 yıl geride, Adıyaman da Türkiye-den 30 yıl geridedir. Nedenleri nedir acaba;
-Adıyaman-dan kolay kolay lokomotif çıkmaz, vagon mu? İstediğin kadar.
Adıyaman Türkiye-nin beyin göçü gibi kendi insanına sahip çıkmamakta, vefa örneği göstermemektedir.
Aktif değil, pasif kalınmaktadır.
-Bir devre çevresini tanıyan vekil veya bürokrat, ikinci devre proje yapmaya başlıyor, eğer üçüncü devrede seçilir veya kalırsa bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Bir meslektaşın güzel bir tesbiti vardı; Şimdiye kadar paralelin girişimi vardı, şimdilerde ise ahbab dost ilişkisi yerini aldı.
-Adıyaman-ın en büyük problemi olan işsizlik konusunda bile çözüm olarak, para karşılığı iş bulma gibi seviyesiz ve kişilikten uzak bir yola gidiliyor, çözüm olarak..
İşe göre para.. Bunu sadece duymadım, biliyorum da… Bilmeyen mi var yoksa!!!
Bu milletin desteğiyle milletin sırtından sülük gibi beslenmektir.
Oysa başarı ve liyakat aranmalıdır.
-Adıyaman halkı bir bütünlük sağlayamıyor. Yabancıya karşı bile kısa zamanda ısınıp geç soğumasına karşı, kendi insanına aynı samimiyeti ve bağlılığı gösteremiyor. Köylerden göç alması sebebiyle, eskisi kadar olmasa da haset ve nemelazımcılıktan kaçınılması gerek..
-Bir araya gelip, beyin takımları ve ehliyle istişare yapılarak, hızla uygulamada tam bir yetersizlik hüküm sürmektedir.
İşler koordineli ve süreklilik esası üzerine sürdürülmemektedir.
Neler mi yapılabilir;
-Ankara da bürokratlarla iç içe olan siyasiler burayı oraya, orayı da buraya taşımalıdırlar.
Yılların birikimi ve eksikliği el birliği ile giderilmelidir.
-İş alanları açılmalı, üretim sahası oluşturulmalı, rehberlik ve yönlendirme ve bilgilendirme yapılmalıdır.
-Adıyaman-ın görünümü hızla değişmeli, demode olmuş uygulamalarla memleketimiz yenilenmemelidir.
Mesela, üst geçit yerine alt geçit yapılarak; oraya iş yerleri, çayhane, kırtasiye gibi yerler eklenebilir. Yaşlılarda düşünülmüş olur.
-Hiçbir şey bilinmiyorsa bile çevre vilayetlerin yaptıkları örnek alınabilir.
-Kültür hizmetleri arttırılmalı, gençliğin manevi ihtiyaçları giderilmelidir.
-Adıyaman esnaflarının çalıştırdığı personelin sigorta giderleri, çevresinde bulunan Büyük şehirlerin sigorta giderlerine göre çok yüksek. Zaten işsizliğin yoğun olduğu Adıyaman’ da bir de sigorta giderlerinin yüksek olması hem işverenlerin işçi çalıştırmasını engellemekte, hem de Adıyaman ekonomisi ticaret , üretim azaldığı için gerilemektedir.
Bunların dışında kültürün beşiği olarak görülen Adıyaman’ da ,dışarıdan gelen insanların daha rahat Adıyaman’ a ulaşabilmelerini sağlayan havayolu bir çok il hatta İstanbul’dan bile daha yüksek bilet fiyatları bulunmakta.
-Adıyaman çıkmaz sokaktan; ya deniz, ya kara, ya tren ya da hava yoluyla ki, tüm bu imkânlar var olup, çıkışı sağlanmalıdır.
-Gap projesi kesinlikle desteklenmeli, Ş. Urfa gibi Adıyaman-ında faydalanması ve buraya akışı sağlanmalıdır.
-İşkur pasif durumdan kurtarılıp, Ahi teşkilatı gibi canlandırılmalıdır.
Şimdilik bir katreyle yetindim. İbret ve ders alına…
MEHMET ÖZÇELİK
17-04-2016

No ResponsesNisan 26th, 2016

İLK İNSAN VE ÂDEM

İLK İNSAN VE ÂDEM

Âdem –den başka Âdem düşünenler acaba şunu da düşünmüşler midir?

