DEVLET VE MHP BU MU ?

DEVLET VE MHP BU MU ? – Sesli Dinle-

Normalleşen Yeni Türkiye’nin “kişiye özel devlet imajından kurtulması” olarak yorumlanan gelişme sosyal medyada büyük destek gördü.[1]

*”MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yeni yıl mesajında, dün Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılan MGK toplantısını eleştirerek, “Ne acıdır ki, kaçak ve karanlık sarayda Atatürk resmini asmadan toplanan MGK’nın gerçek ve hakiki gündemi sanaldır, millet ve devlet menfaatiyle asla bağdaşmamaktadır” dedi.”[2]

Mhp bu mu?

Mhp solun sağ kolu mu?

Türkiye-yi sağdan ve soldan kuşatmanın diğer bir adı ve yöntemi.

*”Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “Son dönemde ülkemizde demokrasi ve özgürlükler alanında yaşanan normalleşme süreciyle birlikte toplum olarak birtakım vesayetçi zihinsel bariyerlerin aşılmasında önemli ilerlemeler kaydetmiş olduğumuz kanaatindeyim” dedi.”[3]

*Hep anlatıyorum;Türkeş-in ölümü üzerine hafta başını bekleyip başsağlığı dilemek üzere okulumuzda bulunan değerli ve maneviyatçı mhp-nin ikinci adamı öğretmen arkadaşa baş sağlığı dilemeyi düşünüyordum.

Baş sağlığı dilediğimde hayrette kaldığım şu cevabı vermişti;

-“Boş ver hocam ya..iyi ki öldü.Eğer ölmeseydi Mhp-yi Atatürkçü yapacaktı.”

*Mhp aslan postunda görüntü vererek,neye büründüğünü gösterememe sıkıntısı mı yaşamaktadır?

*Oyuna her an açık bir kapısı bulunmakta mıdır?

*Chp nin değirmen suyuna giren paralel yapı veya chp-yi kendi değirmen suyuna getirdiğini düşünen paralel yapı gibi,mhp-de acaba her an chp-nin değirmen suyuna açık bir parti midir?

*Mhp-nin takdir edilecek olan en önemli işi, kendi gençliğini sokağa dökmemesi olmakla beraber,Bahçeli beyanatlarıyla adeta içinde bulunanların hırçınlık yapmasına sürekli kapı açmaktadır.

Saldırgan bir tavır sergilemektedir.

Projesi olmayan,şiddet konuşmaları yapmaktadır.

*Genel kurmay başkanını tenkid ederken,adeta darbeci genelkurmay başkanlarına hasretini dile getirmektedir.

Darbeye davetiye çıkarmaktadır.

Mhp kimliğini mi bulmalıdır yoksa kimliğine mi kavuşmalıdır?

Mhp kimlik problemi yaşamaktadır.

Bir türlü ne olduğunu net olarak göstermemektedir.

Bir yandan erkeklik yaparken,diğer yandan devletin ve genelkurmayın erkekçe Süleyman Şahın türbesini korumalarını tenkid etmektedir.

Mhp-de chp gibi kaostan mı beslenmektedir?

Hükümetin devrilmesi için adeta sağdan da soldan da memleketin kaybı bile düşünülmektedir.

Mhp milliyetçi mi,maneviyatçı mı,Atatürkçü mü,ulusalcı mı yoksa hepsi mi?

Eğer hepsi ise,o zaman o hiçbir şey değildir…

*Solu ve şimdilerde paralel yapıyı anlıyorum da,mhp-yi anlamaya çalışırken,bir türlü o kendisini anlatamamaktadır.

Gençliğin cevvaliyetinden istifade etmeye çalışmaktadır.

Maneviyatı da yüzüne gözüne bulaştırarak…

Çok değerli insanlar da harcanmaktadır.

*********************  

Türkiye bir asırlık kimlik çöküntüsünden kurtulamamaktadır.

Kişilik sorunu yaşanmaktadır.

Manevi çöküntü içerisinde bulunmaktadır.

Hala aslan postundaki koyun melemeleriyle yaşamaktayız.

Utanmadan köşk tartışması yapılmakta,ecdadtan ders alınmamakta ve dünyanın öbür ucundan menfaat için gelen abd-ye ses çıkarmazken,askerin korunması için yapılan operasyonu bir türlü hazmedememektedir.

Türkiye kısırlaştırıldı.

Bir asırdır yerde sürünenler bir türlü ayağa kalkamamakta,kaldırmaya çalışanlara da direnmektedirler.

İzzet ağır gelmektedir.

Tıpkı Musanın kavmi gibi,firavun korkusu ve baskısı ruhları yaralamakta ve kanatmaktadır.

Toplum silkelenmeli,daha ağır bir tokat yemeden…

Kişiliğini bulmalı,tamamen kaybetmeden…

Zilletle yaşamaktansa,izzetle ölümü tercih etmelidir.

MEHMET ÖZÇELİK

25-02-2015

 

[1] http://www.yeniakit.com.tr/haber/ak-saraydaki-ilk-mgkda-dikkat-ceken-ayrinti-43736.html

[2] http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1261111-bahcelinin-ataturk-tepkisi-bosa-cikti

[3] http://www.habervaktim.com/haber/401140/avci-egitim-sisteminde-hasar-buyuk.html

 

No ResponsesŞubat 25th, 2015

Maide-17-19

No ResponsesŞubat 19th, 2015

ZALİM VE MAZLUM

ZALİM VE MAZLUM- Sesli Dinle-

 Âyette:” Zaharel fesâdu fîl berri vel bahri bimâ kesebet eydin nâsi, li yuzîkahum ba’dallezî amilû leallehum yerciûn(yerciûne).”

-“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”[1]

-“Ve izâ tevellâ seâ fîl ardı li yufside fîhâ ve yuhlikel harse ven nesl(nesle), vallâhu lâ yuhıbbul fesâd(fesâda).“

-“O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”[2]

Yeryüzünde nesiller ve kültürler yok edilmektedir.

Dün insanları yok edenler,bugün beraberinde nesilleri yok etmeye çalışmaktadırlar.

Dünya maddi ve manevi yönden çürümeye ve çürütülmeye yönlendirilmektedir.

*İçimizdeki Martin Luther-ler…

Ancak farkı şu;o hak bir dine karşı değildi.Böylece yapılan protesto haklı idi.

İslama yapılan ise,hakka karşı olduğu için yapanlar haksızdır.

*Türkiye-deki dünkü senaryo şu idi;Şeriat geliyor.

Bugünkü senaryo ise;Laiklik elden gidiyor.

Sonuçta aynı çirkin ve saldırgan noktada birleşiyorlar.

*Başta bir mason teşkilatı olan ittihat ve terakki ile devam eden ve onun devamı durumundaki bir asırdır Chp, bu milleti ve bu milletin değerlerini temsil eden ve edebilecek olan bir temsiliyete sahip değildir.

*Dünkü İstiklal mahkemelerinin üç Alisinden olan Cellat Kara Ali hatıralarında sadece kendisinin 5216 kişiyi astığını söyler.

Resmi makamlar ise bunun 1054 olduğunu söyler.

İnfaz kurulları gibi savaşmışlardır.

-Devamında mı?

-Kemal Tahir Kürt Kanunu adlı eserin sahife.219-da;” bizim ömrümüz bütün suçlarımızı muhaliflerimize yüklemekle geçmiştir. büyük politika sandık bunu… daha beteri en suçlularımıza, en utanmazlarımıza uyarak, doğru söyleyenlere, hiçbir suçu olmayanlara diş biledik yıllarca… giderek muhaliflerimizle aramızdaki ilintileri hırsızlarımız, alçaklarımız, manyaklarımız belirleyip denetler hale geldi. bu heriflerin ne kadar rezil, ne kadar işe yaramaz olduklarını … ne demek işe yaramaz! tersine kancıklıklarını… aptallıklarını… çalıp çırptıklarını bile bile muhaliflerimizi en alçak iftiralarla karalamalarını beğeniyorduk, sırtlarını sıvazlayarak kışkırtıyorduk, mükafat olarak da çalmalarına, namussuzluklarına göz yumuyorduk.”

Bu durum cumhuriyetin yüz karası ve silinmez bir lekesidir.

*1970-lerde zihni ve dili kanlı olanlar,bugün eli de kanlı hale geldi.

            Dün ekilen menfi tohumlar,bugün derilmektedir.

            *Bugün ferdi veya toplu öldürmelerde,ferdin hakkının korunması gerekir.

Bu amaçla cezalar arttırılmalıdır.Adam öldürme,tecavüz,hırsızlık, kapkaççılık, rüşvet,tiner,faili meçhuller için;hem bataklıklar kurutulmalı hem de idam cezaları uygulanmalıdır.

            -Adıyaman-ın eşrafından Rahmetli Mahmut Allahverdi ağabey,başından geçen bir olayı birkaç kere bize anlatmıştı.

            Bir savcı kendisine;hırsızlıktan dolayı islamdaki el kesmenin şefkate aykırı olduğunu söyler.

            Mahmut abi ne kadar söylerse de bir türlü kabul etmez.

            Aradan birkaç ay geçtikten sonra yıllık iznini alıp memleketine giden savcının evinin önüne bir kamyon gelip,tüm evdeki eşyayı kamyona yüklerler.

            Çevredekiler savcının tayininin çıktığını düşünür.

            İzinden gelen savcı evi tamtakır bulur.

            Mahmut abi geçmiş olsuna gider.

            Önceki konuşmasından habersiz olan savcı,evini soyan hırsızların aslında öldürülmeleri gerektiğini söyler.

            Aylar önceki değil öldürülme,el kesme için itirazını hatırlatan Mahmut abiye savcı gayet ciddi olarak;

            Yok yok Mahmut,gerçekten bunları öldüreceksin.

