HAFTANIN RADYOSU

HAFTANIN RADYOSU

Radyo Tesbitler

ANDROİD UYGULAMASI

No ResponsesNisan 25th, 2018

STAJER ÖĞRETMENLERE TAVSİYELER

STAJER ÖĞRETMENLERE TAVSİYELER

1.Öğretmen kendisinin izzetini, dersinin haysiyetini korumalıdır.

2.Ciddiyet sürdürülmeli. Anne gibi.. bir yönüyle sevgi ve şefkati, diğer yönüyle cezayı bulundurmalı.

3.Öğretmenin olmazsa olması, mesleki yeterliliği ve birikimi olmalı, kendisini sürekli güncellemelidir.

4.Öğrenciyi tanımalı, ona yaklaşmalı, onunla ilgilenmelidir.

5.Öğrenci kamera gibi öğretmenini çok iyi takip etmekte, mümkün mertebe açık vermemeli, kendini hazırlamalıdır.

6.Derse mutlaka hazırlıklı girmeli, not alacağı bir ajandası mutlaka olmalıdır.

7.Konuşması etkili olmalı, bunu mimikleriyle desteklemelidir.

8.Öğrenciyle tartışmaya girmemelidir.

9.Yeni göreve başlarken çok ideallerle ve penbe tablolarla başlanır ancak her şeye hazır olunmalıdır.

10.Derse girerken selâmdan sonra öğrencilerin hatırları sorulmalı ve iyi dileklerde bulunulmalıdır.

11.Derse başlamadan ve konuya girmeden önce mutlaka sormak istedikleri soruları varsa cevaplamalıdır. Medya gibi dışarıda yanlış fikirlerle yaralanan ve yanıltılan bu öğrencilere doğrular anlatılmalıdır.

12.Akıllı tahtayı çok iyi kullanmalı, bunun için materyalleri bulmalıdır.

13.Haklarını bilmeli, resmiyete boğulmamak kaydıyla önemli olan idari görevlerini öğrenmelidir.

14.Bütün vesileleri kullanmalı, mutlaka faydalı olunacak yöntemleri değerlendirmelidir.

15.Duruma göre kıssalar anlatmalı, ilahi söylemeli veya söyletmelidir.

16.Katı olmamalı, gerektiğinde esnek davranmalıdır.

17.Notu silah olarak kullanmamalı, öğrencinin yazılıdan aldığını aynen vermeli, notunu yükseltmek isteyenlere araştırma ödevlerini vererek desteklemelidir.

18.Mümkün mertebe bir internet sitesi açmalı, çalışmalarını burada sergilemelidir.

19.Dersinin ihlaline müsaade etmemeli, bilgiyle derse hakim olmalı, gerekirse disiplin kurulunu devreye koymalıdır.

20.Eskilerin ru be ru yani yüz yüze dedikleri ilgiyi sürdürmeli, seviyeli ve ahlaklı öğrencilerle özel ilgilenmelidir.

21.Problem olam öğrenciler için idare ve ailesiyle iletişime geçmelidir.

22.Dersine zamanında girmeli ve zamanında çıkmalıdır.

23.Ses tonunu ayarlamalı, sınıfta sabit durmamalı, öğrencilerin gözlerine bakmalı, bütün vücut diliyle etkilemelidir.

24.Öğrencileri konuşturmalı, soru sormalarını sağlamalı, derse katılmaları için teşvikte bulunmalıdır.

25.Öğrenci öğretmeninin samimiyetine ve iyi niyetine inanmalıdır.

26.Zor olan öğretmenlik mesleğini bir ideal olarak sürdürmelidir.

27.Mümkünse öğrencisini okul dışında da takib etmeli, onu korumaya, ailesiyle iletişim kurarak gelecek vadeden birisiyse sahiplenilmelidir.

28.Öğrencinin öne çıkan kabiliyeti keşfedilmeli ve bu durum gerekli yerlerle paylaşılmalıdır.

29.Eğitim sabırla sürdürülmeli, kaybetme değil, kazanma amaçlı olmalıdır.

30.Öğrenciye birinci derecede verilecek en önemli eğitim, ahlaki eğitimdir. Eğitim öğretimden önce gelmelidir.

31.Pes etmemeli, eğitimin uzun bir süreç olduğunu düşünmeli, bazı şeylerde hemen karar vermemelidir.

32.Öğrenci düşünmeye, muhakeme etmeye, iradesini kullanarak karar vermesine çalışılmalıdır.

33.İdealist insanlar yetiştirmeye gayret edilmelidir.

34.Çalışmalarını Eba-da değerlendirmelidir.

35.Öğrencilerin sosyal aktivitelerini ortaya koymaları için röportaj yapmaya yönlendirilmelidir.

36.Öğrencilerin harcanmaması ne kadar önemli ise, öğretmenlerin harcanmaması da en az onun kadar önemlidir.

Öğretmen ve özellikle bayan olanlar erkek lise okullarında değil, kız öğrencilerin olduğu okullarda, öğretmenliğini daha iyi yapacağı orta veya lise seviyesindeki okullarda sürdürmelidir.

37.Sınıf ortamında laubaliliğe ve seviyesizliğe müsaade etmemeli, gerekli cevabı vermelidir.

38.Öğrencileri yanlış bilgilendirmekten sakınmalı, telafisi mümkün olmayacak yanlışı söylemektense, bilmiyorum diyebilmeli, öğrenip cevab vermelidir.

39.Öğretmen kendisine güvenmeli ve güven vermelidir.

40.Mesleğiyle alakalı olarak gündemi bilmeli, doğru ve yeterli bilgiye sahip olmalıdır.

41.Siyasete asla girmemeli, öğrencilerin dolduruşuna ve oyununa gelmemelidir.

42.İdareyle sürtüşmeye girmemeli, olumlu davranışta bulunulmalıdır.

43.Evin problemini sınıfa, sınıfın problemini eve taşımamalıdır.

44.Öğretmen giyim kuşamına dikkat etmelidir.

45.Öğretmen teknolojiyi kullanmada yeterli olmalıdır.

46.Öğretmen öğretmenlikle yetinmemeli, akademik çalışma ve sürekli araştırmacı olmalıdır.

47.Öğretmen güncellenmeli ve güncelleyen bir kimse olmalıdır…

********************

Bir hatıra: 8 sene kadar önce, bir ortaokulda stajer öğretmenler gelmiş, derse giriyorlardı.

Benimde dersim boş olduğundan, öğretmenler odasında oturuyordum.

Zil çaldı, içeriye giren stajer öğretmenin yüzü kıpkırmızı, morali çökmüştü.

Teselli için kendisine ne olduğunu sordum.

Hemen öğretmen odasının bitişiğindeki 7.C sınıfından çıktığını söyledikten sonra feryat edercesine, keşke öğretmenliği seçmeseydim. dedi.

Öğretmen adayı, stajer çökmüş hatta bitmişti.

Kendisine o sınıftan tüm arkadaşların şikayet ettiğini, hepsinin öyle olmadığını söyleyip tesellide bulunduysam da yine de biraz yavaşlamış olarak, genede keşke öğretmenliği seçmeseydim, dedi.

Bu kişinin bu halet ile 30 yol öğretmenlik yapacağını bir düşünün.

-Yine nöbetçi olduğum bir günde zil çalmış, öğrenciler koridorlara hızla dağılmakta , bir koşturmaca ve bağırma içerisinde idiler.

O sırada çocuğunun durumunu sormaya gelen ve berber olduğunu söyleyen bir veli bu durumu görünce; eğer ben burada on dakika kalsam mutlaka bir kaç kişiyi öldürürüm, dedi.

Kendisine müdahale ettimse de pek fikrinden dönmüşe benzemiyordu.

-Ancak güzel bir örnek ise, bir sanat okulunda bir veli gelerek, bizim hanım sizlere her gün dua ediyor, dedi.

Hoşumuza gitmişti.

Sebebini sorduğumuzda ise; biz evde üç çocukla baş edemezken, onlar üç yüz çocukla ne yapıyorlar, demişti.

Oysa okulumuz iki bin beş yüz kişi olup, sadece ben iki bine yakın öğrencinin dersine, otuz sınıfa giriyordum.

Girdiğim sınıfın birisi 71 kişi idi.

Büyük bir inanç ve ideal olmadıkça, sabır ve sebat göstermedikçe, öğretmenlik pek seçilecek, maddi bir gelir elde edecek bir meslek sayılmaz.

Para için yapılacak bir meslek değildir.

Peygamber mesleği olması bir hakikattır.

Toplumda doktorluk mesleği de dahil, insanın ruh ve aklına girip müdahale ve etkide bulunan tek meslektir.

-Bir teklif; Üniversite özellikle kız öğrencilerin durumlarını göz önünde bulundurarak erkeklerin olduğu liselere kız stajerlerini göndermemeli, onların şimdiden meslekten nefret edip sevdireyim, öğreteyim derken, tecrübe kazandırayım darken, nefret ettirmemelidirler.