Bakara suresinin başında geçen, Allah-ın bir halife yaratacağını meleklere bildirmesi, hangi Âdem içindir?

Cennette yasak olan ağaca yaklaşan kimdir?

Cennette bulunanlar Âdem ve Havva-nın dışında bulunmakta mıdır?

Bulunmakta ise neden onlardan ve de yaptıklarından haber verilmemektedir?

Kendisine secde ve hürmet edilen Âdem kimdir?

Neden çoğul değil de, tekil olarak söylenmiştir?

Cennetten ihraç edilip çıkarılan Âdem ve Havva hangi Âdem ve Havva-dır?

Onlardan başka ihraç edilen var mıdır?

Eğer başka Âdem ve Havva varsa, neden onların çocuklarından ve icraatlarından, yaşantılarından bahsedilmemektedir?

Şeytan Âdem ve Havva-yı mı yoksa bir çok Âdem ve Havvaları mı kandırmıştır?

Kendisine 10 suhuf gelen Âdem kimdir?

Diğer Âdemler de peygamber midirler?

Peygamberimizin Âdemi veya atası kim olmuş oluyor?

Kendisine eşyanın ismi talim olunan Âdem hangi Âdemdir?

İnsanların şeceresi başlangıçta bir mi yoksa bir çok Âdemlere mi dayanmaktadır?

Yahudilere iç yağı haram ve bizlere helal iken, neden ilk yaratılışta önceki ikiz olarak dünyaya gelen kardeşlerin çaprazlama olarak evlenmesi bu hükme tabi olmasın?

Nitekim ilk yasak kendisiyle beraber dünyaya gelenle evlenmek idi.

Kabilin Habil-i öldürme sebebi de, kendisiyle beraber yaratılmış olan kız kardeşinin Habil-le evlenmesini istememesinden kaynaklanmıştı.

Nitekim bir zamanlar bizde yabancı para bulundurmak ve hala o adla söylenen kaçak çay bulundurmak yasak ve cezayı gerektiren bir durum iken, bu gün bu durum serbesttir.

Mâide Sûresinin 48. âyetinde , “Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik” buyurulur.

Bediüzzaman bu konuda: “Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiya’dan (a.s.m.) sonra şeriat-ı kübrası (büyük şeriatı) her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.”[1]

-“Herbir nev’in bir âdemi ve bir büyük pederi olduğundan, silsilelerdeki tenasülden neş’et eden vehm-i bâtıl o âdemlerde, o evvel pederlerinde tevehhüm olunmaz. Evet, hikmet, fenn-i tabakatü’l-arz ve ilm-i hayvanat ve nebatat lisanıyla, iki yüz bini mütecaviz olan envâın âdemleri hükmünde olan mebde-i evvellerinin herbirinin müstakillen hudûsuna şehadet ettiği gibi mevhum ve itibarî olan kavanin ve şuursuz olan esbab-ı tabiiye ise:
Bu kadar hayret-feza silsileler ve bu silsileleri teşkil eden ve efrad denilen dehşet-engiz hadsiz makine-i acibe-i İlâhiyenin tasnî ve icadına adem-i kabiliyetleri cihetiyle, herbir fert ve her bir nevi, müstakillen Sani-i Hakîmin yed-i kudretinden çıktığını ilân ve izhar ediyor. Evet, Sâni-i Zülcelâl herşeyin cephesinde hudûs ve imkân damgasını koymuştur.”
[2]

Veda hutbesinde ; “Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır.”

Aklına güvenip izah etmeye çalışanlar maalesef kendi akıllarında boğulmaktadırlar.