            Çünkü ben 25 yıldır o şehirden o şehre,katillerle,her türlü tehlikeli mevkilerde uğraşarak bu evi dizdim,adam gelmiş birkaç saat içinde evi boşaltmış…

 

*********************  

            1918 yılı Mart ayının 8.Cuma günü Moskova-da Pravda gazetesinde bir “Ana Doktrin” açıklaması yayınlanır.Daha çiçeği burnundaki Bolşevik İhtilali,yeni devletin eğitim politikasının ne olacağını Lenin ve Çiçerin-in imzaları ile açıklar.Yetmiş küsür yıl süre ile Sovyetlerin değişmez eğitim kanunu budur.Açıklamanın 11. Paragrafı aynen şöyle der:

            Bugüne kadar uygulanmış olan gerici ve kapitalist eğitim sistemi,kaldırılmak değil,imha edilmelidir.Sovyetlerin eğitimi bir afyonculuk demek olan dini ve manevi safsatalara değil,fakat proleter mantık ve akla dayanmalıdır.Bilinmelidir ki,dünya üzerinde madde ve mana olarak ne varsa,sadece tek yaratıcı olan insan aklının ürünüdür.Bu sebeble okullarımızda,öğretmenler dinin yararsızlığını değil,fakat aslında dinin lanetlenmesi gerekli cerahatlı bir yara olduğunu öğretmelidirler.”(Oeuvre Completes,Lenin.V.7.s.295 Moscosu-Novosti Yayınlarından nakleden İlhan Murad.Zaman.29.9.1993)

            Ve bu düşüncenin neticesi olarak işte Rusya-da yapılanlar;

 

1-1934 senesinde koministler sadece Türkistanda yüz bin Müslüman katletmişler;

2-1937/1939 senelerinde beş yüz bin müslümanı idam etmişler;

3-Yalnız Türkistanda yıktırılan veya başka maksadlar için kullanılan cami ve mescid adedi 6682-dir;

4-Türkistanda kapatılan (ve tabii yıkılmaya terkedilen) mekteb ve medrese adedi 7052-dir;

5-1932-34 senelerinde açlıktan üç milyon Müslüman hayatını kaybetmiş;

6-Yetmiş bin din alimi katledilmiş;

7-4.200000 klm arazi Müslümanların elinden alınmak suretiyle gasbedilmiş;

8-Müslümanlara aid bütün vakıf malları müsadere edilmiş;

9-Kominist idare,Müslümanlar tarafından kullanılan İslam harflerini yasak edip,tahsil müesseselerinde kandilerine mahsus Kiril alfabesi ile beraber,sadece Rus dilini serbest etmişlerdir.”[3]

            Bizdeki uygulamalara ne kadar da benziyor değil mi?

            Hep bunlar da yapılırken,fakirlik edebiyatı yapılmıştır.

         Nitekim bugünde Yunanistan’ın solcu ve sosyalist yeni başbakanı olan SYRİZA partisinin solcu lideri Çipras Aleksis’in kullandığı 480 dolarlık kalem, sosyal medyada çok konuşuluyor.[4]

            Zihniyet değişmezse,hayat da değişmez.

         -Osmanlıda din ve din adamları kanun ve kural koymada yetkili iken,bu Türkiye cumhuriyetinde bürokrasi kuralları ve ölçüsüz insanların uygulamaları devreye girmiştir.

            *Dünyada bir yandan zulüm sürer ve de sürdürülürken,diğer yandan da zulüm ateşine odun taşınmaktadır.

* Ve onları İbranice Armagedon denilen yere topladılar. [5]

Tanrıyı ! savaşa zorlamak,zulmü yaygınlaştırmak.

             Memleketimizde ve dünyada bir türlü zulmü doğuran sebeblerin üzerine gidilmemektedir.

Tıpkı şu misal gibi;İstanbulda hırsızlık yapan Karadenizlinin geliş macerasını anlatırken,bir türlü istanbula gelmemesi üzerine hakim;

-Oğlum gelsene istanbula,deyince hırsız cevaben;

-Ya geleyim ki beni hapse mi atasın!!!

             *”Evet bir millet cehaletle hukukunu bilmezse,ehl-i hamiyeti de kendine müstebid yapar.”

             Kula bela gelmez Hak yazmayınca

            Hak bela yazmaz kul azmayınca

            Hak kuldan intikam kul ile alır

Dini irfan bilmeyen bunu kul etti sanır.

MEHMET ÖZÇELİK

16-02-2015

[1] Rum.41.

[2] BAKARA-205.

[3] http://kadirmisiroglu.com/ibret-vesikalari.html#prettyPhoto

[4] http://www.habervaktim.com/haber/405573/sadece-adi-solcu.html

[5] İncil — Kitab-ı Mukaddes- Vahiy 16:16.

 

No ResponsesŞubat 16th, 2015

HAYRI NETİCE VEREN ŞER

HAYRI NETİCE VEREN ŞER

*Allah şerlere sırf olumsuz yapı ve karakterler ayrılsın ve de ayrıştırılsın diye müsaade etmektedir.

Tıpkı ateşe konulan madenler gibi…

O ateş madenlerin içerisinde bulunan kömürden elmasa kadarki farklılıkları ortaya koyar.

*İnsanın da iki ciheti vardır.Hayır ve şer.

Şerler hayrın veya içte bulunan ve oluşan şerlerin çıkmasına ve hayırların elde edilmesine vesiledir.

************  

*İslamiyetteki farklılıklar,islamın hristiyanlıktaki gibi ruhbanlık olmayışı, hakikatı aramak amacıyla en doğru olanı bulma çabasıdır.

İnsanların susturulmayıp,tek tip bir düşünceyle kısırlaştırılmayarak;fikir,irade ve düşüncenin önünün açılmasıdır.

İslam dünyasındaki sıkıntı bire bir kendisinden değil,harici sebeblerden kaynaklanmaktadır.

-İslam dünyasının kendi içindeki kavga ve savaşlar İslami olmayıp,siyasidir.

-Peygamberimizin müşriklerle yaptığı tüm savaşlar,müdafaa amaçlıdır.

Taarruz eden Müslümanlar olmamıştır.

Bu dünden bugüne hep böyledir.Çanakkaleye savaşmak için gelenler biz değil,başkaları idi.Bir çoğu öyledir.

Zamanımıza kadarki Müslümanların yayılmacılığı,tebliğ ve adalet amaçlıdır.

*******************  

-Kavganın çıktığı noktanın ana ve ara farkı şudur;tıpkı hilafetin olması veya olmaması gibi düşüncede düşünüleceği gibi;

Bu gün iki kişinin nikahını bir belediye görevlisi de kılsa,bir imamda kılsa,nikah olma yönüyle maksad hasıl olmuş olur.

Ancak eğer bunu imam kılarsa,bunu dua ile taçlandırıp,maddi bağlılığa bir de manevi bir bağlılık ve güç katmış olur.

Aynı şekilde bir meselenin meclis tarafından kabulü sahih olsa da,hilafet ile onaylanıp desteklenmesi halinde buna bir manevi kimlik kazandırmış olur.Şöyle ki;

Meclis İslami olmayan bir uygulamaya onay verebilirken,hilafet bu durumda islamın daha evrensel olarak ona bakışı açısından değerlendirme yapar.

            İslamiyet Allaha itaati emrederken,isyandan kaçınmasını sağlar.

            *İslamiyet insanları cehenneme götürmeyi değil,cennete götürmeyi hedefler.

Lokman.33-de” Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.”

**********************    

*Avrupa tedirgin..yüz sene önce İslam ülkelerine yerleştirdiği leşleri,kukla ve temsilcilerini birer birer kaybetmekte ve itibarsızlaşmakta ve de tanınmaktadır.

Oyuna gelinmemektedir.

O halde yeni oyunlar kurmaları gerekmekteydi.

Bu gün ışid-paralel yapı-Suriye-Mısır-Yemen bu oyunların görünen yüzleridir.

*Ayar bozuldu.Sadece eksen kaymadı,hayat da kaydı.

Sızıntı yazarı Şenkal, büyük infiale neden olan paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

           “ALLAH YENİ BİR DİN GÖNDEREBİLİR!.. Rabbimiz gönderdiği son din ile cahiliyeyi bitirmek istemişti ama aksine cahiliye İslam ile birlikte hatta İslam’ın içine gizlenerek güçlendi ve İslam ile birlikte anılır oldu! İslam ile ilgili her kavram,düşünce ve eylemin hangisi İslam hangisi cahiliye artık belli değil! Kudreti sonsuz Rabbimiz bu son dinini de lağvedebilir ve yerine yeni bir hak din gönderebilir!..”

Paralel Cemaat yazarı Bahri Şenkal daha önce de “Yobaz ve münafık olmaktansa kafir olmayı tercih ederim” sözleri ile gündeme gelmişti.[1]

*Dinin kafasını,dinin kılıncıyla kesme faaliyeti.

*Paralel yapı ergenekondan intikam aldı,bir asırlık zulmünü önemli çapta ortadan kaldırdı.

Ancak o boşluğun ve zulmün yerine kendi haksız olarak oturmaya çalışırken, kendisi de devre dışı oldu.

-İt! İzi ile at! İzi tamamıyla birbirine karışmış..

-Hadis-i Kudsi de;”Zalim Allahın kılıncıdır.Onunla intikam alır,sonra döner ondan intikam alınır.”

*ABD’nin Türkiye büyükelçisi Ricciardone “Bir İmparatorluğun Çöküşünü Seyredeceksiniz” 17 aralık operasyonunu üç gün önce böyle dillendiriyordu.

*Pkk bitmeden,tam bitiyor derken,şimdide paralel yapı üretildi,türetildi,içte bir kavga alanı açılmış oldu.

*” Eşref Sencer Kuşbaşı’nın özetlediği metinde yer alan şu ifadeler bilhassa dikkat çekicidir: “Osmanlı Devleti’ni cihan çok arayacak ve onun elinden alınmış yerlerde kurulan yetersiz ve sun’î devletler, ne idarelerine tevdi ve emanet edilmiş halka, ne de devletler manzumesine faydalı, şerefli bir hizmet ifa edemeyecekler, bu topraklar üzerinde hâkimiyet ve ayrılık kavgası son bulmayacaktır.”[2]

******************    

*Aslında işin bir yanı da,bitmekte olan hristiyanlığın,bitişini geciktirmek ve sürünen bu yapının ayağa kalkışını zorla ve zorlamayla ayağa kaldırma çabalarıdır.

Bu düşünce islamı terör dini ve müslümanı da terörist olarak gösterme çabası içerisinde sürekli gündemde tutmaya çalışmaktadır.

Çünkü çürüklük baştaki inanç sisteminden başlamaktadır.

*İsa Allahın oğlu olurken,nasıl oluyor da o doğuyor,çocuk oluyor,yiyiyor, içiyor,altını kirletiyor,ağlıyor,acıkıyor,annesi oluyor,o da ölüyor,kendisi de ölüyor,bir de üstüne üstlük zorbalara mağlub olup,çarmığa gerilerek,acı çekip ölüyor.

Oysa bu tür eş ve çocuk sahibi olmayı papazlar kendisine yakıştıramamaktadırlar.

-Hristiyanlıkta büyük kopuş var.Doğu-batı hristiyanlığı diye parçalanmış durumda.

Bu durum özellikle 1964 yılına kadar devam etti.