Çocuklar büyük bir idealle gelirken, hayal kırıklığına uğramamalıdırlar.

Bu konuda çok hassas olunmalıdır.

Biz bunu okulda yapsakta, hepsi için yeterli olmuyor.

Bıkkınlık ve şikayet duyuyoruz.

Sizlerde bu öğrencileri dinleyin.

MEHMET ÖZÇELİK

19-04-2018

DİVAN Edebiyatı Kulübü paylaştı: 28 Mart 2018 Çarşamba

No ResponsesNisan 19th, 2018

HATA ODAKLI EĞİTİM

HATA ODAKLI EĞİTİM

Milli Eğitim hata, yanlış odaklı bir eğitim yürütmektedir.

Yanlış yapanı cezalandırıp, buna öğretmenin cezalandırması da dahil olup, yeteri kadar ve ciddi olarak doğru yapıp, başarılı olan ödüllendirilmemektedir.

Yani Milli Eğitim başarı odaklı bir eğitim değil.

Şöyle ki; Öğrenci ve öğretmeni başarısına göre taltif edip öne çıkarsa, başarısını arttırması için daha da teşvik ve destekte bulunsa kalite artacaktır.

Şöyle ki; doğru yapanların yanlışlarını telafi edip yani doğrular yanlışları götürse, öğrenci yanlış yapma korkusuyla heyecanlanıp yanlış yapmayacak, belki daha çok doğru yapmaya odaklanıp yanlışlarının giderilmesi için doğru yapmaya gayret gösterecektir.

Sınıflarda başarılı öğrenciler yeteri kadar öne çıkarılmamakta, başarısız öğrencilerin eğitime kazandırılması yönünde ağırlık verilmesi yoluna gidilmektedir.

Dolayısıyla da başarılı öğrenciler, başarısız öğrencilerin arasında eriyip kaybolmaktadır.

Duyduğum eğer doğruysa; Olaya şahit olan bir öğretmen arkadaştan duymuştum; Bir şehirde bir öğretmen bir öğrenci tarafından vurulup öldürülür.

Taziyeye gelen oranın Milli Eğitim Müdürü konuşmasında, öğrencinin de eğitim hayatının bitirilmeyeceğini, mağdur edilmeyeceğini dile getirir.

Ne münasebet!!!

Bu ne perhiz, ne turşu…

Ortada sahiplenmesi gereken bir öğretmen ve onun hakkı var.

Başarısız öğrenci uğruna eğitim ve öğretmen bitirilmektedir.

Eğitim dibe vurmakta, başarısız insan üretmektedir.

Dışarıda tozup da gezmesin diye sınıfa alınan öğrenci, sınıfın tozunu attırmakta, sınıfı tozlandırmaktadır.

Kaybedenlerin durumu ise hazin ve büyük bir kayıptır.

Mevlana, domuzun boynuna inci asılmaz, derken araplar ise; -Ke ta’likid düreri fi a’nakil bakar.- Yani ineğin boynuna inci asmak derler.

Öğretmenin ve eğitimin izzet ve namusu zedelenmektedir.

Eğitim can çekişmekte, öğrenci ve öğretmen ölüme terkedilmektedir.

Öğretmenin yerini sınıflarda telefonlar almıştır.

Telefon merkezli bir eğitim sürmektedir.

Madem öyle; öğretmen öğrenciyle muhatab edilmeden ya bu telefonlar kaldırılsın, ya da öğretmen rehberlik yapıp; açık öğretim ve üniversite sınavları gibi ortak sınavlarla öğrenciler gerçek olarak değerlendirilsin.

Ona göre de elensin.

Okuyacak durumda olanlar alınsın, okuyamayacak durumda olanlar da topluma kazandırılsın.

Eğitim ahlak merkezli olmalı. Öğrenciye ahlak ve sorumluluk kazandırılmalı.

  1. ve 10. Sınıfta kendisini toparlayamayan öğrenci, 11. ve 12. Sınıfta üniversiteye çalışma numarasına bürünüyor, öyle görünmeye çalışıyor.

12 yıllık zorunlu eğitim kaldırılmalıdır.

Açık öğretimlerle  okuyacak olanların önleri açık tutulmalıdır.

Eğitim öğüten değil, kaybettirmeyip kazandıran bir eğitim olmalıdır.

Problemler bastırılmakta ve üzeri örtülmektedir.

Müfredat ve gereksiz derslerle öğrencilere yüklenilmesi de tam bir kangrenleşmiş bir hastalıktır.

Milli Eğitim hastadır.

Yataktan kaldırılmalıdır.

Yoksa topluca cenaze namazını kılarız.

*************************    

Öğretmenler de seminer ve konferanslar verip, çalışmaları kitaplaştırılsın.

Akademik çalışmalarının önü açılsın.

Üniversitedeki gibi, öğretmenler kendi branşlarında araştırma yapıp, yükselme ve eser vermesi sağlansın.

Milyonlarca öğretmen eser vermeden bu dünyadan gitmektedir.

Bunlar sadece tecrübelerini yazsalar, eğitimin başarısı için teklifler sunsalar eğitimin çehresi değişir.

Öğretmen ve eğitim güncellenmeli…

MEHMET ÖZÇELİK

11-04-2018

 

 

No ResponsesNisan 14th, 2018

FİTNELER DOĞURAN FİTNE

FİTNELER DOĞURAN FİTNE

Bir çok fitneye gebe olan Fetö fitnesi, bir çok fitnenin kapısını açmakta, bir çok fitneye yol açmaktadır.

Elli yıldır büyütülen bu fitnenin dahilde ve hariçteki mensublarınca diri tutulmaya çalışılacaktır.

Herkes ehli tahkik olmadığından hakikatı hakikat olarak görememektedir.

İşin hazin tarafı fitnenin sürekli alevlendirmeye, kıvılcımı ateşlemeye müsaid olmasıdır.

Terör örgütü olarak gösterilmesinden iyi veya kötü niyetli olarak isnada açık bir durum olmasıdır.

Pkk terörünü içte hem de dışta bitiren devletin başına mağdur olan ve ihanet içinde olanların mücadelesi maalesef devam ettirilerek devlet güçsüzleştirilecektir.

Allah basiret versin.

Mağduriyet bahaneleriyle ihanetlerin üzeri örtülmeye çalışılmaktadır.

Hatta mağdur olup beraat ederek göreve başlatılmayanların durumundan kaoslar üretilmekte, başlatmayanlar ise bu kaosa ortak olmaktadırlar.

Hep dedim ve diyorum ki; darbeden kasıt başa geçmekten ziyade kaos oluşturmaktır.

Darbe başarılı olmasa da kaos oluşturma bitmiş değildir.

Devam etmektedir.

Rus büyükelçisinin vurulması, bir araştırma görevlisinin 4 akademisyeni öldürmesi, rus uçağının düşürülmesi, aselsan mühendislerinin öldürülmesi, faili meçhul cinayetler bu kaosun birer uzantısıdır.

Bu kirlilik yüz yıllık bir kirliliktir.

Temizlikte bir yüz yıllık temizlik işlemidir.

Türkiye iç ve dış temizlik işlemlerini başlatmış durumdadır.

-Fetönün kaldığı yer ne gariptir ki, cizvit papazlarının kaldığı yerdir.

Bu bir tesadüf değildir.

*********************    

KORKUYORUM

Fetönün 50 yıl problem olarak devam etmesinden ve o temiz görünüm ve yaşayışlı alttaki insanlarında bunları takip etmesinden korkuyorum.

Ellerine silah verilip diğer kardeşleriyle karşı karşıya getirilmesinden korkuyorum.

 

*********************

Refah, selamet, milli nizama on yıllardır Temel karamollaoğlu düşüncesi hakim oldu.

Recep Erdoğan düşüncesi hakim olmadı.

Erdoğan da gömleği çıkarmakla bu başarıyı elde etti.

Abdullah Gül bunu gösteremedi.

Hatta ikisinin arasında kaldı.

O gömlek istikamet ve basirettir.

***********************   

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”[1]

Mehmet Özçelik

10-04-2018

[1] Rum.41, Bak.Yunus.44,99,Âl-I İmran.181.182, Fussilet.46, Enfal.50.51, Hac.8.10, Kaf.29, Casiye.22, Mülk.1.2, Enbiya.35, Nisa.79, Şura.30.

 

No ResponsesNisan 10th, 2018

MUŞTU

MUŞTU

AYAĞA KALKAN TÜRKİYE

Hesapta olmayan Trump, hesapta olan İranı vurma teklifini kabul ettiği için getirildi.

Menbiçten çekilme süprizi, 5 bin tır silah yardımı yaptığı halde, irana saldırmak için Türkiyenin engeliyle karşılaşmamak amacıyla bir rüşvetdir.

Ortadoğuyu büyük çaplı kana bulamak ve israilin arzı mev’ud emelini gerçekleştirmek için iran üzerine yoğunlaşacaktır.