Her zaman Kur’an bize yeter deyip, başka kaynak tanımayanlar maalesef bu konuda Kur’an-ı kabul etmemektedirler.

Akıllarında başka delil aramaktadırlar.

O akılda bari akıl olsa, ne gam…!!!

Maalesef manalar kelimelere feda edilmektedir.

-İnsanlık tarihinin sabahı Hz. Âdemle, kuşluk vakti Hz. Nuhla, Öğle Hz. İbrahim-le ve İkindi Efendimizle başlar.

-Âdemden önce yer yüzünde şuurlu varlık olarak cinlerin olduğu ittifaken sabittir.

-Allah her şeyi bir Âdem-den yaratmıştır.

Her bir nevi mahlukun bir Âdemi bulunmaktadır.

Bitkilerin, hayvanların ve de cinlerinde vücuda gelmesinde bir ilk Âdem bulunmaktadır.

İnsanların da kendisinden var olduğu bir Âdemleri bulunmaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde;

“Hem bilhassa sinekler kabilelerinin haşirleri ve bilhassa dâima yüzünü, gözünü, kanadını  temizlemekle bize abdesti ve nezâfeti ihtar eden ve yüzümüzü okşayan gözümüz önündeki kabilenin bir senede neşrolan efradı, benî-âdemin Âdem zamanından beri gelen umum efradından fazla olduğu halde, her baharda sâir kabileler ile beraber birkaç gün zarfında inşaları ve ihyaları, haşirleri; elbette kıyamette ecsad-ı insaniyenin inşasına bir misal değil, belki binler misâldirler. “[3]

 

-“Nev’-i beşerin en yüksek, en müstakîm, en sâdık bu dört tâifesi; Âdem (A.S.) zamanından beri hadsiz hüccetler, mu’cizeler, kerâmetler, deliller, keşfiyatlar ile bütün kuvvetleriyle dava edip ve beşerin ekseri onları tasdik ettikleri hakîkat-ı tevhid, elbette Güneş gibi kat’idir.” [4]

-Evet Âdem (A.S.) zamanından beri, beşeriyette iki cereyan-ı azîm birbiriyle çarpışarak gelmiş. Biri, istikamet yolunu takib ile ni’met ve saadet-i dâreyne mazhar olan ehl-i nübüvvet ve salahat ve îman; kâinatın hakîki güzelliğine ve intizam ve kemâline mutabık olarak istikamette hareket ettiklerinden, hem kâinat sâhibinin lütuflarına, hem iki cihanın saadetine mazhar olup beşeri, melekler derecelerine, belki fevkine terakki ettirmeğe vesile olarak dünyada îman hakîkatlariyle ma’nevî bir Cennet, âhirette bir saadet kazanıp ve kazandırmışlar.

İkinci cereyan, istikameti bırakıp ifrat ve tefritle aklı bir vesile-i azap ve elemler toplayıcı bir âlete çevirmesinden, insaniyeti en bedbaht bir hayvaniyetten aşağı düşürüp dünyada zulümlerine mukabil gadab-ı İlâhî ve musîbet tokatlarını yemekle beraber, dalâleti cihetinden, akıl alâkadarlığiyle kâinatı bir hüzüngâh ve matemhâne-i umûmîye ve zevalde yuvarlanan zîhayatlar için bir mezbaha, selh-hâne ve gâyet çirkin ve karışık görüp ruhu, vicdanı dünyada bir ma’nevî Cehennemde olup, âhirette dâimî bir azab çekmeğe kendini müstehak eder.”[5]

MEHMET ÖZÇELİK

12-04-2016

 

 

 

 

[1] Sözler, s. 454.

[2] Muhakemat, Sayfa 110.

[3] Şualar | İkinci Şuâ |40.

[4] Şualar | OnBeşinci Şuâ | 550.

[5] Şualar | OnBeşinci Şuâ | 551-2.

 

No ResponsesNisan 21st, 2016

KUTLU DOĞUM – İNDİR

http://www.dosyaupload.com/1K3E

No ResponsesNisan 16th, 2016