1964-de birbirlerine olan aforoz kaldırıldı.

-Efes,hristiyanlık dünyasınca,Hz.Meryem oraya gelmiş olduğu düşünüldüğünden kutsal sayılmaktadır.

-Kataloglar tarafından orası hac yeri ilan edildi.

-Kataloglar ve Ortodokslar inanç ve ibadette birbirinden farklıdırlar.

            Hristiyanlık ruhbanların dinidir ve Hz İsa-nın değil Pavlos-un uygulamaya koyduğu şahıs eksenli bir sistemdir.

-“Fakat sizin pederiniz, bir defa şeytana aldandı, Cennet gibi bir makamdan rûy-i zemine muvakkaten sukut etti. Sakın siz de terakkiyâtınızda şeytana uyup hikmet-i İlâhiyenin semâvâtından, tabiat dalâletine sukûta vâsıta yapmayınız. Vakit bevakit başınızı kaldırıp, Esmâ-i Hüsnâma dikkat ederek, o semâvâta urûc etmek için fünûnunuzu ve terakkiyâtınızı merdiven yapınız. Tâ fünûn ve kemâlâtınızın menbaları ve hakikatleri olan esmâ-i Rabbâniyeme çıkasınız ve o esmânın dürbünüyle, kalbinizle Rabbinize bakasınız.” [3]

MEHMET ÖZÇELİK

08-02-2015

 

[1] http://www.yeniakit.com.tr/haber/cemaat-yazari-bahri-senkal-allah-yeni-bir-din-gonderebilir-50557.html

[2] bkz. Buhranlarımız. Yayına haz. Ertuğrul Düzdağ.

[3] Sözler | Yirminci Söz | 238.

No ResponsesŞubat 14th, 2015

Maide-13-16

No ResponsesŞubat 13th, 2015

MEĞER ALDANILMIŞ !!

MEĞER ALDANILMIŞ !!

“17 Aralık ve 25 Aralık süreçlerinde yaşananların, ileri sürülen gerekçelerle ilgili olmadığını hepimiz biliyoruz. Rahmetli Menderes ve bakanlarını yolsuzlukla suçlayıp kamuoyunda yıpratan zihniyet yeniden dirilmiş, kritik süreçlerde devreye girmek suretiyle ülkemizin ayağına bağ olmuştur” 

Yıllardır damla damla görülen kirli akımın patlama ve dolup taşma tarihidir 17-25 aralık tarihi…

İçin ve gerçek niyetin patlama yaptığı tarihtir 17-25 aralık.

İktidar sarhoşluğunun aklı,kalbi ve vicdanı devre dışı bıraktığı tarihtir 17-25 aralık.

17-25 aralık Allahın bu millete,âhirete bırakmadan gözlerini açıp,gerçekleri gün yüzüne çıkardığı tarihtir…

İslâmın yükselişinin önündeki en büyük engeli,ihlas ve samimiyeti zedeleyen kötü niyetlerin dışa vurduğu ve yansıdığı tarihtir 17-25 aralık…

İçi dışa teslim etme tarihidir 17-25 aralık…

Paralel yapı öyle bir iş işledi ki;büyük okyanus dahi üzerinden aksa yine de temizleyemeyeceği tarihtir 17-25 aralık.

Tarihin affetmeyeceği tarihtir bu tarih

Tarihte bir olan Bürütüs-ün ikincisinin çıktığı tarihtir bu tarih.

******************

Önce bir yağlama yapayım ki, gıcırdama olmasın…

Paralel yapı cemaatın içerisinde yüzde ancak beşidir.Ancak bugün yüzde doksan beşi kontrol edip susturmakta,desteklerini almaya çalışmaktadır.

Bu gün cemaat suskun ancak paralel yapı sürekli konuşmakta ve yönlendirmekte ve de konuşacakları susturmaktadır.

Dün Chp-nin yüzde doksan beşini ele geçiren yüzde beşi,bu günde paralel yapı eliyle cemaatı ele geçirmeye çalışmakta,hakimiyet kurmaya çalışmaktadır.

Önce çamura düşen paralel yapı,şimdi kanalizasyonda gezmekte,lekesi ise asırlarca kapanmayacaktır.

Cemaat bir an evvel kendisini paralel yapıdan tecrid edip,onlarla olan bağlantısının olmadığını söyleyerek,onlara sahib olmazsa,bundan sonraki yaftalamalardan kurtulabilir.

Aksi takdirde,Hablemitoğlu cinayetinden Uğur Mumcu cinayetine,Dink cinayetinden Muhsinoğlu cinayetine kadar bir çok kirli şaibelerine maruz kalacaktır.

En azından şaibeli olacaklardır.

*Paralel yapının kokusu zehirliyor,bu kadar rahatsız ediyorken,ya tüm belgeler ve sahiplenen kimselerin kirli çamaşırları ortaya çıkarsa,-ki başbakan bu belgelerin ellerinde mevcut olduğunu söylemektedir.- koku korkarım ki dünyayı sarar.

*Üst akıl,bu akıllıları kullandı.Acaba üst akıl 17-25 hareketiyle böyle nasıl akılsızlık etti?

Yoksa akıllıca hareket edip,cemaatı bitirme hedefini mi gerçekleştirdi?

Yoksa bir taşla iki kuş vurmak isterken,bir kuşu daha doğrusu bir kuş sürüsünü mü vurdu?

*Ergenekon kirli yapısıyla mücadele edip,onu önemli çapta deviren paralel yapı,onun boşalan yerine,iktidar gücünü elde etmeye yöneldi.Bu uğurda her türlü senaryoyu da devreye koydu.

Ancak bu gün şu şüpheyi uyandırmaktadır;Acaba onu yerinden etmesindeki amaç, kendini mi devreye koymaktı?

Zira ortada büyük bir devlet gücü boşalmıştı.Boş da kalamazdı!

İkinci bir ergenekonun devreye konulduğu gelişen gelişmelerle anlaşılmaktadır.

Bir Ergenekon gitti,diğer bir Ergenekon geldi…

Ağlayan ergenekondan gülen ergenekona döndü.

Oda dış gücün güdümünde…

***********************

*Cemaat en iyi ihtimalle;Bediüzzamanın üç mesele var deyip;İman-Hayat-Şeriat dediği üç meselenin birincisi olan mesele çekirdek kadronun meselesi olup,kıyamete kadar devam edecektir.

Cemaat ise en iyi ihtimalle hayat meselesi görevini yapmış ve üçüncü devre olan,bunu geniş çapta ittihadı İslam,dar alanda da siyasi istikrar,siyasi seviye,inancın siyasete hakimiyeti olarak değerlendirebiliriz.

*Muhammed Sait Nasır, 86 yaşında Bediüzzaman Said Nursi’nin yaşayan öğrencilerinden biri.

-Bediüzzaman’ın vefatından 20 gün önce görüşen Nasır, Said Nursi’nin kendisine Fethullah Gülen ile ilgili olarak;”Said, bu münafıka dikkatli ol fakat zamanı gelince açıkla” dediğini söyledi.

“Gezi Parkı’ndan sonra duruma hakim olacağını anladı” diyen Nasır, “Ondan sonra ikinci darbeyi yaptı. Eğer Tayyip Erdoğan, Allah’ın himayesinde olmasaydı kurtulamayacaktı. Şehit edilecekti ve Türkiye bir daha 1924’lere dönecekti” [1] açıklamasında bulundu.

*Kadir Mısıroğlu bir sohbetinde;Bediüzzamanın talebelerinden Hüsrev Altınbaşak ile hapishanede beraber kaldıklarında,onun hakkında uzun sitayiş-kârane sözlerinden sonra onun bir sözüne inanmadığı için onun ruhaniyetinden özür dilediğini söyledi.

O da şuydu;”Fethullah Gülen içimize konulmuş bir ajandır.”dedi.

Ben bu sözü 1970 yıllarındaki cemaat gazete ihtilaflarına bağlayarak,kızdığı ve ihtilaflardan dolayı bunu söylediğini düşünmüştüm.

Onun sözünü ancak yıllar sonra anlamış oldum.Onun ruhaniyetinden inanmadığım için özür diliyorum.

-Abdullah Yeğin ve Abdulkadir Badıllı onun Cıa tarafından kullanıldığını söylediler.

Sözlerindeki adeta İsrail hayranlığı açıkça görülmektedir.

İsraili bir güç olarak görüp,ondan izin alması gerektiğini söylerken,Türkiye-nin gücünü görmeyip,konuşurken de Türkiye yetkililerinden izin almaz.

Filistinlilerce yapılan intihar bombalamasından dolayı ölen Yahudi çocuklarından dolayı,içinin yağının eridiğini söyler.

Aynı ifadeleri Filistinliler için kullanmaz.

Ve bunun gibi yanında bulunan onlarca kişi ve yıllarca beraberinde olanlar feryad ediyorlar.Yıllarca gördükleri olumsuzlukları dile getiriyorlar.

*-Yıllar önce bir kitap okumuştum: ‘KOMÜNİST SUBAYIN İTİRAFLARI İNANMIŞTIM’-YUSUF YILDIRIM – [2]

Özetle şöyle; 1970 yıllarında kominizm hayranı olan ordudaki bir subay kominizmin gerçek bir kurtarıcı olduğuna inandığından dolayı,bunu bizzat yerinde görmek ve yaşamak üzere rusyaya kaçar.

Orada gördüğü kominizm ise hayalindekiyle hiç bağdaşmamaktadır.

Takipler,zulümler,baskılar,fakirlikler hiçte inandığını temsil etmemektedir.

Ve tekrar kaçıp Türkiye-ye gelerek,-İnanmıştım-diye bir kitap yazar.

-Biz ve bizlerde ‘Fethullah Gülene İnanmıştık’

Meğer yanılmışız.

*Gülen kendi mensublarını yolda,ortada,boşta ve boşlukta bıraktı.

Belki de bunu istiyordu.Zira eğer girişimlerinde başarılı olsaydı;cıa-efbiya-mossadın istikametinde ılımlı bir İslam dünyaya adabte edilecekti.

Daha doğrusu dejenere edilmiş,deforme olmuş bir islâm.

Ve de papanın dediği gibi;ilk bin yılda avrupayı,ikinci bin yılda afrikayı hristiyan yaptık,üçüncü bin yılda da asya hedefimizdir.

Paralel yapı şokta,şaşkınlık ve hayret içerisinde sonu ve sonucu beklemektedir.

En tehlikesi ise,menfiliklere olumlu kılıflar giydirerek sahiplenmesidir.