Yerine fransayı yerleştirip onunla bizi oyalayacak olan Abd, kaos ve bulanık ortamdan istifadeyle, yanına ortaklarını da alarak irana saldırıp bir 3. Dünya savaşını kızıştırmaya ve yakmaya niyetli.

Bir çok insanı bitireceği gibi, kendisini ve destekçilerini de bitirebilir.

Abd-nin iki büyük hedefi var; iç ve dış borçlarını azaltmak, israilin önünü açmak.

Afrin ve Menbiç Abd ve şimdilerde onun yavrusu olan fransa için neden bu kadar önem arz etmektedir.

Yarım asırdır kullandıkları pkk sadece bize darbe vurmadı, tarihten beri hep aynı şekilde süregelen iran ve ırak çevresinde sürdürdükleri savaşları devam ettirip kontrol etmek içindi.

Hatta öyle ki; 15 temmuzun asıl amacı ortadoğunun kontrolünün aynı ellerde devamını sağlamaktı..

Öyle ki bizi kontrol ederek bir an evvel iran savaşını başlatmak idi.

15 temmuz darbe engellenmesi en az iran ve çevresine de yaradı.

15 temmuzda başarılı olamayan dış güçler iranı vurmak için başka yollar aramaktadırlar.

İsrail başbakanı Netenyahu irandaki bir çok iç isyanı desteklediklerini söylemişti.

Yüz yıl önce her noktadan hareketsiz bırakılan bu millet en cesur hareket olarak boğazına ayağıyla basmış olan düşmanın yüzüne tükürüyor, ruhumuzu zilletten kurtarıyorduk.

Artık bugün ayağa kalkan, bağlarından tamamen olmasa da kurtulan Türkiye düşmanı ezip geçiyor, içini istifrağ edip temizliyor, yüz yıldır ayrı kaldığı kardeşlerine yardım elini uzatıyor.

“ve tilkel eyyâmu nudâviluhâ beynen nâs…..”

“Böylece biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.”[1]

1960 dan beri terörle iç savaşa sürüklenip, darbelerle ayar verilmeye çalışılan bir Türkiye iç savaşa basiretli davranışıyla yol vermemiş, bugün o oyunları boşa çıkarmıştır.

********************

Darbeden önce parti kurması söylenen Fetö, garanti görmediği için kurmadı ve de kuramadı.

Kendisince darbeye mecbur kaldı çünkü en önemli yer olan Mit-i de ele geçiremedi.

Bu gün ise parti kurdurmasındaki en önemli sebeb kazanmak değil, darbeden dolayı darbe yiyen mensublarını korumaktır.

Mağdur koruması ve düşman limanını oluşturmaya çalışmaktadır.

Abd ve batı hala ümitlerini yitirmemiş, pkk-ya parti kurdurduğu gibi, Fetöye de kurdurmasını sürdürmüştür.

“Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı

olacaktır.”

 

MEHMET ÖZÇELİK

02-04-2018

 

[1] ALİ İMRAN-140.

 

No ResponsesNisan 2nd, 2018

İLK YARATILAN SES VE SÖZ OLDU

İLK YARATILAN SES VE SÖZ OLDU

Kainatın ve eşyanın yaratılmasının başlangıcında ses vardı.

Yani -fe yekün- den önce –Kün- emri, ses ve sözü vardı.

Önce –Ol- dedi ve hemen akabinde oluverdi.

İnsanın var oluşunda- ve nefahtü fihi min ruhi-, ilâhımız ve Rabbimizin ruhundan üfleyişi vardı.

Üfleyiş ses oldu, ses söz oldu.

Cebrailde ruh oldu.

Maddeye nüfuz etti, canlılık verdi.

Mevlanada kamış oldu.

Kamış ney oldu.

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir.
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek,
İsterim ben, derdimi dökmem gerek

-Ney sesi tekmil, hava oldu ateş,
Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.

Aşk ateş olmuş dökülmüştür neye,
Cezbesi aşkın karışmıştır meye.

Yerden ayrı dostu ney, dost kıldı hem.
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arzuhal,
Hem verir mecnunun aşkından misal.

-Ağaçta yaprak, hayvanda tam bir orkestra, havada rüzgar, denizde şırıltı, gözde yaş, gönülde hüzün olarak ses verdi, sesini verdi, seslendi.

Âlem ses oldu, seslendi, duygulara esinti verdi.

Ses hayata hayat oldu ve hayat verdi.

Bu sesi çekemeyen şeytan O sese savaş açtı, cızırtılı sesler ile bir virus gibi sesin arasına girdi, sesi gölgelemeye başladı.

Helal olan sesler gönlün kapılarını açarken, öteki sesler gürültü ve cızırtı oluşturup yara açtı.

Ses bitkiye hayat oldu, suyun kristallerini arttırdı.

Ses sözü, söz manayı, mana da hayatı tetikledi.

Ses ilk çıkışında bir hayatın enerji, güç ve hayatını taşır.

Bazı sesler vardır ki, insanı diriltirken, bazı sesler de vardır ki; insanı ve her şeyi öldürür.

Söz ola kese savaşı, söz ola kese savaşı.

Sesin oluşturduğu söz bir yandan savaşı durdururken, diğer yandan da hayatların ortadan kalkmasına sebeb olan savaşı başlattı.

Sözün gücü, sesin gücündendir.

Allahın ezeli sıfatı olan Kelâm sıfatı varlıklara hayat oldu, hayat verdi.

Hayatla devam etti.

Hayatı devam ettirdi.

-İsimlerin tecellisi ve tezahürü eşyanın vücudu ile bağlantılıdır.

Mesela; Rahman kelimesinde süreklilik olmazken, Rahim isminde süreklilik bulunmaktadır.

Ancak Rahman herkesi kapsarken yani mümin kafir, insan hayvan ayırmaksızın hepsini rızıklandırırken, Rahim bir kısmını kapsar, müminleri kapsadığı gibi.

Rahim ismi daha ziyade dünyada tecelli ederken, (Çünkü rızka mecburiyet vardır.) Âhirette ise daha ziyade ameli kesilmiş olan insanın en ziyade rahmetine muhtaç olduğu yerdir.

-“Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitab edin..”[1]

“.. hikmetle, güzel ve makul öğütlerle dâvet et..”[2]

Allah firavuna bile, kendisine rakib olmaya çalışan kişiye bile kavli leyyinle muamele edilmesini istiyor.

Şiddetle söylenmesini istemiyor.

Varın ehli imana tavrını düşünün!!!

Ses girdiği kılıfa göre muhatabının dünyasında etkileşim yapar.

Ses ve söz hayatı değiştirir.

Kur’an-ı Kerim-de Allah kendini tavsif ederken, önce Semi’ yani işiten, seslenen ve seslere kulak! Verip dinleyen bağlantı kuran derken, akabinde Gören olduğunu ifade etmektedir.

Allah her sesi işitmektedir.

“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”[3]

Kıssa: Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin
Ki fesâd-ı rakkamı “sûr”umuzu “şûr” eyler
Gâh bir harf sukùtuyla eyler ”nâdir”i ”nâr”
Gâh bir nokta sukùtuyla ”göz”ü ”kör” eyler

Yani beceriksiz kâtip efendi harflere koyduğu noktaları karıştırarak “eğlence” veya “düğün” anlamına gelen “سور” kelimesine üç nokta ekledi mi onu “gürültü” anlamına gelen “شور” yapar. Kezâ bir harfi eksik yazmasıyla “emsali az bulunan” anlamına gelen “نادر”i “ateş” anlamına gelen “نار” yapar. Bir noktayı koymayarak da gören bir “كوز”ü (göz) “كور” (kör) eyler.

MEHMET ÖZÇELİK

31-03-2018

 

[1] Taha, 20/44.

[2] Nahl, 16/125.

[3] Mücadele.1.

No ResponsesMart 31st, 2018

EHL-İ SÜNNETTEN AYRILAN GÖRÜŞLER

EHL-İ SÜNNETTEN AYRILAN GÖRÜŞLER

Ehli sünneti diğer batıl mezheblerden ayıran temel fark,iman ve ameldeki istikamet ve orta yolu takip etmesidir.

İfrat ve tefritten uzak bir görüş ve yaşantı ortaya koymasıdır.

Ehli sünnetin görüşleri hayatın denge unsurudur.

Fikir ve düşüncedeki denge ve düzen, hayatında düzenini sağlamaktadır.

Sahili selamete götüren nurlu bir yoldur.

Ana yoldur.

Efendimizin kapsamlı ve külli yoludur.

İfrat ve tefrit üzerine gidenler ise dine hizmette değil hezimette bulunuyorlar.

Dine yaklaştırıcı değil, uzaklaştırmaya hatta soğuyup kopmaya başlıyorlar.

-İhtilafı körükleyenler fitne ateşini körüklemekte ve cevapları verilmektedir.

Mesela; Hz. Âdem indirildiği yer ile ilgili olarak cennet değil de dünyada bir bahçe olarak zayıf görüş öne çıkarılmaya çalışılmaktadır.