*Hem de en anlaşılmayanı o ki;Tayyib Erdoğan-ın despot,kendini beğenmiş,firavun olduğuna Gülen mi karar verecek,yoksa millet mi?

Millet böyle bir kararı vermediğine göre,kararı veren kendisi kendisini düşünsün?

Yoksa kendisini Musa mı zannediyor?

Firavunu yanlış yerde ve yanlış kişide arıyor.

*Bediüzzaman esası belirlemiş;” Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünkü hâlisâne hizmet-i Kur’âniye, onlara herşeye bedel, kâfi geliyor.
Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklâliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak. Hem maddî mübarezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdat ile, birinin hatâsıyla onun mâsum çok taraftarlarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûp düşecek. Hem dünya için dinini bırakan veya âlet edenlerin nazarlarında Kur’ân’ın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri, bir poraganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek. Hem milletin her tabakası, muvafıkı ve muhalifi, memuru ve âmisinin o hakikatlerde hisseleri var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şakirtleri, tam bîtarafane kalmak için siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş.”[3]

* Topal Molla

  1920 yılında Topal Molla lakabıyla tanınan bir zat, Afganistan’da tekke kurmuş. Topal Molla’nın müritleri 3 yıl içinde 200 bine ulaşmış. Müritlerinin sayısı 1925’te 300 bini aşan Topal Molla, krala karşı ayaklanma hareketini başlatmış. Bir yıl boyunca Afganistan’da kan gövdeyi götürmüş. O yıllarda Afgan Kralı olan Emanullah Han ülkesini terketmek zorunda kalmış.
Ülkesinden ayrılan Emanullah Han, Afgan sınırına geldiğinde yanına bir adam sokulmuş ve çok güzel konuştuğu Urduca’sıyla sormuş:”Beni tanıdınmı? Ben meşhur Topal Molla’yım. Afganistan’daki görevim bitti, İngiltere’ye dönüyorum”. “Seni tanıdım” demiş kral. “Ben senin İngiliz casusu olduğunu biliyordum. Fakat halkıma o kadar tesir etmiştin ki senin casus olduğuna onları inandıramanın çok zor olduğunu düşündüm.
Sarıklı, sakallı Topal Molla sakalını kesmiş, sarığını atmış, başına silindir şapkasını oturtmuş ve İngiltere yoluna koyulmuş.
Evet sıra kimde dersiniz?

* Kıssadan Hisse…

Hz. Süleyman’a, hayvanlarla özellikle de kuşlarla konuşabilme yeteneği bahşedilmişti. Bir gün yaralı bir kuş ona gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Dervişi huzuruna getirten Hz. Süleyman sorar; Bu kuş senden şikâyetçi, niye bu kuşun kanadını kırdın?

Derviş; Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı incindi, der.

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa dönerek; Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin.Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun!

Kuş cevap vermiş; Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allahtan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım!

Hz. Süleyman bu savunmayı beğenir ve kısasın yerine gelmesi için; Kuş haklı, hemen bu dervişin kolunu kırın, diye emreder.

Kuş o anda; Efendim, sakın böyle yapmayın, der.

Niçin diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş; Efendim, bunun kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın….

*“Muhtâru’l-Ehâdîs” isimli eserin 11. sayfasında geçen 80 numaralı hadîs-i şerîf, Adiyy bin Ukbe bin Âmir (ra) tarafından rivâyet edilmiş. “İzâ temme fücûru’l-abdi meleke ayneyhi, febekâ bihimâ metâ şâe.” Yâni: Bir kul fısk u fücûrda, günâh işlemede son noktaya gelirse; o artık iki gözüne hâkim olur ve istediği zamân ağlar!

Hz.Ali (r.a)’dan buyurdu ki: “Münafık gözlerini tutar(hakim olur) ve dilediği gibi ağlar.” aynı şekilde Huzeyfe (r.a)’dan: “Mü’minin ağlaması kalpten, münafığınki ise kafasındandır.” [4]

Şumeyt bin Aclân (rahmetullahi teâlâ aleyh) Münâfık olmaktan çok korkar ve herkese münâfıklığın alâmetlerini anlatırdı. Kendisine; “Münâfık ağlar mı?” diye soruldu. Cevâbında; “O gözünden ağlar, fakat kalbi ağlamaz” buyurdu.

*İmam Gazâlî : “Eğer bir vaiz halkı ağlatmaya,yaka-paça yırttırmaya çalışıyorsa,bilinki o adam gafildir.”

“İngiltere geçen asrın başında 40 tane adam yetiştirmiş. Bunlar istedikleri zaman ağlama kabiliyyetine sâhib olan usta aktörlermiş. Bu adamlarını bilhassa cihân harblerinde iyi kullanmış. Bunları sömürge ülkelerine gönderir; onlar da o ülkenin inancına göre yetiştirildiği için, ağlayarak vaaz vermeye başlarlar; dinleyenler de te’sîr altında kalarak severek cepheye koşarlarmış. Bravo İngiliz siyasetine! Birinci Cihan Harbi’nin kazanılmasında bu ağlayan ve ağlatan vaizlerin rolü küçümsenemezmiş.”

Mustafa Kaplan devamla:” Geçmişte İslâm ülkeleri buna çok dikkat ederlermiş. Vaizlerden kürsüde hem ağlayıp hem de konuşan olursa, hemen onu vazifeden alırlarmış. Şimdi artık ülkelerde din mes’elesi kalmadığı için, Müslüman devletlerin böyle dertleri olmuyor. Hatta bazıları bu tür adamlar yetiştirerek kendi iktidarlarının devamı için kullanıyorlar bile. İslâm olan ahâli ise asırlardır câhil bırakıldığı için, zaten âyet ve hadisleri bilmiyor. Dolayısıyla, herkes istediği gibi rahatça at oynatıyor.”[5]

*****************

*Derin devleti kuranlar,paralelle onu kurdular.

Yerine oturtturmaya çalıştılar ancak hesap tutmadı.

*Samanyolu tv.de çevrilen dizi ve filimler fuhuş sahneleri yayınlandı.

Hatta bu amaçla kendilerine uyarıcı bir yazı göndermiştim.

-5.boyuttaki adam [6] bira içerken [7] yakalandı. [8]

-Bunu bizzat deşifre proğramında,diziler yapan şahıs,bunların alem yaptığını [9] ifşa etmiştir.

*Yurt dışındaki okullar aslında Türkiye-nin bir asırlık probleminin oralara taşınması demektir.

Nasıl mı?

Atatürkçülüğün diğer ülkelere aktarılmasıyla,bizde Atatürkçülükle bir asırdır devam eden kavga,oralara taşınmış olmaktadır.

-Öğrencilere öğretilenler de İslami bir esasdan ziyade;şarkı,türkü gibi eğitimlerdir.

-Söylentilere göre,yabancı ülkelerdeki okullarda bulunan müdürlerin cıa ajanı söylentileri de işin ciddiyetini göstermektedir.

-Bu iddiada bulunanlar neden bunları söylemektedirler.

Şahsi bir menfaatları mı vardır?

Teemmel…

-Vel hasıl;Gülen ve cemaat kirli bir işe girdi,alet oldu,alet etti,kumar oynadı,yarım asırlık birikimini bitirdi,ihlaslı hareket etmedi,ihanet etti,geri adım atmadı,yabancılara karşı seslendirdiği diyalog ve sevgiyi,anlayışı içte,kendi devletine göstermedi.Tecessüste bulundu,darbeye ortak oldu,yıkmaya çalışırken yıkıldı,pandoranın kapağını açtı,güveni yitirdi,savunulacak durumu kalmadı.

-Hedefe ulaşmak için her şey mübahtır,düşüncesini esas aldılar.

Hadis-i Kudsi de;”Zalim Allahın kılıncıdır,onunla intikam alır,sonra döner ondan intikam alınır.”

Başta ordu ve bazı kurumlar bu Müslüman halka yaptıklarına müsaade etmeyen kader,bir zalimi bununla görevlendirdi ve sonra da o zalimi devre dışı bıraktı.

Asker ve askeriye geçmişte yaptığı günahlarının bir kısım bedelini ödedi ve ilahi canib ödettirdi.

Beşer zulmeder,kader adalet eder.

Şu anda kader yönüyle bir adalet tecelli etmektedir.

Belki de böyle istedi ve istenildi.

Topla ve dağıt..boşlukta bırak ve kaos oluştur.

Hiç mi bir ömür bir ders vermedi?

-Hadisde:”Küfür devam eder,zulüm devam etmez.”

İş zulme vardı,zulme ortak olundu.

*Paralel yapıda korktuğum durum,bozulmanın üst düzeyde kalmayıp,altlara da sirayet etmesidir.

Eğer kin ve nefret olarak,üstteki azınlığı takliden müdafaa yoluna gidilirse,tehlikenin büyüğü oradadır,demektir.

Alttaki şaşkınlıkla,bekle-gör politikası,anlamaya çalışmanın aldanmaya çalışmaya dönmemesidir.

Bu durum toplumdaki büyük çatışmayı doğurur.

*Chp-mi cemaatlaşıyor yoksa cemaat mu chp-lileştiriliyor?

Açık değil mi?

Gazete cumhuriyet gazetesinin adeta yerini boş bırakmıyor,yazarlar da geçmişe, İnönüye, bugünle kıyaslanmayacak gelişmeler görülmeyip,darbe hevesciliği yapılıyor.

-Risale-i Nurları Sadeleştirme faaliyetleri ,üstadı hayatta iken öldüremeyenlerin, eserlerini sadeleştirerek tesirini ortadan kaldırarak öldürmeye çalışmadır.

-Derin devlet darbe zeminini hazırlıyor.Ondan sonra orduyu davet ediyordu.Ordu tasfiye edilip dizginlenince,en güvenilir kurum olan emniyet ayağı devreye konuldu. Belli ki ordu gibi tam kaşarlanmış olmadığından sonuç alınamadı.

Belki de öyle lstendi… Maşayı kırıp ergenekonun rövanşını almaktı.

*Bir taşla iki kuş vurmayı düşünen batı birini vurmakla yetindi.Onunda kolunu kanadını kırdı,uçamaz hale ve sürünmeye bırakıldı

*Cemaatı bekleyen önemli büyük tehlikeler kapıdadır;

1-Cemaatın içinde bölünmeler oluşturmak,cemaatı boşluğa itmek.

2-Cemaatı toplumla karşı karşıya getirmek.

3-Gülenin ölümünden sonra iktidar kavgalarını başlatmak.

4-Türkiye-deki bu çatışmaları,okulların bulunduğu yerlere kadar uzatmak.