*Eğer Allahın Adem ve Havva için, İnin cennetten, dediği yer dünyada her hangi bir yer olmuş olsaydı, bu insanın ölüp de tekrar oraya gitmesine gerek kalmazdı.

Yani tüm kainat çapında bir kıyametin kopmasına gerek olmaksızın, dünyada muhasebe ve sorgu yapılır, kıyamet kopacaksa da burada o kıyamet gerçekleşerek, varlıklar bulundukları yerle sınırlı kalırlardı.

Oysa olay kainat çapındaki bir olaydır.[1]

-Cehennemin ebediliği  [2] cennet için kullanılan lafızlarla beraber zikredildiği halde, cehennemin ebedi olmadığını söyleyenler sadece Firavun ve Nemrudu değil, şeytanı bile cehennemden çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Ehli sünnet ve diğer mezheplerin genel görüşleri şöylece sıralanmaktadır;

-“Ehl-i Sünnet’in genel görüşleri:
• Allah vardır, birdir, eşi benzeri yoktur ve ona mahsus sı-
fatları vardır.
• Allah, her şeyin yaratıcısıdır.
• İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibarettir.
• İman ve amel birbirinden farklıdır. Amel imanın bir parçası değildir. İnandığı halde dinin emir ve yasaklarını yerine getiremeyen kimse haramları helal saymadıkça dinden çıkmaz.
• İnsanlar hür irade sahibidirler ve yaptıklarından sorumludurlar.
• Muhammed peygamberlerin sonuncusudur. O’ndan sonra peygamber gelmeyecektr. Onun peygamberliği evrenseldir, tüm cihana şamildir.
• Kur’an Allah’ın vahyidir ve Allah’tan geldiği gibidir, değişmemiştr.
• İnsanlar öldükten sonra tekrar diriltileceklerdir. Cennet ve cehennem haktır, el’an yaratılmışlardır. Allah ahirette müminler tarafından görülecektir.
• İlk dört halifenin hilafet sırası, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, şeklindedir.
• Bir mümine kâfir demek doğru değildir. Ehl-i kıble (namaz kılan bir kimse) tekfr edilemez.
Ehl-i Sünnet, ana bünyeyi temsil etmektedir ve diğer mezheplerin genel dinî hareketten kopmalarından sonra geride kalan çoğunluğun ortak adı olmuştur. Bu sebeple prensipleri de daha kapsamlı ve daha kuşatcı bir özellik taşımaktadır.

-Selefilik:
Mu’tezile ekolünün akaid konularındaki aklî yorum ve açıklamalarına karşı çıkan ve özellikle nass’daki müteşabih (farklı anlayış ve yoruma müsait) ifadelerin yorumlanmasına şiddetle karşı çıkan Selef âlimlerinin müteşabihat ile ilgili görüşleri şu yedi temel prensip üzerine bina edilmiştr:
• Takdis: Cenab-ı Allah’ı şanına uygun düşmeyen şeylerden tenzih etmek.
• Tasdik: Kur’an-ı Kerim ve hadislerde Allah’ın isim ve sıfatları hakkında nasıl bir ifade kullanılmış ve ne söylenmişse, onları olduğu gibi kabul etmek; yani, Allah’ı bizzat kendisinin ve peygamberinin tanıttığı gibi bilip tasdik etmek.
•Aczini itiraf etmek: Bilhassa Nass-ta geçen müteşabih ifadeler konusunda tevil ve yorum yapmadan, bu konuda aczini kabul etmek.
• Sükût (susmak): Yine nass’ta geçen müteşabih ifadeleri anlamayanların, bunlar hakkında soru sormayıp susmaları.
• İmsak (uzak tutma): Müteşabih ifadeler üzerinde yorum ve te’vilden kendini alıkoymak.
• Keff: Müteşabih olan hususlarla zihnen bile meşgul olmamak.
• Ma’rifet ehlini teslim: Müteşabihe giren konuları bilmesi mümkün olan Hz. Peygamber, Sahabe, uzman ve otorite âlimlerin söylediklerini kabul ve tasdik etmek.

-Eş’arîliğin bazı görüşleri:
• İman: Eş‘arî kelâmcılarının çoğunluğuna göre iman Hz. Peygamber’i, vahiy yoluyla Allah’tan alıp tebliğ ettiği ve bize kadar sağlam yöntemlerle ulaşan hususlarda kalben tasdik etmekten ibarettir. Eş‘arî başta olmak üzere Beyhakī ve Beyzâvî gibi bazı âlimler ise kalpteki tasdikin dille ifade edilmesini de şart koşmuşlardır.
• Ma’rifetullah (Allah’ın bilinmesi): Akıl hiçbir şeyi vacip kılamaz. Akıl, Allah’ı bulabilecek güçte bile olsa, Allah’ı bilmek dinen vaciptr. Aklen inanmayı zorunlu kılacak bir durum söz konusu değildir. Şeriatan, dinden- haberi olmayan insan, hiç bir şeyden sorumlu değildir.
• Nübüvvet (Peygamberlik): Nübüvvet için erkek olmak şart değildir. Kadın da peygamber olabilir.
• Güç Yetirilemeyen Şeyle Teklif: Allah’ın insanın gücünün dışında kalan bir şeyin yapılmasını emretmesi ve kullarını bununla mükellef tutması caizdir. Ama böyle bir durum vaki olmamıştr.
• Şefaat: Şefaat haktr ve kıyamet günü gerçekleşecektr.
• Rü’yet (Allah’ın görülmesi): Yüce Allah’ın ahirette mü’minler tarafndan gözle görülmesi mümkündür ve görülecektir.

-Maturîdîliğin bazı görüşleri.
• İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdik’ten ibarettir.
• Amel imandan bir cüz değildir. Allah Kur’an’da bu ikisini ayrı kullanmıştır.
• İnsanın akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür.
• Kur’an Allah’ın kelamıdır; kelam Allah’ın zat ile beraber olan ezeli bir sıfatıdır. Ancak Kur’an harfleri ve sesleri sonradan yaratlmışttır.
• İnsanın fiillerini Allah yaratır, insan kesb eder. İnsan bütün fillerinden sorumludur.
• Cüzi irade yaratılmamıştır. Allah kudretiyle yaratır, kul tercih eder ve bu tercihinden dolayı sorumludur.
• Büyük günah işleyen kimse günahı helal saymadıkça dinden çıkmaz.
• Allah, Ahiret’te görülecektir. Fakat biz bunun keyfyetini bilemeyiz.

-Hâricîlerin görüşlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
• İslam’ın en ideal uygulaması Hz. Ebu Bekir ve Ömer döneminde olmuştur.
• Halife olmak için Kureyşli olmak şart değildir.
• Zalim yöneticilere isyan etmek zorunludur.
• Amel ile iman bir bütündür. Büyük günah işleyen kişi dinden çıkarak kâfir olur.
• Hz. Osman ilk altı yıldan sonra, Hz. Ali de hakem olayını kabul ettiği için küfre düşmüştür.

-Mürcie’nin bazı görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
• Büyük günah sebebiyle insan imandan çıkmaz, küfre de düşmez. Fâsık olur. Durumu Allah’a kalmıştr.
• İman; Allah’ı ve Resulünü bilmek ve tanımaktır. Küfür Allah’ı bilmemektir.
• Amel imanın parçası olmadığından amele bağlı olarak iman artmaz veya eksilmez.

-Şianın Görüşleri ise;
Şöyle ki;
• Hz. Ali’nin halifeliği ayet ve hadisle bildirilmiş olsaydı, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefatının hemen sonrasında ashab (ensar ve Muhacirler) halife seçimiyle meşgul olmazdı.
• Hz. Ali’nin halifeliği döneminde de bu tip fikir ve görüşlere rastlanmamaktadır.
• Hz. Ali’nin hakem olayına razı olması da Şia’nın iddialarını boşa çıkarmaktadır.
Şia birbirinden farklı düşünen bir çok kola ayrılmıştır. Bununla beraber genel olarak Şia’nın bazı görüşleri şöyle sıralanabilir:
1. Hz. Peygamberden sonra Müslümanların en üstünü Hz. Ali’dir. Halifelik ve imamet, çözümü insanlara bırakılabilecek işlerden değildir. Şia’ya göre imamet meselesi dinin asıllarındandır ve bir kimsenin mü’min olabilmesi için imameti kabul etmesi gerekir.
İmamet nass ve tayin iledir.
2. İmamlar peygamberler gibi büyük ve küçük günahlardan korunmuşlardır. (Masum imam anlayışı)

-Mutezilenin Görüşleri ise;
Mutezilenin Temel İlkeleri (Usul-i Hamse):
• Tevhid: Allahın sıfatları zatının aynıdır. Allah zat ile bilir, zat ile görür. Mutezile Allah’ın sıfatlarını reddeder. Allah’ın zat dışında ayrıca sıfatları yoktur.
• Adalet: İnsan yaptığından sorumludur. Mutezile’ye göre insanın yaptıklarından sorumlu tutulabilmesi için kendi fiillerini kendisinin yaratması gerekir. İnsanın yaptıklarını da Allah yaratsaydı insan bu fiillerinden sorumlu tutulamazdı. Mutezile bu konudaki görüşü sebebiyle Ehl-i Sünnetin kader anlayışının dışına çıkmış, ilahi takdiri yok sayarak, insanın kendi kaderini kendisinin belirlediğini söylemiştr.
• El-Menzile beynel menzileteyn: Büyük günah işleyen ne tam mümin ne de kâfirdir. Bu ikisi arasındadır. Eğer tövbe etmeden ölürse ebedi olarak cehennemde kalacak, tövbe
ederse mü’min olarak cennete girecektir.
• El Va’d ve’l Va’id: Allah’ın adaleti iyilikleri mükâfatlandırmayı, kötülüklere ceza vermeyi zorunlu kılar. Mutezile bu sebeple günah işledikten sonra tövbe etmeyen kulu Allah’ın bağışlamasını ve şefaatı reddeder.
El Emr bil Maruf ven Nehy anil Münker: İyiliği emir kötülükten sakındırmak her
kul için zorunludur.