5-Cemaata sızmalarla daha büyük darbelerin merkezi haline getirmek.

* Bir kere ayar bozulmuş,eksen kaymış,artık ayar tutmaz olmuş.Önce 17-25 aralık,sonra kapı kapı chp-ye oy toplama,sonra chp-nin cumhurbaşkanı adayına oy verme,sonra aktif eğitim sen ile eğitim sen ortak çarşamba günü dersi bırakma işlemi.Cibali baba gibi artık geri dönüşü yok.Yalnız bir eksik var;oda Akşemseddin eksik…

*Paralel yapı hristiyanlık dünyasının ve batının yıllarca gizlendiği ve gizlediği B planıdır.

Gelişimin görülerek devreye koyma projesidir.

Ancak makes ve destek görmemiştir.

Desteğini büyük çapta kaybetmiş ve küçülmüştür.

*Paralel yapı,Bediüzzamanın deyimiyle,-küfrün beli kırılmıştır,hükmüne rağmen,beli doğrultulmaya,ona destek olunmaya çalışıldı.

*Paralel yapı önce kendi içinde kirlendi,kirlendirildi.Yani zihin yıkaması yapılarak, hücum edilip,darbe vurulacak kimseler karalanmaya ve inandırılmaya başlandı.

Yapı buna inandı,kandı,kandırıldı.

Ancak dışta bu kabul görmedi.Perde düştü,kirlilik anlaşıldı.

*Bir hatıra ve belge:

“Fethullah Gülen’e ilişkin Kadir Mısıroğlu’nun ‘Dünden bugüne: Tahrifat Hareketleri’ isimli kitabının üçüncü cildinde oldukça önemli bir bölüm var…

325. sayfada, 1969 ve 73 yılları arasında Adalet Parti ve Demokratik Parti’den Mersin ve Samsun milletvekilliği de yapan emekli vaiz Hilmi Türkmen’den bir hatıra aktarıyor Mısıroğlu…

Merhum Türkmen, Kadir Mısıroğlu’na diyor ki: ‘Sen bir de benden dinle Fethullah Gülen’i!”

***

Ve anlatıyor…

“İskenderun’da askerlik yaparken ben de orada vaizdim. Bir gün benim de bulunduğum camide vaaza çıktı ve orada millete Kuran-ı Kerim’in kıymetini bilmedikleri yolunda nasihatte bulunurken o mukaddes kitabı ‘Siz işte böyle yaptınız!..’ diyerek kürsüden atmış, (bu vaka daha sonra Salihli’de de cereyan etmiştir) ve cemaat arasında büyük bir galeyan meydana gelmişti.

Milleti zorla yatıştırdım. Fethullah’ı alıp evime götürdüm. Genç ve tecrübesiz olduğunu düşünerek nasihatlerde bulundum kendisine.

Aradan yıllar geçti. Yıl 1965 veya 66 idi. Gayet perişan bir vaziyette bana geldi. İstanbul’daki arkadaşlarının kendisini beş parasız sokağa attıklarını söyledi ve benden iş istedi. İskenderun’daki vak’a dolayısıyla ihtiyatlı davrandım ve Müftü’ye müracaatla o sırada izinli olan bir vaizin yerine vazifelendirmesini teminle bir deneme yapmak istedim. Bir gün vaaz verirken düşüp bayıldı kürsüde. Hastaneye kaldırdık. Doktorlar depresyon geçirdiğini söyleyerek O’nu Manisa Akıl Hastanesi’ne sevkettiler. Bir iki ay burada yatıp çıktıktan sonra yine yardım istedi. İzmir’in Kestane Pazarı’ndaki Kuran-ı Kerim Kursu’nun idarecilerini tanıyordum. Manisa’da adı ‘deli hoca’ya çıkar endişesiyle, arkadaşlarla görüşerek oraya yerleştirdim. Beş on gün sonra halini hatırını sormak için yanına uğradığımda, baş başa bir kimseyle fiskos ettiğine rastgeldim. Konuştuğu adam, beni görünce yaydan çıkmış ok gibi fırlayıp kaçtı. Kendisine ‘Bu kimdir?” diye sorduğumda ‘Bir talebe velisi!” diye cevap verdi.

Bu söz doğru değildi. Konuştuğu o adam, bu karşılaşmadan 5-6 ay evvel bana gelmiş ve MİT’çi hüviyetini gösterdikten sonra, benimle açıkça bir mesele konuşmak istediğini söylemişti. Mesele şuydu:

‘Bizim teşkilat (MİT) Müslümanların Mustafa Kemal Paşa’ya menfi bir tavır almasından rahatsız. İstiyoruz ki bu münaferatı giderelim. Sen, Süleymancı Cemaati içinde söz sahibi birisin. Sen bizimle çalış bizden ne istersen iste… Diyanet İşleri Başkanı yapalım seni!’

Kendisine yanlış kapıda olduğunu söylemiştim. Şimdi anlıyordum ki, buldukları adam Fethullah Gülen’di. İşi takip ettim o günden sonra. MİT güdümlü olarak nasıl nafiz bir mevkiye getirildiğine safha safha şahit oldum.” [10]

Aynı olaya bir tv proğramında Prof.Ahmet Keleş de Kur’an-ın vaaz kürsüsünden kendilerine doğru fırlatıldığına şahit olduğunu,cemaatın içinde bulunup,bunu olumsuz düşünmeyerek,kendilerinin Kur’an-a karşı görevlerini yapmamanın bir ezikliği ve suçluluğu olarak düşündüklerini anlattı.

-*Fetullah Gülen’in Kur’an-ı Kerim’i iki kere yere fırlattığı olay hiçbir olumlu iyi niyetle yorumlanamaz.[11]

*Özetle;ihlas kaybedildi.İhlaslı amelin içine sirke katıldı.

Tıpkı İhlas finans kurumu gibi…

İhlas bankın müdürüyle radyoda yaptığımız bir sohbette,dinleyicilerden birisi bir soru sormuştu;

-İhlas finans kurumu,milletten faizsiz olarak topladığı paraların bir kısmını faizli olarak İzmir-de bulunan Ege bank-a mı veriyor?dedi.

Samimi olan müdür bey cevabında;Evet,% 20-lik bölümü oraya veriliyor fakat artık verilmeyecek,vaz geçilecek,demişti.

Demek ki ihlas finans,ihlasını kaybetmişti.

Paralel yapı da ihlasını kaybetti,kaybettirdi.

*Fethullah Gülen’in herkul.org’da ‘Bam Teli’ bölümünde 24 Haziran 2013 tarihinde ‘Darılma yok, dayanma var’ başlığıyla yayımlanan sohbetin görüntülerinde beddua ile ilgili sarf ettiği sözler dikkatler kaçmıştı. Gülen o sohbette beddua ile ilgili olarak “‘Yerin dibine batır, kahrolup gitsinler, evlerine ateş düşsün, yolları kesilsin, yolları sarpa sarsın’ bu türlü sözler densiz sözler, Allah’ın sevmediği şeylerdir. Ve bunların hepsi bir ölçüde gıybet ifade eder. Beddua olduğundan dolayı karşı tarafın ona liyakatı yoksa döner gelir size çarpar. Sakınmak lazım. Kırılmalar, darılmalar bizi meşgul ederse, kırılmaya, darılmaya tahammülü olmayan işler yolda kalır.” gibi sözler kullanıyor.

Gülen yine aynı sohbette, “İmana ve Kur’an’a gönül vermiş bulunanlara, günde beş defa huzur-u kibriyada iki büklüm olanlara düşen; başkaları kırdıkları halde bile kırılmamak, darıltacak şeyler yaptıkları halde dahi darılmamak ve illa bir şey denecekse “Allahım, bizi de ıslah eyle, onları da ıslah eyle!” deyip ıslah duasında bulunmaktır” ifadeleriyle kendisine gönül verenlere hitap ediyor.[12]

*****************

*Ağlayan ergenekona karşı,gülen Ergenekonu devrede.

*”O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”[13]

*Altaylı, “Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün FBI ve CIA ile toplantı yaptığını haberleştirdiği için dinlendiğini” de söyledi.[14]

*Paralel kumpas ve Ergenekon.

 *Neden kirli insanlara sahip çıkılıyor?

Neden onlarla beraber poz veriliyor?Arkalarında duruluyor?

Avukatlıkları neden yapılıyor?

Milletin kendilerine yakıştıramadıklarını,neden kendileri kendilerine yakıştırıyorlar?

Yakışıksız bir görüntü değil mi?

Beraber mi çıkıldı yola?

Onlara teminat mı verildi?

Yoksa kendilerine birileri tapelerle şantaj mı yapıyorlar?

Yoksa kendileri mi birilerine tapelerle şantaj yapıyor?

Neden?Neden?

O kadar soru var ki?

Neden bu sorular?Var mı bunların cevapları?

Âhiret var..Hesap var..Mahcubiyet ve perişanlık var!!!

*Ebû Hureyre (ra)’den rivâyet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (asm) şöyle buyurdu:
“ Bu ümmetten* bir Yahûdî veyâ Hıristiyan, beni işittiği halde bana îmân etmeden ölürse, o ancak Cehennem ashâbından olur.”

*Üstad asrı üç devreye ayırmaktadır;İman-Hayat-Şeriat devreleri.

İman devresi,kıyamete kadar çekirdek dairede devam edecektir.

Siyaset devresi ise,Menderes ve Özal-la başlayıp,R.Tayyib Erdoğan-la kemale eren devredir.

Hayat ise,aslında cemaatın azımsanmayacak olan yaptığı hizmetleri söylemek içimden geliyor,pek cesaret edemiyorum.Çünkü küçümsenmeyecek ve affedilmeyecek akibetteki menfiliğe ve ihanete alet olma durumu ile işin vahameti hizmetleri perdeliyor,geçmişe şaibeli bakmaya sebeb oluyor.