-Cebriyenin Görüşleri ise;

  • İnsan herhangi bir şey yapmaya kadir değildir; Allah tarafndan yazılmış ve yaratılmış fiilleri yapmaya mecburdur.
    İnsanın iradesi de hürriyeti de yoktur.
    • Allah, yarattıkların vasıflandığı sıfatlarla vasıflanmaz. Allah’ın sıfatları yoktur.
    • Allah’ın ilmi ve kelamı hâdistir, sonradan yaratılmıştır.
    • Yapılan iyilik ve kötülüklere sevap ve cezanın verilmesi zorunludur. Allahın af ve mağfiret, Peygamberin şefaatı kabul edilemez.
    • Cennet ve Cehennemin sonu vardır.
    • İman, Allah’ı bilmektir.
    • Allah ne dünyada ne ahirette görülmez.”[3]

MEHMET ÖZÇELİK

29-03-2018

 

[1] Geniş bilgiler için bakınız. www.tesbitler.com/2015/01/02/mustafa-islamoglunun-meal-tefsirinin-tenkidi

[2] Ahzab.34-35,Bakara.167,Nebe.23.

 

[3] Mezheplerin bu görüşleri İmam Hatip Lisesi 12. Sınıf Kelam kitabından alınmıştır.

No ResponsesMart 29th, 2018

ZINDIKA KOMİTESİ

ZINDIKA KOMİTESİ

Zındık-Komite-Zındık komitesi-Derin devlet-Dinsiz zındık komitesi-Keyfi küfri.

Türkiye de bir asırdır zındıka komitesi tam bir terör estirdi.

Pkk. yı kurup destekleyen zihniyet, 1970.de sağ solu, 1980.den sonar da baş örtüsü yasağını sürdürenler tam bir keyfi küfrilik içinde zındıka komitesinin icadıdır.

Bu zındıka komitesi hem içte ve hem de dışarıda faaliyet göstermektedir.

Ancak en dehşetlisi de içte gösterdiği faaliyettir.

Tarih boyunca hep içten çökertilmişizdir.

Millet olarak tarihimize inkarcı, kendimize yabancı, inancımıza yabani olduk.

*‘Uzunu indirmek zorundayız’

Firari sanık eski albay Tevfik Gök’ün bilgisayarında ‘ölüm talimatı’ belgeleri çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan “uzun” diye bahsedilen “paralel” isimli notta, “MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun’u götürmek istiyor” ifadesi dikkati çekiyor.

Örgüte karşı olanların fişlendiği, özel durumlarına dair bilgiler toplandığı ifade edilen notta, ABD ile hareket edilmesi halinde Türkiye’deki mücadelenin kazanılacağı kaydediliyor.

“Biat var, sorgulama yok” denilen notta, “1993’lü yıllardan önce özellikle ilk yıllarda hizmete girenler evveliyatımızı biliyorlar. Bugün yapılıp söylenenleri geçmişle mukayese edip sorguluyorlar. Bunlarla bir sonuca varmamız mümkün değil. Netice alabilmek için komünist, faşist, Alevi, CHP fark etmez. Herkesle ittifak edin. İstişareye tabi olunacak. Nedeni sorulmayacak. Üç senedir Uzun’un ölümüne dua ediliyor, hâlâ ayakta. Demek ki halisane dua etmiyorsunuz” ifadeleri yer aldı.[1]

*Türkiye aleyhtarı faaliyetleri nedeniyle istenmeyen adam ilan edilen eski ABD elçisi John Bass’ın, FETÖ’den tutuklu eski Gazi Üniversitesi Rektörü Süleyman Büyükberber ile 15 Temmuz’dan önce gizli görüştüğü ortaya çıktı. Üniversiteye aldığı 190 kişinin tamamı FETÖ’cü çıkan rektörün Bass’la ne konuştuğu merak ediliyor.[2]

*Batı, Nato, Abd nato ortağı olmamıza rağmen hiç yardımcı olunmadı, tam tersine terör oluşturuldu, besledi, destekledi.

İçte zındıka komitesi, gizli komite,  dinsiz komite, derin devlet, haçlı zihniyeti, Abd beslemesi,  mason komitesi,lozan planı, içteki kriptolar, silahşörler ve kalemşörler, kripto ermeniler, kripto süryaniler, sayısız iç ve dış ortak komiteler gerçek yüzünü gösterdiler.

Batı bütün bunları aslında birinci derecede islamı engellemek için yapmıyor çünkü kendisi ve yedi sülalesi de bilmektedir ki, üflemekle islamın nurunu söndüremeyeceklerdir.

Belki hıristiyanlığın, dinsizliğin hatta materyalizm ve sefaletin çöküşünü geciktirmek amaçlıdır.

7 sülalesi bile islamın yükselişini engelleyememiştir.

*ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) eski direktörlerinden James Woolsey, Rusya’nın, ülkesindeki seçimlere müdahale ettiği iddialarıyla ilgili, ABD’nin de başka ülkelerdeki seçimlere karıştığı itirafında bulundu.[3]

Abd ve batı yüz yıl önce yaptıkları gibi darbelerle islam dünyasını şekillendirmeye ve biçimlendirmeye çalışmışlardır.

*Yoğun olarak 1993 ve öncesinde oluşturulan pkk ve terör, içte ve özellikle askeriyede ve özellikle hava ve denizde yer etmek içindi.

Her taşın altında ingiliz parmağı, her kirlilikte de mutlaka ingiliz oyunu bulunmaktadır.

Zamanla 15 temmuzun bir ingiliz anahtarı olduğu daha net belgelenecektir.

Daha öncede yazmıştım. Bir ingiliz ajanı bizdeki bir komutana, Fetöyü ve mensublarını  orduya kendilerinin yerleştirdiklerini ancak amerikalıların ellerinden aldıklarını ifşa etmiştir.

Pkk işin sirke bak kısmıydı.

Düne kadar mitin maaşını ödeyen abd, bu arada pkk.yı da oluşturmuş, 40 yıldır 40 günde .afrinde pkk bataklığının. bitirilmesi mümkünden, kasıtlı olarak bitirilmedi, Türkiye maddi manevi meşgul edilerek, bitirilmeye çalışıldı.

Fetö en son miti ele geçirmeye çalıştı, darbeyi de miti ele geçiremediği için yaptı.

Ahmet Davutoğlu mit başkanı Hakan Fidanı milletvekili adayı göstermekle büyük oyuna geldi, basiretli davranmadı.

Az kalsın büyük ihanet ve darbeye kapıları açmış olacaktı, eğer son anda Erdoğanın engel olması olmasaydı.

Mit ele geçirilseydi, bir 28 şubat belki de daha dehşetlisi yaşanacak, islam dünyası şekillendirilecekti.

Bediüzzaman eserlerinde sürekli bu zındıka komitesine dikkat çekmektedir.

İşte bir kısım kesitler;

“Meğer dinsizliği ve zındıkayı siyaset zannedip ona tarafgirlik eden insan sûretinde şeytanlar ola veya beşer kıyafetinde hayvanlar ola…

-İstibdat- ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile hareket eden bir cereyan-ı zındıka masonluk, komünistlik hesabına bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış.

-Gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükumeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız.

-Karşımızda dehşetli zındıka varken, mübtedi lerle uğraşıp, onları dinsizlerin tarafına sevk etmemek gerektir. Eğer size ilişmek için gönderilmiş hocalara rastgelseniz, mümkün olduğu kadar münazaa kapısını açmayınız. İlim kisvesiyle itirazları, münafıkların ellerinde bir senet olur. İstanbul da ihtiyar hocanın hücumu ne kadar zarar verdiğini bilirsiniz.