********************

*ÂYET-İ KERÎMELERDEKİ GELECEĞE ÂİT İHBÂRÂT-I GAYBİYYE İ’TİBÂRİYLE İ’CÂZ-I KUR’ÂN:

“De ki: ‘Ey ehl-i kitab! Bizimle sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin! Şöyle ki: ‘Alláh’dan başkasına ibâdet etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Alláh’ı bırakıp da bazımız bazımızı rabler edinmesin!’ ‘ Buna rağmen (onlar yine de) yüz çevirirlerse artık: ‘Şâhid olun ki gerçekten biz Müslümanlarız’ deyin!”[15]
Eğer tenvinler sayılmayıp şeddeli bir (lam) sayılsa (2014), hemze sayılmazsa (2013) eder.
Alláh’u a’lem! Mezkûr târihler, gizli zındıka komitesinin Âlem-i İslâm içine attığı fitnelerle mücâhede eden bir cemaatin mücâdele târihlerini göstermektedir.
Evet, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, ileride Yahûdîlik ve Hıristiyanlık dînlerini hak gösteren, ehl-i kitâbın ehl-i necât ve ehl-i Cennet olduklarını müdâfaa eden bir cereyânın zuhûr edeceğini mu’cizâne haber veriyor. Yahûdîlik ve Hıristiyanlık dînleri her ne kadar Rasûl-i Ekrem (asm) zamânından sonra sönmüşse de, yaklaşık 250 seneden beri bu muharref dînlerin tekrâr canlanacağına ve yine yaklaşık 1970’den sonra gizli olan bu fitnenin su yüzüne çıkacağına bu âyet-i kerîme işâret etmekle berâber; 2014’de yavaş yavaş ehl-i kitâbın silinmeye başlayacağına ve netîcede o fitnenin sönme ve inkırâz târihine parmak basıp işâret ediyor.”[16]

-Akibet müttakilerinden.Bu ne akibet ve nasıl bir akibettir?

-Sende mi Bürütüs!Bunca yapılanlara arkadan vurma ve Bürütüsün de ötesindedir.

*Niyeti halis olunca kişinin

Hayır olur akibeti her işinin.

MEHMET ÖZÇELİK

28-07-2014

[1] http://www.bursadazaman.com.tr/haber-5670-bediuzzamandan_sait_nasira_ bu_munafiga_dikkatli_ol_ fakat_zamani_gelince_acikla.html

http://www.yeniakit.com.tr/haber/bediuzzamandan-sait-nasira-bu-munafiga-dikkatli-ol-fakat-zamani-gelince-acikla-14102.html

[2] http://www.nadirkitap.com/komunist-subayin-itiraflari-inanmistim-m-yusuf-yildirim-kitap109673.html

[3] Şualar | On Dördüncü Şuâ | 316-7.

[4] Kenzu’l Ummal: 169/1.

[5]https://www.google.com.tr/search?q=Bir+kul+f%C4%B1sk+u+f%C3%BCc%C3%BBrda%2C+g%C3%BCnah+i%C5%9Flemede+son+noktaya+gelirse%3B+o+art%C4%B1k+iki+g%C3%B6z%C3%BCne+h%C3%A2kim+olur+ve+istedi%C4%9Fi+zaman+a%C4%9Flar!&ie=utf-8&oe=utf-8&aq=t&rls=org.mozilla:tr:official&client=firefox-a&channel=sb&gfe_rd=cr&ei=OCfNU-bTM6re8gfGs4G4CA

https://www.facebook.com/groups/allahinsadikkulu.huradam/permalink/710856645628857/

[6] http://www.karikaturing.com/2012/07/5-boyut-sakalli-ihtiyar-dede-bira.html#.VASzuqMaccU

[7] https://www.google.com.tr/?gfe_rd=cr&ei=8nPxU-XOAvLywAPX2IG4DA&gws_rd=ssl#q=5.+boyuttaki+adam+bira+i%C3%A7erken

[8]https://www.google.com.tr/search?q=5.+boyuttaki+adam+bira+i%C3%A7erken&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ei=pbMEVIjSPLDT4QSS6oCwDw&ved=0CBoQsAQ&biw=1440&bih=740

[9] http://www.siradisiprogrami.com/909-desifre-a-haber-29-agustos-2014.html#.VASwvqMaccU

[10] http://www.takvim.com.tr/guncel/2014/03/12/fethullah-gulen-kurani-kerimi-yere-firlatmis

[11] http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/iste-fetullah-gulenin-kuran-i-kerimi-yere-firlattigi-o-cami-8210.html

[12] http://www.haber7.com/guncel/haber/1136003-gulen-bu-sozlere-6-ay-once-beddua-demisti

[13] 2/BAKARA-205.

[14] http://www.habervaktim.com/haber/380733/fatih-altaylidan-carpici-aciklamalar.html

[15] Âl-i İmrân, 64.

[16] Rumûzü’l Kur’ân (4)s.195.

https://www.facebook.com/Tahsiye/photos/a.10152128499586108.1073741826.363429426107/10152128497131108/?type=1&relevant_count=1#

 

No ResponsesŞubat 8th, 2015

Maide-8-12

No ResponsesŞubat 6th, 2015

TARİHİMİZ KISIRLAŞTIRILDI

TARİHİMİZ KISIRLAŞTIRILDI- Sesli Dinle-

            Aslında başlığı,Tarihimizi kısırlaştıran Adam –,-Tarihimiz Öldürüldü.- demek isterdim.

            Nitekim çanakkalede verilen 250 bin şehit adeta unutularak,bir adam öne çıkarıldı.

            Oysa onun komutanı Esat paşa hatıralarında,hiç de iyi hatırlamıyor, hatırlatmıyor.

            Tarihimizde adeta geçmiş unutulmuş,her şey bir kişiye endekslenmiş.

            -Milyonlarca arşivin bir yandan satılıp,diğer yandan yakılması veya gömülmesiyle ortadan kaldırılması…

            5816 sayılı Atatürkü koruma kanunuyla tarih adeta Atatürkle başlatıldı,geçmişle olan bağlantılar koparıldı,köprüler atıldı…

            Ve bu günlerde özellikle okullarda Osmanlıcanın okutulmaması yönündeki saldırılar,hep tarihin üzerinin örtülmesi,geçmişle bağlantının koparılmasına yönelik çıkışlardır.

            Kısır insanların,kısır döngü içerisinde dönüp dolaşmalarından ibarettir.

            “Artık onları terket, vadolundukları güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynasınlar.”[1]

*Türkiye-de saptırılan bir tarih var.Olayların belgeleri genelkurmay ve devletin arşivlerinde mevcud iken,bir türlü açılmayıp toplum gerilmekte,kavga ortamı,gereksiz tartışmalar oluşturulmaktadır.

*Çabuk yapın!

Gitmem yakınlaşıyor…

Gözümüz açık kalmasın…

Yapacaklarınız Osmanlıcayla sınırlı kalmasın.

Osmanlıca gelmesin derken,Osmanlı daha haşmetli olarak dönmesin zırvasıdır.

Oysa şu anda geçmişi aydınlatacak Osmanlı arşivinde 170 milyon vesika mevcuttur.

-Cumhuriyet Dönemi Türkiye tarihi uzmanı Prof. Cengiz Hakov, 1929-31 yıllarında Osmanlı arşivinin hurda fiyatına Sofya’daki kağıt fabrikasına satılmasının ardından Panço Dorev’in devreye girerek belgeleri kurtardığını anlattı.

“HURDA FİYATINA PAZARA ÇIKARILIYORDU”

Hakov, “1929’dan sonra başlatılan evrak temizleme işleminde eski evraklar hurda fiyatına pazara çıkarılıyor ve Panço Dorev’in gözüne ilişiyor ki, Bulgaristan için bunlar arasında değerli bilgiler var. Sofya’ya haber veriyor ve satın alınan evraklar (Sofya’daki) Kostinbrot kağıt fabrikasına gitmeden önce demiryolu istasyonundan alınıyor.” dedi. Hakov, okkası 3 kuruşa satılan evraklardan Bulgaristan’a 30 ton arasında gönderildiğini ve daha sonra bunların 50 çuvallık kısmının iade edildiğini belirtti.”[2]

-Sevindirici bir durum olarak; 1.290.000 arşiv Bulgaristana kağıt fiyatına satılmış ancak şu an bunların mikro filmleri bize iade edilmiştir.

Kayıplar ise bilinmemektedir.

-İşte kaybedilen ve yağmalanan kültür ve değerlerimizin blançosu;

- Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nün World Learning ve World Survey’e dayanarak yaptığı incelemeye göre, Irak’ın 113  kütüphanesinde 82 bin 258 el yazması yağmalanmıştır. Yağmalananlar arasında 1494 eser ise Osmanlı Türkçesi ile yazılan Yazmalar.

Bağdat’ta bulunan 41 kütüphanede ise 1279′u Osmanlı Türkçesi olmak üzere toplam 53 bin 22 el yazması korunuyordu. Bağdat’taki kütüphaneler arasında el yazmaları açısından en zengini ‘Saddam el Yazmaları Kütüphanesi’ydi.        Bu kütüphanede, 786′sı Osmanlı Türkçesi olmak üzere toplam 40 bin 214 el yazması yer alıyordu. Ayrıca Bağdat’taki Evkaf Kütüphanesi’nde 5 bin 147, Naji Mahfuz Koleksiyonu’nda 662, Kadiriya Kütüphanesi’nde ise 1544 el yazması korunuyordu.

Öte yandan Basra’daki 3 ayrı kütüphanede 10′u Türkçe olmak üzere 2 bin 114 eser yer alırken, Dohuk’daki bir kütüphanede 16, el Divaniye’de 2 ayrı kütüphanede 236, El Hilla’da 4 ayrı kütüphanede 86, Erbil’deki 2 kütüphanede 10′u Türkçe 50, Nasıriye’deki 3 kütüphanede 304, Samarra’daki 2 kütüphanede ise 41 el yazması bulunuyordu.

Kerbela’daki 19 kütüphanede ise çoğunluğu fıkıh, kelam, Kuran, mantık, felsefe, edebiyat, dil ve gezi konularında yazılmış Farsça ve Arapça 2 bin 337 el yazması yer alıyordu. Kerkük’teki 5 kütüphanede 23′ü Türkçe toplam 117 yazma eser korunurken, Musul’daki 9 ayrı kütüphanede ise 135′i Türkçe olmak üzere toplam 6 bin 810 yazma eser bulunuyordu. Necef’deki 17 kütüphanede ise 20′si Türkçe toplam 12 bin 159 el yazması korunurken, Süleymaniye’deki 2 kütüphanede 17′si Türkçe toplam 4 bin 430 el yazması, el Samava’da 11, Saddam’ın doğduğu kent olan Tıkrit’te 28, el Zubayir’de ise 25 el yazması yer alıyordu.

1982 yılında kurulan ve 5 milyondan fazla kitabın bulunduğu İsrail Milli Kütüphanesi’nde, İslam ve İslam tarihine ilişkin 100 bin kitap ve 2 bin el yazması eser bulunuyor.  İsrail’deki kütüphane, 600 yıl önce yazılmış ve Sultan I. Selim’in mührünün bulunduğu şahsi mushafı da bünyesinde barındırıyor.

İsrail Millî Kütüphanesi’nde, saf altınla bezenmiş ve İslamî nakışlarla süslü, tarihi 1200 yıl öncesine dayanan Kûfî hattıyla yazılmış bir Kuran-ı Kerim mushafı da bulunuyor.

İsrailliler bu eserleri satın aldıklarını iddia ederken, Filistinliler bu eserlerin bazılarının ABD işgali sonrası Bağdat’tan yağmalanarak İsrail’e getirildiğini söylüyor.

*”İşte İsmet İnönü’nun ağzından, harf devriminin asıl amacı:

            Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegane sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. (…) Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. (…) Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”[3]

Millet ecdadının dilini bilmesin!Gerçek tarihi öğrenmesin!

Yüz yıllık uyuma,uyutma ve gecikmeyle bu millet daha muhteşem bir dönüş yapacaktır.

-Bir asırdır kızlarımız soyuldu.Dünya birinciliği verilerek bir rüşvetle başladı ve kutlamalarla,bayramlarla sürdürüldü.

-Surda bir gedik açtık,mukaddes mi mukaddes.

Ey kahpe rüzgar,her nereden esersen es.(N.F.Kısakürek)

-*Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır.

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır.

Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır.

Yoktan da vardan da öte bir Var vardır.

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır.

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır.

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır.

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır.

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.(S.Karakoç)

MEHMET ÖZÇELİK

30-01-2015

 

 

[1] Mearic.42.

[2] http://www.yeniakit.com.tr/haber/bulgaristandaki-osmanli-arsivi-goruntulendi-45998.html

[3] İnönü, Hatıralar, C. II, sh. 223.

 

No ResponsesŞubat 5th, 2015

Zülkadir Bilen

*Bir mescidde oturuyorum. Mescidde olanların hepsi sarıklı. Birden ayağa kalkıyorlar. ALLAHUEKBER ALLAHUEKBER sadalarıyla sanki orayı inletiyorlar. Herkes kapıya doğru yönelmiş tekbir getiriyorlar.Bende nazarımı o tarafa çevirdim. Bir baktım ÜSTAD BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A.) içeriye girdi. Bana nazar edip mihraba yöneldi. Orada asılı duran Çok güzel yeşil bir cübbeyi aldı. O anda uyandım. Allahu Teala hayra inkılap etsin. İNŞAALLAH.

 

* İkinci Rüya.
Bir divanda uzanmış ağlıyorum. Üstad Bediüzzaman Said Nursi (R.A.) vefat etmiş diye. Birden Üstad başımın ucunda belirdi, ne ağlıyorsun dedi. Kendimi ailece bir bahçenin kenarında buldum, etrafı çalılı.Kapısı ise iki tarafı çatal ağaç var , çatalların üzerinde sırıkla kapı yapılmış. Çocuklarım o bahçenin dış bölgesinde koşturuyorlar. Gökhan KONUK isminde bir öğretmen arkadaş var. O Yanımıza geliyor, çocuklar gürültü etmesin, Üstad rahatsız olur diyor. Nazarım bahçeye çevriliyor. Üstad bir ağacın tepesinde bağdaş kurmuş oturuyor. Bize buyurun diyor, bizde çocuklarla üstadın üzerinde bulunduğu ağacın önünde bağdaş kurup oturuyoruz. Eşim biz girdikten sonra kendiside giriyor ve o sırıkla bahçe kapısını kapatıyor. Bunu da ALLAHU TEALA hayra inkılap etsin. İNŞAALLAH

No ResponsesŞubat 3rd, 2015

EMNİYETTE YIKILAN GÜVEN DUYGUSU

EMNİYETTE YIKILAN GÜVEN DUYGUSU - Sesli Dinle-

            İtham etmek ve de yıpratmak için asla söylemiyorum.

            Yıllardır emniyetin en güvenilir bir kurum olduğunu hatta ordudaki güvenin önüne geçtiğini dile getirdim.

            Ancak paralel yapının deşifre edilmesinden sonra,emniyette yapılan dinleme faaliyetleriyle başlayan süreçte emniyete mesafeli durulmaktadır.

            Emniyet şu anda eski güvenini kaybetmiştir.

            Bu umumu zan altında bulundurmasa da,içeride bir ağ tarafından sızdırılacağı korkusu herkesi ve herkesimi geri adım atmaya ve emniyete destek olmada on kere düşünmeye sevk etmektedir.

            Değerli ve güvenilir bir dostum bana önemli bir ihbarda bulundu.Bunu emniyet müdürlüğüne söylemesini söyledim.

            Aman dedi…

            Tamam dedim.Ben sorayım,size dönerim dedim.

            Ulaşamadım…Bulamadım ve olumlu haberle dönemedim.

            Tekrar işin merkezine gidip söylemesini söylediğimde,daha önceden ağzının yandığını,bu konuda tereddütlerinin olduğunu söyledi.

            Ben de kendisine hak verdim..Israr etmedim…Aramaya devam edeceğini söyledi…

            Üzüldüm ancak bu bir vakıa idi…Göz ardı edilmekle ortadan kalkacak bir şey de değildi.

            Paralel yapının zedelediği askere olan güven,bu gün de aynısı emniyette vuku bulmaktadır.

            Ancak yine tekrar söylemeliyim ki;bu umumunu zan altında bırakmaz.

            Bu aslında bir feryattır.Emniyetin tekrar aynı güveni kazanmasını sağlamak için bir katkı amaçlıdır.

            Emniyet bunu mutlaka biliyordur.

            Önceden rast gele bir kimseye giderek ihbarda bulunabilecekler,şimdilerde gideceği bir kişinin olup olmadığını elli kere düşünüyor,elli yere soruyor.

            Bu büyük bir kayıptır.

            Emniyetin silkelenmesi,çürükleri silkeleyerek,silik paraların dökülmesi gerekir,eski güveni kazanmak için.

            Bu da hızla yapılmalıdır.Devlet boşluk kabul etmez.

            Onlarca emniyet müdürünün görevden alınması,yüzlerce polisin sorgulanması, onlarca polisin görevden el çektirilmesi önemsiz ve boş bir şey değildir.

            Onca yapılan ses kayıtları haklı olarak vatandaşı tedirgin etmez mi?

            Vatandaş artık güven problemini çözmek için kime gönül rahatlığıyla gidip ifadede bulunabilecek?

            Yiyeceğinizin bozulmaması için tutar tuz kullanırsınız,ya tuz bozulursa ne kullanırsınız.

            Bir zamanlar hukukta hakimin karşısına güvenle çıkamayıp,tedirgin olanlar,bu günlerde aynı tedirginliği emniyette yaşamaktadırlar.

            En güvenilen kurum olan emniyet,en çok düşünülen yer olmasın!!!

            Bir kıssa: “BİZ SENİ UYANIK BİLİRDİK…”

 İstanbul’da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, padişahın huzuruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın : Evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikayette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni: -Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın : Padişahım! Kusura bakma, biz seni uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk der. Bu cevap üzerine Kanuni utanarak : -Haklısınız diyerek, kadının çalınan mallarının bedelini kendi malından öder. 

 

MEHMET ÖZÇELİK

01-02-2015

           

No ResponsesŞubat 3rd, 2015

PARALEL YAPI VE….

PARALEL YAPI VE–….

No ResponsesŞubat 2nd, 2015

SAĞLI SOLLU

SAĞLI SOLLU- Sesli Dinle --

Hayırlı işin çok muzır manileri olurmuş.İslâm bugün hem içten ve hem de dıştan muzır manilerle çevrelenmiş durumdadır.

*İslam tarihi akışı içerisinde kendi bünyesine uygun olmayanları,bünyesinden ata ata zamanımıza kadar gelmiştir.

Aslında İslam bünyesi içerisinde çıkmış olan menfi,olumsuz,reddedilmiş olan akım,hizib,cemaat ve düşünceler,İslam bünyesinin kabul etmeyip dışa attığı akımlardır.İslam dışıdırlar.Bünye uyuşmazlığından dolayı onlar artık bünyeden ve islamdan kabul edilemez ve en önemli olarak da onlar islamdan kabul edilemezler.

Tıpkı organ bekleyen insanlara verilen organların uyumsuzluktan dolayı o organı kabul etmemesiyle beraber,bünyenin önce kabul etmemesi,sonrada reddetmesiyle bünye dışına atılmaktadır.

İslamiyet zamanımıza kadar sağlıklı olarak gelmiş,bünyesine uygun olmayanları da bünye dışına atmıştır.

Bunda bir noksanlık değil,kemal ve kendisini koruma faktöründen kaynaklanır.

İslamiyet kendi kendini korumakta,istikametini devam ettirmektedir.

Ve kendisini o istikamet içerisinde çekirdek kadro ile beraber devam ettirmektedir.

Bu organ uyuşmazlığının en bariz örneği inançta sapık bir mezheb olan Mutezile gibidir.

Emeviler döneminde Hasan-ı Basri talebelerinden olan Vâsıl b. Ata’nın ders halkasından ayrılarak ayrı bir ekol oluşturması ve aklı ön plana çıkaran itikattaki ehli sünnete aykırı düşüncelerinden dolayı hocası tarafından; “İ’tezele annâ Vasıl” yani Vasıl bizden ayrıldı manasına,başta beş temel konuda ayrılmayla başlamıştır.

İslamdan ayrılan her yanlış görüş bu manada mutezilidir.

İslam fıtrat dinidir.

Fıtrat fıtri olmayanı reddeder,atar.

*Eskiden meşhur olma isteyen bir kısım kesim caminin duvarına bevlediyor ve bu durum genelde hariçten oluyordu.

Bu gün ise caminin içinde görünenler caminin içine bevletmeye çalışmaktadır.Hem de hariçtekilerle ortaklaşarak ve hem de Kur’an siper edilerek…

Ve de lanetle anılsalar bile.Tam bir şeytani duygu…

 

*Toplum hem doğudan hem de batıdan,hem sağdan hem de soldan,hem Avrupa-dan hem de irandan ve Ortadoğu-dan akıtılan kirli sularla bulandırılmakta ve toplum kirletilmektedir.

Şeytan sadece soldan gelmemekte,sağdan da gelmektedir.

Toplum ve düşüncesi sürekli kirletilmeye en azından bulandırılmaya çalışılmaktadır.

Toplum bu zihniyet hakimiyetiyle ele geçirilmeye çalışılmaktadır.

*Bir asırdır İslam dünyasını dolduran batı,bugün onları dolduruşa getiriyor.Tek tek patlatmaya başlıyor.