-Kat i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et.”
Ben de “Tevekkeltü a’lallah, ecel birdir, tagayyür etmez” dedim.
İşte bu komite, otuz sene, belki kırk seneden beri hem tevessü etti, hem benimle mücadelede herbir desiseyi istimal etti. İki defa imha için hapse ve on bir defa da beni zehirlemeye çalışmışlar (şimdi on dokuz defa oldu). En son dehşetli planları, sabık Dahiliye Vekilini ve Afyon un sabık Valisini, Emirdağının sabık kaymakam vekilini aleyhime sevk etmeleriyle, resmi hükumetin nüfuzunu bütün şiddetiyle aleyhimde istimal etmeleridir.

-Zındıka komitesi, münafık bazı memurları vesile ederek, merkez-i hükumette resmi bir plan çevirip beni bütün bütün hilaf-ı kanun olarak bütün dostlarımdan ve talebelerimden tecrit ve sıhhat ve hayatım noktasında en fena bir yerde, beni nefyetmek namı altında, haps-i münferid ve tecrid-i mutlak manasında beni Emirdağına gönderdiler.

-Madem bu zamanda zındıka ve ehl-i dalalet ihtilafdan istifade edip, ehl-i imanı şaşırtıp ve şeairi bozarak Kur’ân ve iman aleyhinde kuvvetli cereyanları var; elbette bu müthiş düşmana karşı cüz i teferruata dair medar-ı ihtilaf münakaşaların kapısını açmamak gerektir.
Hem, ölmüş insanları zemmetmek, hiç lüzumu yok. Onlar, dar-ı ahirete, mahall-i cezaya gitmişler. Lüzumsuz, zararlı, onların kusurlarını beyan etmek, emrolunan muhabbet-i Al-i Beytin muktezası değildir ve lazım da değildir diye, Ehl-i Sünnet ve l-Cemaat, Sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı menetmişler. Çünkü Vakıa-i Cemelde Aşere-i Mübeşşereden Zübeyir ve Talha ve Aişe-i Sıddika (r.a.) bulunmasıyla Ehl-i Sünnet Velcemaat, o harbi, içtihad neticesi deyip, “Hazret-i Ali (r.a.) haklı, öteki taraf haksız; fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir.”

…..İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabilik damarıyla en ziyade İslamiyeti ve hakikat-i Kur’âniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevilikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslamiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hatta sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar.
Şimdi Haremeyn-i Şerifeyne hükmeden Vehhabiler ve meşhur, dehşetli dahilerden İbnü t-Teymiye ve İbnü l-Kayyim-i Cevzi nin pek acip ve cazibedar eserleri İstanbul da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid alara müsaadekar meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin, muhabbet-i Al-i Beytten gelen ve şimdi izharı lazım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana, hem Nur şakirtlerine darbe vurabilirler. Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer i yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer i var. Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevap yok. Çünkü tekfire ve zemme müstehak hadsizdir.

-Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var. O da Kur’ân’ın hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin’i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibet-i beşeriye, siyasî, maddî kuvvetlerle susmaz. Yalnız onu susturan hakikat-i Kur’âniyedir.

-Sağ-sol tâbiri yerine, hak ve hakikat ve Kur’ân ve iman kuvvetine dayanıp bu vatanı küfr-ü mutlaktan, anarşilikten, zındıkadan ve onların dehşetli tahribatlarından kurtarmaya çalışmalarını rahmet-i İlâhiyeden bütün ruh u canımızla niyaz ve rica ediyoruz.

-Binler teessüf ki, şimdi müthiş yılanlann hücumuna maruz bîçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz’î kusurâtı bahane ederek, birbirini tenkitle, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar.

-Ehâdis-i şerifede gelmiş ki: “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır.”

-Ehl-i zındıkanın üstadı Şeytandır. Şeytan ilzam edilmezse, onun mukallitleri kanmazlar.

-Şu zamanın insanlarına tahkikî imanı ders vermek, mütehayyirlerini kurtarmak, müteharrîlerini takviye ve tarsin etmek, zındıka ve ehl-i ilhadı iskât ve ilzam etmektir.

-Millete, vatana, âsâyişe muzır dinsizlerin ve bazı siyasî zındıkların kitaplarına ve mecmualarına hürriyet-i ilmiye serbestiyetiyle ilişilmediği halde, mâsum ve muhtaç bir gencin imanını kurtarmak ve su-i ahlâktan kurtulmak için Nura talebe olması, elbette değil bir suç, belki hükûmet ve maarif dairesi teşvik ve takdir edecek bir hâlettir.

Sizlerin irşad ve ıslahlarınıza karşı, zındıka ifsada, ahlakları bozmaya çalışıyor.

MEHMET ÖZÇELİK

26-03-2018

[1] https://www.yeniakit.com.tr/haber/uzunu-indirmek-zorundayiz-436596.html

[2] http://www.haber7.com/guncel/haber/2553303-eski-abd-elcisinin-sir-gorusmesi

[3] http://www.haber7.com/dunya/haber/2553269-abd-istihbaratindan-itiraf-biz-de-mudahale-ettik

 

No ResponsesMart 26th, 2018

EĞİTİM ANKETİ

EĞİTİM ANKETİ

Watsapp-ta bir yakınım bir anket paylaşmıştı. Üniversitede yapılan bu ankette, soru olarak, Hz. Peygamberin beş sünnetini yazın, şeklinde idi.

Cevapta; Sakal, Sarık, Cübbe, Misvak, Ateş, vs.

Altına düşülen notta ise;

Bir tane üniversiteli çıkıp Peygamber Efendimizin ahlaki ve güzel özelliklerini yazmamışlar, diyordu. Bu durum bende düşündürücü bir etki yaptı. Mesele sayılan şeylerin önemsizliğinden olmayıp, yetersizliğinden, farklı bakış açısından ve de özellikle medyanın farklı yansıtmalarından kaynaklanmaktadır.

Belki de üniversitelerimizin kaliteli bir eğitim vermemesindendir.

Veya bir öz eleştiri yapacak olursak;

Bir üniversitenin Rektör, Dekan ve Öğretim görevlileri ile, Milli Eğitim Müdür, Okul Müdürü ve Öğretmenlerin buluştuğu bir ortamda üniversite elemanları Milli Eğitim elemanlarını tenkid ederek şöyle diyor;

Sizler bizlere nasıl öğrenci gönderiyorsunuz; eksik, yetişmemiş, boş, hayatı bilmeyen, tenbel, vs.

Milli Eğitimin elemanları cevaben;

O öğrenciler sizin yetiştirdiğiniz öğretmenler tarafından eğitilmiş olup, sizlerin ürününüzdür.

Verdiğinizi deriyorsunuz.

Ne verdiniz ki, ne istiyorsunuz?

Bizim öğrencileri sizin yetiştirdiğiniz eğitmenler eğitti.

Zincirleme olarak bu çarkta her dişlinin bir sorumluluğu vardır. Bu durum irdelenmeli, çarkın ve dişlinin neresinde bir bozukluk olduğu vuzuha kavuşturulmalıdır.

Bu mal!? neden defolu çıkıyor?

Malın neresi bozuk?

Eğitimden mi, eğitmenden mi yoksa her ikisinden mi?

Veya eğitimi yapan ve direktif verip onaylayanlardan mı?

Bir yerlerde hatta çok yerlerde bozukluğun olduğu bir gerçektir.

Bende Aihl-nde girmiş olduğum 9 tane 12.sınıf ve 180 kadar öğrenci üzerinde – rahatlıkla yazmalarını sağlamak için isimlerini yazmadan- aşağıdaki soruları sorup, aldığım cevapları da sizlerle paylaşıyorum.

Aldığım cevaplar özellikle birincisi korktuğum gibi olmayıp sevindiriciydi.

 

EĞİTİM ANKETİ

A-Peygamber Eendimiz Hz. Muhammed deyince aklınıza gelen ilk beş şeyi yazınız.


Gül, Nur, Güzel ahlak, Salih amel, Doğru bilgi, Hicret, Merhamet, Mekke, Medine, Salavat, Kur’an-ı Kerim, Allahın kulu, Adalet, Ümmet, Sıcak kanlılık, Sabır, Kâbe, Sözüne Sadık, Yumuşak kalbli, Allah için cihat, Cennet, İstişare, Allah sevgisi, Baş Komutan, Şefkat, İkna kabiliyeti, İnsan sevgisi, Lider, Yaradanın en sevdiği kulu, Cömert, Sağlam bir iman, Çektiği eziyetler, İslâm için yaptığı savaşlar, Ateistlerin saldırısı, Üzüntü, Özlem, Model, Vicdan, Alemlere rahmet, Hilye-i Şerif, Güllerin Efendisi, Nur yüzlü, İslâmın baş tacı, İslâmın yaşam sembolü, Allahın seçtiği kimse, Şefaatçı, Ben beni görmeden seven ümmetimi almadan cennete gitmem diyen bir Peygamber oluşu, İsmi çocuklara en çok verilen isim, 571de doğdu, Sahabeler, Adamın Hası, Söz Fiil Davranış ve Sünnet, Hoşgörü,Günahsız olmak, Dünyaya örnek tek İnsan, Allahın Habibi, Hatemul Enbiya, Cebrail, Bütün güzellikler, Bu alem onun hürmetine yaratıldı, Ayı ikiye bölmesi, Kızların diri diri gömüldüğü zamanda kızını omuzunda gezdirmesi, İnsanlara değer veren kişi, Dürüstlük, İslâm devleti başkanı.