Türkiye-de de bir müddet desteklenip beslenenler,piyon olarak kullanılnaktadır.

Aynı el ve uzantısı,içi ve dışı karıştırıyor.

*” 1984 yılından beri “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası”nın başkanlığını yapan Kardinal Francis Arinze ise, geçmişten bugüne gelinen noktayı anlatırken bunun Kilisenin bir misyonu olduğunu ifade etmektedir:

“Papa VI. Paul’ün vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinlerarası diyalog, Kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir” [1]

-Türkiye-nin sağdan da soldan da çatlakları ve çatlaklıkları gayet çok.Bunları bir araya getirecek bir tutkala ihtiyaç var.Bunları birbirini anlayan mozaik olarak tutacak bir değerler bağına muhtacız.

Türkiye-yi artık eskisi gibi kontrol edemeyen abd-israil ve İngiltere,bu sefer paralel yapıyla kontrol etmeye çalıştı.

Ancak oda neticesiz kaldı.

Ya sıradaki?

-Paralel yapı İslam ülkelerine cıa-nın atlama taşı oldu.

Yapı ise maalesef bunu kabul etti,içine sindirdi.

Tıpkı Üsame bin Ladin gibi.İslama vurma aracı.

-Usame bin Ladin aslında 2005 yılında ölmüştü,hastalıktan.Ancak abd bunu İslam dünyasına kullanmak amacıyla gizlediler.

Mit ajanı Kozinoğlu bunu ifşa etmişti.

-Dün olduğu gibi,bugün de islama siyaset yoluyla darbe vurulmaya çalışılmaktadır.

Cemaat hizmeti bırakıp paralel hizmete siyaset yoluyla girince,Avrupa siyaset yoluyla islamiyete darbe vurmaya devam etti.

-Gülen hizmet ettiğinden dolayı aranıp kınanmamaktadır.Belki hezimete sebeb olduğu için tenkid edilmektedir.

-Şimdilerde de Gülen-in iadesi ile memleketin birliği bozulmaya çalışılıyor.

Gülen iade edilirse,Türkiye bir de onunla mı anlaşma ve konuşma yoluna gidecek?Geri adım atmama uğruna…

-Siyaset mi kirli yoksa siyaset, kirleri çıkaran bir özelliğe mi sahiptir?

Ona giren en temiz insan bile kirleniyor?

Öyle zannediyorum ki siyaset; sahibinin içindeki kirleri ortaya çıkarıyor…

**********************  

*Sol kendini sorguluyor mu ne?

Sol Yunanistan-daki sol partinin başarısına tutunup,teselli bulmakta!

Kuyruktan çıkan Türkiye solu,Yunanistan kuyruğuna girdi.

Yoluna değil…

Türkiye solu kısır sol…Din düşmanlığı ve sefahet üzerine bina edilen sol…

Sol maddede de manada da yok.

Sol 1970-lerde okuyor,kendini bir kısım ve kesimle de olsa kendisini yetiştiriyordu.

Bugün sol okumuyor.

Sol üreten değil tüketendir.

Şaibeli insanların çok rahat barındığı liman…

Bizden bir şey olmaz noktasına gelen sol,olur mu ne,safhasına gelmiştir.

Temenni ederiz ki sol kendini sorgulamayla kalmasın,değiştirsin,toplumu anlasın..Toplumu ve değerlerini reddetmesin…

*Bir de solcu geçinen aydınlar…

Bizdeki aydınlar,istikameti koruyamayan aydınlardır.

Alkışlandıkça zıvanadan çıkmakta,istikameti kaybetmektedir.

Daha geniş çevrelerden alkış almak amacıyla taviz vermekte,istikameti kaybetmektedirler.Bu da onların güvenilirliğini zedelemektedir.

30 yılda kazandıklarını bir demeçle,bir çıkış yaparak bitirmektedirler.

-Bizdeki sol,ihtilal ve darbe soludur.

Yapan değil yıkan sol.

Tıpkı ittihat ve terakki gibi.Kirli insanların birlik ve yükselişi.

*”İlk başta bir ihtilal cemiyeti olarak teşekkül eden İttihat ve Terakki,mevcut iktidarı devirmek dışında, pek fikir birliği olmayan kişiler tarafından kurulmuştu.            Dolayısıyla bir müddet sonra bu kişiler arasında görüş ayrılıklarının çıkması gayet tabiiydi. Nitekim, İttihat ve Terakki’den ayrılan mebuslarca kurulan Mutedil Hürriyetperveran ve Ahali Fırkaları bunun en bariz misalleriydi.Ancak,sözü edilen fırkalar, cemiyet-fırka dışı oluşumlar olarak faaliyetlerine devam ederken, 1911 yılı ortalarında ortaya çıkan Hizb-i Cedid (Yeni Grup) hareketi İttihat ve Terakki’nin kendi bünyesinden çıkmış ve neredeyse İttihat Terakki’yi bölünme noktasına getirmişti ”[2]

-*Said Halim Paşa 1. Dünya savaşına girmemize sebeb olması sebebiyle Divanı Harbi Örfi’de yargılanır.Sebeb olarak;

“Şartlar gereği ittifakı olduğumuz Almanya’nın, Osmanlı’yı sürekli savaşa sürüklemek arzusunda olduğunu, bu sebeple kendisinin tehdit edildiğini, bu tehditlere rağmen zorluklarla uzun süre tarafsızlığı koruyabildiğini ancak bir oldu bittiyle GOBEN ve BRESLAU’ın Çanakkale Boğazını geçtiklerini, hiçbir şekilde bundan haberdar olmadığını hatta gerekli açıklamayı itilaf devletlerine yaptığını bildirmektedir. Oldu bittilerin arkası kesilmeyince Halim Paşa, “Ben sorumlu olduğum bu ülkede üç aydan beri nasıl bir siyaset izlediğim belliyken, mesele artık böyle bir şekil aldığından duramadım, hemen istifa ettim.” der.”

…Sorgulamanın devamında, “Osmanlı sadece Rus ordusuyla değil itilaf devletlerinin iş birlikçi Ermenileri kışkırtmasıyla hem ermeni örgütleriyle hem de Ermeni çeteleriyle mücadele ediyordu. Bu mücadelede ordumuz iki ateş arasında kaldığından askeri makamlarca önerilen Meclisi Mebusanca da kabul edilen kanun maddesi, ordu komutanlarına gerektiğinde halkı teker teker veya toplu göç ettirme yetkisi veriyordu. Devletin, ordunun güvenliği söz konusu olunca böyle bir önlem kaçınılmazdı. Hükümet sadece gerekli olanı yaptı, görevini yerine getirdi.” açıklamasında bulunur.

.. Bu yargılamadan geçen Sait Halim Paşa da Avrupa’da yaşayan öteki İttihat Terakki ileri gelenleri gibi Ermenilerce öldürüldü.

 *Türkiye bazen Chp,bazen Hdp,bazen Kobani,Bazen Suriye,Irak,Işid bahanesiyle Mısır veya Suriye yapılmak isteniyor.Oraya doğru sevkediliyor.

Tıpkı K.Kılıçdaroğlu-nun Suriyedeki pkk-nın devamı olan Pyd-ye terör örgütü diyememesi gibi…

Esed-e destek gösterisinde bulunmaları gibi…

*İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın‘ın cep telefonu çaldı. Telefondaki ses tanıdıktı. Doğrudan konuya girdi. “Yarın sabah Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı tarihe karışacak. Yargı ve polis gerekli hazırlıkları yaptı. Telefonunu kapat ve kaybol.” Duydukları karşısında şoke olan Çapkın “Çıldırdınız mı siz? Söylediklerinizi yapacağımı nasıl düşünürsünüz” dedi ve hiddetle ekledi: “Türkiye Cumhuriyeti bir devlet terbiyesiyle yönetilir…” Telefonun ucundaki ses Çapkın’ın hiddetine rağmen sakin bir ses tonuyla, Emniyet Müdürü’ne şu tehditleri savurdu: “Sayın Çapkın ailenden birinin, kimlerle neler yaşadığını sen de biliyorsundur. Bu bilgi ve görüntüler bizim elimizde de mevcut. Sen dirensen de direnmesen de bu operasyon olacak. Türkiye’de bir devrin suçlularından biri olarak cezalandırılıp insan içine çıkamayacak hale gelmek istemiyorsan bugün mesai saatinden sonra telefonunu kapat ve ortadan kaybol!”[3]

-*Mhp-lileri sokağa dökemeyenler,yoksa paralel yapıyı mı dökmeye,dökme alıştırmalarına çalışıyorlar.

*Vural Savaş’ı hatırlıyorsunuz meşhur savcı. ‘Biz Tayyip’in önünü kesmek için elimizden ne geliyorsa yaptık ama olmadı.’[4]

*Türkiye bir asırdır pisliğe çekiliyor.

Kılavuzu karga olanın,burnu pislikten çıkmaz.

*”SORU: İslâm bu düşüşü niye engelleyemedi?

CEMİL MERİÇ: Bugün bütün muarızlarımız aynı teraneyi söylüyor. Niye bir mukavemet kalesi kuramadı İslâmiyet?Mağlubiyetler devam edecekse neden İslâm’a sarılalım. İnsan, dini kendi kabiliyeti ölçüsünde kavrayabilir. Ummandan bir maşrapalık su alabilirsiniz, idrâkiniz birmaşrapalıksa.Hakikatler kendi kendilerini tefsir edemezler. Ulemâ gelişen insanlığın macerasınakayıtsız gözlerle bakmaya başlamıştı.Dünyaya açılmayan bir ulemâ yıkılmaya mahkûmdur. Biz ilmin, tekniğin, zaferlerine bigâne kalmıştık. İslâmiyet’i yeniden anlamak, bütün dünyayı anlamakla kaabildir. “LaFoi du charbonnier” (Kömürcünün imanı) birkaç ilm-i hâlden ibarettir. İtham edilecek İslâmiyet değil, ulemâdır.”

MEHMET ÖZÇELİK

30-01-2015

 

 [1] Bulletin, 59/XX – 2, 1985, 124.

[2] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, !ll, İstanbuL, 1989, s. 215.

[3] http://www.sabah.com.tr/gundem/2014/12/22/emniyet-muduru-17-saat-kayboldu

http://www.akhaber.com/ak-parti/haber-6795967/

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/217744.aspx

http://www.internethaber.com/17-araliktan-bir-gun-once-bakin-neler-yasanmis-16385y.htm

16 ARALIK 2013

[4] http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1253435-derin-devletin-kopekleri-beni-arayip

 

No ResponsesŞubat 1st, 2015