 

B-Kur’an-ı Kerim  deyince aklınıza gelen ilk beş şeyi yazınız.


Ezber yapılacak sureler, Hayat kitabımız, Anlamak için okumalıyız, Anladıklarımızı hayatımıza geçirmeliyiz, İbadet, Alak Suresi, İlk âyet, İslâmın sembolü, Müslümanlar, Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Melekler, Mekke, Medine, Allah, Hüküm, Rahmet, Her iki hayatta mutluluk, Ceza ve Mükafat, Ruha şifa, Yaşam kaynağı, Mucize, Değiştirilemez, Unutturulamaz, Sükûnet, İslâmın kapısı, Medeniyet, Öğreten, Cennetin anahtarı, Mekke ve Medinede olan olaylar, Bütün asırlara hitap eden Kitap, hem dua hem zikir, İlim deryası. âhiretteki akibetimize rehberlik eden, Ruhani duygular, Hafız adaylarının Kuran ile geçirdiği safhalar, 4 büyük kitabın en büyüğü, Allah lafzı, İmanın temel kaynağı, Ruhu dinlendirici, Apaçık delilli kitap, Melek, Cin, Şeytan, Bereket, Belli başlı sevdiğim âyetler, Rahmet, Furkan, Maymuna dönenler, Dinin kişisel kâr ve kazanç için kullanımı, 30 cüz, 600 sayfa, Arapça, Öğretmenlerimiz, Peygamberlerin hayatları, Hidayet rehberi, Şifre, Son Kitap, Mucize, Manevi uyarıcı, Meal, Dua, Anlaşılması güç bir kaynak, Kusursuz bilgiler, Allahın sözleri, Öğüt, Hira mağarası, Cihat, Gerçekler, Hayata dair herşey, Kıssa, Mesaj, Rabbimiz, Peygamberimiz, Cebrail, İnsan, İslâmiyet, Zorlu hayatlar, Doğruya götüren bir araç, Kutsal kitap, Ölüm, Ankebut suresi, Hayatın kural Kitabı, Tecvid, Bilgi, Rehber, Âhiret, Sevap, Farz, Vacip, Haram, Helâl, Emir, Kıyamet, Şifa, Esma-ül Hüsna, Işık kaynağı, Ölüler için değil dirilere inmiş olması, Hayatın her türlü sırrı, Allahın mektubu, Sosyal ilişkiler, Kadir gecesi inmesi, İnsanı rahatlatan kitap, Tekvir suresi, Cennete götürecek Kitap, Şifre kaynağı, İmtihana tutulan insanların cevap anahtarı, Allahın insanlardan ne istediğini açıklayıcı, Kelamullah, Toplumu düzenleyici, Bozulmamış tek kitap, Dertlere derman, Evrensel, Huzur…


 

C-Din deyince aklınıza gelen ilk beş şeyi yazınız.


Bağlanış, Yaşam tarzı, Çatı, Doğru ile yanlışı ayırıcı, Tuvaletten devlet yöneticiliğine kadar düzenleyici, İnsanların korunma ihtiyacı, Hayatı şekillendiren, Yaşama amacı, Mescid, Cami, Irklar, Ezan, Kurallara uyunca mutluluk, Mağfiret ve huzura götüren, Hürriyet, Yaratıcıya inanmak, Ruhsal psikolojiyi düzeltmek, Sosyal ilişkiyi düzenleme, İhtiyaç, Kul ile Allah arasındaki bağlantı, Hukuk, Eşitlik, Aklın yolu, Zulmü yasaklayıcı, Kutsallık, Dini olmayanın geleceği yoktur, Helâl Haram, Kural, Fıtrat, Hak Batıl mücadelesi, Fitre, Bağlılık, Yakarma, İnanç, Güven, Sığınma, Yaşayış biçimi, Allah, Dua, Abdest, Emir ve Yasaklar, İnsaniyet, İhtiyaç,f Fkıh, Tefsir, İslâmi ilimler, Yaşam tarzı, Kıble, Halifelik, Hayatta kişiyi aşan durumlarda manevi yardım, İnsanlara umut vadeder, Allaha ulaştırır, İnsanları tek çatı altında toplar, İman, Cennetin anahtarını almak, Maneviyatını güçlendirmek, Son nefeste imanlı gitmek, Allah yolunda uğraş vermek, Düzen,mezhepler, İlahi kurallar, Allaha ulaşmak, İbadetler, İnsanın kendini güvende hissettiği manevi test, Yasak, Mensubu olduğum toplumun adetleri, Dava, Kurtuluş, Yaratılış…



 

D-Eğitim ve Okul deyince aklınıza gelen ilk beş şeyi yazınız.


Bir çok insanın harcanması, Geleceğin kararması, Oy çiftlikleri, Aileden uzaklık, Günlük yol, Sabah akşam, Yetersiz öğretmenler, İsteksiz öğrenciler, Koyun- sürü- çoban, Hayatımı belirleyen kurum, Geçmişi bilip geleceğe adım attıran kurum, Eğitim kalitesiz, Malzemeler tamam ama metot yanlış, Boş vakit, Zor bir hayat, Dinlemek, Futbol, Dersler çok, Ders saatleri aşırı, Ne zaman bitecek, Matematik, Vakit geçirmek, Ağlamak, Gülmek, Eğlenmek, Zorluklarla mücadeleyi öğrenmek, Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum, Hapishane, Egoist hocalar, Sevilmeyen yer, Zorunlu eğitim, Boşa zaman harcama, Gerek bile duyulmayan, Sıkıcı, 8 saat okul mu olur, Hafta sonu kursu kaldırılsın, Sessiz bir hastane, Ölüm, Uykusuzluk, Sitres, Endişe, Olumsuz ne varsa, Eziyet, İşkence, Çile, Bunalım, Değişken bir sistem, Saçma, Tatil, Eğitim sisteminin olmaması, Ahlak eğitimi olmalı, Eğitim seviyesi olmalı, Bitkinlik, Yoğunluk, Kardeşlik, Sıkıntı, Sabah erken kalkmak, Yks, Askerlik sınavı, Uykusuzluk, Yazan, Araştıran, Çocukluğumuzu çalan, Gençliğimizi heba edip harcayan, Yarışa sokan, Hayatı öğrenme, Öğrenme, Bilgi, Bencillik, Gelecek, Test, Arkadaş, Velilere gösterilen saygının öğrencilere gösterilmemesi, Konular, Kantin, Sıralar, Üniversite, Sınav, Boş iş, Herkes istediği şeyi yapsın, Hayattan ve hayatın gerçeklerinden kopuk, Öğrencilerin boş konuşması, Her tür insanın olduğu yer, Sesimizi duymayan ve adil olmayan idare, Hiç bir şey, Boş okuma, Açık cezaevi, Müdür, Müdür Yardımcısı, Müfettiş, Nöbetçi, Test kitabı, Devamsızlık, Staj, Diploma, Mezuniyet, 8 saat yorgunluk, Zorunluluk, İkinci evimiz, Aradığımız yok, Siyaset yeri, Edebin yolu, Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olurmu, Sevap kazanma yeri, Sohbet, Muhabbet, Saygı, Sevgi, Dürüstlük, İnsanlık, İlgimizi çekmiyor, Düzen yok, İlim irfan yeri ancak amacından uzak, Tertip, Düzen, Ahlaki değerlere uygun yaşama, Başarı, Bir öğretmen bütün dersleri anlatamazken bir öğrenci neden ve nasıl bütün dersleri anlasın, Edep, Haya, İnsanlık, Ahlakın öğretildiği yer, Bilgilerle yolumuzu aydınlatan insanlar, Mehmet Özçelik, Verimsiz dersler, Gereksiz öğrenciler, İslâma- vatana- millete hayırlı insan yetiştiren yer, Sistemdeki yanlışlar…


 

E-Üniversiteye  gitmek istiyormusunuz. Evet veya Hayır.

Katılanların % 98.i Üniversiteye gitmek istiyor ancak gerekçeleri temel bazı noktalarda birleşiyor. Sadece bir öğrenci kararsız çıktı ancak ne kadarı ümit verir?

 

F-Üniversiteye neden Girmek  veya Girmemek istiyorsunuz.

Aklınıza gelen ilk beş şeyi yazınız.


Yoksullara katkı sağlayabilmek, Allahın adını tüm cihana yaymak, Al bayrağımızı dalgalandıran, İlgilendiğim alanı sürdürmek, Tecrübe edinmek, İlimle imanımı ve ibadetimi arttırmak, Hayatımı düzene koymak, İman varsa imkan vardır, Esnaf olacağım, Olgunlaşmak için, İdeal sahibi olmak için, Kariyer yapmak için, Cehaletten kurtulmak, Yaşamın zorluklarını tatmak, Sorumluluk yüklenmek, Çevremin güvenini boşa çıkarmamak, Hedefe ilk adım, Evlenmek için, Statü ve prestij arttırma, Lise mezunluğu yetmiyor, Evrensel bakmak için, Parlak gelecek, Ssk.lı iş, Devlet memurluğu, Durumumuz iyi değil, Okumam lazım, Diploma için, Farklı bir ortam, Başka çarem yok, Sevdiğim için, Ülkeye katkım olması için, Aileden uzakta yaşamaya alışmak, Toplumu cahillikten kurtarmak, Hazır değilim, İmkan sağlanmış yol, İslami ilimleri öğrenmek, İslama hizmet, Para kazanmak, Hedefe ulaşmak, Değer kazanmak, İlim öğrenmek, Hayalimi gerçekleştirmek, Kimseye ağız açmamak için, Bir şeylere sahip olmak için, Ortamdaki ağırlığım için, Kendimi geliştirmek, Medeniyetleri öğrenmek, Sorumluluk, 12 yıl boşa gitmesin diye, Okumayana kız vermiyorlar, Spor alanında başarılı olmak, Büyüdüğümü hissetmek, Vatana ve millete hizmet etmek, Kendimin ve ülkemin geleceğini kurtarmak, Yanlış sistem, Hayatımın dönüm noktası, Başarıya son bir adım, Sırtı devlete dayamak, Evlenmek, Mecburiyet, Ortam görmek, Askeri üniversite, Dine hizmet için, Etkili olmak, Hayırlı evlât olmak, Allah yolunda gitmek, Anne babama hayırlı bir evlât olmak, Milleti eğitmek, Allahın dinini öğretmek, Kızıl elmaya bir adım daha yaklaşmak, Daha az çalışma ve daha çok para, Ortam güzel, Mezun olunca iş bulamıyorum, Gençliğimin en güzel yılları dört duvar arasında geçecek, Ahlakım bozulabilir, 30 gün sömestr tatili oluyormuş..büt gibi sınavlara kalmazsan direk tatil, İstediğin zaman derse gir çık, Asistan olursan değme keyfine, Üniversiteye girmesem de çalışırım, Geliştirme yeri, Allah rızası için, Kendim için, Ailemi mutlu etmek için, Çevre faktörü, Ortam güzel olduğundan, Özgür olduğundan, İstediğin derse giriyorsun, Medeniyet, Diğer insanlara karşı tutum, Para, Aile baskısı, İlk neden, Kültürlü yaşamak, Fen öğrenmek, Toplum baskısı, Farkındalık kazandırması, Kayseriden kurtulmak için, Temiz hava solumak, Dil öğrenmek istiyorum, 1400 yıllık müktesebatın ilmi müdafaası için, Ailem için, İyi bir yaşam için, İslâm için, Arayan değil aranan olmak için, İlim bizlere farz olduğu için…


MEHMET ÖZÇELİK

19-03-2018

No ResponsesMart 19th, 2018

DUYGULAR HAYATIN PROĞRAMLARIDIR

DUYGULAR HAYATIN PROĞRAMLARIDIR

Duygular hayatın proğramlarıdır.

Hayat o duygu proğramlarıyla çalışır ve gelişir.

Duygusuz hayat, çalışmayan madde yığınlarından ibarettir.

Tıpkı proğramsız bilgisayar gibi.

Duygular bir şeyi herşeylerle irtibatlandırır.

Duyguların kontrolünün kullanımı insanın eline ve sınırlı çerçevede de olsa insana verilmiştir.

Duyguların genel kontrol ve desteklenmesi Allahın yedi kudretindedir.

Tıpkı bilgisayarların belli bölümlerinin kişinin kullanımına açılması gibi.

Alemin varlığı duyguların varlığı ile vardır.

Nitekim Allah kâinattan hayatı süzmüş, hayatın merkezine rızkı koymuş, herşeyi onun etrafında koşturmakta, rızkın merkezine de iştah duygusunu yerleştirmiştir.

Bir anlık iştah duygusunun olmadığını düşününüz.

Herşey ve en güzel şeyler bile bize göre ot kadar bile bir değer ifade etmez.

İnsanın hasta olup iştahının kesik olduğunda hiç bir şey yemek istememesi gibi.

Bir sofra mesabesinde olan kâinat duygular ile istifade ediliyor, değer buluyor.

Duygular aleme açılan bir pencere ve giriş kapısıdır.

İç ve dış duygular, mikro ve makro alemin birer anahtarıdırlar.

O duygularla o alemlerin kapıları açılır.

Duygulara ölçecek hassas ölçücükler konulmuştur.

Duygular güncellenmeye açıktırlar.

Tıpkı android sistemleri gibi.

İnsanın sahip olduğu bu duygulara tabiat ve alem tam manasıyla sahip değildir.

Bazıları sınırlı oranda sahiptir.

Duygular Allahın insanlara birer ihsanıdır.

Varlıklara olan sahiplenme bu duygularla olur.

Günahlar ve olumsuzluklar birer virüs olup, duyguları köreltmekte ve söndürmektedir.

İnsan duyguları ilahi kelamla güncellenmekte ve arınmaktadır.

Duygular beslenmekte ve korku gibi duygular hayatı korumaktadır.

Kalb ve akıl o duyguların sultanıdır.

Duygular ebediyete namzet olup, ebedi olandan başkasına razı olmaz.

İbadetler duyguların cilasıdır.

İman duyguların kaynağı ve şartelidir.

Tabiattaki kanunlar, onun birer duygusudur.

İnsan duyguları kainatı kuşatmıştır.

İnsanlar duyguları itibarıyla bu dünya tarlasına ekmek ve duyguları yönüyle ekilmek amacıyla gönderilmiştir.

İnsan zahiri ve batini temel on duyguyla teçhiz edilmiştir.

İşte o duygularla insan kainata ve alemlere sahiplenmektedir.

Ancak bu sahiplenme nefis namına değil, Allah namına ve hesabına olmalıdır.

Nurani olan bu duygular vücudu da kontrol ederek istifadelerini sağlamaktadır.

Hassas, ruh gibi ince ve dakik olan bu duygular manevi alemlerle irtibat kurup, Allahın yarattığı acube-i hilkattir.

Hayat o duygular vasıtasıyla hareket etmekte, istifadede bulunmaktadır.

Allah esmasını bu duygular vasıtasıyla âlemde neşreder, tecelli ettirir.

Duygular bir kaç defa rızkını alır.

Bilmediğimiz ancak mevcud olan duygular tezahürüne ve geniş olup bulunduğu alan ve aleme göre zuhur eder, tezahüre başlar

Sevk ve Şevk duygusu olan Sâika ve Şâika gibi.

Bu duygular esmaya olan mazhariyetle gelişim gösterir.

Tıpkı maddi manevi temizliğe dikkat eden insanda Kuddüs ismi daha çok tecelli eder ve o kapı ona açılır.

Alemdeki oluşum ve değişimler duygular doğrultusundadır.

Duygular alemdeki nisbetler oranında gelişim gösterir.

İnsan iman ve ibadetini tüm bu duygularıyla gerçekleştirir.

Tüm kâinatı arkasına alır adeta kâinatla birlikte ibadet eder.

Oruç tuttuğunda tüm bu duygularıyla tutar, ibadeti de cüz-ilikten çıkıp külliyet kesbeder.

Eğer güneş gibi diğer varlıkların duyguları olsaydı, bizimle konuşur, irtibat kurarlardı.

Şeytan direk bu duygulara hücum ederek ele geçirmeye ve hedefi doğrultusunda yönlendirmeye çalışmaktadır.

Tıpkı virüsün proğram görünerek diğer proğramları ele geçirip, bilgisayar proğramlarını çökerterek, işlemez ve işlenmez hale getirmesi gibi.

Bu duygular ferd ve nevilerinin bekasına hizmet etmektedirler.

Bu duyguların belkide en önemli görevlerinden birisi ve birincisi, Allahın nimetlerini tanımak, tartmak, teftiş edip takdir etmektir.

Duygular Allahın sıfatlarını ve şuunatını bilmek içindir.

Bu özelliğinden dolayı alemin üzerinde zevk alır, lezzet duyar.

Hayvanlar farklı duygulara sahiptirler.

Bir çok şeyi mezcetmiş olan hayat, duygularla inbisat ve inkişaf eder.

Duygular doyumsuz ve herkese muhtaç olarak yaratılmıştır.

Alemde olan olaylar duyguları uyanık tutmak ve monotonluktan kurtarmak içindir.

Allah duygulara sınır koymayıp serbest bırakmış, bütün makam ve mertebelere çıkıp gezmesini sağlamıştır.

Hayvanların duyguları ise birer kelime ve sözdür.

Kısaca, alem duygudur ve duygularla vardır, dersek yanlış olmaz.

MEHMET ÖZÇELİK

12-03-2018

No ResponsesMart 17th, 2018